PDF İndir - Sebt Günü Çalışma Kitapçığı – 4.çeyrek 2016 – Eyüp Kitabı

 

Bu kitapçık Yedinci Gün Adventistleri Genel Konferansı® Yetişkinler İçin Sebt Okulu Çalışma Kitapçığı Ofisi tarafından hazırlanmıştır. Bu kitapçığın hazırlanması, üyeleri danışman editörler olarak görev yapan, dünya çapındaki Sebt Okulu Elyazması Değerlendirme Kurulu’nun yönetimi altında olmuştur. Yayınlanan bu kitapçık kurulun katkılarını yansıtmakta olup, sadece veya mutlaka yazarın (veya yazarların) görüşleriyle sınırlı değildir.


Kutsal Kitap Çevirileri Tablosu


Bu çalışma rehberinde, Standart Versiyon 2016 Yılı Dördüncü Çeyreği için izinle kullanılan Kutsal Kitap alıntıları, aşağıdaki gibidir: (Aksi belirtilmedikçe tüm alıntılar Yeni Çeviri’den yapılmıştır.)


YÇ. Yeni Çeviri: Kutsal Kitap: Eski ve Yeni Antlaşma (Tevrat, Zebur, İncil). Eski Antlaşma ©2001, 2009 Kitabı Mukaddes Şirketi; Yeni Antlaşma ©1987, 1994, 2001, 2009 Yeni Yaşam Yayınları. Bütün Hakları Saklıdır.


  1. Kitabı Mukaddes: Kitabı Mukaddes, Eski ve Yeni Ahit (Tevrat ve İncil): İbrani, Kildani ve Yunani dillerinden son tashih edilmiş tercümedir. ©1941 Kitabı Mukaddes Şirketi.

Cosmades. Thomas Cosmades: İncil (Sevinç Getirici Haber) - İncil’in Yunanca Aslından Çağdaş Türkçe’ye Çevirisi. ©2010 Kutsal Söz Yayınları.


Candemir. Bünyamin Candemir: Kutsal İncil ©2003 Lütuf Yayıncılık, ©2013 Gerçeğe Doğru Kitapları.


1 Son—24–30 Eylül 4


2 Büyük Mücadele—1–7 Ekim 11


3 “Eyüp Allah’tan Boşuna mı Korkuyor?”—8–14 Ekim 18


4 Allah ve İnsanın Acıları—15–21 Ekim 25


5 Günü Lanetle—22–28 Ekim 32


6 Lanet Sebepsiz mi?—29 Ekim–4 Kasım 39


7 İntikamcı Ceza—5–11 Kasım 46


8 Suçsuz Kanı—12–18 Kasım 53


9 Umudun Haberleri—19–25 Kasım 60


10 Elihu’nun Öfkesi—26 Kasım–2 Aralık 67


11 Kasırganın İçinden—3–9 Aralık 74


12 Eyüp’ün Kurtarıcısı—10–16 Aralık 81


13 Eyüp’ün Karakteri—17–23 Aralık 88


14 Eyüp’ten Birkaç Ders—24–30 Aralık 95


İstek Adresi Web: www.menapa.com | E–mail: info@menapa.com


Çeviri


Şahin Kama


Redaksiyon

Bilek Güler


Sayfa Tasarım


Marisa Ferreira


Eilen Citalán


Editör Ofisi 12501 Old Columbia Pike, Silver Spring, MD 20904


Web sayfamızı ziyaret edin: http://www.menapa.com


Yazar


Clifford R. Goldstein


Editör


Clifford R. Goldstein


Kapak ve Sayfa Tasarımı


Lars Justinen


İçindekiler


Aksi yöndeki tüm popüler propagandalara rağmen, Hristiyanların Allah’a inanmak için çok mantıklı ve akılcı sebepleri var. Bazı “en iyi ve en akıllı” kişiler evrimin “doğal ayıklama” ve “rastlantısal mutasyon” kavramlarının hayatın karmaşıklığını, mucizelerini ve güzelliğini açıklayabileceğinden emin olsa da, birçok insan bunu (gayet mantıklı olarak) kabul etmiyor. En son “bilimsel” beyanlar evrenin “hiçlik”ten doğduğunu ilan etse de, insanların birçoğu “hiçlik” yerine sonsuz bir Allah’ın varlığını, Yaratılışın daha mantıklı ve doyurucu bir açıklaması olarak kabul ediyorlar.Hal böyleyken, akıl ve mantık kesinlikle bizim tarafımızda olsa da, hala kadim kötülük problemi var. Bu nedenle daimî soru şu: Eğer Allah varsa ve çok iyiyse, çok sevgi doluysa ve çok güçlüyse, neden çok fazla acı var?Bu nedenle bu çeyreğin konusu Eyüp kitapçığı. Bu daimî soru ile ilgilenen Eyüp’ün, Kutsal Kitap’ın ilk yazılan kitapçıklarından biri olması ne kadar da etkileyici. Allah bize tüm meselelerin en zoruna ilişkin bazı cevapları en başlarda verdi.


Bazı cevapları, fakat hepsini değil. Belki de Kutsal Kitap’ın hiçbir kitapçığı tümünü cevaplayamaz; hatta Kutsal Kitap’ın tamamı bile cevaplamıyor. Yine de, Eyüp bir perdeyi çekiyor ve duyularımızın (bilimsel araçların yardımını alarak bile olsa) bize gösterebileceğinin ötesindeki gerçeğin varlığını okura açıyor. Bizi, bir bakıma bizden çok uzaklaşmış, diğer bir yöndense bize inanılmaz derecede yakın olan, başka bir âleme götürüyor. Kutsal Kitap’ın diğer bölümlerinin çoğu gibi, Eyüp kitapçığı da bize doğal ve doğaüstü olan şeylerin ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu gösteriyor. Eyüp, Pavlus’un çağlar sonra ifade ettiği ilke ve uyarının resmedilmiş dramasıdır: “Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır” (Efesliler 6:12).


Büyük ölçüde bir adam hakkında olsa da, Eyüp kitapçığı genelde anlamsız gibi gözüken şekillerde acı çeken hepimizin hikâyesidir. Hatta ona gelen dört adamın hikâyesi bile bizim durumumuzu yansıtır, çünkü aramızda kim diğerlerinin acılarına çare bulmayı denemedi ki?


Yine de, Eyüp kitapçığının konusunu acı çeken insanlığın acı çeken insanlığı anlama teşebbüsleriyle sınırlı tutarsak, asıl önemli noktasını gözden kaçırmış oluruz. Hikâye, burada en gerçek anlamıyla resmedilen, Mesih ile Şeytan arasındaki büyük mücadele bağlamında ortaya çıkıyor. Bunun nedeni, bu mücadelenin gökte başlayıp yeryüzündeki her insanın kalbinde, zihninde ve bedeninde devam eden, savaşların en gerçeği olmasıdır.


Bu çeyreğin derslerinde Eyüp’ün hikâyesi işleniyor. Yakından, hikâyenin anlık olaylarına bakıyoruz. Uzaktan ise, sadece hikâyenin nasıl bittiğini değil, fakat içinde sergilendiği daha büyük arka planı da biliyoruz. Sonra, okuyucular olarak, sadece Eyüp kitapçığına değil tüm Kutsal Kitap’a ilişkin bilgimizle, tüm bunları bir araya getirmek bizim için çok önemli bir mesele oluyor. Sadece neden kötülükle dolu bir dünyada yaşadığımızı değil, aynı zamanda böyle bir dünyada nasıl yaşamamız gerektiğini de mümkün olduğunca anlamaya çalışıyoruz.


Tabi ki, Eyüp kitapçığını çalıştıktan sonra dahi, Kutsal Kitap’ın diğer bölümleri bağlamı içinde bile, daimî soru aynen kalıyor. Ancak biz daimî cevaptan eminiz: “kanı aracılığıyla kurtuluşa kavuştuğumuz” (Ef. 1:7); aracılığıyla tüm cevapların geldiği İsa Mesih.


Clifford Goldstein, Yetişkinler İçin Kutsal Kitap Çalışma Rehberi’nin editörüdür. 1984 yılından beri Genel Konferans’ta görev yapmaktadır.


Daimî Soru


*24–30 Eylül


“Son”




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyü. 42:10–17; Yar. 4:8; Mat. 14:10; 1Ko. 4:5; Dan. 2:44; Eyü. 14:14, 15.


HATIRLAMA METNİ: “İsa ona, Diriliş ve yaşam Benim dedi. Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır” (Yuhanna 11:25).


Yazım (kompozisyon) derslerinde öğrencilere sonuç bölümünün önemi öğretilir. Özellikle her şeyin uydurulduğu kurgu türlerinde, yazarın tatmin edici bir sonla öyküyü bağlaması gerekir. Fakat kurgusal olmayan yazılarda bile iyi bir son önemlidir.


Peki ya gerçeklik? Ya kitap sayfalarında veya film senaryolarında değil, fakat etten–kemikten hakikatte yaşanan hayatın kendisine ne demeli? Ya kendi hikâyelerimiz? Bunların bitişleri nasıl? Nasıl sonuçlanıyorlar? İyi bir yazı parçasında olduğu gibi, yarım kalan konular birbirine güzelce bağlanmış mı?


Konuyla alakası yok gibi gözüküyor, yoksa alakalı mı? Hikâyelerimiz her zaman ölümle biterken, nasıl iyi sonlanabilirler ki? Bu anlamda hiç bir zaman mutlu bir sona sahip değiliz, öyle değil mi? Zira ölüm ne zaman mutlu bir şey oldu ki?


Aynı şey Eyüp’ün hikâyesi için de geçerli. Gerçi bu hikâyenin sonu, en azından Eyüp’ün çektiği onca çileye tezat olarak, genelde mutlu bir son olarak resmedilse de, aslında bu hikâye de ölümle bittiğinden bu o kadar da mutlu bir son değil.


Bu hafta, Eyüp kitapçığına başlarken kitabın sonundan başlayacağız, çünkü bu kitap sadece şu an için değil fakat ebediyet söz konusu olduğunda da sonlarımızın nasıl olacağına ilişkin bazı soruları gündeme getiriyor.


*1 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

25 Eylül


Sonsuza Dek Mutlu mu?


Çocuk hikâyeleri çoğunlukla şu şekilde biter: “Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar.” Bazı dillerde bu neredeyse bir klişe olmuştur. Fikrin özü şudur: konu ne olursa olsun (kaçırılan bir prenses, kötü bir kurt, kötü yürekli kral), hikâyenin kahramanı ve muhtemelen onun yeni eşi en sonunda zafer kazanırlar.


Eyüp kitapçığı da aynı bu şekilde bitiyor, en azından ilk bakışta. Başına gelen onca felâket ve denemelerden sonra, Eyüp kitapçığı ancak nispeten olumlu olarak niteleyebileceğimiz bir şekilde bitiyor.


Eyüp kitapçığının son ayetleri olan 42:10–17 ayetlerini oku. Bu ayetler bize Eyüp’ün son günlerini nasıl geçirdiğini söylüyor?


Şüphesiz, insanlara ana karakteri için iyi biten bir Kutsal Kitap kitapçığını, yani sonunda “sonsuza kadar mutlu” olan kitapçığın hangisi olduğunu sorsanız, birçok kişi Eyüp kitapçığını söylerdi.


Ne de olsa, hikâye biterken Eyüp’ün sahip olduklarına bakın. Denemeler süresince ortalıkta olmayan arkadaşları ve akrabaları (Elifaz, Bildat, Sofar, Elihu ve Eyüp’ün karısı dışında), gelip onu teselli ediyor. Üstelik açık elliydiler de, ona para verdiler. Hikâye bittiğinde Eyüp başlangıçta olduğundan (en azından maddi olarak) iki kat daha zengindi (Eyüp 42:12 ile 1:3 ayetlerini karşılaştırın). Ölen yedi oğlu ve üç kızı yerine tekrar yedi oğlu ve üç kızı oldu (bkz. Eyüp 1:2, 18, 19), üstelik “ülkenin hiçbir yerinde Eyüp’ün kızları kadar güzel kızlar yoktu” (Eyüp 42:15), bu ifadeler daha önceki çocukları hakkında söylenmiyor. Dahası, çok yakında öleceğinden emin olan bu adam, bir 140 yıl daha yaşadı. “Ve Eyüp kocamış ve günlere doymuş olarak öldü” (Eyüp 42:17–KM). “Günlere doymuş olarak” (bazen ilginç bir şekilde “yıllara doymuş olarak” veya “yaşama doymuş olarak”) şeklinde çevrilen İbranice ifade, İbrahim’in (Yar. 25:8), İshak’ın (Yar. 35:29), ve Davut’un (1Ta. 29:28) son günlerini tanımlamak için kullanılmıştır. Bu, kesinlikle üzücü olan bir olay olan ölüm anında, kişinin nispeten daha iyi ve mutlu bir yerde olduğu düşüncesini verir.


Hepimiz mutlu sonla biten hikâyeleri severiz, öyle değil mi? Mutlu sonla biten bildiğin bazı hikâyeler neler? Onlardan ne gibi dersler alabiliriz?


Pazar


26 Eylül


Mutsuz Sonlar


Eyüp kitapçığı, “kocamış ve günlere doymuş olarak” ölen Eyüp için işler iyi giderken son buldu. Hepimizin bildiği gibi (üstelik bunu çok iyi biliyoruz), diğer pek çokları için hikâye böyle bitmiyor. İmanlı, şerefli ve erdemli olan kişiler bile her zaman Eyüp’ünki gibi bir duruma gelmiyor.


Aşağıdaki Kutsal Kitap karakterlerinin hikâyesi nasıl bitti?


Habil (Yar. 4:8)


Uriya (2Sa. 11:17)


Eli (1Sa. 4:18)


Kral Yoşiya (2Ta. 35:22–24)


Vaftizci Yahya (Mat. 14:10)


İstefanos (Elç. 7:59, 60)


Görebileceğimiz üzere, Kutsal Kitap mutlu sonla bitmeyen hikâyelerle dolu. Çünkü hayatın kendisi mutlu sonla bitmeyen hikâyelerle dolu. İster iyi bir amaç uğruna şehit olanlar olsun, ister korkunç bir hastalıkla ölmüş, veya hayatı acı ve sefalet içinde sıkışmış olanlar olsun, birçok insan denemelerinden Eyüp gibi zaferle çıkmıyor. Hatta açıkçası, işler ne sıklıkla Eyüp’te olduğu gibi iyi yürüyor ki? Üstelik bu korkunç gerçeği bilmek için Kutsal Kitap’a ihtiyacımız yok. Hangimiz kötü sonları bilmiyor ki?


Mutsuz sonla biten bildiğin bazı hikâyeler neler? Onlardan ne öğrendin?


Pazartesi


27 Eylül


(Kısmi) Onarım


Evet, Eyüp’ün hikâyesi, diğer Kutsal Kitap karakterlerinin ve genel olarak diğer insanların hikâyelerinin aksine, olumlu şekilde bitti. Kutsal Kitap uzmanları zaman zaman Eyüp’ün “eski haline getirilmesi”nden bahseder. Gerçekten de, bir ölçüde, onun için birçok şey eski haline getirildi.


Fakat hikâyenin sonu tamamen buysa, bu durumda hikâyenin gerçekten tamamlanmış olduğu haklı olarak söylenebilir mi? Kesinlikle Eyüp için işler daha iyi, çok daha iyi gitti, fakat sonunda yine de öldü. Onun tüm çocukları da öldü. Ayrıca tüm torunları da, onların çocukları ve torunları da, hepsi öldü. Şüphesiz hepsi, hepimizin karşılaştığı, bu düşmüş dünyada hayatın gerçekleri olan travmalar ve denemelerle bir ölçüde karşılaştılar.


Bildiğimiz kadarıyla, Eyüp başına gelen felâketlerin nedenini hiçbir zaman öğrenmedi. Evet, daha fazla çocuğu oldu, peki ya kaybettikleri için çektiği acıya ve kedere ne demeli? Şüphesiz hayatının geri kalanında taşıdığı yara izlerine ne demeli? Eyüp’ün hikâyesi mutlu sonla bitti, fakat bu tamamen mutlu bir son değil. Geriye çok fazla yarım kalan konular ve cevaplanmamış sorular kaldı.


Kutsal Kitap, Eyüp için “Rab onu eski gönencine kavuştur” (Eyüp 42:10) diyor; gerçekten de Rab bunu yaptı, özellikle de daha önce olanlarla karşılaştırılırsa. Fakat hâlâ tamamlanmamış, cevaplanmamış ve yerine gelmemiş birçok şey kalmıştı.


Bu şaşırtıcı olmamalı, değil mi? Ne de olsa, dünyanın şu anki durumunda, “sonumuz” ister iyi ister kötü olsun, bazı şeyler tamamlanmamış, cevaplanmamış ve yerine getirilmemiş olarak kalırlar.


Bu nedenle, bir anlamda Eyüp’ün sonu tüm insani üzüntü ve acıların gerçek sonunun (sönük de olsa) bir örneği olarak görülebilir. Bu, İsa Mesih’in müjdesi aracılığıyla sahip olduğumuz nihaî umut ve vaadin, Eyüp’ün eski hale getirilmesini gölgede bırakacak tam ve eksiksiz bir onarımın habercisidir.


  1. Korintliler 4:5 ayetini oku. Bu ayet şu an için, bu hayatta bazı şeylerin nasıl hâlâ cevaplanmamış, yerine getirilmemiş ve tamamlanmamış olarak kalacağı hakkında ne diyor? Bunun yerine bizi hangi umuda yönlendiriyor?

Salı


28 Eylül


Son Krallık


Diğer konularıyla birlikte, Kutsal Kitap tarih hakkında bir kitaptır. Fakat alelade bir tarih kitabı değildir. Geçmişte meydana gelmiş olayları ve tarihsel olayları anlatarak, bunları bize ruhsal dersler vermek için (ve diğer amaçlarla) kullanır. Geçmişteki olayları kullanarak, şimdi ve burada nasıl yaşamamız gerektiği hakkındaki gerçekleri bize öğretir. (bkz. 1Ko. 10:11.)


Fakat Kutsal Kitap sadece geçmişi anlatmaz. Aynı şekilde gelecekten de bahseder. Bize yalnızca gerçekleşmiş olayları değil, gerçekleşecek olayları da anlatır. Bize geleceği, hatta zamanın sonuna kadar gösterir. Son günlerdeki olayları ifade eden, son zamanlara ilişkin teolojik terim, “sonuncu” anlamına gelen Grekçe bir sözcükten türeyen “eskatoloji”dir. Bazen ölüm, yargı, cennet ve cehennem hakkındaki inancı kapsayacak şekilde de kullanılır. Ayrıca yeni bir dünyada yeniden varoluşa ilişkin sahip olduğumuz umut vaadiyle de ilgilenir.


Kutsal Kitap bize son zamanlarla ilgili birçok şey söyler. Evet, Eyüp kitapçığı Eyüp’ün ölümüyle sona erdi; bu bir kişinin okuması gereken tek kitap olsaydı, o kişi Eyüp’ün hikâyesinin (hepimizinki gibi) ölümle sona erdiğini düşünebilirdi, işte hepsi bu kadardı. Umut edilecek başka hiçbir şey yoktu, zira bildiğimiz kadarıyla ve buraya kadar gördüklerimize bakarak, arkadan gelen hiçbir şey yok.


Fakat Kutsal Kitap bize başka bir şey öğretiyor. Zamanın sonunda Allah’ın ebedî krallığının kurulacağını, bunun sonsuza kadar süreceğini ve kurtarılanların ebedî evi olacağını öğretiyor. Gelip geçen dünyevî krallıkların aksine, bu sonsuza dek kalıcıdır.


Daniel 2:44 ve 7:18 ayetlerini oku. Bu ayetler son hakkında hangi umuda işaret ediyorlar?


“Büyük kurtuluş planı, dünyanın Allah’ın lütfuna tümüyle geri getirilmesiyle sonuçlanır. Günah yüzünden kaybedilen her şey tekrar bulunur. Sadece insanoğlu değil, dünya da, itaat edenlerin ebedî ikametgâhı olmak üzere, kurtarılır. Şeytan altı bin yıl boyunca dünya üzerindeki egemenliğini sürdürmek için uğraşmıştır. Şimdiyse, Allah’ın dünyayı yaratmasının asıl amacı yerine gelmiştir. ‘Ama Yüceler Yücesi’nin kutsalları krallığı alacak, sonsuza dek ellerinde tutacaklar. Evet, sonsuzlara dek.’ Daniel 7:18.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 342 [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 188].


Gerçekten de, Eyüp kitapçığı Eyüp’ün ölümüyle sona erdi. Bizim için ve Eyüp için iyi haber şu ki, Eyüp kitapçığının sonu Eyüp’ün hikâyesinin sonu değil. Bizim ölümümüz de bizim sonumuz değil.


Çarşamba


29 Eylül


Diriliş ve Yaşam


Eyüp 14:14, 15 ayetlerini oku. Eyüp ne soruyor ve bu soruyu kendince nasıl cevaplıyor?


Eyüp kitapçığının temalarından birinde ölüm sorusuyla ilgilenilmektedir. Nasıl ilgilenilmesin ki? Tabi ki, insanî acıları söz konusu eden her kitap, acılarımızın büyük kısmının kaynağı olan ölümü de söz konusu etmelidir. Eyüp ölülerin tekrar yaşayıp yaşamayacağını soruyor ve sonra kendi nöbet değişiminin gelmesini beklediğini söylüyor. “Beklemek” anlamına gelen İbranice sözcük aynı zamanda umut fikrini de içerir. Bir şeyi sadece beklemek değildir, aynı zamanda onu umut etmek demektir.


Onun umut ettiği şey ise kendi “nöbet değişimi”ydi. Bu sözcük “yenilenme” veya “yenisiyle değiştirme” fikrini verebilen İbranice bir kavramdan gelmektedir. Genellikle giysi değiştirmek demektir. Sözcüğün anlam yelpazesi geniş olmasına rağmen, bağlamı düşünülünce (ölümden sonra nasıl bir “yenilenme” geldiği sorusu, Eyüp’ün umut ettiği türden bir “yenilenme” bağlamında) “[Allah’ın] elleriyle yaptığı yaratığı özlediği” (Eyüp 14:15) zaman, ölümden yaşama geçişten başka ne tür bir değişim olabilir ki?


Tabi ki, büyük umudumuz, ölümün son olmayacağına dair harika vaat, İsa’nın hayatı, ölümü ve hizmetinden gelmektedir. “[Yeni Ahit] Mesih’in insanoğlunun en azılı düşmanı olan ölümü yendiğini ve Allah’ın ölüleri son yargı için dirilteceğini öğretir. Fakat bu doktrin... Mesih’in dirilişinden sonra Kutsal Kitap imanının merkezi haline gelir, zira geçerliliğini Mesih’in ölüm üzerindeki zaferi sayesinde kazanmıştır.”—John E. Hartley, The Book of Job [Eyüp kitapçığı], NICOT, Elektronik uyumlu nüshası (Grand Rapids: Eerdmans, 1988), s. 237.


“İsa ona, ‘Diriliş ve yaşam Ben’im’ dedi. ‘Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır’” (Yuhanna 11:25). İsa burada bize “son” hakkında umut ve güven veren ne söylüyor? Yani, Eyüp’ün bilmediği neyi biliyoruz?


Perşembe


30 Eylül


EK ÇALIŞMA: Eyüp’ün başına gelen onca korkunç felaketten sonra, hikâyesi sadece Allah’a sadık kalmakla bitmedi, kaybettiklerinin çok daha fazlası da kendisine geri verildi. Yine de burada bile, Eyüp kitapçığının büyük çoğunluğunda olduğu gibi, cevaplanmamış sorular kaldı. Tabi ki Eyüp kitapçığı Kutsal Kitap’ın kitapçıklarından sadece biri ve tüm teolojiyi bir kitap üzerine inşa etmek yanlış olurdu. Elimizde Kutsal Yazılar’ın geri kalanı da var, bunlar Eyüp kitapçığında ele alınan birçok zor soruyla ilgili olarak çok daha fazla anlayış veriyorlar. Özellikle Yeni Ahit, Eski Ahit zamanında tam olarak anlaşılamamış birçok konuya ışık tutuyor. Bunun belki en büyük örneği, tapınak hizmetinin anlamı olurdu. Her ne kadar imanlı bir İsraillinin hayvanların ölümünü ve tüm kurban hizmetini anlamış olması mümkünse de, bu sistem sadece İsa’nın ortaya çıkması ve çarmıhtaki ölümü aracılığıyla daha yetkin bir şekilde anlaşılıyor. İbraniler kitapçığı tüm hizmetin gerçek anlamını büyük ölçüde aydınlatmaya yardımcı oluyor. Her ne kadar bugün biz “mevcut olan gerçeği” (2Pe. 1:12–Candemir) bilme ayrıcalığına sahipsek de ve kesinlikle bize meseleler hakkında Eyüp’e verilenden daha fazla ışık verilmiş olsa da, halen bizim de cevaplanmamış sorularla birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Gerçek aşamalı olarak açılıyor ve şu anda bize verilmiş olan büyük ışığa rağmen daha öğrenecek çok şey var. Hatta bize şöyle denildi: “kurtarılmış kalabalık dünyadan dünyaya gezecek ve zamanlarının çoğunu kurtuluşun sırlarını araştırmak için kullanacaklar. Sonsuzluk boyunca bu konu sürekli olarak zihinlerinde açılacak.”—Ellen G. White, Advent Review and Sabbath Herald, 9 Mart 1886.


TARTIŞMA SORULARI:


Kademeli bildirim kavramı ne anlama gelir? Bu kavramın nasıl çalıştığına dair diğer örnekler nelerdir? Mesela, aritmetiğe başlarken rakamlar ve sayma öğrenilir. Daha sonra bu sayıları nasıl toplayacağımızı, çıkaracağımızı, çarpacağımızı ve böleceğimizi öğreniriz. Daha sonra cebir, geometri ve yüksek matematik gibi ağır konulara geçeriz ki, bunlar yine temel sayılar ile yapılır. Bu karşılaştırma, teolojide kademeli bildirim kavramını da anlamamıza nasıl yardımcı olur?


