PDF İndir - - Sebt Günü Çalışma Kitapçığı – 4.çeyrek 2017 – Yalnızca İman Yoluyla Kurtuluş: Romalılar Kitapçığı

Kutsal Kitap Çevirileri Tablosu


Bu çalışma rehberinde, 2017 Yılı Dördüncü Çeyreği için izinle kullanılan Kutsal Kitap alıntıları, aşağıdaki gibidir:


(Aksi belirtilmedikçe tüm alıntılar Yeni Çeviri’den yapılmıştır.)


YÇ. Yeni Çeviri: Kutsal Kitap: Eski ve Yeni Antlaşma (Tevrat, Zebur, İncil). Eski Antlaşma ©2001, 2009 Kitabı Mukaddes Şirketi; Yeni Antlaşma ©1987, 1994, 2001, 2009 Yeni Yaşam Yayınları. Bütün Hakları Saklıdır.


  1. Kitabı Mukaddes: Kitabı Mukaddes, Eski ve Yeni Ahit (Tevrat ve İncil): İbrani, Kildani ve Yunani dillerinden son tashih edilmiş tercümedir. ©1941 Kitabı Mukaddes Şirketi.

COSMADES. Thomas Cosmades: İncil (Sevinç Getirici Haber) - İncil’in Yunanca Aslından Çağdaş Türkçe’ye Çevirisi. ©2010 Kutsal Söz Yayınları.


CANDEMİR. Bünyamin Candemir: Kutsal İncil ©2003 Lütuf Yayıncılık, ©2013 Gerçeğe Doğru Kitapları.


© 2017 Yedinci Gün Adventistleri Genel Konferansı®. Her hakkı saklıdır. Yetişkinler İçin Sebt Okulu Çalışma Kitapçığı (Standart Versiyon)’un hiçbir bölümü, Yedinci Gün Adventistleri Genel Konferansı®’nın yazılı izni olmadan hiçbir kişi ya da kurum tarafından düzenlenemez, değiştirilemez, uyarlanamaz, tercüme edilemez, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Yedinci Gün Adventistleri Genel Konferansı®’nın bölüm ofisleri, belirli ilkelere göre, Yetişkinler İçin Sebt Okulu Çalışma Kitapçığı’nın tercüme ettirilmesine yetkilidirler. Bu tercümelerin telif ve yayın hakları Genel Konferans’ta kalacaktır. “Yedinci Gün Adventist,” “Adventist” ifadeleri ve alevli logo Yedinci Gün Adventistleri Genel Konferansı®’nın tescilli markalarıdır ve Genel Konferans’ın izni olmadan kullanılamazlar.


Bu kitapçık Yedinci Gün Adventistleri Genel Konferansı® Yetişkinler İçin Sebt Okulu Çalışma Kitapçığı Ofisi tarafından hazırlanmıştır. Bu kitapçığın hazırlanması, Genel Konferans Yönetim Komisyonu (ADCOM)’un bir alt komisyonu olan Sebt Okulu Yayın Kurulu’nun yönetimi altında olmuştur. Yayınlanan bu kitapçık dünya çapında bir değerlendirme kurulunun katkılarını ve Sebt Okulu Yayın Kurulu’nun onayını yansıtmakta olup, sadece veya mutlaka yazarın (veya yazarların) görüşleriyle sınırlı değildir.


İstek Adresi Web: www.menapa.com | E–mail: info@menapa.com


1 Elçi Pavlus Roma’da — 30 Eylül–6 Ekim 4


2 Anlaşmazlık — 7–13 Ekim 11


3 İnsanın Durumu — 14–20 Ekim 18


4 İmanla Aklanma — 21–27 Ekim 25


5 İbrahim’in İmanı— 28 Ekim–3 Kasım 32


6 Adem ve İsa—4–10 Kasım 39


7 Günahı Yenmek—11–17 Kasım 46


8 Romalılar 7. Bölümün Kahramanı Kim?—18–24 Kasım 53


9 Mahkûmiyet Yok—25 Kasım–1 Aralık 60


10 Vaadin Çocukları—2–8 Aralık 67


11 Seçilmişler—9–15 Aralık 74


12 Kötülüğü İyilikle Yenmek—16–22 Aralık 81


13 Hristiyan Yaşamı—23–29 Aralık 88


Editör Ofisi 12501 Old Columbia Pike, Silver Spring, MD 20904


Web sayfamızı ziyaret edin: http://www.menapa.com


Yazar


Yetişkinler İçin Kutsal Kitap Çalışma Rehberi Personeli


Editör (English)


Clifford R. Goldstein


Kapak ve Sayfa Tasarımı


Lars Justinen


Sayfa Tasarım


Marisa Ferreira


Çeviri


Şahin Kama


Redaksiyon


Bilek Güler


İçindekiler


Beş yüz yıl önce bu ay, 33 yaşındaki ilahiyat profesörü Martin Luther 95 Tezi’ni açıkladı. Her ne kadar başlangıçta Luther’in tek amacı kendi cemaatini cennetten tapu satarak sömüren şarlatan bir papayı haksız çıkarmak olsa da, başkaldırısı Protestan Reformu’nu tutuşturan kıvılcım oldu ve o günden beri dünya bir daha eskisi gibi olmadı.


Beş yüz yıl önce bu ay, 33 yaşındaki ilahiyat profesörü Martin Luther 95 Tezi’ni açıkladı. Her ne kadar başlangıçta Luther’in tek amacı kendi cemaatini cennetten tapu satarak sömüren şarlatan bir papayı haksız çıkarmak olsa da, başkaldırısı Protestan Reformu’nu tutuşturan kıvılcım oldu ve o günden beri dünya bir daha eskisi gibi olmadı.


Tabi ki 1517 yılındaki o günden bugüne birçok şey değişti. Fakat Allah’ın Sözü ve Söz’ün içinde yer alan, Luther’e Roma’ya kafa tutacak teolojik temeli veren ve yalnızca iman yoluyla kurtuluşa ilişkin harika mesajı milyonlara ulaştırmasını sağlayan gerçekler değişmedi.


Bu temelin odak noktası bu çeyrekteki konumuzu oluşturmaktadır: Romalılar kitapçığı. Luther Romalılar Şerhi adlı eserinde şöyle yazdı: “Bu Mektup Yeni Ahit’in başlıca kısmıdır ve Müjde’nin en saf halidir, her Hristiyanın sadece her kelimesini ezbere bilmesini gerektirecek kadar değil, her gün ruhunun gündelik ekmeği olarak kendini onunla meşgul edecek kadar değerlidir.”—Martin Luther, Commentary on Romans [Romalılar Şerhi], İngilizceye çeviren: J. Theodore Mueller (Grand Rapids, Mich.: Kregel Publications, 1976), s. 8.


Evet, Luther “yalnızca iman yoluyla aklanma” harika gerçeğini Romalılar kitapçığında bulmuştu. Bu adam, kurtuluş güvencesi konusunda sıkıntılıyken, sadece Romalılar’ın değil, sadece Yeni Ahit’in değil, fakat tüm Kutsal Kitap’ın harika gerçeğini burada keşfetti: “bize zamanın başlangıcından önce Mesih İsa’da bağışlanmış” (2Ti. 1:9) olan kurtuluş planı hakkındaki gerçeği. Bu gerçek, kurtuluşun yalnızca Mesih’in doğruluğunda bulunduğudur. Bu doğruluk iman aracılığıyla bize sayılan, yasayı tutmaktan ayrı olarak bize bahşedilen bir doğruluktur. Ya da Pavlus’un Romalılar’da açıkça ifade ettiği gibi: “Çünkü insanın, Yasa’nın gereklerini yaparak değil, iman ederek aklandığı kanısındayız” (Rom. 3:28).


Luther de bu gerçeğe göre, dünyanın ve Roma hiyerarşisinin yönetimleriyle hükümranlıklarına meydan okuyarak, 1521 yılında Worms Kurultayı’nın huzuruna çıktı ve şöyle ilân etti: “Öğretilerimi geri alamam ve almayacağım, zira bir Hristiyanın vicdanına aykırı olarak konuşması tehlikelidir... Burada duruyorum, başka bir şey yapamam.”—J. H. Mede D’Aubigné D. D., History of the Reformation [Reform Tarihi], İngilizceye çeviren: H. White (New York: American Tract Society, 1848), s. 249.


Bugün imanlı Protestanlar da Kutsal Kitap’a dayanmayan geleneklere ve doğmalara karşı Allah’ın Sözü’nde ısrar etmekten başka bir şey yapamazlar.


Şüphesiz, Hristiyanlık Luther’den beri Müjdeyi tahrif etmekle kalmayıp gasp da etmiş olan yüzyılların batıl inançlarından ve sahte öğretilerinden kendisini kurtararak büyük bir ilerleme kaydetti.


Fakat Reform uzun yıllar boyunca durdu. Bazı yerlerde sürecin yerini soğuk bir şekilcilik aldı, başka yerlerde ise insanlar Roma’ya geri döndüler. Şimdiyse, ekümenizm (evrenselcilik) ve çoğulculuk çağında, Reform’u harekete geçiren birçok ayırıcı gerçeğin üzeri, günümüzde de Luther’in zamanında olduğundan daha fazla çözülmemiş olan temel farkları gizlemeye çalışan anlamsal aldatmacaların yaylım ateşi altında örtülerek, bulanık hale getirildi. Daniel 7:23–25 ve 8:9–12 ayetlerindeki ve Vahiy 13. ve 14. bölümlerdeki peygamberlik sözleri, ayrıca Romalılar’da bulunan imanla kurtuluşun harika haberi, Kutsal Kitap’a sadık olanların Protestan atalarımızın hayatları pahasına savunduğu doğrulara neden sıkı sıkıya bağlı kalmaları gerektiğini ortaya koymaktadır.


Biz Yedinci Gün Adventistleriyiz ve sola scriptura, yani yalnızca Kutsal Yazılar ilkesine dayanıyoruz; bu yüzden Hristiyanları Roma’ya ve Reform öncesi inanca geri çekme amaçlı tüm girişimleri kesinlikle reddediyoruz. Aksine, Kutsal Yazı bize karşıt yönü gösteriyor (Va. 18:4), biz de “sonsuza dek kalıcı olan Müjde’yi” (Va. 14:6) dünyaya duyurarak bu yönde ilerliyoruz; bu 500 yıl önce Luther’e ilham vermiş olan aynı sonsuza dek kalıcı müjdedir.


İşte Buradayız:

Luther’in Romalılar Yorumu


*30 Eylül–6 Kasım


Elçi Pavlus Roma’da




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Rom. 15:20–27, Elç. 28:17–31, Flp. 1:12, Rom. 1:7, Efesliler 1, Rom. 15:14.


HATIRLAMA METNİ: “İlkin hepiniz için İsa Mesih aracılığıyla Tanrım’a şükrediyorum. Çünkü imanınız bütün dünyada duyuruluyor” (Romalılar 1:8).


Romalılar kitapçığını çalışan bir öğrencinin, bu kitapçığın tarihsel arka planını anlaması önemlidir. Allah’ın Sözü’nü anlamaya çalışırken bağlam her zaman çok önemlidir. Ele alınan konuları bilmeli ve anlamalıyız. Pavlus belirli bir zamandaki belirli bir grup Hristiyan’a, belirli bir sebeple yazıyordu; bu sebebi mümkün olduğunca bilmek çalışmamıza oldukça faydalı olacaktır.


Öyleyse, haydi zamanda geriye gidelim. Kendimizi birinci yüzyıldaki Roma’ya taşıyalım, oradaki topluluğun üyeleri olalım, sonra da birinci yüzyıl kilisesinin üyeleri gibi Pavlus’u ve Kutsal Ruh’un Roma’daki imanlılara iletmesi için ona verdiği sözleri dinleyelim.


Pavlus’un ele aldığı güncel konular her ne kadar yerel olsa da, bunların arkasındaki ilkeler (bu durumda, Kişi nasıl kurtulur? sorusu) evrenseldir. Evet, Pavlus belirli bir grup insana konuşuyordu; ve bu mektubu yazarken aklında belirli bir konu vardı. Fakat bildiğimiz üzere, yüzyıllar sonra tümüyle farklı bir zamanda ve bağlamda, bu sözler Pavlus’un onları ilk yazdığı zaman kendisi için olduğu kadar, Martin Luther için de geçerliydiler. Bugün bizim için de geçerlidirler.


*7 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

1 Ekim


Elçi Pavlus’un Mektubu


Romalılar 16:1 ve 2 ayetleri, Pavlus’un Romalılara muhtemelen Korint’e yakın bir Yunan şehri olan Kenhere’den yazdığını gösteriyor. Pavlus’un büyük bir şehir olan Korint’te oturan Fibi’den bahsetmesi, Korint’i Romalılara mektubun muhtemel arka planı olarak belirliyor.


Yeni Ahit mektuplarının yazıldığı şehirlerin tespit edilmesinin bir amacı da yazılış tarihini belirlemektir. Pavlus çok fazla seyahat ettiği için, belirli bir zamanda bulunduğu yeri bilmek bize tarihle ilgili bir ipucu veriyor.


Pavlus Korint şehrindeki kiliseyi MS 49–52 yıllarındaki ikinci müjdeleme seyahatinde kurmuştu (bkz. Elç. 18:1–18). MS 53–58 yılları arasındaki üçüncü seyahatinde Yunanistan’ı tekrar ziyaret etti (Elç. 20:2, 3) ve seyahatinin sonuna yakın Yeruşalim’deki kutsallar için bağış topladı (Rom. 15:25, 26). Dolayısıyla Romalılara Mektup muhtemelen MS 58 yılının ilk aylarında yazılmıştı.


Pavlus üçüncü müjdeleme seyahatinde başka hangi önemli kiliseleri ziyaret etti? Elçilerin İşleri 18:23.


Pavlus Galatya’daki kiliseleri ziyareti sırasında, yokluğunda sahte öğretmenlerin üyeleri sünnet olmaya ve Musa’nın yasasının diğer kaidelerini tutmaya ikna ettiklerini öğrendi. Muhaliflerinin kendisinden önce Roma’ya varmasından korkan Pavlus, aynı trajedinin Roma’da da yaşanmasının önüne geçmek için bir mektup (Romalılar) yazdı. İnanışa göre Galatyalılara Mektup da Pavlus’un üçüncü müjdeleme seyahatinde üç ay boyunca kaldığı Korint şehrinde, muhtemelen varışından hemen sonra yazılmıştı.


“Pavlus Romalılara mektubunda müjdenin önemli ilkelerini ortaya koydu. Yahudilerin ve Uluslardan olanların kiliselerini kışkırtan sorular hakkında kendi görüşünü belirtti ve bir zamanlar bilhassa Yahudilere ait olan umutların ve vaatlerin şimdi Uluslara da sunulmakta olduğunu gösterdi.”—Ellen G. White, Elçilerin İşleri, s. 343.


Söylediğimiz gibi, Kutsal Kitap’taki herhangi bir kitapçığı çalışırken onun neden yazıldığını, yani hangi durumu ele aldığını bilmek önemlidir. Bu nedenle, Romalılara Mektup’u anlayabilmemiz için Yahudilerin ve Uluslardan olanların kiliselerini çalkalayan soruların neler olduğunu bilmemiz önemlidir. Gelecek haftanın dersi bu soruları ele alacak.


Şu anda senin kiliseni ne tür meseleler çalkalıyor? Tehditler daha çok içeriden mi, yoksa dışarıdan mı? Bu tartışmalarda sen hangi rolü oynuyorsun? Karşılaştığın sorunlarda ne kadar sıklıkla rolünü, konumunu ve tavırlarını sorgulamayı kestin? Bu tür bir kendi kendini yoklama neden çok önemlidir?


PAZAR


2 Ekim


Pavlus’un Roma’yı Ziyaret Etme Arzusu


Şüphesiz, bir çok durumda kişisel temas en iyi iletişim yoludur. Telefonla arayabiliriz, e-posta gönderebiliriz, kısa mesaj atabiliriz, hatta Skype yoluyla konuşabiliriz, fakat en iyi iletişim kurma yolu yüz yüze, bizzat görüşmektir. İşte bu yüzden Pavlus Romalılara mektubunda onlarla bizzat görüşmek istediğini bildirdi. Kendisinin gelmekte olduğunu ve bunun nedenini bilmelerini istedi.


Romalılar 15:20–27 ayetlerini oku. Pavlus Roma’yı daha önce ziyaret etmeyişi için hangi nedenleri gösteriyor? Gelmeye karar verdiğinde bunu sağlayan neydi? Düşünme tarzında müjdeleme ne kadar merkezî bir önemdeydi? Pavlus’un buradaki sözlerinden müjdeleme ve tanıklık hakkında ne öğrenebiliriz? Romalılar 15:27 ayetinde Pavlus Yahudiler ve Uluslar hakkında hangi ilginç (ve önemli) noktayı vurguluyor?


Uluslara gönderilen büyük müjdeci kendisini sürekli olarak müjdeyi yeni bölgelere götürme zorunluluğunda hissediyor, müjdenin yayıldığı bölgelerde çalışmak üzere başkalarını bırakıyordu. Hristiyanlığın yeni ve işçilerin az olduğu o günlerde, daha önce girilmiş bölgelerde çalışmak Pavlus için değerli müjdecilik işgücünü heba etmek olurdu. “Bir başkasının attığı temel üzerine inşa etmemek için Müjde’yi Mesih’in adının duyulmadığı yerlerde yaymayı amaç edindim” dedi; böylece “duymamış olanlar anlayacaklar”dı (Rom. 15:20, 21).


Pavlus’un amacı Roma’ya yerleşmek değildi. Onun hedefi İspanya’da müjdeyi duyurmaktı. Bu teşebbüs için Roma’daki Hristiyanlardan destek almayı umuyordu.


Pavlus’un kurulu bir kiliseden yeni bölgelerde müjdeyi duyurmak için yardım istemesinden müjdeleme hizmetinin bütününe ilişkin hangi önemli ilkeyi çıkarabiliriz?


Romalılar 15:20–27 ayetlerini tekrar oku. Pavlus’un müjdeleme ve hizmet etme arzusunun ne kadar büyük olduğuna dikkat et. Seni ve hareketlerini teşvik eden nedir? Ne ölçüde bir hizmet ruhuna sahipsin?


PAZARTESI


3 Ekim


Pavlus Roma’da


“Roma’ya geldiğimiz zaman yüzbaşı tutukluları ordugâh komutanına teslim etti; ama Pavlus’a, kendisini göz altında tutan askerlerle birlikte yalnız başına kalmasına izin verildi” (Elç. 28:16, CANDEMİR). Bu ayet bize Pavlus’un sonunda Roma’ya nasıl vardığını söylüyor? Buradan, sık sık yolumuza çıkan beklenmeyen ve istenmeyen şeylere ilişkin ne gibi dersler çıkarabiliriz?


Evet, Pavlus tutuklu olarak da olsa, sonunda Roma’ya vardı. En iyi niyetle hazırlanmış planlarımız bile, sıklıkla beklediğimiz ve umut ettiğimiz gibi gerçekleşmiyor.


Pavlus üçüncü müjdeleme seyahatinin sonunda, Avrupa ve Anadolu’daki topluluklardan fakirler için topladığı bağışlarla Yeruşalim’e vardı. Fakat beklenmedik olaylar yolunu gözlüyordu. Tutuklanmış ve zincire vurulmuştu. Sezariye’de iki yıl tutuklu olarak kaldıktan sonra Sezar’a başvurdu. Tutuklandıktan yaklaşık üç yıl sonra Roma’ya vardı, fakat muhtemelen yıllar önce Roma kilisesine oradaki topluluğu ziyaret niyetini ilk yazdığı zaman amaçladığı şekilde değil.


Elçilerin İşleri 28:17–31 ayetleri Pavlus’un Roma’daki zamanı hakkında bize ne anlatıyor? Daha da önemlisi, bunlardan hangi dersi çıkarabiliriz?


“Sarayın dikkati Hristiyanlığa Pavlus’un vaazlarıyla değil, zincirleriyle çekildi. O, pek çok canı kendilerini günahın esaretinde tutan zincirlerden, kendisi bir tutsakken kurtardı. Hepsi bu da değildi. Şöyle beyan etti: ‘Kardeşlerin çoğu da zincire vuruluşumdan ötürü Rabb’e güvenerek Tanrı’nın sözünü korkusuzca söylemekte daha da cesur davranıyorlar.’ (Filipililer 1:14).”—Ellen G. White, Elçilerin İşleri, s. 429, 430.


Hayatında kaç defa sonunda iyilik çıkan beklenmeyen gelişmeler tecrübe ettin? (Bkz. Flp. 1:12.) Bu tecrübelerden, iyi sonuçlar getirmiyor gibi gözüken şeyler için Allah’a güvenme yönünde imanını nasıl güçlendirebilirsin yada güçlendirmelisin?


SALI


4 Ekim


Roma’daki “Kutsallar”


Pavlus Roma’daki kiliseyi şöyle selamlıyor: “Tanrı’nın Roma’da bulunan, kutsal olmaya çağrılan bütün sevdiklerine, Babamız Tanrı’dan ve Rab İsa Mesih’ten size lütuf ve esenlik olsun” (Rom. 1:7). Bu sözlerden gerçeğin, ilahiyatın ve imanın hangi ilkelerini çıkarabiliriz?


Tanrı’nın sevdikleri. Allah’ın dünyayı sevdiği doğru olsa da, özel bir anlamda Allah Kendisini seçenleri, O’nun sevgisine karşılık verenleri sever.


Bunu insanların dünyasında görürüz. Bizi sevenleri özel bir şekilde severiz; onlarla karşılıklı duygu alışverişimiz vardır. Sevgi karşılık talep eder. Karşılık olmadığında, sevginin en mükemmel ifadesi kısıtlanır.


Kutsal[lar] olmaya çağrılan. Bazı çevirilerde, Türkçe çeviride “olmaya” şeklinde çevrilen sözcüğü karşılayan ifadeler eğik yazıyla yazılır, bu da sözcüğü [ya da sözcükleri] çevirmenlerin eklediği anlamına gelir. Ancak bu sözcük anlamı bozmadan cümleden çıkarılabilir. Çıkarıldığında, geriye “kutsal çağrılanlar” ifadesi kalır; yani “kendilerine kutsallar denilenler.” [Örneğin, CANDEMİR çevirisine bakınız.]


Kutsallar, sözlük anlamıyla “kutsal kişiler” demek olan Grekçe hagioi sözcüğünün tercümesidir. Kutsal “adanmış” demektir. Kutsal kişi Allah tarafında “ayrılmış” birisidir. Bu kişinin kutsanma sürecinde hâlâ uzun bir yolu olabilir, fakat onu Kutsal Kitap’taki anlamıyla kutsal [kişi] yapan, onun Mesih’i Rab olarak seçmiş olmasıdır.


Pavlus okuyucularının “kutsal olmaya çağrıldıklarını” söylüyor. Bu bazı insanların çağrılmadığı anlamına mı gelir? Efesliler 1:4, İbraniler 2:9 ve 2. Petrus 3:9 ayetleri Pavlus’un ne demek istediğini anlamamıza nasıl yardımcı olmaktadır?


Müjdenin harika haberi Mesih’in ölümünün evrensel olmasıdır; tüm insanlar içindi. Daha dünyanın kuruluşundan önce, herkes O’nda kurtulmaya, “kutsallar olmaya” çağrılmıştı. Allah’ın başlangıçtaki amacı tüm insanlığın İsa’da kurtuluş bulmasıydı. Nihaî cehennem ateşi şeytan ve onun melekleri için hazırlanmıştı (Matta 25:41). Bazı insanların sunulandan faydalanmamaları bu armağanın harikalığından bir şey eksiltmiyor, tıpkı pazar yerinde açlık grevi yapan birinin orada bulunan harika nimetlerden bir şey eksiltmediği gibi.


Daha dünyanın kuruluşundan önce, Allah seni O’nda kurtuluşa sahip olman için çağırdı. Hiçbir şeyin, kesinlikle hiçbir şeyin seni bu çağrıya kulak vermekten alıkoymasına neden izin vermemelisin?


ÇARŞAMBA


5 Ekim


Roma’daki İmanlılar


“İlkin hepiniz için İsa Mesih aracılığıyla Tanrım’a şükrediyorum. Çünkü imanınız bütün dünyada duyuruluyor” (Romalılar 1:8).


Roma’daki topluluğun nasıl kurulduğu bilinmiyor. Kilisenin Petrus ya da Pavlus tarafından kurulduğu şeklindeki geleneksel inancın tarihsel temeli yoktur. Belki Yeruşalim’deki Pentikost Gününde iman edip (Elç. 2) daha sonra Roma’ya giden sıradan kişiler tarafından kurulmuştur. Belki de daha sonraki dönemlerde iman edip Roma’ya giden ve o zamanki dünyanın başkentinde kendi imanlarına tanıklıkta bulunanlar tarafından kurulmuştur.


Görünürde hiçbir elçinin ziyaret etmediği bir topluluğun, Pentikost’tan sadece yirmi–otuz yıl sonra bu kadar yaygınlıkla tanınması şaşırtıcı. “Gösterilen karşıtlığa rağmen, Mesih’in çarmığa gerilmesinden yirmi yıl sonra Roma’da diri ve azimli bir kilise vardı. Bu kilise güçlü ve gayretliydi, Rab de onun için çalışıyordu.”—Ellen G. White Yorumları, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 6, s. 1067.


“İman” sözcüğü burada muhtemelen bağlılığın daha geniş bir anlamını içeriyor; yani Mesih’te keşfetmiş oldukları yeni yaşam tarzına bağlılık.


Romalılar 15:14 ayetini oku. Pavlus Roma’daki kiliseyi nasıl tanımlıyor?


Pavlus’un Roma Hristiyanların yaşamlarında dikkate değer olarak seçtiği üç özellik şunlar:


  1. “İyilikle dolu.” İnsanlar bunu bizim yaşamlarımız hakkında söyleyebilir mi? Onlarla ilişkilerimizde, içimizdeki iyiliğin bolluğu dikkatlerini çekiyor mu?

  1. “Her bilgiyle donanmış.” Kutsal Kitap aydınlanmanın, haberdarlığın ve bilginin önemini tekrar tekrar vurguluyor. Hristiyanlar Kutsal Kitap’ı araştırmaya ve öğretilerine ilişkin geniş bilgi sahibi olmaya teşvik ediliyor. “‘Size yeni yürek vereceğim’ sözleri ‘Size yeni bir zihin vereceğim’ anlamına gelir. Kalbin değişimine her zaman Hristiyan sorumluluğuna dair net bir kanaat, gerçeğe ilişkin bir anlayış eşlik eder.”—Ellen G. White, My Life Today [Bugünkü Hayatım], s. 24.

  1. “Birbirinize öğüt verebilecek durumdasınız.” Hiç kimse imanlı kardeşlerinden soyutlanmış halde ruhsal olarak gelişemez. Başkalarını cesaretlendirebilmeli ve aynı zamanda başkaları tarafından cesaretlendirilebilir olmalıyız.

Senin yerel kilisen ne durumda? Nasıl bir itibara sahip? Ya da daha da önemlisi, hiç itibarı var mı? Yanıtın yerel kilisen hakkında sana ne söylüyor? Daha da önemlisi, gerekirse durumu iyileştirmeye nasıl yardımcı olabilirsin?


PERŞEMBE


6 Ekim


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, Testimonies for the Church [Kilise için Tanıklıklar], 5. cilt, 706. sayfadaki “The Mysteries of the Bible [Kutsal Kitap’ın Sırları]” ve Elçilerin İşleri kitabında 342–351. sayfalardaki “Yahudilere Kurtuluş” bölümlerini oku. Ayrıca The SDA Bible Dictionary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Sözlüğü]’nde 922. sayfayı ve The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], 6. ciltte 467. ve 468. sayfaları oku.


“İnsanlığın kurtuluşu, günah ortaya çıktıktan sonra olayların beklenmedik bir şekilde değişmesi nedeniyle gerekli hale gelen ilahî bir doğaçlamanın ya da sonradan akla gelen düşüncenin sonucu değildir. Aksine, insanın kurtuluşu için bu dünyanın kuruluşundan önce hazırlanmış olan ilahî bir plandan kaynaklanır (1Ko. 2:7; Ef. 1:3, 14; 2Se. 2:13, 14) ve kökü Allah’ın insanlığa karşı duyduğu sonsuz sevgiye dayanır (Yer. 31:3).


“Bu plan ezelî geçmişi, tarihsel bugünü ve ebedî geleceği kapsar. Allah’ın kutsal halkı olmak ve Mesih’e benzemek üzere seçilmiş ve önceden belirlenmiş olmak, kurtuluş ve bağışlanma, Mesih’te her şeyin birliği, Kutsal Ruh’la mühürlenmiş olmak, ebedî mirası almak ve yüceltilmek gibi hakikatleri ve bereketleri içerir (Ef. 1:3–14). Bu planın odak noktasında, ne tarihin bir kazası ne de sadece insanî bir kararın ürünü olan, fakat kökü Allah’ın kurtarma amacına dayanan, İsa’nın acıları ve ölümü vardır (Elç. 4:27, 28). İsa gerçekten ‘dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzu’ydu (Vahiy 13:8).”—The Handbook of Seventh-day Adventist Theology [Yedinci Gün Adventist İlahiyatı El Kitabı] (Hagerstown, Md.: Review and Herald Publishing®, 2000), s. 275, 276.


TARTIŞMA SORULARI:


Derste Protestan Reformu’nun anlamı hakkında konuşun. Şu soru hakkında özellikle düşünün: Olmasaydı dünyamız bugün ne kadar farklı olurdu?


Daha dünyanın kuruluşundan önce kurtuluşa sahip olmak için çağrılmış olduğumuz fikri üzerinde biraz daha düşünün. (ayrıca bkz. Titus 1:1, 2; 2Ti. 1:8, 9). Bunu neden çok cesaret verici bulmalıyız? Bu bize Allah’ın tüm insanlara karşı sevgisi hakkında ne söylüyor? Öyleyse, insanların büyük bir merhametle kendilerine sunulan şeylere sırt çevirmeleri neden bu kadar üzücü?


Perşembe gününün dersinin sonundaki soru hakkında düşün. Sınıfın gerekirse kilisenizin itibarını arttırmak için nasıl yardımcı olabilir?


CUMA


*7–13 Ekim


Anlaşmazlık




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: İbr. 8:6, Mat. 19:17, Va. 12:17, Lev. 23, Elç. 15:1–29, Gal. 1:1–12.


HATIRLAMA METNİ: “Kutsal Yasa Musa aracılığıyla verildi, ama lütuf ve gerçek İsa Mesih aracılığıyla geldi” (Yuhanna 1:17).


İlk kilise çoğunlukla Yahudilerden oluşuyordu ve onlar Yahudi Mesihi olan İsa’yı kabul ederken atalarının imanından ve Allah’ın Kendi halkına vermiş olduğu antlaşma vaatlerinden bir şekilde uzaklaştıklarını bir an bile düşünmediler. Haklı oldukları anlaşıldı. İlk Yahudi imanlılar için mesele, Yahudilerin İsa’yı kabul etmek için Hristiyan olmak zorunda olup olmamalarıydı. Pek çoğu için mesele, Uluslardan olanların Mesih’i kabul edebilmeleri için Yahudi olmak zorunda olup olmamalarıydı.


Kesin bir cevap ancak daha sonra, Yeruşalim kurulunda verildi. Uluslardan olanları yönetmelik ve yasalar kalabalığıyla sıkıntıya sokmamaya karar verdiler. Yani Uluslardan olanların İsa’yı kabul edebilmek için önce Yahudi olmalarına gerek yoktu.


Ne var ki, bu karara rağmen bazı öğretmenler Uluslardan olup imana ihtida edenlerin (yetişkinler için Hristiyanlığa katılmayı pek de cazip hale getirmeyen bir uygulama olan) sünnet dahil olmak üzere bu kuralları ve yasaları tutmaları gerektiği konusunda ısrar ederek, kiliselerin başını ağrıtmaya devam ediyorlardı. Yani bu kişiler, Uluslardan olanların antlaşma vaadine ortak olabilmeleri için İsrail vatandaşları için tutulması zorunlu görülen birçok kural ve yönetmeliğe uymak zorunda olduklarını düşünüyorlardı.


Bu sorunlar nelerdi ve nasıl çözümlenmeliydiler?


*14 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. DERS

8 Ekim


Daha İyi Bir Antlaşma


İbraniler 8:6 ayetini oku. Buradaki mesaj nedir? Bu “daha iyi vaatler”in neler olduğunu nasıl anlıyoruz?


Belki Eski Ahit ve Yeni Ahit dinleri arasındaki en büyük fark, Yeni Ahit döneminin Mesih’in, yani Nasıralı İsa’nın gelişiyle açılmış olmasıdır. O Allah tarafından Kurtarıcı olmak üzere gönderilmişti. İnsanlar O’nu görmezden gelerek kurtulmayı bekleyemezdi. Günahları ancak O’nun sağladığı kefaretle affedilebilirdi. Ancak O’nun mükemmel yaşamını üstlerine alarak Allah’ın önünde mahkûm edilmeden durabilirlerdi. Başka bir deyişle, kurtuluş başka hiçbir şeyle değil, yalnızca İsa’nın doğruluğu ileydi.


Eski Ahit kutsalları, Mesih’in çağının ve kurtuluş vaadinin bereketlerini özlemle beklediler. Yeni Ahit zamanında insanların karşılaştığı soru şuydu: Allah’ın Mesih olarak göndermiş olduğu Nasıralı İsa’yı kendi Kurtarıcıları olarak kabul etmeli miydiler? O’na inanırlarsa (yani O’nu gerçekten olduğu Kişi olarak kabul edip kendilerini O’na adarlarsa) O’nun kendilerine bedelsiz olarak sunduğu doğruluk aracılığıyla kurtulacaklardı.


Bu arada, ahlâki yasaların temeli Allah’ın ve Mesih’in karakterinde olduğundan, bunlar Yeni Ahit’te değişmeden kalmışlardır. Allah’ın ahlâki yasasına itaat Eski Ahit’in olduğu kadar Yeni Ahit’in de bir parçasıdır.


Matta 19:17; Vahiy 12:17; 14:12; ve Yakup 2:10, 11 ayetlerini oku. Bu ayetler Yeni Ahit’teki ahlâki yasa hakkında bize ne söylüyorlar?


Aynı zamanda, belirgin bir şekilde İsraillilere ait ve belirgin bir şekilde Eski Antlaşma’ya bağlı olan, tümü İsa’ya, O’nun ölümüne ve Başrahip olarak hizmetine işaret eden tüm ritüel ve törensel yasalar sona ermiş ve “daha iyi vaatler”e dayanan yeni bir düzen başlatılmıştı.


