Cuma


11 Kasım


*12–18 Kasım


Suçsuz Kanı


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyü. 10, Yşa. 53:6, Rom. 3:10–20, Eyü. 15:14–16, Eyü. 1:18–20, Mat. 6:34.


HATIRLAMA METNİ: “İman, umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır” (İbraniler 11:1).


Cezayir doğumlu yazar Albert Camus, insanların çektiği acılar sorusuyla boğuştu. Kitabı Veba’da, insanlara acı ve ızdırap getiren hastalıkları simgeleyen mecaz olarak bir veba salgınını kullandı. Tasvir ettiği bir sahnede vebaya yakalanıp korkunç bir şekilde ölen küçük bir çocuk vardı. Sonra bu trajediye tanık olan bir rahip orada bulunan bir doktora şöyle dedi: “Bu tür şeyler iğrençtir, zira insanî anlayışımızın ötesindedir. Fakat belki de anlayamadığımız şeyleri sevmeliyiz.” Öfkelenen doktor, çıkışır gibi yanıtladı: “Hayır, peder. Ben sevgiyi çok daha farklı görüyorum. Öleceğim güne kadar da çocuklara işkence edilen bir düzeni sevmeyi reddedeceğim.”—Albert Camus, Veba (New York: First Vintage International Edition, 1991), s. 218.


Bu sahne Eyüp kitabında gördüğümüzü yansıtır: basit bir çözümü olmayan meselelere basmakalıp ve yavan cevaplar. Eyüp de, buradaki doktor gibi, verilen cevapların eldeki gerçeğe uymadığını biliyordu. Dolayısıyla, önümüzdeki zorluk şu: Çoğu kez anlamsız gözüken şeylere anlam verecek cevapları nasıl bulabiliriz? Bu hafta bu arayışa devam edeceğiz.


*19 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

13 Kasım


Eyüp’ün İtirazı


Elifaz, Bildat ve Sofar’ın haklı oldukları bir nokta vardı: Allah kötülüğü cezalandırır. Ne yazık ki, bu nokta Eyüp’ün durumunda geçerli değildi. Eyüp’ün acıları intikamcı ceza örneği değildi. Allah onu Korah, Datan ve Aviram gibi günahlarından dolayı cezalandırmıyordu. Çoğu kez olabileceği gibi, Eyüp ektiğini de biçmiyordu. Aksine, Eyüp doğru bir adamdı; bunu bizzat Allah söylüyor (bkz. Eyüp 1:8), bu nedenle Eyüp başına gelenleri hak etmemekle kalmıyordu, hak etmediğini kendisi de biliyordu. Onun şikâyetlerini böylesi sert ve acı hale getiren budur.


Eyüp 10. bölümü oku. Burada Eyüp Allah’a ne diyor ve durumunu düşündüğümüzde bu sözleri neden çok şey ifade ediyor?


Büyük felâket zamanlarında, Allah’a inananlar benzer sorular sormadılar mı? Rab, beni yaratmakla neden uğraştın ki? Ya da, Bunu bana neden yapıyorsun? Ya da, Yaratılıp bununla karşılaşacağıma hiç doğmamış olsaydım daha iyi olmaz mıydı?


Tekrar, Eyüp’ün anlamasını daha da zorlaştıran şey kendisinin Allah’a sadık olduğunu bilmesiydi. O’na şöyle yakardı: “Kötü olmadığımı, Senin elinden beni kimsenin kurtaramayacağını biliyorsun” (Eyüp 10:7).


Burada anlaşılması güç bir ironi var: arkadaşlarının söylediğinin aksine, Eyüp günahından dolayı ızdırap çekmiyordu. Kitabın kendisi aksini öğretiyor: Eyüp burada kesinlikle sadık olduğu için acı çekiyordu. Kitabın ilk iki bölümü bu noktaya değiniyor. Eyüp’ün sebebin bu olduğunu bilmesine imkân yoktu, bilseydi bile büyük ihtimalle bu onun hoşnutsuzluğunu ve hayal kırıklığını daha da arttırırdı.


Eyüp’ün durumu ne kadar benzersiz olsa da, evrensel olan acı sorunuyla ilgili olduğu için evrenseldir de, bilhassa çekilen acı bir kişinin yapmış olabileceği her tür kötülüğe kıyasla çok daha büyük göründüğünde. Hız sınırını aşarak aşırı hız cezası almak bir şey, bunu yaparak birinin ölümüne neden olmak başka bir şeydir.


Haksız yere acı çektiğine inanan birine ne söyleyebilirsin?


Pazar


14 Kasım


Suçsuz Kanı mı?


“Masumların” acı çekmesine ilişkin soruyu sıklıkla duyarız. Hatta Kutsal Kitap, çoğunlukla başlarına gelen şeyleri hak etmeyen kişilerin saldırıya uğramaları, hatta öldürülmeleri bağlamında, “suçsuz kanı” ifadesini kullanır (Yşa 59:7, Yer. 22:17, Yoe. 3:19). Bu “suçsuz kanı” anlayışını kullanacak olursak, hepimizin bildiği üzere, dünyamız bunun birçok örneğiyle doludur.


Öte yandan, Kutsal Kitap insanın günahkârlığı ve yozlaşmışlığı gerçeğinden bahseder, bu da “masum” kelimesinin anlamıyla ilgili geçerli bir soruyu gündeme getirir. Herkes günah işlediyse, herkes Allah’ın yasasını çiğnediyse, gerçekten masum olan kimdir? Bir zamanlar birinin dediği gibi: “Doğum belgen suçunun kanıtıdır.”


Her ne kadar ilahiyatçılar ve Kutsal Kitap uzmanları insanın günahla olan ilişkisinin kesin mahiyetini yüzyıllar boyunca tartıştılarsa da, Kutsal Kitap günahın tüm insanları etkilediğini açıkça bildiriyor. İnsanın günahlı olduğu fikri yalnızca Yeni Ahit’te bulunmaz. Aksine, Yeni Ahit konuyu araştırırken Eski Ahit’te yazılanları ayrıntılı olarak açıklar.


Günahın gerçekliği hakkında aşağıdaki ayetler ne öğretiyor? 1Kr. 8:46, Mez. 51:5, Özd. 20:9, Yşa. 53:6, Rom. 3:10–20.


Kutsal Yazı’nın açık tanıklığının yanı sıra, Rabb’i kişisel olarak tanıyan, Allah’ın iyiliğinin ve kutsallığının bir işaretini görmüş olan herkes, insanın günahkâr olduğu gerçeğini bilir. Bu anlamda, aramızda kim (şimdilik bebekler ve çocuklar sorununu atlıyoruz) gerçekten “masum”dur?


Öte yandan, asıl konu bu değil. Eyüp bir günahkârdı; bu anlamda, çocuklarının masum olmadığı kadar kendisi de masum değildi. Yine de, başlarına gelen felaketleri hak etmek için ne yapmıştı, ya da çocukları ne yapmışlardı ki? Bu, acı çekme konusunda insanlık için nihaî soru olmasın? Arkadaşlarının “çamuru savunmalarının” (Eyüp 13:12) aksine, Eyüp başına gelenlerin hak ettiği şeyler olmadığını biliyordu.


İsa yalnızca anlayış göstermekle kalmamış, aynı zamanda bu anlayışı bir üst seviyeye taşımıştır: merhametli eylem. Tabii ki bizden de aynısını yapmamız isteniyor. Başka birisinin şanssızlığına herkes üzülebilir veya yakınlık duyabilir. Soru şu ki, bu yakınlık bizi hangi davranışı gerçekleştirmeye sevk ediyor?


Günahkârlığımızı acı verici hale getiren Allah’ı tanıma ve O’nun kutsallığını bilme tecrübesi, Çarmıh’a olan mutlak ihtiyacımızı görmemize nasıl yardımcı olur?


Pazartesi


15 Kasım


Adil Olmayan Sonlar


Eyüp 15:14–16 ayetlerini oku. Elifaz Eyüp’e hangi gerçeği gösteriyor?


Tekrar, bu kez tüm insanlığın günahkâr oluşu hakkında, Elifaz (diğerleri gibi) doğruyu söylüyordu. Günah dünya üzerindeki yaşamın evrensel bir gerçeğidir; acı da öyle. Yine bildiğimiz gibi, insanların çektiği tüm acılar nihayetinde günahın sonucudur. Allah’ın acıyı bize önemli dersler vermek için kullanabileceğine hiç şüphe yok. “Allah halkını her zaman sıkıntı ocağında denemiştir. Cüruf, Hristiyan karakterinin gerçek altınından ocak ateşinin kızgınlığında ayrılır.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 129 [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 63].


Ancak acıyla ilgili daha derin bir problem var. Bu acılardan iyi bir şey çıkmayan zamanlara ne demeli? Hemen öldürüldükleri için karakterlerindeki cüruf altından ayrılmayanların acılarına ne demeli? Gerçek Tanrı’yı tanımayıp ya da O’nun hakkında hiçbir şey bilmeyip acı çekenlere ne demeli? Acıların kendilerini yalnızca Allah’a karşı gücenmiş, kızgın ve nefret dolu bir hale getirdiği kişilere ne demeli? Bu örnekleri görmezden gelemeyiz ve basit şekilde formülleştirmeye çalışamayız; bu muhtemelen Eyüp’ü suçlayanlarla aynı hataları yapmamıza neden olurdu.


Ayrıca, orman yangınında diri diri yanarak korkunç bir şekilde ölen hayvanların sonundan nasıl bir iyilik doğabilir? Ya bir doğal afette ölen binlerce insan için ne demeli? Savaşta ölen siviller için ne demeli? Aileleriyle birlikte yok olup giderlerken, kendileri veya aileleri bundan ne gibi bir ders çıkarmış olabilirler? Ayrıca, sadece Eyüp’ün ölen on çocuğu için değil, “kılıçtan geçirilen” (Eyüp 1:15) veya göklerden yağan “Allah’ın ateşi” (Eyüp 1:16 – KM) ile diri diri yanan veya yine “kılıçtan geçirilen” (Eyüp 1:17) hizmetçileri hakkında da makul olarak sorular sorulabilir.


Eyüp’ün ve onu suçlayanlarının öğrenebileceği her neyse ve Şeytan Eyüp’ün bağlılığı sayesinde nasıl bir yenilgi alacaksa alsın, bu diğerlerinin sonu kesinlikle adil gözükmüyor. Gerçek şu ki, bu olanlar adil değil, haklı değil ve doğru değil.


Biz bugün benzer zorluklarla karşılaşıyoruz. Altı yaşında bir çocuk kanserden ölüyor, bu adil mi? 20 yaşında üniversite öğrencisi kız arabasından çekilerek tecavüze uğruyor, bu adil mi? 35 yaşında 3 çocuk annesi bir kadın trafik kazasında ölüyor, bu adil mi? 2011 Japonya depreminde ölen 19.000 kişiye ne demeli? Bu 19.000 kişinin tümü bunu adil bir ceza haline getiren bir suç mu işlemişti? Öyle değilse, onların ölümü de adil değildi.


Zor sorular bunlar.


Salı


16 Kasım


Her Günün Derdi...


Aşağıdaki ayetleri oku ve bunlarda bahsedilen kişilerin ansızın gelen sonlarını düşün. Sonra kendi kendine sor: Hayat onlara ne kadar adil davranıyordu?


Eyü. 1:18–20


Yar. 4:8


Çık. 12:29, 30


2Sa. 11:17


Yer. 38:6


Mat. 14:10


İbr. 11:35–38


Kutsal Kitap düşmüş dünyamızdaki hayat hakkında acımasız bir gerçeği yansıtıyor: kötülük ve acılar gerçektir. Yalnızca Allah’ın Sözü’nü üstün körü okunması, birkaç ayetin bağlamından koparılarak çekilmesi, buradaki hayatın adil, hakkaniyetli ve iyi olduğu, Allah’a bağlı kalırsak acıların gelmeyeceği fikrini verebilir. Şüphesiz sadık kalmak şimdiden büyük ödüller getirebilir, fakat bu sıkıntı ve acılara kesinlikle engel olacağı anlamına gelmez. Eyüp’e sorabilirsiniz. İsa, Mutluluk Vaatleri’yle başlayan Dağdaki Vaaz’ında, Allah’a neden güvenmemiz gerektiği ve ne yiyeceğimiz, içeceğimiz veya giyeceğimiz hakkında endişelenmemiz üzerine etkili bir konuşma yaptı. İsa doğadan örnekleri kullanarak, Allah’ın ihtiyaçlarımızı karşılamaktaki iyiliğine neden güvenebileceğimiz dersini verdi. Sonra da şu meşhur sözleri söyledi: “O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi [kötülüğü – Cosmades] kendine yeter” (Matta 6:34). Her günün derdi [kötülüğü] kendine yeter ifadesine dikkat edin. İsa kötülüğün (Grekçe “fenalık”, “ahlaksızlık” ve “şer” anlamına gelebilen sözcükten gelir) hayatlarımızda, hatta günlük hayatlarımızda varlığını inkâr etmiyordu. Hatta tam tersini yapıyordu. Günlük hayatlarımızda kötülüğün varlığını ve egemenliğini kabul ediyordu. Nasıl etmesin ki? Rab olarak O, dünyadaki kötülük hakkında hepimizin bilebileceğinden daha çok şey biliyordu, üstelik hepimiz kötülük hakkında hâlihazırda çok şey biliyoruz.


Kim hayatın ne kadar adaletsiz ve acı olabileceğini biraz olsun (belki de geniş ölçüde) tecrübe etmedi ki? İsa’nın kötülüğün gerçekliğini ikrar edişine odaklanmak, kötülüğün ortasında teselli ve güç bulmamıza nasıl yardımcı olabilir?


Çarşamba


17 Kasım


Görünmeyen Şeyler


Özdeyişler 3:5 ayetini oku. Bu çok bilinen bir ayet olsa da, özellikle incelediğimiz konular bağlamında, bizim için hangi çok önemli mesajı içeriyor?


Eyüp’ün durumu uç noktada olsa da, düşmüş dünyamızdaki insanî acıların üzücü gerçekliğini yansıtmaktadır. Bu gerçekliği görmemiz için Eyüp’ün, hatta diğerlerinin, Kutsal Kitap’taki hikâyelerini okumamıza gerek yok. Bunu tüm çevremizde görüyoruz. Hatta bir ölçüde bunu hepimiz yaşıyoruz.


“İnsanı kadın doğurur, günleri sayılı ve sıkıntı doludur. Çiçek gibi açıp solar, gölge gibi gelir geçer” (Eyüp 14:1, 2).


Öyleyse yine, boğuştuğumuz soru şu: bize anlamsız gözüken, masum kanı dökülen acıları nasıl açıklayabiliriz?


Eyüp kitapçığının ilk bölümlerinin gösterdiği ve Kutsal Kitap’ın başka bölümlerinin ortaya koyduğu üzere, Şeytan gerçek bir varlıktır ve çok acıların doğrudan veya dolaylı olarak nedenidir. Bu çeyreğin başlarında gördüğümüz gibi (ikinci derse bakın), büyük mücadele şablonu dünyamızdaki kötülük gerçeğiyle uğraşırken bize çok yardımcı olmaktadır.


Yine de, bazen meydana gelen olayların neden olduğunu anlamak zordur. Bazen (aslında çoğu zaman) olaylar hiçbir anlam ifade etmezler. Böyle zamanlarda, anlamadığımız olaylar olduğunda, Allah’ın iyiliğine güvenmeyi öğrenmemiz gerekir. Cevapların hemen ortaya çıkmadığı ve etrafımızdaki acı ve kötülüklerden hiçbir iyilik çıkmadığını gördüğümüz zamanlarda bile Allah’a güvenmeyi öğrenmeliyiz.


İbraniler 11:1 ayeti şöyle diyor: “İman, umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır.” Gördüğümüz şeylere bakarak, görmediğimiz şeyler için Allah’a güvenmeyi nasıl öğrenebiliriz? Şimdiye kadar Eyüp kitapçığından okuduklarımıza göre, Eyüp hangi anlamda bunu yapmayı öğrendi? Aynısını yapmayı biz nasıl öğrenebiliriz?


Perşembe


18 Kasım


EK ÇALIŞMA: Geçen Sebt gününün giriş kısmı, sadece acılar sorununa değil, acıların daha sorunlu hale getirdiği hayatın genel anlamı sorununa da cevaplar arayışı hakkında pek çok şey yazan Albert Camus ile başladı. Çoğu ateist gibi, o da çok yol alamadı. En ünlü sözü, ne kadar az yol aldığını gösteriyor: “Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir”—Le Mythe de Sisyphe [Sisifos Söyleni] (Çevirmen: Tahsin Yücel, Can Yayınları, 1997), s. 21. Muhakkak, insanî acılar sorusu kolay cevaplanacak bir soru değildir. Eyüp kitapçığı perdeyi çekerek bize aksi takdirde göremeyeceğimiz büyük bir resmi gösteriyor, fakat tüm bunları okuduğumuz zaman bile, kitap hâlâ birçok soruyu cevapsız bırakıyor.