Eyüp 42:11 ayetini oku. Çağlar boyunca yorumcular, Eyüp’ün en çok ihtiyacı olduğu anda akrabalarının ve arkadaşlarının nerede olduğunu sordular. Yani, onlar Eyüp’ün şansı döndükten ve işleri daha iyi gitmeye başladıktan sonra geldiler. Bu resimde yanlış olan nedir?


Kaç tane kötü son biliyorsun ve bu kötü sonların gerçekten hikâyenin sonu olmadığına ilişkin Çarmıh sana ne umut veriyor?


Cuma



*1–7 Ekim


Büyük Mücadele


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyü. 1:1–5, Eyü. 1:6–12, Zek. 3:2, Mat. 4:1, Hez. 28:12–16, Rom. 3:26, İbr. 2:14.


HATIRLAMA METNİ: “Ve Rab Şeytan’a dedi: Seni Rab azarlasın, ey Şeytan; evet, Yeruşalim’i seçmiş olan Rab seni azarlasın; bu adam ateşten çekilen yarı yanmış odun parçası değil midir?”


(Zekeriya 3:2–KM).


Hem [Eski Ahit’in] hem de [Yeni Ahit’in] sayfaları boyunca dağıtılmış, Allah ile Şeytan arasındaki amansız savaşa, iyi ve kötü arasındaki hem kozmik hem de kişisel seviyedeki savaşa birçok gönderme ve ima vardır. Bu bölümleri karşılaştırarak, onlardaki anlayışları tek tek işleyerek, Kutsal Yazılar’ın bütüncül mesajını diğer yollardan çok daha net bir şekilde algılayabileceğimiz, gerçeğin mozaik penceresini şekillendiriyoruz.”—The Handbook Of Seventh-day Adventist Theology [Yedinci Gün Adventist İlahiyatı El Kitabı], s. 969.


Büyük mücadele teması Kutsal Kitap’ın “bütüncül mesajını,” özellikle de kurtuluş planını daha iyi anlamamızı sağlayan bir şablon oluşturur. Bu tema Yeni Ahit’te çok daha belirgin olsa da, Eski Ahit’te de bulunur. Belki de Eski Ahit’in hiçbir yerinde, Şeytan’ı ve bu çatışmayı, bu çatışmanın buradaki hayatı güçlü bir şekilde nasıl etkileyebileceğini, Eyüp kitapçığında olduğundan daha net bir biçimde görmüyoruz.


Bu hafta Eyüp kitapçığının odak noktası olan, anlık gerçekliğin ardındaki daha büyük gerçekliği inceleyeceğiz. Hayatlarımız ve hikâyelerimiz Eyüp’ün hikâyesinden farklı olsa da, bir şeyimiz ortak: Eyüp gibi hepimiz bu mücadelenin içindeyiz.


*8 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

2 Ekim


Yeryüzünde Küçük Bir Cennet


Eyüp kitapçığı nispeten olumlu bir şekilde başlar. En azından dünyasal bir bakış açısıyla, her yönden bereketlenmiş bir adam görüyoruz.


Eyüp 1:1–4 ayetlerini oku. Bu sözler Eyüp’ün yaşadığı hayat tarzı hakkında neyi ortaya koyuyor? Eyüp’ün yaşamının olumlu yönleri nelerdi?


Eyüp, doğru bir karakter dâhil olmak üzere, gereken her şeye sahip görünüyor. Eyüp 1:1 de “kusursuz” olarak tercüme edilen sözcük, “tam” veya “doğrulukla dolu” anlamlarına gelebilecek bir sözcükten türemiştir. “Doğru” olarak çevrilen sözcük de, “düzgün” anlamında, doğru yolda yürüme fikrini veren bir sözcükten gelir. Kısacası, kitap neredeyse Aden bahçesinden bir sahneymiş gibi, doğru ve dürüst, her şeye sahip zengin bir adamı tasvir ederek başlıyor.


Fakat o tüm bu şeylere düşmüş bir dünyada sahip.


Eyüp 1:5, 6 ayetlerini oku. Bu ayetler Eyüp’ün yaşadığı düşmüş dünya hakkındaki hangi gerçeği ortaya koyuyor?


“Oğullarının ve kızlarının verdiği şölenlerin arasında, o çocuklarının Allah’ı hoşnutsuz etmesinden korkarak titrerdi. Ev halkının sadık rahibi olarak, onların her biri için kurbanlar sunuyordu. Günahın çirkin karakterini biliyordu ve çocuklarının ilahî hükümleri unutabilecekleri düşüncesi onu Allah’ın huzurunda onlar adına aracılık yapmaya sevk ediyordu.”—Ellen G. White Yorumları, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 3, s.1140.


Şüphesiz, Eyüp’ün hayatı burada mümkün olabileceği kadar iyiydi. Sahne Aden bahçesinden bir görünüm gibi sunulsa da (dolu bir hayatı, büyük bir ailesi, itibarı ve birçok malı olan bir adam), o hayat yine de günaha batmış, düşmüş bir dünyada yaşanıyordu ve Eyüp’ün çok geçmeden göreceği üzere, buradaki varoluşun getirdiği tüm tehlikeleri içeriyordu.


Şu an hayatındaki iyi şeyler neler? Her zaman bu şeyler için şükran dolu bir tutum içinde olmayı nasıl öğrenebilirsin?


Pazar


3 Ekim


Evrensel Çatışma


Eyüp kitapçığı yeryüzünde, barış ve huzur içindeki bir yerde başlar.


Ancak birinci bölümün altıncı ayetinden itibaren mekân değişir. Hemen o anda gerçeğin tamamen farklı bir boyutuna, insanlar tarafından yalnızca ilahî esinleme aracılığıyla görülebilen bir boyuta geçilir. İlginç bir şekilde, gerçeğin bu diğer boyutu, yani gökteki gidişat, dünyadaki gidişat kadar huzurlu ve barış içinde görünmüyor; en azından burada ilk etapta takdim edildiği kadarıyla.


Eyüp 1:6–12 ayetlerini oku. Her ne kadar bu ayetleri bu çeyreğin ilerleyen konularında daha ayrıntılı işleyecek olsak da, burada ne oluyor? Bu, henüz görmüş olduğumuz Eyüp’ün dünyada yaşadıkları ile nasıl bir zıtlık oluşturuyor?


Bu birkaç ayette keşfedilecek pek çok şey var. Tüm uzay teleskoplarımızın saptamadığı ve insanî biliminin idrak etmeye bile başlamadığı evrenimizin boyutlarını ortaya koyuyorlar. Daha da etkileyici olan, aynı zamanda evrensel bir çatışmayı da açığa çıkarıyorlar. Bu ayetlerde bulduğumuz, sakin, barışçıl ve huzurlu bir sohbet değil. Allah, Eyüp hakkında (insanî bir kavram kullanacak olursak) gurur duygusuyla, oğluyla gurur duyan bir baba gibi konuşuyor. Şeytan ise, aksine, Allah’ın Eyüp hakkında söyledikleriyle alay ediyor. “Şeytan, ‘Eyüp Tanrı’dan boşuna mı korkuyor?’ diye yanıtladı” (Eyüp 1:9). Şeytan’ın Allah’a söylediklerindeki küçümseyici dokundurmayla alaycı hava neredeyse duyulabiliyor.


Ayetler bu karşılaşmanın gökte olduğunu açıkça söylemese de, kesinlikle gökteydi. Böylece, bu yaratılmış canlı, bir melek, gökte Allah’ın önünde duruyor ve diğer “Allah oğulları”nın önünde, yüzüne karşı O’na meydan okuyordu. Birinin dünyasal bir lidere karşı bu şekilde konuşmasını hayal etmek bile güçtür, fakat burada Allah’ın Kendisi ile bu şekilde konuşan biri var. Bu nasıl olabilirdi?


Cevap, tüm Kutsal Kitap boyunca çeşitli yerlerde ve çeşitli şekillerde ortaya çıkan bir temada bulunabilir. Bunun adı büyük mücadeledir ve sadece Eyüp kitapçığını değil tüm Kutsal Kitap’ı ve onun yeryüzündeki günah ve acının tüm üzücü hikâyesine ilişkin açıklamasını anlamamıza yardım eden bir güçlü bir çerçeve sağlar. Daha da önemlisi, İsa’nın yeryüzündeki günah ve acı sorununu çözmek amacıyla çarmıhta bizim için neyi başardığını daha iyi anlamamıza yardımcı olur.


Pazartesi


4 Ekim


Yeryüzündeki Çatışma


Eyüp kitapçığı bir perdeyi çekiyor ve gözlerimizin, kulaklarımızın ve dünyasal felsefimizin bize asla gösteremeyeceği bir varoluş boyutunu ortaya çıkarıyor. (Bilakis, bu ayetler büyük resmi anlamaya çalıştığımızda gözlerimizin, kulaklarımızın ve dünyasal felsefemizin ne kadar da kısıtlı olduğunu bize göstermeli!) Bu birkaç ayetin gösterdiği diğer bir şey de, Allah ile diğer varlık (yani Şeytan) arasındaki bir çatışmadır. Her ne kadar bu çatışma Eyüp kitapçığında başta gökte gerçekleşiyor olarak sunulsa da, çabucak yeryüzüne geçiyor. Tüm Kutsal Kitap boyunca, bizi de içeren bu süregelen çatışmaya işaret eden ayetler buluyoruz.


Aşağıdaki ayetleri oku. Yeryüzünde kötülüğün doğaüstü güçleriyle savaşılan bir çatışmanın gerçekliğini nasıl ortaya koyuyorlar?


Yar. 3:1–4


Zek. 3:2


Mat. 4:1


1Pe. 5:8


1Yu. 3:8


Va. 12:9


Bu ayetler gerçek bir şeytana, kötü niyetli doğaüstü bir varlığa açık veya dolaylı bir şekilde işaret eden birçok bölümden sadece küçük örneklerdir. Birçok kişi Şeytan kavramını ilkel bir efsane olarak görse de, Kutsal Kitap’ın böylesi net tanıklığı varken bu aldatmacaya düşmemeliyiz.


Şeytan’ın dünyamızdaki işlerinin gerçekliğini, şu anda bile, hangi şekillerde görüyorsun? Tek korunağımız nedir?


Salı


5 Ekim


Bir Mikroevren Olarak Eyüp


Eyüp kitapçığının açılış sahneleri bize çok önemli bir kaç noktayı gösteriyor. İlk olarak, daha önce belirttiğimiz gibi, bu ayetler şu anda kendi başımıza bilebileceğimizin ötesinde var olan başka bir boyutun gerçekliğini ortaya koyuyorlar: Allah’tan başka göksel varlıkların bulunduğu göksel boyut. İkincisi, bu ayetler bizim dünyasal yaşamımızın göksel âlemle nasıl bağlantılı olduğunu da gösteriyorlar. Yeryüzünde olanlar o âlemdeki göksel varlıklardan kopuk değil. Üçüncüsü, bu ayetler yeryüzünde olanlar ile gerçekten bağlantılı olan gökteki ahlâkî bir çatışmayı ortaya koyuyorlar.


Kısacası, bu açılış ayetleri ve takip eden ayetler büyük mücadelenin bir çeşit mini tasviridirler. Bu ayetler büyük mücadelenin, kozmik ölçekte olmasına rağmen, bir adamın, yani Eyüp’ün, hayatında bir şekilde tezahür ettiğini gösteriyorlar. Göreceğimiz üzere, dâhil olan konular hepimizi kapsıyor.


Eyüp kitapçığı Şeytan’ı Allah’a meydan okurken gösteriyor. Gösterilmeyen şey, bunun ilk olarak nasıl başladığı. Aşağıdaki ayetler mücadele hakkında biraz anlayış edinmemize nasıl yardımcı oluyorlar? Yşa. 14:12–14, Hez. 28:12–16, 1Ti. 3:6.


Ellen G. White, Allah’ın yönetiminin temeli “sevgi yasası” olduğundan bahsetti. Allah’ın “zoraki itaat” istemediği için tüm ahlâklı yaratıklarına “özgür irade verdiğini” belirtti. Ne var ki, “Allah’ın Kendi yaratıklarına bahşettiği özgürlüğü kötüye kullanan biri vardı. Günah, Allah tarafından Mesih’ten sonra en çok şereflendirilen ve göğün sakinleri arasında en güçlü ve en görkemli olan kişi ile başladı.”—Atalar ve Peygamberler, s. 34–35 [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 9]. Daha sonra Şeytan’ın düşüşünü tanımlamak için, yukarıda belirttiğimiz Yeşaya ve Hezekiel kitapçığındaki ayetlerden alıntı yapıyor.


Buradaki önemli kavram “sevgi yasası” ve özgür irade gerçeğidir. Kutsal Kitap bize Şeytan’ın kendi güzelliği ve görkeminden dolayı kendini yücelterek gurura kapıldığını söylüyor. Bunun neden olduğunu bilmiyoruz; 2. Selanikliler 2:7 ayetinde “yasasızlık sırrı” (Candemir) denilen şeyin bir parçası olmalı; Allah’ın yasasının O’nun yönetiminin temeliyle nasıl yakından bağlantılı olduğunu anladığımızda bu ilişki mükemmel anlam kazanır. Mesele şu ki, Şeytan Eyüp kitapçığında tanıtılırken onun düşüşü çoktan gerçekleşmişti ve mücadele de uzun süredir devam etmekteydi.


Şu anda karşı karşıya olduğun bazı önemli seçimler neler ve doğru seçimleri yaptığından emin olmak için hangi Kutsal Kitap vaatlerini talep edebilirsin?


Çarşamba


6 Ekim


Çarmıhtaki Cevaplar


Eyüp kitapçığı birçok önemli konuyu gündeme getiriyor. Fakat bu konuların birçoğu cevabını orada bulmuyor. Kutsal Kitap’ın geri kalanına ihtiyacımız var. Öyle dahi, yine de “her şeyi aynadaki silik görüntü gibi görüyoruz” (1Ko. 13:12).


Dün de gördüğümüz üzere, Eyüp kitapçığı örneğin Şeytan’ın isyanının nasıl başladığı hakkında hiçbir şey söylemiyor. Ayrıca, Şeytan’ın büyük mücadelenin sonunda nasıl yenildiği hakkında da bir şey söylemiyor. Hatta, kitapta meydana gelen olaylarda büyük rolü olmasına rağmen, Eyüp kitapçığında sadece iki kere gözüktükten sonra (Eyüp 1:6–12, 2:1–7) Şeytan bir daha karşımıza çıkmıyor. Sebep olduğu yıkım geriye kalsa bile, kendisi resmen ortadan kayboluyor. Kitabın kalan kısmı ondan bahsetmiyor bile; aksine, kitabın geri kalanında neredeyse her şey Allah hakkında, Şeytan değil. Bu bir anlam ifade eder, zira nihayetinde Eyüp kitapçığı Allah ve O’nun gerçek karakteri hakkındadır.


Yine de, Kutsal Kitap Şeytan’ın büyük mücadeledeki yenilgisi hakkındaki soruyu bizim için yanıtsız bırakmıyor. Bu yenilgideki odak noktası ise İsa’nın çarmıhtaki ölümüdür.


Aşağıdaki ayetler İsa’nın büyük mücadeleyi sona getirecek olan neyi yaptığını açıklamaya nasıl yardımcı oluyorlar? Yu. 12:31, 32; Va. 12:10–12, Rom. 3:26; İbr. 2:14.


Çarmıhta, Şeytan evrene gerçekte olduğu şey, yani bir katil olarak tümüyle ifşa oldu. İsa’yı gökte hüküm sürerken tanıyanlar, O’nu Şeytan’ın yardakçıları tarafından feci şekilde aşağılanmış olarak gördüklerinde çok şaşırmış olmalılar. İsa’nın Yuhanna 12. bölümde kayıtlı olan sözlerinde bahsettiği Şeytan’ın “yargılanması” işte budur. Kurtarıcı çarmıhta “bütün dünyanın günahları” için (1Yu. 2:2) öldükten sonra, kurtuluşun şimdi geldiğini gök ancak o zaman ilân edebildi. Burada ve bu anda, zamanın başlangıcından önce (2Ti. 1:9) verilmiş olan ilahî söz gerçeğe dönüştü. Mesih, bizim yerimize ölümü sayesinde “adil kaldı ve İsa’ya iman edeni akladı” (Rom. 3:26). Yani İsa, iblisin yönelttiği, Allah’ın kendi yasasını tutarken (adil kalmak), aynı zamanda bu yasayı çiğneyenleri kurtaramayacağı (aklamak) suçlamalarını çarmıhta boşa çıkardı. Golgota’dan sonra, Şeytan’ın mahkûmiyeti kesinleşti.


Şu anda, büyük mücadelede karşılaştığımız denemelerin ortasında bile, Mesih’in çarmıhta bizim için yaptıklarına sevinmeyi nasıl öğrenebiliriz?


Perşembe


7 Ekim


EK ÇALIŞMA: İyi ile kötü arasındaki bir çatışma, bir mücadele kavramı birçok kültürde bulunur. Bu fikir çoğunlukla efsanelerde ifade edilerek binlerce yıl varlığını sürdürdü. Günümüzde, ileri tenkitin ve modernist akılcılığın etkisiyle, birçok Hristiyan Şeytan ve kötü meleklerin var olduğu gerçeğini reddetmektedir. İleri sürüldüğüne göre, bunlar sadece ilkel bir kültürde insanı ve doğal kötülüğü temsil eden simgelerdi. Adventistler olarak bizim açımızdan, Şeytan’ın ve meleklerinin gerçekliğine inanç olmadan bir kişinin Kutsal Kitap’ın anlamını nasıl kavrayabildiğini hayal etmek zor.


İyiliğin ve kötülüğün doğaüstü güçleri arasındaki bu evrensel çatışma gerçeğini reddetme aldatmacasına tüm Hristiyanlar düşmedi. Mesela evanjelik bir âlim olan Gregory Boyd, Allah ile Şeytan arasında çağlar boyu süren (fakat sonsuz değil) savaş gerçeği üzerine kapsamlı olarak yazdı. Boyd, kitabı God at War [Tanrı Savaşta]’nın giriş bölümünde, Daniel 10. bölümdeki bazı ayetleri yorumladıktan sonra şöyle yazdı: “Kutsal Kitap, baştan sona kadar, insanlar ile Tanrı ‘arasında’ yer alan ve davranışlarıyla insan mevcudiyetini iyi ya da kötü yönde önemli ölçüde etkileyen ruhsal varlıkların var olduklarını önceden varsayar. Gerçekten, bu çalışmada, Kutsal Kitap’ın dünya görüşünün merkezinde tam da böyle bir anlayışın yattığını ileri sürüyorum.”—Gregory A. Boyd, God at War [Tanrı Savaşta] (Downer’s Grove, Ill.: InterVarsity Press, 1997), s. 11. Ne kadar da haklı.


TARTIŞMA SORULARI:


Şeytan’dan ve diğer şeytanî güçlerden bahseden diğer ayetler neler? Bunlar sadece insanlığın karanlık tarafının simgeleri olarak yorumlanırsa, neyi kaybederiz?


On altıncı yüzyılda Floransa’da yaşayan yazar Niccolo Machiavelli, bir hükümdarın tebaasının kendisinden korkmasının onu sevmelerinden çok daha iyi olduğunu söyledi. Bunun aksine, Ellen G. White ise şöyle yazdı: “Sınırsız Bilgeliğin Sahibi, Şeytan’ın artık gökte kalamayacağına karar verdiği zaman dahi onu hemen yok etmedi. Ancak sevgiyle yapılan hizmet Allah’a makbul olacağından, yaratıklarının O’na bağlılığı da O’nun adaletine ve iyiliğine ikna olma temeline dayanmalıdır. Göğün ve diğer dünyaların sakinleri, günahın niteliğini veya sonuçlarını kavramaya hazırlıksız olduklarından, Allah’ın Şeytan’ı yok etmesindeki adaleti ve merhameti göremeyebilirlerdi. Varlığına hemen son verilseydi, onlar Allah’a sevgiden çok korkudan ötürü kulluk edeceklerdi.”—Büyük Mücadele, s. 498, 499. Allah neden O’na korkuyla değil de sevgiyle kulluk etmemizi istiyor?


Cuma


*8–14 Ekim


“Eyüp Allah’tan Boşuna mı Korkuyor?”


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyüp 1, Eyüp 2, 1Ko. 4:9, Yar. 3:1–8, Flp. 4:11–13, Mat. 4:1–11, Flp. 2:5–8.


HATIRLAMA METNİ: “Eyüp, ‘Aptal kadınlar gibi konuşuyorsun’ diye karşılık verdi, ‘Nasıl olur? Tanrı’dan gelen iyiliği kabul edelim de kötülüğü kabul etmeyelim mi?’ Bütün bu olaylara karşın Eyüp’ün ağzından günah sayılabilecek bir söz çıkmadı” (Eyüp 2:10).


Eyüp kitapçığı gözümüzün önünde gerçeğin bambaşka bir boyutunu açıyor. Mesih ile Şeytan arasındaki büyük mücadeleye bir göz atmamızı sağlıyor. Bunu yaparken de, içinde yaşadığımız dünyayı daha iyi anlamamız için de bize bir şablon, bir çerçeve sağlıyor. Bu, yolumuza çıkardıklarıyla bizi çok sık şaşırtan, sersemleten, hatta korkutan bir dünya. Fakat Eyüp kitapçığı bize ayrıca bu büyük mücadelenin bizi ilgilendirmeyen, başka birilerinin kavgası olmadığını gösteriyor. Keşke durum sadece bu olsaydı; maalesef öyle değil: “Vay halinize, yer ve deniz! Çünkü İblis zamanının az olduğunu bilerek büyük bir öfkeyle üzerinize indi.” (Vahiy 12:12). Şeytan denize ve karaya indi ve biz onun öfkesinin gerçekten çok büyük olduğunu kendimiz de biliyoruz. Aramızda, insan olarak, bu öfkeyi hissetmeyen var mı?


Bu hafta, büyük mücadele kızışırken bu mücadelenin neresinde olduğumuzu daha iyi anlama çabamızda, Eyüp kitapçığın ilk iki bölümünü işlemeye devam edeceğiz.


*15 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın..



  1. Ders

9 Ekim


Allah’ın Kulu Eyüp


Eyüp 1. bölümü oku. Özellikle Şeytan’ın Eyüp’e karşı suçlamalarına odaklan. Şeytan ne diyor? Saldırılarında ima edilen nedir? Nihayetinde, Şeytan gerçekte kime saldırıyor?


“Onu, ev halkını, sahip olduğu her şeyi Sen çitle çevirip korumadın mı? Elleriyle yaptığı her şeyi bereketli kıldın. Sürüleri bütün ülkeye yayıldı” (Eyüp 1:10). Eyüp kitapçığı sadece Eyüp’ün doğruluğundan ve iyi karakterinden değil, aynı zamanda maddi zenginliğinden ve ev halkının bereketinden de söz ederek başlıyor. Bunun gibi şeyler, Eyüp’ün “bütün şark oğullarından [...] en büyük” (Eyüp 1:3–KM) olarak saygı duyulan biri olmasını sağladılar. Şeytan’ın esasen “bunların hepsini onun için Sen yaptın, bu yüzden Sana hizmet ediyor” diyerek Allah’ın yüzüne vurduğu şeyler de bunlardı.


Öyleyse, Şeytan’ın suçlamasında, Allah’ın bu şeyleri Eyüp’ten alması halinde Eyüp “[Allah’ın] yüzüne karşı sövecektir” (Eyüp 1:11) dediğinde ima edilen neydi? Bu saldırı gerçekten de bizzat Allah’a karşı yapılan bir saldırıydı. (Aslında büyük mücadelenin tümü de bunun hakkındadır.) Allah çok harika, çok iyi idiyse, Eyüp O’na itaatini, korkusunu ve ibadetini sadece sevgi ve minnettarlıktan dolayı yerine getirmeliydi. Ne de olsa, onun için o kadar çok şey yapan bir Tanrı’yı kim sevmezdi ki? Bir bakıma Şeytan, Allah’ın Eyüp’e bunları yalnızca Kendisine sadakatini sağlamak için rüşvet olarak verdiğini söylüyordu. Böylece, Eyüp’ün Allah’a O’nu sevdiği için değil, kendi bencilliğinden dolayı kulluk ettiğini ileri sürüyordu.


Kendilerine iyi davrandığı için uğrunda ölebilecek sadık dostlara sahip olan, en kötü ve en çok nefret edilen bazı siyasi liderleri düşün. Rab gerçekten de resmedildiği gibi müşfik, sevgi dolu ve ilgili Tanrı idiyse, Eyüp tüm bu iyi şeyleri kaybettikten sonra bile hâlâ Rabb’e kulluk etmeliydi. Fakat Şeytan, Eyüp’ün sadık kalmayacağını iddia ederek, Eyüp’ün bile Allah’a tamamen güvenmediğini ve sadece ona verdiği şeylerden ötürü bağlı olduğunu ima ediyordu. Yani, nihayetinde (Şeytan’a göre), Eyüp’ün bağlılığı büyük ölçüde arada kendisi için iyi bir iş ilişkisi olmasına bağlıydı.


Rabb’e neden kulluk ediyorsun? Diyelim ki sebeplerin mükemmel değil. Sebeplerin (mükemmel değilseler) mükemmel olana kadar beklemek zorunda olsaydın, sana ve imanına ne olabilirdi?


Pazar


10 Ekim


Cana Can: Savaş Devam Ediyor


Eyüp 2:1–3 ayetleri, Eyüp 1:6–8 ayetlerinin bir kısmını neredeyse tekrar ederek başlıyor. Büyük fark, Eyüp’ün üzerine gelen onca felakete rağmen nasıl sadık kaldığını bizzat Rabb’in söylediği, Eyüp 2:3 ayetinin son kısmıdır. Böylece Eyüp 2:3 ayetine geldiğimizde, anlaşılan Şeytan’ın suçlamalarının asılsız olduğu gösterilmiştir. Eyüp Allah’a sadık kaldı ve Şeytan’ın beklediği gibi Rabb’i lanetlemedi.


Eyüp 2. bölümü oku. Bu yazılarda neler oluyor? Ayrıca Eyüp kitapçığının hem 1. hem de 2. bölümlerinde, Allah’la Şeytan arasında geçen konuşmaya tanık olarak “Allah oğulları”nın bulunmasının önemi nedir?