Pavlus’un Romalılar kitapçığındaki başlıca hedeflerinden biri, Yahudilikten Hristiyanlığa geçişin neler içerdiğini hem Yahudilerin hem de Uluslardan olanların anlamalarına yardımcı olmaktı. Geçiş yapmak zaman alacaktı. İsa’yı kabul etmiş olan birçok Yahudi gelmekte olan büyük değişiklikler için hâlâ hazır değillerdi.


Senin en sevdiğin Kutsal Kitap vaatlerinin bazıları neler? Ne kadar sıklıkla onları talep ediyorsun? Bu vaatlerin hayatında yerine gelmesini engelleyebilecek hangi seçimleri yapıyorsun?


PAZAR


9 Ekim


Yahudi Yasaları ve Yönetmelikleri


Zamanın elverdiği ölçüde Levililer kitapçığına göz at. (Örneğin Levililer 12., 16. ve 23. bölümlere bak.) Tüm bu kuralları, yönetmelikleri ve ritüelleri okuduğunda aklına hangi düşünceler geliyor? Bunların çoğunu Yeni Ahit zamanında yerine getirmek neden neredeyse imkânsız olurdu?


Eski Ahit yasalarını çeşitli kategorilere ayırmak bizim için pratik olur: (1) ahlâki yasa, (2) törensel yasa, (3) medenî yasa, (4) kurallar ve hükümler ve (5) sağlık yasaları.


Bu sınıflandırma kısmen yapaydır. Aslında bu kategorilerden bazıları birbiriyle bağlantılıdır ve önemli miktarda örtüşme vardır. Eskiler bunları birbirlerinden ayrı ve farklı görmüyorlardı.


Ahlâki yasa On Emir’de özetlenmiştir (Çık. 20:117). Bu yasa insanlığın tâbi olduğu ahlâki gereklilikleri özetlemektedir. Bu on ilke, Kutsal Kitap’ın ilk beş kitapçığı boyunca çeşitli kurallar ve hükümler halinde genişletilmiş ve uygulanmışlardır. Bu genişletmeler, çeşitli durumlarda Allah’ın yasasını tutmanın ne anlama geldiğini göstermektedir. Medenî yasalar da bağlantısız değildir. Bunlar da ahlâki yasa üzerine kuruludurlar. Bunlar bir vatandaşın mülkî idareyle ve diğer vatandaşlarla ilişkilerini tanımlarlar. Çeşitli suçlar için cezalar öngörürler.


Törensel yasalar tapınak ritüellerini düzenleyerek, çeşitli sunuları ve bir vatandaşın sorumluluklarını tanımlıyordu. Bayram günleri belirlenmiş ve nasıl kutlanacağı tanımlanmıştı.


Sağlık yasaları diğer yasalarla örtüşür. Kirlilikle ilgili çeşitli yasalar törensel kirliliği tanımlar, hatta bunun ötesine geçerek hijyen ve sağlık ilkelerini içerir. Temiz ve kirli etlere ilişkin yasalar fiziksel faktörlere dayanmaktadır.


Bir Yahudi muhtemelen bu yasaların tümünü Allah tarafından verilmiş bir paket olarak kabul etse de, düşünsel olarak belirli bir ayrım yapmış olmalıdır. On Emir Allah tarafından doğrudan halka söylenmişti. Bu durum onları bilhassa önemli olarak bir kenara ayırmalıdır. Diğer yasalar Musa aracılığıyla bildirilmişti. Tapınak ritüelleri sadece işlevsel bir tapınak varken tutulabilirdi.


Medenî yasalar, en azından büyük bir bölümü, Yahudilerin bağımsızlıklarını kaybedip başka bir ulusun mülkî yönetimi altına girmesinden sonra artık uygulanamazdı. Törensel kuralların birçoğu tapınak yıkıldıktan sonra artık yerine getirilemezdi. Ayrıca, Mesih geldikten sonra birçok örnek aslıyla buluştu ve artık geçerlilikleri kalmadı.


PAZARTESI


10 Ekim


Musa’nın Töresi Uyarınca


Elçilerin İşleri 15:1 ayetini oku. Anlaşmazlığa sebep olan mesele neydi? Neden bazı insanlar bunun sadece Yahudi ulusu için olmadığına inanıyordu? Bkz. Yar. 17:10.


Elçiler Mesih’e pek çok can kazanmak için ciddi bir gayretle Antakya’daki din görevlileriyle ve din görevlisi olmayan üyelerle bir araya geldiklerinde, Yahudiyeli “Ferisi mezhebinden” bazı imanlılar ortaya bir soru attılar, bu soru çok geçmeden kilisede yaygın bir çatışmaya yol açarak, Uluslardan olan imanlıları şaşkınlığa düşürdü. Bu öğretmenler kendilerinden son derece emin bir şekilde, kurtulabilmek için sünnet olmanın ve tüm törensel yasayı tutmanın şart olduğunu öğretiyorlardı. Sonuçta Yahudiler ilahî olarak belirlenmiş olan ibadetleriyle her zaman gurur duymuşlardı, Mesih inancına ihtida etmiş olanlarınsa pek çoğu, Allah’ın İbrani ibadet tarzını bir kez açıkça belirlemiş olduğundan dolayı, O’nun bu ibadetin niteliklerinde herhangi bir değişikliğe izin vermesini ihtimal dışı olarak görüyorlardı. Yahudi yasalarının ve törenlerinin Hristiyan dininin ibadetlerine dahil edilmesi gerektiğinde ısrar ediyorlardı. Tüm kurban sunularının yalnızca Allah’ın Oğlu’nun ölümünün önceden örneklenmesi olduğunu, bu olayda örneğin aslıyla buluştuğunu ve bundan sonra Musa’nın dönemine ait ayinlerin ve törenlerin artık bağlayıcı olmadığını kavramakta zorlanıyorlardı.


Elçilerin İşleri 15:2–12 ayetlerini oku. Bu tartışma nasıl çözümlenmeliydi?


“Doğrudan yönlendirme almak için Allah’a bakarken, [Pavlus] kilise kardeşliğinde bir araya gelmiş olan imanlılar topluluğunda bulunan yetkiyi tanımaya her zaman hazırdı. Tavsiye ihtiyacını hissediyordu, önemli konular ortaya çıktığındaysa bunları kilisenin önüne getirmekten ve doğru kararları vermek için Allah’tan bilgelik istemekte kardeşleriyle birlik olmaktan memnun oluyordu.”—Ellen G. White, Elçilerin İşleri, s. 182.


Sık sık aldığı peygamberlik çağrısından ve İsa’nın kendisini nasıl çağırdığı ve hizmeti teslim ettiğinden bahseden Pavlus’un, daha geniş kilise bedeniyle çalışmaya bu kadar istekli olması ilginç. Yani, aldığı çağrı her ne idiyse, kendisinin tüm kilisenin bir parçası olduğunu ve mümkün olduğunca onunla birlikte çalışması gerektiğini fark etmişti.


Kilise yönetimine karşı senin tavrın nasıl? İşbirliğine ne kadar açıksın? İşbirliği neden çok önemli? Herkes büyük bedenden bağımsız olarak yalnızca kendi istediğini yapsaydı, nasıl işleyebilirdik?


SALI


11 Ekim


Uluslardan Olan İmanlılar


Elçilerin İşleri 15:5–29 ayetlerini oku. Kurul hangi karara vardı ve gerekçeleri neydi?


Karar Yahudileştirme yanlılarının görüşlerine karşıydı. Bu grup Uluslardan olan mühtedilerin sünnet edilerek tüm törensel yasayı tutmalarında ve “Yahudi yasalarının ve törenlerinin Hristiyan dininin ibadetlerine dahil edilmesi gerektiğinde ısrar ediyorlardı.”—Ellen G. White, Elçilerin İşleri, s. 172.


Elçilerin İşleri 15:10 ayetinde Petrus’un bu eski yasaları taşınması mümkün olmayan “boyunduruk” olarak tanımlaması da ilginç. Bu yasaları tesis eden Rab, onları Kendi halkının boynunda bir boyunduruk mu yapacaktı? Bu pek mümkün değildi. Aksine, yıllar içinde bazı önderler kendi sözel gelenekleri aracılığıyla bir çok yasayı olmaları amaçlanan bereketten yüke çevirdiler. Kurul Uluslardan olanları bu yüklerden korumaya çalıştı.


Ayrıca, Uluslardan olanların On Emir’e uymaları gerekmediği bahsi ya da sorusu geçmediğine de dikkat edin. Sonuçta, kurulun onlara kan yememelerini bildirip, zina, adam öldürme ve benzeri konulardaki emirleri görmezden gelmenin kabul edilebilir olduğunu söylediklerini hayal edebilir miyiz?


Uluslardan olan imanlılara hangi kurallar verildi (Elç. 15:20, 29) ve neden bu özel kurallar verildi?


Yahudi imanlılar kendi kurallarını ve geleneklerini Uluslardan olanlara dayatmasalar da, kurul Uluslardan olanların İsa’da kendileriyle birleşen Yahudileri rahatsız edecek şeyleri yapmayacaklarından emin olmak istedi. Bu nedenle elçiler ve ihtiyarlar mektup yazarak, Uluslara putlara sunulan etlerden, zinadan, boğulmuş hayvanlardan ve kandan kaçınmaları gerektiğini öğretmek üzerinde anlaştılar. Bazıları Sebt gününü tutmak bilhassa belirtilmediğinden, Uluslar için geçerli olmadığını söylüyorlar (tabi ki yalan söylemeye ve adam öldürmeye karşı olan emirlerden de bilhassa bahsedilmediği için, bu iddia hiçbir anlam ifade etmiyor).


Biz de, bazı açılardan, insanların üzerine ilahî emirden çok gelenekten kaynaklanan gereksiz yükler yüklüyor olabilir miyiz? Öyle ise, nasıl? Düşüncelerini Sebt günü derste söyle.


ÇARŞAMBA


12 Ekim


Pavlus ve Galatyalılar


Karar ne kadar açık olsa da, kendi bildiklerini okumak isteyen ve Uluslardan olanların Yahudi töre ve yasalarını tutmaları gerektiğini savunmaya devam eden kişiler vardı. Pavlus için bu çok ciddi bir konu haline geldi; yani bu imanın ince ayrıntıları üzerinde oyalanmak değildi. Bizzat Mesih’in müjdesinin reddi haline gelmişti.


Galatyalılar 1:1–12 ayetlerini oku. Pavlus Galatya’da karşılaştığı bu sorunu ne kadar ciddiye aldı? Bu bize bu meselenin önemi konusunda ne söylemeli?


Daha önce belirtildiği üzere, Roma’ya mektubun içeriği büyük ölçüde Galatya’daki durumdan dolayı yazılmıştı. Pavlus Romalılara Mektup’ta Galatya mektubunun konusunu daha da geliştiriyor. Bazı Yahudi imanlılar Allah’ın Musa aracılığıyla kendilerine verdiği yasanın önemli olduğunu ve Uluslardan olan mühtedilerin de onu tutmaları gerektiğini ileri sürüyorlardı. Pavlus onun gerçek yerini ve işlevini göstermeye çalışıyordu. Bu insanların Galatya’da olduğu gibi Roma’da da kendilerine yer edinmelerini istemiyordu.


Pavlus’un Galatyalılar’da ve Romalılar’da törensel yasalardan mı yoksa ahlâki yasalardan mı bahsettiğini sormak konuyu fazla basitleştirmektir. Tarihsel olarak tartışma, Uluslardan olan mühtedilerin sünnet olup Musa’nın yasasını tutmak zorunda olup olmamalarıydı. Yeruşalim kurulu bu soruya zaten cevap vermişti, fakat bazıları kurulun kararını tanımayı reddetti.


Bazıları Pavlus’un Galatyalılara ve Romalılara mektuplarını ahlâki yasanın, yani On Emir’in (aslında sadece dördüncü emrin) artık Hristiyanları bağlamadığının kanıtı olarak okuyor. Fakat onlar tarihsel bağlamı ve Pavlus’un bahsettiği meseleleri gözden kaçırarak, mektupların amacını anlayamıyorlar. Göreceğimiz üzere, Pavlus kurtuluşun yasayı (ahlâki yasayı dahi) tutarak değil, sadece iman yoluyla olduğunu vurguluyordu. Fakat bu ahlâki yasa tutulmamalı demekle aynı şey değildir. On Emir’e itaat asla mesele değildi; bunu mesele yapanlar metinlerde olmayan bir anlamı, Pavlus’un ele almadığı günümüze ait bir sorunu çıkarıyorlar.


Sebt gününün artık Hristiyanları bağlamadığını savunanlara nasıl cevap veriyorsun? Sebt günü gerçeğini müjdenin bütünlüğünden ödün vermeyecek bir şekilde nasıl gösterebilirsin?


PERŞEMBE


13 Ekim


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, Elçilerin İşleri kitabında “Yahudiler ve Uluslar” (s. 171–179); “Galatya’daki Sapkınlık” (s. 352–357); Atalar ve Peygamberler kitabında “The Law Given to Israel (İsrail’e Yasa Veriliyor)” (orijinalde s. 310–312; Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt’te s. 170–172), “The Law and the Covenants (Yasa ve Ahitler)” (orijinalde s. 370–373; Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt’te s. 204–207); Çağların Arzusu kitabında “Seçilmiş Halk” (orijinalde s. 27–30; Sevgi Öğretmeni’nde s. 23–26) bölümlerinde belirtilen sayfaları oku.


Şüphesiz, kilisemiz münakaşa ve anlaşmazlık zamanlarıyla karşılaşıyor. Fakat bu yeni bir şey değil. Şeytan her zaman kiliseye karşı savaş halinde oldu. Hristiyanlığın ilk günlerinde bile, imanlıların safları arasından münakaşa ve anlaşmazlıklar yükseldi. Öyle bir anlaşmazlık vardı ki, çözülmemesi halinde kiliseyi daha başlangıç döneminde dağıtabilirdi.


“Yeruşalim’de imanlılar arasında ortaya çıkan sahte öğretmenlerin etkisiyle, Galatya’daki imanlılar arasında bölünme, sapkınlık ve şehvet düşkünlüğü hızla yaygınlaşmaktaydı. Bu sahte öğretmenler Yahudi geleneklerini müjdenin gerçekleriyle karıştırıyorlardı. Yeruşalim’deki genel kurulun kararını hiçe sayarak, Uluslardan olan mühtedileri törensel yasayı yerine getirmeye teşvik ediyorlardı.”—Ellen G. White, Elçilerin İşleri, s. 352.


TARTIŞMA SORULARI:


Çarşamba gününün son sorusuna cevabınızı derste gözden geçirin. Yerel kilisen sana ve başkalarına, ya da kendi evinde sen başkalarına, hatta belki de kendi kendine, ne şekilde gereksiz yükler yüklüyor olabilirsiniz? Bu şeyleri gerçekten yapıp yapmadığımızı nasıl fark edebiliriz? Ya da aksi yönde çok ileri gitme tehlikesiyle karşı karşıya olabilir miyiz? Yani, yaşam tarzımızın ve standartlarımızın, hayatımızın Mesih’teki yüce çağrımızı yansıtmayacağı kadar gevşek hale gelip gelmediğini nasıl anlayabiliriz?


On Emir’in artık Hristiyanları bağlamadığını kanıtlamak için kullanılan bazı iddialar neler? Bu iddialara nasıl cevap veriyoruz? Görünüşte bu iddialar neden çok yanlış ve neden birçok durumda bu iddialarda bulunanlar On Emir’in artık bağlayıcı olmadığını düşünüyorlarsa da gerçekten öyle yaşamıyorlar?


Galatyalılar 1:1–12 ayetlerini tekrar oku. Pavlus’un müjde anlayışının ne kadar tavizsiz, ne kadar kesin ve ne kadar ateşli olduğuna dikkat et. Bu bize, özellikle çoğulculuk ve görelilik çağında yaşadığımız şu günlerde, belirli inançlarda kesinlikle tereddütsüz olmamız gerektiği konusunda bize ne söylemeli? Bu bize belirli öğretilerden hiçbir şekilde taviz verilemeyeceğini nasıl gösteriyor?


Derste Protestan Reformu’na neden olan konular hakkında konuşun. Hangi temel farklılıklar çözülmediler?


CUMA



*14–20 Ekim


İnsanın Durumu




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Rom. 1:16, 17, 22–32; 2:1–10, 17–23; 3:1, 2, 10–18, 23.


HATIRLAMA METNİ: “Herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı” (Romalılar 3:23).


Pravlus Romalılar kitapçığının başlarında çok önemli bir gerçeği, müjdenin merkezî konularından biri olan insanlığın üzücü durumunu saptamaya çalışıyor. Bu gerçek yürürlüktedir, çünkü ilk günahtan beri hepimiz günahla kirlendik. Günah gözlerimizin rengi gibi genlerimize nüfuz etmiştir.


denetimindedir” ifadesi ruhsal olarak anlaşılmalı; yani, insanlar kendi gözlerinde yada diğer insanların gözünde değil, Allah’ın önünde günahlı durumdadırlar. İnsanların gözünde açıkça günahkârlar olanlar ve aynı şekilde kendi gözünde ve başkalarının gözünde doğru görünenler, hepsi günahın denetimindedir. Dışarıdan iyi gözüken işler yapanlar, istekli ve hazır bir iradeyle değil, ceza korkusuyla ya da kazanç ve yücelik sevgisiyle, veya belli bir nesneden zevk almak amacıyla yaparlar. Bu şekilde kişi dışarıdan iyi gözüken işler yapmaya devam eder, fakat içerden tamamıyla iyi işlerin tersi olan günahlı arzulara ve kötü heveslere batmıştır.”—Martin Luther, Commentary on Romans [Romalılar Şerhi], s. 69.


*21 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

15 Ekim


Allah’ın Gücü


“Çünkü Müjde’den utanmıyorum. Müjde iman eden herkesin –önce Yahudiler’in, sonra Yahudi olmayanların– kurtuluşu için Tanrı gücüdür. Tanrı’nın insanı akladığı, Müjde’de açıklanır. Aklanma yalnız imanla olur. Yazılmış olduğu gibi, ‘İmanla aklanan yaşayacaktır.’” (Rom. 1:16, 17). Romalılar 1:16, 17 ayetleri sana ne söylüyor? Bu ayetlerdeki vaatleri ve umudu nasıl tecrübe ettin?


Bu bölümde birkaç anahtar kelime bulunmaktadır:


  1. Müjde. Bu sözcük, sözlük anlamıyla “iyi mesaj” ya da “iyi haber” anlamına gelen Grekçe bir kelimenin tercümesidir. Yalnız kullandığında herhangi bir iyi haberi belirtebilir; fakat bu metindeki gibi “Mesih’in” ifadesiyle tamlandığında “Mesih hakkındaki iyi haber” anlamına gelmektedir. İyi haber Mesih’in gelmiş olduğu ve insanların O’na inanarak kurtulabilecekleridir. Bir kimse kurtuluşu kendinde değil, hatta Allah’ın yasasında bile değil, yalnızca İsa’da ve O’nun mükemmel doğruluğunda bulabilir.

  1. Doğruluk. Bu sözcük Allah nezdinde “doğru” olma niteliğine işaret eder. Romalılar kitapçığını çalışmaya devam ederken, sözcüğün bu kitapçık içinde kazandığı özel bir anlam üzerinde duracağız. Romalılar 1:17 ayetinde bu sözcüğün “Tanrı’nın” ifadesiyle nitelendirildiğine dikkat edilmeli [Kitabı Mukaddes ve Candemir çevirilerinde, “Allah’ın salâhı” şeklinde]. Bu, Allah’tan gelen, bizzat Allah’ın sağladığı bir doğruluktur. Göreceğimiz üzere, bu bize sonsuz hayat vaadini getirmeye yeterli olan tek doğruluktur.

  1. İman. Bu metinde “iman” ve “iman etmek” olarak tercüme edilmiş olan sözcüklerin Grekçe asılları, aynı sözcüğün fiil ve isim biçimleridir: pisteuo (iman etmek, inanmak) ve pistis (inanç veya iman). İmanın kurtuluşla ilgili olan anlamını Romalılar kitapçığını çalışmaya devam ederken açacağız.

Hiç güvence sorunu yaşadın mı? Kurtulmuş olup olmadığını, hatta kurtarılabilecek olup olmadığını gerçekten sorguladığın zamanlar oluyor mu? Bu korkuları getiren nedir? Bunların temelinde ne vardır? Bunların gerçeklik payı olabilir mi? Yani, iman ikrarına aykırı bir hayat yaşıyor olabilir misin? Öyle ise, senin için İsa’da olan vaat ve güvencelere sahip olmak için hangi seçimleri yapmalısın?


PAZAR


16 Ekim


Herkes Günah İşledi


Romalılar 3:23 ayetini oku. Bugün biz Hristiyanlar için bu mesaja inanmak neden çok kolay? Aynı zamanda, bazı insanların bu ayetin doğruluğunu sorgulamasına ne neden olabilir?


Şaşırtıcı bir şekilde, bazı kişiler insanların temelde iyi olduğunu iddia ederek insanın günahkâr olduğu fikrini sorgularlar. Fakat sorun gerçek iyiliğin ne olduğunu anlamamaktan kaynaklanmaktadır. İnsanlar kendilerini başkalarıyla kıyaslayarak kendilerini iyi hissederler. Ne de olsa, kendimizi kıyaslamak için her zaman bizden daha kötü birilerini bulabiliriz. Fakat bu bizi iyi yapmaz. Kendimizi Allah’la ve Allah’ın kutsallığı ve doğruluğuyla karşılaştırdığımızda, hiçbirimiz bunaltıcı bir kendinden nefret etme ve iğrenme duygusundan başka bir sonuçla karşılaşmayız.


Romalılar 3:23 ayeti ayrıca “Allah’ın yüceliğinden” de bahseder. Bu ifade çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Belki de en basit yorum, ifadeye 1. Korintliler 11:7 ayetindeki anlamı vermektir: “Erkek... Tanrı’nın benzeri ve yüceliğidir.” “Yücelik” sözcüğünün Grekçe aslı belki de geniş anlamıyla “suret” (ya da “benzerlik”) sözcüğüne karşılık gelir. Günah insanlardaki Allah’ın suretine (benzerliğine) zarar vermiştir. Günahkâr insanlar Allah’ın benzerliğini ya da yüceliğini yansıtmada yetersiz kalmaktadır.


Romalılar 3:10–18 ayetlerini oku. Bugün herhangi bir şey değişti mi? Bu tasvirlerden hangisi seni en iyi şekilde tanımlıyor, ya da Mesih hayatında olmasaydı hangisi olurdun?


Ne kadar kötü olursak olalım, durumumuz umutsuz değildir. İlk adım mutlak günahkârlığımızı ve bu konuda kendi başımıza hiçbir şey yapamayacağımızı kabul etmemizdir. Bu kanaati sağlamak Kutsal Ruh’un işidir. Günahkâr O’na direnmezse, Ruh günahkârı kendini savunma, bahane ve kendini aklama maskesini yırtmaya ve kendini Mesih’e bırakarak O’nun merhametini istemeye yöneltir: “Tanrım, ben günahkâra merhamet et!” (Luka 18:13).


En son ne zaman kendine, güdülerine, işlerine ve duygularına sert ve soğuk bir bakış attın? Bu çok sıkıntı verici bir tecrübe olabilir, öyle değil mi? Tek umudun nedir?


PAZARTESI


17 Ekim


Gelişim?


Yirminci yüzyılın başında, insanlar insanlığın gelişmekte olduğu, ahlâkın yükseleceği, bilim ve teknolojinin bir ütopyayı müjdeleyeceği fikriyle yaşadılar. İnsanlığın esasen mükemmelliğe giden yolda olduğuna inanılıyordu. Doğru türde ve ahlâki bir eğitim yoluyla, insanların kendilerini ve toplumlarını büyük ölçüde geliştirebileceği düşünülüyordu. Tüm bunlar, yirminci yüzyılın güzel yeni dünyasına girdiğimizde toplu halde başlamalıydı.


Maalesef, işler böyle yürümedi, öyle değil mi? Yirminci yüzyıl tüm tarihin en şiddetli ve en barbar yüzyıllarından biri oldu; bunun da nedeni büyük ölçüde (ne ironiktir ki) insanların birbirlerini öldürebilmelerini geçmişte yaşamış ahlâksız çılgınların hayal bile edemeyeceği ölçüde mümkün kılan bilimdeki ilerlemelerdi.


Sorun neydi?


Romalılar 1:22–32 ayetlerini oku. Bugün birinci yüzyılda yazılmış olan şeylerin yirmi birinci yüzyılda ortaya çıktıklarını hangi şekilde görüyoruz?


Hristiyanlıktaki bir çok şeye inanmak için imana ihtiyacımız olabilir; bunlar arasında ölülerin dirilişi, İkinci Geliş, ve yeni gökle yeni yer olabilir. Fakat insanlığın düşmüş durumuna inanmak için kimin imana ihtiyacı var? Bugün her birimiz düşmüş olmanın getirdiği sonuçlarla yaşıyoruz.


Özellikle Romalılar 1:22, 23 ayetlerine odaklan. Bu ilkenin şimdi nasıl tezahür ettiğini görüyoruz? Çağımızda yaşayan insanlar Allah’ı reddederek O’nun yerine nelere tapıyor ve putlaştırıyorlar? Bunu yaparak nasıl akılsız hale geliyorlar? Cevabını Sebt günü derste söyle.


SALI


18 Ekim


Yahudilerin ve Ulusların Ortak Noktası


Romalılar 1. bölümde Pavlus Allah’ı uzun süre önce gözden kaybetmiş ve böylece en alçaltıcı uygulamalara düşmüş olan pagan Ulusların günahlarını özellikle ele alıyor.


Fakat kendi halkını, kendi yurttaşlarını da o kadar rahat bırakmayacaktı. Kendilerine verilen tüm avantajlara rağmen (Rom. 3:1, 2), onlar da Allah’ın yasası tarafından mahkûm edilmiş günahkârlardı ve Mesih’in kurtarıcı lütfuna muhtaçtılar. Bu anlamda (günahkâr olma, Allah’ın yasasını çiğneme ve kurtuluş için ilahî lütfa ihtiyaç duyma konusunda) Yahudiler ve Uluslar aynı durumdadır.


Romalılar 2:1–3, 17–24 ayetlerini oku. Pavlus burada neye karşı uyarıyor? İster Yahudi ister Uluslardan olalım, hepimizin bu uyarıdan alması gereken mesaj nedir?


“Elçi tüm putperestlerin günahkâr olduğunu gösterdikten sonra, şimdi Yahudilerin de, her şeyden önce Yasa’yı yalnızca dışarıdan, yani ruha göre değil yazıya göre yerine getirdikleri için, günah içinde yaşadıklarını özel ve güçlü bir şekilde gösteriyor.”—Martin Luther, Commentary on Romans [Romalılar Şerhi], s. 61.


Genelde başkalarının günahlarını görmek ve göstermek çok kolaydır. Ne kadar da sık, aynı şeyleri ya da daha kötülerini yapmaktan dolayı biz de suçluyuz? Sorun şu ki, biz kendi hatalarımıza karşı göz yummaya, ya da kendimizi başkalarıyla karşılaştırıp onların ne kadar kötü olduklarını görüp kendimizi iyi hissetmeye meyilliyizdir.


Pavlus bunlardan hiçbirini yapmayacaktı. O yurttaşlarını Ulusları yargılamakta hızlı davranmamaları konusunda uyarıyor, zira Yahudiler de (seçilmiş halk olmalarına rağmen) günahkârdılar. Bazı durumlarda, onlara Uluslardan daha fazla ışık verildiği için, kınamakta ecele ettikleri paganlardan daha suçluydular.


Pavlus’un tüm bunlarla demek istediği, hiçbirimizin doğru olmadığı, hiçbirimizin ilahî standartlara uymadığı, hiçbirimizin özünde iyi veya doğuştan kutsal olmadığıdır. Yahudi ya da Uluslardan, erkek ya da kadın, zengin ya da fakir, Allah’tan korkan ya da Allah’ı reddeden, hepimiz mahkûm edildik. Allah’ın müjdede açıklanan lütfu olmasaydı, hiçbirimiz için umut olmazdı.


Ne kadar sıklıkla, içinden de olsa, kendinin de suçlu olduğun konularda başkalarını yargılıyorsun? Pavlus’un burada yazdıklarını dikkate alarak nasıl değişebilirsin?


ÇARŞAMBA


19 Ekim


Müjde ve Tövbe


“Tanrı’nın sınırsız iyiliğini, hoşgörüsünü, sabrını hor mu görüyorsun? O’nun iyiliğinin seni tövbeye yönelttiğini bilmiyor musun?” (Rom. 2:4). Tövbe konusunun bütünü hakkında burada bizim için hangi mesaj var?


Allah’ın iyiliğinin günahkârların tövbeye zorladığını değil, yönlendirdiğini görmeliyiz. Allah baskı yapmaz. O’nun sabrı sonsuzdur ve tüm insanları sevgisiyle çekmek ister. Zorla edilmiş bir tövbe, tövbenin tüm amacını yok ederdi, öyle değil mi? Allah tövbeye zorlasaydı herkes kurtulamaz mıydı, zira neden bazılarını zorlayıp diğerlerini zorlamasın ki? Tövbe, Kutsal Ruh’un yaşamlarımızdaki işlerine cevap olarak, özgür iradenin eylemi olmalı. Evet, tövbe Allah’tan bir hediyedir, fakat biz onu kabul etmeye hazır ve açık olmalıyız. Bu seçimi yalnızca kendimiz yapabiliriz.


Allah’ın sevgisine karşı direnenleri, tövbe etmeyi reddedenleri ve itaatsizlikte kalanları ne bekliyor? Rom. 2:5–10.


Romalılar 2:5–10 ayetlerinde ve Romalılar kitapçığının pek çok başka yerinde Pavlus iyi işlerin yerini vurguluyor. Yasanın işleri olmaksızın imanla aklanma, hiçbir zaman iyi işlerin Hristiyan yaşamında yeri yoktur şeklinde algılanmamalıdır. Örneğin, Romalılar 2:7 ayetinde kurtuluşun “sürekli iyilik edenlere” verileceği belirtiliyor. İnsan çabası kurtuluş sağlayamasa da, kurtuluş tecrübesi bütününün bir parçasıdır. Bir kişinin Kutsal Kitap’ı okuyup işlerin önemli olmadığı kanısına nasıl vardığını anlamak zor. Gerçek tövbeyi, gönüllü olarak kalpten gelen tövbeyi her zaman tövbe etmemiz gereken şeyleri yenme ve bir kenara koyma kararlılığı takip eder.


Ne kadar sıklıkla tövbe ediyorsun? Kalpten bir tövbe mi, yoksa sadece hatalarını, eksikliklerini ve günahlarını başından savma eğilimi mi? İkincisiyse, nasıl değişebilirsin? Neden değişmelisin?


PERŞEMBE


20 Ekim


EK ÇALIŞMA: “Dolayısıyla Kutsal Kitap terminolojisi günahın insanın başına farkına varmadan gelmiş bir felâket olmadığını, etkin bir tavrın ve insanın seçiminin bir sonucu olduğunu göstermektedir. Dahası, günah iyiliğin yokluğu değil, Allah’ın beklentilerinin ‘karşılanmamasıdır.’ İnsanın bilerek seçtiği bir kötülük yoludur. İnsanların sorumlu tutulamayacağı bir zayıflık değildir, zira günah tavrında ya da eylemindeki insan bilerek Allah’a karşı isyankâr bir yol seçerek O’nun yasasını çiğner ve Allah’ın Sözü’nü duyamaz. Günah, Allah’ın koyduğu kısıtlamaları aşmaya teşebbüs eder. Kısacası, günah Allah’a karşı isyandır.”—The Handbook of Seventh-day Adventist Theology [Yedinci Gün Adventist İlahiyatı El Kitabı] (Hagerstown, Md.: Review and Herald Publishing Association, 2000), s. 239.


“Dünyanın durumunun korkunç bir resmi bana gösterildi. Her yerde ahlâksızlık çoğalıyor. Şehvet düşkünlüğü bu çağın özel günahıdır. Kötülük, çirkin başını hiçbir zaman bugünkü kadar cesurca kaldırmamıştı. İnsanlar uyuşmuş gibi görünüyor ve kötülüğün cesareti, gücü ve hâkimiyeti nedeniyle erdemi ve gerçek iyiliği sevenler neredeyse bezmiş durumdalar. Çoğalan günah sadece inançsızlar ve alaycılarla sınırlı kalmıyor. Keşke durum böyle olsaydı, ama değil. Mesih’in dinine ait olduğunu söyleyen birçok erkek ve kadın suçludur. O’nun dönüşünü beklediğini söyleyen bazı kişiler dahi bu olaya bizzat Şeytan kadar hazır değiller. Kendilerini tüm kirliliklerden arındırmıyorlar. Kendi arzularına o kadar çok hizmet etmişler ki, düşüncelerinin kirliliği ve hayallerinin bozukluğu onlara doğal geliyor.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church [Kilise için Tanıklıklar], 2. cilt, s. 346.


TARTIŞMA SORULARI:


Tüm olanlara rağmen, hâlâ insanlığın geliştiğinde ısrar edenlere nasıl bir cevap verirsin? Onlar hangi iddialarda bulunuyorlar ve sen onları nasıl cevaplıyorsun?


Cuma günkü derste Ellen G. White alıntısına bak. Kendini orada görüyorsan cevap nedir? Çaresizlik içinde vazgeçmek yerine, Allah’ın ilk olarak af, ikinci olarak da aklama vaatlerini talep etmek neden çok önemlidir? İlk ve son kez “Faydası yok. Ben çok kirliyim. Asla kurtulamam, o yüzden vazgeçmeliyim” demeni kim istiyor? Onu mu, yoksa “Ben de seni yargılamıyorum. Git, artık bundan sonra günah işleme!” (Yuhanna 8:11) diyen İsa’yı mı dinlersin?


Hristiyanlar olarak, insanın esasen günahkâr ve ahlâken bozulmuş olduğunu anlamamız neden çok önemlidir? Bu acı gerçeği gözden kaçırdığımız zaman ne olabilir? Gerçek durumumuzu yanlış anlayışımız bizi hangi hatalara sevk edebilir?


İmanlarından vazgeçmek yerine ölmeyi yeğleyen sayısız Protestanları düşün. İmanımızda ne kadar güçlüyüz? Uğrunda ölecek kadar güçlü mü?


CUMA


*21–27 Ekim


İmanla Aklanma




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Rom. 3:19–28.