Fakat acı çekme sorusuna Allahsız cevap arayanlarla, Allah’la birlikte cevap arayanlar arasında çok önemli bir fark var. Evet, kötülük ve acı karşısında Allah’ın varlığının getirdiği kaçınılmaz sorunlar yüzünden, Allah’ın varlığına inandığınız zaman acı ve ızdırap sorunu daha da zorlaşıyor. Öte yandan, biz Camus gibi ateistlerin sahip olmadığı şeye, cevap ve çözüm umuduna sahibiz. (Camus’nun hayatının sonlarına doğru vaftiz olmak istediğine dair bulgular var, ancak çok geçmeden trafik kazasında öldü.) Bizim umudumuz, “[Allah] onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı” (Vahiy 21:4). Bir kimse bu vaade veya Kutsal Kitap’taki diğer birçok vaade inanmıyorsa bile en azından şunu kabul etmelidir: burada çektiğimiz tüm zorluk ve sıkıntıların içinde, hiçbir anlamı olmayan bu hayatı yaşama ve sonsuza dek ölüp gitme beklentisinin aksine, şimdi bu umuda sahip olarak hayat ne kadar daha güzel olurdu.


TARTIŞMA SORULARI:


İnsanların kötülük sorunuyla ilgili olarak ortaya attıkları bir fikir şöyledir: Evet, dünyada kötülük var, ama iyilik de var ve iyilik kötülükten ağır basar. İlk soru şu olacaktır: İyiliğin kötülüğe ağır bastığını nerden bilebiliriz? Bu karşılaştırma nasıl yapılır? İkinci soru: Doğru olsa bile, bu fikir acılarının ortasındaki Eyüp’ün (veya diğerlerinin) ne işine yarar? Alman filozof Arthur Schopenhauer, bu dünyada şu anda iyi ve kötü arasında bir çeşit denge olduğu fikrini çürütmek için güçlü bir örnek kullandı. Şöyle yazdı: “Bu dünyada zevk acıya ağır basar, ya da en azından ikisi arasında bir denge vardır deniyor. Okuyucu bu ifadenin doğru olup olmadığını hemen görmek isterse, biri diğerini yemekte olan iki hayvandan her birinin hissettiklerini karşılaştırsın.” İyiliğin bir şekilde kötülüğü dengelediği fikrine nasıl karşılık verirdin?


Cuma


*19–25 Kasım


Umudun Haberleri


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Özd. 17:28, Eyü. 13:1–15, Yak. 2:20–22, 1Ko. 15:11–20, 1Pe. 1:18–20, Yar. 22:8.


HATIRLAMA METNİ: “Aslında bu benim kurtuluşum olacak. Çünkü tanrısız bir adam O’nun karşısına çıkamaz” (Eyüp 13:16).


İngiliz yazar William Hazlitt şöyle yazdı: “İnsan gülen ve ağlayan tek hayvandır; zira o olayların olduğu hali ve olması gereken arasındaki farka hayret eden tek hayvandır.”


Olaylar kesinlikle olması gerektiği gibi değil. Fakat İkinci Geliş vaadiyle yaşayan bir Hristiyan için, olayların nereye varacağına dair büyük bir umut var (2Pe. 3:13). Şu an günahla kararmış zihinlerimizle (1Ko. 13:12) hayal bile edemeyeceğimiz harika şeyler olacak. Bu, dar bir görüş ve bakış açısına sahip olan dünyaya bağlı zihnin uzun zaman önce kaybettiği bir umuttur.


Bu hafta Eyüp kitapçığında acı sorusunu incelemeye devam ederken, başına gelen adaletsiz, anlamsız ve haksız felâkete rağmen Eyüp’ün hâlâ umut sözleri söyleyebildiğini göreceğiz.


Bu umut neydi ve bizim de nasıl bir umudumuz olabileceğini söylüyor?


*26 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

20 Kasım


Yalan Düzenler


“Çenesini tutup susan ahmak bile bilge ve akıllı sayılır” (Özd. 17:28).


Eyüp hakkında ne söylenirse söylensin, bir tek acılarının içinde oturup arkadaşlarının ona yaptığı suçlamaları sessizce dinlemesi gerektiği söylenemez. Aksine, Eyüp kitapçığının büyük bölümü Eyüp’ün doğru ile yanlışın karışımı olduğunu bildiği şeylere karşı savunmalarından meydana gelmektedir. Gördüğümüz gibi, bu adamlar pek fazla zarafet ve anlayış göstermiyorlardı; Eyüp’ün başına gelenleri haklı göstermek için Allah adına konuştuklarını iddia ediyorlardı ve esasen Eyüp’ün başına gelenleri, hatta daha kötüsünü hak ettiğini söylüyorlardı! Bu düşünce dizilerinin her biri yeterince kötüydü; fakat üçü de (diğerleriyle birlikte) çok ileri gidiyordu, bu nedenle Eyüp onlara karşılık verdi.


Eyüp 13:1–14 ayetlerini oku. Eyüp burada kendisine söylenenlere karşılık verirken nasıl bir yaklaşım sergiliyor?


  1. bölümde, bu adamların Eyüp’ü ilk görmeye geldiklerinde yedi gün boyunca ona hiç bir şey söylemediklerini gördük. Nihayetinde ağızlarından çıkan ilk sözler düşünüldüğünde, belki de en iyi yaklaşım buydu. Eyüp kesinlikle böyle düşünüyordu.

Şuna da dikkat edin: Eyüp bu adamların yalan söylemekle kalmadıklarını, bir de Allah hakkında yalan söylediklerini belirtiyor. (Kitabın sonunda olanların ışığında bu çok ilginç [Bkz. Eyüp 42:7]). Gerçekten, yanlış şeyler söylemektense hiç konuşmamaları daha iyi olurdu. (Bunun ne kadar doğru olduğunu hangimiz tecrübe etmedik ki?) Ancak anlaşılan Allah hakkında yanlış şeyler söylemek çok daha kötü. Tabi ki ironik durum, bu adamların Eyüp’ün olanlar yüzünden yaptığı acı şikâyetlere karşı Allah’ı ve O’nun karakterini savunduklarını düşünmeleri. Eyüp bu şeylerin neden başına geldiğini anlayamadıysa da, bu adamların söylediklerinin onları “yalan düzenler” (Eyüp 13:4) haline getirdiğini anlayacak kadarını biliyordu.


En son ne zaman yanlış olan ve söylenmemesi gereken şeyler söyledin? Bu tecrübeden aynı hatayı tekrar yapmamayı nasıl öğrenebilirsin?


Pazar


21 Kasım


Beni Öldürse de


Bu çeyreğe başladığımızda hemen kitabın sonuna gittik ve olayların Eyüp için iyi sonuçlandığını gördük. Eyüp’ün, çektiği korkunç acıların ortasında bile, gerçekten umut edecek bir şeyi olduğunu gördük. Hatta yaşarken öğrendiğimiz üzere ve tüm kitabın (yani Kutsal Kitap’ın) sonunu bildiğimizden, Eyüp’ün aslında o zaman düşünebileceğinden çok daha fazla umut edebilecek şeyi olduğunu görebiliriz.


Fakat çocukları öldüğünde, mallarını ve sağlığını kaybettiğinde, Eyüp olayların nereye varacağını bilme imkânına sahip değildi. Bunun yerine bildiği şey, hayatın aniden çok çirkinleştiğiydi.


Aynı zamanda, hiç doğmamış veya rahimden çıkarken ölmüş olmayı dilediği acı ağıtlarının arasında bile, Eyüp hâlâ umuttan bahsediyordu ve bu umut Allah’a, şu an kendisine büyük haksızlık ettiğini düşündüğü aynı Tanrı’ya yönelikti.


Eyüp 13:15 ayetini oku. Bu ayette hangi umut gösterilmiş? Eyüp ne diyor?


“Beni öldürse bile O’na güvenim sarsılmaz” [YÇ, dipnot]. Ne kadar da güçlü bir iman ikrarı! Eyüp, başına gelen her şeye rağmen, büyük olasılıkla nihaî şeyin, başına gelmemiş tek şey olan ölümün gelebileceğini biliyordu; buna da Allah sebep olacaktı. Fakat bu gerçekleşse bile, Eyüp yine de Rabb’e güvenerek ölecekti.


“Mesih’in lütfunun zenginliği gözümüzün önünde bulundurulmalı. O’nun sevgisinin sağladığı dersleri hazine gibi biriktirin. İmanınız Eyüp’ün imanı gibi, “Beni öldürse bile O’na güvenim sarsılmaz” diyebileceğiniz bir iman olsun. Göksel Babanızın vaatlerine tutunun, sizinle ve hizmetkârlarıyla önceki ilişkilerini hatırlayın; zira ‘Allah’ı sevenlere bütün şeyler birlikte iyilik için işler.’”—Ellen G. White, The Advent Review and Sabbath Herald, 20 Ekim 1910.


Tamamen insanî bir açıdan baktığımızda, Eyüp’ün herhangi bir şeyi ümit etmek için hiçbir nedeni yoktu. Fakat gerçek şuydu ki, Eyüp tamamen insanî bir açıdan bakmıyordu. Öyle yapmış olsaydı, ne umudu olabilirdi ki? Aksine, o bu harika iman ve umut ikrarında bulunduğunda, bunu Allah’ı düşünerek ve O’na güvenme bağlamında yaptı.


Mantıken şöyle bir soru sorulabilir: Eyüp başına gelen her şeyin ortasında nasıl Allah’a imanını koruyabildi? Eyüp 1:1 ve Yakup 2:20–22 ayetlerini oku. Bu soruyu cevaplamaya nasıl yardımcı oluyorlar ve bu cevap Hristiyan yaşamımızda sadakatin ve itaatin önemi hakkında bize ne demeli? (13. derse bak.)


Pazartesi


22 Kasım


Umudun Haberleri


“Aslında bu benim kurtuluşum olacak. Çünkü tanrısız bir adam O’nun karşısına çıkamaz” (Eyüp 13:16). Bu ayet dün okuduğumuz ayetin hemen arkasından gelir. Bu ayet her şeye rağmen Eyüp’ün umudu olduğu ve umudunun Allah’a yönelik olduğu fikrini nasıl daha da fazla tasdik ediyor?


Öncekini takip eden ne kadar da ilginç bir satır. Eyüp ölecek olsaydı dahi, Allah onu öldürseydi dahi, kurtuluşu için yine de Allah’a güveniyordu. Bir açıdan bu tuhaf bir zıtlık olsa da, başka bir açıdan mükemmel anlam ifade ediyor. Ne de olsa, kurtuluş ölümden özgür kılınmaktan başka nedir? Ayrıca ölüm nedir ki; en azından kurtulanlar için, kısa bir dinlenme, bir anlık uyku ve ardından gelen sonsuz hayata diriliş değil mi? Bu sonsuz hayata diriliş umudu, binlerce yıldır Allah’ın tüm halkının büyük umudu değil mi? Eyüp’ün umudu da buydu.


  1. Korintliler 15:11–20 ayetlerini oku. Burada bize sunulan umut nedir? Bu umut olmasaydı, neden hiç umudumuz olmazdı?

Ayrıca, kurtuluşa ilişkin bu güçlü ikrardan sonra, Eyüp “hanef O’nun karşısına çıkamaz” diyor. Kökünün anlamı “saygısız” veya “tanrısız” olan bu sözcük İbranicede epey olumsuz anlamlar çağrıştırıyor. Eyüp kurtuluşunun yalnızca Allah’ta, yalnızca sadakatli bir itaat ile O’na adanmış bir hayatta bulunduğunu biliyordu. Bu yüzden kötü ve tanrısız adam, hanef, bu umuda sahip değildi. Eyüp büyük ihtimalle kendi “kurtuluş güvencesi”nden ne anladığını ifade ediyordu. Eyüp günahlara karşılık olarak içtenlikle hayvan kurbanları sunmuş olsa da, bunların önemini ne kadar anladığını bilmiyoruz. Çarmıh’tan önce, Eyüp gibi Rabb’in en sadık izleyicileri, kesinlikle Çarmıh’tan sonra yaşayan bizim sahip olabileceğimiz kadar bütüncül bir kurtuluş anlayışına sahip değildi. Yine de, Eyüp kendi kurtuluş umudunun yalnızca Rab’de bulunduğunu bilecek kadar bilgi sahibiydi ve bu kurbanlar bu kurtuluşun nasıl bulunduğunun bir ifadesiydi.


Salı


23 Kasım


Dünyanın Kuruluşundan Önce Var Olan Umut


Aramızda kim Eyüp’ün yaşadıklarını yaşayıp böyle güçlü bir umut ikrarında bulunabilir? Sözleri, imanlı ve itaatkâr yaşamının gerçekliğine ebedî bir tanıklıktır.


Eyüp’ün umudu vardı, zira o umut Tanrısı’na kulluk etmişti. Kutsal Kitap, Aden bahçesinde Adem ile Havva’nın günaha düşüşünden (Yaratılış 3) son günlerde Babil’in düşüşüne kadar (Vahiy 14:8) insanın günahkarlığına ilişkin onca kötü hikâyenin arasında dahi, umutla dolu, bu dünyanın sunduğunun ötesinde bir şeyin öngörüsüyle dolup taşan bir kitaptır.


“Dünya Mesih’in emrine verilmiştir ve Allah’ın tüm bereketleri O’nun aracılığıyla günahkâr insan soyuna gelmiştir. O, insan özdeşliğini almadan önce de, sonrasında olduğu gibi, Kurtarıcı’ydı. Günah ortaya çıkar çıkmaz, bir Kurtarıcı da vardı.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 210 [Sevgi Öğretmeni, s. 192]. Kurtarıcı ise, büyük Umut Kaynağımız’dan başka kim olabilir?


Aşağıdaki ayetler bugünkü dersimizde yer alan Ellen G. White’ın sözlerinde ifade edilen harika umudu nasıl onaylıyor? Ef. 1:4; Tit. 1:2; 2Ti. 1:8, 9; 1Pe. 1:18–20.


Bu ayetler bize Allah’ın ezelî bilgisiyle daha dünyanın yaratılışından önce insanlığın günaha düşeceğini bildiğine ilişkin muhteşem gerçeği öğretiyor. 2. Timoteos 1:9 ayetinin Grekçe aslında, bize “ezelî ve ebedî zamandan önce” Mesih İsa’da verilen lütufla çağrılmış olduğumuz söyleniyor. Bu bize “yaptıklarımıza göre değil” (o zaman var olmadığımıza göre zaten nasıl “yaptıklarımız” olabilir ki?) fakat İsa aracılığıyla verilen bir lütuftur. Daha biz var olmadan, Allah insanlığa sonsuz hayat umudu sunan bir tasarıyı uygulamaya koydu. Umut ona ihtiyacımız olduktan sonra ortaya çıkmadı; aksine, ihtiyacımız olduğunda hazır olması için zaten oradaydı.


Hristiyanlar olarak, umut bağlayacağımız ve umut edeceğimiz birçok şey var. Biz, bizi seven (Yu. 3:16), bizi kurtaran (Tit. 2:14), dualarımızı duyan (Mat. 6:6), bizim için aracılık eden (İbr. 7:25), bizi asla yüzüstü bırakmayacağı sözünü veren (İbr. 13:5), bedenlerimizi ölümden dirilteceğini (Yşa. 26:19) ve bize Kendisiyle birlikte sonsuz yaşam vereceğini (Yu. 14:2, 3) vaat eden bir Tanrı tarafından yaratılan bir evrende yaşıyoruz.


“Öyleyse buna ne diyelim? Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir?” (Rom. 8:31). Şu an karşılaştığın her türlü zorluğun ortasında dahi bu umudu nasıl sahiplenebilirsin?


Çarşamba


24 Kasım


Umudun Resimleri


Aşağıdaki ayetleri oku. Her biri nasıl bir umut ortaya koyuyor?