Deyimsel bir ifade olan “cana can” yorumcuları şaşırtmıştır. Oysa fikir şudur: Eyüp’ün kendi başına bir şeyler gelsin, o zaman onun bağlılığının aslında kime olduğunu göreceğiz. Eyüp’ün bedenini, yani sağlığını mahvet ve ne olacağını gör.


Çok ilginçtir ki, olanlar dış dünyadan kopuk bir şekilde de gerçekleşmiyor. Eyüp kitapçığında ortaya konduğu üzere, gökteki her iki çatışma durumu da bu göksel varlıklar ile Allah arasındaki bir çeşit toplantı bağlamında gerçekleşiyor. Şeytan suçlamalarını “halka açık” bir şekilde, yani diğer varlıkların önünde yapıyor. Bu fikir büyük mücadele hakkında bildiklerimize tam olarak uyuyor. Bu, tüm evrenin önünde gerçekleşen bir şey. (Bkz. 1Ko. 4:9, Dan. 7:10, Va. 12:7–9)


“Fakat kurtuluş planının insanın kurtuluşundan daha geniş ve derin bir amacı vardı. Mesih dünyaya yalnızca bunun için gelmedi; sadece bu küçük dünyanın sakinlerinin Allah’ın yasasına gereken değeri vermeleri değildi; ancak bir de Allah’ın karakterini evrenin huzurunda temize çıkarmaktı... Mesih’in insanın kurtuluşu için ölmesi insanın göğe ulaşabilmesini sağlamakla kalmayacak, tüm evrenin önünde Allah’ın ve Oğlu’nun Şeytan’ın isyanına karşı davranışlarını da haklı çıkaracaktı. Allah’ın yasasının sürekliliğini tesis edecek ve günahın niteliği ile sonuçlarını gözler önüne serecekti.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 68, 69 [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 30].


Pazartesi


11 Ekim


Rabb’in Adına Övgüler Olsun


Şeytan’ın Eyüp’e ilk saldırısından sonra, başına gelen tüm felâketleri duyduktan sonra, Eyüp nasıl tepki verdi? (Bkz. Eyüp 1:20–22.) Böyle bir trajedinin ortasında bile Eyüp’ün “günah işlememesi ve Tanrı’yı suçlamaması”nın önemi nedir?


Allah’ın sevgi temeline kurulu yönetiminin odak noktası seçme özgürlüğüdür. Allah, O’na kulluk etmeye mecbur edildiğimiz için değil, O’nu sevdiğimiz için kulluk etmemizi ister. “Şeytan Eyüp’ün Allah’a bencilliğinden dolayı kulluk ettiğini dillendiriyordu. ... O, gerçek inancın sevgiden ve Allah’ın karakterinin akılla takdir edilmesinden kaynaklandığını, gerçek ibadet edenlerin inancı ödül için değil, iyi olduğu için sevdiklerini, Allah’a kulluk etmelerinin nedeninin sırf göğün yücelikle dolu olması değil, böyle bir kulluğun özünde doğru olması olduğunu, Allah’ı sevmelerinin nedeninin ise sırf onları bereketlemesi değil, O’nun onların sevgisine ve itimadına lâyık olması olduğunu reddetmeye kalktı.”—The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 3, s. 500.


Eyüp kitapçığında, Eyüp Şeytan’ın suçlamalarının yanlış olduğunu kanıtladı. Ancak Allah ne olacağını bilmesine rağmen, Eyüp yine de farklı davranabilirdi. Günah işleyebilir, “Tanrı’yı suçlayabilirdi”. Eyüp, bu şekilde davranması için Allah tarafından zorlanmamıştı. Olayları göz önünde bulunduracak olursak, onun değişmeyen sadakati insanların ve meleklerin önünde muhteşem bir tanıklıktı.


Yaratılış 3:1–8 ayetlerinde Adem ve Havva’nın başından geçenleri, Eyüp 1. bölümde Eyüp’ün başından geçenlerle karşılaştır. Bu zıtlık, günahlarının neden çok korkunç gözükmesine neden oluyor?


Gerçek bir cennetin ortasında yaşayan günahsız varlıklar olan Adem ile Havva, Şeytan’ın saldırısıyla yasayı çiğnediler ve günaha düştüler; Eyüp ise mutlak acının, felâketin ve tahribatın içinde, Şeytan’ın saldırılarına rağmen Rabb’e sadık kaldı. Her iki durumda da, özgür iradeyle ilgili söz konusu olan büyük meselelere güçlü birer örneğimiz var.


Eyüp’ün buradaki tepkisi günaha bulduğumuz bahanelerin sıklıkla ne kadar ucuz, kolay ve yanlış olduğunu nasıl gösteriyor?


Salı


12 Ekim


Eyüp’ün Karısı


Belki de Eyüp’ün hikâyesindeki diğer bir kurbanla, yani karısıyla ilgilenmenin zamanı gelmiştir. Yalnızca Eyüp kitapçığının 2:9, 10 ayetlerinde gözüküyor. Ondan sonra hikâyeden ve tarihten siliniyor. Kendisi hakkında bize verilen başka bir bilgi yok. Yine de, tüm olanları düşündüğümüzde, bu talihsiz kadının yaşadığı kederi kim tahmin edebilir? 1.bölümde kendisinin, çocuklarının ve diğer kurbanların başına gelen felâketler, acının evrenselliğini gösteriyor. Hepimiz büyük mücadeleye dâhiliz; kimse kaçamaz.


Eyüp 2:3 ile 2:9 ayetlerini karşılaştır. Hem Allah hem de Eyüp’ün karısı tarafından hangi benzer ifade kullanılıyor ve her ikisinin de bunu kullanış biçiminin önemi nedir?


Eyüp’ün “doğruluğunu” sürdürmesine ilişkin aynı ifadenin her iki ayette de bulunması tesadüf değil. “Doğruluk” olarak tercüme edilen sözcük, Eyüp 1:1 ve 1:8 ayetlerinde kullanılan ve çoğunlukla “kusursuz” olarak tercüme edilen sözcükle aynı kökten gelmektedir. Kök sözcüğün kendisi “tamlık” ve “doluluk” anlamını verir.


Eyüp’ün karısının tam da Allah’ın Eyüp’ü takdir ettiği konuda Eyüp’ü suçlayan birine dönüşmesi ne kadar da üzücü. Acısı ve kederi içinde, Eyüp’ü tam da Allah’ın onun yapmayacağını söylediği şeyi yapmaya itiyor. Kesinlikle kendisini yargılayamayacak olsak da, başkalarına sürçme taşı olmamak için ne kadar dikkatli olmamız gerektiği konusunda hepimize önemli bir ders. (Bkz. Luka 17:2).


Eyüp 2:10 ayetini oku. Eyüp burada da hangi güçlü tanıklıkta bulunuyor? Ayrıca bkz. Flp. 4:11–13.


Eyüp imanının içtenliğini ortaya koyuyor. O hem iyi hem de kötü zamanlarda Rabb’e kulluk edecektir. Daha da etkileyici olan, Şeytan bu noktada hikâyeden kayboluyor ve bir daha gözükmüyor. Metinde belirtilmese de, Eyüp’ün yanıtı karşısında Şeytan’ın hüsranını ve kızgınlığını gözümüzde canlandırabiliriz. Ne de olsa, Adem ile Havva’yı ve diğer birçoklarını ne kadar da kolay düşürmüştü. “Kardeşlerimizin suçlayıcısı”nın (Va. 12:10) suçlamak için Eyüp’ten başka birini bulması gerekecekti.


Hem iyi hem de kötü zamanlarda Allah’a sadık kalmayı nasıl öğreniriz?


Çarşamba


13 Ekim


Ölüme Kadar İtaat


Eyüp 1:22 ayeti şöyle diyor: “Bütün bu olaylara karşın Eyüp günah işlemedi ve Tanrı’yı suçlamadı.” Eyüp 2:10 ayeti şöyle diyor: “Bütün bu olaylara karşın Eyüp’ün ağzından günah sayılabilecek bir söz çıkmadı.” Her iki durumda da Eyüp, saldırılara rağmen, Rabb’e sadık kaldı. Her iki ayette de, Eyüp’ün hareketleriyle veya sözleriyle günah işlemediği gerçeği vurgulanıyor.


Tabi ki ayetler Eyüp’ün günahkâr olmadığını söylemiyor. Bunu asla söyleyemezlerdi, zira Kutsal Kitap hepimizin günahkâr olduğumuzu öğretiyor. “Günah işlemedik dersek, O’nu yalancı durumuna düşürmüş oluruz; O’nun sözü içimizde olmaz” (1Yu. 1:10). “Kusursuz ve doğru” olmak, Allah’tan korkmak ve kötülükten sakınmak (Eyüp 1:1) bir kişiyi günahsız yapmaz. Diğer herkes gibi, Eyüp de günah içinde doğmuştu ve bir Kurtarıcı’ya ihtiyacı vardı.


Yine de, başına gelen her şeye rağmen, Rabb’e sadık kaldı. Bu anlamda, Eyüp kendi tarzında bir sembol, İsa’nın sönük bir örneği olarak görülebilir (14. derse bakın), korkunç denemeler ve sıkıntılar içinde vazgeçmedi, günaha düşmedi ve böylece Şeytan’ın Allah’a karşı suçlamalarını çürüttü. Tabi ki, Mesih’in yaptığı Eyüp’ün yaptığından çok daha büyük, çok daha mühim ve daha fazla sonuç getiren bir şeydi. Yine de basit benzerlikler var.


Matta 4:1–11 ayetlerini oku. Eyüp’ün tecrübesi burada olanları nasıl yansıttı?


Korkunç bir çevrede olmasına ve vücudu besin yetersizliğinden zayıf düşmesine rağmen, İsa insan bedeninde, “günahlı insan benzerliğinde” (Rom. 8:3) iken, Şeytan’ın Kendisinden yapmasını istediği şeyleri, tıpkı Eyüp’ün de yapmadığı gibi, yapmadı. Ayrıca tıpkı Eyüp sadık kaldıktan sonra Şeytan’ın ortadan kaybolması gibi, İsa Şeytan’ın kendisine karşı son çabasına direndiğinde, Kutsal Yazı’nın dediği gibi “İblis İsa’yı bırakıp gitti” (Mat. 4:11, ayrıca bkz. Yakup 4:7).


Ancak İsa’nın çölde karşılaştığı sadece başlangıçtı. Onun gerçek sınavı çarmıhta gelecekti, burada da önüne konulan (Eyüp’ün karşılaştıklarından da beter) her şeye karşın, İsa ölüm pahasına sadık kaldı.


Filipililer 2:5–8 ayetlerini oku. Mesih’in “ölüme kadar itaat”i bize nasıl bir umut sağlıyor ve O’nun itaatine karşılık olarak nasıl yaşamamız gerektiği hakkında bize ne diyor?


Perşembe


14 Ekim


EK ÇALIŞMA: Eyüp kitapçığını İbranicesinden araştıran öğrenciler çok ilginç bir olguyla karşılaştılar. Karısının Eyüp’e söylediği sözler “Allah’a lanet et de öl” şeklinde çevrilmiştir (Eyüp 2:9–KM). Eyüp 1:5 ayeti “Belki oğullarım suç işlemişler ve yüreklerinden Allah’a lanet etmişlerdir” şeklinde çevrilmiştir (KM). Eyüp 1:11 ayeti de “Fakat şimdi elini uzat da, nesi varsa hepsine dokun, ve yüzüne karşı Sana lanet edecektir” şeklinde çevrilmiştir (KM). Ancak her durumda, “lanet etmek” olarak çevrilen sözcük, “bereketleme, takdis etme” anlamına gelen bir sözcükten türemiştir. “Brk” kökünden gelen bu sözcük, tüm Kutsal Kitap boyunca “bereketleme” (takdis etme, mübarek kılma, kutsama) anlamında kullanılmıştır. Yaratılış 1:22 ayetinde, Allah’ın yarattıklarını “mübarek kıldığını” (KM) ifade etmek için kullanılan kökle aynıdır. Aynı kök Mezmur 66:8 ayetinde de kullanılır: “Ey kavmlar, Allahımızı takdis edin” (KM). Öyleyse, “takdis etmek, bereketlemek” anlamına gelen bu fiil, bu bir kaç ayette neden “lanet etmek” olarak çevrilmiş? Her şeyden önce, Eyüp kitapçığındaki bu kısımlarda “takdis etme/bereketleme” fikri kastedilseydi, bu kısımlar anlamsız olurdu. Eyüp 1:5 ayetinde, Eyüp neden oğulları içlerinden Allah’ı “takdis etmiş (ya da övmüş)” oldukları için Allah’a kurbanlar sunsun ki? Bağlam başka bir anlam gerektiriyor. Aynısı Eyüp 1:11 ve 2:5 ayetleri için de geçerli. Şeytan neden Eyüp’ün başına felâketler gelirse Allah’ı takdis edeceğini (veya öveceğini) düşünsün ki? Bağlam bunun yerine “lanet etmek” anlamını gerektiriyor. Ayrıca, karısı ona Allah’ı öv dediği için Eyüp neden onu azarlasın (Eyüp 2:9, 10)? Bağlamı dikkate aldığımızda, metin yalnızca “lanet etmek” fikri kastedilirse bir anlam ifade ediyor. Öyleyse, yazar neden “lanet etmek” anlamına gelen yaygın kelimelerden birini kullanmadı? Âlimler bunun bir örtmece (hüsnütabir, öfemizm) olduğuna inanıyorlar, zira Allah’ı lanetleme fikrinin yazılması yazarın dini hassasiyetlerine göre yakışık almazdı (aynı şeyi 1 Krallar 21:10, 13 ayetlerinde de görebiliriz; “sövmek” olarak tercüme edilen kelime brk, yani “takdis etme” kökünden gelmiştir). Yani Musa, lanet etmek fikrinin kastedildiği açık olmasına rağmen, “lanet etmek” anlamındaki asıl sözcük yerine “takdis etmek” sözünü kullandı.


TARTIŞMA SORULARI:


Kriz zamanlarında insanların Allah’ın gerçekliğini ve Allah’ın nasıl biri olduğunu sorgulamaları neden çok doğal? Düşkün bir dünyada, büyük mücadelenin gerçek olduğu bir dünyada yaşamanın anlamından kaynaklanan sert gerçekliğinin içinde, Çarmıh gerçeğini neden her zaman göz önünde bulundurmalıyız?


Eyüp’ün hikâyesinde olanların arka planını biz bilsek de, bildiğimiz kadarıyla Eyüp bunu bilmiyordu. Onun tek bildiği başına gelen felâketlerdi. O büyük resmi bilmiyordu. Denemelerin içinde, genellikle bizim görmediğimiz veya anlamadığımız daha büyük bir resim olduğunu hatırlamamız gerektiği konusunda bu bize ne demeli ve bu kavrayıştan teselli bulmayı nasıl öğrenebiliriz?


Cuma


*15–21 Ekim


Allah ve

İnsanın Acıları


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Rom. 1:18–20; Eyü. 12:7–10; Va. 4:11; Kol. 1:16, 17; Mat. 6:34; Eyü. 10:8–12; Rom. 3:1–4.


HATIRLAMA METNİ: “O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter” (Matta 6:34).


Kutsal Kitap’ın diğer bütün kitapçıklarının aksine, Eyüp kitapçığı İsrail halkı ve toprakları bağlamından bütünüyle ayrıdır. Yaratılış kitabında, Rabb’in İbrahim’e verdiği “seni büyük bir ulus yapacağım” (Yar. 12:2) vaadinden, “kutsal kent” Yeruşalim’in tanımlandığı (Va. 22:19) Vahiy’e kadar, İsrail ve onun Allah’la olan antlaşma ilişkisi bir şekilde, doğrudan veya dolaylı olarak, her kitabı biçimlendirmeye yardımcı oluyor.


Eyüp kitapçığında bunların hiçbiri yok, hatta eski İsrail’in tarihindeki belirleyici olay Mısır’dan Çıkış bile yok. En makul sebep, Musa’nın Yaratılış kitapçığıyla birlikte Eyüp kitapçığını da Midyan’da yazmış olmasıdır (ayrıca bkz. The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 3, s. 1140); Çıkış’ın henüz gerçekleşmemiş olması ondan neden bahsedilmediğini açıklıyor.


Fakat belki de daha önemli olan başka bir sebep vardır. Eyüp kitapçığının kilit temalarından biri olan insanî acılar evrenseldir. Herhangi bir kişiyle veya zamanla sınırlanmamıştır. İster Yahudi, ister diğer uluslardan olalım, hepimiz Eyüp’ün dertlerine ve düşmüş dünyada bulunmanın acılarına dair bir şeyler biliyoruz. Acısı benzersiz olsa da, Eyüp tüm sıkıntılarımız içindeki hepimizi temsil ediyor.


*22 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

16 Ekim


Doğada Allah


Romalılar 1:18–20 ayetlerini oku. Pavlus burada ne diyor?


Ne kadar güçlü cümleler. Allah’ın varlığı ve gerçekliği “yapılan şeylerle ” (KM) yeterince açıklanmıştır, yani yaratılmış dünya sayesinde insanların inançsızlıkları için “özürleri yoktur” (YÇ). Pavlus insanların sadece yaratılışa bakarak Allah’ın varlığı ve niteliği konusunda yargı gününde haklı olarak mahkûm edilecekleri ölçüde bilgi sahibi olabileceklerini söylüyor.


Kuşkusuz, doğal dünya Allah’ın varlığı hakkında bize çok fazla şey gösteriyor. Ayrıca modern bilim de 3.000 yıl, hatta 300 yıl önceki atalarımızın hayal bile edemediği, Yaratılış harikaları hakkındaki detayları bize gösterdi. Burada ilginç bir çelişki de var: bilim yaşamın daha karmaşık olduğunu keşfettikçe, yine bilimin ileri sürdüğü, yaşamın kazayla veya şans eseri başlamış olması ihtimali gitgide daha düşük hale geliyor. Mesela bir iPhone’un tasarlanmış bir görünümü vardır, tasarlanmış işler yapar, içte ve dışta tasarımı ortaya koyar ve tasarlandığı gibi çalışır, dolayısıyla tabi ki bir tasarım ürünüdür. Ancak tasarlanmış bir görünümü olan, tasarlanmış işler yapan, içte ve dışta tasarımı ortaya koyan ve tasarlandığı gibi çalışan insanın, yalnızca salt tesadüfün bir ürünü olduğuna inanmamız bekleniyor. Ne yazık ki birçok insan aldatılarak böyle iddialarla inandırılmaktadır.


Eyüp 12:7–10 ayetlerini oku. Buradaki sözler Romalılar 1:18–20 ayetlerinde verilen fikri nasıl yansıtıyor?


Burada da, Allah’ın gerçek olduğunun yaratılmış dünyada görüldüğü söyleniyor. Doğa özellikle düşmüş durumundayken Allah’ın karakterini tam olarak yansıtmıyor olsa da, O’nun yaratıcı gücünü ve iyiliğinin tezahürlerini kesinlikle yansıtıyor.


Doğada bulunan neler sana bilhassa Allah’ın gücü ve iyiliği hakkında konuşuyor? Sana verdiği mesajdan güç ve cesaret almayı nasıl öğrenebilirsin?


Pazar


17 Ekim


Hiçbir Şey Kendiliğinden Olmadı


Tanrı’nın var olduğuna dair birçok iyi ve etkili tez var. Yaratılmış dünyanın tanıklığının yanı sıra, “kozmolojik” tez olarak adlandırılan düşünce de var. Bu fikir kısaca hiçbir şeyin kendiliğinden olmadığı ve hiçbir şeyin kendi kendine yaratılmadığı düşüncesi. Aksine, yaratılan her şey kendisinden önceki başka bir şey tarafından yaratılmıştır, onu yaratan şeyin de kendisinden önceki başka bir şey tarafından yaratılmış olması gerekir. Böylece, yaratılmamış, her zaman var olmuş, mevcudiyette olmadığı bir zaman olmamış bir şeye gelip duruncaya kadar devam eder. Bu da, Kutsal Yazılar’da tarif edilen Tanrı’dan başka kim olabilir?


Tüm varlıkların kökeni hakkında aşağıdaki ayetler bize ne öğretiyor?


Va. 4:11


Kol. 1:16, 17


Yu. 1:1–3


Bu ayetler Yaratılış hakkında en mantıklı açıklamayı öğretiyor: ezelî ve ebedî bir Tanrı. Allah fikrine tamamen karşı olan bazı düşünürler alternatif bir öneri sunuyorlar. Her şeye gücü yeten ve sonsuz bir Allah’ın evreni yaratmış olması yerine, bize evreni “hiçbir şey”in yarattığını söylüyorlar. Hatta zamanında Isaac Newton’un bulunduğu konumda olan Stephen Hawking gibi ünlü bir bilim adamı bile, evreni “hiçbir şey”in yarattığını savunuyor.


“Yerçekimi gibi bir yasa olduğundan, evren kendisini hiçlikten yaratabilir ve yaratacaktır.”—Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, The Grand Design [Muazzam Tasarım] (New York: Random House, 2010), s. 180.


Hawking muhakkak bu fikrini tanımlamak için birçok derin ve karmaşık hesaplar yapmış olsa da, şunun üzerine düşünmemiz gerekir: bilimsel devrimin başlangıcından bu yana en az 400 yıl geçmiş, şimdi de dünyanın en iyi bilim adamlarından biri evrenin ve içindeki her şeyin hiçlikten geldiğini mi iddia ediyor? Büyük bir bilim adamı da söylemiş olsa, yanlış yanlıştır.


Bu bağlamda, 1. Korintliler 3:19 ayetini oku. Hristiyanlar olarak bu çok önemli gerçeği her zaman göz önünde bulundurmamız neden çok önemli?


Pazartesi


18 Ekim


Kitapların En Eskisi


Allah’a inanmayanların aldatıcı propagandalarına rağmen, Allah’a inananların inançları için birçok geçerli nedeni var. Ancak çağlar boyunca pek çok kişinin inançsızlıklarını haklı çıkarmak için kullandığı daimî bir problem var: insanların çektiği acılar ve kötülük sorunu. Nasıl olur da Allah mutlak iyi, sevgi dolu ve her şeye gücü yeten bir varlık olup, kötülük de var olur? Bu konu birçokları için sürçme taşı olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Ayrıca, dürüst olmak gerekirse, Allah’a inanan, O’nun gerçekliğini ve sevgisini tatmış ve tecrübe etmiş kim ara sıra da olsa bu soruyla mücadele etmemiştir ki?


Öyleyse Ellen G. White’ın, Yahudi geleneklerinin öğrettiği gibi, Musa’nın Eyüp kitapçığını Midyan’da yazdığını öğretmesi ne kadar ilginç. “Çölün ıssızlığında geçen uzun yıllar kayıp değildi. Musa kendisini bekleyen büyük göreve hazırlanmakla kalmıyordu, bu süre içinde Kutsal Ruh’un ilhamıyla Yaratılış ve Eyüp kitapçıklarını da yazdı; bunlar zamanın sonuna kadar Allah’ın halkı tarafından büyük bir ilgiyle okunacaklardı.”—Ellen G. White Yorumları, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 3, s.1140.


Bu bize, Kutsal Kitap’ın kaleme alınmış ilk iki kitapçığından birinin, yani Eyüp kitapçığının, evrensel bir mesele olan insanî acılar ve ızdırapla ilgilendiğini söylüyor. Yani Rab bu meselenin insanlar için büyük bir soruya dönüşeceğini biliyordu, bu yüzden de, en baştan, Kutsal Söz’de Musa’ya Eyüp’ün hikâyesini yazdırdı. Allah acımız ve ızdırabımız içinde yalnız bırakılmadığımızı, Kendisinin orada olduğunu, her şeyi bildiğini ve sonunda her şeyi yoluna koyacağına dair umudumuz olabileceğini en baştan bilmemizi istedi.


Kötülüğün gerçekliği hakkında aşağıdaki ayetler bize ne öğretiyor? Mat. 6:34, Yu 16:33, Dan. 12:1, Mat. 24:7.


Allah’ın varlığına karşı kötülük temelli sav ne kadar anlaşılabilir olsa da, Kutsal Yazılar’ın ışığında bir anlam ifade etmez. Kutsal Kitap, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve sevgi dolu bir Allah’ın gerçekliğini öğretse de, kötülüğün, insanî acıların ve kederin gerçekliğini de öğretir. Kötülük Allah’a inançsızlık için bir bahane değildir. Hatta Eyüp kitapçığını üstünkörü okuyunca dahi, Eyüp’ün mutlak ümitsizliğinin içinde bile Allah’ın varlığını sorgulamadığını görüyoruz. Aksine onun sorusu, kabul edilebilir bir soru olan, bu şeylerin neden başına geldiğiydi.


Gördüğümüz kötülükler karşısında sorular sormamız çok doğal. Bu kötülüklere rağmen Allah’ın iyiliğine güvenmeyi nasıl öğrenebiliriz?


Salı


19 Ekim


İkilem


Eyüp kitapçığından aşağıdaki ayetleri oku. Eyüp boğuştuğu mesele nedir? Sormadığı soru nedir? Eyüp 6:4–8, Eyüp 9:1–12.


Dünkü derste belirttiğimiz gibi, Allah’ın varlığı konusu Eyüp kitapçığında hiçbir zaman ele alınmadı. Aksine, Eyüp’ün sorusu neden bu denemelerden geçiyor olduğuydu. Başına gelen bunca şeye bakacak olursak, özellikle de Allah’a inanan biri olduğu için, bu kesinlikle haklı bir soruydu.


Örneğin, ateist biri denemelerden geçiyor olsaydı, onun için neden sorusunun cevabı nispeten basit ve açık olurdu. Bizim hakkımızda hiçbir şeyi umursamayan, anlamsız ve amaçsız bir dünyada yaşıyoruz. Bu yüzden, etrafımızdaki sert, soğuk ve umursamaz doğal güçlerin ortasında, bazen amaçsız denemelerin kurbanı oluyoruz. Nasıl olabilir? Hayatın kendisi bir amaca hizmet etmiyorsa, hayata eşlik eden denemeler de aynı şekilde anlamsız olmalı.


Birçokları bu cevabı yetersiz ve umutsuz bulurken, Tanrı’nın olmadığı önkabulüne göre kesinlikle bir anlam ifade ediyor. Öte yandan, Eyüp gibi birisi için ikilem daha farklı.