HATIRLAMA METNİ: “Çünkü insanın, Yasa’nın gereklerini yaparak değil, iman ederek aklandığı kanısındayız” (Romalılar 3:28).


Bu derste Romalılar kitabının ana konusuna geliyoruz: tüm diğer gerçeklerden daha fazla Protestan Reformu’na yol açan, muhteşem imanla aklanma gerçeği. Aksine tüm iddialara rağmen, Roma bu inanç hakkında 1520 yılında Papa Leo’nun Luther’i ve öğretilerini kınayan papalık fermanı çıkardığı zamandan daha fazla değişmiş değil. Luther bu fermanın bir nüshasını yaktı, zira asla taviz verilemeyecek bir öğreti varsa bu imanla aklanmaydı ve bugün de öyledir.


İfadenin kendisi yasadan yola çıkılarak oluşturulmuş bir mecazdır. Yasayı çiğneyen kişi bir yargıcın önüne çıkar ve suçlarından dolayı ölüme mahkûm olur. Fakat bir temsilci ortaya çıkar ve günahkârın suçlarını kendi üzerine alır, böylece suçlu aklanır. Suçlu, temsilciyi kabul ederek suçundan aklanmakla kalmaz, yargıcın huzurunda sanki mahkemeye getirilmesinin nedeni olan suçları hiç işlememiş gibi durur. Bu da, temsilcinin (mükemmel bir sicile sahip olan kişinin) yasayı kendisinin mükemmel olarak tutuşunu affedilmiş suçluya sunmasından ötürüdür.


Kurtuluş tasarısında suçlu her birimiziz. Vekil, yani İsa, mükemmel bir sicile sahiptir ve bizim yerimizde mahkemede O durur; bizim günahkârlığımızın yerine O’nun doğruluğu kabul edilir. Böylece biz, kendi işlerimizden dolayı değil, Kendi doğruluğu “imanla” kabul ettiğimizde bizim olan İsa’dan dolayı, Allah’ın önünde aklanırız. İşte size iyi haber! Gerçekten, haber bundan daha iyi olamazdı.


*28 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. DERS

22 Ekim


Yasa’nın İşleri


Romalılar 3:19, 20 ayetlerini oku. Pavlus burada yasa hakkında, yasanın ne yaptığı hakkında ve ne yapmadığı ya da yapamadığı hakkında ne diyor? Tüm Hristiyanların bu konuyu anlaması neden çok önemli?


Pavlus yasa terimini kendi zamanındaki bir Yahudi’nin anladığı gibi geniş bir anlamda kullanıyor. Tora (İbranice “yasa” anlamındaki sözcük) deyince bugün bile bir Yahudi, özellikle Musa’nın ilk beş kitabındaki, fakat daha genel olarak tüm Eski Ahit’teki Allah’ın emirlerini anlıyor. Ahlâki yasa, ek olarak bunun kurallar ve hükümlerle genişletilmiş hali, ayrıca törensel kaideler de, bu emirlerin bir parçasıydı. Bu yüzden yasayı burada Yahudiliğin sistemi olarak algılayabiliriz.


Yasa altında olmak, yasanın yetkisi altında olmak demektir. Fakat yasa bir kişinin Allah’ın önünde yetersizliklerini ve suçunu ortaya çıkarır. Yasa suçu ortadan kaldırmaz; onun yapabileceği günahkârı buna çare aramaya yönlendirmektir.


Romalılar kitapçığını Yahudi yasalarının artık bir etmen olmadığı günümüze uyguladığımızda, biz yasayı bilhassa ahlâki yasa açısından düşünüyoruz. Yahudi sistemi Yahudileri kurtaramadığı gibi, bu yasa da bizi kurtaramaz. Bir günahkârı kurtarmak ahlâki yasanın işlevi değildir. Onun işlevi Allah’ın karakterini açıklamak ve insanlara bu karakteri yansıtmada nerede yetersiz kaldıklarını göstermektir.


Hangi yasa olursa olsun (ahlâki, törensel, medeni, veya tümü bir arada), birini veya hepsini tutmak başlı başına kişiyi Allah’ın gözünde doğru çıkarmayacaktır. İşin doğrusu, yasa asla bunu hedeflememişti. Aksine, yasa yetersizliklerimize işaret etmeli ve bizi Mesih’e yönlendirmeliydi.


Bir hastalığın belirtileri nasıl o hastalığı iyileştirmezse, yasa da bizi kurtaramaz. Belirtiler iyileştirmez; onlar tedaviye ihtiyaç olduğunu gösterirler. Yasa işte bu şekilde işlev görür.


Yasayı tutma çabalarında ne kadar başarılı oldun? Yanıtın yasayı tutarak kurtulmaya çalışmanın faydasızlığı hakkında sana ne demeli?


PAZAR


23 Ekim


Allah’ın Doğruluğu


“Ama şimdi Yasadan bağımsız olarak Tanrının insanı nasıl aklayacağı açıklandı. Yasa ve peygamberler buna tanıklık ediyor” (Rom. 3:21). Bu ayeti nasıl anlamalıyız?


Bu yeni doğruluk, Yahudilerin alışkın olduğu doğruluk olan yasanın doğruluğuyla karşılaştırılıyor. Bu yeni doğruluğa “Allah’ın doğruluğu” denir; yani, Allah’tan gelen bir doğruluk, Allah’ın sağladığı bir doğruluk ve O’nun gerçek doğruluk kabul ettiği tek doğruluktur.


Tabi ki bu, İsa’nın yeryüzünde insan bedeninde yaşadığı hayatında işlediği doğruluktur; O bu doğruluğu hak ettikleri için değil ihtiyaçları olduğu için isteyip imanla kabul eden herkese sunar.


“Doğruluk yasaya itaattir. Yasa doğruluk talep eder ve günahkâr bunu yasaya borçludur; ancak bunu verebilecek durumda değildir. Doğruluğu elde edebileceği tek yol imandır. İman aracılığıyla Mesih’in erdemlerini Allah’a getirebilir, böylece Rab Kendi Oğlu’nun itaatini günahkârın hesabına yazar. Mesih’in doğruluğu insanın hatasının yerine kabul edilir, Allah tövbekâr ve imanlı canı kabul eder, bağışlar ve aklar, ona doğruymuş gibi davranır ve onu Kendi Oğlu’nu sevdiği gibi sever.”—Ellen G. White, Selected Messages [Seçme Mesajlar], 1. kitap, s. 367. Bu harika gerçeği kendin için kabul etmeyi nasıl öğrenebilirsin? Ayrıca bkz. Rom. 3:22.


Buradaki İsa Mesih’in imanı, şüphesiz İsa Mesih’e imandır. Hristiyan yaşamında işleyen iman, zihinsel kabulden çok daha fazlasıdır; Mesih’in hayatı ve ölümü hakkındaki belli gerçeklerin salt ikrarından daha fazlasıdır. Aksine, İsa Mesih’e gerçek iman O’nu Kurtarıcı, Vekil, Teminat ve Rab olarak kabul etmektir. O’nun yaşam tarzını seçmektir. O’na güvenmek ve imanla O’nun emirlerine göre yaşamayı istemektir.


PAZARTESI


24 Ekim


O’nun Lütfuyla


Yasa hakkında ve yasanın yapamayacakları hakkında şimdiye dek işlediklerimizi akılda tutarak, Romalılar 3:24 ayetini oku. Pavlus burada ne diyor? Kurtuluşun İsa’da olması ne demektir?


Metinde bulunan “aklanma” fikri nedir? “Aklanma” olarak tercüme edilen Grekçe dikaioo sözcüğü, “birini doğru hale getirme,” “doğruluğunu ilân etme” veya “doğru sayma” anlamlarına gelebilir. Bu sözcük, “doğruluk” anlamına gelen dikaiosüne ve “doğruluğun gereği” anlamındaki dikaioma sözcükleriyle aynı köktendir. Dolayısıyla, “aklanma” ile “doğruluk” arasında, çeşitli tercümelerde her zaman ortaya çıkmayan yakın bir ilişki vardır. Biz Allah tarafından “doğru olarak ilân edildiğimizde” aklanırız.


Bu aklanma öncesinde bir kişi doğru değildir ve Allah tarafından kabul edilemez; aklanmadan sonra kişi doğru sayılır ve böylece O’na makbul olur.


Bu da ancak Allah’ın lütfuyla olur. Lütuf iyilik demektir. Bir günahkâr kurtuluş için Allah’a döndüğü zaman, kişiyi doğru olarak ilân etmek veya saymak bir lütuf eylemidir. Bu hak edilmeyen bir iyiliktir ve imanlı kendisinin hiçbir erdemi olmadan, kendi adına Allah’a mutlak çaresizliği dışında kendisine ait hiçbir şey sunma iddiasında bulunmadan aklanır. Kişi Mesih İsa’da olan kurtuluşla, İsa’nın günahkârın vekili ve teminatı olarak sunduğu kurtuluşla aklanır.


Romalılar kitapçığında aklanma noktasal bir eylem olarak sunulur; yani zamanın belli bir noktasında meydana gelir. Bir an günahkâr dışarıdadır, haksızdır ve kabul edilmemiştir; bir sonraki anda, aklanmanın ardından, kişi içeridedir, kabul edilmiştir ve doğrudur.


Mesih’te olan kişi aklanmaya geçmişteki bir eylem, kendisini tümüyle Mesih’e teslim ettiğinde gerçekleşen bir iş olarak bakar. “Aklandığımıza göre” (Rom. 5:1) tam anlamıyla “aklanmış olmak” demektir.


Tabi ki, aklanmış kişi düşerse ve tekrar Mesih’e dönerse, aklanma tekrarlanacaktır. Ayrıca, yeniden ihtida günlük bir tecrübe olarak kabul edilirse, aklanma da bir anlamda tekrar eden bir tecrübe sayılabilir.


Kurtuluşun iyi haberi çok iyi olmasına rağmen, insanları onu kabul etmekten alıkoyan nedir? Kendi yaşamında ne gibi şeyler seni Rabb’in sana vaat ettiği ve sunduğu şeylerden alıkoyuyor?


SALI


25 Ekim


Mesih’in Doğruluğu


Romalılar 3:25 ayetinde Pavlus kurtuluşun harika haberini daha da açıyor. Burada süslü bir sözcük kullanıyor: kefaret [CANDEMİR]. Grekçe orijinali olan hilasterion sözcüğü Yeni Ahit’te sadece burada ve “merhamet oturağı” [CANDEMİR], yada “bağışlanma kapağı” [YÇ] olarak tercüme edildiği İbraniler 9:5 ayetinde geçer. Romalılar 3:25 ayetinde Mesih aracılığıyla aklanmanın ve kurtuluşun sunusu olarak tanımlanan kefaret sözcüğünün, Eski Ahit tapınağında bağışlanma kapağıyla örneklenen her şeyin yerine gelişini temsil ettiği anlaşılıyor. Öyleyse bunun anlamı, İsa’nın kurban olarak ölümüyle kurtuluş aracı olarak ortaya konduğu ve kefareti sağlayan Kişi olarak temsil edilişidir. Kısacası, Allah’ın kurtuluşumuz için gerekli olan şeyi yaptığı anlamına geliyor.


Ayet ayrıca “günahların cezasız bırakıldığından” da bahsediyor. Bizi Allah tarafından kabul edilemez hale getiren günahlarımızdır. Günahlarımızın silinmesi için kendimiz hiçbir şey yapamayız. Fakat kurtuluş tasarısında, Allah Mesih’in kanına iman aracılığıyla bu günahların silinmesi için bir yol sağladı.


“Cezasız bırakma” kavramının Grekçe karşılığı olan paresis sözcüğü, sözlük anlamıyla “göz yummak” ya da “yanından geçmek” anlamına gelir. “Göz yummak” hiçbir şekilde günahların görmezden gelinmesi demek değildir. Mesih ölümü vasıtasıyla tüm insanların günahlarının bedelini ödediği için, Allah geçmişteki günahlara göz yumabilir. Dolayısıyla, O’nun “kanına iman eden” herkes günahlarını sildirebilir, zira Mesih zaten onlar için öldü (1Ko. 15:3).


Romalılar 3:26, 27 ayetlerini oku. Pavlus burada hangi hususu vurguluyor?


Pavlus’un dinleyecek olan herkesle paylaşmaya can attığı iyi haber, “[Allah’ın] adaletinin” (doğruluğunun) herkes için ulaşılabilir olduğu ve bunun bize işlerle değil, kendi erdemimizle değil, fakat İsa’ya ve O’nun bizim için yaptıklarına imanla bize verildiğidir.


Golgota’daki Çarmıh sayesinde Allah günahkârları doğru ilân edebilir ve buna rağmen evrenin gözünde adil ve haklı olarak kabul edilir. Allah en yüce kurbanı verdiği için, Şeytan Allah’ı suçlayamaz. Şeytan Allah’ı insanlığa vermek istediğinden daha çoğunu onlardan istemekle suçluyordu. Çarmıh bu iddiayı çürütüyor.


Şeytan büyük bir ihtimalle günahtan sonra Allah’ın dünyayı yok edeceğini umdu; aksine, Allah dünyayı kurtarmak için İsa’yı gönderdi. Bu bize Allah’ın karakteri hakkında ne diyor? O’nun karakteri hakkındaki bilgimiz yaşam biçimimizi nasıl etkilemeli? Allah’ın karakterinin nasıl olduğunu bilmenin doğrudan sonucu olarak, önümüzdeki 24 saat içinde neleri farklı yapacaksın?


ÇARŞAMBA


26 Ekim


Yasa’nın İşleri Olmadan


“Çünkü insanın, Yasa’nın gereklerini yaparak değil, iman ederek aklandığı kanısındayız” (Rom. 3:28). Bu, yasa bizi kurtarmadığı için yasaya uymamızın gerekmediği anlamına mı geliyor? Cevabını açıkla.


Tarihsel bağlamda, Romalılar 3:28 ayetinde Pavlus yasadan geniş anlamda Yahudilik sistemi olarak söz ediyordu. Bir Yahudi bu sistem altında ne kadar özenle yaşamaya çalışırsa çalışsın, İsa’yı Mesih olarak kabul etmezse aklanamaz.


Romalılar 3:28 ayeti, Pavlus’un iman yasasının övünmeyi barındırmadığı şeklindeki iddiasının özetidir. Bir kişi kendi işleriyle aklanmış olsaydı, bununla övünebilirdi. Fakat onun imanının odağı İsa olduğu için aklandığından, şüphesiz bu şeref günahkârı aklayan Allah’a aittir.


Ellen G. White “İmanla aklanma nedir?” sorusuna ilginç bir cevap veriyor. Şöyle yazdı: “Bu, insanın yüceliğini yere çalan ve onun için kendisinin kendi gücüyle yapamadığını yapan Allah’ın işidir.”—Ellen G. White, Testimonies to Ministers and Gospel Workers [Din Görevlilerine ve Müjde İşçilerine Tanıklıklar], s. 456.


Yasanın işleri geçmiş günahlara kefaret edemez. Aklanma kazanılamaz. Yalnızca Mesih’in kefaret edici kurbanlığına iman yoluyla alınabilir. Dolayısıyla, bu anlamda yasanın işlerinin aklanmayla bir ilgisi yoktur. İşler olmadan aklanmak demek, kendimizde aklanmayı hak edecek hiçbir şey olmadan aklanmak demektir.


Fakat birçok Hristiyan bu ayeti yanlış anlıyor ve yanlış uyguluyor. İşleri ya da itaati, hatta ahlâki yasaya itaati dahi önemsiz gibi göstererek, insanın tek yapması gereken inanmaktır diyorlar. Bu şekilde Pavlus’u tamamen yanlış yorumluyorlar. Pavlus, Romalılar kitapçığında ve başka yerlerde ahlâki yasanın tutulmasına büyük önem atfediyor. İsa kesinlikle böyle yaptı, Yakup ve Yuhanna da (Mat. 19:17; Rom. 2:13; Yak. 2:10, 11; Va. 14:12). Pavlus’un burada vurguladığı husus, yasaya itaat aklanmanın aracı olmasa da, imanla aklanmış olan kişinin Allah’ın yasasını tutmaya devam edeceği ve aslında yasayı ancak bu kişinin tutabilecek olduğudur. Aklanmamış olan yeniden doğmamış kişi yasanın gereklerini hiçbir zaman yerine getiremez.


Yasa bizi kurtarmadığı için yasayı tutma konusunda endişelenmemize gerek olmadığı şeklinde düşünme tuzağına düşmek neden çok kolaydır? Hiç imanla aklanmayı öne sürerek günaha bahane buldun mu? Bu neden çok tehlikeli bir düşünce? Aynı zamanda, istismar etmeye ayartılmamıza rağmen, kurtuluş vaadi olmasaydı nerede olurduk?


PERŞEMBE


27 Ekim


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, Selected Messages [Seçme Mesajlar], 1. kitapta “The Righteousness of Christ in the Law [Yasada Mesih’in Doğruluğu]” (s. 236–239); “Come and Seek and Find [Gel, Ara ve Bul]” (s. 331–335); “Perfect Obedience Through Christ [Mesih Aracılığıyla Mükemmel İtaat] (s. 373, 374); Christ’s Object Lessons [Mesih’in Örnek Dersleri] kitabında “Things New and Old [Yeni ve Eski Şeyler]” (s. 128, 129) bölümlerinde belirtilen sayfaları oku.


“Yasa günahın cezasını bağışlatamayıp günahkârın tüm borçlarını hesabına yazsa da, Mesih tövbe eden ve O’nun lütfuna inanan herkes için bol af vaat etmiştir. Allah’ın sevgisi tövbe eden ve inanan canın üzerine bol bol dökülür. Günahın canın üzerindeki lekesi ancak kefaret edici Kurbanlığın [yani, Baba’yla eşit olan Kişi’nin] kanı aracılığıyla temizlenebilir. Mesih’in işi (O’nun hayatı, aşağılanması, ölümü ve kayıp insan için aracılığı) yasayı büyük ve yüce kılar.”—Ellen G. White, Selected Messages [Seçme Mesajlar], 1. kitap, s. 371.


“Mesih’in karakteri sizin karakterinizin yerinde durur ve siz Allah’ın önünde sanki günah işlememişsiniz gibi kabul edilirsiniz.”—Ellen G. White, Yol, Gerçek ve Yaşam, s. 70.


“Elçi ‘yasa işleri olmaksızın’ aklandığımızı söylerken imanın ve lütfun işlerinden bahsetmiyor; zira bu işleri yapan kişi, bu işleri yaptığı için aklandığına inanmaz. İmanlı kişi (böyle iman işlerini yerine getirirken), (iman yoluyla) aklanmayı ister. Elçi’nin ‘yasa işleri’nden kastı, kendini üstün görenlerin bu işleri yaptıklarında sanki aklanacaklarmış ve kendi işlerinden ötürü doğru sayılacaklarmış gibi güvendikleri işlerdir. Başka bir deyişle, onlar iyilik yaparken doğruluğun peşinde değiller, fakat yalnızca işleri aracılığıyla doğruluğu kazanmış olmakla övünmeyi arzuluyorlardır.”—Martin Luther, Commentary on Romans [Romalılar Şerhi], s. 80.


TARTIŞMA SORULARI:


Bu haftanın ayetlerini tekrar oku ve ayetlerin söylediklerini kendi sözlerinle bir paragrafta özetle. Paragraflarınızı derste birbirinizle paylaşın.


Yukarıdaki Luther’den yapılan alıntıyı oku. Böyle bir gerçek onu neden teşvik etmiştir? Söyledikleri neden bugün bizim için dahi anlaşılması gereken çok önemli bir noktadır?


“Yedinci Gün Adventistleri kendilerini bir Kutsal Kitap öğretisi olan yalnızca iman yoluyla aklanma hakkında Reform’un anlayışının üzerine inşa eden mirasçılar, elçisel müjdenin mükemmelliğinin, açıklığının ve dengesinin yenileyicileri ve savunucuları olarak görürler.”—Ivan T. Blazen, “Salvation (Kurtuluş),” Handbook of Seventh-day Adventist Theology [Yedinci Gün Adventist İlahiyatı El Kitabı] (Hagerstown, Md.: Review and Herald® Publishing Association, 2000), s. 307. Kendimiz hakkında burada yazılanlara inanmamız için gerekçelerimiz nelerdir?


CUMA


*28 Ekim–3 Kasım


İbrahim’in İmanı




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Yar. 15:6; 2. Samuel 11, 12; Rom. 3:20, 31; 4:1–17; Gal. 3:21–23; 1. Yuhanna 3:4.


HATIRLAMA METNİ: “Öyleyse biz iman aracılığıyla Kutsal Yasa’yı geçersiz mi kılıyoruz? Hayır, tam tersine, Yasa’yı doğruluyoruz” (Romalılar 3:31).


Romalılar 4. bölüm birçok açıdan Kutsal Kitap’ın yalnızca iman yoluyla kurtuluş öğretisinin temeline ve Reform’u başlatan şeyin özüne iner. Gerçekten de, her şey 500 yıl önce bu hafta Luther’le başladı ve sadık Protestanlar asla geriye dönüp bakmadılar.


Kutsallık ve erdem örneği İbrahim’i yasanın işlerine dayanmadan lütuf aracılığıyla kurtulma ihtiyacı olan kişi örneği olarak kullanan Pavlus, okuyucularının yanlış anlamasına sebep olacak bir alan bırakmıyor. En iyi olanın bile işleri ve yasayı tutması onu Allah’ın önünde aklamaya yetmiyorsa, başkasının ne umudu olabilir ki? İbrahim için lütuf gerekiyorduysa, Yahudi olsun Uluslardan olsun herkes için aynısı geçerli olmalıdır.


Pavlus Romalılar 4. bölümde kurtuluş tasarısındaki üç ana aşamayı ortaya koyuyor: (1) ilahî bereket vaadi (lütuf vaadi), (2) insanın bu vaade karşılığı (iman cevabı) ve (3) iman edenlerin hesabına yazılan doğruluğun ilahî olarak ilânı (aklanma). İbrahim’in kurtuluşunun ve bizim kurtuluşumuzun yolu budur.


Pavlus’a göre kurtuluşun lütufla olduğunu hatırlamak çok önemli; bu lütuf ne kadar hak etmesek de bize verilir. Hak etmiş olsaydık, bizim alacağımız olurdu, bu bizim alacağımız olsaydı da hediye değil borç olurdu. Bizim gibi bozulmuş ve günahlı varlıklar içinse kurtuluş bir hediye olmalıdır.


Pavlus yalnızca imanla kurtuluş hakkındaki tezini kanıtlamak için Yaratılış kitapçığına kadar gidiyor ve Yaratılış 15:6 ayetini alıntılıyor: “Avram Rabb’e iman etti, Rab bunu ona doğruluk saydı.” İşte, Kutsal Kitap’ın daha ilk sayfalarında imanla kurtuluş öğretisi.


*4 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. DERS

29 Ekim


Yasa


Romalılar 3:31 ayetini oku. Pavlus’un burada vurguladığı husus nedir? Bu husus Adventistler olarak bizim için neden önemli?


Bu bölümde Pavlus imanın Allah’ın yasasını geçersiz kılmadığını kesin olarak belirtiyor. Yasayı, hatta tüm Eski Ahit külliyatını yerine getirenlerin hiçbiri, yasa aracılığıyla kurtulmadı. Eski Ahit inancı ve aynı şekilde Yeni Ahit inancı, her zaman günahkârlara iman yoluyla verilen Allah’ın lütfuyla ilgili olmuştur.


Romalılar 4:1–8 ayetlerini oku. Bu ayetler Eski Ahit’te dahi kurtuluşun yasanın işleriyle değil de imanla olduğunu nasıl ortaya koyuyor?


Eski Ahit’te yer alan bu anlatıma göre, İbrahim doğru sayıldı, çünkü “Tanrı’ya iman etti.” Dolayısıyla, Eski Ahit de iman yoluyla doğruluğu öğretir. Öyleyse, imanın yasayı “geçersiz kıldığı” [Rom. 3:31] (Grekçe katargeo: “yararsız hale getirmek,” “iptal etmek”) şeklindeki herhangi bir çıkarım hatalıdır; imanla kurtuluş kesinlikle Eski Ahit’in bir parçasıdır. Lütuf tüm Eski Ahit boyunca öğretilir. Örneğin tüm tapınak törenleri, günahkârların kendi işleriyle değil, bir vekilin kendilerinin yerine ölümüyle kurtulduklarının temsili değildilerse, neydiler?


Ayrıca, Davut’un Bat-Şeva’yla yaşadığı kirli ilişkiden sonra affedilişi başka nasıl açıklanabilir? Şüphesiz onu kurtaran yasayı tutmak değildi, zira yasanın o kadar çok kuralını ihlal etmişti ki, yasa onu defalarca mahkûm etmişti. Davut yasa aracılığıyla kurtulacak olsaydı, hiç kurtulamazdı.


Pavlus Davut’un ilahî lütfa yeniden kavuşmasını imanla aklanmanın örneği olarak ortaya koyuyor. Affetmek Allah’ın bir lütuf eylemiydi. Öyleyse burada Eski Ahit’te imanla aklanmanın başka bir örneğini görüyoruz. Aslında, eski İsrail’de pek çok kişi ne kadar kuralcı olduysa da, Yahudi dini her zaman bir lütuf diniydi. Kuralcılık bu dinin temeli değil, saptırılmasıydı.


Davut’un günahı ve iyileştirilmesi üzerine birkaç dakika düşün (2. Samuel 11, 12; Mezmur 51). Bu üzücü hikayeden kendin için nasıl bir umut çıkarabilirsin? Burada kilisedekiler olarak düşmüş kişilere karşı nasıl davranmamız gerektiği konusunda bir ders var mı?


PAZAR


30 Ekim


Borç mu Yoksa Lütuf mu?


Pavlus’un burada ele aldığı konu salt teolojiden çok daha fazlasıdır. Kurtuluşun ve Allah’la olan ilişkimizin özüne ve derinliklerine iner. Bir kimse kabul edilmeyi kazanması gerektiğine (yani aklanmak veya affedilmek için belli bir kutsallık standardına ulaşması gerektiğine) inanırsa, içe dönüp kendisine ve işlerine bakması çok doğaldır. Din fazlasıyla benlik merkezli bir hal alabilir, bu da kişinin ihtiyacı olan son şeydir.


Aksine, kişi kurtuluşun tümüyle hak edilmemiş olarak Allah’tan bir hediye olduğu harika haberini kavrarsa, benlik yerine Allah’ın sevgisine ve merhametine odaklanması ne kadar daha kolay ve ne kadar daha doğaldır.


Nihayetinde, hangisinin Allah’ın sevgisini ve karakterini daha iyi yansıtması daha muhtemeldir, kendine odaklanmış olanın mı, Allah’a odaklanmış olanın mı?


Romalılar 4:6–8 ayetlerini oku. Pavlus burada imanla aklanma konusunu nasıl açıklıyor?


“Günahkâr imanla Mesih’e gelmeli, O’nun erdemlerine sarılmalı, günahlarını Günah Taşıyıcı’ya yüklemeli ve O’nun affını almalıdır. Mesih dünyaya bu nedenle geldi. Böylece Mesih’in doğruluğu tövbe eden ve inanan günahkâra atfedilir. Kraliyet ailesinin bir üyesi olur.”—Ellen G. White, Selected Messages [Seçme Mesajlar], 1. kitap, s. 215.


Pavlus bundan sonra imanla kurtuluşun sadece Yahudiler için değil Uluslar için de geçerli olduğunu açıklayarak sözlerine devam ediyor (Rom. 4:9–12). Aslında teknik olarak İbrahim Yahudi değildi; pagan bir aileden geliyordu (Yeşu 24:2). Onun zamanında Uluslar–Yahudiler ayrımı henüz yoktu. İbrahim aklandığında (Yar. 15:6) sünnet bile olmamıştı. Böylece İbrahim hem sünnetlilerin hem de sünnetsizlerin babası, ayrıca Pavlus’un kurtuluşun evrenselliğini vurgulamak için kullandığı harika bir örnek oldu. Mesih’in ölümü, ırka ya da milliyete bakmaksızın herkes içindi (İbr. 2:9).


Çarmıhın evrenselliğini düşünerek, Çarmıhın her insanın değeri hakkında bize ne söylediğini göz önünde tutarak, ırkçı, etnik ya da ulusçu önyargı neden korkunç bir şeydir? Kendimizde olan önyargıyı fark etmeyi ve onu Allah’ın lütfuyla aklımızdan silmeyi nasıl öğrenebiliriz?


PAZARTESI


31 Ekim


Vaat


500 yıl önce bugün Martin Luther 95 tezini Wittenberg kilisesinin duvarına astı. Bugünün konusunun da imanla kurtuluşun özüne inmesi ne kadar heyecan verici.


Romalılar 4:13 ayetinde “vaat” ve “yasa” karşılaştırılıyor. Pavlus ortaya koyduğu imanla aklanma öğretisi için bir Eski Ahit zemini tesis etmeye çalışıyor. Tüm Yahudilerin ataları olarak kabul ettikleri İbrahim’de bir örnek buluyor. Kabul edilme, ya da aklanma, İbrahim’e yasadan epey ayrı olarak gelmişti. Allah İbrahim’e “dünyanın mirasçısı” olacağını vaat etti. İbrahim bu vaade güvendi; yani bu vaadin gerektirdiği rolü kabul etti. Bunun sonucunda Allah onu kabul etti ve dünyayı kurtarmak için onun aracılığıyla çalıştı. Bu, Eski Ahit zamanında lütfun nasıl etkin olduğunun güçlü bir örneğidir; şüphesiz Pavlus da bu örneği bu nedenle kullandı.


Romalılar 4:14–17 ayetlerini oku. Pavlus burada imanla kurtuluşun Eski Ahit’te ne kadar merkezî bir önemde olduğunu göstermeye nasıl devam ediyor? Ayrıca bkz. Gal. 3:7–9.


Başlangıçta söylediğimiz gibi, Pavlus’un kime yazdığını hatırlamamız önemlidir. Bu Yahudi imanlılar dört bir yandan Eski Ahit yasasıyla kuşatılmışlardı ve birçoğu kurtuluşlarının yasayı ne kadar iyi tuttuklarına bağlı olduğuna inanmışlardı, halbuki Eski Ahit bunu öğretmiyordu.


Bu yanlış anlayışı düzeltmeye çalışan Pavlus, İbrahim’in, daha yasanın Sina Dağı’nda verilmesinden önce, vaatlere yasanın işleriyle değil (tüm Tora’yı ve törensel sistemi içeren yasa henüz mevcut olmadığından, tutması zor olurdu), fakat imanla kavuştuğunu belirtiyor.


Pavlus burada bilhassa ve yalnızca (prensipte Sina Dağı’nda verilen yasadan bile önce var olan) ahlâki yasadan bahsetse bile sonuç değişmez. Hatta belki de bunu pekiştirir! Pavlus, Allah’ın vaatlerine yasa aracılığıyla kavuşmaya çalışmak imanı etkisiz, hatta yararsız hale getirir diyor. Bunlar güçlü ifadeler, fakat vurgulamak istediği nokta imanın kurtarıyor, yasanın ise mahkûm ediyor oluşu. Pavlus, kurtuluşu aslında mahkûmiyete götüren şeyler aracılığıyla aramanın beyhude olduğunu öğretmeye çalışıyor. İster Yahudi, ister Uluslardan olalım, hepimiz yasayı çiğnedik, bu nedenle hepimiz İbrahim’in de muhtaç olduğu şeye muhtacız: bize iman aracılığıyla verilmiş olan İsa’nın kurtarıcı doğruluğuna. Bu gerçek nihayetinde Protestan Reformu’na yol açmıştır.


SALI


1 Kasım


Yasa ve İman


Dün gördüğümüz üzere, Pavlus Allah’ın İbrahim’le ilişkisinin kurtuluşun yasayla değil, lütuf vaadi aracılığıyla geldiğini kanıtladığını gösterdi. Dolayısıyla, Yahudiler kurtulmak istiyorlardıysa, kurtuluş için kendi işlerine güvenmeyi bırakıp, Mesih’in gelişiyle yerine gelmiş olan İbrahimî vaadi kabul etmeliydiler. Gerçekten, bu durum Yahudi olsun Uluslardan olsun, yalnızca “iyi” işlerinin kendilerini Allah’ın önünde doğru çıkaracağını sanan herkes için geçerlidir.


“Her putperest dinin temelinde, kişinin kendi yaptıklarıyla kendisini kurtarabileceği prensibi yatar... Bu prensibe uyulduğunda, günah işlemeye karşı hiçbir engel kalmaz.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 35, 36 [Sevgi Öğretmeni, s. 31]. Bunun anlamı nedir? Kendimizi kendi işlerimizle kurtarabileceğimiz düşüncesi bizi neden günaha bu kadar açık hale getirir?


Pavlus Galatyalılar’da yasa ile iman arasındaki ilişkiyi nasıl açıkladı? Gal. 3:21–23.


Eğer hayat verebilecek bir yasa olsaydı, bu kesinlikle Allah’ın yasası olurdu. Ancak Pavlus Allah’ın yasası bile olsa hiçbir yasanın hayat veremeyeceğini, zira herkesin bu yasayı çiğnediğini ve bu yüzden yasa tarafından mahkûm edildiğini söylüyor.


Fakat Mesih aracılığıyla daha mükemmel bir şekilde açıklanmış olan iman vaadi, inanan herkesi “yasanın altında” olmaktan, yani kurtuluşu yasa aracılığıyla kazanmaya çalışarak yasanın mahkûmiyeti ve yükü altında olmaktan özgür kılar. Yasa iman olmadan sunulduğu zaman bir yük haline gelir, zira iman olmadan, lütuf olmadan, imanla gelen doğruluk olmadan, yasa altında olmak demek günahın yükü ve mahkûmiyeti altında olmak demektir.


İman aracılığıyla doğruluk Allah’la birlikte yürüyüşünde ne kadar merkezi önemde? Yani, gerçeğin diğer yönleri nedeniyle, görüşünün bu önemli öğretiyi gözden kaçıracağın kadar bulanıklaşmaması için ne yapabilirsin? Sonuçta, bu öğreti olmadan diğerlerinden ne fayda var?


ÇARŞAMBA


2 Kasım


Yasa ve Günah


Sıklıkla insanların Yeni Antlaşma’da yasanın iptal edildiğini söylediklerini duyarız, sonra da bunu kanıtladığına inandıkları ayetleri gösterir ya da okurlar. Fakat bu ifadenin arkasındaki mantık da, teoloji de pek sağlam değildir.


  1. Yuhanna 2:3–6, 3:4 ve Romalılar 3:20 ayetlerini oku. Bu ayetler yasa ile günah arasındaki ilişki hakkında bize ne söylüyor?