Yar. 3:15


Yar. 22:8


Lev. 17:11


Yu. 1:29


Gal. 2:16


Flp. 1:6


1Ko. 10:13


Dan. 7:22


Dan. 12:1, 2


Mat. 24:27


Dan. 2:44


Bu ayetlerde sunulan düşünce gelişimini takip et. Hepsi birlikte, Hristiyanlar olarak İsa’da sahip olabileceğimiz umut hakkında bize ne diyorlar?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Kutsal Kitap başından sonuna kadar harika umut sözleriyle doludur. “Bunları size, bende esenliğiniz olsun diye söyledim. Dünyada sıkıntınız olacak. Ama cesur olun, ben dünyayı yendim!” (Yuhanna 16:33). İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim. (Mat. 28:20). “Mesih bizim için lanetlenerek bizi Yasa’nın lanetinden kurtardı” (Gal. 3:13). “Doğu batıdan ne kadar uzaksa, o kadar uzaklaştırdı bizden isyanlarımızı” (Mez. 103:12). “Eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey bizi Rabbimiz Mesih İsa’da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir (Rom. 8:38, 39). “Ne zaman bulutlarda yay görünse, ona bakıp yeryüzünde yaşayan bütün canlılarla yaptığım sonsuza dek geçerli antlaşmayı anımsayacağım” (Yar. 9:16). “Bakın, Baba bizi o kadar çok seviyor ki, bize ‘Tanrı’nın çocukları’ deniyor! Gerçekten de öyleyiz. Dünya Baba’yı tanımadığı için bizi de tanımıyor” (1. Yuhanna 3:1). “Bilin ki Rab Tanrı’dır. Bizi yaratan O’dur, biz de O’nunuz, O’nun halkı, otlağının koyunlarıyız” (Mez. 100:3). Bu ayetler, Allah’ın kim olduğu ve bize ne sunduğu konusunda Kutsal Söz’de açıklananların sadece küçük bir bölümüdür. Kutsal Kitap’ta bize açıklananlar olmasaydı, hangi nedenlerle en ufak bir umudumuz olurdu ki?


TARTIŞMA SORULARI:


Bize umuttan bahseden diğer Kutsal Kitap ayetleri neler? Hangileri senin için özellikle önemli ve neden?


Yedinci Gün Adventist Kilisesi’nin kendine has doktrinleri arasında, hangisini bilhassa umut verici buluyorsun?


Kişisel denenmelerde ve hayatın zorluklarında, bazen felâketler içinde, Kutsal Kitap’ta bize sunulan umutla sevinmeyi nasıl öğrenebiliriz? Bize gösterilen bunca umuda rağmen, neden yaşadığımız olaylar sonucunda cesaretimizi yitirmek bu kadar kolay? Günlük hayatımızda bu umudu her zaman gözümüzün önünde bulundurup onunla sevinmek için ne yapabiliriz?


“Umut, iman ve Allah’a şükran sunmak hakkında konuşun. Mesih’te sevinçli ve umut dolu olun. O’nu övmek için kendinizi eğitin. Bu, ruh ve beden hastalıklarının harika bir ilacıdır.”—Ellen G. White, Mind, Character, and Personality [Zihin, Karakter ve Kişilik], cilt 2, s. 492. Rab’de umut dolu kalabilmemiz için övgü neden çok önemlidir?


Cuma


25 Kasım


*26 Kasım–2 Aralık


Elihu’nun Öfkesi


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyü. 13:28, Eyü. 28:28, Eyü. 32:1–5, Eyü. 34:10–15, Hez. 28:12–17, Eyü. 1–2:10.


HATIRLAMA METNİ: “Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse, yollarım da sizin yollarınızdan, düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir” (Yeşaya 55:9).


Böylece Eyüp’le bu üç adam arasındaki söz savaşı, kimi zaman etkili, güzel, derin ve doğru olan sözlerle devam ediyor. İnsanlar sıklıkla Eyüp kitapçığından, hatta Elifaz’ın, Bildat’ın veya Sofar’ın sözlerinden alıntı yapıyorlar. Bunun nedeniyse, defalarca gördüğümüz üzere, söyleyecek pek çok iyi şeyleri olması. Yalnızca bunları doğru yerde, doğru zamanda ve doğru durumlarda söylemediler. Bu bize, Süleyman’ın Özdeyişleri 25:11–13 ayetlerindeki güçlü gerçekleri öğretmeli:


Yerinde söylenen söz,


Gümüş oymalardaki altın elma gibidir.


Altın küpe ya da altın bir süs neyse,


Dinleyen kulak için bilgenin azarlaması da öyledir.


Hasatta kar serinliği nasılsa,


Güvenilir ulak da kendisini gönderenler için öyledir.


Böyle biri efendilerinin canına can katar.


Ne yazık ki, Eyüp’ün arkadaşlarından duyduğu sözler bunlar değildi. Aslında sorun gitgide daha da büyüyecekti, zira üç adamın onu suçlamaları yetmezmiş gibi, dördüncüsü de sahneye giriyordu.


*3 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

27 Kasım


Berbat Avutucular


Eyüp’ün güçlü iman ifadesinden sonra bile (Eyüp 13:15, 16) sözlü tartışma devam etti. Birçok bölüm boyunca anlatılan konuşmalarda, adamlar Allah, günah, ölüm, adalet, kötüler, bilgelik ve insanın faniliği konularında pek çok derin ve önemli soruyu tartışıp durdular.


Aşağıdaki ayetlerde hangi gerçekler ifade ediliyor?


Eyüp 13:28


Eyüp 15:14–16


Eyüp 19:25–27


Eyüp 28:28


Tüm bu bölümler boyunca, iki taraftan hiçbiri diğerinin iddiasını kabul etmeden, tartışmalar devam etti. Elifaz, Bildat ve Sofar, her biri kendi yolunda ve kendi gündemlerine sahip olarak, insanların hayatlarında hak ettiklerini buldukları iddialarından vazgeçmediler; dolayısıyla Eyüp’ün başına gelenler günahlarının adil cezası olmalıydı. Bu arada Eyüp, bu acıları hak etmediğinden emin olarak, başına gelen bu zalim kaderden yakınmaya devam etti. Durmadan tartıştılar, her “tesellici” boş ve anlamsız sözlerle Eyüp’ü, Eyüp’se onları suçlamaya devam etti.


Sonunda, Eyüp dâhil hiçbiri olanları anlamadı. Nasıl anlasınlar? Onlar her insan gibi çok kısıtlı bir bakış açısından konuşuyorlardı. Eyüp kitapçığından alacağımız bir ders varsa (özellikle bu adamların konuşmalarından sonra, bu ders artık çok açık olmalı), o da biz insanların Allah ve Allah’ın işleri hakkında konuşma iddiasında bulunurken alçakgönüllü olmamız gerektiğidir. Bazı gerçekleri, hatta pek çok gerçeği bilebiliriz, fakat bazen (bu üç adamda gördüğümüz gibi) bildiğimiz bu gerçekleri en iyi şekilde nasıl uygulayacağımızı bilemeyebiliriz.


Etrafındaki doğal dünyaya bak. En basit şeyler hakkında dahi bildiklerimizin ne kadar kısıtlı olduğunu neden tek başına bu bile bize gösteriyor?


Pazar


28 Kasım


Elihu’nun Girişi


Eyüp 26. bölümden 31. bölüme kadar, hikâyenin trajik kahramanı Eyüp bu üç adama son konuşmasını yapıyor. Belagatli ve tutkulu olmasına rağmen, esasen baştan beri ileri sürdüğü tezi tekrarlıyor: Başıma gelenleri hak etmedim. Bu kadar.


Yine, birçok kişi hak etmediği acıları yaşadığından, Eyüp insanlığın büyük bölümünü temsil ediyor. Birçok yönden en zor soru olan soru da şu: neden? Bazı durumlarda acılar sorununu cevaplamak nispeten kolaydır. İnsanlar açıkça kendi sıkıntılarına sebep olurlar. Fakat sıklıkla ve özellikle Eyüp’ün durumunda olan bu değildir, dolayısıyla acılar sorunu cevap bekler.


  1. bölümün sonlarında, Eyüp hayatında yaptığı hiçbir şeyin o an başına gelenleri haklı çıkaramayacağı bir yaşam sürdüğünden bahsediyordu. Bölümün son ayetinde şunu okuyoruz: “Eyüp’ün konuşması sona erdi” (Eyüp 31:40).

Eyüp 32:1–5 ayetlerini oku. Burada ne oluyor ve Elihu Eyüp ile diğer adamları neyle suçluyor?


Elihu’nun adı Eyüp kitapçığında ilk defa burada geçiyor. Anlaşılan uzun tartışmaların bir kısmını dinlemişti, fakat sahneye ne zaman girdiği bize söylenmiyor. Sonradan gelmiş olmalı, zira diğer üç adam ilk geldiğinde onlarla birlikte olduğundan bahsedilmiyor. Fakat bildiğimiz bir şey var ki, konuşmaların dinlemiş olduğu bölümlerinde işittiği yanıtlardan hoşlanmamış. Hatta bu beş ayette dört kez duydukları üzerine “öfkesinin” alevlendiği söyleniyor. Böylece, sonraki altı bölüm boyunca Elihu, tüm bu adamların Eyüp’ün başına gelen felâketten dolayı uğraştığı meseleler hakkında kendi açıklamalarını ve anlayışını vermeye çalışıyor.


Eyüp 32:2 ayetinde Elihu’nun “Eyüp kendini Tanrı’dan haklı gördüğü” için ona kızdığı bildiriliyor; oysa bu Eyüp’ün gerçek konumunun çarpıtılmasıdır. Bu bize başkalarının sözlerini yorumlarken ne kadar dikkatli olmamız gerektiği konusunda ne demeli? İnsanların söylediklerini en kötü şekilde yorumlamak yerine en iyi şekilde yorumlamaya çalışmayı nasıl öğrenebiliriz?


Pazartesi


29 Kasım


Elihu’nun Tanrı’yı Savunması


Elihu ve konuşması üzerine çağlar boyunca pek çok yorum yazıldı. Bazıları onu karşılıklı konuşmanın seyrini değiştiren başlıca bir dönüm noktası olarak görüyor. Yine de, Elihu’nun konuşmanın dinamiklerinin değiştirecek denli yeni veya ezber bozan bir şey söylediğini görmek kolay değil. Aksine, Eyüp’ün acılarının adil olmadığı suçlamasına karşı diğer üç adamın Allah’ın karakterini savunma çabasıyla kullandıkları tezleri büyük ölçüde aynen kullandığı görünüyor.


Eyüp 34:10–15 ayetlerini oku. Elihu burada hangi gerçekleri ifade ediyor? Bunlar diğer adamların daha önce söyledikleriyle nasıl benzerlik gösteriyorlar? Sözleri doğru olmasına rağmen, neden o anki durum için uygun değildi?


Belki Elihu ve diğer adamlarda görebileceğimiz şey korkudur; Allah’ın düşündükleri gibi olmaması korkusu. Onlar Allah’ın iyiliğine, adaletine ve gücüne inanmak istiyorlar; böylece Elihu Allah’ın iyiliği, adaleti ve gücü hakkındaki gerçekleri söylemekten başka ne yapıyor?


“Tanrı’nın gözleri insanların yolundan ayrılmaz, attıkları her adımı görür. Kötülük yapanların gizlenebileceği ne karanlık bir yer vardır, ne de ölüm gölgesi” (Eyüp 34:21, 22).


“Tanrı güçlüdür, ama kimseyi hor görmez, güçlü ve amacında kararlı. Kötüleri yaşatmaz, ezilenin hakkını verir. Gözlerini doğru kişiden ayırmaz, onu krallarla birlikte tahta oturtur, sonsuza dek yükseltir.” (Eyüp 36:5–7).


“Her Şeye Gücü Yeten’e biz ulaşamayız. Gücü yücedir, adaleti ve eşsiz doğruluğuyla kimseyi ezmez. Bu yüzden insanlar O’na saygı duyar, çünkü O, bilgeleri dikkate almaz” (Eyüp, 37:23, 24).


Tüm bunlar doğruysa, çıkarılması gereken tek mantıklı sonuç Eyüp’ün hak ettiklerini çekiyor olduğudur. Başka ne olabilir ki? Öyleyse Elihu, Eyüp gibi iyi bir adamın başına gelmiş böyle korkunç bir kötülük karşısında kendi Allah anlayışını korumaya çalışıyordu.


Hayatında imanın hakkında seni korkuya düşüren bir olayla karşılaştın mı? Nasıl karşılık verdin? Geriye dönüp baktığında, neyi farklı yapabilirdin?


Salı


30 Kasım


Kötülüğün Mantıksızlığı


Allah’a, adil bir Tanrı’ya inanan bu dört adam kendilerini bir ikilemde buldular: Eyüp’ün durumunu gerçekçi ve mantıklı bir yolla, Allah’ın karakteri hakkındaki kendi düşüncelerine uyumlu bir şekilde açıklama ikilemi. Ne yazık ki kötülüğü, en azından Eyüp’ün başına gelen kötülüğü anlamaya çalışırken, esasen yanlış olduğu ortaya çıkan bir tutum benimsemiş oldular.


Ellen G. White bu konuda etkili bir yorum sunuyor. “Günahın kökenini, varoluşu için bir neden belirtebilecek şekilde açıklamak imkânsızdır... Günah, varlığı hakkında hiçbir neden belirtilemeyen bir davetsiz misafirdir. Gizemli ve anlaşılmazdır; ona neden bulmaya çalışmak, onu savunmak olur. Onun için bir mazeret bulunabilse, ya da varlığının nedeni gösterilebilse, günah olmaktan çıkardı.”—Büyük Mücadele, s. 492, 493 [Sevginin Zaferi, s. 9, 10]. Ellen White günah sözcüğünü kullanıyor olsa da, bunu benzer anlamda başka bir sözcük olan kötülük’le değiştirdiğimizi farz edin. Böylece alıntı şu biçimde olabilirdi: Kötülüğün kökenini, varoluşu için bir neden belirtebilecek şekilde açıklamak imkânsızdır... Kötülük, varlığı hakkında hiçbir neden belirtilemeyen bir davetsiz misafirdir. Gizemli ve anlaşılmazdır; ona neden bulmaya çalışmak, onu savunmak olur. Onun için bir mazeret bulunabilse, ya da varlığının nedeni gösterilebilse, kötülük olmaktan çıkardı.


Felâketler geldiğinde genellikle insanlar şöyle söyler veya düşünür: “Bunu anlamıyorum.” Veya “Bu hiç mantıklı gelmiyor.” İşte Eyüp’ün başından beri şikâyet ettiği şey tam olarak buydu.


Eyüp ve arkadaşlarının kötülüğe anlam verememesinin iyi bir nedeni var: kötülüğün kendisi anlamsızdır. Kötülüğü anlayabilseydik, kötülük bize mantıklı gelseydi, akılcı ve gerçekçi bir plana uysaydı, bu durumda o kadar kötü olmazdı, o kadar üzücü olmazdı, zira o zaman gerçekçi bir amaca hizmet ederdi.


Şeytan’ın düşüşü ve kötülüğün kökeni hakkındaki şu ayetlere bak. Onun düşüşü ne kadar mantıklı? (Hez. 28:12–17).


İşte, mükemmel Allah tarafından mükemmel bir çevrede yaratılmış mükemmel bir varlık. Yüceltilmiş, bilgelikle dolu, güzelliği eksiksiz, değerli taşlarla bezenmiş, “Tanrı’nın kutsal dağında” olan “meshedilmiş bir keruv.” Yine de, kendisine o kadar çok verilmiş olmasına rağmen, bu varlık kendini kirletti ve kötülüğün kendisini ele geçirmesine izin verdi. Kötülüğün Şeytan’ı zehirlemesinden daha mantıksız ve daha saçma bir şey olabilir miydi?


Kötülüğün ne kadar saçma ve açıklanamaz oluşuna ilişkin senin tecrübelerin neler?


Çarşamba


1 Aralık


İmanın Zorluğu


Şüphesiz, Eyüp kitapçığının ana karakterleri, “her şeyi aynadaki silik görüntü gibi gören” (1Ko. 13:12) ölümlüler olarak, çok kısıtlı bir bakış açısıyla, ruhsal dünya bir yana, fiziksel dünyanın dahi doğası hakkında çok kısıtlı bir anlayışla düşünüyorlardı. Eyüp’ün başına gelen kötülük hakkında konuşan bu adamlardan (Eyüp dâhil olmak üzere) hiçbirinin, Eyüp’ün tüm sorunlarının doğrudan sebebi olan Şeytan’ın rolünü tartışmamaları da ilginç. Bilhassa Elihu’nun kendine güveniyle (bkz. Eyüp 36:1–4) ne kadar haklı olduklarından emin olmalarına rağmen, Eyüp’ün acılarını mantıkla açıklama girişimleri hep yetersiz kaldı. Tabi ki Eyüp onların çabalarının boşa çıktığını biliyordu.


Hikâyenin kozmik arka planı hakkındaki anlayışımızla dahi, Eyüp’ün başına gelen kötülükleri mantığa göre açıklamakta ne kadar başarılıyız? Eyüp 1. bölümden 2:10’a kadar ayetleri tekrar oku. Bize tüm açıklananlara rağmen, diğer hangi sorular cevaplanmadan kalıyor?