Eyüp 10:8–12 ayetlerini oku. Bu ayetler Eyüp’ün boğuştuğu korkunç soruları anlamamıza nasıl yardımcı oluyorlar?


Evet, Eyüp, Allah’a inanan birçok kişinin geçmişte boğuştuğu ve halen boğuşmaya devam ettiği soruyla boğuşuyor: Allah varsa, iyi ve sevgi dolu bir Tanrı’ysa, insanlar neden yaşamlarında acı çekiyorlar? Neden Eyüp gibi “iyi” insanlar bile, genellikle hiçbir değer üretmeyen bu denemelerden ve felâketlerden geçiyorlar? Tekrar, evren tanrısız olsaydı, cevap insanların yalnızca atomlar ve moleküllerin kazara ortaya çıkardığı yan ürünler olduğu, tamamıyla materyalist bir evrende yaşamanın kısaca böyle bir şey olduğu olurdu.


Eyüp bundan daha iyisini biliyordu. Biz de öyle; ikilem bu yüzden.


Çarşamba


20 Ekim


Tanrı’nın İyiliği


Romalılar 3:1–4 ayetlerini oku. En yakın bağlamda konu Allah’ın antlaşma halkından bazılarının sadakatsizliği olsa da, Pavlus’un burada bahsettiği daha büyük mesele nedir? Pavlus Allah hakkında ne diyor?


Mezmur 51:4 ayetinden alıntı yapan Pavlus, Rabb’in Kendisinin “sözlerinde doğru çıkacağını ve yargılandığında davayı kazanacağını” söylüyor (Rom. 3:4). Sunulan fikir Kutsal Yazılar’da çeşitli yerlerde ortaya çıkan bir temadır. Teodise (Tanrı’nın iyiliği/haklı çıkarılması) olarak adlandırılır, kötülük karşısında Allah’ın iyiliğinin anlaşılması sorunudur. Tüm hafta boyunca işlediğimiz, binlerce yıllık bir sorudur. Aslında büyük mücadelenin tamamı gerçekten teodisedir. Dünyada ortaya çıkan kötülüklere rağmen, insanların önünde, meleklerin önünde, tüm evrenin önünde Allah’ın iyiliği gösterilecektir.


“Uzun zamandır süren mücadeledeki her gerçek ve yanılgı sorusu artık açıklığa kavuşmuştur. İsyanın sonuçları, ilahî kuralları bir kenara atmanın meyveleri, yaratılan tüm akıllı varlıkların gözleri önüne serilmiştir. Allah’ın yönetiminin aksine, Şeytan’ın egemen oluşunun sonuçları, tüm evrene sunulmuştur. Şeytan’ın kendi işleri onu mahkûm etmiştir. Allah’ın bilgeliği, O’nun adaleti ve O’nun iyiliği, bütünüyle kanıtlanmış olarak ayakta durmaktadır. O’nun büyük mücadeledeki tüm ilişkilerini, Kendi halkının ebedî iyiliği ve Kendi yarattığı tüm dünyaların iyiliği için yürüttüğü görülmüştür.”—Ellen G. White, Büyük Mücadele, s. 670, 671 [Sevginin Zaferi, s. 146].


Günah ve acı dolu bir dünyaya batmış olarak bunu şu anda anlamamız zor olsa da (bizim için bile zorsa, Eyüp’ün ne düşünmüş olabileceğini hayal edin), her şey bittiğinde Allah’ın insanlara, Şeytan’a ve günaha karşı olan yaklaşımlarındaki iyiliğini, adaletini, sevgisini ve doğruluğunu görebileceğiz. Bu, dünyada meydana gelen her olayın iyi olduğu anlamına gelmez; açıkça görülüyor ki, öyle değil. Bu yalnızca, Allah’ın günahla mümkün olan en iyi yolla ilgilenmekte olduğu anlamına gelir; bu korkunç tecrübe sona erdiğinde ise “Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı, Senin işlerin büyük ve şaşılası işlerdir. Ey ulusların kralı, Senin yolların doğru ve adildir!” (Vahiy 15:3) diye haykırabileceğiz.


Şimdi bile, dayanılmaz görünen denemelerin arasında bile, Allah’ı övmek neden çok önemli?


Perşembe


21 Ekim


EK ÇALIŞMA: Hristiyan bir yazar ve inanç savunucusu olan C. S. Lewis, karısının ölümünü ve bu ölümü kabullenmekte yaşadığı zorluğu anlatan bir kitap yazdı. Kitabında şöyle yazdı:


“Allah’a inanmayı bırakma tehlikesi altında değilim (sanırım). Gerçek tehlike, O’nun hakkında böyle korkunç şeylere inanmaya başlamak. Korktuğum sonuç ‘Demek ki Tanrı yokmuş’ noktasına ulaşmak değil, ‘Demek ki Tanrı gerçekte böyleymiş. Artık kendini kandırma’ demek.”—A Grief Observed [Bir Kederin İncelemesi], s. 6, 7. Eyüp’ün de boğuştuğu soru buydu. Gördüğümüz üzere, o Allah’ın varlığından hiçbir zaman şüphe duymadı; onun boğuştuğu soru Allah’ın karakteriydi. Eyüp Rabb’e sadakatle kulluk etmişti. Eyüp “iyi” bir insan olmuştu. Bu yüzden başına gelenleri hak etmediğini biliyordu. Dolayısıyla, Allah’a inanan birçok kişinin felâketlerin ortasında sorduğu soruyu soruyordu: Allah gerçekten nasıldır? Büyük mücadele de tamamen bununla ilgili değil mi? Soru Allah’ın varlığı hakkında değil, O’nun karakteri hakkında. Ve büyük mücadelenin çözümünde çok fazla şeyin etkisi olsa da, Allah’ın Oğlu İsa’nın “bizim için kendisini güzel kokulu bir sunu ve kurban olarak Tanrı’ya sunduğu” (Ef. 5:2) çarmıhtaki ölümü, Yaratıcımız’ın gerçek karakterini evrene her şeyden daha çok göstermiştir. Çarmıh bize Allah’ın hepimizin güvenebileceği bir Tanrı olduğunu gösteriyor.


TARTIŞMA SORULARI:


Allah’a inanmayanlar açısından acılar sorunu üzerinde düşün. Gördüğümüz üzere, onlar imanlıların felâketlerle karşılaştıklarında boğuştuğu soruyla boğuşmak zorunda değil. Öte yandan, bir kez cevap almak, bir kez çözüm bulmak için nasıl bir umutları olabilir? Bu dünyada bizim de yaşadığımız bunca şeyi yaşamayı, sonra her şeyin mezarda bittiğine, ötesinde hiçbir şey olmadığına inanmayı hayal edin. Birçok inançsız insanın hayattan umudunu kesmesine veya hayata hiçbir anlam verememelerine şaşmamalı. Dünyevî literatür onların her şeyin ne kadar da anlamsız olduğuna dair haykırışları ve itirazlarıyla dolu. Öyleyse, geride bir takım zor sorular kalsa da, burada çektiğimiz acıların ortasında dahi imanımızdan nasıl umut çıkarabiliriz?


Allah’ın sevgisine ve O’nun karakterinin nasıl olduğuna dair bize verilen en güçlü açıklama olan Çarmıh üzerinde, şu anda düşünmek bizim için neden çok önemli? Acılara, felâketlere, anlaşılmaz kötülüklere battığımız zaman, Çarmıh bize Allah’ın karakteri hakkında ne söylüyor? Çarmıh gerçeğini her zaman göz önünde bulundurduğumuzda, şimdi karşılaştığımız şeylerin nihaî sonuçlarına ilişkin kendimiz için ne gibi umutlar çıkarabiliriz?


Cuma


*22–28 Ekim


Günü Lanetle


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyüp 3:1–10, Yuhanna 11:11–14, Eyüp 6:1–3, 7:1–11, Yakup 4:14, Eyüp 7:17–21, Mezmur 8:4–6.


HATIRLAMA METNİ: “Rabbimiz ve Tanrımız! Yüceliği, saygıyı, gücü almaya layıksın. Çünkü her şeyi Sen yarattın; hepsi senin isteğinle yaratılıp var oldu” (Vahiy 4:11).


Eyüp’ün hikâyesini okurken, iki belirgin avantajımız var: birincisi, hikâyenin nasıl bittiğini bilmek, ikincisi ise arka planı, sahnenin gerisinde süren evrensel çatışmayı bilmek.


Eyüp bunların hiçbirini bilmiyordu. Onun tek bildiği, hayatında geçinip giderken aniden felâket ardına felâketin, facia üstüne facianın üzerine çullandığıydı. Bundan sonra da “doğudaki insanların en zengini” (Eyüp 1:3) olan bu adam kül yığını içinde yas tutmaya ve kederlenmeye mecbur edilmişti.


Eyüp kitabını işlemeye devam ederken, Eyüp’ün yaşadığı kızgınlığı, kafa karışıklığını ve kederi daha iyi anlamamıza yardımcı olması için, kendimizi onun yerine koymaya çalışalım. Aslında bir bakıma bu bizim için pek zor olmamalı, değil mi? Bu bizim Eyüp’ün yaşadıklarını yaşadığımız anlamına gelmez, ama düşmüş bir dünyada insan bedeninde doğanlar olarak, özellikle de Rabb’e sadakatle kulluk etmek ve O’nun gözünde doğru olanı yapmak istediğimiz zamanlarda, başımıza gelen felâketlerin ve acıların getirdiği kafa karışıklığını aramızda kim bilmez ki?


*29 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

23 Ekim


O Gün Yok Olsun


Eyüp’ün yerinde olduğunuzu hayal edin. Anlaşılmaz bir şekilde hayatınız, uğrunda çalıştığınız her şey, tüm başardıklarınız, Allah’ın size verdiği tüm bereketler yerle bir oluyor. Bu gerçekten hiç mantıklı gelmiyor. Ortada, iyi veya kötü, hiçbir sebep görünmüyor.


Yıllar önce bir okul otobüsü yoldan çıktı ve birçok çocuk öldü. Bir ateist bu konuda, anlamsız, amaçsız ve yönsüz bir dünyada böyle şeylerin beklenebileceğini söyledi. Böyle bir felâketin anlamı yok çünkü dünyanın kendisi anlamsız.


Fakat gördüğümüz üzere, böyle bir cevabın Allah’a inananlar için geçerliliği yok. Rabb’in sadık bir izleyicisi olan Eyüp için de bir geçerliliği yoktu. Peki cevap neydi, bu olayın açıklaması neydi? Eyüp’ün bir cevabı yoktu. Onun elindeki yalnızca çok büyük bir keder ve kaçınılmaz olarak ona eşlik eden bütün sorulardı.


Eyüp 3:1–10 ayetlerini oku. Eyüp kederini burada ilk olarak nasıl ifade ediyor? Onun söylediklerini kendimizle hangi şekilde bağdaştırabiliriz?


Hayat tabi ki Allah’ın bir armağanıdır. Biz yalnızca Allah bizi yarattığı için varız (Elç. 17:28, Va. 4:11). Başlı başına varoluşumuz, modern bilimi şaşkına çeviren bir mucizedir. Aslında bilim adamları “hayat”ın tanımının ne olduğu, hatta nasıl ortaya çıktığı, daha da önemlisi neden ortaya çıktığı konusunda tümüyle fikir birliği içinde bile değiller.


Gerçi ümitsizlik anlarında kim hayatın değerli olup olmadığını sorgulamamıştır ki? Şu anda talihsiz intihar vakaları hakkında konuşmuyoruz. Daha ziyade, Eyüp gibi hiç doğmamış olmayı dileyebileceğimiz zamanlara ne demeli?


Antik Yunan filozoflarından biri, ölüm haricinde bir kişinin başına gelebilecek en iyi şeyin hiç doğmamış olmak olduğunu söylemişti. Yani, hayat o kadar olabilir ki, hiç var olmasaydık daha iyi olurdu ve bu düşmüş dünyada insan hayatıyla birlikte gelen kaçınılmaz ızdıraptan korunmuş olurduk.


Hiç Eyüp’ün burada hissettiği gibi hissettin mi; yani hiç doğmamış olmayı diledin mi? Yine de, sonunda ne oldu? Tabi ki, daha iyi hissettin. Öyleyse, en zor anlarımızda bile, işlerin düzeleceğine dair umudumuzun ve beklentimizin olduğunu hatırlamak bizim için ne kadar da önemli.


Pazar


24 Ekim


Mezarda Dinlenmek


Eyüp 3:11–26 ayetlerini oku. Eyüp burada ne diyor? Ağıtına nasıl devam ediyor? Ölümle ilgili ne söylüyor?


Zavallı Eyüp’ün yaşadığı korkunç acıyı biz ancak hayal edebiliriz. Tüm malvarlığının yok edilmiş olması ve sağlığını kaybetmesi ne kadar zorsa, Eyüp bir de tüm çocuklarını kaybetti. Hepsini. Bir çocuk kaybetmenin acısını hayal etmek bile yeteri kadar zor. Eyüp hepsini kaybetti. Üstelik onun on çocuğu vardı! Ölmeyi dilemiş olmasına şaşmamalı. Tekrar, Eyüp’ün arka planda olanlar hakkında hiçbir fikri yoktu, gerçi bilse de kendini daha iyi hissetmezdi, değil mi?


Yine de Eyüp’ün ölüm hakkında söylediklerine dikkat edin. Ölmüş olsaydı, ne olacaktı? Cennette mutluluk mu? Allah’ın huzurunda olmanın sevinci mi? Meleklerle birlikte lir çalmak mı? Burada böyle bir teolojiden eser yok. Aksine, Eyüp ne diyor? “Çünkü şimdi huzur içinde yatmış, uyuyup dinlenmiş olurdum” (Eyüp 3:13).


Vaiz 9:5 ve Yuhanna 11:11–14 ayetlerini oku. Eyüp’ün söyledikleri, Kutsal Kitap’ın ölümden sonra ne olduğuna ilişkin öğrettiklerine nasıl uyuyor?


Burada, Kutsal Kitap’ın en eski kitapçıklarından birinde, “ölülerin durumu” diye adlandırdığımız öğretiye ilişkin belki de en eski ifadeyi görüyoruz. Eyüp’ün bu noktada istediği tek şey “dinlenmek”ti. Hayat birden bire o çok kadar zorlaşmış ve o kadar çok acı verici olmuştu ki, mezarda huzurlu bir dinlenme olarak bildiği şeyi, yani ölümü özlemişti. O kadar üzgündü, o kadar incinmişti ki, felâketler gelmeden önceki hayatında tattığı tüm sevinçleri unutmuş, daha doğarken ölmüş olmayı dilemişti.


Hristiyanlar olarak, kesinlikle gelecek için harika vaatlere sahibiz. Aynı zamanda, mevcut acıların ortasında, geçmişte yaşadığımız iyi zamanları hatırlayıp onlardan rahatlık ve teselli almayı nasıl öğrenebiliriz?


Pazartesi


25 Ekim


Başkalarının Acısı


Eyüp, 3. bölümde kaydedilen ilk ağıtını bitirdi. Sonraki iki bölümde, arkadaşlarından biri olan Elifaz Eyüp’e bir ders veriyor (buna gelecek hafta geri döneceğiz). 6. ve 7. bölümlerde, Eyüp acısı hakkında konuşmaya devam ediyor.


“Keşke kederim bir kere tartılsa ve felâketimle beraber teraziye konsa! Çünkü şimdi denizlerin kumundan daha ağır olurdu” (Eyüp 6:2, 3–KM). Eyüp burada acısını nasıl ifade ediyor?


Bu resim bize Eyüp’ün acısını nasıl algıladığı hakkında bir fikir veriyor. Eğer denizin tüm kumları terazinin bir tarafına, onun “kederi” ve “felâketi” diğer tarafına konsa, onun acıları tüm kumlardan daha ağır gelirdi.


Eyüp’ün acısı kendisi için bu kadar gerçekti. Ve bu sadece Eyüp’ün acısıydı, başkasının değil. Bazen “tüm insanî acıların toplamı” fikrini duyuyoruz. Ancak aslında bu gerçeği ifade etmiyor. Biz gruplar halinde acı çekmiyoruz. Başkasının değil, yalnızca kendi acımızı çekiyoruz. Biz yalnızca kendi acımızı, kendi kederimizi biliyoruz. Eyüp’ün acısı ne kadar büyük olsa da, herhangi birinin bilebileceğinden daha büyük değildi. Bazı iyi niyetli insanlar başka birisine “acını hissediyorum” diyebilir. Hissetmiyorlar; hissedemezler. Tüm hissettikleri başka birinin acısına karşılık olarak duyabilecekleri kendi acılarıdır. Ama bu sadece ve her zaman kendi acılarıdır, diğer kişinin değil.


İnsan kaynaklı olsun olmasın, birçok ölüme neden olan felâketlerin haberlerini alıyoruz. Ölü ve yaralı sayısı bizi şok ediyor. Böyle büyük bir acıyı zor hayal edebiliriz. Fakat Eyüp’te olduğu gibi, Aden Bahçesi’ndeki Adem ile Havva’dan dünyanın sonuna kadar günahkâr insanlığın her olayında olduğu gibi, gelmiş geçmiş tüm günahkâr varlıklar ancak kendi acılarını bilebilirler, daha fazlasını değil.


Tabi ki kişisel acıları asla küçümsemek istemiyoruz ve Hristiyanlar olarak elimizden gelen her zaman ve her yerde acının azaltılmasına yardımcı olmaya çağrıldık (bkz. Yakup 1:27, Matta 25:34–40). Yine de, dünyada ne kadar acı olursa olsun, hiçbir günahkâr insan bir kişinin çekebileceğinden daha fazla acıyı çekmeyeceği için ne kadar müteşekkir olsak azdır. (Sadece bir istisna var; 12. derse bakın).


İnsanî acıların sadece her bir bireyle sınırlandırılmış olması fikri üzerinde biraz daha düşün. Bu, sıkıntı verici insanî acılar konusuna başka bir yönden bakmana (olursa) nasıl yardımcı olur?


Salı


26 Ekim


Dokumacının Mekiği


Aşağıdaki konuşmayı hayal edin. İki kişi tüm insanlığın kaderi olan ölümden şikâyet ediyor. Yani, ne kadar iyi hayatlar yaşarlarsa yaşasınlar, ne başarırlarsa başarsınlar, hayat mezarda son bulacak.


Metuşelah bir arkadaşına “Evet” diye sızlandı. “En fazla 800–900 yıl yaşıyoruz, sonra ölüyoruz. Sonsuzluğun yanında 800 veya 900 yıl nedir ki?” (Bkz. Yaratılış 5).


Bugün bizim için yüzlerce yıl yaşamanın nasıl olabileceğini hayal etmek zor olsa da (Metuşelah, oğlu Lemek doğduğunda 187 yaşındaydı ve bundan sonra 782 yıl daha yaşadı), tufandan önce yaşayanlar bile ölüm gerçeğiyle karşılaşınca kendilerine kısa gibi görünen hayatın süresinden şikâyet etmiş olmalılar.


Eyüp 7:1–11 ayetlerini oku. Eyüp neden şikâyet ediyor? Ayrıca bkz. Mez. 39:5, 11; Yakup 4:14.


Eyüp’ün ölümden gelecek rahatlık ve teselliyi aradığını henüz görmüştük. Şimdi ise hayatın nasıl çabucak geçip gittiğine hayıflanıyor. Kısaca, hayatın zor, acı ve zahmetle dolu olduğunu ve ardından öldüğümüzü söylüyor. Burada sık sık karşılaştığımız bir muamma var: hayatın çok üzüntülü ve sefil olduğu zamanlarda bile nasıl çabucak akıp gittiğinden şikâyet ediyoruz.


Yedinci Gün Adventisti bir kadın, depresyonla mücadelesi, hatta intihar düşünceleri hakkında bir makale yazdı. Şöyle diyordu: “En kötüsü de, hayatımı ‘altı yıl uzatmama’ yardım edeceği kanıtlanmış bir yaşam biçimini sürdüren bir Adventist idim.” Bu pek anlam ifade etmiyordu. Tabi ki, acı ve ızdırap zamanlarında birçok şey anlamsız gözükür. Bazen, acılarımızın ortasında akıl ve mantık bir yana gider ve tek bildiğimiz acımız ve korkumuz olur, üstelik hiçbir umut görmeyiz. Gerçekten daha iyi bilen Eyüp bile (Eyüp 19:25) umutsuzluk içinde haykırdı: “Ey Tanrı, yaşamımın bir soluk olduğunu anımsa, gözüm bir daha mutluluk yüzü görmeyecek” (Eyüp 7:7). Ölüm ihtimaline daha önce hiç bu kadar yakın olmayan Eyüp, o anki yaşamı ne kadar perişan olursa olsun, varlığının ne kadar kısa süreli olduğundan şikâyet ediyordu.


İlk Günah, ölüm ve diriliş vaadi hakkındaki anlayışın, hayatının ne kadar hızlı geçtiğine dair soruya bakış açını nasıl şekillendirmeli?


Çarşamba


27 Ekim


“Mah Enoş?” (İnsan Nedir?)


Kendimizi tekrar Eyüp’ün yerine koyalım. Allah tüm bu şeyleri bana neden yapıyor, ya da bunların başıma gelmesine neden izin veriyor? Eyüp büyük resmi görmüş değil. Nasıl görebilir? O sadece etrafında olanları ve kendi başına gelenleri biliyor ve bunlardan hiçbir şey anlamıyor. Kim benzer bir durumda olmamıştır ki?


Eyüp 7:17–21 ayetlerini oku. Eyüp burada ne ifade ediyor? Hangi soruları soruyor? Durumunu göz önünde bulundurduğumuzda, bu sorular neden çok şey ifade ediyor?


Bazı âlimler Eyüp’ün Mezmur 8:4–6 ayetlerindeki ifadeleri alaya aldığını ileri sürmüşlerdir: “İnsan nedir ki, Sen onu anasın? Âdemoğlu nedir ki, sen onu arıyasın? Onu meleklerden biraz aşağı kıldın, izzet ve hürmet tacını da ona giydirdin. Ellerinin işleri üzerine ona saltanat verdin; bütün şeyleri [...] onun ayakları altına koydun” (KM; ayrıca bkz. Mez. 144:3, 4). Sorun şu ki, Eyüp kitapçığı Mezmurlar’dan çok daha önce yazılmıştı. Öyleyse bu durumda, belki de mezmurcu Eyüp’ün ağıtına cevap yazmıştır.


Her iki durumda da, “Mah enoş?” (İnsan nedir?) sorusu, sorabileceğimiz en önemli sorulardan biridir. Biz kimiz? Neden buradayız? Hayatlarımızın anlamı ve amacı nedir? Eyüp’ün durumunda, Allah’ın kendisini “hedef aldığına” inandığı için, Allah’ın neden kendisiyle uğraştığını merak ediyor. Allah çok büyüktür, O’nun yarattığı evren çok geniştir; Eyüp’le neden uğraşsın ki? Allah neden herhangi birimizle uğraşıyor ki?


Yuhanna 3:16 ve 1. Yuhanna 3:1 ayetlerini oku. Bu ayetler Allah’ın insanlıkla neden iletişim kurduğunu anlamamıza nasıl yardımcı oluyorlar?


“Yuhanna Baba’nın bizim mahvolan neslimize karşı sevgisinin yüksekliğini, derinliğini ve genişliğini gördüğünde, hayranlık ve saygıyla doldu. O bu sevgiyi ifade edecek uygun kelimeleri bulamıyor, fakat tüm dünyayı bunu görmeye çağırıyor: ‘Bakın, Tanrı çocukları olarak bilinelim diye, Baba bizlere nasıl bir sevgi gösterdi.’ Bu insana ne kadar da büyük bir değer veriyor! Günah nedeniyle insanoğulları Şeytan’ın tebaası oldular. Mesih’in sonsuz fedakârlığıyla ve O’nun adına imanla, Adem oğulları Allah’ın oğulları olurlar. Mesih, insan doğasına bürünerek, insanlığı yüceltiyor.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church [Kilise İçin Tanıklıklar] 4. cilt, s. 563.


Perşembe


28 Ekim


EK ÇALIŞMA: “Eşi benzeri görülmemiş bir şekilde bilim ve akılla aydınlatılmış bir çağda, Hristiyanların ‘iyi haberi’ gitgide daha az ikna edici olan fizikötesi bir yapı, birinin hayatını üzerine inşa edebileceği daha az sağlam bir temel ve psikolojik olarak daha az gerekli bir hale geldi. Tüm olay örgüsünün bütünüyle ihtimal dışı olduğu acı verici bir şekilde açığa çıkıyordu: Sonsuz ve ölümsüz Tanrı, belirli bir tarihsel zamanda ve yerde aşağılanarak idam edilmek üzere birden bire belirli bir insana dönüşmüştü. Tek ve kısa bir hayatın iki bin yıl önce, anlaşılamaz ölçüde geniş ve gayrişahsî evrendeki milyarlarca yıldızın arasından sadece birinin etrafında dönen, nispeten önemsiz bir parça olduğunu artık bildiğimiz bir gezegen olan dünyada, gözlerden uzak ve ilkel bir ulusun içinde yaşanmış olması, böylesine sıradan bir olayın muazzam bir evrensel veya sonsuz anlamının olduğu, mantıklı insanlar için artık ikna edici bir inanç olmamalı. Tüm evrenin, uçsuz bucaksız genişliğinin küçücük bir kısmıyla ilgilenmesi tamamen mantık dışıydı; o da herhangi bir “ilgisi” olduğunu varsayarsak. Tüm inanç açıklamalarının alenen, deneysel ve bilimsel olarak teyit edilmesine yönelik güncel taleplerin ışığı altında, Hristiyanlığın özü çürütülmüştür.”—Richard Tarnas, Passion of the Western Mind [Batılı Düşüncenin Tutkusu], (New York: Ballantine Books, 1991), s. 305. Bu düşüncedeki sorun nedir? Yazar neyi gözden kaçırıyor? Bu alıntı, “bilimin ve aklın” Allah’ın ve O’nun bize olan sevgisinin gerçekliğine ilişkin bilebileceklerinin sınırları hakkında bize ne öğretiyor? Bu, açıklanan gerçeğe, yani insanî “bilimin ve aklın” kendi kendilerine ulaşamayacakları gerçeğe duyulan ihtiyaç hakkında bize ne gösteriyor?