Birkaç yüzyıl önce, İrlandalı yazar Jonathan Swift şunları yazdı: “Fakat içmek, aldatmak, yalan söylemek ve çalmak sözcükleri Parlamentodan geçen bir kanunla İngiliz dilinden ve sözlüklerinden çıkarılsa, ertesi sabah hepimizin içki içmeyen, dürüst, adil ve gerçeği sever kişiler olarak uyanacağı söylenebilir mi? Bu adil bir sonuç mu?”—Jonathan Swift, A Modest Proposal and Other Satires [Alçakgönüllü Bir Öneri ve Diğer Taşlamalar] (New York: Prometheus Books, 1995), s. 205.


Aynı şekilde, Allah’ın yasası iptal edildiyse, yalan söylemek, öldürmek ve çalmak neden hâlâ günah veya yanlış? Allah’ın yasası değiştiyse, günahın tanımı da değişmiş olmalı. Ya da, Allah’ın yasası yürürlükten kalktıysa, günah da aynı şekilde kalkmış olmalı, peki buna kim inanıyor? (Ayrıca bkz. 1. Yuhanna 1:7–10; Yakup 1:14, 15).


Yeni Ahit’te hem yasa hem de müjde vardır. Yasa günahın ne olduğunu gösterir; müjde ise bu günahın çaresine işaret eder, bu da İsa’nın ölümü ve dirilişidir. Yasa yoksa günah da yoktur, öyleyse biz neyden kurtarılıyoruz? Müjde ancak yasa bağlamında ve onun geçerliliği sürdüğünde bir anlam ifade eder.


Sıklıkla Çarmıh’ın yasayı hükümsüz kıldığını duyarız. Bu aslında ironiktir, zira Çarmıh yasanın feshedilemeyeceğini ya da değiştirilemeyeceğini gösterir. Allah yasayı Mesih çarmıhta ölmeden önce iptal etmediyse, hiç olmazsa değiştirmediyse, neden daha sonra yapsın? İnsanlık günah işledikten sonra yasa neden kaldırılmadı ki, böylece insanlar yasanın ihlâlinin getirdiği yasal cezadan da kurtulurlardı? Bu sayede İsa’nın ölmesine hiç gerek kalmazdı. İsa’nın ölümü, yasa değiştirilebilecek ya da feshedilebilecek olsaydı bunun Çarmıh’tan sonra değil, Çarmıh’tan önce olabileceğini gösteriyor. Dolayısıyla, yasanın geçerliliğinin devam ettiğini hiçbir şey İsa’nın ölümü kadar iyi gösteremez, bu ölüm tam da bu nedenle, yasa değiştirilemediği için gerçekleşti. Yasa bizim düşmüş durumumuza uygun hale gelecek şekilde değiştirilmiş olsaydı, bu günah sorununa İsa’nın ölmek zorunda kalmasından daha iyi bir çözüm olmaz mıydı?


Zinaya karşı ilahî bir yasa olmasaydı, kurbanları şimdi olduğundan daha mı az acıya ve yaraya maruz kalırdı? Cevabın Allah’ın yasasının hâlâ yürürlükte olduğunu anlamana nasıl yardımcı oluyor? Allah’ın yasasını çiğnemenin sonuçları hakkında senin tecrübelerin nelerdi?


PERŞEMBE


3 Kasım


EK ÇALIŞMA: “Ellen G. White, Selected Messages [Seçme Mesajlar], 1. kitapta “Christ the Center of the Message (Mesajın Merkezi Mesih)” (s. 388), Atalar ve Peygamberler kitabında “The Call of Abraham (İbrahim’in Çağrılması)” (orijinalde s. 125–127; Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt’te s. 61, 62), “The Law and the Covenants (Yasa ve Ahitler)” (orijinalde s. 363, 364; Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt’te s. 201), Çağların Arzusu kitabında “Dağdaki Vaaz” (orijinalde s. 307, 308; Sevgi Öğretmeni’nde s. 286–288), “Mücadele” (orijinalde s. 608; Sevgi Öğretmeni’nde s. 597, 598), ve “Tamamlandı” (orijinalde s. 762, 763; Sevgi Öğretmeni’nde s. 753–755) bölümlerinde belirtilen sayfaları oku.


“Çalışana verilen ücret lütuf değil, hak sayılır. (4:4). Elçi, burada alıntı yaptığı Yaratılış 15:4–6 ayetlerini bir sonuca varmak ve aklanmanın işlerle değil imanla olduğunu kanıtlamak için açıklıyor. Bunu öncelikle ‘bu ona doğruluk sayıldı [Cosmades] sözlerinin anlamını açıklayarak yapıyor. Bu sözler Allah’ın (günahkârları) işleri dolayısıyla değil lütufla kabul ettiğini açıklıyor.”—Martin Luther, Commentary on Romans [Romalılar Şerhi], s. 82.


“Şeytan insanı kendi işlerine doğruluk ve erdem işleri olarak değer vermeye yönlendirmede başarılı olabilirse, aldatmacalarıyla onu yenebileceğini ve tuzağına düşürebileceğini bilmektedir... Kapı sövelerine Golgota’daki Kuzu’nun kanını sürün, böylece güvende olursunuz.”—Ellen G. White, Advent Review and Sabbath Herald, 3 Eylül 1889.


TARTIŞMA SORULARI:


Yasanın işlerine dayanmadan yalnızca imanla kurtuluşu anlamak neden çok önemlidir? Bu bilgi bizi ne tür hatalardan koruyabilir? Bu çok önemli Kutsal Kitap öğretisini gözden kaybedenleri hangi tehlikeler bekliyor?


Yasanın ve ona itaatin bizi kurtarmadığını bilsek de, Allah’ın yasasının geçerliliğinin sürmesi için başka hangi sebepleri gösterebilirsin?


Reform’un merkezindeki temel mesele Nasıl kurtuluyoruz? konusudur. Kimseye kişisel olarak saldırmadan, bu önemli konuda Katoliklerle Protestanlar arasındaki farkları açıkça ve doğrudan hangi şekillerde konuşabiliriz?


Biz, aklanmış günahkârlar olarak, Kendisine karşı günah işlediğimiz Allah’tan lütuf ve hak edilmemiş iyilik alanlar haline getirildik. Bu gerçek başkalarına karşı davranışlarımızı nasıl etkilemeli? Bize haksızlık eden ve gerçekten lütfumuzu ve iyiliğimizi hak etmeyenlere karşı ne kadar lütufla ve iyilikle doluyuz?


CUMA


*4–10 Kasım


Adem ve İsa






Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Romalılar 5.


HATIRLAMA METNİ: “Böylece imanla aklandığımıza göre, Rabbimiz İsa Mesih sayesinde Tanrı’yla barışmış oluyoruz. İçinde bulunduğumuz bu lütfa Mesih aracılığıyla, imanla kavuştuk ve Tanrının yüceliğine erişmek umuduyla övünüyoruz.” (Romalılar 5:1, 2).


PPavlus aklanmanın (ya da Allah tarafından kabul edilmenin) sadece İsa Mesih’e iman yoluyla gerçekleştiği, zira O’nun yalnızca doğruluğunun bize Rabbimiz’in yanında itibar kazandırmaya yeterli olduğu hususunu tespit etti. Pavlus şimdi bu harika gerçek üzerine inşa ederek konuyu daha da açıklıyor. Kurtuluşun, İbrahim gibi “doğru” biri için bile, işlerle değil imanla olması gerektiğini gösteren Pavlus, büyük resme bakmak üzere geri çekiliyor: yani, günaha, acıya ve ölüme neyin sebep olduğuna ve çözümün Mesih’te ve O’nun insan nesli için yaptıklarında nasıl bulunduğuna.


Bir adamın, yani Adem’in düşüşüyle tüm insanlık hüküm giydi, yabancılaştı ve ölümle yüzleşti; bir adamın, yani İsa’nın zaferiyle de tüm dünya Allah’ın önünde yeni bir mevkiye yerleşti. İsa’ya imanla günahlarının kaydı ve bu günahların cezası silinebilir, affedilebilir ve sonsuza kadar bağışlanabilir.


Pavlus Adem’le İsa’yı karşılaştırarak, Mesih’in Adem’in verdiği zararı telafi etmeye geldiğini ve Adem’in günahının kurbanlarının iman yoluyla Kurtarıcı İsa tarafından kurtarılabileceklerini gösteriyor. Tüm bunların temeli Mesih’in çarmıhı ve O’nun çarmıh üzerinde vekâleten ölümüdür. Bu ölüm, ister Yahudi ister Uluslardan olsun her insanoğlunun, kanıyla Kendisini kabul eden herkese aklanma getirmiş olan İsa tarafından kurtarılmalarının yolu açar.


Muhakkak bu konu açmaya değer bir konudur, zira tüm umudumuzun temelidir.


*11 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

5 Kasım


İmanla Aklanmış


Romalılar 5:1–5 ayetlerini oku. Aşağıdaki boş satırlarda Pavlus’un mesajını özetle. Bundan şimdi kendin için ne çıkarabilirsin?


“Aklanmış olarak” tam anlamıyla “başkası tarafından aklanmış olmak” demektir. Buradaki Grekçe fiil eylemin tamamlandığını gösterir. Biz yasanın işleriyle değil, fakat Mesih İsa’yı kabul etmemizle, doğru sayıldık ya da doğru ilân edildik. İsa’nın bu dünyada yaşadığı mükemmel hayat ve yasayı mükemmel olarak tutuşu bizim hesabımıza yazıldı.


Aynı zamanda, tüm günahlarımız İsa’nın üzerine yüklendi. Allah bu günahları biz değil İsa işlemiş gibi saydı, böylece biz hak ettiğimiz cezadan kurtulabiliriz. Ceza, bir daha asla yüzleşmek zorunda kalmamamız için, bizim yerimize Mesih’e verildi. Günahkâr için bundan daha muhteşem bir haber olabilir mi?


Romalılar 5:3 ayetinde “övünmek” olarak çevrilen Grekçe sözcük, Romalılar 5:2 ayetinde [İngilizce tercümede] “sevinmek” olarak çevrilen sözcükle aynı [Türkçe tercümelerde iki ayette de “övünmek” olarak çevrilmiş. Ed.]. Romalılar 5:3 ayetinde de “sevinmek” olarak çevrilirse (bazı İngilizce çevirilerde olduğu gibi), Romalılar 5:2 ile Romalılar 5:3 ayetleri arasındaki bağlantı açıkça görülür. Aklanmış kişiler sıkıntıda sevinebilirler, zira onlar İsa Mesih’e sağlam bir imana ve güvene sahiptirler. Allah’ın her şeyi iyilik için yoluna koyacağına güvenirler. Mesih uğruna acı çekmeyi şeref olarak görürler. (Bkz. 1Pe. 4:13.)


Ayrıca Romalılar 5:3–5 ayetlerindeki gelişmeye de dikkat edin.


  1. Sabır. Bu şekilde tercüme edilen Grekçe sözcük hüpomone, “sarsılmaz dayanma gücü” anlamına gelir. Bu tür dayanma gücü, hayatı zaman zaman korkunç bir hale getiren denenmelerin ve sıkıntıların ortasında bile imanını sürdüren ve Mesih’e umudunu gözden kaybetmeyen kişilerde, sıkıntının geliştirdiği bir dayanma gücüdür.

  1. Tecrübe. Bu şekilde tercüme edilen Grekçe sözcük dokime, sözlük anlamıyla “onaylanmış olma niteliği” demektir; dolayısıyla “karakter,” ya da daha spesifik olarak “onaylanan karakter” anlamına gelir. Denenmelere sabırla dayanan kişi, onaylanan bir karakter geliştirebilir.

  1. Umut. Dayanma gücü ve onay, doğal olarak umuda yol açar: İsa’da ve O’nda kurtuluş vaadinde bulunan umuda. İmanla, tövbeyle ve itaatle İsa’ya tutunmaya devam ettiğimiz sürece, her şeyi umut edebiliriz.

Tüm hayatın boyunca her şeyden çok umut ettiğin şey nedir? Bu umut İsa’da nasıl yerine gelebilir? Ya da, gelebilir mi? Cevap hayırsa, bunu bu kadar çok umut etmek istediğinden emin misin?


PAZAR


6 Kasım


Daha Günahkârken


Romalılar 5:6–8 ayetlerini oku. Bu ayetler bize Allah’ın karakteri hakkında ne söylüyorlar ve neden bizim için umut dolular?


Adem ile Havva ilahî emri utanç verici ve affedilmeyecek şekilde çiğnediğinde, barışma için ilk adımları Allah attı. O günden beri, Allah kurtuluş için bir yol sunarak ve insanları bunu kabul etmeye davet ederek inisiyatif almıştır. “Ama zaman dolunca Tanrı... öz Oğlu’nu gönderdi.” (Gal. 4:4).


Romalılar 5:9 ayeti Allah’ın gazabından İsa aracılığıyla kurtulabileceğimizi söylüyor. Bunun ne demek olduğunu nasıl anlıyoruz?


İsraillilerin Mısır’dan ayrılmalarının hemen öncesinde kapı sövelerine sürdükleri kan, Mısır’ın ilk doğan oğullarını vuran gazaptan İsraillilerin ilk doğanlarını korudu. Aynı şekilde İsa Mesih’in kanı da, dünyanın sonunda Allah’ın gazabı günahı yok ettiğinde, aklanmış olan ve bu durumunu sürdüren kişinin korunmasını sağlar.


Bazı insanlar sevgi dolu Allah’ın gazabının olmasını anlamakta zorluk çekiyorlar. Fakat bu gazap tam da bu sebepten, O’nun sevgisi nedeniyle vardır. Dünyayı seven Allah’ın nasıl günaha karşı gazabı olmaz? Allah bizi umursamasaydı burada olanlarla ilgilenmezdi. Dünyaya bir bak ve günahın O’nun yaratılışına ne yaptığını gör. Allah böyle bir kötülüğe ve yıkıma karşı nasıl gazap dolu olmasın?


Bize sevinmek için başka hangi nedenler veriliyor? Rom. 5:10, 11.


Bazı yorumcular Romalılar 5:10 ayetini Mesih’in bu dünyada yaşadığı hayata bir atıf olarak görmüşlerdir; Mesih yaşamı boyunca mükemmel bir karakter ortaya koydu ve şimdi onu bizim hesabımıza yazmayı teklif ediyor. Mesih’in mükemmel hayatının başardığı şey muhakkak bu olsa da, Pavlus Mesih’in ölmüş olmasına rağmen dirildiği ve artık sonsuza dek canlı olduğu gerçeğine vurgu yapıyor gibi görünüyor (bkz. İbr. 7:25). O yaşadığı için biz kurtuluyoruz. O mezarda kalsaydı, bizim umutlarımız da O’nunla birlikte çürürdü. Romalılar 5:11 ayeti Rab’de sevinmek için sahip olduğumuz nedenlerle devam ediyor, bu da İsa’nın bizim için gerçekleştirdikleridir.


PAZARTESİ


7 Kasım


Günah Aracılığıyla Ölüm


Ölüm bir düşmandır, en büyük düşmanımızdır. Allah insanlık ailesini yarattığı zaman, üyelerinin sonsuza dek yaşamalarını tasarladı. İnsanlar, bazı az sayıdaki istisnalar dışında, ölmek istemezler; isteyenlerse bunu ancak en büyük acı ve ızdırapları çektikten sonra isterler. Ölüm bizim temel doğamıza karşıdır. Bunun nedeni başlangıçta sonsuza dek yaşamak üzere yaratılmış olmamız. Ölüm bizim için bilinmeyen bir şey olmalıydı.


Romalılar 5:12 ayetini oku. Pavlus burada neyi tanımlıyor? Bu neyi açıklıyor?


Yorumcular bu ayet üzerinde Kutsal Kitap’taki diğer pek çok bölümden daha fazla tartıştılar. Belki de sebebi, Yedinci Gün Adventist Şerhi, 6. cilt, s. 529’da belirtildiği gibi, bu yorumcuların “bu ayette yazılanları Pavlus’un kast ettiğinden başka amaçlarla kullanmaya çalışmaları”dır.


Tartıştıkları noktalardan birisi şudur: Adem’in günahı soyuna hangi yolla geçti? Adem’in soyundan gelenler onun günahının suçunu mu paylaştılar, yoksa kendi günahlarından dolayı mı Allah’ın önünde suçludurlar? İnsanlar bu sorunun cevabını bu ayetten bulmaya çalıştılar, fakat Pavlus’un ele aldığı konu bu değildi. Onun aklında bambaşka bir konu vardı. Daha önce söylemiş olduğu bir şeyi tekrar vurguluyor: “çünkü herkes günah işledi” (Rom. 3:23). Günahkâr olduğumuz kabul etmemiz gerekir çünkü bir Kurtarıcıya ihtiyacımız olduğunu anlamamızın tek yolu budur. Pavlus burada okuyucularının günahın gerçekten ne kadar kötü olduğunu ve Adem aracılığıyla bu dünyaya ne getirdiğini görmelerini sağlamaya çalışıyordu. Sonra Allah’ın Adem’in günahı aracılığıyla dünyaya gelen felâketin tek çaresi olarak İsa’da bize ne sunduğunu gösteriyor.


Ancak bu ayet çözümden, yani Mesih’teki yaşamdan değil, yalnızca sorundan, yani Adem’de ölümden bahsediyor. Müjdenin en muhteşem yönlerinden biri, ölümün yaşam içinde yok edilmiş olmasıdır. İsa mezarın kapılarından geçti ve onun bağlarını kopardı. Şöyle diyor: “Diri Olan Ben’im. Ölmüştüm, ama işte sonsuzluklar boyunca diriyim. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları bendedir” (Vahiy 1:18). İsa anahtarlara sahip olduğu için, düşman artık kurbanlarını mezarda tutamaz.


Ölüm gerçeği ve acısı hakkındaki senin tecrübelerin nelerdi? Böylesine acımasız bir düşman karşısında neden kendimizden daha büyük ya da bu dünyanın sağladığı her şeyden daha büyük bir şeye umut bağlamalıyız?


SALI


8 Kasım


Adem’den Musa’ya


Romalılar 5:13, 14 ayetlerini oku. Pavlus burada bize yasa hakkında ne öğretiyor?


Pavlus burada neden söz ediyor? “Kutsal Yasa’dan önce” ifadesi, “Adem’den Musa’ya” ifadesine paralel olarak kullanılıyor. Pavlus dünya tarihinin Yaratılış’la Sina Dağı arasındaki döneminden, İsrail sisteminin kurallarının ve yasalarının resmî olarak verilmesinden önceki dönemden söz ediyor; tabi ki bu sistem On Emir’i de içeriyordu.


“Kutsal Yasa’dan önce” ifadesi, Allah’ın isteklerinin Sina Dağı’nda İsrail’e verilen çeşitli yasalarla detaylandırılmasına dek anlamına gelir. Günah Sina Dağı’ndan önce de vardı. Nasıl olmasın ki? Yalan söylemek, adam öldürmek, zina etmek ve putperestlik ondan önce günah değil miydi? Tabi ki öyleydiler.


Sina Dağı’ndan önce insan neslinin Allah’ın vahyini çoğunlukla çok kısıtlı bir şekilde aldığı doğru, fakat sorumlu tutulacak kadar bildikleri de belli oluyor. Allah adildir ve hiç kimseyi haksız yere cezalandırmaz. Pavlus’un burada belirttiği gibi, Sina öncesi dünyada da insanlar ölüyordu. Ölüm herkese geçti. Onlar açıkça ifade edilmiş emirlere karşı günah işlemiş olmasalar da, nihayetinde günah işlemişlerdi. Onların Allah’ın doğadaki vahyine sahiptiler ve buna karşılık vermedikleri için suçlu sayıldılar. “Tanrı’nın görünmeyen nitelikleri... dünya yaratılalı beri O’nun yaptıklarıyla anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur” (Rom. 1:20).


Allah Kendisini “yasa”da daha mükemmel şekilde açıklayarak neyi amaçladı? Rom. 5:20, 21.


Sina Dağı’nda verilen talimatlar, daha önceden var olmasına rağmen ahlâki yasayı da içeriyordu. Fakat Kutsal Kitap’a göre, bu yasa Sina Dağı’nda ilk defa yazılı hale getirilmiş ve yaygın şekilde ilân edilmişti.


İsrailliler kendilerini ilâhi yasanın gerekleriyle kıyasladıklarında, çok yetersiz kaldıklarını keşfettiler. Başka bir deyişle “suç” çoğaldı. Birdenbire kendi günahlarının çokluğunu fark ettiler. Böyle bir açığa çıkarmanın amacı, bir Kurtarıcı’ya ihtiyaçları olduğunu görmelerini sağlamak ve onları Allah’ın karşılıksız verdiği lütfu kabul etmeye yönlendirmekti. Daha önce de vurgulandığı gibi, Eski Ahit imanının gerçek hali kuralcı değildi.


Kendi ülkendeki yasalar insanların doğru ve yanlış anlayışını sana nasıl gösteriyor? İnsan yasası bunu yapabiliyorsa, Allah’ın sonsuz yasası daha ne yapabilir?


ÇARŞAMBA


9 Kasım


İkinci Adem: İsa


“İşte, tek bir suçun bütün insanların mahkûmiyetine yol açtığı gibi, bir doğruluk eylemi de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı. Çünkü bir adamın sözdinlemezliği yüzünden nasıl birçoğu günahkâr kılındıysa, bir adamın söz dinlemesiyle birçoğu da doğru kılınacaktır” (Rom. 5:18, 19). Burada bize nasıl bir karşıtlık gösteriliyor? Mesih’te bize hangi umut sunuluyor?


İnsanlar olarak, Adem’den ölüme mahkûmiyetten başka bir şey almadık. Fakat Mesih devreye girerek Adem’in düştüğü yerde yürüdü ve insanların yerine tüm denenmelere dayandı. Adem’in utanç verici başarısızlığının ve düşüşünün fidyesini ödedi, böylece Vekilimiz olarak bizi Allah’ın önünde avantajlı bir konuma getirdi. Bu yüzden İsa “İkinci Adem”dir.


“İkinci Adem, davranışlarının sorumluluğunu taşıyan özgür ve ahlâklı bir varlıktı. Son derece ince ve yanıltıcı etkilerle etrafı sarılmış olarak, günahsız bir hayat yaşamak için Adem’den çok daha dezavantajlı bir konumdaydı. Günahkârların ortasında olmasına rağmen günaha götürecek her ayartıya karşı direndi ve masumiyetini korudu. O her zaman günahsızdı.”—Ellen G. White Yorumları, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt. 6, s. 1074.


Romalılar 5:15–19 ayetlerinde Adem’in ve Mesih’in eylemleri nasıl karşılaştırılıyor?


Buradaki karşıt fikirlere bakın: ölüm–hayat; itaatsizlik–itaat; mahkûmiyet–aklanma; günah–doğruluk. İsa geldi ve Adem’in tüm yaptıklarını geri aldı!


Ayrıca, armağan sözcüğünün Romalılar 5:15–17 ayetlerinde beş kez geçmesi heyecan verici. Beş kez! Konu çok basit: Pavlus aklanmanın hak olarak kazanılmadığına vurgu yapıyor; aksine, hediye olarak gelir. Bizim lâyık olmadığımız, hak etmediğimiz bir şeydir. Tüm hediyeler gibi elimizi uzatıp onu almamız gerekiyor, bu durumda bu hediyeyi iman yoluyla talep ediyoruz.


Hayatında aldığın en iyi hediye neydi? Onu çok iyi ve çok özel yapan neydi? Kazandığın bir şey olmasının aksine hediye olması, onun değerini nasıl daha fazla takdir etmeni sağladı? Yine de, bu hediye İsa’da sahip olduğumuz hediyeyle ne kadar kıyaslanabilir?


PERŞEMBE


10 Kasım


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti] kitabında “Help in Daily Living (Günlük Yaşamda Yardım)” (s. 470–472), Selected Messages [Seçme Mesajlar] 1. kitapta “Christ the Center of the Message (Mesajın Merkezi Mesih)” (s. 383, 384), Atalar ve Peygamberler kitabında “The Temptation and Fall (Ayartılma ve Düşüş)” (orijinalde s 60–62, Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt’te s. 25, 26) bölümlerinde belirtilen sayfaları ve The SDA Encyclopedia [Yedinci Gün Adventist Ansiklopedisi] 712–714. sayfalardaki “Justification (Aklanma)” maddesini oku.


“Birçokları kalplerinin durumuna dair aldatılıyorlar. Doğal kalbin her şeyden daha aldatıcı ve son derecede kötü olduğunu unutuyorlar. Kendi doğrulukları ile sarmalanıyorlar ve kendi insanî karakter standartlarına erişmekle tatmin oluyorlar.”—Ellen G. White, Selected Messages [Seçme Mesajlar], 1. kitap, s. 320.


“İsa’nın tek umut ve kurtuluş olarak vaaz edilmesine büyük ihtiyaç var. İmanla aklanma öğretisi ortaya konduğu zaman... birçoklarına susamış yolcuya gelen su gibi geldi. Mesih’in doğruluğunun bize sahip olduğumuz herhangi bir erdemden ötürü değil, Allah’tan karşılıksız bir armağan olarak verildiği düşüncesi, değerli bir düşünce gibi gözüktü.”—Sayfa 360.


“Gelecek kişinin örneği olan (5:14). Adem nasıl Mesih’in örneği olur? Adem soyundan gelenlerin –yasak meyveden yemedikleri halde– ölümüne sebep olduğu gibi, Mesih de Kendisinden olanlar için –herhangi bir doğruluk kazanmadıkları halde– doğruluğun Dağıtıcısı oldu; zira Çarmıh aracılığı ile tüm insanlar için (doğruluk) sağladı. Adem’in günahının örneği içimizdedir, zira onun günah işlediği gibi sanki biz de işlemişçesine ölüyoruz. Mesih’in örneği içimizdedir, zira O’nun tüm doğruluğu yerine getirdiği gibi sanki biz de getirmişçesine yaşıyoruz.”—Martin Luther, Commentary on Romans [Romalılar Şerhi], s. 96, 97.


TARTIŞMA SORULARI:


Aşağıdaki Ellen G. White alıntısını nasıl anlıyoruz? “Allah’ın Sözü’nü daha yakından incelemeye ihtiyaç vardır; bilhassa Daniel ve Vahiy kitapçıklarına çalışmamızın tarihinde hiçbir zaman gösterilmediği kadar dikkat gösterilmelidir. Bazı konularda, Roma’nın gücü ve papalığa ilişkin söyleyecek daha az sözümüz olabilir; fakat peygamberlerin ve elçilerin Allah’ın Kutsal Ruhu’nun verdiği ilhamla yazdıklarına dikkat çekmemiz gerekiyor.”—Ellen G. White, Evangelism [Müjdecilik], s. 577.


Ölüm gerçekliği hakkında, ölümün sadece hayata değil, hayatın anlamına da ne yaptığını düşün. Birçok yazar ve filozof, sonsuz ölümle bittiği için hayatın nihaî anlamsızlığından yakındılar. Hristiyanlar olarak onlara cevabımız nedir? İsa’da sahip olduğumuz umut neden bu anlamsızlığın tek cevabıdır?


Tıpkı Adem’in düşüşünün hepimize günahkâr bir doğa verdiği gibi, İsa’nın zaferi de onu imanla kabul eden istisnasız hepimize sonsuz hayat vaadini sunar. Böyle harika bir sağlayışın bize verilmesine rağmen, insanları ona el uzatmaktan ve onu kendileri için heyecanla talep etmekten alıkoyan nedir? Mesih’in sunduğu şeyi ve onlar için yaptığını daha iyi anlamaya çalışanlara her birimiz nasıl yardımcı olabiliriz?

*11–17 Kasım


Günahı Yenmek




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Romalılar 6; 1. Yuhanna 1:8–2:1.


HATIRLAMA METNİ: “Günah size egemen olmayacaktır. Çünkü Kutsal Yasanın yönetimi altında değil, Tanrının lütfu altındasınız” (Romalılar 6:14).


İşler bizi kurtaramazsa, ne diye kendimizi yoruyoruz ki? Neden günah işlemeye devam etmiyoruz?


  1. bölüm Pavlus’un bu önemli soruya cevabını oluşturuyor. Pavlus burada genellikle “kutsallaşma” olarak anlaşılan kavramı, yani günahı yenme ve Mesih’in karakterini gitgide daha fazla yansıtma sürecimizi ele alıyor. Kutsallaşma sözcüğü Romalılar’da sadece iki kez geçiyor. Romalılar 6:19, 22 ayetlerinde, kutsallaşma anlamına gelen Grekçe sözcük hagiasmos olarak yer alıyor. İngilizce çeviride bu sözcük iki ayette de “holiness (kutsallık)” olarak geçiyor.

Bu, Pavlus’un kutsallaşma kavramıyla yaygın olarak anlaşılan konuda söyleyecek bir şeyi olmadığı anlamına mı geliyor? Hiç de değil.


Kutsal Kitap’ta “kutsamak,” –genellikle Allah’a– “adamak” anlamına gelir. Dolayısıyla, kutsanmış olmak çoğunlukla geçmişte tamamlanmış bir eylem olarak sunulur. Örneğin, “kutsal kılınmış olan bütün insanlar” (Elç. 20:32). Bu tanımdaki kutsal kılınmış olanlar, Allah’a adanmış olanlardır.


Fakat “kutsama”nın Kutsal Kitap’taki bu kullanımı, önemli kutsallaşma doktrinini ya da kutsallaşmanın hayat boyu süren bir iş olduğunu hiçbir şekilde reddetmez. Kutsal Kitap bu doktrini kuvvetle onaylar, fakat tanımlamak için genelde başka kavramlar kullanır.


Bu hafta imanla kurtuluş öğretisinin rahatlıkla yanlış anlaşılabilecek başka bir yönüne bakacağız: İsa tarafından kurtarılmış birinin hayatında günaha karşı zafer vaatleri.


*18 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

12 Kasım


Günahın Çoğaldığı Yerde


Romalılar 5:20 ayetinde Pavlus güçlü bir ifadede bulunuyor: “Ama günahın çoğaldığı yerde Tanrı’nın lütfu daha da çoğaldı.” Vurgulamak istediği nokta, günah ne kadar çok olursa olsun, ya da günahın sonuçları ne kadar korkunç olursa olsun, Allah’ın lütfu bununla baş etmeye yeter. Özellikle günahlarımızın affedilmeyecek kadar çok büyük olduğunu hissetmeye sevk edildiğimiz zamanlarda, bu her birimize nasıl bir umut vermeli? Pavlus Romalılar 5:21 ayetinde, günahın ölüme yol açmasına rağmen Allah’ın lütfunun İsa aracılığıyla ölümü yendiğini ve bize sonsuz hayat verebileceğini gösteriyor.


Romalılar 6:1 ayetini oku. Pavlus’un burada ele aldığı mantık nedir ve Romalılar 6:2–11 ayetlerinde bu düşünce şekline nasıl cevap veriyor?


Pavlus 6. bölümde aklanmış insanın neden günah işlememesi gerektiği konusunda ilginç bir çıkarım dizisi izliyor. Öncelikle, günaha öldüğümüz için günah işlemememiz gerektiğini söylüyor. Bundan sonra ne demek istediğini açıklıyor.


Suya batırılarak yapılan vaftiz gömülmeyi simgeler. Gömülen nedir? Günahlı “eski adam,” yani günah işleyen beden, günahın hâkimiyeti ya da yönetimi altındaki beden. Sonuç olarak, artık günaha hizmet etmeyelim diye bu “günah bedeni” yok ediliyor. Romalılar 6. bölümde günah, hizmetçilerine hükmeden bir efendi olarak kişileştiriliyor. Günaha hizmet eden “günah bedeni” yok edildiği zaman, günahın onun üzerindeki hâkimiyeti de sona erer. Suyla dolu mezardan kalkan kişi, artık günaha hizmet etmeyen yeni bir kişidir. Bu kişi artık yenilenen yaşamda yürür.


Mesih ilk ve son kez öldü, ancak şimdi sonsuza dek diridir. Aynı şekilde, vaftiz olan Hristiyan günaha karşı ilk ve son kez ölmüştür ve bir daha asla günahın yönetimi altına girmez. Tabi ki, her vaftiz olan Hristiyan’ın bildiği gibi, sudan çıktığımızda günah kendiliğinden hayatlarımızdan kaybolmaz. Günahın yönetimi altında olmamak, onunla mücadele etmek zorunda olmamak anlamına gelmez.


“Buradan, Elçi’nin sözlerinin ne anlama geldiğini açıkça görüyoruz. 1. ‘Günah karşısında öldük,’ 2. ‘Tanrı karşısında yaşıyoruz’ gibi tüm ifadeler, günah içimizde devam etse de, günahkâr arzularımıza ve günahlarımıza boyun eğmediğimizi gösterir. Yine de, Galatyalılar 5:17 ayetinde okuduğumuz üzere, günah hayatımızın sonuna kadar içimizde kalır. ‘Benlik Ruh’a, Ruh da benliğe aykırı olanı arzular. Bunlar birbirine karşıttır.’ Dolayısıyla tüm elçiler ve kutsallar günahın ve günahkâr arzuların beden küle dönüşüp ihtirastan ve günahtan özgür yeni (yüceltilmiş) bir beden dirilene kadar içimizde kalacağını kabul eder.”—Martin Luther, Commentary on Romans [Romalılar Şerhi], s. 100.


PAZAR


13 Kasım


Günah Egemenlik Sürdüğünde


Romalılar 6:12 ayetinde bize hangi öğüt veriliyor?


Egemenlik sürmek sözü “günahın” burada bir kral gibi tasvir edildiğini gösteriyor. Burada “egemenlik sürmek” olarak tercüme edilen Grekçe sözcük, sözlük anlamıyla “kral olmak” ya da “kral işlevini görmek” anlamına gelir. Günah ölümlü bedenlerimizin krallığını ele geçirmeye ve davranışlarımızı belirlemeye de fazlasıyla heveslidir.


Pavlus “günahın... egemenlik sürmesine izin vermeyin” dediği zaman, aklanmış bir kişinin günahın kendi yaşamında krallığını ilan etmesini engellemeyi seçebileceğini belirtiyor. İradenin eyleminin devreye girdiği yer burasıdır.


“Asıl anlamanız gereken şey, iradenin gerçek gücüdür. İnsan doğasını yöneten güç şudur: karar veya seçme gücü. Her şey iradenin doğru eylemine dayalıdır. Allah insana seçme gücünü vermiştir; bunu kullanmak onlara kalmıştır. Kalbinizi değiştiremezsiniz, kendiliğinizden onun sevgisini Allah’a veremezsiniz; fakat O’na hizmet etmeyi seçebilirsiniz. İradenizi O’na verebilirsiniz; sonra O, kendisini hoşnut edeni istemeniz ve yapmanız için sizin içinizde çalışır. Böylece bütün doğanız Mesih’in Ruhu’nun kontrolü altına girer; sevgileriniz O’na odaklanmış olur, düşünceleriniz O’nunla uyumlu olur.”—Ellen G. White, Yol, Gerçek ve Yaşam, s. 52.