Eyüp kitapçığının ilk bölümleri sayesinde bu adamların hiçbirinin sahip olmadığı bir görüş açısına sahibiz. Yine de, şu an bile geriye anlaması zor bazı meseleler kalıyor. Gördüğümüz gibi, bu acıları ona kendi kötülüklerinin getirmesi bir yana, Allah’ın Eyüp’ü Şeytan’a örnek göstermesine tam olarak Eyüp’ün iyiliği neden olmuştu. Öyleyse adamın başına gelenlere onun iyiliği ve Allah’a sadık kalma isteği mi sebep olmuştu? Bunu nasıl değerlendiriyoruz? Eyüp ne olup bittiğini bilseydi bile “Allahım, lütfen başka birisini kullan. Benim çocuklarımı, sağlığımı ve mallarımı geri ver!” diye yakarmaz mıydı? Eyüp kobay faresi olarak kullanılmak üzere gönüllü olmadı. Kim olurdu ki? Öyleyse, Eyüp’ün ve ailesinin başına gelenler ne kadar adildi? Bu arada, Allah Şeytan’a karşı iddiasını kazanmış olmasına rağmen, Şeytan’ın yenilgiyi kabullenmediğini biliyoruz (Vahiy 12:12); öyleyse amaç neydi? Ayrıca, Eyüp’ün başına gelenlerin sonunda ortaya çıkan iyilikler ne olursa olsun, bunca insanın ölmesine ve Eyüp’ün yaşadığı acılara değer miydi? Bu sorular bizim açımızdan cevapsız kalıyorsa (aslında daha fazla cevap geliyor), Eyüp açısından cevapsız kalan tüm soruları bir düşünün! Yine de, Eyüp kitapçığından alabileceğimiz en büyük derslerden biri bu: görerek değil imanla yaşamak; Eyüp gibi olaylara anlam veremediğimizde ya da neden olduklarını açıklayamadığımızda dahi Allah’a güvenmek ve O’na sadık kalmak. Her şey tam ve mantıklı olarak açıklandığında imanla yaşamış olmayız. Eyüp gibi, çevremizde olup bitenlere anlam veremediğimiz anlarda bile Allah’a güvendiğimizde ve itaat ettiğimizde imanla yaşamış oluruz.


Ne olduklarını anlamadığın halde haklarında Allah’a güvenmen gereken şeyler neler? Cevaplara sahip olmadığın zamanlarda bile bu güveni nasıl inşa edebilirsin?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Yazar John Hedley Brooke, iman ve akıl sorunu hakkındaki bir tartışmada Alman filozof Immanuel Kant’tan (1724–1804) söz ederek, onun insan bilgisinin sınırlarını (bilhassa Allah’ın işleriyle ilgili olarak) anlama teşebbüsü hakkında yazdı. Kant’a göre “Allah’ın yöntemlerini insanların gözünde haklı çıkarma sorusu imanla ilgiliydi, bilgiyle değil. Kant, olumsuzluklar karşısında ilkeli duruşa örnek olarak, temiz vicdanından başka her şeyini kaybeden Eyüp’ü seçti. İlahi bir hükme boyun eğerek, kötü talihini mantıkla açıklamaya çalışan arkadaşlarının tavsiyelerine direnmekte haklıydı. Eyüp’ün duruşunun gücü ne şu an bildiğini biliyor olmasından kaynaklanıyordu: Allah’ın onun üzerine bu felâketleri dökerken ne yaptığını düşündüğü.”—Science and Religion [Bilim ve Din], (New York: Cambridge University Press, 2006), s. 207, 208. Eyüp kitapçığındaki adamlar, şimdi bir de Elihu, Eyüp’ün başına gelenleri basit bir sebep–sonuç ilişkisiyle açıklayabileceklerini sandılar. Sebep Eyüp’ün günahı, sonuç ise çektiği acılardı. Bundan daha açık, mantıklı ve teolojik olarak doğru ne olabilirdi ki? Fakat akıl yürütme biçimleri yanlıştı; gerçekliğin ve bu gerçekliği yaratan ve sürdüren Tanrı’nın, bizim Tanrı ve O’nun yarattığı dünya hakkındaki anlayışımıza uyması gerekmediğine etkili bir örnek.


TARTIŞMA SORULARI:


Gördüğümüz gibi, zavallı Eyüp’ün durumuna ve neden böyle olduğuna ilişkin tüm uzun konuşmalarda Şeytan bir kez bile anılmadı. Neden? Bu bize bildikleri tüm gerçeklere rağmen bu adamların anlayışlarının ne kadar kısıtlı olduğu hakkında ne söylüyor? Onların cahilliği, bildiğimiz tüm gerçeklere rağmen var olan kendi cahilliğimiz hakkında bize ne öğretebilir?


“Yapmamız gereken işlerin idaresini elimize aldığımızda ve başarı için kendi bilgeliğimize güvendiğimizde, Allah’ın bize vermediği bir yükü yüklenmiş oluruz ve bunu O’nun yardımı olmadan taşımaya çalışırız. ... Fakat Allah’ın bizi sevdiğine ve bize iyilik yapmak istediğine gerçekten inandığımızda, gelecek için endişe etmeyi bırakırız. Allah’a, bir çocuğun sevgi dolu ebeveynine güvendiği gibi güvenmeliyiz. Böylece sıkıntılarımız ve acılarımız yok olur, zira irademiz Allah’ın iradesinde erir.”—Ellen G. White, Bereket Dağından Düşünceler, s. 96, 97. Bu türden bir güveni ve imanı nasıl öğrenebiliriz? Yani, şu an yaptığımız, imanımızı zayıflatan ya da güçlendiren seçimler neler?


Cuma


2 Aralık


*3–9 Aralık


Kasırganın İçinden


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyü. 38–39, Yu. 1:29, Mat. 16:13, 1Ko. 1:18–27, Eyü. 40:1–4, 42:1–6, Luk. 5:1–8.


HATIRLAMA METNİ: “Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin? Anlıyorsan söyle.” (Eyüp 38:4).


Eyüp kitapçığındaki karakterlerin farklılıkları ne olursa olsun bir ortak noktaları vardı: hepsinin Allah hakkında, en azından kendi Allah anlayışları hakkında, söyleyecek çok şeyleri vardı. Gördüğümüz gibi, söylediklerinin birçoğuyla hemfikir de olabiliriz. Sonuçta şu sözlere kim karşı çıkabilir: “Ama şimdi sor hayvanlara, sana öğretsinler, gökte uçan kuşlara sor, sana anlatsınlar, toprağa söyle, sana öğretsin, denizdeki balıklara sor, sana bilgi versinler. Hangisi bilmez bunu Rabb’in yaptığını? Her yaratığın canı, bütün insanlığın soluğu O’nun elindedir.” (Eyüp 12:7–10)? Ya da buna: “Tanrı adaleti saptırır mı, Her Şeye Gücü Yeten doğru olanı çarpıtır mı?” (Eyüp 8:3)?


Eyüp’ün acıları bağlamında konuşulsa da, tartışmanın odak noktası Allah’tı. Gerçi ilk iki bölüm hariç, kitapçığın devamında Rab arka planda, gizli kaldı.


Fakat tüm bunlar değişmek üzereydi. Eyüp kitapçığındaki pek çok tartışmanın ve konuşmanın konusu olan Allah, şimdi Kendi adına konuşacak.


*10 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

4 Aralık


Kasırganın İçinden


Eyüp 38:1 ayetini oku. Burada tüm diğer konuşmalardan farklı olarak ne oluyor?


Aniden ve beklenmedik bir şekilde, Eyüp 2:6 (Rab, “Peki” dedi, “Onu senin eline bırakıyorum. Yalnız canına dokunma”) ayetinden beri ilk kez, Rab Eyüp kitapçığında ortaya çıkıyor.


Okuyucuyu Allah’ın bu aniden ortaya çıkışına hazırlayan hiçbir şey yok. Eyüp 37. bölüm Elihu’nun konuşmasıyla bitiyor, bundan hemen sonra okuduğumuz ise “Rab kasırganın içinden Eyüp’ü şöyle yanıtladı” (Eyüp 38:1). Bir anda, sanki diğer adamlar konu dışındaymış gibi, sahnede sadece Allah ve Eyüp var, en azından şimdilik.


Kasırga olarak çevrilen sözcük “fırtına” veya “bora” anlamındaki İbranice bir sözcükten gelir ve Allah’ın insanlara görünüşüyle bağlantılı olarak kullanılmıştır (bkz. Yşa. 29:6, Zek. 9:14). Bu aynı zamanda İlyas’ın göğe alınışı bağlamında kullanılan sözcüktür: “Rab İlyas’ı kasırgayla göklere çıkarmadan önce, İlyas ile Elişa Gilgal’dan ayrılıp yola çıkmışlardı” (2Kr. 2:1).


Her ne kadar bu “teofani” (Tanrı’nın insanlara görünür şekilde tezahür etmesi) hakkında fiziksel ayrıntılar verilmese de, Allah’ın Eyüp’le “ince, yumuşak bir ses”le (1Kr. 19:12) konuşmadığı açık. Aksine, Rab çok güçlü bir şekilde, kesinlikle Eyüp’ün ilgisini çeken bir şekilde Kendisini göstermişti.


Tabi ki bu Allah’ın düşmüş insanlığa Kendisini ilk gösterişi değildi. Kutsal Yazılar tekrar tekrar bize Allah’ın insanlara yakınlığını gösteriyor.


Aşağıdaki ayetler Allah’ın bize ne kadar yakın olabileceği konusunda ne öğretiyor? Yar. 15:1–6, Yar. 32:24–32, Yu. 1:29.


Kutsal Kitap bize Allah’ın dünyamızı yaratıp bizi kendi halimize bırakan, bizden uzak bir Tanrı olmadığı büyük ve önemli gerçeğini öğretiyor. Aksine, O bizimle yakın ilişkide olan bir Tanrı’dır. Acılarımız ve sıkıntılarımız ne olursa olsun, bu hayatta neyle karşılaşmış olursak olalım, Allah’ın yakında olduğu ve O’na itimat edebileceğimiz güvencesine sahibiz.


Allah’ın bize yakınlığına akıl ile inanmak bir şey; bu yakınlığı tecrübe etmek çok başka bir şey. Allah’a daha yakın olmayı ve bu ilişkiden umut ve rahatlık çıkarmayı nasıl öğrenebilirsin?


Pazar


5 Aralık


Allah’ın Sorusu


Eyüp için çok uzun gözükmüş olması muhtemel bir sessizlikten sonra, her ne kadar ilk söyledikleri Eyüp’ün duymayı beklediği şeyler olmasa da, Allah sonunda onunla konuşuyor.


Allah’ın Eyüp’e sorduğu ilk soru neydi ve bu soruda ne ima edilmişti? Eyüp 38:2.


Kutsal Kitap boyunca Allah’ın insanlara sorular sorduğunu görüyoruz. Allah bu soruları cevaplarını bilmediğinden sormuyor. Aksine, iyi bir öğretmenin hep yaptığı gibi, durum hakkında düşünmemizi, kendimizle yüzleşmemizi ve sorunlarla uğraşıp uygun sonuçlara varabilmemizi sağlamak için etkin bir yol olduğundan, Allah sorular soruyor. Öyleyse Allah’ın sorduğu sorular, anlamadığı bir şeyin Rabb’e öğretilmesi için değildir. Aksine, bunlar çoğunlukla insanların bazı şeyleri daha iyi anlamalarına yardımcı olması için sorulur. Allah’ın soruları insanların doğruya ulaşmaları için kullanılan retorik bir araçtır.


Allah’ın sorduğu aşağıdaki soruları oku. Sence Allah’ın bu soruları sorma amacı neydi? Hangi noktaya dikkat çekiyordu?


Yar. 3:11


Yar. 4:9


1Kr. 19:9


Elç. 9:4


Mat. 16:13


Eyüp’ün Allah hakkında söyleyeceği çok şey vardı ve anlaşılan Rab onun aslında Yaratıcı hakkında anlamadığı ve bilmediği pek çok şey olduğunu görmesini istedi. Allah’ın Eyüp’e soruduğu ilk soru, pek çok açıdan diğer adamların ona söylediği bazı sözlerle benzerlik taşıyor (bkz. Eyüp 8:1, 2; 11:1–3; 15:1–3).


Allah hayatının şu anki durumu hakkında sana bir soru sorsaydı, sence ne sorardı ve cevabın ne olurdu? Bu soru ve cevap sana kendin hakkında ne öğretiyor?


Pazartesi


6 Aralık


Yaratıcı Olarak Rab


Eyüp 38:4–41 ayetlerini oku. Allah Eyüp’e hangi soruları soruyor ve bu soruların amacı nedir?


Eyüp başına bu felâketlerin neden geldiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama beklemişse dahi, bunu alamadı. Aksine aldığı şey, yaratıcı güce sahip Allah’ı zavallı Eyüp’ün faniliği ve bilgisizliğiyle karşılaştıran, cevabı beklenmeyen sorular dizisi oldu.


Rab sözüne “Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin?” diye başlıyor (Eyüp 38:4). Yaratılış’ın en başından bazı imgeleri (yeryüzünün, denizin, ışığın ve karanlığın kökenleri gibi) hatırlattıktan sonra, Allah Eyüp’e (esasen) tabi ki bunların hepsini biliyorsun, “çünkü onlarla aynı zamanda doğmuştun! O kadar yaşlısın” diyor (bkz. Eyüp 38:21).


Bundan sonra Rab, sadece yeryüzünün temellerini değil, havanın, hatta yıldızların bile sırlarını kapsayan yeni bir cevabı beklenmeyen sorular dizisiyle, Yaratılış’ın harikalarına ve sırlarına işaret ediyor. “Ülker yıldızlarını bağlayabilir misin? Oryon’un bağlarını çözebilir misin?” (Eyüp 38:21). Sonra Eyüp’ün dikkatini insan anlayışından (Eyüp 38:36) yabani hayvanların hayatlarına kadar (Eyüp 38:39–41) her konuda tekrar yeryüzüne çekiyor; bu konu 39. bölüm boyunca çok daha ayrıntılı açıklanıyor. Kitapçık bugün yazılmış olsaydı Rab şunları sorabilirdi: “Proton ve nötronlarda temel parçacıkları kim bağlıyor?” “Ben ilk kez Planck kütlesini ölçerken sen neredeydin?” “Yerçekimi senin bilgeliğinle mi uzayı ve zamanı büker?”


Tüm bu soruların cevabı aynı: tabi ki hayır. Eyüp bu olayların hiçbiri sırasında orada değildi ve Rabb’in bahsettiği olaylar hakkında çok az bilgisi vardı. Allah’ın Eyüp’e göstermek istediği nokta, Eyüp’ün tüm bilgeliğine, bilgisine ve diğer adamların aksine Allah hakkında “doğruyu konuşmuş” (Eyüp:42:7) olmasına rağmen, hâlâ çok az biliyor olmasıydı. Onun bilgisizliği ise en çok yaratılmış dünya hakkındaki cahilliğiyle ortaya çıkıyordu.


Eyüp’ün yaratılış hakkındaki bilgisi bu kadar az idiyse, Yaratıcı’yı ne kadar anlayabilirdi ki? Yaratan ve yaratılan arasında, Allah ve insanlık arasında ne kadar da güçlü bir zıtlık. Her ne kadar Allah burada Kendisini Eyüp’le karşılaştırmış olsa da, bunu (İsa dışında) herhangi bir insanla da yapabilirdi. Allah’la karşılaştırıldığımızda neredeyiz? Buna rağmen, Allah’ın bizi kurtarmak ve bize Kendisiyle birlikte sonsuz paydaşlık umudunu sunmak için ne yaptığına bakın.


Salı


7 Aralık


Bilgelerin Bilgeliği


Bugünkü bakış açımızdan, Allah’ın Eyüp’e sorduğu sorulara bakarak, Eyüp gibi binlerce yıl önce yaşamış bir adamın yaratılmış dünyayı ne kadar az anladığını fark etmek kolay. Örneğin, insanlar (en azından bazıları) bugün birçoğumuzun kanıksadığı bir gerçeği, güneşin gökte algılanan hareketinin dünyanın kendi etrafındaki dönüşünün sonucu olduğunu ancak MS. 1500’lü yıllarda anladılar.


Büyük ölçüde modern bilim sayesinde, Kutsal Kitap zamanlarında yaşayan birçok insanın anlamadığı doğal dünyaya ilişkin bilgiye bugün sahibiz. Fakat yine de, tüm bu edinilmiş bilgilere rağmen, biz insanların doğal dünya ve onun kökeni hakkındaki anlayışımız çok kısıtlı.


38 ve 39. bölümlerde Allah’ın Eyüp’e sorduğu soruları tekrar oku. İnsanlar bu soruları bugün ne kadar daha iyi cevaplayabilirdi?