TARTIŞMA SORULARI:


Bir Hristiyan olarak “İnsan nedir” sorusunu nasıl cevaplardın? Senin cevabın Kutsal Kitap’ın Tanrısı’na inanmayanlarınkinden nasıl farklı olurdu?


Cormac McCarthy “Ölülerin ölümün ötesinde olduğu ne kadar da kesin” diye yazdı. “Ölüm yaşayanların yanlarında taşıdıkları bir şey.” Ölümden sonra ne olduğuna ilişkin anlayışımız, ölmüş olan sevdiklerimizle ilgili olarak bize neden teselli vermeli? Onların huzur içinde dinlendiğini, hayatın birçok acı ve sorunlarından kurtulduğunu bilmekten hiç olmazsa bir miktar teselli alamaz mıyız?


Sence neden birçok insan en feci şartlarda bile, hayatın ne kadar kötü olduğuna bakmadan, hayata sımsıkı sarılıyorlar?


Çarmıh’ın bize insanlığın değeri, hatta bir tek hayatın değeri hakkında ne öğrettiğini tartışın.


Cuma


*29 Ekim–4 Kasım


Lanet Sebepsiz mi?


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Mez. 119:65–72; Eyü. 2:11–13; Eyü. 4:1–21; Rom. 3:19, 20; 1Ko. 3:19; İbr. 12:5; Mat. 7:1.


HATIRLAMA METNİ: “Tanrı karşısında insan doğru olabilir mi? Kendisini yaratanın karşısında temiz çıkabilir mi?” (Eyüp 4:17).


Geçen hafta kendimizi, en azından olabildiği ölçüde, Eyüp’ün yerine koymanın önemini vurguladık. Bir bakıma bu çok zor olmamalı, zira hepimiz oradan geçtik; yani bir ölçüde hepimiz kendimizi anlamsız ve kesinlikle adaletsiz gözüken acılara gömülmüş olarak bulduk.


Dersin kalan kısmında bu bakış açısını devam ettirmeye çalışırken, hikâyedeki diğer insanların, yani Eyüp’ün acısını ve yasını paylaşmaya gelen adamların bakış açılarını bulmamız da gerekiyor.


Bu da çok zor olmamalı. Aramızda kim başkalarının acısını görmedi ki? Kim diğerlerinin acılarını ve kayıplarını teselli etmeye çalışmadı ki? Acıları bizim de kalplerimizi parçalayan kişilere söylenecek doğru sözleri bulmaya çalışmanın ne demek olduğunu kim bilmez?


Aslında Eyüp kitabının büyük bölümü, Eyüp’le bu adamlar arasında geçen, kendilerine çoğunlukla mantıklı gelmeyen şeylere anlam vermeye çalıştıkları konuşmalardan oluşmaktadır: sevgi dolu, güçlü ve önemseyen Allah tarafından yaratılmış bir dünyadaki bitmek bilmeyen insanî acılar ve felaketler.


*5 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

30 Ekim


Büyük Sorular


Eyüp kitabındaki olayların büyük kısmı ilk iki bölümde geçer. Burada gökle yer arasındaki perde kaldırılmış ve aksi halde bizden gizli kalacak olan tamamen farklı bir gerçeklik boyutuna bakmamız sağlanmıştır. Teleskoplarımız evrenin bizden ne kadar ötesini görebilse de, binlerce yıl önce, muhtemelen bugünkü Suudi Arabistan’da yer alan bir çölde yazılmış olan bu kitapta bize gösterilenleri açıklayabilmenin yanına bile yaklaşamadılar. Eyüp kitapçığı ayrıca doğaüstü âlemin, yani Allah’ın ve meleklerin âleminin, üzerinde yaşadığımız doğal dünyayla ne kadar yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor.


İlk iki bölümden sonra, Eyüp kitapçığının büyük kısmı TV dünyasında “konuşan kafalar” diye adlandırılan diyaloglardan oluşur. Bu durumda konuşan kafalar Eyüp ve hayatın ağır meselelerini, yani ilahiyat, acı, felsefe, iman, yaşam ve ölüm konularını konuşmaya gelen adamlar oluyor.


Eyüp’ün başına gelen her şeyi düşündüğümüzde, neden olmasın? Hayatın sıradan olaylarına ve günden güne yaşama meşgalesine kapılarak, büyük ve önemli soruların ne olduğunu unutmak kolaydır. Bizi ruhsal uyuşukluğumuzdan uyandırıp önemli sorular sormaya başlatmak için, bizim ya da başkalarının başına gelen bir felâket gibisi yoktur.


Mezmur 119:65–72 ayetlerini oku. Mezmurcu ne diyor?


Mezmurcu, kendisini etkileyen denemelerden çıkan iyiliği görebiliyordu. Kimi zaman, denemeler bizi ya Rabb’e geri yönlendirerek ya da bizi daha en başta O’na getirerek, kesinlikle gizli birer bereket olabilirler. Hayatlarında bir kriz noktasına gelip, ancak o zaman ya Allah’a geri dönen ya da ilk defa kendini O’na teslim eden kişilerin hikâyelerini kim duymamıştır ki? Denemeler ne kadar korkunç ve feci olsa da, bazen zamanla görebileceğimiz gibi iyilik için kullanılabilirler. Diğer zamanlarda nedensiz ve anlamsız gözükürler.


Geçmiş denenmelere bakıp, onlardan çıkan iyi şeyleri görmeyi nasıl başarabildin? Hiçbir iyilik getirmeyen denemelerle nasıl başa çıkıyorsun?


Pazar


31 Ekim


Masumlar Ne Zaman Mahvoldu?


Eyüp 2:11–13 ayetlerini oku. Bu kısım Eyüp’ün arkadaşlarının onun durumunu nasıl gördüğü hakkında bize ne diyor?


Bu adamlar Eyüp’ün başına gelenleri duyduklarında “sözleştiler” (Eyüp 2:11–KM); yani bir araya gelip arkadaşlarını görmeyi tasarladılar. Ayetler gördüklerinden şaşkına döndükleri ve onunla birlikte yas tutmaya başladıkları fikrini veriyor.


Metnin anlatımına göre, hiçbir söz söylemeden sessizce oturdular. Sonuçta, Eyüp’ün durumunda olan birisine ne söyleyebilirsiniz ki? Ancak ilk olarak Eyüp şikâyetlerini anlatmaya başlayıp konuştuğu zaman, bu adamların söyleyeceği çok şey vardı.


Eyüp 4:1–11 ayetlerini oku. Elifaz’ın Eyüp’e söylediklerinin ana fikri neydi?


Yas danışmanlığı üzerine bir kitaba iyi bir açılış yazılırsa, herhalde Elifaz’ın buradaki sözlerini içerirdi. Açılış bölümüne şu başlık verilebilirdi: “Kederli Bir Cana Söylenmemesi Gerekenler.” Her ne kadar bu adamların Eyüp’ün duygularını paylaştıkları anlaşılsa da, bu duygudaşlık ancak bir yere kadardı. Anlaşılan Elifaz için teolojik saflık basit bir teselliden daha önemliydi. Eyüp’ün çektiği sıkıntıları çeken bir kişinin yanına birinin gelip, esasen “Eh, sen bunu hak etmiş olmalısın, zira Allah adildir ve sadece kötüler böyle acı çeker” dediğini hayal etmek zor.


İnsan Eyüp’ün durumunda vaziyetin böyle olduğunu düşünse bile, bunu ona söylemenin ne yararı olurdu? Farz edin ki, aşırı hız yapan bir şoför trafik kazası geçirdi ve tüm ailesini kaybetti. Birisinin hemen onun yanına gidip, kederli adama o anda Tanrı seni hız yaptığın için cezalandırıyor dediğini düşünebiliyor musunuz? Elifaz’ın sözlerindeki sorun sadece şaibeli teolojisi değildi; daha büyük sorun, onun Eyüp’e ve yaşadıklarına karşı gösterdiği duyarsızlıktı.


İnsanların acı ve kayıpların arasında seni teselli ettiği bir zaman hakkında düşün. Ne söylediler? Bunu nasıl söylediler? Bu tecrübeden, birini teselli etme durumunda kaldığında sana yardım edebilecek ne öğrendin?


Pazartesi


1 Kasım


Bir Adam ve Onun Yaratıcısı


Elifaz giriş sözleriyle kesinlikle hiçbir nezaket ve sempati ödülü alamazdı. Esasen şunları söylüyordu: her şey yolunda giderken Eyüp için başkalarına ışık ve tesellici olmak kolaydı. Fakat şimdi kötülük kendi başına gelince “yılgınlığa düşüyor”du. Ancak öyle olmamalıydı. Allah adildir, dolayısıyla başımıza gelen kötülük hak edilmiştir.


Eyüp 4:12–21 ayetlerini oku. Elifaz Eyüp’e başka hangi tezi sunuyor?


Burada görülebilecek birçok etkileyici şey var, bu adamların, daha İsrail ulusunun doğuşundan önce, Allah’ın doğasını ve karakterini nasıl anladıkları bunlardan biri. Bu tüm kitap bize, gerçekten de ataların ve daha sonra İsraillilerin dışında başkalarının da Rab hakkında bir şeyler bildiklerini gösteriyor. Hatta burada Elifaz’ı Allah’ın karakterini savunmaya çalışırken görüyoruz.


Elifaz’ın “gece rüyalarında” duydukları, birçok yönden çok sağlam teolojiydi (bkz. Mez. 103:14; Yşa. 64:7; Rom. 3:19, 20). Biz insanlar kildeniz, geçiciyiz ve bir güve kadar kolay ezilebiliriz. Tabi ki bir de, hangi adam veya kadın Allah’tan daha doğru olabilir?


Öte yandan, Elifaz’ın sözleri basmakalıp ve yersizdi. Mesele Eyüp’ün Allah’tan daha iyi olup olmadığı değildi. Eyüp’ün şikâyeti bu değildi. O daha çok ne kadar feci durumda olduğunu ve ne kadar acı çektiğini söylüyordu, her nasılsa Allah’tan daha doğru olduğunu değil.


Ne var ki, anlaşılan Elifaz Eyüp’ün söylediklerinden bunları çıkarmıştı. Sonuçta, Allah adilse ve kötülük sadece kötülerin başına geliyorsa, demek ki Eyüp başına gelenleri hak edecek bir şey yapmıştı. Bu yüzden Eyüp’ün şikâyetleri haksızdı. Elifaz Allah’ı savunma hevesiyle Eyüp’e ders vermeye başlıyor. Allah hakkında bir tür bilgelik birikimine sahip olduğuna inanmasının yanında, Elifaz’ın bir şeyi daha vardı: duruşuna dayanak sağlayan bir çeşit doğaüstü vahiy. Ancak tek sorun, savunduğu duruşun konuyu gözden kaçırmasıydı.


Bu olaydan, bir duruşta haklı olsak bile onu en işe yarar ve en telâfi edici şekilde ifade edemeyebileceğimiz konusunda ne öğrenebiliriz?


Salı


2 Kasım


Aptalın Kök Salması


  1. bölümde, Elifaz savına devam ediyor. Söylediklerinin çoğu önceki bölümde söyledikleriyle aynı: kötülük ancak kötülerin başına gelir. Bunun doğru olmadığını bilen ve mevcut durumunu hak etmemiş olan Eyüp’e bu sözlerin nasıl hissettirmiş olabileceğini düşünün.

Fakat burada bir sorun var: Elifaz’ın burada söylediklerinin hepsi yanlış değil. Aksine, bu düşüncelerin birçoğu Kutsal Kitap’ın diğer bölümlerinde tekrarlanıyor.


Aşağıdaki ayetler Eyüp 5. bölümde ifade edilen duyguları nasıl yansıtıyor?


Mez. 37:10


Özd. 26:2


Luk. 1:52


1Ko. 3:19


Mez. 34:6


İbr. 12:5


Hoş. 6:1


Mez. 33:19


Kutsal Kitap’taki bu örnekler, 1. Yuhanna 2:16 ayetinde sayılan dünyevî değerlere göre yaşayan kişilerle bir araya geldiğimizde dikkatli olmamız gerektiğini ortaya koymaktadır. Dikkatli olmamız gerekmediğini veya dünyanın günahkâr ilkelerine kapılma tehlikesi olmadığını düşünmek, kendimizi kandırmak olur. Öte yandan, başkalarının yaşam tarzından olumsuz etkilenmemek için onlardan saklanırsak, başkalarına ne faydamız olur?


Bu bilgece ve dengeli tavsiyeyi unutmayın: “Şimdi, Hristiyan olma iddiasındakiler, ihtida etmemişlerle görüşmeyi reddedecek ve onlarla hiçbir şekilde iletişimde olmamaya mı çalışacaklar? Hayır, onlarla birlikte olmalılar, dünyadan olmayarak dünyada olmalılar, fakat onların hayat tarzlarını paylaşmamalı, onlardan etkilenmemeli ve kalplerini onların alışkanlık ve uygulamalarına açmamalılar. İlişkileri tamamen başkalarını Mesih’e çekme amaçlı olmalı.”—Ellen G. White, Selected Messages [Seçme Mesajlar], 3. kitap, s. 231.


Adventist olmayan kaç arkadaşın var? İlişkinizin niteliği nedir? Kim kimi daha fazla etkiliyor, sen mi onları yoksa onlar mı seni?


Çarşamba


3 Kasım


Yargıda Acele Etmek


Elifaz’ın Eyüp’e söylediklerinin çoğu doğruydu. Yani o Kutsal Kitap’ın daha sonraki kısımlarında ifade edildiğini gördüğümüz birçok doğru noktaya değindi. Fakat yine de, Eyüp’e verdiği cevapta son derecede yanlış bir şey vardı. Sorun söylediği şeyden çok, içinde söylediği bağlamdaydı. Söylediği şey doğruydu, fakat o durumda geçerli değildi. (Gelecek haftanın dersine bakın.)


Dünyamız karmaşık bir yer. Bir duruma bakıp, uygun olacağını düşündüğünüz birkaç basmakalıp söz, hatta Kutsal Kitap ayeti söyleyivermek kolay. Belki de uygunlar. Fakat genelde değiller. Ellen G. White’ın başımıza gelen şeyleri nasıl kendi başımıza getirdiğimize dair şu sözlerine bakın. “Kutsal Kitap’ın en açıkça öğrettiği gerçek, yaptıklarımızın bizim ne olduğumuzun sonucu olduğudur. Hayatın tecrübeleri büyük ölçüde kendi düşüncelerimizin ve davranışlarımızın ürünüdür.”—Education [Eğitim], s.146.


Bu derin ve önemli bir gerçektir. Ancak iyi niyetli bir azizin Eyüp’ün durumundaki birine gidip Ellen G. White’ın yukarıdaki ifadesini okuduğunu düşünebiliyor musunuz? (Maalesef, bazı durumlarda bunu düşünebiliriz.) Bu iyi niyetli aziz, onun yerine aşağıdaki tavsiyeyi yerine getirse ne kadar daha iyi olurdu? “Birçok kişi Allah’ın adaletini temsil ettiğini zannederken, O’nun şefkatini ve büyük sevgisini göstermekten bütünüyle geri kalıyor. Hoşgörüsüz ve sert davrandıkları kişiler, çoğunlukla ayartının stresi altındadır. Şeytan bu canlarla boğuşuyor, duydukları acımasız ve anlayışsız sözlerse cesaretlerini kırıp ayartıcıya esir düşmelerine neden oluyor.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti], s. 163.


Doğrusu, sıklıkla olduğu üzere, burada olanlarda Elifaz’ın ve Eyüp dâhil tüm diğer insanların bildiğinden çok daha fazlası var. Yani tüm doğru teolojisine rağmen, Elifaz’ın yargıda acele etmesi, durum göz önüne alındığında yapılacak doğru şey değildi.


Herhangi biriyle, özellikle de günah işlediğine inandığımız biriyle ilgilenirken aşağıdaki ayetleri neden her zaman gözümüzün önünde bulundurmalıyız? Mat. 7:1, 2; Rom. 2:1–3, 1Ko. 4:5.


Elifaz haklı olsaydı ve Eyüp tüm başına gelenlerden kendi sorumlu olsaydı bile, Elifaz’ın sözleri düşüncesizce ve vakitsizdi. Eyüp tüm insanlık için bir simgedir, zira hepimiz büyük mücadeleye yakalandık ve içinde acı çekiyoruz. Ayrıca bir noktada hepimizin şefkat ve anlayışa ihtiyacı var, vaaz dinlemeye değil. Elbette ki ders dinlemenin bir zamanı ve yeri var. Fakat bu, bir adamın kül içinde oturduğu, hayatının harap olduğu, çocuklarının öldüğü ve vücudunun yaralar içinde olduğu zaman değil.


Perşembe


4 Kasım


EK ÇALIŞMA: Gördüğümüz üzere, Elifaz Eyüp’e karşı anlayışsız değildi. Sadece onun anlayışı, gördüğü Allah’ın karakterini savunma gerekliliği karşısında ikinci plandaydı. Sonuçta, Eyüp korkunç bir acı çekiyordu ve Allah adildir; öyleyse Eyüp başına gelen şeyleri hak edecek bir şey yapmış olmalıydı. Elifaz tüm olanların Allah’ın adaletinden kaynaklandığı sonucuna vardı. Bu yüzden Eyüp şikâyet etmekte haksızdı.


Tabi ki Allah adildir. Fakat bu, bu düşmüş dünyada meydana gelen her durumda O’nun adaletini göreceğimiz anlamına gelmiyor. Gerçek şu ki, görmüyoruz. Adalet ve yargı gelecek, fakat hemen değil (Va. 20:12). İmanla yaşamanın anlamının bir kısmı, şu an burada eksik olan adaletin bir gün gösterileceğine ve tezahür edeceğine dair Allah’a güvenmektir.


Elifaz’da gördüğümüz şeyler, bazı yazıcıların ve Ferisilerin İsa’ya karşı davranışlarında da görülmektedir. Bu adamlar “imanlı” ve dindar olma arzusuna o kadar kendilerini kaptırmışlardı ki, Rabb’in Şabat günü iyileştirmesine olan kızgınlıkları (bkz. Matta 12) hastaların iyileştirilmelerinden ve acılarından kurtulmalarından ötürü duymaları gereken sevincin önüne geçmişti. Aşağıdaki ayette Mesih’in sözleri her ne kadar özel bir durum için olsa da, Allah’ı seven ve O’na düşkün olan bizim her zaman hatırlamamız gereken bir ilkeyi ortaya koyuyor: “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz nanenin, dereotunun ve kimyonun ondalığını verirsiniz de, Kutsal Yasa’nın daha önemli konularını –adaleti, merhameti, sadakati– ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden asıl bunları yerine getirmeniz gerekirdi” (Matta 23:23).


TARTIŞMA SORULARI:


Bir insanın şefkat ve anlayışa ihtiyaç duyduğu zamanla, ders alması, hatta belki de azarlanması gereken zaman arasındaki farkı nasıl anlarız? Günahlarından ve uygunsuz davranışlarından ötürü de olsa, acı çekenlerle ilgilenirken onlara şefkat ve anlayış göstermede aşırıya gitmek neden çoğunlukla daha iyidir?


Elifaz’ın 4. ve 5. bölümlerde Eyüp’e söylediklerini tekrar oku. Bu sözler hangi durumda burada olduğundan daha uygun olurdu?


Eyüp’ün arkadaşı olduğunu ve o kül içinde otururken onu görmeye gittiğini farz et. Ona ne söylerdin ve neden? Onun yerinde sen olsaydın, insanların sana ne demelerini isterdin?


Cuma


*5–11 Kasım


İntikamcı Ceza


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyü. 8:1–22, Eyü. 11:1–20, Yşa. 40:12–14, Yar. 6:5–8, 2Pe. 3:5–7.


HATIRLAMA METNİ: “Tanrının derin sırlarını anlayabilir misin? Her Şeye Gücü Yetenin sınırlarına ulaşabilir misin?” (Eyüp 11:7).


İnsanların çektiği acılar sorunu kesinlikle insanlığı yıldırmaya devam ediyor. Bu hayatta kötüler ceza almadan yaşarken, “iyi” insanların büyük felâketler içinde acı çektiğini görüyoruz. Bir kaç yıl önce Why Do Bad Things Happen to Good People? [İyi İnsanların Başına Neden Kötü Şeyler Gelir?] adında bir kitap çıktı. Bu soruna tatmin edici bir yanıt vermek için binlerce yıldır gerçekleştirilen pek çok girişimden biriydi. Fakat veremedi. Diğer pek çok yazar ve düşünür, insanların çektiği acıları kabullenebilme çabasıyla yazdılar. Doğru cevapları bulmuş görünmüyorlar.


Bu konu tabi ki Eyüp kitabının konusudur ve konu içinde Eyüp gibi “iyi” insanların bile bu dünyada neden acı çektiklerini incelemeye devam edeceğiz. Eyüp kitapçığıyla diğer kitaplar arasındaki en önemli fark, Eyüp kitapçığının acıya (kitapçıkta bunu bol miktarda görmemize rağmen) insani bakış açısıyla değil, Kutsal Kitap olduğu için, Allah’ın bakış açısıyla bakıyor olmasıdır.


Bu hafta perişan haldeki Eyüp’e gelmiş olan adamların konuşmalarının devamını okuyacağız. Onlardan, özellikle de (başkalarının da yaptığı gibi) acı sorununa çare bulmaya çalışırken yaptıkları hatalardan, ne öğrenebiliriz?


*12 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

6 Kasım


Daha Fazla Suçlamalar


Eyüp, Elifaz’dan dinlediği ders yetmezmiş gibi, şimdi de Elifaz’ın dediklerine benzer şeyler söyleyen Bildat’ın dersiyle karşı karşıyaydı. Ne yazık ki Bildat Eyüp’e karşı Elifaz’dan daha kaba ve daha sertti. Çocukları ölen birine gidip “Oğulların O’na karşı günah işlediyse, isyanlarının cezasını vermiştir” (Eyüp 8:4) dediğinizi düşünün.


Bu ironik, zira Eyüp kitapçığının ilk bölümünde (Eyüp 1:5) Eyüp’ün tam da bu nedenle, çocuklarının günah işlemesi ihtimaline karşı kurbanlar sunduğu açıkça belirtiliyor. Dolayısıyla, burada (Eyüp’ün eylemlerinde görülen) lütuf anlayışıyla, sert ve intikamcı bir yasacılığı ortaya koyan Bildat’ın giriş sözleri arasında bir tezat görüyoruz. Daha da kötüsü, Bildat bu şekilde konuşarak Allah’ın karakterini savunmaya kalkışıyor.


Eyüp 8:1–22 ayetlerini oku. Bildat’ın iddiası nedir ve ne kadar doğru konuşuyor? Yani, en yakın bağlamı göz ardı ederek sadece ifade edilen duygulara baksan, onun sözlerinde (varsa) ne gibi bir yanlışlık bulabilirdin?


Onun burada söylediklerinin çoğunda kim yanlışlık bulabilir? “Çünkü biz daha dün doğduk, bir şey bilmeyiz. Yeryüzündeki günlerimiz sadece bir gölge” (Eyüp 8:9). Bu çok güçlü, doğru ve Kutsal Kitap’ın geri kalanına uygun (Yakup 4:14). Ya da, umudunu dünyasal şeylere dayayan tanrısız insanın aslında “örümcek ağı”ndan (Eyüp 8:14) daha zayıf bir şeye güvendiğine yönelik uyarısının nesi yanlış? Bu Kutsal Kitap’a olabildiğince uygun bir düşünce.


Belki de en büyük sorun, Bildat’ın Allah’ın karakterinin sadece bir yanını göstermesidir. Bu, yolun iki kenarındaki hendeklerin birinde olmaya bir örnektir. Her ikisi de gerçekten olmanız gereken yer değildir. Örneğin birileri sadece yasa, adalet ve itaate odaklanabilirken, başka birileri lütuf, bağışlama ve kefarete odaklanabilir. Her iki aşırı vurgu da çoğunlukla Allah’ın ve gerçeğin bozuk bir resmine götürür. Burada benzer bir problem görüyoruz.


İnsanlar olarak biz her zaman teolojimizde ve başkaları ile ilişkilerimizde yasa ile lütuf arasında dengeyi bulmak için çabalamalıyız. Ancak bir tarafa ya da diğer tarafa yönelerek hata yapacak olsan (insanlar olarak sonunda yapıyoruz da), başkalarının hatalarıyla ilgilenirken hangi tarafa doğru hata yapmak iyidir ve neden?


Pazar


7 Kasım


Günahlarının Hak Ettiğinden Daha Az


“Tanrı’nın derin sırlarını anlayabilir misin? Her Şeye Gücü Yeten’in sınırlarına ulaşabilir misin? Onlar gökler kadar yüksektir, ne yapabilirsin? Ölüler diyarından derindir, nasıl anlayabilirsin. Ölçüleri yeryüzünden uzun, denizden geniştir.” (Eyüp 11:7–9; ayrıca bkz. Yşa. 4:12–14). Burada hangi gerçek ifade ediliyor ve bunu her zaman hatırlamamız neden önemlidir?


Buradaki sözler, Allah hakkında bilmediğimiz birçok şey olduğu ve O’nu kendi başımıza tüm arama çabalarımızın ardından hâlâ çok az şey bildiğimiz gerçeğinin güzel ifadeleridir. İlginç bir şekilde, yirminci yüzyılın en ünlü düşünürlerinden merhum Richard Rorty, esasen gerçekliği ve doğruyu hiçbir zaman anlamayacağımızı ve bu çabadan vazgeçmemiz gerektiğini söyledi. Rorty’ye göre, gerçeği anlamaya çalışmak yerine yapabileceğimiz tek şey onunla başa çıkmaktır. Ne kadar hayret verici: 2600 yıllık Batı felsefe geleneği, bu yenilgi ifadesiyle sonuçlanıyor. İçinde yaşadığımız gerçekliğin doğasını araştırırken bile karanlıkta kalıyorsak, o gerçekliği en başta yaratan ve ondan daha büyük olan Yaratıcı’yı “araştırarak” kim anlayabilir? Rorty esasen Kutsal Kitap’tan henüz okuduğumuz ayetleri onaylıyor.