Romalılar 6:12 ayetinde “tutkular” olarak çevrilen Grekçe sözcük “arzular” anlamına da gelir. Bu arzular iyi şeyler için de, kötü şeyler için de olabilir; günah hüküm sürdüğünde, bizim kötüyü arzulamamızı sağlar. Arzularımızla kendi başımıza savaşırsak, güçlü, hatta karşı konulmaz olurlar. Günah asla tatmin olmayan fakat her zaman daha fazlasını isteyen zorba bir hükümdar olabilir. Yalnızca imanla, yalnızca zafer vaatlerini talep ederek bu acımasız efendiyi devirebiliriz.


Romalılar 6:12 ayetindeki bu nedenle ifadesi önemlidir. Daha önce söylenenlere, özellikle Romalılar 6:10, 11 ayetlerinde söylenenlere atıfta bulunur. Vaftiz olmuş kişi artık “Tanrı için” yaşamaktadır. Yani, onun yeni yaşamının merkezi Allah’tır. Kişi Allah’a hizmet eder, Allah’ı hoşnut eden şeyler yapar, dolayısıyla aynı zamanda günaha hizmet edemez. Bu kişi “Mesih İsa’da Tanrı karşısında diri”dir.


Bugünkü dersteki Ellen G. White alıntısına tekrar bak. Özgür irade kavramının ne kadar önemli olduğuna dikkat et. Ahlâklı varlıklar olarak özgür iradeye, yani doğruyu ya da yanlışı, iyiyi ya da kötüyü, Mesih’i ya da dünyayı seçme gücüne sahip olmalıyız. Önümüzdeki 24 saat boyunca, bu ahlâki özgür iradeyi nasıl kullandığını bilinçli olarak takip etmeye çalış. Bu kutsal hediyeyi kullanışından, ya da istismar edişinden, ne öğrenebilirsin?


PAZARTESİ


14 Kasım


Yasa Altında Değil, Lütuf Altında


Romalılar 6:14 ayetini oku. Bu ayeti nasıl anlamalıyız? Bu, On Emir’in artık bizi bağlamadığı anlamına mı geliyor? Öyle değilse, neden?


Romalılar 6:14 ayeti Romalılar kitapçığındaki anahtar ifadelerden birisidir. Ayrıca birileri biz Adventistlere Yedinci Gün Sebti’nin yürürlükten kaldırıldığını söylediğinde de sık sık bu ayetin kullanıldığını duyarız.


Fakat açık bir şekilde ayetin kastettiği bu değil. Daha önce de sorduğumuz gibi, yasa yürürlükten kaldırılmışsa günah nasıl hâlâ bir gerçeklik olur? Çünkü günahı tanımlayan ahlâki yasadır! Romalılar kitapçığında daha önce yazılmış olanları, hatta yalnızca 6. bölümü okursanız, günah gerçekliği hakkındaki tartışmaların tam ortasında Pavlus’un nasıl olup da birden bire “Ahlâki yasa, yani günahı tanımlayan On Emir, feshedilmiştir” diyebileceğini anlamak zordur. Bu mantıksızdır.


Pavlus Romalılara “yasa altında” –yani o günlerde uygulandığı şekliyle, insan yapımı kural ve yönetmelikleri de içeren Yahudi sistemi altında– yaşayan kişinin günahın egemenliği altında olacağını söylüyor. Bunun aksine, lütuf altında yaşayan kişi, yasa yüreğinde yazılı olduğu için ve adımlarını Allah’ın Ruhu’nun yönlendirmesine izin verdiği için günaha karşı zafer kazanacaktır. İsa’yı Mesih olarak kabul ederek, O’nun aracılığıyla aklanarak, O’nun ölümüne vaftiz olarak, “eski adamı” ortadan kaldırarak, yenilenen yaşamda yürümek üzere ayağa kalkarak, günahı hayatlarımızdaki tahtından indireceğiz. Romalılar 6:14 ayetinin içinde olduğu bütünlüklü bağlamın bu, yani günah karşı zafer vaadi bağlamı olduğunu unutmayın.


“Yasa altında” ifadesini çok dar tanımlamamalıyız. Sözde “lütuf altında” yaşayan, fakat Allah’ın yasasına itaatsizlik eden kişi lütuf değil mahkûmiyet bulacaktır. “Lütuf altında” demek, yasanın günahkârlara kaçınılmaz olarak getirdiği mahkûmiyetin, Allah’ın İsa’da açıklanan lütfu aracılığıyla ortadan kaldırılmış olması demektir. Böylece, yasayla gelen ölüme mahkûmiyetten artık özgür olarak, “yepyeni bir yaşamda” [Cosmades], benliğe ölmüş olarak artık günahın kölesi olmadığımız gerçeğiyle nitelenen ve açıklanan bir hayatı yaşarız.


Mesih’te yeni bir hayat gerçekliğini nasıl tecrübe ettin? Mesih’in sende gerçekleştirdiklerini ortaya koyan hangi somut kanıtları gösterebilirsin? Hangi konuları bırakmayı reddediyorsun ve onları neden bırakmalısın?


SALI


15 Kasım


Günah mı, İtaat mi?


Romalılar 6:16 ayetini oku. Pavlus hangi noktaya dikkat çekiyor? Buradaki savı neden siyah beyaz? Ya biri, ya da diğeri, ortası yok. Bu çok kesin zıtlıktan nasıl bir ders çıkarmalıyız?


Pavlus yeni iman hayatının günah işleme özgürlüğü vermediği konusuna geri geliyor. İman hayatı günaha karşı zaferi mümkün kılıyor; hatta bize vaat edilen zafere yalnızca iman aracılığıyla kavuşabiliriz.


Günahı tebaasının üzerinde egemenlik süren bir kral olarak kişiselleştiren Pavlus, şimdi de hizmetkârlarından itaat talep eden bir efendi tasvirine dönüyor. Pavlus kişinin efendisini seçme hakkı olduğuna işaret ediyor. Ölüme götüren günaha hizmet edebilir, ya da sonsuz hayata götüren doğruluğa hizmet edebilir. Pavlus bize herhangi bir orta yol ya da ödün verme alanı bırakmıyor. Ya biri ya da diğeri, zira sonunda ya sonsuz hayatla ya da sonsuz ölümle karşılaşacağız.


Romalılar 6:17 ayetini oku. Pavlus Romalılar 6:16 ayetinde söylediğini burada nasıl açıyor?


İtaatin ilginç bir şekilde doğru öğretiyle nasıl bağlantılı olduğuna dikkat edin. Buradaki “öğreti” kavramı çeşitli yerlerde karşımıza “doktrin” olarak da çıkmaktadır. Romalı Hristiyanlara Hristiyan imanının ilkeleri öğretilmişti, şimdi de bunlara itaat ediyorlardı. Dolayısıyla, Pavlus’a göre, doğru doktrin, doğru öğreti, “yürekten” itaat edildiğinde Romalıların “doğruluğun köleleri” olmalarını sağlamıştı (Rom. 6:18). Bazen sevgi gösterdiğimiz sürece doktrinin (öğretinin) önemli olmadığını duyarız. Bu çok da basit olmayan bir şeyin fazlasıyla basitleştirilmiş bir ifadesidir. Önceki derslerden birinde de ifade edildiği üzere, Pavlus Galatya kilisesinin teslim olduğu yanlış doktrinden ötürü çok endişeleniyordu. Bu nedenle, doğru bir öğretinin önemini bir şekilde karalayan ifadeler hakkında dikkatli olmalıyız.


Günahın köleleri, doğruluğun köleleri: zıtlık oldukça çarpıcı. Vaftizden sonra günah işlersek, bu gerçekten kurtulmadığımız anlamına mı gelir? 1. Yuhanna 1:8–2:1 ayetlerini oku. Bu bölüm Mesih’in takipçisi olup yine de düşebilecek durumda olmanın ne demek olduğunu anlamamızı nasıl sağlar?


ÇARŞAMBA


16 Kasım


Günahtan Özgür


Şu ana kadar Romalılar 6. bölümde çalıştığımız konuları akılda tutarak, Romalılar 6:19–23 ayetlerini oku. Pavlus’un söylediklerinin ana fikrini aşağıdaki satırlarda özetle. En önemlisi, Pavlus’un ele aldığı bu önemli gerçekleri yaşamında nasıl gerçekleştirebileceğini kendine sor. Burada hangi konuların mevzubahis olduğunu kendine sor.


Pavlus’un buradaki sözleri onun insanın günahkâr doğasını tam olarak anladığını gösteriyor. “Bedenlerinizin güçsüzlüğü”nden bahsediyor. “Güçsüzlük” olarak tercüme edilen Grekçe sözcük “zayıflık” anlamına da gelir. Düşmüş insan doğasının kendi başına bırakıldığında ne yapabileceğini biliyor. Bu nedenle tekrar seçim gücüne (kendimizi ve zayıf bedenlerimizi yeni bir efendiye, doğru bir yaşam sürmemizi sağlayacak olan İsa’ya adamayı seçme gücümüze) başvuruyor.


Romalılar 6:23 ayeti sıklıkla günahın, yani yasayı çiğnemenin, cezasının ölüm olduğunu göstermek için kullanılır. Muhakkak, günahın cezası ölümdür. Fakat ölümü günahın cezası olarak görmenin yanı sıra, günahı Pavlus’un Romalılar 6. bölümde tanımladığı gibi, kölelerine hükmeden, işlerinin karşılığını ölümle ödeyerek onları aldatan bir efendi olarak görmeliyiz.


Ayrıca, iki efendi mecazını geliştirirken, Pavlus bir efendiye hizmet etmenin diğer efendiye hizmetten özgür olmak anlamına geldiğine dikkat çekiyor. Tekrar net bir seçim görüyoruz: biri ya da diğeri. Bunun orta yolu yoktur. Aynı zamanda, hepimizin bildiği üzere, günahın egemenliğinden özgür olmak, günahsız olduğumuz, mücadele etmediğimiz, hatta zaman zaman düşmediğimiz anlamına gelmez. Aksine, artık günahın hâkimiyeti altında olmadığımız anlamına gelir; günah hayatımızda ne kadar bir gerçeklik olarak kalmaya devam etse de ve her ne kadar günaha karşı zafer vaatlerini günlük olarak istememiz gerekse de.


Dolayısıyla, bu bölüm günaha hizmet eden herkese güçlü bir çağrı haline gelir. Bu zorba hükümdar, yapılan utanç verici şeylerin karşılığı olarak ölümden başka bir şey sunmaz; bu nedenle akıllı bir insan bu zorbadan kurtulmayı istemelidir. Aksine, doğruluğa hizmet edenler kurtuluşlarını işlerle kazanmak fikriyle değil, yeni tecrübelerinin meyvesi olarak, doğru ve övülmeye değer işler yaparlar. Kurtuluşu kazanmak için yapıyorlarsa, müjdenin özünü, kurtuluşun özünü ve İsa’ya neden ihtiyacımız olduğu meselesinin özünü gözden kaçırıyorlar demektir.


PERŞEMBE


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, Messages to Young People [Gençlere Mesajlar] kitabında “Victory Appropriated (Zafer Elde Edildi)” (s. 105, 106), Bereket Dağından Düşünceler kitabında “Hizmetteki Gerçek Güdü” (s. 90–92), Testimonies for the Church [Kilise için Tanıklıklar] 3. ciltte “Appeal to the Young (Gençlerden Bir Rica)” (s. 365) bölümlerinde belirtilen sayfaları ve The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi] 6. cilt, 1074. ve 1075. sayfaları oku.


“O [İsa] günaha razı olmadı. Ayartıya teslim olmayı aklından bile geçirmedi. Bu, bizim için de böyle olabilir. Mesih’in insanlığı tanrısallıkla birleşikti; Kutsal Ruh’un içinde yaşamasıyla, mücadeleye hazır hale getirildi. O, bizi de ilahî tabiata hissedar yapmak için geldi. O’na imanla bağlandığımız sürece, günah bizim üzerimizde egemen olamaz. Allah, karakter mükemmelliğine ulaşabilmemiz amacıyla, İsa’nın ilahiliğine sımsıkı sarılmaya yönlendirmek için bizim iman elimize uzanır.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 123 [Sevgi Öğretmeni, s. 108].


“Vaftizimizde Şeytan’la ve aracılarıyla tüm bağlantılarımızı koparmaya ve tüm yüreğimizle, aklımızla ve canımızla Allah’ın krallığını genişletme işinde çalışmaya söz verdik... Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, kutsanmış insan aracılarla işbirliği yapma sözünü verir.”—Ellen G. White Yorumları, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 6, s. 1075.


“İman ve işlerin uyumlu olmadığı bir Hristiyanlık ikrarı hiçbir fayda sağlamaz. Hiç kimse iki efendiye hizmet edemez. Kötü olanın çocukları kendi efendilerinin köleleridir; itaat etmek üzere kime boyun eğdilerse onun köleleridir, İblis’i ve onun tüm işlerini reddetmedikçe Allah’ın hizmetkârları olamazlar. Şeytan’ın kölelerinin meşgul olduğu zevklerin ve eğlencelerin, bu eğlencelerin zararsız olduğunu sık sık tekrarlasalar da, Göksel Kral’ın hizmetkârları için zararsız olmaları mümkün değildir. Allah Kendi halkını tanrısızlardan ayırmak ve kendilerini O’na ait olmak üzere arındırmak amacıyla kutsal gerçekleri bildirdi. Yedinci Gün Adventistleri imanlarına göre yaşamalıdır.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church [Kilise İçin Tanıklıklar], 1. cilt, s. 404.


TARTIŞMA SORULARI:


Günaha karşı zafere ilişkin sahip olduğumuz tüm bu harika vaatlere rağmen, gerçek şu ki, hepimiz –yeniden doğmuş Hristiyanlar olarak bile– ne kadar düşmüş, ne kadar günahkâr olduğumuzun ve kalplerimizin ne kadar yozlaşmış olabileceğinin farkındayız. Burada bir çelişki var mı? Cevabını açıkla.


Derste, Mesih’in sende gerçekleştirdiklerine, tecrübe ettiğin değişikliklere ve O’nda sahip olduğun yeni yaşama ilişkin tanıklık ver.


Kurtuluşumuzun sadece Mesih’in bizim için yaptıklarına bağlı olduğunu hatırlamak ne kadar önemli olsa da, bu harika gerçeğe gereğinden fazla vurgu yaparak kurtuluşun diğer yönünü, yani İsa’nın bizi Kendi suretine dönüştürmek için bizde gerçekleştirdiklerini göz ardı edersek, hangi tehlikeler ortaya çıkar? Neden kurtuluşun bu iki yönünü de anlamalı ve vurgulamalıyız?


CUMA


17 Kasım


*18–24 Kasım


Romalılar 7. Bölümün Kahramanı Kim?




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Romalılar 7.


HATIRLAMA METNİ: “Şimdiyse biz, daha önce tutsağı olduğumuz Yasa karşısında öldüğümüz için Yasa’dan özgür kılındık. Öyle ki, yazılı yasanın eski yolunda değil, Ruh’un yeni yolunda kulluk edelim” (Romalılar 7:6).


Kutsal Kitap’taki çok az bölüm Romalılar 7. bölüm kadar tartışmaya neden olmuştur. Bu konularla ilgili olarak Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi şöyle diyor: “[Romalılar 7:14–25] ayetlerinin anlamı tüm mektuptaki en çok tartışılan sorunlardan biri olmuştur. Böylesine yoğun bir ahlâki mücadelenin tanımının otobiyografik olup olmadığı, eğer öyleyse, Pavlus’un bu tecrübeyi ihtida etmeden önce mi yoksa sonra mı yaşadığı soruları ana sorular olmuştur. Pavlus’un kendi kişisel mücadelesinden bahsettiği, sözlerinin en basit anlamından belli oluyor (bkz. [Romalılar 7:7–11];...). [Ellen G. White, Yol, Gerçek ve Yaşam, s. 17, 18; Ellen G. White, Testimonies for the Church [Kilise İçin Tanıklıklar], 3. cilt, s. 475.] Pavlus’un burada Allah’ın kutsal yasasının ruhsal talepleriyle karşı karşıya gelen ve bunlara karşı gözü açılan her insanın az çok tecrübe etmiş olduğu bir çatışmayı tanımladığı da kesinlikle doğrudur.”—The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 6, s. 553.


Kutsal Kitap öğrencileri Pavlus’un Romalılar 7. bölümdeki tecrübesinin ihtidasından önce mi yoksa sonra mı olduğu konusunda farklı görüşlere sahiptirler. Bir kişinin konumu ne olursa olsun, önemli olan İsa’nın doğruluğunun bizi örttüğü ve bizi kutsama, bize günaha karşı zafer verme ve bizi “Oğlu’nun benzerliğine” (Rom. 8:29) dönüştürme sözü veren Allah’ın önünde, İsa’nın doğruluğu içinde mükemmel olarak duruyor oluşumuzdur. Bunlar, “sonsuz müjdeyi” “her ulusa, her oymağa, her dile, her halka” (Va. 14:6) iletmeye çalışırken bilmemiz ve tecrübe etmemiz gereken çok önemli noktalardır.


*25 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. DERS

19 Kasım


Yasa Karşısında Ölü


Romalılar 7:1–6 ayetlerini oku. Pavlus burada okuyucularına yasayla ilişkilerini göstermek için hangi benzetmeyi kullanıyor ve bu benzetmeyle neyi vurguluyor?


Pavlus’un Romalılar 7:1–6 ayetlerindeki benzetmesi biraz karmaşık, ancak bölümün dikkatli bir analizi yürüttüğü mantığı takip etmemize yardım edecek.


Mektubun genel bağlamında, Pavlus Sina Dağı’nda tesis edilen ibadet sistemini ele alıyordu; yasa sözcüğüyle genellikle bunu kastediyor. Yahudiler kendilerine Allah tarafından verilen bu sistemin Mesih’in gelişiyle sona ermesi gerektiğini anlamakta zorlanıyorlardı. Pavlus’un uğraştığı konu buydu: hayatlarında bu kadar önemli bir yeri olan şeyleri terk etmeye henüz hazır olmayan Yahudi imanlılar.


Özetle, Pavlus’un benzetmesi şöyle: bir adamla evli olan bir kadın var. Adam yaşadığı sürece yasa kadını adama bağlıyor. Adam yaşadığı sürece kadın başka adamlarla ilişki kuramaz. Fakat adam öldüğü zaman, kadın onu adama bağlayan yasadan özgür olur (Rom. 7:3).


Pavlus evlilik yasası benzetmesini Yahudi sistemine nasıl uyguluyor? Rom. 7:4, 5.


Kocasının ölümünün kadını kocasının yasasından özgür kıldığı gibi, bedendeki eski yaşamın İsa Mesih aracılığıyla ölümü de Yahudileri Mesih gelip örneklerini yerine getirene kadar tutmalarının beklendiği yasadan özgür kılar.


Şimdi Yahudiler “tekrar evlenmek” için özgürdüler. Onlar dirilmiş Mesih’le evlenmeye ve böylece Allah’a meyve vermeye davet edildiler. Bu benzetme Pavlus’un Yahudileri eski sistemi terk etmekte artık serbest olduklarına ikna etmek için kullandığı araçlardan biriydi.


Tekrar, Pavlus’un ve Kutsal Kitap’ın On Emir’e itaat konusunda söylediği diğer her şeyi düşündüğümüzde, Pavlus’un burada Yahudi imanlılara On Emir’in artık bağlayıcı olmadığını söylediğini iddia etmek anlamsızdır. Bu ayetleri bu hususu ispatlamak, yani ahlâki yasanın kaldırıldığını göstermek için kullananlar gerçekte bu hususu ispatlamaya çalışıyor değiller; asıl söylemek istedikleri yedinci gün Sebti’nin kalktığıdır, yasanın geri kalanının değil. Romalılar 7:4, 5 ayetlerinin dördüncü emrin feshedildiğini, hükümsüz kılındığını ya da Pazar günüyle değiştirildiğini öğrettiği şeklinde yorumlamak, bu ayetlere asla amaçlamadıkları bir anlam vermektir.


PAZAR


20 Kasım


Günah ve Yasa


Pavlus Sina Dağı’nda verilen yasa sisteminin bütününden söz ediyorsa, On Emir’den birini özellikle belirttiği Romalılar 7:7 ayetine ne demeli? Bu dünkü derste ortaya konulan, Pavlus’un On Emir’in feshedilmesinden bahsetmediği görüşünü çürütmüyor mu?


Yanıt, “Hayır.” Tekrar, Pavlus için yasa sözcüğünün Sina Dağı’nda verilen, ahlâki yasayı içeren fakat onunla sınırlı olmayan tüm sistem anlamına geldiğini aklımızda bulundurmalıyız. Dolayısıyla, Pavlus ele aldığı hususu vurgulamak için Yahudi sisteminin herhangi bir parçasından alıntı yaptığı gibi, On Emir’den de alıntı yapabilirdi. Ne var ki, sistem Mesih’in ölümüyle sona erdiğinde, bu Sina’dan önce var olan ve aynı şekilde Golgota’dan sonra da var olacak olan ahlâki yasayı içermedi.


Romalılar 7:8–11 ayetlerini oku. Pavlus burada yasa ile günah arasındaki ilişki hakkında ne söylüyor?


Allah Kendisini Yahudilere açıklayarak, ahlâki, medenî, törensel ve sağlık konularında neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayrıntılı olarak söyledi. Ayrıca çeşitli yasaları çiğnemenin cezalarını da açıkladı. Allah’ın açıklanan isteğini çiğnemek burada günah olarak tanımlanıyor.


Bu yüzden, Pavlus “yasa” tarafından bilgilendirilmeden göz dikmenin günah olduğunu bilmeyeceğini açıklıyor. Günah Allah’ın açıklanan isteğinin çiğnenmesidir ve açıklanan isteğin bilinmediği yerde günah bilinmez. Açıklanan istek bir kişiye bildirildiğinde, kişi günahkâr olduğunu ve ölüme mahkûm olduğunu fark eder. Bu anlamda, kişi ölür.


Pavlus, burada ve tüm bölüm boyunca kullandığı çıkarım dizisinde, “yasa”ya saygı gösteren Yahudileri Mesih’i yasanın yerine gelişi olarak görmeye yönlendirmek için bir köprü inşa etmeye çalışıyor. Yasanın gerekli olduğunu, fakat işlevinin kısıtlı olduğunu gösteriyor. Yasanın kurtuluşa olan ihtiyacı göstermesi amaçlanmıştı; hiçbir zaman bu kurtuluşu elde etmenin aracı olmamıştı.


“Elçi Pavlus kendi tecrübesini anlatarak, ihtida sırasında yapılması gereken iş hakkında önemli bir gerçeği ortaya koyuyor. ‘Bir zamanlar, Yasa’nın bilincinde değilken diriydim’ diyor: yani mahkûmiyet hissetmiyordu; “ama buyruğun bilincine vardığımda,’ yani Allah’ın yasası vicdanına işlediğinde, ‘günah dirildi, bense öldüm.’ Sonra kendisini ilahî yasa tarafından mahkûm edilmiş bir günahkâr olarak gördü. Ölenin yasa değil, Pavlus olduğuna dikkat edin.”—Ellen G. White Yorumları, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 6, s. 1076.


Yasa karşısında hangi anlamda “öldün”? Bu bağlamda, İsa’nın sana Kendisinde yeni bir yaşam vererek senin için ne yaptığını nasıl anlayabilirsin?


PAZARTESİ


21 Kasım


Yasa Kutsaldır


Romalılar 7:12 ayetini oku. Bu ayeti Pavlus’un şu ana kadar ele aldığı bağlamda nasıl anlıyoruz?


Yahudiler yasaya saygı duyduklarından, Pavlus onu mümkün olan her bakımdan yüceltiyor. Yasa yaptığı şey açısından iyidir, fakat yapmasının hiçbir zaman amaçlanmadığı şeyi, bizi günahlarımızdan kurtarmayı yerine getiremez. Bunun için İsa’ya ihtiyacımız var, zira yasa –gerek tüm Yahudi sistemi, gerek bilhassa ahlâki yasa olsun– kurtuluş getiremez. Sadece İsa ve O’nun bize imanla gelen doğruluğu bizi kurtarabilir.


Pavlus içinde bulunduğu “ölüm” durumu için kimi suçluyor ve neyi tenzih ediyor? Bu ayrım neden önemli? Rom. 7:13.


Pavlus Romalılar 7:13 ayetinde “yasayı” mümkün olan en iyi anlamda sunuyor. Korkunç günahlı durumu için; yani içinde “her türlü açgözlülüğü ürettiği” (Rom. 7:8) için, yasayı değil günahı suçluyor. Yasa iyidir, zira Allah’ın davranış standardıdır, fakat Pavlus bir günahkâr olarak onun önünde mahkûm edilmiş halde duruyor.


Günah Pavlus’u korkunç bir günahkâr olarak göstermede neden bu kadar başarılıydı? Rom. 7:14, 15.


Benliğin denetiminde demek bedensel demektir. Bu nedenle Pavlus’un İsa Mesih’e ihtiyacı vardı. Sadece İsa Mesih mahkûmiyeti ortadan kaldırabilirdi (Rom. 8:1). Sadece İsa Mesih onu günaha kölelikten kurtarabilirdi.


Pavlus kendisini “günaha satılmış” olarak tanımlıyor. O günahın kölesidir. Özgürlüğü yoktur. Yapmak istediği şeyi yapamaz. İyi yasanın kendisine yapmasını söylediklerini yapmaya çalışır, fakat günah ona izin vermez.


Pavlus bu benzetmeyle Yahudilere Mesih’e olan ihtiyaçlarını göstermeye çalışıyordu. O zaferin yalnızca lütuf altında mümkün olduğunu zaten söylemişti (Rom. 6:14). Aynı düşünce Romalılar 7. bölümde tekrar vurgulanıyor. “Yasa” altında yaşamak demek acımasız bir efendi olan günaha kölelik demektir.


Günahın nasıl köleleştirdiğine ilişkin senin kendi tecrüben ne oldu? Hiç günahı istediğin gibi kontrol edebileceğini düşünerek onunla oyun oynamaya çalışıp, kendini çok kötü ve acımasız bir efendinin emri altında bulduğun oldu mu? Gerçekliğe hoş geldin! Öyleyse, neden gündelik olarak İsa’ya kendini teslim etmeli ve benliğe ölmelisin?


SALI


22 Kasım


Romalılar 7. Bölümün Kahramanı


“Ama istemediğimi yaparsam, Yasa’nın iyi olduğunu kabul etmiş olurum. Öyleyse bunu artık ben değil, içimde yaşayan günah yapıyor” (Rom. 7:16, 17). Burada hangi mücadele sergileniyor?


Kutsal Ruh yasayı bir ayna gibi kullanarak, kişiyi yasanın gereklerini yerine getirmeyerek Allah’ı hoşnutsuz ettiğine dair ikna eder. Günahkâr kişi bu gerekleri yerine getirme çabasıyla yasanın iyi olduğunu kabul ettiğini gösterir.


Pavlus daha önce bahsettiği hangi konuları vurgulamak için tekrarlıyor? Rom. 7:18–20.


Kutsal Ruh kişinin Mesih’e olan ihtiyacını zihnine işlemek için, sık sık onu “eski antlaşma” tarzı bir tecrübeye yönlendirir. Ellen G. White İsrail’in tecrübesini şöyle tanımlıyor: “Halk kendi yüreklerinin aşırı günahkârlığını ve Mesih olmadan Allah’ın yasasını tutmalarının imkânsızlığını fark etmedi; böylece hiç düşünmeden Allah’la antlaşma yaptılar. Kendi doğruluklarını yerleştirebileceklerini sanarak ‘Rabb’in her söylediğini yapacağız, O’nu dinleyeceğiz’ dediler. Mısır’dan Çıkış 24:7... Allah’la antlaşmalarını bozmaları yalnızca birkaç hafta sürdü ve oyma bir heykele eğilerek tapındılar. Kendi çiğnemiş oldukları bir antlaşmaya dayanarak Allah’ın lütfunu umut edemezlerdi; şimdiyse günahkârlıklarını ve bağışlanmaya olan ihtiyaçlarını görerek, İbrahimî antlaşmada açıklanan... Kurtarıcı’ya olan ihtiyaçlarını hissetmeye başladılar.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 371, 372 [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 205, 206].


Maalesef birçok Hristiyan, Mesih’e adanmışlıklarını gündelik olarak yenilemeyerek, kabul etmekten ne kadar iğrenseler de, aslında günaha hizmet ediyorlar. Gerçekte kutsanmanın normal tecrübesinden geçtiklerini ve daha gidecek çok yolları olduğunu söyleyerek, bunu makul hale getirmeye çalışıyorlar. Böylece, bilinen günahlarını Mesih’e götürüp O’ndan bu günahlara karşı zafer isteyecek yerde, onlara göre doğruyu yapmanın imkânsız olduğunu söyleyen Romalılar 7. bölümün arkasına saklanıyorlar. Gerçekte bu bölüm, bir kişi günahın kölesi olduğunda doğru bir şey yapamaz, fakat İsa Mesih’te zafer mümkündür diyor.


Mesih’in bize vaat ettiği benlik ve günah üzerine zaferleri kazanıyor musun? Öyle değilse, neden? Kendi başına hangi yanlış seçimlerde bulunuyorsun?


ÇARŞAMBA


23 Kasım


Ölümden Kurtulmuş


Romalılar 7:21–23 ayetlerini oku. Hristiyan olarak bile, aynı mücadeleyi kendi hayatında nasıl tecrübe ettin?


Bu bölümde Pavlus, yasayı kendi bedeninin üyelerindeki günah yasasıyla bir tutuyor. Pavlus “benliğimle günah yasasına kulluk ediyorum” diyor (Rom. 7:25). Fakat günaha kulluk etmek ve onun yasasına itaat etmek ölüm demektir (bkz. Rom. 7:10, 11, 13). Böylece, bedenini –günaha itaat işlevi gördüğü için– “ölüme götüren bu beden” olarak tanımlamak uygun olacaktı.


Aklın yasası Allah’ın yasasıdır, Allah’ın Kendi isteğini bildirimidir. Kutsal Ruh’un ikna etmesiyle, Pavlus bu yasayı kabul etti. Zihni onu tutmaya kararlıydı, fakat tutmaya çalıştığında bedeni günah işlemeyi istediği için tutamadı. Kim aynı mücadeleyi tecrübe etmemiştir ki? Zihninde ne yapmak istediğini biliyorsun, fakat bedenin başka bir şey için feryat ediyor.


Kendimizi içinde bulduğumuz bu zor durumdan nasıl kurtulabiliriz? Rom. 7:24, 25.


Bazıları, Pavlus’un “Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla Tanrı’ya şükürler olsun” ifadesiyle görkemli bir zirveye ulaştıktan sonra daha önce kurtulmuş olduğu anlaşılan canındaki mücadelelere neden bir kez daha atıfta bulunduğunu merak etmişlerdir. Bazıları bu şükran ifadesini parantez içi bir heyecan ifadesi olarak anlıyorlar. “Kim kurtaracak” haykırışının ardından böyle bir heyecan ifadesinin doğal olarak geldiğine inanıyorlar. Buna, görkemli kurtuluşun kapsamlı bir incelemesine (Romalılar 8) geçmeden önce karar veriyorlar. Pavlus önceki ayetlerde söylediklerini özetliyor ve günahın güçlerine karşı mücadeleyi bir kez daha açıklıyor.


Diğerleri, Pavlus’un “ben kendim” [CANDEMİR, KM] derken, “kendi başıma kalarak, Mesih’i devre dışı bırakarak” anlamını kastettiğini söylüyorlar. Romalılar 7:24, 25 ayetleri nasıl anlaşılırsa anlaşılsın, bir noktanın net bir şekilde anlaşılması gerekir: Mesih’siz halde kendi başımıza kalırsak, günaha karşı çaresiziz. Mesih’le birlikte, O’nda yeni bir yaşama sahibiz, bu yaşamda –her ne kadar benlik sürekli olarak kendini gösterse de– zafer vaatleri talep etmemiz halinde bizim olacaktır. Tıpkı bir kimsenin senin yerine nefes alamayacağı, öksüremeyeceği ya da hapşıramayacağı gibi, kimse de senin adına Mesih’e teslim olmayı seçemez. Bu seçimi yalnız kendin yapabilirsin. İsa’da bize vaat edilen zaferleri kendin için elde etmenin başka bir yolu yoktur.


PERŞEMBE


24 Kasım


EK ÇALIŞMA: “Yasayı çiğnemede güvenlik, huzur ya da haklı sebep yoktur. İnsan günah işlemeye devam ederken Allah’ın önünde masum olarak durmayı ve Mesih’in erdemleri aracılığıyla O’nunla barışmış olmayı umut edemez.”—Ellen G. White, Selected Messages [Seçme Mesajlar], 1. kitap, s. 213.


“Pavlus, günahları bağışlayan Kurtarıcı’nın büyük görkeminin tüm Yahudi sistemini önemli hale getirdiğini kardeşlerinin de görmelerini arzuluyor. Ayrıca onların, Mesih dünyaya geldiğinde ve insanın kurbanı olarak öldüğünde, örneğin aslıyla buluştuğunu görmelerini arzuladı.


“Mesih çarmıhta günah sunusu olarak öldükten sonra törensel yasa gücünü kaybetti. Ancak bu yasa ahlâki yasayla bağlantılıydı ve görkemliydi. Yasanın bütünü tanrısallığın mührünü taşıyordu ve kutsallığı, adaleti ve Allah’ın doğruluğunu ifade ediyordu. Geçici olup yürürlükten kaldırılan dönemin hizmeti görkemliyse, Mesih inanan herkese yaşam verici, kutsayıcı Ruh’unu vererek ortaya çıktığında, gerçeklik ne kadar daha fazla görkemli olmalı.”—Ellen G. White Yorumları, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 6, s. 1095.