Bilimin bize gerçekliğin önceden gizli kalmış olan yönlerini gösterdiğine şüphe yok. Fakat hâlâ öğreneceğimiz çok şey var. Pek çok açıdan bilim, Allah’ın yaratışının sırrını ve muhteşemliğini yok etmek bir yana, doğal dünyanın bizden önceki nesillerin hiç bilmediği karmaşıklığını ve derinliğini ortaya çıkararak, onu daha da büyüleyici hala getirmiştir.


“Gizli şeyler Allahımız Rabb’indir; fakat... açığa çıkarılmış olan şeyler ebediyen bizimdir ve oğullarımızındır. Yasanın Tekrarı 29:29 (KM). Allah yaratılış işini nasıl gerçekleştirdiğini insanlara hiçbir zaman açıklamamıştır; insanî bilim Yüceler Yücesi’nin sırlarını araştıramaz. O’nun yaratıcı gücü, bizzat varlığı kadar anlaşılmazdır.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 113 [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 55].


Yine de, aşağıdaki ayetlerden insan bilgisinin muazzam sınırları hakkında hangi uyarıyı almalıyız? 1Ko. 3:19, 1Ko. 1:18–27.


Son birkaç yüzyılda insanlığın artan bilgi birikimine rağmen, Yaratılış halen idrak etmekte zorlandığımız harikalar ve sırlarla dolu olarak kalmıştır. Yaratılmış dünya hakkında ne kadar çok şey öğrenirsek, bize o kadar şaşırtıcı ve esrarengiz geliyor. Yaratılmış dünya hangi şekillerde seni Tanrımız’ın gücü karşında şaşkınlığa uğratıyor?


Çarşamba


8 Aralık


Toz ve Kül İçinde Tövbe Etmek


Eyüp 40:1–4 ve 42:1–6 ayetlerini oku. Allah’ın Kendisini göstermesi üzerine Eyüp’ün cevabı neydi?


Eyüp belli ki Allah’ın kendisine gösterdikleri karşısında şaşkına dönmüştü. Hatta Eyüp 42:3 ayetinde kayıtlı olan “Tasarımı bilgisizce karartan bu adam kim?” sözleriyle, aslında Allah’ın kendisine sorduğu ilk soruyu tekrarlıyordu. Eyüp şimdi cevabı biliyordu: gerçekten bilmediği şey hakkında konuşan Eyüp’ün kendisiydi.


Eyüp’ün Eyüp 42:5 ayetinde ne dediğine de dikkat edin. Daha önce Allah hakkında sadece kulaktan duymuştu, şimdiyse Allah’ı gördüğü için (yani, Allah hakkında daha iyi bir görüş sahibi olduğundan), kendisinin de gerçekte ne olduğunu gördü. Bu nedenle kendisini hor görerek toz ve kül içinde tövbe etti.


Yeşaya 6:1–5 ve Luka 5:1–8 ayetlerini oku. Bu ayetlerde anlatılan tepkiler Eyüp’ün tepkisiyle nasıl benzerlik gösteriyorlar?


Tüm bu olaylarda gördüğümüz, Kutsal Kitap’taki temel bir gerçeğin, yani insanların günahkârlığının tezahürleridir. Eyüp “kusursuz, doğru bir adamdı. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınırdı” (Eyüp 1:1). Şeytan’ın onu Allah’a düşman etmek için elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen, Eyüp tüm bu olaylar boyunca sadık kaldı. Burada Rabb’e çok sağlam ve sadık bir şekilde iman eden birinden bahsediyoruz.


Yine de ne oldu? Yeşaya ve Petrus’ta olduğu gibi, Allah’ın gücüne ve kutsallığına bir anlık bakış Eyüp’ün kendi küçüklüğü ve günahkârlığı hissiyle ezilip büzülmesine yetti. Bunun nedeni hepimizin, kendi öz doğası bizi Allah’la çatışma haline getiren, günahla hasar almış düşkün varlıklar olmamız. Bu nedenle nihayetinde hiç kimse kendisini kurtaramaz; hiç kimse Allah’ın gözünde herhangi bir iyiliği hak edecek kadar iyilik yapamaz. Bu nedenle hepimizin (aramızdaki “en iyilerin,” Eyüp gibi kusursuz ve doğru olup Allah’tan korkan ve kötülükten kaçınanların dahi) lütfa, Kurtarıcı’ya, kendimiz için asla yapamayacağımız bir şeyi yapan bir Kişi’ye ihtiyacı var. Neyse ki bunların tümüne ve fazlasına İsa’da sahibiz.


Kendini şu anda Allah’la yüz yüze dururken hayal et. Sence tepkin nasıl olurdu?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: “Allah hem bilim hem sanat alanında dünya üzerine bir ışık seli dökülmesine izin vermiştir; fakat sözde bilim adamları bu konuları yalnızca insanî bir bakış açısından ele aldıklarında muhakkak hatalı sonuçlara ulaşacaklardır. Allah’ın sözünün açıkladığı şeylerin ötesinde akıl yürütmek, kuramlarımızın Kutsal Yazılar’da yer alan gerçeklerle çelişmemeleri durumunda masumane olabilir; fakat Allah’ın sözünü terk ederek O’nun yarattığı eserlerini bilimsel ilkelerle açıklamaya çalışanlar bilinmeyen bir okyanusta haritasız ve pusulasız sürüklenmektedir. En büyük zihinler, araştırmalarında Allah’ın sözüyle yönlendirilmezlerse, bilimin ve vahyin söylediklerini bağdaştırma çabalarında şaşkına dönerler. Yaratıcı ve O’nun eserleri doğal yasalarla açıklayamayacakları ölçüde kavrayışlarının ötesinde olduğundan, Kutsal Kitap tarihini güvenilmez olarak görürler. Eski ve Yeni Ahit kayıtlarının güvenilirliğinden şüphe edenler bir adım ileri giderek Allah’ın varlığından şüphe etmeye sürüklenecekler; bundan sonra ise çapalarını kaybetmiş olarak imansızlığın kayalarına bindireceklerdir.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 113 [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 55].


TARTIŞMA SORULARI:


Cuma günkü derste Ellen G. White alıntısına bak. Özellikle bilim alanında, uyarılarının gerçekleştiğine dair hangi kanıtları görüyoruz? En azından şu anda uygulanan şekliyle bilimin öğrettiği, Allah’ın sözüne açıkça aykırı şeyler neler?


Geçen yüzyılda yaşamış nüfuzlu bir matematikçi ve yazar olan Alfred North Whitehead şunları söylemişti: “Elli yedi yıl önce Cambridge Üniversitesi’nde öğrenim gören genç bir adamdım. Dâhilerden fen ve matematik eğitimi aldım ve her ikisinde de başarılıydım; yüzyılın başından beri her ikisinin tüm temel varsayımlarının bir kenara atıldığını gördüm. ... Yine de, buna rağmen, bilim alanındaki yeni kuramları bulanlar Artık nihayet bir kesinliğe ulaştık diyorlar.”—A. N. Whitehead, Dialogues of Alfred North Whitehead [Alfred North Whitehead’in Karşılıklı Konuşmaları]. Dünyanın “büyük adamları” bize bir şey öğrettiklerinde bunu kabul ederken ne kadar dikkatli olmamız gerektiği konusunda bu bize ne söylemeli, bilhassa da öğrettikleri şey Allah’ın sözüne açıkça aykırıysa?


Eyüp’ün zamanında (hatta günümüzden yalnızca iki yüz yıl önce) yaşayan insanların anlamasının mümkün olmadığı, modern bilimin bize gösterdiği bazı Yaratılış harikaları neler? Bu şeyler bize Rabbimiz’in muhteşem yaratıcı gücünü nasıl daha da fazla açıklıyorlar?


Cuma


9 Aralık


*10–16 Aralık


Eyüp’ün Kurtarıcısı


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyü. 19:25–27; Yu. 1:1–14; Eyü. 10:4, 5; Luk. 2:11; Gal. 4:19; Luk. 9:22; Yşa. 53:1–6.


HATIRLAMA METNİ: “Aslında hastalıklarımızı o üstlendi, acılarımızı o yüklendi. Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını, vurulup ezildiğini sandık” (Yeşaya 53:4).


Bölümün başında Rabb’in Kendisinin aniden görünmesiyle Eyüp kitapçığı doruk noktasına erişti. Allah Kendisini güçlü ve mucizevî bir yolla Eyüp’e gösterdi, bu da Eyüp’ün itiraf ve tövbe etmesine yol açtı. Rab bundan sonra Eyüp’ün üç arkadaşını yanlış sözlerinden dolayı azarladı ve Eyüp onlar için dua etti. “Eyüp dostları için dua ettikten sonra, Rab onu eski gönencine kavuşturup ona önceki varlığının iki katını verdi” (Eyüp 42:10), bundan sonra da Eyüp uzun ve dolu dolu bir hayat yaşadı.


Fakat hikâyeye ve hikâyenin bitişine ilişkin, rahatsızlık verici ve tatmin etmeyen bir şey var. Gökte tartışan Allah ve Şeytan, konuyu yeryüzünde, zavallı Eyüp’ün bedeninde ve hayatında mı çözüme bağladılar? Rab gökte kalıp öylece seyrederken, Allah ile Şeytan arasındaki bu çatışmanın korkunç yükünü Eyüp’ün taşımak zorunda kalması doğru ve adil gözükmüyor.


Hikâyenin daha fazlası olmalı. Var da. Yüzyıllar sonra, İsa’da ve O’nun çarmıhtaki ölümünde açıklandı. Eyüp kitapçığının tamamıyla cevaplamadığı soruların harika ve teselli edici cevaplarını sadece İsa’da buluyoruz.


*17 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

11 Aralık


Kurtarıcım Yaşıyor


  1. bölümde, Allah Eyüp’e göründüğünde, Kendisini Eyüp’e “kimsenin yaşamadığı toprakları... sulasın diye” “sellere kanal, yıldırımlara yol açan” (Eyüp:38:25, 36) Yaratıcı olarak tanıttı. Gerçi Rabbimiz Yaratıcı olmakla kalmıyor. O’nun başka bir önemli rolü ve adı da var.

Eyüp 19:25–27 ayetlerini oku. Bu sözler Eyüp’ün kurtuluş umudu hakkında neyi ortaya koyuyorlar?


Bu ünlü ayetlerde Eyüp Kurtarıcısı hakkında bir şeyler bildiğini gösteriyor. İnsanlar ölmesine rağmen mezarın ötesinde bir umut olduğunu, bu umudun bir gün dünyaya gelecek olan Kurtarıcı’da olduğunu biliyordu.


Eyüp’ün bu sözleri Kutsal Kitap’taki en önemli gerçeğe, Allah’ın bizim kurtarıcımız olduğuna işaret ediyor. Evet, Allah bizim Yaratıcımız’dır. Fakat düşmüş bir dünyada, günahları içinde ebediyen ölmeye mahkûm olan günahkârların dünyasında Yaratıcı’dan daha fazlasına ihtiyacımız var. Kurtarıcı’ya da ihtiyacımız var. Bizim Tanrımız da tam olarak budur: hem Yaratıcımız hem de Kurtarıcımızdır (bkz. Yşa. 48:1317), biz O’nun bu iki rolü sayesinde sonsuz yaşam umuduna sahibiz.


Yuhanna 1:1–14 ayetlerini oku. Yuhanna bu ayetlerde Yaratıcı olan İsa’yı Kurtarıcımız olan İsa’yla nasıl bağdaştırıyor?


Allah’ın Yaratıcı olduğunu belirten Yaratılış 1:1 ayetine yapılan gönderme Yuhanna 1:1 ayetinde çok belirgin. Bu yetmezmiş gibi, “O, dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla var oldu, ama dünya O’nu tanımadı... Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi” (Yuhanna 1:10, 12) sözleri, İsa’nın hem Yaratıcı hem de Kurtarıcı niteliklerini birbirinden ayrılmaz hale getiriyor. Aslında, O yalnızca Yaratıcı olduğu için Kurtarıcımız da olabilir.


Yalnızca bir Yaratıcımız olup hiçbir Kurtarıcımız olmasaydı, ne umudumuz olurdu? Cevabın, İsa’nın Kurtarıcı olmasının bizim için neden çok önemli olduğu konusunda ne diyor?


Pazar


12 Aralık


İnsanoğlu


Eyüp kitapçığının ilk bölümlerinde bize Mesih ile Şeytan arasındaki büyük mücadele gerçeğinden bir kesit verilmişti. Bildiğimiz üzere, bu gökte başlayan fakat zamanla yeryüzüne gelmiş olan bir savaştı (bkz. Va. 12:7–12). Eyüp kitapçığında da aynı dinamiği gördük: gökte başlayıp yeryüzüne gelen bir çatışma. Eyüp’ün şanssızlığına, yeryüzündeki bu çatışma onun çevresinde gerçekleşti.


Eyüp 10:4, 5 ayetlerini oku. Eyüp’ün şikâyeti neydi ve haklı değil miydi?


Eyüp’ün demek istediği basitti. Sen Evrenin Hükümdarı, Yaratıcı olan Allah’sın. İnsan olmanın, bizim çektiğimiz acıları çekmenin ne demek olduğunu nereden bileceksin?


Aşağıdaki ayetler Eyüp’ün şikâyetini nasıl cevaplıyorlar? Luk. 2:11, Yu. 1:14, Luk. 19:10, Mat. 4:2, 1Ti. 2:5, İbr. 4:15.


Eyüp’ün Allah’ın bir insan olmadığı ve dolayısıyla insan acılarını bilemeyeceği şeklindeki şikâyeti, İsa’nın insan olarak gelişiyle tam ve mükemmel olarak cevaplandı. İsa tanrısallığını hiçbir zaman kaybetmemesine rağmen aynı zamanda tam bir insandı ve bu insanlığıyla, aynı Eyüp ve tüm insanlar gibi, acı çekmenin ve mücadele etmenin ne demek olduğunu biliyordu. Aslında, Müjdeler boyunca Mesih’in insanlığının ve bizim insanlığımızı alarak yaşadığı acıların gerçekliğini görüyoruz. İsa Eyüp’ün şikâyetinin cevabını verdi.


“Mesih’in Kendi üzerine aldığı insanlık, yapmacık bir insanlık değildi. O insan doğasını aldı ve insan doğasını yaşadı... O beden almakla kalmadı, fakat günahlı insan benzerliğinde beden aldı.”—Ellen G. White Yorumları, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 5, s.1124.


İsa’nın insanlığı almasının ne demek olduğunu düşün. Bu sana şu an karşılaştığın herhangi bir sıkıntıda İsa’nın seni ne kadar yakından anlayabileceği konusunda ne demeli?


Pazartesi


13 Aralık


Mesih’in Ölümü


Aşağıdaki ayetler İsa hakkında ve bizim O’nu nasıl görmemiz gerektiği konusunda bize ne diyor?


1Yu. 2:6


Gal. 4:19


Hiç şüphesiz, İsa örnek insandır. O’nun hayatı, O’nun karakteri, O’nu izleyen herkesin Allah’ın lütfuyla taklit etmeye çalışması gereken örnektir. İsa, Allah’ın bizden yaşamamızı istediği hayat tarzı konusundaki tek mükemmel örneğimizdir.


Yine de, İsa bu dünyaya yalnızca bize bir örnek vermeye gelmedi. Kurtarıcı olarak O’nun tüm işi karakterlerimizi değiştirmek ve Kendi benzerliğine dönüştürmekmiş gibi, günahkârlar olarak durumumuz sadece karakter gelişiminden daha fazlasını gerektiriyordu. Bundan daha fazlasına ihtiyacımız var; bir Vekil’e, günahlarımızın cezasını ödeyecek bir Kişi’ye ihtiyacımız var. O sadece hepimize örnek olarak mükemmel bir hayat yaşamaya gelmedi; O ayrıca O’nun mükemmel hayatının bize kendi hayatımızmış gibi sayılması için, bizim hak ettiğimiz ölümle ölmeye geldi.


Aşağıdaki ayetler Mesih’in bizim için ölümünün gerekliliği hakkında ne öğretiyor? Mar. 8:31, Luk. 9:22, Luk. 24:7, Gal. 2:21.


İsa’nın bizim için ölmesi gerekiyordu çünkü yasaya itaat, Hristiyan yaşamı için çok önemli olsa da, düşkünleri kurtaran şey değildir. “Öyleyse Kutsal Yasa Tanrı’nın vaatlerine aykırı mıdır? Kesinlikle hayır! Çünkü yaşam sağlayabilen bir yasa verilseydi, elbette insanlar yasayla aklanırdı” (Gal. 3:21). İnsanları kurtarabilecek bir yasa olsaydı, bu Allah’ın yasası olurdu, fakat bu yasa bile bizi kurtaramaz. Sadece mükemmel Örneğimiz İsa’nın mükemmel yaşamı bizi kurtarabilirdi, dolayısıyla Mesih Kendisini “günahlar için sonsuza dek geçerli tek bir kurban” (İbr. 10:12) olarak sunmak üzere geldi.