Ancak bu sözler ne kadar derin olsa da, Eyüp’ün üçüncü tanıdığı olan Sofar’ın sözleridir ve o bu sözleri Eyüp’e karşı hatalı savının bir parçası olarak kullandı.


Eyüp 11:1–20 ayetlerini oku. Sofar’ın söylediklerinde doğru olan nedir, fakat savının genelinde yanlış olan nedir?


Birinin Eyüp gibi acı çeken birine gidip esasen hak ettiklerini çekiyorsun diyebilmesini anlamak çok zor. Hayır, aslında hak ettiklerinden azını çekiyorsun. Daha kötüsü, önceki ikisinin yaptığı gibi, tüm bunları Allah’ın karakterini ve iyiliğini aklama çabasıyla söylüyordu.


Bazen sırf Allah’ın karakteri hakkındaki gerçekleri bilmek onu otomatik olarak yansıtmamızı sağlamıyor. Allah’ın karakterini yansıtmak için başka neye ihtiyacımız var?


Pazartesi


8 Kasım


İlahî Ceza


Eyüp’ün üç arkadaşı şüphesiz Allah hakkında bazı bilgilere sahipti. O’nu savunma çabalarında da samimiydiler. Gördüğümüz üzere, Eyüp’e söyledikleri sözler (özellikle de bağlamı dikkate aldığımızda) yanlış yönlendirilmiş olsa da, bu adamlar çok önemli bazı gerçekleri ifade ediyorlardı.


Savlarının odak noktası, Allah’ın adalet Tanrısı olduğu, günahın kötüler üzerine ilahî ceza getirdiği, iyiliğin ise özel bereketler getirdiğiydi. Bu adamların hangi zamanda yaşadıklarını kesin olarak bilmesek de, Musa’nın Eyüp kitapçığını Midyan’da yazdığını kabul ettiğimizden, Çıkış’tan önce bir zamanda yaşadılar demektir. Büyük bir ihtimalle de Tufan’dan sonra yaşadılar.


Yaratılış 6:5–8 ayetlerini oku. Elifaz, Bildat ve Sofar’ın Tufan hakkındaki bilgilerinin ne ölçüde olduğunu bilmesek de, Tufan hikâyesi onların teolojisini nasıl etkilemiş olabilir?


Tufan hikâyesi günahın ilahî cezasına açık bir örnektir. Bu hikâyede Allah özellikle hak edenlerin üzerine doğrudan ceza getirir. Yine de burada bile Yaratılış 6:8 ayetinde görüldüğü üzere lütuf kavramı ortaya konmuştur. Ellen G. White da “gemiye vurulan her [çekiç] darbesinin insanlara vaaz ettiğini” yazdı.— The Spirit of Prophecy, vol. 1 [Peygamberlik Ruhu, 1. cilt], s.70. Yine de, bir ölçüde bu hikâyede bu adamların Eyüp’e verdikleri tavsiyelerin bir örneğini bulabiliriz.


Bu cezalandırıcı yargı fikri Yaratılış 13:13; 18:20–32, 19:24, 25 ayetlerinde nasıl görülüyor?


Elifaz, Bildat ve Sofar bu olaylar hakkında çok fazla bilgi sahibi olsa da olmasa da, Allah’ın doğrudan kötülük üzerine gelecek olan yargısının gerçekliğini ortaya koyuyorlar. Allah günahkârları öylece günahlarına terk edip günahın onları yok etmesine izin vermiyordu. Tufan’da olduğu gibi, Allah onların cezalarının doğrudan failiydi. O burada kötülerin ve kötülüğün yargılayıcısı ve yok edicisi işlevini görüyordu.


Her ne kadar Allah’ın sevgi, lütuf ve bağışlayıcılık karakterine odaklanmak istesek de (odaklanmalıyız da), O’nun adaletinin gerçekliğini de neden unutmamalıyız? Henüz cezalandırılmayan tüm kötülükleri düşün. Bu bize ilahî cezanın (ne zaman ve nasıl gelecek olursa olsun) gerekliliği hakkında ne söylemeli?


Salı


9 Kasım


Rab Yeni Bir Şey Yaratırsa


Doğruluğa karşılık verilen bereketler gibi, kötülük üzerine doğrudan gelen ilahî cezaların pek çok örneği, Eyüp kitapçığındaki karakterlerin ölümünden uzun zaman sonra Kutsal Yazı’da kaydedilmiştir.


Burada itaate karşılık olarak hangi büyük vaat verilmiş? Yas. 6:24, 25.


Eski Ahit, Allah’ın Kendi halkına O’na itaat ederlerse doğrudan vereceği bereket ve refaha ilişkin ardı ardına vaatlerle doludur. Dolayısıyla, burada bu adamların Eyüp’e söylediklerinde, Allah’a ve O’nun emirlerine itaat ederek imanlı ve doğru hayat yaşamak isteyenlere Allah’ın vereceği bereketlere ilişkin örnekleri görebiliriz.


Tabi ki, Eski Ahit aynı zamanda söz dinlemeyenler için doğrudan gelecek olan ilahî ceza hakkında ardı ardına uyarılarla da doludur. Eski Ahit’in büyük bölümünde, özellikle Sina dağında İsrail’le yapılan antlaşmadan sonra, Allah İsraillileri itaatsizliklerinin başlarına ne getireceği konusunda uyarıyor. “Ama Rabb’in sözünü dinlemez, buyruklarına karşı gelirseniz, Rab kralınızı cezalandırdığı gibi sizi de cezalandıracaktır” (1Sa. 12:15).


Çölde Sayım 16:1–33 ayetlerini oku. Bu olay ilahî cezanın gerçekliği hakkında ne öğretiyor?


İsyancıların bu olaydaki yok ediliş şekli, “günahın kendi cezasını getirdiği” fikrine artı bir puan olarak kaydedilemez. Bu insanlar günahları ve isyanları yüzünden Allah’ın doğrudan verdiği ilahî cezayla karşılaştılar. Bu durumda Allah’ın gücünün olağanüstü tezahürlerini görüyoruz; doğanın en temel yasaları bile değiştirmiş gibiydi. “Ama Rab yepyeni bir olay yaratırsa, yer yarılıp onları ve onlara ait olan her şeyi yutarsa, ölüler diyarına diri diri inerlerse, bu adamların Rabb’e saygısızlık ettiklerini anlayacaksınız” (Say. 16:30).


Buradaki “yaratırsa” sözcüğü, Yaratılış 1:1 ayetindeki “yarattı” sözcüğüyle aynı kökten gelir. Rab, isyancılar üzerine bu cezayı hemen ve doğrudan getirenin bizzat Kendisi olduğunu herkesin bilmesini istedi.


Çarşamba


10 Kasım


İkinci Ölüm


Cezalandırıcı yargının şüphesiz en büyük ve en güçlü tezahürü, Kutsal Kitap’ta “ikinci ölüm” (Va. 20:14) olarak adlandırılan kötülerin yok oluşu ile zamanın sonunda gerçekleşecek. Tabi ki bu ölüm, Adem’in soyundan gelen herkes için geçerli olan ölümle karıştırılmamalı. Bu ölüm, İkinci Adem olan İsa Mesih’in, zamanın sonunda doğru kişileri koruyacağı ölümdür (1Ko. 15:26). Aksine ikinci ölüm, Eski Ahit zamanında görülen diğer bazı cezalar gibi, tövbe ederek İsa’da kurtuluş bulmayan günahkârlara Allah’ın doğrudan verdiği cezadır.


  1. Petrus 3:5–7 ayetlerini oku. Allah’ın Sözü kaybolanların akıbeti hakkında bize ne diyor?

“Allah’ın ateşi gökten iner. Yer parçalanır. Derinliklerinde gizlenmiş olan silahlar dışarı çıkar. Her derin uçurumdan yakıp tüketen alevler fışkırır. Kayalar alev alır. Fırın gibi yanacak olan gün gelmiştir. Maddesel öğeler yanarak yok olur, yer ve yeryüzünde yapılmış olan her şey yanıp tükenir. Malaki 4:1; 2. Petrus 3:10. Yerin yüzeyi eriyik bir kütle, büyük, kaynayan bir göl gibidir. Tanrısızların yargılanmalarının ve mahvoluşlarının zamanıdır: “Rabb’in bir öç günü, Siyon’un davasını güdeceği bir karşılık yılı”dır. Yeşaya 34:8.”—Ellen G. White, Büyük Mücadele, s. 672, 673 [Sevginin Zaferi, s. 148].


Her ne kadar günah kendi cezasını getirse de, Eyüp kitapçığının ana karakterlerinin de söylediği gibi, günahı ve günahkârları bizzat Allah’ın cezalandırdığı zamanlar muhakkak vardır. Bu dünyadaki tüm acıların günahtan kaynaklandığı bir gerçektir. Fakat tüm acıların Allah’ın günaha verdiği ceza olduğu doğru değildir. Eyüp’ün durumunda ve diğer durumların birçoğunda olan bu değildi. Doğrusu, biz büyük mücadeleye dâhiliz ve bize zarar vermek için fırsat kollayan bir düşmanımız var. İyi haber şu ki, tüm bunların ortasında Allah’ın yanımızda olduğunu bilebiliriz. Karşılaştığımız denemelerin sebepleri ne olursa olsun, bu denemelerin mevcut sonuçları ne olursa olsun, Allah’ın sevgisinin güvencesine sahibiz. Bu sevgi öyle büyük ki, İsa bizim için çarmıha gitti ve yalnızca bu eylem tüm acıları sona erdirmeyi vaat ediyor.


Bir kişinin çektiği acının Allah’ın doğrudan cezalandırması olduğundan nasıl emin olabiliriz? Emin olamazsak, bu acı çeken kişiye karşı sergilememiz gereken en iyi yaklaşım nedir? Hatta bizim kendi acımıza bile?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Bu çeyrekte daha önce belirttiğimiz gibi, kendimizi hikâyedeki karakterlerin yerine koymak önemli, zira bu onların güdülerini ve eylemlerini anlamamıza yardımcı olabilir. Onlar bizim gibi sahnenin gerisinde devam eden savaşı görmediler. Kendimizi onların yerine koyarsak, Elifaz, Bildat ve Sofar’ın Eyüp’ün acısı konusunda yaptığı hatayı görmemiz zor olmamalı. Onlar gerçekten vermeye yetkin olmadıkları bir hüküm veriyorlardı. “İnsanların büyük felâketleri büyük suçların ve muazzam günahların kesin göstergesi olarak görmeleri çok doğaldır; fakat insanlar genelde karakteri böyle ölçerek hata yaparlar. Bizler cezalandırıcı yargı zamanında yaşamıyoruz. İyililerle kötüler karışık ve felâketler herkesin başına geliyor. Bazen insanlar Allah’ın koruyucu gözetim sınırını aşar, böylece Şeytan gücünü onlar üzerinde tatbik eder ve Allah buna müdahale etmez. Eyüp ızdırap içindeydi ve arkadaşları acılarının günahtan kaynaklandığını ona kabul ettirmeye ve kendisini suçlu hissettirmeye çalıştılar. Onun durumunu büyük bir günahkârın durumu olarak gösterdiler; fakat Rab sadık kulunu yargılamalarından ötürü onları azarladı.”—Ellen G. White Yorumları, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 3, s.1140. Acılar sorununun bütünüyle ilgilenirken dikkatli olmalıyız. Şüphesiz, bazı durumlarda anlamak daha kolay görünebilir. Birisi sigara içer ve akciğer kanseri olur. Ne kadar daha basit olabilirdi ki? Bunda sorun yok, peki tüm hayatı boyunca sigara içip hiç kanser olmayanlara ne demeli? Allah birini cezalandırıp diğerini cezalandırmıyor mu? Nihayetinde, Elifaz, Bildat ve Sofar gibi, biz de acıların neden geldiğini her zaman bilmiyoruz. Bir bakıma, bilip bilmememiz neredeyse fark etmez. Önemli olan gördüğümüz acılar karşısında ne yaptığımızdır. Bu üç adamın tamamen haksız olduğu nokta buydu.


TARTIŞMA SORULARI:


İşlerin şu anki gidişatına rağmen Allah’ın nihaî adaletine güvenebileceğimiz hakkında cezalandırıcı yargı gerçekliği bize ne öğretiyor?


Bu üç adam, acılar içindeki Eyüp’e tüm olanları gerçekten anlamadılar. Bu bir bakıma hepimiz için geçerli değil mi? İnsanların acılarının sebeplerini tam olarak anlamıyoruz. O halde, bunun farkında olmak acı çeken bu kişilere karşı daha fazla şefkat göstermemize nasıl yardımcı olmalı? Yukarıda belirtildiği gibi, doğrudan sebeplerini bilsek bile, bu ne kadar önemli?

Cuma


11 Kasım


*12–18 Kasım


Suçsuz Kanı


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyü. 10, Yşa. 53:6, Rom. 3:10–20, Eyü. 15:14–16, Eyü. 1:18–20, Mat. 6:34.


HATIRLAMA METNİ: “İman, umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır” (İbraniler 11:1).


Cezayir doğumlu yazar Albert Camus, insanların çektiği acılar sorusuyla boğuştu. Kitabı Veba’da, insanlara acı ve ızdırap getiren hastalıkları simgeleyen mecaz olarak bir veba salgınını kullandı. Tasvir ettiği bir sahnede vebaya yakalanıp korkunç bir şekilde ölen küçük bir çocuk vardı. Sonra bu trajediye tanık olan bir rahip orada bulunan bir doktora şöyle dedi: “Bu tür şeyler iğrençtir, zira insanî anlayışımızın ötesindedir. Fakat belki de anlayamadığımız şeyleri sevmeliyiz.” Öfkelenen doktor, çıkışır gibi yanıtladı: “Hayır, peder. Ben sevgiyi çok daha farklı görüyorum. Öleceğim güne kadar da çocuklara işkence edilen bir düzeni sevmeyi reddedeceğim.”—Albert Camus, Veba (New York: First Vintage International Edition, 1991), s. 218.


Bu sahne Eyüp kitabında gördüğümüzü yansıtır: basit bir çözümü olmayan meselelere basmakalıp ve yavan cevaplar. Eyüp de, buradaki doktor gibi, verilen cevapların eldeki gerçeğe uymadığını biliyordu. Dolayısıyla, önümüzdeki zorluk şu: Çoğu kez anlamsız gözüken şeylere anlam verecek cevapları nasıl bulabiliriz? Bu hafta bu arayışa devam edeceğiz.


*19 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

13 Kasım


Eyüp’ün İtirazı


Elifaz, Bildat ve Sofar’ın haklı oldukları bir nokta vardı: Allah kötülüğü cezalandırır. Ne yazık ki, bu nokta Eyüp’ün durumunda geçerli değildi. Eyüp’ün acıları intikamcı ceza örneği değildi. Allah onu Korah, Datan ve Aviram gibi günahlarından dolayı cezalandırmıyordu. Çoğu kez olabileceği gibi, Eyüp ektiğini de biçmiyordu. Aksine, Eyüp doğru bir adamdı; bunu bizzat Allah söylüyor (bkz. Eyüp 1:8), bu nedenle Eyüp başına gelenleri hak etmemekle kalmıyordu, hak etmediğini kendisi de biliyordu. Onun şikâyetlerini böylesi sert ve acı hale getiren budur.


Eyüp 10. bölümü oku. Burada Eyüp Allah’a ne diyor ve durumunu düşündüğümüzde bu sözleri neden çok şey ifade ediyor?


Büyük felâket zamanlarında, Allah’a inananlar benzer sorular sormadılar mı? Rab, beni yaratmakla neden uğraştın ki? Ya da, Bunu bana neden yapıyorsun? Ya da, Yaratılıp bununla karşılaşacağıma hiç doğmamış olsaydım daha iyi olmaz mıydı?


Tekrar, Eyüp’ün anlamasını daha da zorlaştıran şey kendisinin Allah’a sadık olduğunu bilmesiydi. O’na şöyle yakardı: “Kötü olmadığımı, Senin elinden beni kimsenin kurtaramayacağını biliyorsun” (Eyüp 10:7).


Burada anlaşılması güç bir ironi var: arkadaşlarının söylediğinin aksine, Eyüp günahından dolayı ızdırap çekmiyordu. Kitabın kendisi aksini öğretiyor: Eyüp burada kesinlikle sadık olduğu için acı çekiyordu. Kitabın ilk iki bölümü bu noktaya değiniyor. Eyüp’ün sebebin bu olduğunu bilmesine imkân yoktu, bilseydi bile büyük ihtimalle bu onun hoşnutsuzluğunu ve hayal kırıklığını daha da arttırırdı.


Eyüp’ün durumu ne kadar benzersiz olsa da, evrensel olan acı sorunuyla ilgili olduğu için evrenseldir de, bilhassa çekilen acı bir kişinin yapmış olabileceği her tür kötülüğe kıyasla çok daha büyük göründüğünde. Hız sınırını aşarak aşırı hız cezası almak bir şey, bunu yaparak birinin ölümüne neden olmak başka bir şeydir.


Haksız yere acı çektiğine inanan birine ne söyleyebilirsin?


Pazar


14 Kasım


Suçsuz Kanı mı?


“Masumların” acı çekmesine ilişkin soruyu sıklıkla duyarız. Hatta Kutsal Kitap, çoğunlukla başlarına gelen şeyleri hak etmeyen kişilerin saldırıya uğramaları, hatta öldürülmeleri bağlamında, “suçsuz kanı” ifadesini kullanır (Yşa 59:7, Yer. 22:17, Yoe. 3:19). Bu “suçsuz kanı” anlayışını kullanacak olursak, hepimizin bildiği üzere, dünyamız bunun birçok örneğiyle doludur.


Öte yandan, Kutsal Kitap insanın günahkârlığı ve yozlaşmışlığı gerçeğinden bahseder, bu da “masum” kelimesinin anlamıyla ilgili geçerli bir soruyu gündeme getirir. Herkes günah işlediyse, herkes Allah’ın yasasını çiğnediyse, gerçekten masum olan kimdir? Bir zamanlar birinin dediği gibi: “Doğum belgen suçunun kanıtıdır.”


Her ne kadar ilahiyatçılar ve Kutsal Kitap uzmanları insanın günahla olan ilişkisinin kesin mahiyetini yüzyıllar boyunca tartıştılarsa da, Kutsal Kitap günahın tüm insanları etkilediğini açıkça bildiriyor. İnsanın günahlı olduğu fikri yalnızca Yeni Ahit’te bulunmaz. Aksine, Yeni Ahit konuyu araştırırken Eski Ahit’te yazılanları ayrıntılı olarak açıklar.


Günahın gerçekliği hakkında aşağıdaki ayetler ne öğretiyor? 1Kr. 8:46, Mez. 51:5, Özd. 20:9, Yşa. 53:6, Rom. 3:10–20.


Kutsal Yazı’nın açık tanıklığının yanı sıra, Rabb’i kişisel olarak tanıyan, Allah’ın iyiliğinin ve kutsallığının bir işaretini görmüş olan herkes, insanın günahkâr olduğu gerçeğini bilir. Bu anlamda, aramızda kim (şimdilik bebekler ve çocuklar sorununu atlıyoruz) gerçekten “masum”dur?


Öte yandan, asıl konu bu değil. Eyüp bir günahkârdı; bu anlamda, çocuklarının masum olmadığı kadar kendisi de masum değildi. Yine de, başlarına gelen felaketleri hak etmek için ne yapmıştı, ya da çocukları ne yapmışlardı ki? Bu, acı çekme konusunda insanlık için nihaî soru olmasın? Arkadaşlarının “çamuru savunmalarının” (Eyüp 13:12) aksine, Eyüp başına gelenlerin hak ettiği şeyler olmadığını biliyordu.


İsa yalnızca anlayış göstermekle kalmamış, aynı zamanda bu anlayışı bir üst seviyeye taşımıştır: merhametli eylem. Tabii ki bizden de aynısını yapmamız isteniyor. Başka birisinin şanssızlığına herkes üzülebilir veya yakınlık duyabilir. Soru şu ki, bu yakınlık bizi hangi davranışı gerçekleştirmeye sevk ediyor?


Günahkârlığımızı acı verici hale getiren Allah’ı tanıma ve O’nun kutsallığını bilme tecrübesi, Çarmıh’a olan mutlak ihtiyacımızı görmemize nasıl yardımcı olur?


Pazartesi


15 Kasım


Adil Olmayan Sonlar


Eyüp 15:14–16 ayetlerini oku. Elifaz Eyüp’e hangi gerçeği gösteriyor?


Tekrar, bu kez tüm insanlığın günahkâr oluşu hakkında, Elifaz (diğerleri gibi) doğruyu söylüyordu. Günah dünya üzerindeki yaşamın evrensel bir gerçeğidir; acı da öyle. Yine bildiğimiz gibi, insanların çektiği tüm acılar nihayetinde günahın sonucudur. Allah’ın acıyı bize önemli dersler vermek için kullanabileceğine hiç şüphe yok. “Allah halkını her zaman sıkıntı ocağında denemiştir. Cüruf, Hristiyan karakterinin gerçek altınından ocak ateşinin kızgınlığında ayrılır.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 129 [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 63].


Ancak acıyla ilgili daha derin bir problem var. Bu acılardan iyi bir şey çıkmayan zamanlara ne demeli? Hemen öldürüldükleri için karakterlerindeki cüruf altından ayrılmayanların acılarına ne demeli? Gerçek Tanrı’yı tanımayıp ya da O’nun hakkında hiçbir şey bilmeyip acı çekenlere ne demeli? Acıların kendilerini yalnızca Allah’a karşı gücenmiş, kızgın ve nefret dolu bir hale getirdiği kişilere ne demeli? Bu örnekleri görmezden gelemeyiz ve basit şekilde formülleştirmeye çalışamayız; bu muhtemelen Eyüp’ü suçlayanlarla aynı hataları yapmamıza neden olurdu.


Ayrıca, orman yangınında diri diri yanarak korkunç bir şekilde ölen hayvanların sonundan nasıl bir iyilik doğabilir? Ya bir doğal afette ölen binlerce insan için ne demeli? Savaşta ölen siviller için ne demeli? Aileleriyle birlikte yok olup giderlerken, kendileri veya aileleri bundan ne gibi bir ders çıkarmış olabilirler? Ayrıca, sadece Eyüp’ün ölen on çocuğu için değil, “kılıçtan geçirilen” (Eyüp 1:15) veya göklerden yağan “Allah’ın ateşi” (Eyüp 1:16 – KM) ile diri diri yanan veya yine “kılıçtan geçirilen” (Eyüp 1:17) hizmetçileri hakkında da makul olarak sorular sorulabilir.


Eyüp’ün ve onu suçlayanlarının öğrenebileceği her neyse ve Şeytan Eyüp’ün bağlılığı sayesinde nasıl bir yenilgi alacaksa alsın, bu diğerlerinin sonu kesinlikle adil gözükmüyor. Gerçek şu ki, bu olanlar adil değil, haklı değil ve doğru değil.


Biz bugün benzer zorluklarla karşılaşıyoruz. Altı yaşında bir çocuk kanserden ölüyor, bu adil mi? 20 yaşında üniversite öğrencisi kız arabasından çekilerek tecavüze uğruyor, bu adil mi? 35 yaşında 3 çocuk annesi bir kadın trafik kazasında ölüyor, bu adil mi? 2011 Japonya depreminde ölen 19.000 kişiye ne demeli? Bu 19.000 kişinin tümü bunu adil bir ceza haline getiren bir suç mu işlemişti? Öyle değilse, onların ölümü de adil değildi.


Zor sorular bunlar.


Salı


16 Kasım


Her Günün Derdi...


Aşağıdaki ayetleri oku ve bunlarda bahsedilen kişilerin ansızın gelen sonlarını düşün. Sonra kendi kendine sor: Hayat onlara ne kadar adil davranıyordu?


Eyü. 1:18–20


Yar. 4:8


Çık. 12:29, 30


2Sa. 11:17


Yer. 38:6


Mat. 14:10


İbr. 11:35–38


Kutsal Kitap düşmüş dünyamızdaki hayat hakkında acımasız bir gerçeği yansıtıyor: kötülük ve acılar gerçektir. Yalnızca Allah’ın Sözü’nü üstün körü okunması, birkaç ayetin bağlamından koparılarak çekilmesi, buradaki hayatın adil, hakkaniyetli ve iyi olduğu, Allah’a bağlı kalırsak acıların gelmeyeceği fikrini verebilir. Şüphesiz sadık kalmak şimdiden büyük ödüller getirebilir, fakat bu sıkıntı ve acılara kesinlikle engel olacağı anlamına gelmez. Eyüp’e sorabilirsiniz. İsa, Mutluluk Vaatleri’yle başlayan Dağdaki Vaaz’ında, Allah’a neden güvenmemiz gerektiği ve ne yiyeceğimiz, içeceğimiz veya giyeceğimiz hakkında endişelenmemiz üzerine etkili bir konuşma yaptı. İsa doğadan örnekleri kullanarak, Allah’ın ihtiyaçlarımızı karşılamaktaki iyiliğine neden güvenebileceğimiz dersini verdi. Sonra da şu meşhur sözleri söyledi: “O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi [kötülüğü – Cosmades] kendine yeter” (Matta 6:34). Her günün derdi [kötülüğü] kendine yeter ifadesine dikkat edin. İsa kötülüğün (Grekçe “fenalık”, “ahlaksızlık” ve “şer” anlamına gelebilen sözcükten gelir) hayatlarımızda, hatta günlük hayatlarımızda varlığını inkâr etmiyordu. Hatta tam tersini yapıyordu. Günlük hayatlarımızda kötülüğün varlığını ve egemenliğini kabul ediyordu. Nasıl etmesin ki? Rab olarak O, dünyadaki kötülük hakkında hepimizin bilebileceğinden daha çok şey biliyordu, üstelik hepimiz kötülük hakkında hâlihazırda çok şey biliyoruz.


Kim hayatın ne kadar adaletsiz ve acı olabileceğini biraz olsun (belki de geniş ölçüde) tecrübe etmedi ki? İsa’nın kötülüğün gerçekliğini ikrar edişine odaklanmak, kötülüğün ortasında teselli ve güç bulmamıza nasıl yardımcı olabilir?