TARTIŞMA SORULARI:


“7:25 ayetinde Elçi şöyle yazıyor: ‘Ben aklıma Tanrı’nın Yasası’na, ama benliğimle günahın yasasına kulluk ediyorum.’ Bu çok açık bir ayet ve bu ayetten aynı (inanan) kişinin aynı anda hem Allah’ın yasasına hem de günahın yasasına hizmet ettiğini öğreniyoruz. O aynı zamanda hem aklanmış hem de günahkâr bir kişi (simul iustus est et peccat); zira “Aklım Allah’ın Yasasına kulluk ediyor” ya da “Bedenim günahın Yasasına kulluk ediyor” demiyor; aksine, “ben kendim” diyor. Yani, adam bir bütün halinde ve aynı kişi olarak, bu ikili hizmetin içinde. Bu nedenle Allah’ın yasasına hizmet ettiği için Allah’a şükrediyor ve günahın Yasasına hizmet ettiği için merhamet diliyor. Fakat hiç kimse dünyasal (ihtida etmemiş) birinin Allah’ın yasasına hizmet ettiğini söyleyemez. Elçi şunu demek istiyor: Görüyorsunuz, aynen daha önce söylediğim gibi: Kutsallar (imanlılar) doğruyken aynı zamanda günahkârlardır. Doğrular, çünkü doğruluğu onları örten ve onlara mal edilen Mesih’e iman ediyorlar. Fakat günahkârlar, zira Yasayı yerine getirmiyorlar ve hâlâ günahkâr arzulara sahipler. Doktor tarafından tedavi edilmekte olan hastalar gibiler. Gerçekten hastalar, fakat iyileştirilmeyi umut ediyorlar ve iyileşmeye başlıyorlar. Sağlıklarını geri kazanmak üzereler. Böyle hastalar kibirli bir şekilde iyi olduklarını iddia ederlerse çok büyük zarar görebilirler, zira hastalığın nüksetmesi (ilk hastalıklarından) daha beter olabilir.”—Martin Luther, Commentary on Romans [Romalılar Şerhi], s. 114, 115. Luther’in burada yazdıklarıyla hemfikir olabilir miyiz, olamaz mıyız? Derste cevaplarının sebeplerini açıkla.


CUMA



*25 Kasım–1 Aralık


Mahkûmiyet Yok




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Romalılar 8:1–17.


HATIRLAMA METNİ: “Öyleyse şimdi, Mesih İsa’da olanlara, bedene göre değil, ama Ruh’a göre yürüyenlere mahkûmiyet yoktur.” (Romalılar 8:1, CANDEMİR).


Romalılar 8. bölüm Pavlus’un Romalılar 7. bölüme cevabıdır. Pavlus Romalılar 7. bölümde hüsran, başarısızlık ve mahkûmiyetten bahsediyor. Romalılar 8. bölümde mahkûmiyet gitmiş, yerini İsa Mesih aracılığıyla gelen özgürlük ve zafer almıştır.


Pavlus Romalılar 7. bölümde ‘İsa Mesih’i kabul etmezseniz bu bölümdeki sefalet sizin olur’ diyordu. Yapmayı seçtiğiniz şeyi yapacak gücü olmayan, günahın köleleri olacaksınız. Romalılar 8. bölümde ‘Mesih İsa size günahtan kurtuluşu ve yapmak istediğiniz fakat bedeninizin yapmanıza izin vermediği iyiliği yapma özgürlüğü sunuyor’ diyor.


Pavlus bu özgürlüğün paha biçilmez bir bedelle satın alındığını açıklayarak devam ediyor. Allah’ın Oğlu Mesih insanlığı giyindi. Bizimle ilişki kurabilmesi, bizim mükemmel örneğimiz olabilmesi ve bizim yerimize ölen Vekil olabilmesi için tek yol buydu. O “günahlı insan benzerliğinde” geldi (Rom. 8:3). Bunun sonucunda, yasanın doğruluk gerekleri bizde yerine gelebilir (Rom. 8:4). Başka bir deyişle, Mesih günaha karşı zaferi –yasanın mutlak gerekliliklerini de yerine getirerek– inanan herkes için, kurtuluş yolu olarak değil fakat kurtuluşun sonucu olarak, mümkün hale getirdi. Yasaya itaat hiçbir zaman kurtuluş yolu değildi ve hiçbir zaman olamaz. Pavlus’un mesajı ve Luther’in mesajı buydu, aynı şekilde bizim de mesajımız olmalıdır.


*2 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

26 Kasım


İsa Mesih’te


“Öyleyse şimdi, Mesih İsa’da olanlara, bedene göre değil, ama Ruh’a göre yürüyenlere mahkûmiyet yoktur.” (Rom. 8:1, CANDEMİR). “Mahkûmiyet yoktur” ne demektir? Neyden mahkûmiyet yok? Ayrıca bu neden bu kadar iyi bir haber?


“Mesih İsa’da” ifadesi Pavlus’un yazılarında sık kullanılan bir ifadedir. Bir kişinin “Mesih İsa’da” olması demek, Mesih’i kendi Kurtarıcısı olarak kabul etmiş olması demektir. Kişi Mesih’e kesin olarak güvenir ve Mesih’in yaşam biçimini kendi yaşam biçimi yapmaya karar vermiştir. Sonuç, Mesih’le sıkı bir kişisel birliktir.


“Mesih İsa’da” ifadesi “bedende” ifadesiyle karşılaştırılıyor. Ayrıca 7. bölümde ayrıntılı olarak anlatılan tecrübeyle karşılaştırılıyor; Pavlus burada ikna edilen kişinin kendini Mesih’e vermesinden önceki durumunu ‘dünyasal’ olarak tanımlıyor, yani kişi günahın kölesidir. Kişi ölüme mahkûm durumdadır (Rom. 7:11, 13, 24). “Günah yasası”na hizmet eder (Rom. 7:23, 25). Bu kişi korkunç bir sefalet içindedir (Rom. 7:24).


Fakat sonra kişi kendisini İsa’ya teslim eder ve Allah’ın yanındaki konumumda derhal bir değişim meydana gelir. Eskiden yasayı çiğnediği için mahkûm edilmiş olan kişi şimdi sanki hiç günah işlememiş gibi Allah’ın gözünde mükemmel olarak durur, çünkü İsa Mesih’in doğruluğu bu kişiyi tamamıyla örter. Artık mahkûmiyet yoktur, kişi hatasız, günahsız veya ebedî hayata lâyık olduğundan değil (zira öyle değildir!), İsa’nın mükemmel hayat sicili o kişinin hesabına yazıldığı için; dolayısıyla mahkûmiyet yoktur.


Ancak iyi haber burada bitmiyor.


Kişiyi günaha kölelikten ne kurtarır? Rom. 8:2.


Buradaki “yaşam veren Ruh’un yasası” Mesih’in insanlığı kurtarma planı demektir; bu 7. bölümde günahın kendisiyle hüküm sürdüğü, sonu ölüm olan yasa olarak tanımlanan “günah ve ölüm yasası”nın karşıtıdır. Aksine, Mesih’in yasası hayat ve özgürlük getirir.


“Kendisini Allah’a teslim etmeyi reddeden her can başka bir gücün denetimi altındadır. Kendi kendisine ait değildir. Özgür olduğundan bahsedebilir; fakat o en sefil kölelik halindedir... Kendi muhakemesine göre hareket ettiğini düşünüp kendini avutsa da, karanlığın efendisinin isteğine uyar. Mesih, günaha köle olmuş canın prangalarını kırmaya geldi.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 466 [Sevgi Öğretmeni, s. 456]. Köle misin, yoksa Mesih’te özgür müsün? Nasıl emin olabilirsin?


PAZAR


27 Kasım


Yasanın Yapamadığı


“Yasa” (törensel yasa, ahlâki yasa, hatta her ikisi de) ne kadar iyi olsa da, bizim için en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyi yapamaz, bu da kurtuluş yolunu, bizi günahın getirdiği mahkûmiyetten ve ölümden kurtarmanın bir yolunu sağlamaktır. Bunun için İsa’ya ihtiyacımız var.


Romalılar 8:3, 4 ayetlerini oku. Mesih yasanın öz doğası gereği yapamayacağı neyi yaptı?


Allah “Öz Oğlu’nu günahlı insan benzerliğinde” göndererek bir çare sağladı ve “günahı insan benliğinde yargıladı.” Mesih’in beden alışı kurtuluş tasarısında önemli bir adımdı. Çarmıhı övmek uygundur, fakat kurtuluş tasarısının işleyişinde Mesih’in “günahlı insan benzerliğindeki” hayatı da son derece önemliydi.


Allah’ın Mesih’i göndererek yaptığı işin sonucu olarak, artık yasanın doğruluk gereğini yerine getirmemiz; yani yasanın gerektirdiği doğru şeyleri yapmamız mümkündür. “Yasa’nın yönetimi altında” (Rom. 6:14) bu imkânsızdı; şimdiyse “Mesih’te” mümkündür.


Yine de, yasanın gerektirdiklerini yerine getirmenin, yasayı kurtuluşu kazanacak kadar iyi tutabilmek demek olmadığını unutmamalıyız. Bu mümkün değildir, hiçbir zaman da olmadı. Kısacası bu Allah’ın yaşamamızı sağladığı hayatı yaşamak demektir; “benliği, tutku ve arzularıyla birlikte çarmıha gerdiğimiz” (Gal. 5:24) itaatkâr bir hayat yaşamak, Mesih’in karakterini yansıttığımız bir hayatı yaşamak demektir.


Romalılar 8:4 ayetindeki “yürümek” (KM, CANDEMİR), “belirli bir şekilde davranmayı” belirten deyimsel bir ifadedir. Buradaki benlik [KK] (KM ve Candemir’de beden) sözcüğü iknadan önce veya sonraki haliyle yeniden doğmamış olan kişiyi temsil eder. Benliğe (bedene) göre yürümek, bencil arzular tarafından kontrol edilmek demektir.


Bunun aksine, Ruh’a göre yürümek, yasanın doğruluk gereğini yerine getirmektir. Bu gereği yalnızca Kutsal Ruh’un yardımıyla yerine getirebiliriz. Sadece Mesih İsa’da yasanın gereklerini yapma özgürlüğü vardır. Mesih’ten ayrı böyle bir özgürlük yoktur. Günahın kölesi olmuş kişi yapmak istediği iyiliği yapmayı imkânsız görür (bkz. Rom. 7:15, 18).


Yasayı ne kadar iyi tutuyorsun? Kurtuluşu yasa aracılığıyla kazanma fikrini bir kenara koyarsan, “yasanın adil gereği” hayatında yerine geliyor mu? Öyle değilse, neden? Davranışını makul göstermek için hangi sudan bahaneleri kullanıyorsun?


PAZARTESİ


28 Kasım


Beden ya da Ruh


“Çünkü bedene göre olanlar bedenin şeylerini, ama Ruh’a göre olanlar Ruh’un şeylerini düşünürler. Çünkü bedenin düşüncesi ölüm, ama Ruhun düşüncesi hayat ve esenliktir” (Rom. 8:5, 6). Bu ayetler üzerinde dur. Bunlar aracılığıyla hangi temel mesaj veriliyor? Hayatını nasıl yaşadığın konusunda sana ne söylüyorlar?


Burada kullanılan Grekçe sözcük kata, “–e göre” anlamındadır. Buradaki “düşünce” bir şeyi kafaya koymak, yani istemek anlamındadır. Bir grup insan doğal arzuları yerine getirmeyi ister; diğer grup ise Ruh’un işlerini yerine getirmeyi kafaya koyar, yani O’nun emirlerini izlemeyi isterler. Düşünce (zihin) eylemleri belirlediği için, iki grup farklı şekilde yaşar ve davranır.


Dünyasal (bedensel) düşüncenin yapamadığı şey nedir? Rom. 8:7, 8.


Bedenin arzularını yerine getirmeye istekli olmak, gerçekte Allah’a düşmanlık halinde olmak demektir. Zihni buna istekli olan kişi Allah’ın isteğini yerine getirmeyi umursamaz. Hatta O’na karşı isyan içinde olarak, O’nun yasasına açıkça saygısızlık ediyor olabilir.


Pavlus bilhassa vurgulamak istiyor: Mesih’ten ayrıysanız Allah’ın yasasını tutmanız imkânsızdır. Pavlus tekrar tekrar bu konuya dönüyor: kişi ne kadar uğraşırsa uğraşsın, Mesih’ten ayrı kalarak yasaya itaat edemez.


Pavlus’un özel amacı Yahudileri kendi “Tora” (yasa)larından daha fazlasına ihtiyaçları olduğuna ikna etmekti. Davranışlarıyla, ilahî vahye sahip olmalarına rağmen Ulusların suçlu olduğu günahlardan kendilerinin de suçlu olduğunu göstermişlerdi (Romalılar 2). Tüm bunlardan alınacak ders, Mesih’e ihtiyaçları olduğuydu. O’nsuz günaha köle olacaklar, onun egemenliğinden kaçamayacaklardı.


Bu, Eski Ahit’te kendilerine verilenlerin artık kurtuluş için neden yeterli olmadığını anlayamayan Yahudilere Pavlus’un cevabıydı. Pavlus Yahudilerin o zamana kadar yaptıklarının iyi olduğunu ikrar ediyordu, fakat artık gelmiş olan Mesih’i de kabul etmeleri gerekiyordu.


Son 24 saatine bir bak. İşlerin Ruh’un işleri mi yoksa bedenin işleri miydi? Cevabın kendin hakkında sana ne diyor? İşlerin bedenin işleriyse, hangi değişiklikleri yapmalısın ve bunları nasıl yapabilirsin?


SALI


29 Kasım


Mesih İçinizde


Pavlus nasıl yaşadıklarına bağlı olarak insanların karşılaştığı iki olasılığı karşılaştırarak ele aldığı konuya devam ediyor: ya Ruh’a göre –yani bize vaat edilen Allah’ın Kutsal Ruhu’na göre– ya da kendi günahkâr ve dünyasal doğalarına göre. Biri sonsuz hayata, diğeri sonsuz ölüme götürüyor. Bunun orta yolu yoktur. Ya da, İsa’nın Kendisinin dediği gibi: “Benden yana olmayan bana karşıdır. Benimle birlikte toplamayan dağıtıyor demektir” (Mat.12:30). Bundan daha açık, ya da daha siyah–beyaz olmak zordur.


Romalılar 8:9–14 ayetlerini oku. Kendini tümüyle Mesih’e adayanlara ne vaat ediliyor?


“Bedendeki” hayat “Ruh’taki” hayatla karşılaştırılıyor. “Ruh’taki” hayat Allah’ın Ruhu, yani Kutsal Ruh tarafından kontrol edilir. Bu bölümde, muhtemelen Mesih’in temsilcisi olduğu ve O’nun aracılığıyla Mesih’in imanlının içinde yaşadığı anlamında, Mesih’in Ruhu olarak adlandırılıyor (Rom. 8:9, 10).


Bu ayetlerde Pavlus, Romalılar 6:1–11 ayetlerinde kullandığı bir mecaza dönüyor. Vaftizde, “günah bedeni” (yani günaha hizmet etmiş olan beden) mecazen yok edilir. “Eski adamımız O’nunla birlikte çarmıha gerilmiştir” (Rom. 6:6, CANDEMİR). Ancak vaftizde olduğu gibi, sadece gömülme değil bir diriliş de vardır; böylece vaftiz olan kişi yenilenen yaşamda yürümek üzere ayağa kalkar. Bu, her gün, her an, kendimizin yapması gereken bir seçim olarak, eski benliği öldürmek demektir. Allah insanın özgürlüğünü yok etmez. Günahlı eski adam yok edildikten sonra bile, günah işlemek hâlâ mümkündür. Pavlus Koloselilere “Bu nedenle bedenin dünyasal eğilimlerini... öldürün” yazdı (Kol.3:5).


Öyleyse, ihtida ettikten sonra hâlâ günaha karşı bir mücadele olacaktır. Fark, içinde Ruh’un yaşadığı kişinin şimdi zafer için ilahî güce sahip olmasıdır. Dahası, kişi köle sahibi günahın egemenliğinden mucizevî bir şekilde kurtarıldığından, günaha bir daha asla hizmet etmemekle yükümlüdür.


İsa’yı ölümden dirilten Allah’ın Ruhu’nun, izin vermemiz halinde içimizde yaşayan Ruh olduğu fikri üzerinde düşün. Orada bizim için bulunan gücü düşün! Ondan gerektiği gibi yararlanmamızı engelleyen nedir?


ÇARŞAMBA


30 Kasım


Oğulluk Ruhu


Pavlus Mesih’teki yeni ilişkiyi nasıl tanımlıyor? Rom. 8:15. Bu vaatte bizim için nasıl bir umut bulunuyor? Bunu hayatlarımızda nasıl gerçeğe çevirebiliriz?


Yeni ilişki korkudan özgürlük olarak tanımlanıyor. Bir köle esaret altındadır. Sürekli olarak efendisinin korkusuyla yaşar. Uzun yıllar boyunca verdiği hizmetten hiçbir kazancı yoktur.


İsa Mesih’i kabul eden kişiyse böyle değildir. Birincisi, o gönüllü olarak hizmet eder. İkincisi, korkmadan hizmet eder, zira “yetkin sevgi korkuyu siler atar” (1.Yuhanna 4:18). Üçüncüsü, evlat edinilmiş bir çocuk olarak sonsuz değerde bir servetin mirasçısı olur.


“Esaret ruhu, kuralcı bir dine göre yaşamaya çalışmakla, yasanın isteklerini kendi gücümüzle yerine getirmeye çabalamakla ortaya çıkar. Yalnızca İbrahimî antlaşmanın, yani Mesih İsa’ya imana dayalı lütuf antlaşmasının yetkisi altına girersek bizim için bir umut olur.”—Ellen G. White Yorumları, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 6, s. 1077.


Allah’ın bizi gerçekten de çocukları olarak kabul ettiği güvencesini bize ne verir? Rom. 8:16.


Ruh’un içe yönelik tanıklığı bizim kabul edilişimizi onaylar. Sadece hissederek ilerlemek güvenli olmamakla birlikte, Söz’ün ışığını anlayışlarının elverdiği ölçüde takip edenler Allah’ın çocukları olarak kabul edildikleri güvencesini veren onaylayıcı içsel sesi duyacaklardır.


Gerçekten de, Romalılar 8:17 ayeti bize mirasçılar olduğumuzu söylüyor; yani Allah’ın ailesinin bir ferdiyiz ve mirasçılar olarak, çocuklar olarak, Babamız’dan harika bir miras alıyoruz. Onu kazanmayız; o bize Allah’ın gözündeki yeni konumumuz nedeniyle verilir. Bu konuma İsa’nın bizim yerimize ölümü sayesinde bize verilen Allah’ın lütfu aracılığıyla getiriliriz.


Rabb’e ne kadar yakınsın? O’nu gerçekten tanıyor musun, yoksa sadece hakkında bir şeyler mi biliyorsun? Yaratıcın ve Kurtarıcın’la daha yakın yürüyebilmen için hayatında hangi değişiklikleri yapman gerekiyor? Seni alıkoyan nedir ve neden?


PERŞEMBE


EK ÇALIŞMA: ““Kurtuluş tasarısı imanlılara krallık gelmeden önce acıların ve denenmelerin olmadığı bir yaşam sunmaz. Aksine, onları aynı kendini inkâr ve tekdir yolunda Mesih’i izlemeye çağırır... Bu denenmeler ve zulümler aracılığıyla Mesih’in karakteri O’nun halkında canlandırılır ve sergilenir... Mesih’in acılarından pay alarak eğitilir ve terbiye ediliriz, böylece gelecek dünyanın yüceliğinden pay almaya hazır hale getiriliriz.”—The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 6, s. 568, 569.


“Allah’ın tahtından aşağı salınmış olan zincir, en derinlere ulaşacak kadar uzundur. Mesih en günahkârları bile yozlaşma çukurundan çıkarıp, Allah’ın çocukları sayılacakları, Mesih’le birlikte ölümsüz bir mirasın varisleri olacakları yere yerleştirmeye muktedirdir.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church [Kilise İçin Tanıklıklar], cilt 7, s. 229.


“Tüm göğün şereflendirdiği Kişi insan doğasına bürünmüş olarak insanlığın başında durmak için bu dünyaya geldi ve sağlanmış olan ilahî yardım sayesinde herkesin Allah’ın emirlerine itaat yolunda yürüyebileceğini düşmüş meleklere ve düşmemiş dünyaların sakinlerine gösterdi...


“Bizim fidyemiz Kurtarıcımız tarafından ödenmiştir. Hiç kimse Şeytan’a köle olmamalı. Mesih her şeye gücü yeten yardımcımız olarak önümüzde duruyor.”—Ellen G. White, Selected Messages [Seçme Mesajlar], 1. kitap, s. 309.


TARTIŞMA SORULARI:


Cuma günkü dersteki Ellen G. White alıntılarını tekrar oku. Bunlardan kendimiz için nasıl bir umut çıkarabiliriz? Daha da önemlisi, bu zafer vaatlerini hayatlarımızda nasıl gerçeğe çevirebiliriz? Mesih’te bize sunulan onca şeye rağmen, neden gerçekten olabileceğimiz gibi olmakta yetersiz kalıyoruz?


“Ruh’la ilgili işleri” düşünmek için izleyebileceğin günlük pratik yöntemler neler (Rom. 8:5)? Bunun anlamı nedir? Ruh neyi arzular? Seyrettiğin, okuduğun veya hakkında düşündüğün neler hayatında bunu başarmanı zorlaştırıyor?


Büyük mücadelede, orta yolu olmadan, ya bir tarafta ya da diğer tarafta olduğumuz fikri üzerinde biraz daha düşün. Bu sert ve soğuk gerçeğin çıkarımları nelerdir? Bu önemli gerçeğin anlaşılması, yaşam şekillerimizi ve “küçük” şeylerdeki dahi seçimlerimizi ne şekilde etkilemeli?


CUMA


1 Aralık



*2–8 Aralık


Vaadin Çocukları




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Romalılar 9.


HATIRLAMA METNİ: “Demek ki Tanrı dilediğine merhamet eder, dilediğinin yüreğini nasırlaştırır” (Romalılar 9:18).


Yazılmış olduğu gibi, ‘Yakup’u sevdim, Esav’dan ise nefret ettim’... Çünkü Musa’ya şöyle diyor: ‘Merhamet ettiğime merhamet edeceğim, acıdığıma acıyacağım” (Rom. 9:13, 15).


Pavlus burada neden söz ediyor? İnsanın özgür iradesi ve seçme özgürlüğüne ne demeli? Bunlar olmasa inandıklarımızın çok azı bir anlam ifade eder. Allah’ı seçmekte ya da reddetmekte özgür değil miyiz? Yoksa bu ayetler, kendi kişisel seçimlerine bakılmaksızın, belirli insanların kurtulmak üzere diğerlerinin ise yok olmak üzere seçildiğini mi öğretiyor?


Her zamanki gibi, cevap Pavlus’un sözlerinin meydana getirdiği büyük resme bakarak bulunur. Pavlus, Allah’ın Kendi “seçilmişleri” olarak kullanacağı kişileri seçme hakkını göstermeye çalıştığı bir çıkarım dizisi izliyor. Ne de olsa, dünyaya müjdeyi duyurma işinden nihaî olarak Allah sorumlu. Öyleyse neden temsilcilerini Kendi isteğine göre seçemesin ki? Allah kimseyi kurtuluş fırsatından alıkoymadığı sürece, böyle bir eylemde bulunması özgür irade ilkelerine aykırı değildir. Daha da önemlisi, Mesih’in tüm insanlar için öldüğü ve O’nun arzusunun herkesin kurtuluşa kavuşması olduğu harika gerçeğine aykırı değildir.


Romalılar 9. bölümün, içinde bahsi geçen kimselerin kişisel kurtuluşunu değil, onların belirli bir işi yerine getirmek üzere aldıkları çağrıyı ele aldığını unutmadığımız sürece, bölüm hiçbir zorluk çıkarmaz.


*9 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

3 Aralık


Pavlus’un Yükü


“Siz benim için kâhinler krallığı, kutsal ulus olacaksınız. İsraillilere böyle söyleyeceksin.” (Çık. 19:6).


Allah’ın paganlığa, karanlığa ve putperestliğe batmış dünyaya müjdeleme yapacak görevli bir halka ihtiyacı vardı. O İsrail’i seçti ve Kendisini onlara açıkladı. Onların örnek bir ulus olmalarını, böylece diğer ulusların dikkatini gerçek Tanrı’ya çekmelerini tasarladı. Allah’ın amacı, O’nun karakterinin İsrail aracılığıyla açığa vurulmasıyla dünyanın Kendisine cezbedilmesiydi. Kurban ibadetinin öğretileri aracılığıyla Mesih ulusların önünde yüceltilmeliydi ve O’na bakan herkes yaşamalıydı. İsrail’in sayısı arttıkça, bereketleri çoğaldıkça, krallıkları tüm dünyayı kapsayana dek sınırlarını genişleteceklerdi.


Romalılar 9:1–12 ayetlerini oku. Pavlus burada, insanî başarısızlıkların ortasında Allah’ın sadakati hakkında hangi noktaya dikkat çekiyor?


Pavlus, İsrail’e verilen vaadin tam olarak başarısız olmadığını göstereceği bir çıkarım dizisi inşa ediyor. Allah’ın hala aracılıklarıyla çalışmayı istediği bir bakiye (geriye kalanlar) mevcut. Bakiye fikrinin geçerliliğini doğrulamak için, Pavlus geriye dönüp İsrail tarihine giriyor. Allah’ın her zaman seçici olduğunu gösteriyor: (1) Allah antlaşma yapmak için İbrahim’in tüm soyunu değil, sadece İshak’ın soyunu seçti. (2) İshak’ın soyundan gelen herkesi değil, sadece Yakup’un soyunu seçti.


Soy ya da ecdadın kurtuluş güvencesi vermediğini görmek de önemli. Doğru kandan, doğru aileden, hatta doğru kiliseden bile olabilirsin, ancak yine de kayıp olabilir, vaat dışı kalabilirsin. “Vaadin çocukları” (Rom. 9:8, CANDEMİR) olanları gösteren imandır, sevgiyle işleyen bir imandır.


Romalılar 9:6 ayetindeki şu ifadeye bak: “Çünkü İsrail soyundan gelenlerin hepsi İsrailli sayılmaz.” Eski İsraillilerin kendi zamanlarında oynadığı rolü pek çok açıdan kendi zamanımızda oynayan biz Adventistler olarak, burada kendimiz için hangi önemli mesajı bulabiliriz?


PAZAR


4 Aralık


Seçilmiş


“Tanrı Rebeka’ya, Büyüğü küçüğüne kulluk edecek dedi... Yazılmış olduğu gibi, Yakup’u sevdim, Esav’dan ise nefret ettim” (Rom. 9:12, 13).


Bu haftanın giriş kısmında ifade edildiği üzere, Pavlus’un kişisel kurtuluştan bahsetmediğinin farkına varılmadıkça Romalılar 9. bölümü doğru anlamak imkânsızdır. Pavlus burada Allah’ın belirli kişileri belirli roller oynamak üzere çağırmasından bahsediyor. Allah Yakup’u dünyada Kendi özel müjdeleme aracı olacak insanların atası ve öncüsü olarak seçti. Bu metinde Esav’ın kurtulmayacağına ilişkin bir ima yok. Allah bütün insanların kurtulmasını istediği gibi onun da kurtulmasını istedi.


Romalılar 9:14, 15 ayetlerini oku. Şimdiye kadar okuduklarımız bağlamında bu sözleri nasıl anlıyoruz?


Pavlus burada yine kişisel kurtuluştan söz etmiyor, çünkü Allah o konuda merhametini herkese göstermektedir, zira “O bütün insanların kurtulmasını ister” (1.Ti. 2:4). “Tanrı’nın bütün insanlara kurtuluş sağlayan lütfu ortaya çıkmıştır” (Titus 2:11). Fakat Allah ulusları çeşitli roller oynamaları için seçebilir, onlar bu rolleri oynamayı reddedebilseler dahi Allah’ın seçimini engelleyemezler. Esav kadar çok istemiş olursa olsun, ne Mesih’in ne de seçilmiş halkın atası olamazdı.


Sonuç olarak, Esav’ın kurtuluştan mahrum bırakılması Allah’ın keyfî seçiminin ya da ilahî bir emrin sonucu değildi. O’nun Mesih aracılığıyla verdiği lütuf armağanları herkes için karşılıksızdır. Hepimiz, kaybolmak üzere değil, kurtarılmak üzere seçildik (Ef. 1:4, 5; 2Pe. 1:10). Mesih’te sonsuz hayat vaadinden bizi alıkoyacak olan şey, Allah’ın değil, bizim kendi seçimlerimizdir. İsa tüm insanlar için öldü. Yine de, Allah her canın ebedî hayat için seçilmesinin şartlarını Kendi Sözü’nde belirlemiştir: aklanan günahkârı itaate sevk eden Mesih’e iman.


Sanki başka hiç kimse var olmamış gibi, sen kendin, daha dünyanın kuruluşundan önce kurtuluşa sahip olmak üzere Mesih’te seçilmiştin. Bu, Allah tarafından İsa aracılığıyla sana verilen, senin çağrın, senin seçilmişliğindir. Ne büyük bir ayrıcalık, ne harika bir umut! Her şey göz önüne alınırsa, bu harika vaade kıyasla diğer her şey neden soluk kalıyor? Günahın, benliğin ve bedenin İsa’da sana vaat edilen her şeyi elinden almasına izin vermek neden felâketlerin en büyüğü olurdu?


PAZARTESİ


5 Aralık


Sırlar


“‘Benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil, sizin yollarınız benim yollarım değil’ diyor Rab. ‘Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse, yollarım da sizin yollarınızdan, düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir’” (Yşa. 55:8, 9).


Romalılar 9:17–24 ayetlerini oku. Şimdiye kadar okuduklarımızın ışığında, Pavlus’un burada vurguladığı hususu nasıl anlamalıyız?


Allah, Çıkış zamanında Mısır’la ilgilenme şekliyle, insan neslinin kurtuluşu için çalışıyordu. Allah’ın Mısır’ın uğradığı belalarda ve Kendi halkını kurtarışında tezahür edişi, Mısırlılara ve aynı şekilde diğer uluslara İsrail’in Tanrısı’nın gerçek Tanrı olduğunu göstermek üzere tasarlanmıştı. Diğer ulusların halklarına kendi tanrılarını bırakarak gelip O’na ibadet etmeye bir davet olarak tasarlanmıştı.


Belli ki Firavun Allah’a karşı seçimini çoktan yapmıştı, dolayısıyla Allah onun yüreğini katılaştırdığında kurtuluş imkânını elinden almıyordu. Katılaştırma Firavun’un kişisel kurtuluşu kabul etmesi için Allah’ın çağrısına karşı değil, İsrail’i bırakması ricasına karşıydı. Mesih, tıpkı Musa için, Harun için ve İsrailoğullarının geri kalanı için öldüğü gibi, Firavun için de öldü.


Tüm bunlardaki çok önemli nokta, düşmüş insanoğulları olarak dünyaya, gerçeğe ve Allah ile O’nun dünyada çalışma biçimine ilişkin son derece dar bir görüşe sahip olmamız. Doğal dünya başımızı çevirip baktığımız her yerde anlayamadığımız sırlarla doluyken, Allah’ın tüm yöntemlerini anlamayı nasıl bekleyebiliriz? Ne de olsa, doktorlar ameliyattan önce ellerini yıkamanın iyi bir fikir olabileceğini yalnızca 171 yıl önce öğrendiler! İşte cahilliğe bu kadar batmış durumdaydık. Zaman devam ederse, gelecekte bugün cahilliğe ne kadar batmış olduğumuzu gösterecek başka neler keşfedeceğiz, kim bilir?


Şüphesiz, Allah’ın yöntemlerini her zaman anlamıyoruz, fakat İsa bize Allah’ın nasıl olduğunu göstermek için geldi (Yuhanna 14:9). Öyleyse, hayatın tüm sırları ve beklenmeyen olayları arasında Mesih’in karakteri üzerinde ve O’nun bize Allah hakkında ve Allah’ın bize olan sevgisi hakkında gösterdikleri üzerinde düşünmek neden çok önemlidir? Allah’ın karakterinin nasıl olduğunu bilmek, çok haksız ve adaletsiz gözüken denemelerin arasında sadık kalmamıza nasıl yardımcı olur?


SALI


6 Aralık


Ammi: “Halkım”


Pavlus Romalılar 9:25 ayetinde Hoşea 2:23 ayetinden, Romalılar 9:26 ayetinde is Hoşea 1:10 ayetinden alıntı yapıyor. Arka plan şöyle: halk diğer yabancı ilahların peşinden gittiği için, Allah’ın İsrail’le ilişkisinin bir benzetmesi olarak, Allah Hoşea’dan “kötü bir kadınla” evlenmesini istemişti (Hoş.1:2). Bu evlilikten doğan çocuklara verilen isimler Allah’ın putperest İsrail’i reddetmesini ve cezalandırmasını simgeliyordu. Üçüncü çocuğun adı sözlük anlamıyla “halkım değil” demek olan Lo-Ammi (Hoş. 1:9) konmuştu.


Yine de, tüm bunların ortasında Hoşea, Allah’ın Kendi halkını cezalandırdıktan sonra, onların talihini değiştireceği, sahte ilahlarını ortadan kaldıracağı ve onlarla bir anlaşma yapacağı günün geleceğini öngördü. (Bkz. Hoş. 2:11–19.) Bu noktada Lo-Ammi, yani “halkım değil” olanlar Ammi, yani “halkım” olacaktı.


Pavlus’un zamanında, “yalnız Yahudiler arasından değil, uluslar arasından da... bizler” (Rom. 9:24, Cosmades) Ammi idi. Müjdenin, başlangıçtan beri tüm dünya için amaçlanan bir iyi haberin ne kadar da net ve güçlü bir sunumu. Şüphesiz biz Adventistler olarak çağrımızın bir kısmını Vahiy 14:6 ayetinden alıyoruz: “Bundan sonra göğün ortasında uçan başka bir melek gördüm. Yeryüzünde yaşayanlara –her ulusa, her oymağa, her dile, her halka– iletmek üzere sonsuza dek kalıcı olan Müjde’yi getiriyordu.” Bugün de, Pavlus’un zamanında ve eski İsrail’in zamanında olduğu gibi, kurtuluşun iyi haberi tüm dünyaya yayılmalıdır.


Romalılar 9:25–29 ayetlerini oku. Pavlus’un kendi zamanında olan olayları vurgulamak için Eski Ahit’ten ne kadar çok alıntı yaptığına dikkat et. Bu bölümde bulunan temel mesaj nedir? Okuyucularına burada nasıl bir umut sunuluyor?


Pavlus’un yakınlarından (İsraillilerden) bazılarının müjdenin çağrısını reddetmeleri, kalbinde “büyük bir keder, dinmeyen bir acı” meydana getirdi (Rom. 9:2). Fakat en azından bir bakiye vardı. İnsanlar başarısız olduğunda dahi, Allah’ın vaatleri boşa çıkmaz. Sahip olabileceğimiz umut, sonunda Allah’ın vaatlerinin yerine geleceği ve bu vaatleri kendimiz için istersek bizde de gerçekleşecekleridir.