Yasayı tutmana ilişkin kendi kayıtların bir Vekil’e ihtiyacın olduğunu nasıl gösteriyor?


Salı


14 Aralık


İnsanoğlu’nun Çektiği Acılar


Yeşaya 53:1–6 ayetlerini oku. Bu bize Rabb’in çarmıhta çektiği acılar hakkında ne diyor?


Yeşaya 53:4 ayeti İsa’nın bizim hastalıklarımızı ve acılarımızı taşıdığını söylüyor. Bu Eyüp’ün hastalıklarını ve acılarını da içeriyor olmalı. Yalnızca Eyüp’ün de değil, tüm dünyanın. İsa’nın çarmıhtaki ölümü, yaşamış tüm insanların günahları içindi.


Bu yüzden Eyüp kitapçığı sadece çarmıhta uygun bir bakış açısına yerleştirilebilir. Burada, Kendini Eyüp’e gösteren Tanrı’nın (kartala uçmayı öğreten, temel parçacıkları bağlayan Tanrı’nın), herhangi bir insanın, hatta Eyüp’ün, çektiği veya çekebileceği acıdan daha fazla acı çektiğini görüyoruz. Bizim ayrı ayrı bildiğimiz acı ve kederleri O toptan kabul etti; bu nedenle kimse Allah’a acı hakkında ders veremez, O insan bedenindeyken günahın dünyaya yaymış olduğu tüm acıların bütün yükünü Kendi taşıdı. Biz yalnızca kendi şahsî acılarımızı ve kederlerimizi biliyoruz; İsa ise çarmıhta hepsini tecrübe etti.


Eyüp’e “Biliyor musun göklerin yasalarını? Tanrı’nın yönetimini yeryüzünde kurabilir misin?” (Eyüp 38:33) diye soran Tanrı’nın, “göklerin yasalarını” yaratmış olmasına rağmen dünyevî bir beden aldığını ve “ölüm gücüne sahip olanı, yani İblis’i, ölüm aracılığıyla etkisiz kılmak üzere” (İbr. 2:14) o bedende öldüğünü idrak ettiğimizde, Tanrı daha da inanılmaz hale geliyor.


Çarmıh dikkate alınarak bakıldığında Eyüp kitapçığı daha anlamlı hale geliyor, zira kitapçığın yanıtsız bıraktığı birçok soruyu Çarmıh cevaplıyor. En büyük soru ise, Şeytan’ın suçlamalarını boşa çıkarmak maksadıyla Eyüp dünyada acı çekmeye zorlanırken Allah’ın yukarıda gökte olmasının ne kadar adil olduğu meselesi. Çarmıh, Eyüp veya herhangi bir insanın bu dünyada çektiği acı ne kadar kötü olursa olsun, Rabb’imizin bize umut ve kurtuluş umudu vermek için bizim çekebileceğimizden çok daha kötü acıları gönüllü olarak çektiğini gösteriyor.


Eyüp Allah’ı Yaratıcı olarak gördü; çarmıhtan sonra biz O’nu Yaratıcı ve Kurtarıcı olarak, veya bilhassa Kurtarıcımız haline gelen Yaratıcı (Flp. 2:6–8) olarak görüyoruz. O bunu yapmak için, günahtan ötürü Eyüp dâhil hiç bir insanın çekmediği veya çekemeyeceği şekillerde acı çekti. Bu nedenle, böyle bir manzara karşısında Eyüp gibi “Bu yüzden kendimi hor görüyor, toz ve kül içinde tövbe ediyorum” (Eyüp 42:6) diye haykırmaktan başka ne yapabiliriz?


Çarşamba


15 Aralık


Şeytan’ın Maskesi Düşürüldü


Yuhanna 12:30–32 ayetlerini oku. İsa, Çarmıh ve büyük mücadele bağlamında Şeytan hakkında ne diyor?


Ellen G. White İsa’nın çarmıhtaki ölümünden bahsettikte sonra, çarmıhın gökte ve evrendeki izleyenler üzerinde yaptığı büyük etki hakkında yazdı. “Şeytan’ın ilahî karaktere ve yönetime yönelttiği yalan dolu suçlamalar gerçek görünümleriyle ortaya çıkmıştır. Allah’ı, sadece Kendisini yüceltme amacıyla yaratıklarından teslimiyet ve itaat beklemekle suçlamış, Yaratıcı’nın başka herkesten özveri talep ettiği halde, Kendisinin hiçbir özveride ve fedakârlıkta bulunmadığını beyan etmişti. Şimdi ise evrenin Hâkimi’nin, düşkün ve günahlı insanlık uğruna, sevginin ortaya koyabileceği en büyük fedakârlığı yaptığı görülmüştür; zira ‘Tanrı... dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı.’ 2. Korintliler 5:19. Ayrıca, Parlak Yıldız’ın şeref ve üstünlük arzusuyla günahın girişine kapı açtığı, öte yandan Mesih’in ise günahı yok etmek için Kendini alçalttığı ve ölümüne kadar itaat ettiği de görülmüştür.”—Büyük Mücadele, s. 502 [Sevginin Zaferi, s. 148].


  1. Korintliler 5:19 ayetini oku. Mesih’in ölümü düşmüş dünyayı Allah’la nasıl barıştırdı?

Dünya günah içine, isyan içine düşmüştü; örneğin Eyüp kitapçığında açıkça görüldüğü gibi, kendisini Şeytan’ın hilelerine açık bırakmıştı. İsa, insanlığı üzerine almasına rağmen tanrısallığını asla kaybetmeyerek, gökle yer arasında kırılamaz bir bağ oluşturdu, Kendi ölümü sayesinde günahın ve Şeytan’ın nihaî ölümünü garantiledi. İsa çarmıhta günahın yasal cezasını ödedi, böylece düşmüş dünyayı Allah’la barıştırdı. Biz ölüme mahkûm edilmiş günahkârlar olsak da, iman aracılığıyla İsa’da sonsuz hayat vaadine sahip olabiliriz.


İşlediğin günahlar ne olursa olsun, İsa çarmıhta hepsinin cezasını ödedi. Bu harika gerçek neden hayatını değiştirmeli ve O’na itaat ederek yaşamayı istemene sebep olmalı?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: “Mesih, ‘Bu dünya şimdi yargılanıyor. Bu dünyanın egemeni şimdi dışarı atılacak’ diye devam etti. ‘Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman bütün insanları kendime çekeceğim.’ İsa bunu, nasıl öleceğini belirtmek için söylüyordu. Dünyanın krizi budur. Ben insanlığın günahlarının bedelini ödediğimde dünya aydınlanacaktır. Şeytan’ın insanların canları üzerindeki kontrolü yok edilecektir. İnsanlık, kendisinde bozulmuş olan Allah’ın suretini geri kazanacak ve Allah’ın kutsal halkından oluşan aile nihayet göksel evi miras alacaktır. Bu, Mesih’in ölümünün sonucudur. Kurtarıcı gözünün önüne getirilen zafer sahnesini düşünmeye dalmıştır. Çarmıhı, tüm korkutuculuğuyla ve tüm haşmetiyle parlayan, acımasız ve alçaltıcı çarmıhı görür.


Fakat çarmıh sayesinde gerçekleşen, yalnızca insanlığın kurtuluşu değildir. Allah’ın sevgisi tüm evrene gösterilir. Bu dünyanın egemeni dışarı atılır. Şeytan’ın Allah’a karşı getirdiği suçlamaları çürütülür. Onun göğe sürmeye çalıştığı leke sonsuza dek silinir. Meleklerle birlikte insanlar da Kurtarıcı’ya yaklaşır.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 625, 626 [Sevgi Öğretmeni, s. 617, 618].


TARTIŞMA SORULARI:


Eyüp kitapçığının cevaplamadığı soruların İsa’nın yaşamı ve ölümünde nasıl cevaplandığı konusunda düşünebileceğin diğer yollar nelerdir?


Çarmıhın Allah’ın karakteri hakkında bize ne gösterdiği konusunda düşün, özellikle de bizi yaratan Kişi’nin bizim için çarmıhta öldüğünü idrak ettiğimizde. Karşılaştığımız denemeler ne olursa olsun, bu gerçek bize neden çok fazla umut ve teselli vermeli? Bu harika gerçek Allah’a ve O’nun iyiliğine güvenmeyi bize nasıl öğretebilir? (bkz. Rom. 8:32.)


Gördüğümüz üzere, Eyüp kitapçığı (diğer şeylerle birlikte) büyük mücadelenin evrensel bir mesele olduğunu ve Mesih ile Şeytan arasındaki çatışmanın dünyayı aşan bir boyuta sahip olduğunu gösterdi. İsa’yı sadece göksel yüceliğinde tanıyan göksel varlıklar açısından, O’nun çarmıhta büyük ızdıraptan geçtiğini görmenin nasıl bir şey olabileceğini hayal et. Bu harika fikir üzerinde düşünmek, İsa’da bize verilenleri daha fazla takdir etmemize nasıl yardımcı olabilir?


Cuma


16 Aralık


*17–23 Aralık


Eyüp’ün Karakteri


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyü. 1:1, 8; Eyü. 29:8–17; Eyü. 31:1–23; Çık. 20:17; Mat. 7:22–27; Mat. 5:16; Ef. 3:10.


HATIRLAMA METNİ: “Görüyorsun, onun imanı eylemleriyle birlikte etkindi; imanı eylemleriyle tamamlandı.” (Yakup 2:22).


Eyüp kitapçığında değindiğimiz tüm önemli konuların arasında, diğer bir önemli konuyu gözden kaybetmemeliyiz: Eyüp’ün kendisini. Rabb’in, sadakati ve doğruluğu üzerine şeytanla iddiaya girecek kadar güvendiği bu adam kimdi? Tüm bu şeylerin başına neden geldiğini anlamayan, bunların adil olmadığını bilen, bu olaylar nedeniyle kızgınlığını ve düş kırıklığını ifade eden, ancak yine de sonuna kadar sadık kalan bu adam kimdi?


Eyüp kitapçığının özünü Eyüp’ün başına gelen felâketlerin sonrası oluştursa da, bu hikâyeden Eyüp’ün önceki hayatına ilişkin bilgiler de alabiliriz. Eyüp’ün geçmişi ve onun nasıl bir adam olduğu hakkında öğrendiklerimiz, bu korkunç acıların, hatta Şeytan’ın onu Allah’tan uzaklaştırmak için yaptığı her şeyin ortasında nasıl hâlâ Rabb’e bağlı kaldığına dair bize daha büyük bir anlayış verir.


Eyüp nasıl biriydi ve onun yaşam tarzı hakkında kendi hayatlarımızda Rabb’in daha sadık takipçileri olmamıza yardımcı olacak ne öğrenebiliriz?


*24 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

18 Aralık


Uz Şehrinden Bir Adam


Eyüp 1:1 ve Eyüp 1:8 ayetlerini oku. Bu bize Eyüp’ün karakteri hakkında ne diyor?


Karşılıklı konuşmalarda her ne kadar başına tüm bu kötü şeylerin gelmesi için Eyüp’ün yanlış bir şeyler yapmış olmalı olduğu söylenmiş olsa da, durum tam aksi gibi görünüyor. Onu Şeytan’ın özel hedefi haline getiren iyiliği ve imanlı oluşuydu.


Eyüp ne kadar iyi ve ne kadar imanlıydı? Öncelikle, ayetler bize onun “kusursuz” olduğunu söylüyor. Bu sözün (İsa gibi) “günahsız” anlamına gelmesi gerekmez. Aslında bu söz tamlık, doğruluk, içtenlik fikrini içerir, fakat göreceli olarak. Allah’ın gözünde “kusursuz” olan kişi, herhangi bir zamanda gökteki Tanrı’nın kendisinden beklediği gelişim seviyesine ulaşmış olan kişidir. “Kusursuz” sözcüğünün İbranice karşılığı olan tam kelimesi, “Yeni Ahit’te genellikle ‘kusursuz’ olarak tercüme edilen Grekçe teleios sözcüğüne karşılık gelir, fakat tam tercümesi ‘tam gelişmiş’ veya ‘olgun’dur.”—The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 3, p. 499. Eyüp’ün daha sonraki tecrübeleri kendisinin nihaî karakter mükemmelliğine ulaşmamış olduğunu gösterdi. Sadık ve doğru biri olmasına rağmen, halen gelişmeye devam ediyordu.


İkinci olarak, ayetler onun “doğru” birisi olduğunu bildiriyor. Bu sözcük “düzgün,” “aklı başında,” “adil” ve “haklı” anlamlarına geliyor. Eyüp “iyi bir vatandaş” olarak tanımlanabilecek bir hayat sürüyordu.


Üçüncü olarak, ayetler onun “Allah’tan korkan” birisi olduğunu belirtiyor. Allah’tan “korkmak” kavramı Eski Ahit’te tamamen sadık bir İsrailli olmanın bir parçası olarak resmedilmişse de, bu deyim Yeni Ahit’te İsrail’in Tanrısı’na sadakatle kulluk eden Uluslar için de kullanılır (bkz. Elç. 10:2, 22).


Son olarak, Eyüp kötülükten “kaçınırdı”, yani çekinirdi. Eyüp’ün bu karakter özellikleri, Şeytan’a “Kulum Eyüp’e bakıp da düşündün mü? Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınır” (Eyüp 1:8) dediğinde bizzat Rab tarafından onaylanmıştı.


Sonuçta Eyüp imanı hayat tarzıyla ortaya çıkmış bir Allah adamıydı; bu sayede de bir insanın Mesih’te nasıl olabileceğine ilişkin “hem melekler hem insanlar için” (1Ko. 4:9) gerçekten tanıklıkta bulunmuştu.


Eyüp kitapçığı senin hakkında olsaydı, açılış cümlesinde ne yazardı? “_______ ülkesinde bir ________ yaşardı. _________, ________ bir _______dı. Tanrı’dan ________, kötülükten _______.”


Pazar


19 Aralık


Sütle Yıkanan Yollar


Eyüp başına gelen felâketleri kabullenmekte zorlanırken, geçmiş hayatını, kendisi için ne kadar iyi olduğunu ve nasıl yaşadığını düşündü. Eyüp geçmişteki günlerinden bahsederken, bunlar “yollarımın sütle yıkandığı” (Eyüp 29:6) günlerdi dedi.


Mesela Eyüp 29:2 ayetinde, Eyüp “Tanrı’nın beni kolladığı” günlerden söz ediyordu. “Kolladı” olarak çevrilen İbranice sözcük, Allah’ın halkını korumasını belirtmek için Eski Ahit boyunca yaygın olarak kullanılan bir sözcükten gelmektedir (bkz. Mez. 91:11, Say. 6:24). Şüphesiz, Eyüp iyi bir hayat yaşadı. Önemli olan da, iyi bir hayat yaşadığını biliyor olmasıydı.


Eyüp 29:8–17 ayetlerini oku. Bu ayetler başkalarının Eyüp’ü ve onun zor durumda olanlara davranışlarını nasıl gördükleri konusunda bize ne diyor?


Burada Eyüp’e ne kadar çok saygı duyulduğunu görebiliriz. “Kürsümü meydana koyduğumda” (Eyüp 29:7) ifadesi, Eyüp’ün muhakkak dâhil olduğu anlaşılan bir çeşit yerel yönetim fikrini veriyor. Bu tür kürsüler genellikle toplumun yaşlı ve saygın üyelerine verilirdi ve onların arasında Eyüp çok itibarlı biriydi.


Ancak toplumun “en aşağı” üyelerinin bile onu sevip saydığını görebiliyoruz. Fakirler, sefiller, körler, dullar, yetimler, topallar; yani Eyüp gibi bereketlenmemiş olanlar, Eyüp yardım ve teselli ettiği kişilerdi.


“Allah Kendi sözünde müreffeh bir adamın resmini verdi: hayatı kelimenin tam anlamıyla başarılı olan, yerin ve göğün şereflendirmekten mutluluk duyduğu bir adam.”—Ellen G. White, Education [Eğitim], s. 142.


Bu ve bunun gibi diğer ayetler (göreceğimiz gibi), Eyüp’ün neden hem insanların hem de Allah’ın gözünde her bakımdan başarılı bir kişi olduğunu bize gösteriyor.


Ünlülere, güçlülere ve zenginlere karşı nazik ve saygılı olmak kolaydır. Peki, sana sunacak hiçbir şeyi olmayanlara karşı nasıl davranıyorsun?