Çarşamba


17 Kasım


Görünmeyen Şeyler


Özdeyişler 3:5 ayetini oku. Bu çok bilinen bir ayet olsa da, özellikle incelediğimiz konular bağlamında, bizim için hangi çok önemli mesajı içeriyor?


Eyüp’ün durumu uç noktada olsa da, düşmüş dünyamızdaki insanî acıların üzücü gerçekliğini yansıtmaktadır. Bu gerçekliği görmemiz için Eyüp’ün, hatta diğerlerinin, Kutsal Kitap’taki hikâyelerini okumamıza gerek yok. Bunu tüm çevremizde görüyoruz. Hatta bir ölçüde bunu hepimiz yaşıyoruz.


“İnsanı kadın doğurur, günleri sayılı ve sıkıntı doludur. Çiçek gibi açıp solar, gölge gibi gelir geçer” (Eyüp 14:1, 2).


Öyleyse yine, boğuştuğumuz soru şu: bize anlamsız gözüken, masum kanı dökülen acıları nasıl açıklayabiliriz?


Eyüp kitapçığının ilk bölümlerinin gösterdiği ve Kutsal Kitap’ın başka bölümlerinin ortaya koyduğu üzere, Şeytan gerçek bir varlıktır ve çok acıların doğrudan veya dolaylı olarak nedenidir. Bu çeyreğin başlarında gördüğümüz gibi (ikinci derse bakın), büyük mücadele şablonu dünyamızdaki kötülük gerçeğiyle uğraşırken bize çok yardımcı olmaktadır.


Yine de, bazen meydana gelen olayların neden olduğunu anlamak zordur. Bazen (aslında çoğu zaman) olaylar hiçbir anlam ifade etmezler. Böyle zamanlarda, anlamadığımız olaylar olduğunda, Allah’ın iyiliğine güvenmeyi öğrenmemiz gerekir. Cevapların hemen ortaya çıkmadığı ve etrafımızdaki acı ve kötülüklerden hiçbir iyilik çıkmadığını gördüğümüz zamanlarda bile Allah’a güvenmeyi öğrenmeliyiz.


İbraniler 11:1 ayeti şöyle diyor: “İman, umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır.” Gördüğümüz şeylere bakarak, görmediğimiz şeyler için Allah’a güvenmeyi nasıl öğrenebiliriz? Şimdiye kadar Eyüp kitapçığından okuduklarımıza göre, Eyüp hangi anlamda bunu yapmayı öğrendi? Aynısını yapmayı biz nasıl öğrenebiliriz?


Perşembe


18 Kasım


EK ÇALIŞMA: Geçen Sebt gününün giriş kısmı, sadece acılar sorununa değil, acıların daha sorunlu hale getirdiği hayatın genel anlamı sorununa da cevaplar arayışı hakkında pek çok şey yazan Albert Camus ile başladı. Çoğu ateist gibi, o da çok yol alamadı. En ünlü sözü, ne kadar az yol aldığını gösteriyor: “Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir”—Le Mythe de Sisyphe [Sisifos Söyleni] (Çevirmen: Tahsin Yücel, Can Yayınları, 1997), s. 21. Muhakkak, insanî acılar sorusu kolay cevaplanacak bir soru değildir. Eyüp kitapçığı perdeyi çekerek bize aksi takdirde göremeyeceğimiz büyük bir resmi gösteriyor, fakat tüm bunları okuduğumuz zaman bile, kitap hâlâ birçok soruyu cevapsız bırakıyor.


Fakat acı çekme sorusuna Allahsız cevap arayanlarla, Allah’la birlikte cevap arayanlar arasında çok önemli bir fark var. Evet, kötülük ve acı karşısında Allah’ın varlığının getirdiği kaçınılmaz sorunlar yüzünden, Allah’ın varlığına inandığınız zaman acı ve ızdırap sorunu daha da zorlaşıyor. Öte yandan, biz Camus gibi ateistlerin sahip olmadığı şeye, cevap ve çözüm umuduna sahibiz. (Camus’nun hayatının sonlarına doğru vaftiz olmak istediğine dair bulgular var, ancak çok geçmeden trafik kazasında öldü.) Bizim umudumuz, “[Allah] onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı” (Vahiy 21:4). Bir kimse bu vaade veya Kutsal Kitap’taki diğer birçok vaade inanmıyorsa bile en azından şunu kabul etmelidir: burada çektiğimiz tüm zorluk ve sıkıntıların içinde, hiçbir anlamı olmayan bu hayatı yaşama ve sonsuza dek ölüp gitme beklentisinin aksine, şimdi bu umuda sahip olarak hayat ne kadar daha güzel olurdu.


TARTIŞMA SORULARI:


İnsanların kötülük sorunuyla ilgili olarak ortaya attıkları bir fikir şöyledir: Evet, dünyada kötülük var, ama iyilik de var ve iyilik kötülükten ağır basar. İlk soru şu olacaktır: İyiliğin kötülüğe ağır bastığını nerden bilebiliriz? Bu karşılaştırma nasıl yapılır? İkinci soru: Doğru olsa bile, bu fikir acılarının ortasındaki Eyüp’ün (veya diğerlerinin) ne işine yarar? Alman filozof Arthur Schopenhauer, bu dünyada şu anda iyi ve kötü arasında bir çeşit denge olduğu fikrini çürütmek için güçlü bir örnek kullandı. Şöyle yazdı: “Bu dünyada zevk acıya ağır basar, ya da en azından ikisi arasında bir denge vardır deniyor. Okuyucu bu ifadenin doğru olup olmadığını hemen görmek isterse, biri diğerini yemekte olan iki hayvandan her birinin hissettiklerini karşılaştırsın.” İyiliğin bir şekilde kötülüğü dengelediği fikrine nasıl karşılık verirdin?


Cuma


*19–25 Kasım


Umudun Haberleri


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Özd. 17:28, Eyü. 13:1–15, Yak. 2:20–22, 1Ko. 15:11–20, 1Pe. 1:18–20, Yar. 22:8.


HATIRLAMA METNİ: “Aslında bu benim kurtuluşum olacak. Çünkü tanrısız bir adam O’nun karşısına çıkamaz” (Eyüp 13:16).


İngiliz yazar William Hazlitt şöyle yazdı: “İnsan gülen ve ağlayan tek hayvandır; zira o olayların olduğu hali ve olması gereken arasındaki farka hayret eden tek hayvandır.”


Olaylar kesinlikle olması gerektiği gibi değil. Fakat İkinci Geliş vaadiyle yaşayan bir Hristiyan için, olayların nereye varacağına dair büyük bir umut var (2Pe. 3:13). Şu an günahla kararmış zihinlerimizle (1Ko. 13:12) hayal bile edemeyeceğimiz harika şeyler olacak. Bu, dar bir görüş ve bakış açısına sahip olan dünyaya bağlı zihnin uzun zaman önce kaybettiği bir umuttur.


Bu hafta Eyüp kitapçığında acı sorusunu incelemeye devam ederken, başına gelen adaletsiz, anlamsız ve haksız felâkete rağmen Eyüp’ün hâlâ umut sözleri söyleyebildiğini göreceğiz.


Bu umut neydi ve bizim de nasıl bir umudumuz olabileceğini söylüyor?


*26 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

20 Kasım


Yalan Düzenler


“Çenesini tutup susan ahmak bile bilge ve akıllı sayılır” (Özd. 17:28).


Eyüp hakkında ne söylenirse söylensin, bir tek acılarının içinde oturup arkadaşlarının ona yaptığı suçlamaları sessizce dinlemesi gerektiği söylenemez. Aksine, Eyüp kitapçığının büyük bölümü Eyüp’ün doğru ile yanlışın karışımı olduğunu bildiği şeylere karşı savunmalarından meydana gelmektedir. Gördüğümüz gibi, bu adamlar pek fazla zarafet ve anlayış göstermiyorlardı; Eyüp’ün başına gelenleri haklı göstermek için Allah adına konuştuklarını iddia ediyorlardı ve esasen Eyüp’ün başına gelenleri, hatta daha kötüsünü hak ettiğini söylüyorlardı! Bu düşünce dizilerinin her biri yeterince kötüydü; fakat üçü de (diğerleriyle birlikte) çok ileri gidiyordu, bu nedenle Eyüp onlara karşılık verdi.


Eyüp 13:1–14 ayetlerini oku. Eyüp burada kendisine söylenenlere karşılık verirken nasıl bir yaklaşım sergiliyor?


  1. bölümde, bu adamların Eyüp’ü ilk görmeye geldiklerinde yedi gün boyunca ona hiç bir şey söylemediklerini gördük. Nihayetinde ağızlarından çıkan ilk sözler düşünüldüğünde, belki de en iyi yaklaşım buydu. Eyüp kesinlikle böyle düşünüyordu.

Şuna da dikkat edin: Eyüp bu adamların yalan söylemekle kalmadıklarını, bir de Allah hakkında yalan söylediklerini belirtiyor. (Kitabın sonunda olanların ışığında bu çok ilginç [Bkz. Eyüp 42:7]). Gerçekten, yanlış şeyler söylemektense hiç konuşmamaları daha iyi olurdu. (Bunun ne kadar doğru olduğunu hangimiz tecrübe etmedik ki?) Ancak anlaşılan Allah hakkında yanlış şeyler söylemek çok daha kötü. Tabi ki ironik durum, bu adamların Eyüp’ün olanlar yüzünden yaptığı acı şikâyetlere karşı Allah’ı ve O’nun karakterini savunduklarını düşünmeleri. Eyüp bu şeylerin neden başına geldiğini anlayamadıysa da, bu adamların söylediklerinin onları “yalan düzenler” (Eyüp 13:4) haline getirdiğini anlayacak kadarını biliyordu.


En son ne zaman yanlış olan ve söylenmemesi gereken şeyler söyledin? Bu tecrübeden aynı hatayı tekrar yapmamayı nasıl öğrenebilirsin?


Pazar


21 Kasım


Beni Öldürse de


Bu çeyreğe başladığımızda hemen kitabın sonuna gittik ve olayların Eyüp için iyi sonuçlandığını gördük. Eyüp’ün, çektiği korkunç acıların ortasında bile, gerçekten umut edecek bir şeyi olduğunu gördük. Hatta yaşarken öğrendiğimiz üzere ve tüm kitabın (yani Kutsal Kitap’ın) sonunu bildiğimizden, Eyüp’ün aslında o zaman düşünebileceğinden çok daha fazla umut edebilecek şeyi olduğunu görebiliriz.


Fakat çocukları öldüğünde, mallarını ve sağlığını kaybettiğinde, Eyüp olayların nereye varacağını bilme imkânına sahip değildi. Bunun yerine bildiği şey, hayatın aniden çok çirkinleştiğiydi.


Aynı zamanda, hiç doğmamış veya rahimden çıkarken ölmüş olmayı dilediği acı ağıtlarının arasında bile, Eyüp hâlâ umuttan bahsediyordu ve bu umut Allah’a, şu an kendisine büyük haksızlık ettiğini düşündüğü aynı Tanrı’ya yönelikti.


Eyüp 13:15 ayetini oku. Bu ayette hangi umut gösterilmiş? Eyüp ne diyor?


“Beni öldürse bile O’na güvenim sarsılmaz” [YÇ, dipnot]. Ne kadar da güçlü bir iman ikrarı! Eyüp, başına gelen her şeye rağmen, büyük olasılıkla nihaî şeyin, başına gelmemiş tek şey olan ölümün gelebileceğini biliyordu; buna da Allah sebep olacaktı. Fakat bu gerçekleşse bile, Eyüp yine de Rabb’e güvenerek ölecekti.


“Mesih’in lütfunun zenginliği gözümüzün önünde bulundurulmalı. O’nun sevgisinin sağladığı dersleri hazine gibi biriktirin. İmanınız Eyüp’ün imanı gibi, “Beni öldürse bile O’na güvenim sarsılmaz” diyebileceğiniz bir iman olsun. Göksel Babanızın vaatlerine tutunun, sizinle ve hizmetkârlarıyla önceki ilişkilerini hatırlayın; zira ‘Allah’ı sevenlere bütün şeyler birlikte iyilik için işler.’”—Ellen G. White, The Advent Review and Sabbath Herald, 20 Ekim 1910.


Tamamen insanî bir açıdan baktığımızda, Eyüp’ün herhangi bir şeyi ümit etmek için hiçbir nedeni yoktu. Fakat gerçek şuydu ki, Eyüp tamamen insanî bir açıdan bakmıyordu. Öyle yapmış olsaydı, ne umudu olabilirdi ki? Aksine, o bu harika iman ve umut ikrarında bulunduğunda, bunu Allah’ı düşünerek ve O’na güvenme bağlamında yaptı.


Mantıken şöyle bir soru sorulabilir: Eyüp başına gelen her şeyin ortasında nasıl Allah’a imanını koruyabildi? Eyüp 1:1 ve Yakup 2:20–22 ayetlerini oku. Bu soruyu cevaplamaya nasıl yardımcı oluyorlar ve bu cevap Hristiyan yaşamımızda sadakatin ve itaatin önemi hakkında bize ne demeli? (13. derse bak.)


Pazartesi


22 Kasım


Umudun Haberleri


“Aslında bu benim kurtuluşum olacak. Çünkü tanrısız bir adam O’nun karşısına çıkamaz” (Eyüp 13:16). Bu ayet dün okuduğumuz ayetin hemen arkasından gelir. Bu ayet her şeye rağmen Eyüp’ün umudu olduğu ve umudunun Allah’a yönelik olduğu fikrini nasıl daha da fazla tasdik ediyor?


Öncekini takip eden ne kadar da ilginç bir satır. Eyüp ölecek olsaydı dahi, Allah onu öldürseydi dahi, kurtuluşu için yine de Allah’a güveniyordu. Bir açıdan bu tuhaf bir zıtlık olsa da, başka bir açıdan mükemmel anlam ifade ediyor. Ne de olsa, kurtuluş ölümden özgür kılınmaktan başka nedir? Ayrıca ölüm nedir ki; en azından kurtulanlar için, kısa bir dinlenme, bir anlık uyku ve ardından gelen sonsuz hayata diriliş değil mi? Bu sonsuz hayata diriliş umudu, binlerce yıldır Allah’ın tüm halkının büyük umudu değil mi? Eyüp’ün umudu da buydu.


  1. Korintliler 15:11–20 ayetlerini oku. Burada bize sunulan umut nedir? Bu umut olmasaydı, neden hiç umudumuz olmazdı?

Ayrıca, kurtuluşa ilişkin bu güçlü ikrardan sonra, Eyüp “hanef O’nun karşısına çıkamaz” diyor. Kökünün anlamı “saygısız” veya “tanrısız” olan bu sözcük İbranicede epey olumsuz anlamlar çağrıştırıyor. Eyüp kurtuluşunun yalnızca Allah’ta, yalnızca sadakatli bir itaat ile O’na adanmış bir hayatta bulunduğunu biliyordu. Bu yüzden kötü ve tanrısız adam, hanef, bu umuda sahip değildi. Eyüp büyük ihtimalle kendi “kurtuluş güvencesi”nden ne anladığını ifade ediyordu. Eyüp günahlara karşılık olarak içtenlikle hayvan kurbanları sunmuş olsa da, bunların önemini ne kadar anladığını bilmiyoruz. Çarmıh’tan önce, Eyüp gibi Rabb’in en sadık izleyicileri, kesinlikle Çarmıh’tan sonra yaşayan bizim sahip olabileceğimiz kadar bütüncül bir kurtuluş anlayışına sahip değildi. Yine de, Eyüp kendi kurtuluş umudunun yalnızca Rab’de bulunduğunu bilecek kadar bilgi sahibiydi ve bu kurbanlar bu kurtuluşun nasıl bulunduğunun bir ifadesiydi.


Salı


23 Kasım


Dünyanın Kuruluşundan Önce Var Olan Umut


Aramızda kim Eyüp’ün yaşadıklarını yaşayıp böyle güçlü bir umut ikrarında bulunabilir? Sözleri, imanlı ve itaatkâr yaşamının gerçekliğine ebedî bir tanıklıktır.


Eyüp’ün umudu vardı, zira o umut Tanrısı’na kulluk etmişti. Kutsal Kitap, Aden bahçesinde Adem ile Havva’nın günaha düşüşünden (Yaratılış 3) son günlerde Babil’in düşüşüne kadar (Vahiy 14:8) insanın günahkarlığına ilişkin onca kötü hikâyenin arasında dahi, umutla dolu, bu dünyanın sunduğunun ötesinde bir şeyin öngörüsüyle dolup taşan bir kitaptır.


“Dünya Mesih’in emrine verilmiştir ve Allah’ın tüm bereketleri O’nun aracılığıyla günahkâr insan soyuna gelmiştir. O, insan özdeşliğini almadan önce de, sonrasında olduğu gibi, Kurtarıcı’ydı. Günah ortaya çıkar çıkmaz, bir Kurtarıcı da vardı.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 210 [Sevgi Öğretmeni, s. 192]. Kurtarıcı ise, büyük Umut Kaynağımız’dan başka kim olabilir?


Aşağıdaki ayetler bugünkü dersimizde yer alan Ellen G. White’ın sözlerinde ifade edilen harika umudu nasıl onaylıyor? Ef. 1:4; Tit. 1:2; 2Ti. 1:8, 9; 1Pe. 1:18–20.


Bu ayetler bize Allah’ın ezelî bilgisiyle daha dünyanın yaratılışından önce insanlığın günaha düşeceğini bildiğine ilişkin muhteşem gerçeği öğretiyor. 2. Timoteos 1:9 ayetinin Grekçe aslında, bize “ezelî ve ebedî zamandan önce” Mesih İsa’da verilen lütufla çağrılmış olduğumuz söyleniyor. Bu bize “yaptıklarımıza göre değil” (o zaman var olmadığımıza göre zaten nasıl “yaptıklarımız” olabilir ki?) fakat İsa aracılığıyla verilen bir lütuftur. Daha biz var olmadan, Allah insanlığa sonsuz hayat umudu sunan bir tasarıyı uygulamaya koydu. Umut ona ihtiyacımız olduktan sonra ortaya çıkmadı; aksine, ihtiyacımız olduğunda hazır olması için zaten oradaydı.


Hristiyanlar olarak, umut bağlayacağımız ve umut edeceğimiz birçok şey var. Biz, bizi seven (Yu. 3:16), bizi kurtaran (Tit. 2:14), dualarımızı duyan (Mat. 6:6), bizim için aracılık eden (İbr. 7:25), bizi asla yüzüstü bırakmayacağı sözünü veren (İbr. 13:5), bedenlerimizi ölümden dirilteceğini (Yşa. 26:19) ve bize Kendisiyle birlikte sonsuz yaşam vereceğini (Yu. 14:2, 3) vaat eden bir Tanrı tarafından yaratılan bir evrende yaşıyoruz.


“Öyleyse buna ne diyelim? Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir?” (Rom. 8:31). Şu an karşılaştığın her türlü zorluğun ortasında dahi bu umudu nasıl sahiplenebilirsin?


Çarşamba


24 Kasım


Umudun Resimleri


Aşağıdaki ayetleri oku. Her biri nasıl bir umut ortaya koyuyor?


Yar. 3:15


Yar. 22:8


Lev. 17:11


Yu. 1:29


Gal. 2:16


Flp. 1:6


1Ko. 10:13


Dan. 7:22


Dan. 12:1, 2


Mat. 24:27


Dan. 2:44


Bu ayetlerde sunulan düşünce gelişimini takip et. Hepsi birlikte, Hristiyanlar olarak İsa’da sahip olabileceğimiz umut hakkında bize ne diyorlar?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Kutsal Kitap başından sonuna kadar harika umut sözleriyle doludur. “Bunları size, bende esenliğiniz olsun diye söyledim. Dünyada sıkıntınız olacak. Ama cesur olun, ben dünyayı yendim!” (Yuhanna 16:33). İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim. (Mat. 28:20). “Mesih bizim için lanetlenerek bizi Yasa’nın lanetinden kurtardı” (Gal. 3:13). “Doğu batıdan ne kadar uzaksa, o kadar uzaklaştırdı bizden isyanlarımızı” (Mez. 103:12). “Eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey bizi Rabbimiz Mesih İsa’da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir (Rom. 8:38, 39). “Ne zaman bulutlarda yay görünse, ona bakıp yeryüzünde yaşayan bütün canlılarla yaptığım sonsuza dek geçerli antlaşmayı anımsayacağım” (Yar. 9:16). “Bakın, Baba bizi o kadar çok seviyor ki, bize ‘Tanrı’nın çocukları’ deniyor! Gerçekten de öyleyiz. Dünya Baba’yı tanımadığı için bizi de tanımıyor” (1. Yuhanna 3:1). “Bilin ki Rab Tanrı’dır. Bizi yaratan O’dur, biz de O’nunuz, O’nun halkı, otlağının koyunlarıyız” (Mez. 100:3). Bu ayetler, Allah’ın kim olduğu ve bize ne sunduğu konusunda Kutsal Söz’de açıklananların sadece küçük bir bölümüdür. Kutsal Kitap’ta bize açıklananlar olmasaydı, hangi nedenlerle en ufak bir umudumuz olurdu ki?


TARTIŞMA SORULARI:


Bize umuttan bahseden diğer Kutsal Kitap ayetleri neler? Hangileri senin için özellikle önemli ve neden?


Yedinci Gün Adventist Kilisesi’nin kendine has doktrinleri arasında, hangisini bilhassa umut verici buluyorsun?


Kişisel denenmelerde ve hayatın zorluklarında, bazen felâketler içinde, Kutsal Kitap’ta bize sunulan umutla sevinmeyi nasıl öğrenebiliriz? Bize gösterilen bunca umuda rağmen, neden yaşadığımız olaylar sonucunda cesaretimizi yitirmek bu kadar kolay? Günlük hayatımızda bu umudu her zaman gözümüzün önünde bulundurup onunla sevinmek için ne yapabiliriz?


“Umut, iman ve Allah’a şükran sunmak hakkında konuşun. Mesih’te sevinçli ve umut dolu olun. O’nu övmek için kendinizi eğitin. Bu, ruh ve beden hastalıklarının harika bir ilacıdır.”—Ellen G. White, Mind, Character, and Personality [Zihin, Karakter ve Kişilik], cilt 2, s. 492. Rab’de umut dolu kalabilmemiz için övgü neden çok önemlidir?


Cuma


25 Kasım


*26 Kasım–2 Aralık


Elihu’nun Öfkesi


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyü. 13:28, Eyü. 28:28, Eyü. 32:1–5, Eyü. 34:10–15, Hez. 28:12–17, Eyü. 1–2:10.


HATIRLAMA METNİ: “Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse, yollarım da sizin yollarınızdan, düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir” (Yeşaya 55:9).


Böylece Eyüp’le bu üç adam arasındaki söz savaşı, kimi zaman etkili, güzel, derin ve doğru olan sözlerle devam ediyor. İnsanlar sıklıkla Eyüp kitapçığından, hatta Elifaz’ın, Bildat’ın veya Sofar’ın sözlerinden alıntı yapıyorlar. Bunun nedeniyse, defalarca gördüğümüz üzere, söyleyecek pek çok iyi şeyleri olması. Yalnızca bunları doğru yerde, doğru zamanda ve doğru durumlarda söylemediler. Bu bize, Süleyman’ın Özdeyişleri 25:11–13 ayetlerindeki güçlü gerçekleri öğretmeli:


Yerinde söylenen söz,


Gümüş oymalardaki altın elma gibidir.


Altın küpe ya da altın bir süs neyse,


Dinleyen kulak için bilgenin azarlaması da öyledir.


Hasatta kar serinliği nasılsa,


Güvenilir ulak da kendisini gönderenler için öyledir.


Böyle biri efendilerinin canına can katar.


Ne yazık ki, Eyüp’ün arkadaşlarından duyduğu sözler bunlar değildi. Aslında sorun gitgide daha da büyüyecekti, zira üç adamın onu suçlamaları yetmezmiş gibi, dördüncüsü de sahneye giriyordu.


*3 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

27 Kasım


Berbat Avutucular


Eyüp’ün güçlü iman ifadesinden sonra bile (Eyüp 13:15, 16) sözlü tartışma devam etti. Birçok bölüm boyunca anlatılan konuşmalarda, adamlar Allah, günah, ölüm, adalet, kötüler, bilgelik ve insanın faniliği konularında pek çok derin ve önemli soruyu tartışıp durdular.


Aşağıdaki ayetlerde hangi gerçekler ifade ediliyor?


Eyüp 13:28


Eyüp 15:14–16


Eyüp 19:25–27


Eyüp 28:28


Tüm bu bölümler boyunca, iki taraftan hiçbiri diğerinin iddiasını kabul etmeden, tartışmalar devam etti. Elifaz, Bildat ve Sofar, her biri kendi yolunda ve kendi gündemlerine sahip olarak, insanların hayatlarında hak ettiklerini buldukları iddialarından vazgeçmediler; dolayısıyla Eyüp’ün başına gelenler günahlarının adil cezası olmalıydı. Bu arada Eyüp, bu acıları hak etmediğinden emin olarak, başına gelen bu zalim kaderden yakınmaya devam etti. Durmadan tartıştılar, her “tesellici” boş ve anlamsız sözlerle Eyüp’ü, Eyüp’se onları suçlamaya devam etti.


Sonunda, Eyüp dâhil hiçbiri olanları anlamadı. Nasıl anlasınlar? Onlar her insan gibi çok kısıtlı bir bakış açısından konuşuyorlardı. Eyüp kitapçığından alacağımız bir ders varsa (özellikle bu adamların konuşmalarından sonra, bu ders artık çok açık olmalı), o da biz insanların Allah ve Allah’ın işleri hakkında konuşma iddiasında bulunurken alçakgönüllü olmamız gerektiğidir. Bazı gerçekleri, hatta pek çok gerçeği bilebiliriz, fakat bazen (bu üç adamda gördüğümüz gibi) bildiğimiz bu gerçekleri en iyi şekilde nasıl uygulayacağımızı bilemeyebiliriz.


Etrafındaki doğal dünyaya bak. En basit şeyler hakkında dahi bildiklerimizin ne kadar kısıtlı olduğunu neden tek başına bu bile bize gösteriyor?