İnsanlar seni kaç kez yüzüstü bıraktılar? Sen kaç kez kendini ve başkalarını yüzüstü bıraktın? Belki sayamayacağın kadar çoktur, değil mi? Bu başarısızlıklardan nihaî itimadının nereye dayanması gerektiğine ilişkin hangi dersleri alabilirsin?


ÇARŞAMBA


7 Aralık


Tökezleme


“Öyleyse ne diyelim? Aklanma peşinde olmayan uluslar aklanmaya, imandan gelen aklanmaya kavuştular. Aklanmak için Yasa’nın ardından giden İsrail ise Yasa’yı yerine getiremedi. Neden? Çünkü imanla değil, iyi işlerle olurmuş gibi aklanmaya çalıştılar ve sürçme taşında sürçtüler.” (Rom. 9:30–32). Buradaki mesaj nedir ve daha da önemlisi belirli bir zamanda ve yerde yazılmış bu mesajın ilkelerini bugün kendimize nasıl uygulayabiliriz? İsraillilerin kendi bağlamlarında yaptıkları hataların aynılarını kendi bağlamımızda yapmaktan nasıl kaçınabiliriz?


Pavlus akrabalarına Allah’ın almalarını dilediği bir şeyi neden elden kaçırdıklarını, dahası, aslında bu şeyin peşinden gittiklerini fakat elde edemediklerini çok açık sözlerle açıklıyor.


İlginç bir şekilde, Allah’ın kabul ettiği Uluslar bu kabul için çabalamıyorlardı bile. Müjde kendilerine geldiğinde onlar kendi çıkar ve hedeflerini kovalamakla meşguldüler. Değerini anlayarak onu kabul ettiler. Allah onları doğru saydı çünkü İsa Mesih’i Vekilleri olarak kabul ettiler. Bu bir iman eylemiydi.


İsraillilerin sorunu, sürçme taşında sürçmeleriydi (bkz. Rom.9:33). Hepsi olmasa da (bkz. Elç. 2:41), bir kısmı Nasıralı İsa’yı Allah’ın gönderdiği Mesih olarak kabul etmek istemedi. O onların Mesih beklentilerini karşılamıyordu; bu nedenle geldiği zaman O’na sırt çevirdiler.


Bu bölümün sonundan önce Pavlus başka bir Eski Ahit ayetini alıntılıyor: “Yazılmış olduğu gibi: ‘İşte, Siyon’a bir sürçme taşı, bir tökezleme kayası koyuyorum. O’na iman eden utandırılmayacak’” (Rom. 9:33). Bu kısımda Pavlus, gerçek imanın kurtuluş tasarısında ne kadar önemli olduğunu tekrar gösteriyor (ayrıca bkz. 1Pe. 2:6–8). Tökezleme kayası mı? Yine de, O’na iman eden utandırılmayacak mı? Evet, birçokları için İsa bir sürçme taşıdır, fakat O’nu tanıyan ve sevenler için O başka türden bir taş, “kurtuluşumun kayası”dır (Mez. 89:6).


Hiç İsa’yı “sürçme taşı” ya da “tökezleme kayası” olarak buldun mu? Öyle ise, nasıl? Yani, yaptığın hangi şey seni o duruma getirdi? Bundan nasıl kurtuldun ve kendini bir daha asla İsa’yla böyle bir karşıtlık ilişkisinde bulmamanı sağlayacak olan ne öğrendin?


PERŞEMBE


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, Büyük Mücadele kitabında “Later English Reformers (Sonraki İngiliz Reformcular)” bölümünden şu sayfaları (orijinalde s. 261, 262; Türkçe eski baskıda s. 143, 144), The SDA Encyclopedia [Yedinci Gün Adventist Ansiklopedisi] 530. ve 531. sayfalardaki “Faith and Works (İman ve İşler)” maddesini ve The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi] 1. cilt, 1099. ve 1100. sayfalardaki Ellen G. White yorumlarını oku.


“Kişilerin ve bir halkın seçimi vardır, Allah’ın sözünde bulunan tek seçim budur, bunda da insan kurtarılmak üzere seçilir. Birçokları göksel mutluluk için kesin olarak seçilmiş olduklarını düşünerek sona bakmıştır; fakat Kutsal Kitap’ın açıkladığı seçim bu değildir. Kişi kendi kurtuluşunu saygı ve korkuyla etkin kılmak üzere seçilir. Zırhını kuşanmak ve iman uğrunda yüce mücadeleyi sürdürmek için seçilir. Şeytan onun canı için hayat oyunu oynarken, Allah’ın her türlü kötü arzuya karşı savaş vermek için onun ulaşabileceği yere koyduğu araçları kullanmak üzere seçilir. Uyanık olup dua etmek, Kutsal Yazılar’ı araştırmak ve ayartılara girmekten kaçınmak için seçilir. Sürekli olarak imana sahip olmak üzere seçilir. Allah’ın ağzından çıkan her söze itaat etmek, böylece sözün sadece dinleyicisi değil, uygulayıcısı olmak için seçilir. İşte bu Kutsal Kitap’ın seçimidir.”—Ellen G. White, Testimonies to Ministers and Gospel Workers [Din Görevlilerine ve Müjde İşçilerine Tanıklıklar], s. 453, 454.


“Hiçbir sınırlı zihin Sınırsız Olan’ın karakterini ve işlerini tam olarak kavrayamaz. Allah’ı araştırarak anlayamayız. En güçlü ve en yüksek kültürlü zihinler için olduğu kadar, en zayıf ve en cahil zihinler için de, Kutsal Varlık sırlarla sarılı halde kalmalıdır. Fakat ‘bulutlar ve karanlık onun çevresinde’ olsa da; ‘salâh ve adalet tahtının temelidir.’ Mezmur 97:2 [KM]. O’nun bizimle ilişkisini ancak sonsuz güçle birleşmiş olan sınırsız merhameti görebilecek ölçüde anlayabiliriz. O’nun amaçlarını anlama kabiliyetimiz kadar anlayabiliriz; bunun ötesinde ise her şeye gücü yeten ele ve sevgi dolu kalbe güvenmeye devam edebiliriz.”—Ellen G. White, Education [Eğitim], s. 169.


TARTIŞMA SORULARI:


Bazı Hristiyanlar, daha biz doğmadan Allah’ın bazı kişileri kurtulmak, bazılarını ise kaybolmak üzere seçtiğini öğretiyorlar. Allah’ın sınırsız sevgisi ve bilgeliğiyle kaybolmak üzere belirlediği kişilerden biri olsaydın, ne seçim yaparsan yap mahvoluşa mahkûmsun demekti; bu da bir çok insanın inandığı üzere sonsuza dek cehennemde yanmak anlamına geliyor. Başka bir deyişle, bizim kendi seçimimizle değil, yalnızca Allah’ın takdiriyle, bazı kişilerin bu hayatta İsa’yla kurtarıcı bir ilişki içinde olmadan yaşayıp, bir sonraki hayatı cehennemin ateşlerinde sonsuza dek yanarak geçirmeleri öngörülmüştür. Bu resimde yanlış olan nedir? Bu görüş bizim aynı konular hakkındaki anlayışımızla nasıl çelişiyor?


Yedinci Gün Adventist Kilisesi ve onun günümüz dünyasındaki çağrısı ile, eski İsrail’in kendi zamanındaki rolü arasındaki karşılaştırmayı nasıl görüyorsun? Benzerlikler ve farklılar neler? Biz hangi bakımlardan daha iyiyiz? Ya da daha kötüyüz? Cevabına gerekçeler göster.


CUMA


8 Aralık



*9–15 Aralık


Seçilmişler




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Romalılar 10, 11.


HATIRLAMA METNİ: “Öyleyse soruyorum: Tanrı kendi halkından yüz mü çevirdi? Kesinlikle hayır! Ben de İbrahim soyundan, Benyamin oymağından bir İsrailliyim” (Romalılar 11:1).


Bu haftanın dersi Romalılar 10. ve 11. bölümleri kapsıyor ve özellikle 11. bölüme odaklanıyor. Pavlus’un düşünce dizisini izlemeye devam etmek için her iki bölümü de kendi bütünlükleri içinde baştan sona okumak önemli.


Bu iki bölüm birçok tartışmanın odak noktası olmuştur ve olmaktadır. Ancak bu tartışmaların arasında bir husus açık bir şekilde görülmektedir, bu da Allah’ın insanlığa sevgisi ve tüm insanların kurtulması için duyduğu büyük arzudur. Hiç kimsenin kurtuluş için baştan reddi söz konusu değildir. Romalılar 10. bölüm “Yahudi Grek ayrımı olmadığını” (Rom. 10:12), yani herkesin günahkâr olduğunu ve İsa Mesih aracılığıyla dünyaya verilen Allah’ın lütfuna ihtiyacı olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bu lütuf herkese verilmektedir; milliyetten ötürü değil, doğuştan değil, yasanın işleriyle de değil, fakat her yerdeki günahkarlar için Vekil olarak ölen İsa’ya iman yoluyla. Roller değişebilir, fakat temel kurtuluş tasarısı asla değişmez.


Pavlus 11. bölümde bu konuya devam ediyor. Daha önce belirtildiği gibi, burada da Pavlus seçimden ve çağrıdan söz ettiğinde konunun kurtuluşla ilgili olmadığını anlamak önemlidir; mesele Allah’ın dünyaya ulaşma planında kişinin rolüdür. Kurtuluş için hiçbir topluluk reddedilmemiştir. Mesele hiçbir zaman bu değildi. Aksine, Çarmıh’tan ve müjdenin bilhassa Pavlus aracılığıyla Uluslar’a açılmasından sonra, ilk imanlılar hareketi –hem Yahudiler, hem de Uluslardan olanlar– dünyaya müjdeyi duyurma görevini üstlendi.


*16 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

10 Aralık


Mesih ve Yasa


Romalılar 10:1–4 ayetlerini oku. Daha önce okuduklarımızı akılda tutarak, buradaki mesaj nedir? Bugün hangi şekilde “kendi doğruluğumuzu” yerleştirmeye çalışma tehlikesiyle karşı karşıya olabiliriz?


Kuralcılık pek çok şekilde ortaya çıkabilir, bunların bazıları diğerlerinden daha incedir. Kendilerine, iyi işlerine, beslenme şekillerine, Sebt gününü ne kadar sıkı tuttuklarına, sakındıkları tüm kötü şeylere veya başardıkları iyi şeylere bakanlar, bunları en iyi niyetleriyle yapsalar bile kuralcılık tuzağına düşüyorlar. Hayatımızın her anında kendi günahkârlığımıza karşıt olarak Allah’ın kutsallığını gözümüzün önünde tutmalıyız; bu, insanları Mesih’in doğruluğuna aykırı olan “kendi doğruluklarını” aramaya yönlendiren düşünce biçiminden kendimizi korumanın en güvenli yoludur.


Romalılar 10:4, Pavlus’un Romalılara yazdığı tüm mesajın özünü yakalayan önemli bir ayettir. Öncelikle bağlamı bilmemiz gerekiyor. Birçok Yahudi “kendi doğruluklarını yerleştirmeye çalışıyor” (Rom. 10:3) ve “Yasa’ya dayanan doğruluğu” (Rom. 10:5) arıyordu. Fakat Mesih’in gelişiyle birlikte gerçek doğruluk yolu gösterilmişti. Doğruluk, imanını Mesih üzerine kuran herkese sunulmuştu. Eski törensel sistemin işaret ettiği kişi O’ydu.


Buradaki yasa tanımına On Emir dahil edilse bile, bu On Emir’in yürürlükten kaldırıldığı anlamına gelmez. Ahlâki yasa bizim günahlarımızı, hatalarımızı ve yetersizliklerimizi gösterir, böylece bizi bir Kurtarıcıya olan ihtiyacımıza, affedilme ihtiyacımıza ve doğruluk ihtiyacımıza yönlendirir; bunların hepsi yalnızca İsa’da bulunur. Bu anlamda Mesih, yasanın bizi O’na ve O’nu doğruluğuna yönlendirmesi bakımından, yasanın “sonu”dur. Burada “son” olarak tercüme edilen Grekçe sözcük teloes ayrıca “hedef” ya da “amaç” olarak da tercüme edilebilir. Mesih, yasanın bizi İsa’ya yönlendirmesi bakımından, yasanın son amacıdır.


Bu ayetlerin On Emir’in –ya da bilhassa dördüncü emrin (zira asıl demek istedikleri bu)– hükümsüz kılındığını öğrettiğini düşünmek, Pavlus’un ve Yeni Ahit’in diğer öğrettiklerinin büyük kısmına aykırı bir sonuç çıkarmaktır.


Kendini hiç –özellikle başkalarına kıyasla– ne kadar iyi olduğun konusunda gurur duyarken buldun mu? Diyelim ki “daha iyisin,” ama ne olacak? Kendini Mesih’le kıyasla, sonra gerçekten ne kadar “iyi” olduğunu düşün.


PAZAR


11 Aralık


Lütfun Seçimi


Romalılar 11:1–7 ayetlerini oku. Bu ayetler hangi yaygın öğretiyi açıkça ve kesin bir şekilde reddediyor?


Pavlus “Tanrı kendi halkından yüz mü çevirdi?” sorusuna cevabının ilk bölümünde, Allah’ın Kendi halkından yüz çevirmediğinin kanıtı olarak lütufla seçilmiş bir bakiyeye işaret ediyor. Kurtuluş, gerek Yahudi olsun gerek Uluslardan olsun, onu kabul eden herkese açıktır.


Hristiyanlığa ilk ihtida edenlerin tümünün (örneğin, Pentikost Günü’nde iman eden topluluğun) Yahudi oldukları hatırlanmalı. Petrus’u Ulusların da Mesih’in lütfundan eşit pay alma hakkına sahip olduklarına ve aynı şekilde müjdenin onlara da ulaştırılması gerektiğine ikna etmek için özel bir görüm ve mucize gerekti (Elç. 10; ayrıca Elç. 15:7–9 ayetleriyle karşılaştır).


Romalılar 11:7–10 ayetlerini oku. Pavlus İsrail halkının İsa’yı reddeden bölümünün Allah tarafından kasıtlı olarak kurtuluşa karşı kör edildiğini mi söylüyor? Bu fikirde yanlış olan nedir?


Romalılar 11:8–10 ayetlerinde, Pavlus Yahudilerin yetkili olarak kabul ettikleri Eski Ahit’ten alıntı yapıyor. Pavlus’un alıntı yaptığı ayetler Allah’ın İsrail’e uyuşukluk ruhu verdiğini, görmelerini ve duymalarını engellediğini tasvir ediyor. Allah insanların gözlerini kendilerini kurtuluşa götürecek ışığı görmelerini engellemek için kör eder mi? Asla! Bu ayetler Romalılar 9. bölüme ilişkin açıklamamız ışığında anlaşılmalı. Pavlus kişisel kurtuluştan bahsetmiyor, zira Allah hiçbir grubun kurtuluşunu toplu halde reddetmez. Burada ele alınan mevzu, baştan beri olduğu gibi, bu insanların Allah’ın işinde oynadıkları roldür.


Allah’ın herhangi bir grup insanı kurtuluş açısından toplu halde reddetmesi fikrinde çok yanlış olan nedir? Bu, özünde Mesih’in tüm insanları kurtarmak için öldüğünü gösteren müjde öğretisine neden tümüyle aykırıdır? Örneğin Yahudilerin durumunda, bu fikir nasıl korkunç sonuçlara yol açtı?


PAZARTESİ


12 Aralık


Asıl Dal


Romalılar 11:11–15 ayetlerini oku. Pavlus bu bölümde hangi harika umudu ortaya koyuyor?


Bu bölümde iki paralel ifade görüyoruz: (1) [İsraillilerin] “bütünlüğü” (Rom. 11:12) ve (2) [İsraillilerin] “kabul edilmeleri” (Rom. 11:15). Pavlus bozgunun ve reddedilmenin geçici olacağını, ardından bütünlüğün ve kabul edilişin geleceğini öngördü. Bu, Pavlus’un bu bölümün başında sorduğu “Tanrı kendi halkından yüz mü çevirdi?” sorusuna ikinci cevabıdır. Reddedilme gibi görünen durumun yalnızca geçici bir durum olduğunu söylüyor.


Romalılar 11:16–24 ayetlerini oku. Burada Pavlus bize ne diyor?


Pavlus İsrail’deki sadık bakiyeyi, bazı dalları (inanmayanlar) kırılmış asil bir zeytin ağacına benzetiyor; bu benzetmeyi “Tanrı’nın kendi halkından yüz çevirmediğini” (Rom. 11:2) kanıtlamak için kullanıyor. Kök ve gövde hâlâ orada.


Bu ağaca Uluslardan olan imanlılar aşılanmış. Fakat besinlerini ve canlılıklarını, inanan İsrail’i temsil eden kök ve gövdeden alıyorlar.


İsa’yı reddedenlere ne olduysa, Uluslardan olan imanlılara da aynısı olabilirdi. Kutsal Kitap “bir kez kurtulan, her zaman kurtulmuştur” doktrinini öğretmez. Kurtuluş nasıl özgürce sunuluyorsa, özgürce de reddedilebilir. Her düştüğümüzde kurtuluşumuzu kaybedeceğimiz ya da mükemmel olmazsak kurtulamayacağımız düşüncelerine kapılmamak için dikkatli olmamız gerekse de, karşıt kuyuya düşmekten, yani Allah’ın lütfu bizi bir kere örttüğünde, hangi seçimleri yaparsak yapalım bu kurtuluş sağlayışını bizden alacak hiçbir şey olamayacağı fikrinden de kaçınmalıyız. Sonunda, yalnızca “O’nun iyiliğine bağlı kalanlar” (Rom. 11:22) kurtulacaklar.


Hiçbir imanlı kendi iyiliğiyle övünmemeli ya da insan kardeşlerine karşı kendini üstün görmemelidir. Kurtuluşumuz kazanılmamıştı; o bir hediyeydi. Çarmıhın önünde, Allah’ın kutsallık standardı önünde hepimiz eşitiz: ilahi lütfa muhtaç günahkârlarız, yalnızca lütuf aracılığıyla bizim olabilecek bir kutsallığa muhtaç günahkârlarız. Kendimize ait övünebileceğimiz hiçbir şeyimiz yok; övünmemiz yalnızca İsa’yla ve O’nun insan bedeninde bu dünyaya gelerek, acılarımızı çekerek, günahlarımız için ölerek, bize nasıl yaşayacağımızı gösteren bir örnek sunarak ve bu hayatı yaşayabilmemiz için gereken gücü vaat ederek bizim için yaptıklarıyla olmalıdır. Tüm bunların içinde tümüyle O’na bağımlıyız, zira O’nsuz bu dünyanın sunduğunun dışında bir umuda sahip olamayız.


SALI


13 Aralık


Tüm İsrail Kurtulacak


Romalılar 11:25–27 ayetlerini oku. Pavlus burada hangi büyük olayları öngörüyor?


Hristiyanlar Romalılar 11:25–27 ayetlerini yüzyıllardan bu yana tartışıyorlar. Fakat birkaç nokta açık. Öncelikle, buradaki tüm akış Allah’ın Yahudileri kazanmasıyla ilgili. Pavlus’un söyledikleri, bölümün başında sorduğu “Tanrı kendi halkından yüz mü çevirdi?” sorusuna cevap niteliğinde. Cevabı tabii ki “hayır” ve açıklaması yürek duyarsızlığının (Grekçe porosis, “sertlik”) (1) İsraillilerin yalnızca bir bölümüne mahsus olduğu (“bir parça,” CANDEMİR), ve (2) yalnızca “öteki uluslardan kurtulacakların sayısı tamamlanıncaya dek,” yani geçici olduğudur.


“Öteki uluslardan kurtulacakların sayısı tamamlanıncaya dek” ne demektir? Birçok kişi bu ifadeyi, tüm dünyanın müjdeyi duymasını içeren müjdeleme görevinin tamamlanmasının bir çeşit ifadesi gibi görüyor. “Öteki uluslardan kurtulacakların sayısı” müjde her yerde vaaz edildiği zaman tamamlanmıştır. Mesih’te sergilenen İsrail’in imanı evrenselleştirilmiştir. Müjde tüm dünyaya vaaz edilmiştir. İsa’nın gelişi yakın. Öyleyse bu noktada birçok Yahudi İsa’ya gelmeye başlıyor.


Diğer bir zor nokta ise “bütün İsrail kurtulacaktır” (Rom. 11:26) ifadesinin anlamıdır. Bu, her Yahudi’nin zamanın sonunda ilahî bir emirle kurtuluşa sahip olacağı şeklinde anlaşılmamalıdır. Kutsal Yazılar hiçbir yerde tüm insan ırkı ya da belirli bir kesim için evrenselcilik öğretisini vaaz etmez. Pavlus onlardan “bazılarını” kurtarmayı umut ediyordu (Rom. 11:14). Tüm halk gruplarında olduğu gibi, bazıları Mesih’i kabul etti, bazılarıysa reddetti.


Ellen G. White, Romalılar 11. bölümü yorumlarken “müjdenin son duyuruluşunda... pek çok Yahudi’nin... Mesih’i imanla Kurtarıcıları olarak kabul edeceği” bir zamandan bahsediyor.—Elçilerin İşleri, s. 350, 351.


“Dünyamızda yapılması gereken çok büyük bir iş var. Rab Ulusların toplanacağını, fakat sadece Ulusların değil Yahudilerin de toplanacağını ilân etti. Yahudiler arasında ihtida edecek birçok kişi var ve onlar aracılığıyla Allah’ın kurtuluşunun yanan bir meşale gibi ortaya çıkacağını göreceğiz. Her yerde Yahudiler var ve mevcut gerçeğin ışığı onlara götürülmelidir. Aralarında ışığa gelecek ve Allah’ın yasasının değişmezliğini harika bir kudret ile duyuracak pek çok kişi var.”—Evangelism [Müjdecilik], s. 578.


Hristiyan inancının Yahudi kökenini düşünmek için zaman ayır. Yahudi dini hakkında dikkatli bir çalışma Hristiyan inancını daha iyi anlamına nasıl yardımcı olabilir?


ÇARŞAMBA


14 Aralık


Günahkârların Kurtuluşu


Pavlus’un kendi halkına karşı duyduğu sevgi Romalılar 11:25–27 ayetlerinde açıkça ortaya çıkıyor. Vatandaşlarından bazılarının ona karşı ve müjdenin gerçeğine karşı savaşması onun için ne kadar da zor olmuş olmalı. Yine de, tüm bunlara rağmen, birçoklarının İsa’yı Mesih olarak göreceğine hâlâ inanıyordu.


Romalılar 11:28–36 ayetlerini oku. Pavlus Allah’ın sadece Yahudiler için değil tüm insanlık için duyduğu sevgiyi nasıl gösteriyor? Burada Allah’ın lütfunun harika ve sır dolu gücünü nasıl ifade ediyor?


Romalılar 11:28–36 ayetlerinde Uluslar ve Yahudiler arasında bir karşılaştırma yapılsa da, bir nokta çok net görülüyor: Allah’ın merhameti, sevgisi ve lütfu günahkârlar üzerine dökülmektedir. Daha dünyanın kuruluşundan önce Allah’ın tasarısı insanlığı kurtarmak ve diğer insanları, hatta ulusları, ilahî isteğini yerine getirmek amacıyla elindeki araçlar olarak kullanmaktı.


Romalılar 11:31 ayetini dikkatle ve duayla oku. Bu ayetten, sadece Yahudilere değil karşılaştığımız tüm insanlara tanıklığımız hakkında hangi önemli noktayı almalıyız?


Şüphesiz, yüzyıllar boyunca Hristiyan kilisesi Yahudilere daha iyi davransaydı, çok daha fazlası Mesihlerine gelebilirdi. Mesih’ten sonra ilk yüzyıllardaki imandan büyük dönüş ve Hristiyanlığın büyük ölçüde paganlaştırılması –yedinci gün Sebti’nin reddedilerek yerine Pazar gününün getirilmesi de dahil olmak üzere– İsa’ya çekilebilecek bir Yahudi için işi kesinlikle kolaylaştırmadı.


Öyleyse tüm Hristiyanların İsa’da kendilerine verilmiş olan merhametin farkına vararak bu merhameti başkalarına da göstermeleri ne kadar da önemlidir. Göstermezsek Hristiyanlar olamayız (bkz. Mat. 18:23–36).


Belki de hiç hak etmediği halde, merhamet göstermen gereken birisi var mı? Ne kadar zor olsa da, neden bu kişiye merhamet göstermeyesin? İsa bizim için bunu yapmadı mı?


PERŞEMBE


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, Elçilerin İşleri kitabında “Sanhedrin’in Huzurunda” (s. 70–72), “Zulmediciden Öğrenciye” (s. 102–104), “Roma’dan Yazılanlar” (s. 438­440); Evangelism [Müjdecilik] kitabında “Reaching Catholics (Katoliklere Ulaşmak)” (s. 573–577); ve Selected Messages [Seçme Mesajlar] 1. kitapta “What to Preach and Not to Preach (Ne Vaaz Etmeli, Ne Vaaz Etmemeli)” (s. 155 ve 156) bölümlerinde belirtilen sayfaları oku.


“İsrail’in ulus olarak başarısız olmasına rağmen, aralarında kurtarılacak olan iyi bir geri kalanlar grubu vardı. Kurtarıcı’nın gelişi zamanında Vaftizci Yahya’nın mesajını memnuniyetle alan, böylelikle Mesih’le ilgili peygamberlik sözlerini yeniden araştırmaya yönlendirilen sadık insanlar vardı. İlk Hristiyan kilisesi kurulduğunda, Nasıralı İsa’yı gelişini özlemle bekledikleri kişi olarak tanıyan bu sadık Yahudilerden oluşuyordu.”—Ellen G. White, Elçilerin İşleri, s. 346.


“Yahudiler arasında Tarsuslu Saul gibi Kutsal Yazılar’da çok güçlü olan kişiler bulunmaktadır, ve bunlar Allah’ın yasasının değişmezliğini harika bir kudret ile duyuracaklardır... O’nun hizmetkârları çoktan beridir ihmal edilen ve hor görülenler için imanla çalıştıklarında, O’nun kurtarışı açığa çıkacaktır.”—Sayfa 351.


“Müjdenin son duyuruluşunda, daha önceden ihmal edilen sınıflardan insanlar için özel bir çalışma yapılması gerekeceği zaman, Allah, habercilerinin yeryüzünün her yerinde bulacakları Yahudi halkına özel bir ilgi göstermesini beklemektedir. Eski Ahit Yazıları Yehova’nın ebedî amacının bir açıklaması ile Yeni Ahit’le kaynaştığında, bu pek çok Yahudi için yeni bir yaratılışın şafağı, canın dirilişi olacaktır. Müjde döneminin Mesihi’nin Eski Ahit Yazıları’nda resmedildiğini gördüklerinde ve Yeni Ahit’in Eski Ahit’i ne kadar açık bir şekilde açıkladığını kavradıklarında, uyuyan yetileri uyanacak ve Mesih’i dünyanın Kurtarıcısı olarak tanıyacaklar. Pek çoğu Mesih’i imanla Kurtarıcıları olarak kabul edecek.”—Sayfa 350, 351.


TARTIŞMA SORULARI:


Allah’ın yasası ve özellikle Sebt günü son günlerde net bir şekilde anlaşıldığında, (birçoğu On Emir konusunda Adventistler kadar ciddi olan) Yahudilerin bazı konuları dünyanın önünde netleştirmeye yardımcı olacaklarını düşünmek mantıklı değil mi? Ne de olsa, konu Sebt gününü tutma olduğunda, Adventistler Yahudilere kıyasla “mahalledeki yeni çocuklar”dır. Tartışın.


Tüm kiliseler arasında, Yahudilere ulaşmakta Adventist Kilisesi neden en başarılı kilise olmalıdır? Sen veya yerel kilisen toplumunuzdaki Yahudilere ulaşmak için ne yapabilirsiniz?


Eski İsrail’deki birçok kişinin hatalarından neler öğrenebiliriz? Aynı şeyleri bugün yapmaktan nasıl kaçınabiliriz?


CUMA


15 Aralık



*16–22 Aralık


Kötülüğü İyilikle Yenmek




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Romalılar 12, 13.


HATIRLAMA METNİ: “Bu çağın gidişine uymayın; bunun yerine, Tanrı’nın iyi, beğenilir ve yetkin isteğinin ne olduğunu ayırt edebilmek için düşüncenizin yenilenmesiyle değişin” (Romalılar 12:2).


Pavlus her ne kadar Romalılar’ın yasa hakkındaki yanlış fikirlerini düzeltmeye çalışsa da, bir yandan da tüm Hristiyanları yüksek bir itaat standardına çağırıyor. Bu itaat kalbimizdeki ve zihnimizdeki içsel değişimden kaynaklanır, bu değişim yalnızca Allah’ın kendini O’na teslim eden kişinin içinde çalışan gücüyle gelir.


Romalılar kitapçığında bu itaatin kendiliğinden gerçekleşeceğini gösteren bir belirti yoktur. Bir Hristiyanın kuralların ne olduğu konusunda aydınlatılması gerekir; bu kurallara uymayı arzu etmelidir; ve son olarak Hristiyan, yokluğunda itaatin mümkün olmadığı bu gücü istemelidir.


Bu, işlerin Hristiyan inancının bir parçası olduğu anlamına gelir. Pavlus hiçbir zaman işleri hor görmek istemedi; 13. bölümden 15. bölüme kadar işlere güçlü bir vurgu yapıyor. Bu onun daha önce iman yoluyla doğruluk konusunda söylediklerinin reddi değildir. Aksine, işler imanla yaşamanın ne anlama geldiğinin gerçek ifadesidir. İsa’nın gelişinden sonra eklenen vahiyler dolayısıyla, Yeni Ahit kurallarının Eski Ahit’te istenenlerden daha zor olduğu bile iddia edilebilir. İsa Mesih’te Yeni Ahit imanlılarına uygun ahlâki davranışın bir örneği verilmiştir. İzlememiz gereken örneği gösteren yalnızca O’dur. “Mesih İsa’daki [Musa’daki, Daniel’deki, Davut’taki, Süleyman’daki, Hanok’taki, Debora’daki, İlyas’taki değil] düşünce sizde de olsun” (Flp. 2:5).


Bir standart bundan daha yüksek olmaz, olamaz!


*23 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

17 Aralık


Makul Hizmetiniz


  1. bölümle birlikte, Romalılar kitapçığının doktrinsel kısmı sona eriyor. 12 den 16’ya kadar olan bölümlerde pratik talimatlar ve kişisel notlar sunuluyor. Yine de bu kapanış bölümleri son derece önemlidir, çünkü iman hayatının nasıl yaşanması gerektiğini gösteriyorlar.

Öncelikle iman, Rabb’e itaat etme zorunluluğumuzu bir şekilde ortadan kaldırıyormuş gibi, itaatin yerine geçen bir şey değildir. Ahlâki ilkeler hâlâ geçerlidir; bunlar Yeni Ahit’te açıklanmış, hatta güçlendirilmişlerdir. Bir Hristiyanın hayatını bu ahlâki ilkelerle düzenlemesinin kolay olacağına dair hiçbir emare de verilmemiştir. Aksine bunun zaman zaman zor olabileceği bize söylenmiştir, zira benlikle ve günahla savaş her zaman zordur (1Pe. 4:1). Hristiyan kişiye ilahî güç vaat edilmiş ve zaferin mümkün olduğu güvencesi verilmiştir, fakat halen düşmanın dünyasındayız ve ayartılara karşı daha pek çok savaş vermemiz gerekecek. İyi haber şu ki, düşersek yada tökezlersek dışlanmayacağız, çünkü bizim adımıza aracılık eden bir Başrahibimiz var (İbr. 7:25).


Romalılar 12:1 ayetini oku. Burada sunulan benzetme Hristiyanlar olarak nasıl yaşamamız gerektiğini ne şekilde ortaya koyuyor? Romalılar 12:2 ayeti bununla nasıl uyumlu?


Pavlus Romalılar 12:1 ayetinde Eski Ahit kurbanlarına atıfta bulunuyor. Eskiden hayvanların Allah’a kurban edildiği gibi, şimdi de Hristiyanlar kendi bedenlerini, öldürülmek için değil fakat O’nun hizmetine adanmış yaşayan kurbanlar olmak üzere, Allah’a teslim etmeliler.


Eski İsrail zamanında, kurban olarak getirilen her sunu dikkatle incelenirdi. Hayvanda herhangi bir kusur bulunursa reddedilirdi; zira Allah sununun kusursuz olmasını emretmişti. Böylece Hristiyanlara da, bedenlerini “diri, kutsal, Tanrı’yı hoşnut eden birer kurban olarak” sunmaları söylendi. Bunu yapabilmek için, tüm güçleri mümkün olan en iyi durumda korunmalıdır. Hiç birimiz kusursuz olmasak da, mesele elimizden geldiği kadar lekesiz ve sadakatle yaşamaya çalışmamız gerektiğidir.


“Düşüncenizin yenilenmesiyle değişin” (Romalılar 12:2). Elçi bu şekilde (Hristiyan) sürecini tanımlıyor; zira o zaten Hristiyan olanlara hitap ediyor. Hristiyan hayatı hareketsiz durmak demek değildir, iyi olandan daha iyi olana doğru ilerlemek demektir.”—Martin Luther, Commentary on Romans [Romalılar Şerhi], s. 167, 168. Hristiyan yaşamında iyi olandan daha iyi olana doğru ilerlemek ne demektir?


PAZAR


18 Aralık


Sağduyulu Düşünmek


Bu çeyrekte Allah’ın ahlaki yasasının sürekliliği hakkında çok şey konuştuk ve Pavlus’un Romalılar kitapçığındaki mesajının On Emir’in iman yoluyla yürürlükten kaldırıldığını ya da bir şekilde hükümsüz kılındığını öğretmediğini tekrar tekrar vurguladık.


Yine de, yasanın lafzına takılıp kalarak arkasındaki ruhu unutmamız çok kolaydır. Bu ruh sevgidir: Allah’a karşı sevgi ve birbirimize karşı sevgi. Herkes sevdiğini iddia edebilir, ancak bu sevgiyi günlük hayatta göstermek tümüyle başka bir mesele olabilir.


Romalılar 12:3–21 ayetlerini oku. Başkalarına karşı sevgimizi nasıl göstermeliyiz?