Pazartesi


20 Aralık


Kalp ve Gözler


Aşağıdaki ayetlere ilk bakışta, Eyüp kutsallığını, erdemlerini ve iyi ahlâkını diğerleri önünde sıralayarak övünüyormuş gibi gelebilir. Tabi ki bu tavır Kutsal Kitap’ta açıkça kınanmaktadır (bkz. Matta 23). Fakat Eyüp’ün durumunda olan bu değildi. Tekrar, bağlamı hatırlamak çok önemli: çektiklerinin sebebinin geçmiş hayatı, çok kötü yaşamış olduğu varsayılan bir hayat olduğu kendisine söyleniyor. Bu arada Eyüp bunun doğru olamayacağını ve başına gelenleri hak edeceği hiçbir şey yapmadığını biliyordu. Dolayısıyla, Eyüp bu zamanı geçmişte nasıl bir hayat yaşadığını ve nasıl biri olduğunu anlatarak geçiriyor.


Eyüp 31:1–23 ayetlerini oku. Eyüp felâketlerden önce nasıl yaşadığı hakkında başka neler söylüyor?


Ayrıca Eyüp’ün sadece dışa dönük eylemlerinden bahsetmediğine de dikkat edin. “Yüreğim gözümü izlediyse” (Eyüp 31:7) sözü, Eyüp’ün kutsallığın, doğru ile yanlışın ve Allah’ın yasasının daha derin olan anlamlarını kavramış olduğunu gösteriyor. Anlaşılan Eyüp, Allah’ın eylemlerimiz kadar yüreklerimize ve düşüncelerimize de baktığını biliyordu (bkz. 1Sa. 16:7, Çık. 20:17, Mat. 5:28). Eyüp, bir kadınla yalnızca zina etmenin değil, ona şehvetle bakmanın da yanlış olduğunu biliyordu. (Yine, gerçek Allah’a ilişkin bilginin Rab henüz İsrail ulusunu Kendi antlaşma halkı ve Kendisine tanık olmaları için çağırmadan önce dahi var olduğuna dair ne kadar güçlü bir kanıt.)


Eyüp 31:13–15 ayetlerinde Eyüp’ün ne dediğini okuyun. Bu mesaj neden çok önemli?


Burada Eyüp özellikle kendi çağına göre (aslında tüm çağlara göre) tüm insanların temel eşitliği hakkında inanılmaz bir anlayış sergiliyor. Antik dünya, evrensel haklar ve evrensel yasalar kavramlarının anlaşıldığı veya kabul edildiği bir yer değildi. İnsan toplulukları kendilerini diğerlerinden daha büyük ve üstün olarak görüyor ve zaman zaman diğerlerinin temel haklarını ve itibarlarını hiç gözetmiyorlardı. Fakat Eyüp burada insan haklarını ve bu hakların bizi yaratan Allah’tan kaynaklandığını ne kadar iyi anladığını gösteriyor. Eyüp bazı açılardan sadece kendi çağının değil, bizim çağımızın da ilerisindeydi.


Salı


21 Aralık


Kaya Üzerine Kurulan Ev


Eyüp 31:24–34 ayetlerini oku. Eyüp hakkında başka neler öğrenebiliriz?


Rabb’in Eyüp’ün hayatı ve karakteri hakkında söylediklerine şaşmamalı. Bu adam açıkça imanına göre yaşamış, işleri Allah’la ilişkisinin gerçekliğini ortaya koymuş olan bir adamdı. Tabi ki bu onun şikâyetlerini daha da acı bir hale getiriyordu: Neden bu şeyler başıma geldi? Ayrıca bu şüphesiz arkadaşlarının iddialarını da boş ve yalan hale getiriyordu.


Fakat Eyüp’ün imanlı ve itaatkâr hayatı gerçeğinden alabileceğimiz daha derin ve daha önemli bir mesaj var. Başına gelen felâketleri cevaplama şekliyle geçmişte yaşadığı hayatının nasıl yakından bağlantılı olduğuna dikkat edin. Eyüp’ün “Tanrı’ya sövüp ölmeyi” reddetmesi (Eyüp 2:9) şans eseri, kazara veya irade gücüyle değildi. Aksine bu, başına gelenler ne olursa olsun Rabb’e güvenmesini sağlayan imanı ve karakteri ona veren, yıllardır süregelen Allah’a sadakati ve itaatkârlığı sayesindeydi.


Matta 7:22–27 ayetlerini oku. Bu ayetlerde Eyüp’ün sadık kalmasının nedenini ortaya koyan nedir?


Eyüp’ün buradaki büyük zaferinin anahtarı, daha önce elde ettiği tüm “daha küçük” zaferlerde bulunuyordu (ayrıca bkz. Luka 16:10). Eyüp’ü Eyüp yapan, taviz vermeye niyetli olmadan doğruya olan sadık bağlılığıydı. Eyüp’te gördüğümüz, Yakup kitapçığında imanla dolu bir yaşamda işlerin rolüne ilişkin söylenenlere bir örnektir: “Görüyorsun, onun imanı eylemleriyle birlikte etkindi; imanı eylemleriyle tamamlandı” (Yakup 2:22). Bu ayette Hristiyan hayatının ne kadar da önemli bir ilkesi gösterilmiş. Eyüp’ün hikâyesinde bu ilkenin çok güçlü bir şekilde ortaya konduğunu görüyoruz. Eyüp de bizim gibi etten ve kemikten yaratılmıştı; Allah’ın lütfu ve kendi gayretli çabalarıyla Allah’a sadık ve itaatkâr bir yaşam sürdürdü.


Eyüp gibi imanlı bir yaşam sürdürmek için hangi seçimleri yapman gerekiyor?


Çarşamba


22 Aralık


Tanrı’nın Çok Yönlü Bilgeliği


Eyüp kitapçığının önceki bir kısmında, karakterler arasındaki laf atışmalarında Temanlı Elifaz Eyüp’e şöyle demişti: “Doğruluğun Her Şeye Gücü Yeten’e ne zevk verebilir, kusursuz yaşamın O’na ne kazanç sağlayabilir?” (Eyüp 22:3). Gökte sahne gerisinde olanlara dair bildiklerimiz düşünülürse, bu soru çok ironik. Evet, Eyüp doğru idiyse bu Allah’a zevk verirdi ve Eyüp kusursuz bir yaşam sürdüyse bu O’na kazançtı. Bu sadece Eyüp için değil, Rabb’in takipçileri olma iddiasındaki herkes için de geçerlidir.


Matta 5:16 ayetini oku. Bu sözler Elifaz’ın Eyüp’e sorduğu soruyu cevaplamaya nasıl yardımcı olurlar?


Eyüp kitapçığında ön plandaki konu Eyüp’ün sadık kalıp kalmayacağıydı. Şeytan kalmayacağını, Allah ise kalacağını söyledi. Öyleyse, en azında Şeytan’la olan bu savaşta, Eyüp’ün sadakati kesinlikle Allah’ın yararınaydı.


Fakat bu hikâye daha büyük meselelerin sadece küçük bir parçasıdır. Birinci meleğin mesajı bir bölümünde bize Tanrı’yı “yüceltmemizi” söylüyor (Va. 14:7), İsa da Matta 5:16 ayetinde kayıtlı olan sözlerinde iyi işlerimizle Allah’ın yüceltilmesini sağlayabileceğimizi belirtti. Eyüp’ün yaptığı şey buydu; bizim de yapabileceğimiz şey budur.


Efesliler 3:10 ayetini oku. Burada ifade edilen ilke Eyüp kitapçığında daha küçük bir boyutta da olsa nasıl ortaya konmuş?


Bu ayette ve Eyüp kitapçığında gördüklerimiz, Allah’ın izleyicilerini Kendi yüceliği için Kendi suretine dönüştürmek amacıyla hayatlarında çalıştığı gerçeğinin ifadeleridir. “Allah’ın sureti insanlarda oluşturulmalıdır. O’nun halkının karakterinin mükemmelleştirilmesinde Allah’ın şerefi, Mesih’in şerefi söz konusudur.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 671 [Sevgi Öğretmeni, s. 665]. Binlerce yıl önce yaşamış olmasına rağmen Eyüp’ün hayatı insanların bu ilkeyi nasıl ortaya koyabileceklerine bir örnekti. Her çağdaki Allah’ın halkı da hayatlarını aynı şekilde yaşama ayrıcalığına sahiptir.


Hayatında Allah’ı yücelten ne var? Cevabın kendin hakkında, nasıl yaşadığın hakkında ve neyi değiştirmen gerekebileceği hakkında sana ne diyor?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Protestan Reformu muazzam bir geçek olan yalnızca imanla kurtuluş gerçeğini yeniden canlandırdı. Bu gerçek ilk olarak Aden bahçesinde Söz’de ima edildi (bkz. Yar. 3:15), İbrahim’in yaşamında daha kapsamlı olarak ifade edildi (bkz. Yar. 15:6, Rom. 4:3), ardından da Pavlus’a kadar Kutsal Yazılar’da açıklandı. Bununla birlikte, yalnızca imanla kurtuluş gerçeği her zaman imanlının yaşamında Kutsal Ruh’un işini de içermiştir; kurtuluş yolu değil, onun ifadesi olarak. Eyüp’ün yaşamında ve karakterinde bu işin neye benzediğine dair harika bir örnek görüyoruz. İlahiyatçılar bu işe esasen “kutsallık” anlamına gelen “kutsanma” adını veriyorlar. Kutsal Yazı’da bize “onsuz kimsenin Rabb’i göremeyeceği kutsallığın” (İbr. 12:14–Candemir) ardından koşmamızın söylenmesi son derece önemlidir. Kutsanmanın temel anlamı “kutsal bir kullanım için ayrılmak” demektir, örneğin Rab Kendi antlaşma halkına “Kutsal olun, çünkü ben Tanrınız Rab kutsalım” (Lev. 19:2) dediğinde bu fikir görülebilir. Bu sözcük ve kavram Hem Eski, hem de Yeni Ahit’te değişik şekillerde ortaya çıksa da, Allah’ın bizde yaptığı işle ilgilidir. Bu iyilik içinde ve iyiliğe doğru ahlâkî bir büyüme olarak görülebilir. Bu “insan iradesiyle işbirliği içinde çalışan Kutsal Ruh’un gücüyle gelen sürekli bir ahlâkî değişim sürecidir.”—Handbook of SDA Theology [Yedinci Gün Adventist İlahiyatı El Kitabı], s.296. Her ne kadar bu yalnızca Allah’ın bizde gerçekleştirebileceği bir iş olsa da, aklanmaya zorlanmadığımız gibi kutsanmaya da zorlanmayız. Biz kendimizi Rabb’e bırakırız ve bizi imanla aklayan Rab ayrıca (Eyüp’e yaptığı gibi) Allah’ın suretine dönüştürerek kutsar, en azından sonsuzluk başlamadan önce mümkün olduğu ölçüde. Bu nedenle Pavlus şöyle yazıyor: “Çocuklarım! Mesih sizde biçimleninceye dek sizin için yine doğum ağrısı çekiyorum” (Gal. 4:19), Ellen G. White ise şöyle yazıyor: “Mesih bizim örneğimizdir, bize takip etmemiz için verilmiş mükemmel ve kutsal bir örnektir. Biz hiçbir zaman bu Örnek’e denk olamayız, fakat gücümüze göre O’nu taklit etmeli ve O’na benzemeliyiz.”—That I May Know Him [Onu Tanımalıyım], s. 265.


TARTIŞMA SORULARI:


Rabb’in bizde yapacağı çalışmanın ölçüsünü etkileyecek hangi seçimleri yapabiliriz? Kalpleri yalnızca Allah’ın değiştirebileceğini biliyoruz, fakat biz de işbirliği yapmalıyız. Bu işbirliği neye benzer? Ne şekilde ortaya konur?


Koloseliler 2:6 ayetinde şöyle yazıyor: “Bu nedenle Rab Mesih İsa’yı nasıl kabul ettinizse, O’nda öylece yaşayın.” Bu sözler imanla ve itaatle yaşamanın ne demek olduğunu anlamamıza nasıl yardımcı oluyorlar?


Sadece bireyler olarak değil, kilise olarak insanların ve meleklerin önünde Rabb’i nasıl yüceltebiliriz?


Cuma


23 Aralık


*24–30 Aralık


Eyüp’ten Birkaç Ders


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: 2Ko. 5:7, Eyü. 1–Eyü. 2:8, Mat. 4:10, Mat. 13:39, Yu. 8:1–11, İbr. 11:10, İbr. 4:15.


HATIRLAMA METNİ: “Sıkıntıya dayanmış olanları mutlu sayarız. Eyüp’ün nasıl dayandığını duydunuz. Rab’bin en sonunda onun için neler yaptığını bilirsiniz. Rab çok şefkatli ve merhametlidir” (Yakup 5:11).


Bu çeyreğin Eyüp konulu çalışmasının sonuna geldik. Kitabın büyük bir bölümünü işlemiş olmamıza rağmen, daha işleyecek ve öğrenecek birçok şey olduğunu kabul etmeliyiz. Tabi ki, seküler dünyada bile öğrendiğimiz ve keşfettiğimiz her şey öğrenilecek ve keşfedilecek daha fazla şeyi ortaya çıkarıyor. Üstelik, atomlar, yıldızlar, denizanaları ve matematik denklemleri konusunda böyleyse, Rabb’in Sözü konusunda ne kadar daha çoktur?


“Allah’ın takdirinin sırlarını anlayamadığımız için O’nun sözünden şüphe etmek için bir nedenimiz yok. Doğal dünyada sürekli olarak kavrayışımızın ötesinde olan harikalarla çevriliyiz. O halde ruhsal dünyada da anlayamadığımız sırlar bulduğumuzda şaşmalı mıyız? Güçlük sadece insan aklının zayıflığında ve darlığındadır.”—Ellen G. White, Education [Eğitim], s.170.


Evet, bazı sırlar kalıyor, özellikle de Eyüp kitapçığı gibi hayatın birçok zor sorusunun sorulduğu bir kitapta. Yine de, Eyüp gibi sıkıntılarla dolu bir dünyanın ortasında Rabb’e sadık kalmak için, bu hikâyeden çıkarabileceğimiz bize yardımcı olabilecek bazı dersleri göreceğiz.


*31 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

25 Aralık


Görünüşle Değil, İmanla


Korintliler 5:7 ve 4:18 ayetlerini oku. Bu ayetlerde hangi çok önemli gerçekler açıklanıyor? Bu gerçekler Rabb’in sadık takipçileri olmak isteyen bize nasıl yardımcı olabilirler?


Korintliler 4:18 ayetinin en yakın bağlamı eskatolojiktir, henüz yerine geldiğini görmediğimiz harika bir vaat olan ölümsüzlüğü giyeceğimiz zamandan, son günlerden bahseder. Bu görerek değil imanla kabul etmemiz gereken bir vaattir, zira henüz gerçekleşmemiştir.


Aynı şekilde, Eyüp kitapçığı bize gerçeklikte görebileceğimizden çok daha fazlası olduğunu gösterir. Fakat bu, bilimin dört bir yanımızda bulunan görünmeyen güçlerin varlığını ortaya koyduğu günümüzde ve çağımızda yaşayan insanlar için anlaşılması çok zor bir konu olmamalı.


Bir vaiz büyük bir şehirde kilisenin önünde dikildi. Topluluğa sessiz olmalarını söyledi. Birkaç saniyeliğine hiç ses yoktu. Sonra bir radyo çıkardı ve açtı, istasyonlar arasında hızla gezmeye başladı. Radyodan her türlü ses çıktı.


Vaiz “Bir şey soracağım” dedi. “Bu sesler nereden geldi? Radyo bu sesleri kendi kendine mi çıkardı? Hayır, bu sesler radyo dalgaları halinde havada, etrafımızdaydı, bu dalgalar tıpkı şu an sesimin olduğu gibi gerçek. Fakat bizim tasarlandığımız şekilde, bunlara erişimimiz yok. Ancak bunları göremiyor, hissedemiyor veya duyamıyor oluşumuz var olmadıkları anlamına gelmez, değil mi?”


Etrafımızda var olan fakat göremediğimiz (radyasyon veya yerçekimi gibi) diğer gerçek şeyler nelerdir? Bu görünmeyen güçlerin var olmakla kalmayıp hayatlarımızı da etkilediği gerçeğinden hangi ruhsal dersleri çıkarabiliriz?


Eyüp kitapçığının gösterdiği gibi, olaya dâhil olan insanların hiçbiri ne olup bittiğini gerçekten anlamadı. Onlar Allah’a inanıyorlardı, hatta Allah, O’nun karakteri ve yaratıcı gücü hakkında bir anlayışa da sahiptiler. Fakat görebildikleri çıplak gerçeklerin (Eyüp’ün felâketleri gibi) dışında, sahnenin gerisinde ne olduğuna dair hiçbir fikirleri yoktu. Etrafımızdaki görünmeyen gerçekler hakkında bazen biz de aynı şekilde bilgisiz olmuyor muyuz? Bu yüzden Eyüp kitapçığı bize, zayıflığımızın ve gerçekten ne kadar az gördüğümüzün ve bildiğimizin farkına vararak, imanla yaşamayı öğrenmemiz gerektiğini gösteriyor.