  1. Korintliler 12. ve 13. bölümlerde olduğu gibi, Pavlus Ruh’un armağanlarından bahsettikten sonra sevgiyi yüceltiyor. Sevgi (Grekçe agape) daha mükemmel bir yol. “Allah sevgidir” (1. Yuhanna 4:8). Dolayısıyla, sevgi Allah’ın karakterini tanımlar. Sevmek, başkalarına karşı Allah’ın onlara davrandığı gibi davranmaktır.

Pavlus burada bu sevginin pratik bir şekilde nasıl ifade edilmesi gerektiğini gösteriyor. Önemli bir ilke olarak kişisel alçakgönüllülük öne çıkıyor: bu da kişinin “kendisine gereğinden çok değer vermemeye” (Rom. 12:3), “birbirlerine saygı göstermeye” (Rom. 12:10) ve “bilgiçlik taslamamaya” istekli oluşudur (Rom. 12:16). Mesih’in Kendisi hakkındaki “Boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm” (Mat. 11:29) sözleri konunun özünü yakalıyor.


Tüm insanlar arasında Hristiyanlar en alçakgönüllüler olmalıdırlar. Sonuçta, ne kadar çaresiz olduğumuza bakın. Ne kadar düşkün olduğumuza bakın. Sadece kurtuluş için dışarıdan gelecek doğruluğa değil, bizim kendimizi asla değiştiremeyeceğimiz bir yolla bizi değiştirmek için içimizde çalışan güce de ne kadar bağlı olduğumuza bakın. Övünecek neyimiz var? Böbürlenecek neyimiz var? Kendimizde gurur duyabileceğimiz neyimiz var? Hiçbir şey. Bu kişisel alçakgönüllülüğü (sadece Allah’ın önünde değil, diğer insanların da önünde) başlangıç noktası olarak alıp çalışarak, Pavlus’un bu ayetlerde öğütlediği gibi bir yaşam sürmeliyiz.


Romalılar 12:18 ayetini oku. Bu öğüdü şu anki yaşamına ne kadar iyi bir şekilde uyguluyorsun? Söz’ün burada bize söylediklerini yerine getirmek üzere bazı davranış değişikliklerinde bulunman gerekebilir mi?


PAZARTESİ


19 Aralık


Hristiyan ve Devlet


Romalılar 13:1–7 ayetlerini oku. Bu bölümden dünyasal hükümet gücüyle kurmamız gereken ilişkiler hakkında hangi temel ilkeleri çıkarabiliriz?


Pavlus’un sözlerini çok ilginç hale getiren, dünyayı bir pagan imparatorluğunun yönettiği zamanda yazmış olmasıdır; bu son derece acımasız, özü çürümüş, gerçek Tanrı hakkında hiçbir şey bilmeyen ve birkaç yıl içinde bu Tanrı’ya ibadet etmek isteyenlere karşı çok büyük bir zulüm başlatacak olan bir devletti. Hatta, Pavlus’u öldüren de bu devletti! Yine de, tüm bunlara rağmen Pavlus Hristiyanların böyle bir yönetim altında bile iyi vatandaşlar olmaları gerektiğini savunuyordu.


Evet. Çünkü devlet fikrinin kendisi Kutsal Kitap içinde bulunur. Devlet kavramı, yönetim ilkesi Allah tarafından takdir edilmiştir. İnsanlar kuralları, yönetmelikleri ve standartları olan bir toplum içinde yaşamaya muhtaçtırlar. Anarşi bir Kutsal Kitap kavramı değildir.


Bununla birlikte, Allah’ın her türlü devlet şeklini veya tüm hükümetlerin çalışma şeklini onayladığı anlamına gelmez. Tam tersi. Acımasız rejimleri görmek için tarihte ya da günümüz dünyasında çok uzağa bakmaya gerek yok. Yine de, böyle durumlarda bile Hristiyanlar mümkün olduğu kadar ülkenin kurallarına itaat etmelidirler. Hristiyanlar devletin istekleri Allah’ın istekleriyle çelişmediği sürece devleti sadakatle desteklemelidir. Kişi kendisini yönetimle karşı karşıya getirecek bir yola girmeden önce (başkalarına da danışarak), çok dua etmeli ve çok dikkatli düşünmelidir. Bir gün Allah’ın tüm sadık takipçilerinin dünyayı kontrol eden politik güçlerle karşı karşıya getirileceklerini peygamberlik sözünden biliyoruz (Vahiy 13). O zamana dek, yaşadığımız ülkelerde iyi vatandaşlar olmak için Allah’ın önünde elimizden geleni yapmalıyız.


“İnsanî yönetimi ilahî olarak atanmış kabul edip, meşru sınırlar içinde ona itaati kutsal bir görev olarak öğretmeliyiz. Fakat talepleri Allah’ın talepleriyle çeliştiğinde, insanlardan ziyade Allah’a itaat etmeliyiz...


“Yönetimlere karşı gelmemiz bizden talep edilmiyor. Gerek konuşulan, gerek yazılan sözlerimizin, kendimizi yasaya muhalif gibi gösterecek ifadeler olarak kayıtlara geçmemeleri için, dikkatle düşünülmeleri gerekir. Yolumuzu gereksiz şekilde kapatacak şeyler söylememeli ve yapmamalıyız.”—Ellen G. White, Elçilerin İşleri, s. 62.


SALI


20 Aralık


Birbirinizi Sevin


“Birbirinizi sevmekten başka hiç kimseye bir şey borçlu olmayın. Çünkü başkalarını seven, Kutsal Yasa’yı yerine getirmiş olur” (Rom. 13:8). Bu ayeti nasıl anlamalıyız? Bu, seviyorsak Allah’ın yasasına uyma zorunluluğumuz ortadan kalkar demek mi?


İsa’nın Dağdaki Vaaz’da yaptığı gibi, Pavlus burada yaptığımız her şeyin arkasındaki itici gücün sevgi olması gerektiğini göstererek yasanın ilkelerini güçlendiriyor. Yasa Allah’ın karakterinin bir açıklaması olduğu için ve Allah sevgi olduğu için, sevmek yasayı yerine getirmektir. Yine de, bazı Hristiyanların iddia ettiği gibi, Pavlus yasanın tam olarak detaylandırılmış ilkelerin belirsiz birtakım sevgi standartlarıyla değiştirmiyor. Ahlâki yasa hâlâ bağlayıcıdır, zira, tekrar belirtelim, günahı gösteren odur; kim günahın gerçekliğini inkar edebilir ki? Ne var ki, yasa sadece sevgi bağlamı içerisinde gerçekten tutulabilir. Hatırlayın, Mesih’i çarmıha götürenlerin bazıları daha sonra yasayı tutmak için evlerine koştular!


Pavlus yasayı tutmadaki sevgi ilkesini tasvir eden örnekler olarak hangi emirleri kullandı? Neden özellikle bunlar? Rom. 13:9, 10.


İlginç bir şekilde, sevgi faktörü yeni getirilen bir ilke değildi. Levililer 19:18 ayetindeki “Komşunu kendin gibi seveceksin” emrini alıntı yapan Pavlus, sevgi ilkesinin Eski Ahit sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğunu gösteriyor. Pavlus tekrar müjde vaazını desteklemek için Eski Ahit’e başvuruyor. Bazıları bu ayetlere dayanarak Pavlus’un yalnızca burada bahsettiği birkaç emrin geçerli olduğunu öğrettiğini iddia ediyorlar. Öyleyse bu, Hristiyanlar anne babalarına saygısızlık edebilir, putlara tapabilir ve Allah’ın önünde başka ilahlar edinebilirler anlamına mı geliyor? Tabi ki hayır.


Buradaki bağlama bakın. Pavlus birbirimizle olan ilişkilerimiz hakkında konuşuyor. Burada kişisel ilişkileri ele aldığı için, bu ilişkilere odaklanan emirleri bilhassa belirtiyor. Onun sözleri kesinlikle yasanın geri kalanının geçersiz kılınması olarak algılanmamalı. (Bkz. Elç. 15:20, 1Se. 1:9, 1Yu. 5:21.) Ayrıca, Yeni Ahit yazarlarının da belirttiği gibi, başkalarına sevgimizi göstererek Allah’a sevgimizi gösteriyoruz (Mat. 25:40, 1Yu. 4:20, 21).


Allah’la ilişkini ve bunun başkalarıyla ilişkilerine nasıl yansıdığını düşün. Bu ilişkilerde sevgi ne kadar büyük bir faktör? Allah’ın bizi sevdiği gibi başkalarını sevmeyi nasıl öğrenebilirsin? Aynısını yapmanı engelleyen şey nedir?


ÇARŞAMBA


21 Aralık


Şimdi Kurtuluşumuz


“Bunu, yaşadığınız zamanın bilincinde olarak yapın. Artık sizin için uykudan uyanma saati gelmiştir. Çünkü şu anda kurtuluşumuz ilk iman ettiğimiz zamankinden daha yakındır” (Rom. 13:11).


Tüm çeyrek boyunca ifade ettiğimiz gibi, Pavlus Romalılara yazdığı bu mektupta belirli bir konuya odaklandı, bu da Roma’daki kiliseye (özellikle oradaki Yahudi imanlılara) Yeni Antlaşma bağlamında imanın ve işlerin rolünü açıklamaktı. Konu kurtuluş ve bir günahkârın Rabb’in önünde nasıl doğru ve kutsal sayılacağı idi. Tümüyle yasa üzerinde duranlara yardımcı olmak için, Pavlus yasayı doğru rolüne ve bağlamına oturtuyor. Yahudiliğin ideal olarak Eski Ahit zamanlarında dahi bir lütuf inancı olmasına rağmen, kuralcılık ortaya çıktı ve pek çok zarar verdi. Kilise olarak aynı hatayı yapmamak için ne kadar da dikkatli olmalıyız.


Romalılar 13:11–14 ayetlerini oku. Pavlus burada hangi olaydan bahsediyor ve bu olayı beklerken biz nasıl davranmalıyız?


Pavlus’un burada imanlılara seslenirken, İsa geri geleceği için onlara uyanmalarını ve kendilerini toplamalarını söylemesi ne kadar da etkileyici. Bunun yaklaşık iki bin yıl önce yazılmış olması bir şeyi değiştirmez. Biz her zaman Mesih’in gelişinin yakın oluşu beklentisiyle yaşamalıyız. Hepimizi ilgilendirdiği kadarıyla, kişisel tecrübelerimizin gösterdiği kadarıyla, İkinci Geliş bizim ölme ihtimalimiz kadar yakındır. Belki haftaya, belki de 40 yıl sonra gözlerimizi hayata kapayacağız ve ister yalnızca dört gün ister 400 yıl uyuyalım, bizim için fark etmeyecek. Algılayacağımız ilk şey İsa’nın ikinci gelişi olacak. Ölümün her zaman hepimiz için muhtemelen çok yakında olması nedeniyle, zaman gerçekten kısadır ve kurtuluşumuz ilk iman ettiğimiz zamandan daha yakındır.


Pavlus Romalılar kitapçığında İkinci Gelişi pek fazla ele almasa da, Selaniklilere ve Korintlilere mektuplarında bu konuyu çok daha ayrıntılı işliyor. Sonuçta bu Kutsal Kitap’ta, özellikle de Yeni Ahit’te, çok önemli bir konudur. O ve onun sunduğu umut olmadan, imanımız gerçekten anlamsızdır. Ne de olsa, bu harika gerçeği tamamına erdirecek olan İkinci Geliş olmadan “imanla aklanma” ne anlam ifade eder ki?


İsa’nın gelecek ay geleceğini kesinlikle bilseydin, hayatında neyi değiştirirdin ve neden? Bu şeyleri İsa gelmeden bir ay önce değiştirmen gerektiğine inanıyorsan, neden onları şimdi değiştirmiyorsun? Fark ne?


PERŞEMBE


EK ÇALIŞMA: “Kutsal Kitap’ta Allah’ın isteği açıklanır. Allah’ın Sözü’ndeki gerçekler En Yüce Olan’ın sözleridir. Bu gerçekleri hayatının bir parçası yapan kişi her anlamda yeni bir yaratık olur. Ona yeni zihinsel güçler verilmez ama cehaletin ve günahın anlayışa örttüğü karanlık ortadan kaldırılır. ‘Size yeni yürek vereceğim’ sözleri ‘Size yeni bir zihin vereceğim’ anlamına gelir. Kalbin değişimine her zaman Hristiyan sorumluluğuna dair net bir kanaat, gerçeğe ilişkin bir anlayış eşlik eder. Kutsal Yazılar’a duayla yakın dikkat veren kişi, Allah’a dönerken daha yüksek bir anlayış düzlemine erişmiş gibi, net bir anlayış ve sağlam muhakeme becerisi edinecektir.”—Ellen G. White, My Life Today [Bugünkü Hayatım], s. 24.


“Rab... yakında geliyor ve O’nun görünüşünü hazır olarak beklemeliyiz. Kurtardıkları olarak O’nu görmek ve karşılamak ne kadar da muhteşem olacak! Çok uzun süre bekledik, fakat umudumuz solmamalı. Kralı Kendi güzelliğinde görebilirsek sonsuza dek bereketlenmiş olacağız. Yüksek sesle bağırmalıymış gibi hissediyorum: ‘Eve dönüyoruz!’ Mesih’in, fidyeyle kurtardıklarını ebedî evlerine götürmek üzere, kudretle ve büyük görkemle geleceği zamana yaklaşıyoruz.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church [Kilise İçin Tanıklıklar], cilt 8, s. 253.


TARTIŞMA SORULARI:


Derste, Perşembe günkü çalışmanın sonundaki soruyu değerlendirin. İnsanların verdikleri cevaplar nelerdi ve kendilerini nasıl savundular?


Nasıl iyi bir vatandaş ve iyi bir Hristiyan olmamız gerektiği konusu bazen çok karışık olabilir. Biri sana gelip Allah’ın isteği olduğuna inandığı şeyi (onu devletle karşı karşıya getirecek bile olsa) savunmak konusunda senden tavsiye isteseydi, ona ne söylerdin? Hangi öğüdü verirdin? Hangi ilkeleri takip etmelisin? Neden bu çok büyük bir ciddiyetle ve duayla düşünerek ilerlememiz gereken bir şeydir? (Sonuçta, aslan çukuruna atılan herkes yara almadan çıkmaz.)


Sence hangisini yapmak daha zor: yasanın lafzını sıkı sıkıya tutmak mı, Allah’ı ve başka insanları koşulsuz sevmek mi? Yoksa bu sorunun yanlış bir ikilem yarattığını mı iddia ederdin? Öyle ise, neden?


Bu çeyreğin sonuna yaklaşırken, derste Romalılar kitapçığından Reform’un neden çok önemli olduğunu anlamamıza yardımcı olan neler öğrendiğin hakkında konuş. Romalılar kitapçığı inandığımız şey hakkında ve ona niçin inandığımız hakkında bize ne öğretti?


CUMA


22 Aralık



*23–29 Aralık


Hristiyan Yaşamı




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Romalılar 14–16.


HATIRLAMA METNİ: “Sen neden kardeşini yargılıyorsun? Ya sen, kardeşini neden küçümsüyorsun? Tanrı’nın yargı kürsüsü önüne hepimiz çıkacağız” (Romalılar 14:10).


Romalılar kitapçığının son bölümüne geldik; Protestan Reformu’nu doğuran, neden Protestan olduğumuzu ve neden öyle kalmamız gerektiğini diğer tüm kitapçıklardan daha çok bize gösteren kitapçık. Protestanlar olarak, özellikle de Yedinci Gün Adventistleri olarak, Sola Scriptura ilkesine, yani imanın standardı olarak yalnızca Kutsal Kitap ilkesine dayanıyoruz. Ruhsal öncümüzün yüzyıllar önce Roma’dan ayrılmasına neden olan aynı gerçeği de Kutsal Kitap’tan öğrendik: Pavlus’un Romalılara mektubunda çok güçlü şekilde ifade edilen bir gerçek olan iman yoluyla kurtuluş muazzam gerçeğini.


Belki de her şey pagan zindancının sorusuyla özetlenebilir: “Kurtulmak için ne yapmam gerekir?” (Elçilerin İşleri 16:30).


Romalılar kitapçığında bu sorunun cevabını alıyoruz; bu cevap Luther’in zamanında kilisenin verdiği cevap değil. Bu nedenle Reform başladı ve bugün buradayız.


Bu son kısımda Pavlus, belki ana konusu için merkezî önemde olmayan, fakat yine de mektuba dâhil edilecek kadar önemli olan diğer konulara değiniyor. Dolayısıyla bunlar da bizim için Kutsal Yazı’dır.


Pavlus bu mektubu nasıl bitirdi, ne yazdı ve burada, sadece Pavlus’un değil, Protestan atalarımızın da gerçekten mirasçıları olan bizim için hangi gerçekler var?


*30 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

24 Aralık


İmanda Zayıf


Romalılar 14:1–3 ayetlerinde mesele putlara sunulmuş olabilecek etlerin yenilmesiyle ilgilidir. Yeruşalim kurulu (Elç. 15) Uluslardan olan mühtedilerin böyle yiyecekler yemekten kaçınmalarına karar vermişti. Fakat pazar yerinde satılan etin putlara sunulan kurban hayvanlarından gelip gelmediği sorunu her zaman mevcuttu (bkz. 1Ko. 10:25). Bazı Hristiyanlar bunu hiç kafaya takmazken, diğerleri en ufak bir şüphe olduğunda et yerine sebzeyi yemeyi seçiyorlardı. Meselenin vejetaryenlik ve sağlıklı yaşam ile hiçbir ilgisi yoktu. Pavlus bu bölümde temiz ve kirli etler arasındaki ayrımın kalktığını da ima etmiyor. Ele alınan konu bu değil. “Biri her şeyi yiyebileceğine inanır” (Rom. 14:2) sözleri, artık temiz olsun kirli olsun her türlü hayvanın yenebileceği şeklinde algılanırsa, amacı dışında kullanılmış olurlar. Diğer Yeni Ahit bölümleriyle yapılacak bir karşılaştırma, böyle bir uygulamanın aleyhine sonuç çıkarır.


Bu arada, imanda zayıf olanı “kabul etmek” demek, o kişiye tam üyelik ve sosyal statü vermek demektir. Bu kişiyle tartışılmamalı, fakat fikrini belirtme hakkına sahip olmalıydı.


Öyleyse Romalılar 14:1–3 ayetlerinden hangi ilkeyi çıkarmalıyız?


Romalılar 14:3 ayetinde, Pavlus’un 14:1 ayetindeki “imanı zayıf olan”dan olumsuz olarak söz etmediğini anlamak da önemli. Bu kişiye nasıl güçlü olacağına ilişkin tavsiye de vermiyor. Allah’ın nezdinde, evhamlı Hristiyan (tabi ki Allah tarafından değil, Hristiyan kardeşleri tarafından evhamlı görülen kişi) kabul edilir. “Tanrı onu kabul etmiştir.”


Romalılar 14:4 ayeti biraz önce ele aldığımız savı nasıl destekliyor?


Bugünün dersinde görülen ilkeleri aklımızda tutmamız gerekiyorsa da, devreye girerek bir kişinin kalbini değilse bile en azından eylemlerini yargılamamız gerekecek yerler ve zamanlar olmuyor mu? Her durumda geri adım atıp, hiçbir şey söylememeli ve yapmamalı mıyız? Yeşaya 56:10 ayeti bekçileri “havlayamayan dilsiz köpekler” olarak tanımlıyor. Ne zaman konuşacağımızı ve ne zaman sessiz kalacağımızı nasıl bilebiliriz? Burada dengeyi nasıl kurabiliriz?


PAZAR


25 Aralık


Yargı Kürsüsü Önünde


Romalılar 14:10 ayetini oku. Pavlus burada başkalarını yargılarken dikkatli olmamız için hangi sebepleri gösteriyor?


Bazen başkalarını acımasızca yargılamaya meyilliyizdir, sıklıkla bu kendimizin de yaptığı şeyler içindir. Gerçi kendi yaptığımız şey çoğunlukla bize başkalarının aynı şeyi yaptığı zamanki kadar kötü gözükmez. İkiyüzlülüğümüzle kendimizi kandırabiliriz, fakat bizi şu sözlerle uyaran Allah’ı kandıramayız: “Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız. Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız. Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin? Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, ‘İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin?” (Mat. 7:1–4).


Pavlus’un burada Eski Ahit’ten aldığı ifadenin önemi nedir? Rom. 14:11.


Yeşaya 45:23 ayetinden yapınan alıntı, herkesin yargı önüne çıkmak zorunda olduğu düşüncesini destekliyor. “Her diz” ve “her dil” ifadeleri mahkeme celbini şahsileştiriyor. İma edilen şey, herkesin kendi hayatı ve işleri için hesap vermek zorunda olacağıdır (Rom. 14:12). Hiç kimse başka birinin yerine hesap veremez. Bu önemli anlamda, biz kardeşimizin bekçisi değiliz.


Bağlamı aklında tutarak, Pavlus’un Romalılar 14:14 ayetinde söylediklerini nasıl anlıyorsun?


Konu hâlâ putlara sunulan yiyecekler. Meselenin temiz ve kirli sayılan yiyecekler arasındaki ayrım olmadığı açıkça görülüyor. Pavlus putlara sunulmuş olabilecek yiyeceklerin yenmesinin başlı başına bir sorun teşkil etmediğini söylüyor. Sonuçta, zaten bir put nedir ki? Bir hiçtir (bkz. 1Ko. 8:4), öyleyse bazı putperestler bir kurbağa veya boğa heykeline yiyecek sunmuşsa kimin umurunda?


Bir kişi, vicdanı aşırı hassas olsa bile, vicdanına karşı gelmeye zorlanmamalıdır. “Güçlü” kardeşlerin bu gerçeği anlamadığı gözüküyor. “Zayıf” kardeşlerin titizliğini hor görerek yollarına sürçme taşı koyuyorlar.


Rab için gayret gösterirken, Pavlus’un burada uyardığı tehlikeyle karşı karşıya olabilir misin? Niyetimiz ne kadar iyi olursa olsun, başkalarının vicdanı olmaya çalışmamak için neden dikkatli olmalıyız?


PAZARTESİ


26 Aralık


Alınmak Yok


Romalılar 14:15–23 ayetlerini oku (ayrıca bkz. 1Ko. 8:12, 13). Pavlus’un söylediklerinin ana fikrini aşağıdaki satırlarda özetle. Bu bölümden hayatımızın her alanına uygulayabileceğimiz hangi ilkeyi alabiliriz?


Pavlus Romalılar 14:17–20 ayetlerinde Hristiyanlığın çeşitli yönlerini uygun bir bakış açısı içine yerleştiriyor. Beslenme şekli önemli olsa da, Hristiyanlar bazı insanların putlar sunulmuş olabilecek etler yerine sebze yemeyi seçmesi üzerine çekişmemelidirler. Bunun yerine doğruluk, esenlik ve Kutsal Ruh’ta sevinç üzerine odaklanmalıdırlar. Bugün kilisemizde bu fikri beslenme şekli meselesine nasıl uygulayabiliriz? Sağlık mesajı ve bilhassa beslenme üzerine öğretiler bizim için ne kadar büyük bir bereket olabilirse de, herkes bu konuyu aynı şekilde görmüyor, biz de bu farklılıklara saygı duymalıyız.


Romalılar 14:22 ayetinde, insanları kendi vicdanlarıyla baş başa bırakmaya ilişkin tüm savların arasında, Pavlus çok ilginç bir ikazda bulunuyor: “Onayladığı şeyden ötürü kendini yargılamayan kişi ne mutludur!” Pavlus burada hangi uyarıyı veriyor? Bu sözler bu bağlamda diğer söylediklerini nasıl dengeliyor?


Bir kimsenin “Benim ne yediğim, ne giydiğim ya da nasıl eğlencelere katıldığım kimseyi ilgilendirmez” dediğini duydun mu? Öyle midir? Hiçbirimiz dünyadan kopuk yaşamıyoruz. Eylemlerimiz, sözlerimiz, işlerimiz, hatta beslenme şeklimiz, iyi ya da kötü şekilde başkalarını etkileyebilir. Nasıl olduğunu görmek zor değil. Seni örnek alan birisi “yanlış” bir şey yaparken görürse, örnekliğinden etkilenerek aynısını yapabilir. Aksini düşünürsek kendimizi kandırırız. O kişiyi zorlamadığınızı söylemek konu dışıdır. Hristiyanlar olarak birbirimize karşı sorumluluklarımız var ve örnekliğimiz birisinin yoldan çıkmasına neden olabiliyorsa biz kabahatliyiz.


Ne çeşit bir örneklik sunuyorsun? Başka insanlar, bilhassa gençler ya da yeni imanlılar, tüm alanlarda senin örnekliğini takip etseydi için rahat olur muydu? Cevabın kendin hakkında sana ne söylüyor?


SALI


27 Aralık


Günlerin Tutulması


Bazı şeyleri bizim gördüğümüzden farklı görebilecek olanları yargılamama ve davranışlarımızdan alınabilecek kişilere sürçme taşı olmama konusundaki bu tartışmada, Pavlus bazılarının tutmak istediği, diğerlerininse istemediği özel günler meselesini açıyor.


Romalılar 14:4–10 ayetlerini oku. Pavlus’un burada söylediklerini nasıl anlamalıyız? Burada dördüncü emir konusunda herhangi bir şey söyleniyor mu? Öyle değilse, neden?


Pavlus hangi günler den söz ediyor? İlk kilisede belirli günlerin tutulması ya da tutulmaması konusunda bir anlaşmazlık var mıydı? Anlaşılan öyle. Pavlus’un “günler, aylar, mevsimler, yıllar” kutladıkları için Galatyalı Hristiyanları payladığı Galatyalılar 4:9, 10 ayetlerinde böyle bir anlaşmazlığın ipucunu buluyoruz. 2. derste de vurguladığımız gibi, kilise üyelerinin bazıları Galatyalı Hristiyanları sünnet olmaya ve Musa’nın yasasının diğer kaidelerini tutmaya ikna etmişti. Pavlus bu fikirlerin Roma kilisesini de yaralayacağından korktu. Fakat belki de Roma’da, artık Yahudi bayramlarını kutlamalarına gerek olmadığı konusunda kendilerini ikna etmekte zorlananlar bilhassa Yahudi Hristiyanlardı. Pavlus burada şöyle diyor: Bu konuda istediğinizi yapın; önemli olan konuyu sizden farklı görenleri yargılamamaktır. Anlaşılan bazı Hristiyanlar temkinli olmak için Yahudi bayramlarından birini ya da birkaçını tutmaya karar vermişti. Pavlus’un tavsiyesi şu: yapmaları gerektiğine ikna olmuşlarsa bırakın yapsınlar.


Bazılarının iddia ettiği gibi, Romalılar 14:5 ayetine haftalık Sebt’i getirmek mesnetsizdir. Pavlus’un dördüncü emre karşı böyle rahat bir tavır alabileceği hayal edilebilir mi? Tüm çeyrek boyunca gördüğümüz gibi Pavlus yasaya itaati önemle vurguladı, öyleyse Sebt emrini putlara sunulmuş olabilecek yiyecekleri yeme konusunda sıkıntı çeken insanlarla aynı sınıfa kesinlikle koymayacaktı. Bu ayetler ne kadar yaygınlıkla yedinci gün Sebti’nin artık bağlayıcı olmadığını göstermek için örnek olarak kullanılsa da, böyle bir şey söylemiyorlar. Bu şekilde kullanılmaları, insanların Pavlus’un yazılarıyla ne yaptıkları hakkında Petrus’un uyarılarının mükemmel bir örneğidir: “Pavlus bütün mektuplarında bu konulardan böyle söz eder. Mektuplarında güç anlaşılan bazı yerler var ki, bilgisiz ve kararsız kişiler, öbür Kutsal Yazılar’ı olduğu gibi bunları da çarpıtarak kendi yıkımlarını hazırlıyorlar” (2.Pe. 3:16).


Sebt gününe ilişkin senin tecrüben nasıldı? Olması gerektiği gibi bereket oldu mu? Rabb’in Sebt gününde sana sunduklarını daha dolu olarak tecrübe etmek için hangi değişiklikleri yapabilirsin?


ÇARŞAMBA


28 Aralık


Son Sözler


Romalılar 15:1–3 ayetlerini oku. Bu bölümde hangi önemli Hristiyan gerçeği bulunuyor?


Bu bölüm İsa’nın izleyicisi olmanın anlamını büyük ölçüde nasıl yakalıyor?


Aynı fikri başka hangi ayetler öğretiyor? En önemlisi, bu ilkeyi sen kendin hayatında nasıl uygulayabilirsin?


Pavlus mektubuna son verirken hangi çeşitli bereket dualarını dile getirdi? Rom. 15:5, 6, 13, 33.


Sabır kaynağı olan Tanrı demek, çocuklarının sarsılmadan dayanmalarına yardımcı olan Tanrı demektir. “Sabır” olarak tercüme edilen hüpomone sözcüğü, “tahammül” ve “sarsılmaz dayanma gücü” anlamına gelir. “Cesaret” olarak tercüme edilen sözcük “yüreklendirme” olarak da çevrilebilir. [Örneğin, Cosmades çevirisine bakınız.] Cesaret kaynağı olan Tanrı demek, cesaret veren Tanrı demektir. Umut kaynağı olan Tanrı, insanlara umut veren Tanrı demektir. Aynı şekilde, esenlik veren Tanrı da, barış ve huzur veren ve insanın Kendisinde esenlik bulabileceği Tanrı demektir.


Birçok kişisel selamdan sonra, Pavlus mektubunu nasıl sonlandırıyor? Rom. 16:25–27.


Pavlus mektubunu Allah’a yönelik görkemli bir hamdüsena ile bitiriyor. Romalı Hristiyanların ve tüm Hristiyanların Allah’ın kurtarılmış oğulları ve kızları olduklarını, imanla aklandıklarını ve şimdi Allah’ın Ruhu tarafından yönetildiklerini güvenle onaylatacakları kişi Allah’tır.


Pavlus’un belirli bir zamandaki belirli bir duruma karşılık olarak bu mektubu yazmak üzere olarak Rab tarafından esinlendiğini biliyoruz. Bilmediğimiz, Rabb’in Pavlus’a geleceğe ilişkin açıkladığı şeylerin tüm ayrıntılarıdır.


Evet, ayet ne kadar bildiğini söylemese de, Pavlus’un “imandan dönüş” (2Se. 2:3) hakkında bilgisi vardı. Kısacası, kendisinin ve yazılarının, bilhassa da bu mektubun, son olaylarda oynayacağı rol hakkında Pavlus’un herhangi bir fikri olup olmadığını bilmiyoruz. Bir bakıma, fark etmez. Önemli olan, Protestanlığın bu metinlerde doğduğu ve İsa’ya bağlı kalmaya çalışanların, dünya şaşkınlık içinde “canavarın ardından” (Va. 13:3) gitse bile, imanlarını ve bağlılıklarını dayandıracakları kutsal yazı temelini bu metinlerde buldukları ve bulacaklarıdır.


PERŞEMBE


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, Testomonies for the Church [Kilise için Tanıklıklar] 5. ciltte “Unity and Love in the Church (Kilisede Birlik ve Sevgi)” (s. 477–478), “Love for the Erring (Hata Yapanlara Sevgi)” (s. 604–606); The Ministry of Healing [İyileştirme Hizmeti] kitabında “Helping the Tempted (Ayartılanlara Yardım)” (s. 166) bölümlerinde belirtilen sayfaları ve The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi] 6. ciltte 719. sayfayı oku.


“Allah’ın halkının Kardeş ve Kızkardeş White’a bakarak, yükleri ile onlara gelmeleri, onlardan tavsiye almaları gerektiği düşüncesinin tehlikesi bana gösterildi. Bu şekilde olmamalı. Onlar, yorgun ve ağır yüklü olduklarında, merhametli ve sevgi dolu Kurtarıcıları tarafından O’na gelmeye davet edilmişlerdir ve onları O rahatlatacaktır... Birçokları bize şu soruyla geliyor: Bunu yapmalı mıyım? Şu girişimde bulunmalı mıyım? Ya da, giyinme konusunda, şu giysiyi mi yoksa bu giysiyi mi giymeliyim? Onları şöyle cevaplıyorum: Siz Mesih’in öğrencileri olduğunuzu söylüyorsunuz. Kutsal Kitap’larınızı inceleyin. Sevgili Kurtarıcımızın dünya üzerinde insanlar arasında yaşadığı hayatı dikkatle ve duayla okuyun. O’nun hayatını örnek alın, böylece dar yoldan sapmazsınız. Sizin vicdanınız olmayı kesin olarak reddediyoruz. Size ne yapacağınızı biz söylersek, kendiniz için doğrudan İsa’ya gideceğinize, sizi yönlendirmemiz için bize bakacaksınız.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church [Kilise İçin Tanıklıklar] cilt 2, s. 118, 119.


“Sorumluluklarımızı başkalarının üzerine atmamalı ve bize ne yapmamız gerektiğini söylemelerini beklememeliyiz. Sürekli başkalarının tavsiyelerine bağımlı olarak yaşayamayız. Rab üzerimize düşen görevi, tıpkı başkasına öğreteceği gibi, bize de seve seve öğretecektir... Allah’ı hoşnutsuz edecek hiçbir şey yapmamaya karar verenler, kendi durumlarını O’na açıkladıktan sonra ne yapmaları gerektiğini bileceklerdir.”—Çağların Arzusu, s. 668 [Sevgi Öğretmeni, s. 662].


“Kilise içinde her zaman sürekli olarak bireysel bağımsızlığa yönelen kişiler olmuştur. Ruhun bağımsız oluşunun, insani aracıyı kendisine haddinden fazla güven duymaya ve kardeşlerinin... öğüdüne saygı duyarak muhakemelerini dikkate almaktan ziyade, kendi muhakemesine güvenmeye yönlendirdiğini fark edememektedirler.”—Elçilerin İşleri, s. 148, 149.


TARTIŞMA SORUSU:


Bu haftanın dersindeki bazı konulara bakarak, aşağıdaki meselelerde Hristiyanlar olarak doğru dengeyi nasıl buluyoruz:


(a) İnandığımız şeye bağlı kalmak, fakat meseleleri bizden farklı gören diğer insanları yargılamamak?


(b) Vicdanımıza karşı dürüst olmak ve başkalarının vicdanı olmaya çalışmamak, aynı zamanda yanılgıda bulunduğuna inandığımız kişilere yardım etmeye çalışmak? Ne zaman konuşmalıyız ve ne zaman sessiz kalmalıyız? Ne zaman sessiz kalırsak kabahatliyiz?


(c) Rab’de özgür olmak, ancak aynı zamanda bizi izliyor olabilecek kişilere iyi örnek olma sorumluluğunun farkında olmak?