Pazar


26 Aralık


Kötü Varlık


İnsan düşüncesini zorlayan en büyük sorulardan biri kötülükle ilgilidir. Bazı filozofların hatta bazı din adamlarının kötülüğün varlığını reddetmesine veya en azından bu kavramı kullanmayı bırakmamız gerektiğini düşünmelerine rağmen, çoğu insan aynı fikirde olmayacaktır. Kötülük gerçektir; bu dünyanın bir parçasıdır. Neyin kötü olup neyin olmadığını tartışmamız mümkünse de, çoğumuz “onu gördüğümüz zaman tanırız” (ABD Yüksek Mahkemesi’nin başka bir konudaki sözü).


Kötülük bazen iki geniş sınıfa ayrılır: doğal ve ahlâkî. Doğal kötülük, doğal afetlerden çıkan türde kötülük olarak tanımlanır, örneğin depremlerin, sel baskınlarının ya da salgın hastalıkların acılar getirdiği zamanlar gibi. Ahlâkî kötülük ise, cinayet ve hırsızlık gibi, diğer insanların kastî hareketlerinden kaynaklanır.


Antik veya modern her türden kuram, kötülüğün varlığını açıklamaya çabalamaktadır. Yedinci Gün Adventistleri olarak biz, Kutsal Kitap’ın öğretisine göre kötülüğün yaratılmış bir varlık olan Şeytan’ın düşüşüyle ortaya çıktığına inanıyoruz. Popüler kültür, materyalist felsefî varsayımların da yardımıyla, Şeytan kavramını reddetti. Fakat bu ancak Şeytan’ı insanlara olabildiğince zarar vermeye çalışan gerçek bir varlık olarak gösteren Kutsal Yazılar’ın açık tanıklığı reddedilerek yapılabilir.


Bu özellikle Eyüp kitapçığında ortaya konmuş bir gerçektir.


Eyüp 1:1–Eyüp 2:8 arasındaki ayetleri oku. Bu iki bölüm Şeytan’ın dünyada hüküm süren kötülükteki rolünü anlamamıza nasıl yardımcı oluyorlar?


Eyüp’ün durumunda, Şeytan bu adamın başına gelen hem doğal hem de ahlâkî kötülüklerin doğrudan sorumlusuydu. Fakat Eyüp kitapçığında gördüklerimiz, her kötülüğün ve acının şeytanî bir faaliyetle doğrudan bağlantılı olduğu anlamına gelmez. Gerçek şu ki, Eyüp kitapçığındaki karakterler gibi, biz de meydana gelen bu korkunç şeylerin tüm sebeplerini bilmiyoruz. Hatta “Şeytan” ismi Eyüp’ün başına gelenlerle ilgili karşılıklı konuşmalarda hiç geçmiyor. Konuşmacılar Allah’ı suçladılar, Eyüp’ü suçladılar, fakat Şeytan’ın kendisini asla suçlamadılar. Yine de, Eyüp kitapçığı dünyadaki kötülükten sonuç olarak kimin sorumlu olduğunu bize göstermeli.


Şeytan’ın gerçekliği hakkında aşağıdaki ayetler bize ne söylüyor? Va. 12:12; Mat. 4:10; Mat. 13:39; Luk. 8:12; Luk. 13:16; Luk. 22:3, 31; Elç. 5:3; 1Pe. 5:8. Daha da önemlisi, Şeytan’ın hayatındaki etkilerine ilişkin hangi örneklere sahipsin? Ondan nasıl korunabilirsin?


Pazartesi


27 Aralık


Böyle Arkadaşlarla...


Eyüp’le konuşmaya gelen bu üç (daha sonra dört) adam tüm Eyüp kitapçığı boyunca iyi niyetlerle konuştular. Eyüp’ün başına gelenleri duymuşlar ve “acısını paylaşmak, onu avutmak için” (Eyüp 2:11) gelmişlerdi. Ne var ki, Eyüp başına gelen felâketlerden yakınarak konuşmaya başladıktan sonra, Eyüp’e haddini bildirmek ve teolojisini düzeltmek anlaşılan onlara acı çeken arkadaşlarını yüreklendirmekten ve moralini düzeltmekten daha önemli göründü.


Tekrar tekrar, her şeyi yanlış anladılar. Fakat her şeyi doğru anladıklarını varsayalım? Diyelim ki Eyüp’ün başına gelenlerin tümü hak ettiği için geldi? Diyelim ki teolojik olarak haklılar, ne olacak? Eyüp’ün doğru teolojiye mi ihtiyacı vardı? Yoksa tamamıyla başka bir şeye mi ihtiyacı vardı?


Yuhanna 8:1–11 ayetlerini oku. İsa burada bu adamlarda fazlasıyla eksik olan neyi ortaya koydu?


Bu hikâyede, zinada yakalanan kadın ve onu suçlayanlar ile diğer yandaki Eyüp ve onu suçlayanlar arasında büyük bir fark var. Kadın suçluydu. Her ne kadar günahtan ötürü belki de kendisini suçlayanlar kadar suçlu olmasa da, hafifletici nedenler ne olursa olsun suçlu olduğu konusunda şüphe yoktu. Bunun aksine, Eyüp suçlu değildi, en azından onu suçlayanların yönelttiği suçlamalar anlamında. Fakat bu kadın gibi suçlu olsaydı bile, Eyüp’ün bu adamlardan beklediği şey, bu kadının ve acı çeken tüm insanların ihtiyacı olan şeyle aynıydı: lütuf ve bağışlayıcılık.


“İsa bu kadını affederek daha iyi bir yaşam sürmeye teşvik ettiğinde, karakteri mükemmel doğruluğun güzelliğinde parladı. O, günahı örtbas etmeye ya da günahkârın suçluluk duygusunu azaltmaya çalışmazken, onu yargılamaya değil; kurtarmaya çalışır. Bu olayı yaşamadan önce, yanlış yoldaki bu kadın için dünyada sadece hakaretler ve aşağılama vardı; fakat İsa teselli ve umut sözleri söyler.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 462 [Sevgi Öğretmeni, s. 451].


Eyüp kitapçığının bize öğretmesi gereken şey, başkalarına kendimizi onların yerine koyarak davranmamız gerektiğidir. Muhakkak azarın ve yüzleşmenin de bir zamanı ve yeri vardır, fakat bu rolü üstlenmeyi düşünmeden önce, kendimizin de günahkârlar olduğumuzu alçakgönüllülükle ve uysallıkla hatırlamalıyız.


Acı çekenler için, hatta kendi yanlış hareketlerinden dolayı acı çekenler için daha fazla merhamet duymayı nasıl öğrenebiliriz?


Salı


28 Aralık


Dikenlerden ve Çalılardan Daha Fazlası


Hepimizin bildiği gibi hayat zor (üstelik bazılarımız bunu çok iyi biliyoruz). İlk Günah’tan sonra, henüz Aden bahçesindeyken, Allah ilk atalarımıza günahlarının bazı sonuçlarının ne olacağını bildirdiğinde, bize hayatın ne kadar zor olacağına ilişkin bazı ipuçları verilmişti (bkz. Yar. 3:16–24). Fakat bunlar sadece ipuçlarıydı. Ne de olsa, hayatta karşılaştığımız tek zorluk “dikenler ve çalılar” olsaydı, insanlık bugünkü durumundan büyük ölçüde farklı bir durumda olurdu.


Etrafımıza baktığımızda acı, hastalık, fakirlik, savaş, suç, depresyon, kirlilik ve adaletsizlikten başka ne görüyoruz? İlkçağ tarihçisi Herodot bir bebek doğduğunda yas tutan, evet yas tutan bir kültürden bahsetmişti, zira onlar bu çocuğun yetişkinliğe erişinceye kadar karşılaşacağı kaçınılmaz acıları ve dertleri biliyorlardı. Dehşet verici gözüküyor, fakat mantığını kim reddedebilir?


Fakat Eyüp kitapçığında bizim için insanın durumuyla ilgili bir mesaj var. Gördüğümüz gibi, sıklıkla adil gözükmeyen şekillerde, hepimizin kaçınılmaz olarak işlediği günahlar ne olursa olsun bunlara uygun gözükmeyen şekillerde acılar çektiğimizden, Eyüp tüm insanlığın bir simgesi olarak kabul edilebilir. Eyüp için adil değildi, bizim için de değil. Yine de, tüm bunlar olurken Eyüp kitapçığının bize diyebildiği şey şu: Allah oradadır, Allah biliyor ve Allah tüm bu olanların boş yere olması gerekmediğine söz veriyor.


Dünyevî ve ateist yazarlar ölümle sonsuza dek sona eren bir hayatın anlamsızlığını kabul etmeye çabalıyorlar. Onlar cevaplar için durmadan çabalıyorlar, fakat yine de bir sonuca varamıyorlar, çünkü bu hayat özünde hiçbir şey sunmuyor. “Nihilizm” diye adlandırılan ateist bir felsefe var, “hiçlik” anlamındaki Latince nihil sözcüğünden geliyor. Nihilizm dünyamızın ve dünyadaki hayatlarımızın hiçbir anlam ifade etmediğini öğretiyor.


Fakat Eyüp kitapçığı ölümlü hayatlarımızın bizi tehdit ettiği nihil’in ötesinde olan aşkın bir gerçekliği bize gösteriyor. Bize Tanrı’yı ve umut alabileceğimiz bir varoluş alanını gösteriyor. Bize, başımıza tüm gelenlerin bir boşluk içinde gerçekleşmediğini, olanlar hakkında her şeyi bilen bir Tanrı olduğunu ve bu Tanrı’nın bir gün her şeyi yoluna koyma sözü verdiğini söylüyor. Eyüp kitapçığının cevapsız bıraktığı büyük sorular ne olursa olsun, bizi elimizde hayatlarımızın küllerinden başka hiçbir şey olmayan bir halde bırakmıyor (bkz. Yar. 3:19, Eyüp 2:8). Aksine, bizi umutların umuduyla, şu anki duyularımızın algılayabildiklerinin ötesinde bir şeyin umuduyla bırakıyor.


Hangi Kutsal Kitap ayetleri bu dünyanın sunduğu her şeyden daha üstün olan büyük bir umuda sahip olduğumuzu açıkça söylüyor? (Örneğin bkz. İbr.11:10, Va. 21:2.)


Çarşamba


29 Aralık


İsa ve Eyüp


Çağlar boyunca Kutsal Kitap öğrencileri Eyüp ile İsa’nın hikâyeleri arasında benzerlikler bulmaya çalıştılar. Her ne kadar Eyüp İsa’nın bir “örneği” olmasa da (kurban sisteminde hayvanların olduğu gibi), bazı benzerlikler mevcuttur. Bu benzerlikler arasında Eyüp’ten başka bir ders bulabiliriz: kurtuluşumuzun Rab için neye mal olduğunu.


Eyüp 1:1 ayetini 1. Yuhanna 2:1, Yakup 5:6 ve Elçilerin İşleri 3:14 ayetleriyle karşılaştır. Burada hangi benzerlikler var?


Matta 4:1–11 ayetlerini oku. Burada İsa ile Eyüp arasında hangi benzerlikler mevcut?


Matta 26:61; Luka 11:15, 16 ve Yuhanna 18:30 ayetlerini oku. Bu ayetler Eyüp’ün tecrübesiyle nasıl benzeşiyor?


Eyüp 1:22 ile İbraniler 4:15 ayetlerini karşılaştır. Hangi benzerlik mevcut?


Bu ayetler Eyüp’ün ve İsa’nın tecrübeleri arasındaki ilginç benzerlikleri ortaya koyuyor. Tabi ki Eyüp İsa gibi günahsız değildi; yine de hayatıyla Baba’nın yüceltilmesini sağlayan, sadık ve doğru bir adamdı. Eyüp Şeytan tarafından şiddetli bir denemeden geçirilmişti, aynı İsa gibi. Tüm Eyüp kitapçığı boyunca Eyüp yalan yere suçlanmıştı; İsa da aynı şekilde yalan suçlamalarla karşılaştı.


Son olarak, belki de en önemlisi, tüm olanlara karşın Eyüp Rabb’e sadık kaldı. Hepimiz için çok daha önemlisi, aynı şekilde İsa da sadık kaldı. İsa, başına gelen her şeye karşın, Allah’ın karakterini mükemmel bir şekilde somutlaştıran günahsız bir yaşam sürdü. İsa “O’nun [Allah’ın] varlığının öz görünümü”ydü (İbr. 1:3) ve yalnızca bu sayede kurtuluş için gerekli doğruluğa sahipti, “İsa Mesih’e iman yoluyla iman aşamasına varanların tümünü Tanrı’nın doğruluğa eriştirmesidir bu. Çünkü hiçbir ayrım yoktur” (Rom. 3:22–Cosmades).


Ne kadar büyük olsa da, Eyüp, acıları ve bu acıların arasındaki sadakati, Kurtarıcısı olan İsa’nın gerçekten geldiğinde ve “sonunda toprağın üzerinde dikil[diğinde]” (Eyüp 19:25–KM) Eyüp’ün yararına ve bizim yararımıza karşı karşıya kalacaklarının küçük ve eksik bir yansımasıydı.


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Eyüp kitapçığı yüzyıllar boyunca Yahudi, Hristiyan, hatta (bu Kutsal Kitap hikâyesinin kendi versiyonuna sahip olan) Müslüman okuyucular tarafından heyecanla karşılanmış, okuyucularını aydınlatmış ve onları zorlamıştır. Zorlamıştır diyoruz, zira gördüğümüz üzere kitap kendi içinde birçok cevaplanmamış soru bırakıyor. Bir açıdan bu çok da şaşırtıcı olmamalı. Sonuçta Yaratılış’tan Vahiy’e kadar Kutsal Kitap’ın hangi kitapçığı cevaplanmamış soru bırakmıyor ki? Kutsal Kitap bir bütün olarak alındığında bile ortaya çıkardığı her soruna cevap vermiyor. Kutsal Kitap’ın kapsadığı insanın düşüşü ve kurtuluş planı konularını sonsuzluk boyunca araştıracaksak (bkz. Büyük Mücadele, s.678 [Sevginin Zaferi, s. 152, 153]), Rab tarafından ilham edilmiş bile olsa (2Ti. 3:16) kısıtlı bir kitap tüm soruları bizim için şimdi nasıl cevaplayabilirdi?


Fakat Eyüp kitapçığı yalnız değil. O Allah’ın Sözü içinde açıklanmış çok daha büyük bir resmin bir parçasıdır. Büyük bir ruhsal ve teolojik mozaiğin bir parçası olarak, tüm evrene, en azından Allah’ın tüm takipçilerine güçlü bir mesaj sunuyor. Mesaj şu: sıkıntı ortasında sadık kalmak. Eyüp İsa’nın kendi sözlerinin canlı bir örneğidir: “Sonuna kadar dayanan kurtulacaktır” (Matta 24:13). Hangi İsa imanlısı doğruyu yapmaya çalışırken bazen anlaşılmaz yanlışlarla karşılaşmadı ki? Hangi İsa imanlısı, imanlı olmaya çalışırken imana yönelik zorluklarla karşılaşmadı ki? Hangi İsa imanlısı teselli ararken suçlamalarla karşılaşmadı ki? Hal böyleyken, Eyüp kitapçığı bize tüm bunlarla ve daha fazlasıyla karşılaşıp imanını ve doğruluğunu sürdüren birinin örneğini sunuyor. Biz de, imanla ve lütufla, çarmıhta Eyüp için ve bizim için ölmüş olan Kişi’ye güvenirken, bize verilen mesaj şudur: “Git, sen de öyle yap” (Luka 10:37).


TARTIŞMA SORULARI:


Kendini Eyüp kitapçığını bilen ve İsa’nın gelişinden önce yaşayan bir Yahudi’nin yerine koy. Bu kişi, bizim gibi bugün İsa’dan sonra yaşayanların sahip olmadığı hangi sorulara sahip olurdu? Yani, İsa’nın hikâyesi ve O’nun bizim için yaptıkları Eyüp kitapçığını daha iyi anlamamıza nasıl yardımcı olur?


Eyüp’le karşılaştığında ona soracağın ilk soru ne olabilir ve neden?


Eyüp kitapçığının değindiği fakat bizim bu çeyrekte işlemediğimiz bazı sorular ve konular neler?


Eyüp konulu bu çalışmadan edindiğin ana ruhsal fikir neydi? Cevabını sınıfınla paylaş.