Pazar


28 Kasım


Elihu’nun Girişi


Eyüp 26. bölümden 31. bölüme kadar, hikâyenin trajik kahramanı Eyüp bu üç adama son konuşmasını yapıyor. Belagatli ve tutkulu olmasına rağmen, esasen baştan beri ileri sürdüğü tezi tekrarlıyor: Başıma gelenleri hak etmedim. Bu kadar.


Yine, birçok kişi hak etmediği acıları yaşadığından, Eyüp insanlığın büyük bölümünü temsil ediyor. Birçok yönden en zor soru olan soru da şu: neden? Bazı durumlarda acılar sorununu cevaplamak nispeten kolaydır. İnsanlar açıkça kendi sıkıntılarına sebep olurlar. Fakat sıklıkla ve özellikle Eyüp’ün durumunda olan bu değildir, dolayısıyla acılar sorunu cevap bekler.


  1. bölümün sonlarında, Eyüp hayatında yaptığı hiçbir şeyin o an başına gelenleri haklı çıkaramayacağı bir yaşam sürdüğünden bahsediyordu. Bölümün son ayetinde şunu okuyoruz: “Eyüp’ün konuşması sona erdi” (Eyüp 31:40).

Eyüp 32:1–5 ayetlerini oku. Burada ne oluyor ve Elihu Eyüp ile diğer adamları neyle suçluyor?


Elihu’nun adı Eyüp kitapçığında ilk defa burada geçiyor. Anlaşılan uzun tartışmaların bir kısmını dinlemişti, fakat sahneye ne zaman girdiği bize söylenmiyor. Sonradan gelmiş olmalı, zira diğer üç adam ilk geldiğinde onlarla birlikte olduğundan bahsedilmiyor. Fakat bildiğimiz bir şey var ki, konuşmaların dinlemiş olduğu bölümlerinde işittiği yanıtlardan hoşlanmamış. Hatta bu beş ayette dört kez duydukları üzerine “öfkesinin” alevlendiği söyleniyor. Böylece, sonraki altı bölüm boyunca Elihu, tüm bu adamların Eyüp’ün başına gelen felâketten dolayı uğraştığı meseleler hakkında kendi açıklamalarını ve anlayışını vermeye çalışıyor.


Eyüp 32:2 ayetinde Elihu’nun “Eyüp kendini Tanrı’dan haklı gördüğü” için ona kızdığı bildiriliyor; oysa bu Eyüp’ün gerçek konumunun çarpıtılmasıdır. Bu bize başkalarının sözlerini yorumlarken ne kadar dikkatli olmamız gerektiği konusunda ne demeli? İnsanların söylediklerini en kötü şekilde yorumlamak yerine en iyi şekilde yorumlamaya çalışmayı nasıl öğrenebiliriz?


Pazartesi


29 Kasım


Elihu’nun Tanrı’yı Savunması


Elihu ve konuşması üzerine çağlar boyunca pek çok yorum yazıldı. Bazıları onu karşılıklı konuşmanın seyrini değiştiren başlıca bir dönüm noktası olarak görüyor. Yine de, Elihu’nun konuşmanın dinamiklerinin değiştirecek denli yeni veya ezber bozan bir şey söylediğini görmek kolay değil. Aksine, Eyüp’ün acılarının adil olmadığı suçlamasına karşı diğer üç adamın Allah’ın karakterini savunma çabasıyla kullandıkları tezleri büyük ölçüde aynen kullandığı görünüyor.


Eyüp 34:10–15 ayetlerini oku. Elihu burada hangi gerçekleri ifade ediyor? Bunlar diğer adamların daha önce söyledikleriyle nasıl benzerlik gösteriyorlar? Sözleri doğru olmasına rağmen, neden o anki durum için uygun değildi?


Belki Elihu ve diğer adamlarda görebileceğimiz şey korkudur; Allah’ın düşündükleri gibi olmaması korkusu. Onlar Allah’ın iyiliğine, adaletine ve gücüne inanmak istiyorlar; böylece Elihu Allah’ın iyiliği, adaleti ve gücü hakkındaki gerçekleri söylemekten başka ne yapıyor?


“Tanrı’nın gözleri insanların yolundan ayrılmaz, attıkları her adımı görür. Kötülük yapanların gizlenebileceği ne karanlık bir yer vardır, ne de ölüm gölgesi” (Eyüp 34:21, 22).


“Tanrı güçlüdür, ama kimseyi hor görmez, güçlü ve amacında kararlı. Kötüleri yaşatmaz, ezilenin hakkını verir. Gözlerini doğru kişiden ayırmaz, onu krallarla birlikte tahta oturtur, sonsuza dek yükseltir.” (Eyüp 36:5–7).


“Her Şeye Gücü Yeten’e biz ulaşamayız. Gücü yücedir, adaleti ve eşsiz doğruluğuyla kimseyi ezmez. Bu yüzden insanlar O’na saygı duyar, çünkü O, bilgeleri dikkate almaz” (Eyüp, 37:23, 24).


Tüm bunlar doğruysa, çıkarılması gereken tek mantıklı sonuç Eyüp’ün hak ettiklerini çekiyor olduğudur. Başka ne olabilir ki? Öyleyse Elihu, Eyüp gibi iyi bir adamın başına gelmiş böyle korkunç bir kötülük karşısında kendi Allah anlayışını korumaya çalışıyordu.


Hayatında imanın hakkında seni korkuya düşüren bir olayla karşılaştın mı? Nasıl karşılık verdin? Geriye dönüp baktığında, neyi farklı yapabilirdin?


Salı


30 Kasım


Kötülüğün Mantıksızlığı


Allah’a, adil bir Tanrı’ya inanan bu dört adam kendilerini bir ikilemde buldular: Eyüp’ün durumunu gerçekçi ve mantıklı bir yolla, Allah’ın karakteri hakkındaki kendi düşüncelerine uyumlu bir şekilde açıklama ikilemi. Ne yazık ki kötülüğü, en azından Eyüp’ün başına gelen kötülüğü anlamaya çalışırken, esasen yanlış olduğu ortaya çıkan bir tutum benimsemiş oldular.


Ellen G. White bu konuda etkili bir yorum sunuyor. “Günahın kökenini, varoluşu için bir neden belirtebilecek şekilde açıklamak imkânsızdır... Günah, varlığı hakkında hiçbir neden belirtilemeyen bir davetsiz misafirdir. Gizemli ve anlaşılmazdır; ona neden bulmaya çalışmak, onu savunmak olur. Onun için bir mazeret bulunabilse, ya da varlığının nedeni gösterilebilse, günah olmaktan çıkardı.”—Büyük Mücadele, s. 492, 493 [Sevginin Zaferi, s. 9, 10]. Ellen White günah sözcüğünü kullanıyor olsa da, bunu benzer anlamda başka bir sözcük olan kötülük’le değiştirdiğimizi farz edin. Böylece alıntı şu biçimde olabilirdi: Kötülüğün kökenini, varoluşu için bir neden belirtebilecek şekilde açıklamak imkânsızdır... Kötülük, varlığı hakkında hiçbir neden belirtilemeyen bir davetsiz misafirdir. Gizemli ve anlaşılmazdır; ona neden bulmaya çalışmak, onu savunmak olur. Onun için bir mazeret bulunabilse, ya da varlığının nedeni gösterilebilse, kötülük olmaktan çıkardı.


Felâketler geldiğinde genellikle insanlar şöyle söyler veya düşünür: “Bunu anlamıyorum.” Veya “Bu hiç mantıklı gelmiyor.” İşte Eyüp’ün başından beri şikâyet ettiği şey tam olarak buydu.


Eyüp ve arkadaşlarının kötülüğe anlam verememesinin iyi bir nedeni var: kötülüğün kendisi anlamsızdır. Kötülüğü anlayabilseydik, kötülük bize mantıklı gelseydi, akılcı ve gerçekçi bir plana uysaydı, bu durumda o kadar kötü olmazdı, o kadar üzücü olmazdı, zira o zaman gerçekçi bir amaca hizmet ederdi.


Şeytan’ın düşüşü ve kötülüğün kökeni hakkındaki şu ayetlere bak. Onun düşüşü ne kadar mantıklı? (Hez. 28:12–17).


İşte, mükemmel Allah tarafından mükemmel bir çevrede yaratılmış mükemmel bir varlık. Yüceltilmiş, bilgelikle dolu, güzelliği eksiksiz, değerli taşlarla bezenmiş, “Tanrı’nın kutsal dağında” olan “meshedilmiş bir keruv.” Yine de, kendisine o kadar çok verilmiş olmasına rağmen, bu varlık kendini kirletti ve kötülüğün kendisini ele geçirmesine izin verdi. Kötülüğün Şeytan’ı zehirlemesinden daha mantıksız ve daha saçma bir şey olabilir miydi?


Kötülüğün ne kadar saçma ve açıklanamaz oluşuna ilişkin senin tecrübelerin neler?


Çarşamba


1 Aralık


İmanın Zorluğu


Şüphesiz, Eyüp kitapçığının ana karakterleri, “her şeyi aynadaki silik görüntü gibi gören” (1Ko. 13:12) ölümlüler olarak, çok kısıtlı bir bakış açısıyla, ruhsal dünya bir yana, fiziksel dünyanın dahi doğası hakkında çok kısıtlı bir anlayışla düşünüyorlardı. Eyüp’ün başına gelen kötülük hakkında konuşan bu adamlardan (Eyüp dâhil olmak üzere) hiçbirinin, Eyüp’ün tüm sorunlarının doğrudan sebebi olan Şeytan’ın rolünü tartışmamaları da ilginç. Bilhassa Elihu’nun kendine güveniyle (bkz. Eyüp 36:1–4) ne kadar haklı olduklarından emin olmalarına rağmen, Eyüp’ün acılarını mantıkla açıklama girişimleri hep yetersiz kaldı. Tabi ki Eyüp onların çabalarının boşa çıktığını biliyordu.


Hikâyenin kozmik arka planı hakkındaki anlayışımızla dahi, Eyüp’ün başına gelen kötülükleri mantığa göre açıklamakta ne kadar başarılıyız? Eyüp 1. bölümden 2:10’a kadar ayetleri tekrar oku. Bize tüm açıklananlara rağmen, diğer hangi sorular cevaplanmadan kalıyor?


Eyüp kitapçığının ilk bölümleri sayesinde bu adamların hiçbirinin sahip olmadığı bir görüş açısına sahibiz. Yine de, şu an bile geriye anlaması zor bazı meseleler kalıyor. Gördüğümüz gibi, bu acıları ona kendi kötülüklerinin getirmesi bir yana, Allah’ın Eyüp’ü Şeytan’a örnek göstermesine tam olarak Eyüp’ün iyiliği neden olmuştu. Öyleyse adamın başına gelenlere onun iyiliği ve Allah’a sadık kalma isteği mi sebep olmuştu? Bunu nasıl değerlendiriyoruz? Eyüp ne olup bittiğini bilseydi bile “Allahım, lütfen başka birisini kullan. Benim çocuklarımı, sağlığımı ve mallarımı geri ver!” diye yakarmaz mıydı? Eyüp kobay faresi olarak kullanılmak üzere gönüllü olmadı. Kim olurdu ki? Öyleyse, Eyüp’ün ve ailesinin başına gelenler ne kadar adildi? Bu arada, Allah Şeytan’a karşı iddiasını kazanmış olmasına rağmen, Şeytan’ın yenilgiyi kabullenmediğini biliyoruz (Vahiy 12:12); öyleyse amaç neydi? Ayrıca, Eyüp’ün başına gelenlerin sonunda ortaya çıkan iyilikler ne olursa olsun, bunca insanın ölmesine ve Eyüp’ün yaşadığı acılara değer miydi? Bu sorular bizim açımızdan cevapsız kalıyorsa (aslında daha fazla cevap geliyor), Eyüp açısından cevapsız kalan tüm soruları bir düşünün! Yine de, Eyüp kitapçığından alabileceğimiz en büyük derslerden biri bu: görerek değil imanla yaşamak; Eyüp gibi olaylara anlam veremediğimizde ya da neden olduklarını açıklayamadığımızda dahi Allah’a güvenmek ve O’na sadık kalmak. Her şey tam ve mantıklı olarak açıklandığında imanla yaşamış olmayız. Eyüp gibi, çevremizde olup bitenlere anlam veremediğimiz anlarda bile Allah’a güvendiğimizde ve itaat ettiğimizde imanla yaşamış oluruz.


Ne olduklarını anlamadığın halde haklarında Allah’a güvenmen gereken şeyler neler? Cevaplara sahip olmadığın zamanlarda bile bu güveni nasıl inşa edebilirsin?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Yazar John Hedley Brooke, iman ve akıl sorunu hakkındaki bir tartışmada Alman filozof Immanuel Kant’tan (1724–1804) söz ederek, onun insan bilgisinin sınırlarını (bilhassa Allah’ın işleriyle ilgili olarak) anlama teşebbüsü hakkında yazdı. Kant’a göre “Allah’ın yöntemlerini insanların gözünde haklı çıkarma sorusu imanla ilgiliydi, bilgiyle değil. Kant, olumsuzluklar karşısında ilkeli duruşa örnek olarak, temiz vicdanından başka her şeyini kaybeden Eyüp’ü seçti. İlahi bir hükme boyun eğerek, kötü talihini mantıkla açıklamaya çalışan arkadaşlarının tavsiyelerine direnmekte haklıydı. Eyüp’ün duruşunun gücü ne şu an bildiğini biliyor olmasından kaynaklanıyordu: Allah’ın onun üzerine bu felâketleri dökerken ne yaptığını düşündüğü.”—Science and Religion [Bilim ve Din], (New York: Cambridge University Press, 2006), s. 207, 208. Eyüp kitapçığındaki adamlar, şimdi bir de Elihu, Eyüp’ün başına gelenleri basit bir sebep–sonuç ilişkisiyle açıklayabileceklerini sandılar. Sebep Eyüp’ün günahı, sonuç ise çektiği acılardı. Bundan daha açık, mantıklı ve teolojik olarak doğru ne olabilirdi ki? Fakat akıl yürütme biçimleri yanlıştı; gerçekliğin ve bu gerçekliği yaratan ve sürdüren Tanrı’nın, bizim Tanrı ve O’nun yarattığı dünya hakkındaki anlayışımıza uyması gerekmediğine etkili bir örnek.


TARTIŞMA SORULARI:


Gördüğümüz gibi, zavallı Eyüp’ün durumuna ve neden böyle olduğuna ilişkin tüm uzun konuşmalarda Şeytan bir kez bile anılmadı. Neden? Bu bize bildikleri tüm gerçeklere rağmen bu adamların anlayışlarının ne kadar kısıtlı olduğu hakkında ne söylüyor? Onların cahilliği, bildiğimiz tüm gerçeklere rağmen var olan kendi cahilliğimiz hakkında bize ne öğretebilir?


“Yapmamız gereken işlerin idaresini elimize aldığımızda ve başarı için kendi bilgeliğimize güvendiğimizde, Allah’ın bize vermediği bir yükü yüklenmiş oluruz ve bunu O’nun yardımı olmadan taşımaya çalışırız. ... Fakat Allah’ın bizi sevdiğine ve bize iyilik yapmak istediğine gerçekten inandığımızda, gelecek için endişe etmeyi bırakırız. Allah’a, bir çocuğun sevgi dolu ebeveynine güvendiği gibi güvenmeliyiz. Böylece sıkıntılarımız ve acılarımız yok olur, zira irademiz Allah’ın iradesinde erir.”—Ellen G. White, Bereket Dağından Düşünceler, s. 96, 97. Bu türden bir güveni ve imanı nasıl öğrenebiliriz? Yani, şu an yaptığımız, imanımızı zayıflatan ya da güçlendiren seçimler neler?


Cuma


2 Aralık


*3–9 Aralık


Kasırganın İçinden


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyü. 38–39, Yu. 1:29, Mat. 16:13, 1Ko. 1:18–27, Eyü. 40:1–4, 42:1–6, Luk. 5:1–8.


HATIRLAMA METNİ: “Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin? Anlıyorsan söyle.” (Eyüp 38:4).


Eyüp kitapçığındaki karakterlerin farklılıkları ne olursa olsun bir ortak noktaları vardı: hepsinin Allah hakkında, en azından kendi Allah anlayışları hakkında, söyleyecek çok şeyleri vardı. Gördüğümüz gibi, söylediklerinin birçoğuyla hemfikir de olabiliriz. Sonuçta şu sözlere kim karşı çıkabilir: “Ama şimdi sor hayvanlara, sana öğretsinler, gökte uçan kuşlara sor, sana anlatsınlar, toprağa söyle, sana öğretsin, denizdeki balıklara sor, sana bilgi versinler. Hangisi bilmez bunu Rabb’in yaptığını? Her yaratığın canı, bütün insanlığın soluğu O’nun elindedir.” (Eyüp 12:7–10)? Ya da buna: “Tanrı adaleti saptırır mı, Her Şeye Gücü Yeten doğru olanı çarpıtır mı?” (Eyüp 8:3)?


Eyüp’ün acıları bağlamında konuşulsa da, tartışmanın odak noktası Allah’tı. Gerçi ilk iki bölüm hariç, kitapçığın devamında Rab arka planda, gizli kaldı.


Fakat tüm bunlar değişmek üzereydi. Eyüp kitapçığındaki pek çok tartışmanın ve konuşmanın konusu olan Allah, şimdi Kendi adına konuşacak.


*10 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

4 Aralık


Kasırganın İçinden


Eyüp 38:1 ayetini oku. Burada tüm diğer konuşmalardan farklı olarak ne oluyor?


Aniden ve beklenmedik bir şekilde, Eyüp 2:6 (Rab, “Peki” dedi, “Onu senin eline bırakıyorum. Yalnız canına dokunma”) ayetinden beri ilk kez, Rab Eyüp kitapçığında ortaya çıkıyor.


Okuyucuyu Allah’ın bu aniden ortaya çıkışına hazırlayan hiçbir şey yok. Eyüp 37. bölüm Elihu’nun konuşmasıyla bitiyor, bundan hemen sonra okuduğumuz ise “Rab kasırganın içinden Eyüp’ü şöyle yanıtladı” (Eyüp 38:1). Bir anda, sanki diğer adamlar konu dışındaymış gibi, sahnede sadece Allah ve Eyüp var, en azından şimdilik.


Kasırga olarak çevrilen sözcük “fırtına” veya “bora” anlamındaki İbranice bir sözcükten gelir ve Allah’ın insanlara görünüşüyle bağlantılı olarak kullanılmıştır (bkz. Yşa. 29:6, Zek. 9:14). Bu aynı zamanda İlyas’ın göğe alınışı bağlamında kullanılan sözcüktür: “Rab İlyas’ı kasırgayla göklere çıkarmadan önce, İlyas ile Elişa Gilgal’dan ayrılıp yola çıkmışlardı” (2Kr. 2:1).


Her ne kadar bu “teofani” (Tanrı’nın insanlara görünür şekilde tezahür etmesi) hakkında fiziksel ayrıntılar verilmese de, Allah’ın Eyüp’le “ince, yumuşak bir ses”le (1Kr. 19:12) konuşmadığı açık. Aksine, Rab çok güçlü bir şekilde, kesinlikle Eyüp’ün ilgisini çeken bir şekilde Kendisini göstermişti.


Tabi ki bu Allah’ın düşmüş insanlığa Kendisini ilk gösterişi değildi. Kutsal Yazılar tekrar tekrar bize Allah’ın insanlara yakınlığını gösteriyor.


Aşağıdaki ayetler Allah’ın bize ne kadar yakın olabileceği konusunda ne öğretiyor? Yar. 15:1–6, Yar. 32:24–32, Yu. 1:29.


Kutsal Kitap bize Allah’ın dünyamızı yaratıp bizi kendi halimize bırakan, bizden uzak bir Tanrı olmadığı büyük ve önemli gerçeğini öğretiyor. Aksine, O bizimle yakın ilişkide olan bir Tanrı’dır. Acılarımız ve sıkıntılarımız ne olursa olsun, bu hayatta neyle karşılaşmış olursak olalım, Allah’ın yakında olduğu ve O’na itimat edebileceğimiz güvencesine sahibiz.


Allah’ın bize yakınlığına akıl ile inanmak bir şey; bu yakınlığı tecrübe etmek çok başka bir şey. Allah’a daha yakın olmayı ve bu ilişkiden umut ve rahatlık çıkarmayı nasıl öğrenebilirsin?


Pazar


5 Aralık


Allah’ın Sorusu


Eyüp için çok uzun gözükmüş olması muhtemel bir sessizlikten sonra, her ne kadar ilk söyledikleri Eyüp’ün duymayı beklediği şeyler olmasa da, Allah sonunda onunla konuşuyor.


Allah’ın Eyüp’e sorduğu ilk soru neydi ve bu soruda ne ima edilmişti? Eyüp 38:2.


Kutsal Kitap boyunca Allah’ın insanlara sorular sorduğunu görüyoruz. Allah bu soruları cevaplarını bilmediğinden sormuyor. Aksine, iyi bir öğretmenin hep yaptığı gibi, durum hakkında düşünmemizi, kendimizle yüzleşmemizi ve sorunlarla uğraşıp uygun sonuçlara varabilmemizi sağlamak için etkin bir yol olduğundan, Allah sorular soruyor. Öyleyse Allah’ın sorduğu sorular, anlamadığı bir şeyin Rabb’e öğretilmesi için değildir. Aksine, bunlar çoğunlukla insanların bazı şeyleri daha iyi anlamalarına yardımcı olması için sorulur. Allah’ın soruları insanların doğruya ulaşmaları için kullanılan retorik bir araçtır.


Allah’ın sorduğu aşağıdaki soruları oku. Sence Allah’ın bu soruları sorma amacı neydi? Hangi noktaya dikkat çekiyordu?


Yar. 3:11


Yar. 4:9


1Kr. 19:9


Elç. 9:4


Mat. 16:13


Eyüp’ün Allah hakkında söyleyeceği çok şey vardı ve anlaşılan Rab onun aslında Yaratıcı hakkında anlamadığı ve bilmediği pek çok şey olduğunu görmesini istedi. Allah’ın Eyüp’e soruduğu ilk soru, pek çok açıdan diğer adamların ona söylediği bazı sözlerle benzerlik taşıyor (bkz. Eyüp 8:1, 2; 11:1–3; 15:1–3).


Allah hayatının şu anki durumu hakkında sana bir soru sorsaydı, sence ne sorardı ve cevabın ne olurdu? Bu soru ve cevap sana kendin hakkında ne öğretiyor?


Pazartesi


6 Aralık


Yaratıcı Olarak Rab


Eyüp 38:4–41 ayetlerini oku. Allah Eyüp’e hangi soruları soruyor ve bu soruların amacı nedir?


Eyüp başına bu felâketlerin neden geldiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama beklemişse dahi, bunu alamadı. Aksine aldığı şey, yaratıcı güce sahip Allah’ı zavallı Eyüp’ün faniliği ve bilgisizliğiyle karşılaştıran, cevabı beklenmeyen sorular dizisi oldu.


Rab sözüne “Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin?” diye başlıyor (Eyüp 38:4). Yaratılış’ın en başından bazı imgeleri (yeryüzünün, denizin, ışığın ve karanlığın kökenleri gibi) hatırlattıktan sonra, Allah Eyüp’e (esasen) tabi ki bunların hepsini biliyorsun, “çünkü onlarla aynı zamanda doğmuştun! O kadar yaşlısın” diyor (bkz. Eyüp 38:21).


Bundan sonra Rab, sadece yeryüzünün temellerini değil, havanın, hatta yıldızların bile sırlarını kapsayan yeni bir cevabı beklenmeyen sorular dizisiyle, Yaratılış’ın harikalarına ve sırlarına işaret ediyor. “Ülker yıldızlarını bağlayabilir misin? Oryon’un bağlarını çözebilir misin?” (Eyüp 38:21). Sonra Eyüp’ün dikkatini insan anlayışından (Eyüp 38:36) yabani hayvanların hayatlarına kadar (Eyüp 38:39–41) her konuda tekrar yeryüzüne çekiyor; bu konu 39. bölüm boyunca çok daha ayrıntılı açıklanıyor. Kitapçık bugün yazılmış olsaydı Rab şunları sorabilirdi: “Proton ve nötronlarda temel parçacıkları kim bağlıyor?” “Ben ilk kez Planck kütlesini ölçerken sen neredeydin?” “Yerçekimi senin bilgeliğinle mi uzayı ve zamanı büker?”


Tüm bu soruların cevabı aynı: tabi ki hayır. Eyüp bu olayların hiçbiri sırasında orada değildi ve Rabb’in bahsettiği olaylar hakkında çok az bilgisi vardı. Allah’ın Eyüp’e göstermek istediği nokta, Eyüp’ün tüm bilgeliğine, bilgisine ve diğer adamların aksine Allah hakkında “doğruyu konuşmuş” (Eyüp:42:7) olmasına rağmen, hâlâ çok az biliyor olmasıydı. Onun bilgisizliği ise en çok yaratılmış dünya hakkındaki cahilliğiyle ortaya çıkıyordu.


Eyüp’ün yaratılış hakkındaki bilgisi bu kadar az idiyse, Yaratıcı’yı ne kadar anlayabilirdi ki? Yaratan ve yaratılan arasında, Allah ve insanlık arasında ne kadar da güçlü bir zıtlık. Her ne kadar Allah burada Kendisini Eyüp’le karşılaştırmış olsa da, bunu (İsa dışında) herhangi bir insanla da yapabilirdi. Allah’la karşılaştırıldığımızda neredeyiz? Buna rağmen, Allah’ın bizi kurtarmak ve bize Kendisiyle birlikte sonsuz paydaşlık umudunu sunmak için ne yaptığına bakın.


Salı


7 Aralık


Bilgelerin Bilgeliği


Bugünkü bakış açımızdan, Allah’ın Eyüp’e sorduğu sorulara bakarak, Eyüp gibi binlerce yıl önce yaşamış bir adamın yaratılmış dünyayı ne kadar az anladığını fark etmek kolay. Örneğin, insanlar (en azından bazıları) bugün birçoğumuzun kanıksadığı bir gerçeği, güneşin gökte algılanan hareketinin dünyanın kendi etrafındaki dönüşünün sonucu olduğunu ancak MS. 1500’lü yıllarda anladılar.


Büyük ölçüde modern bilim sayesinde, Kutsal Kitap zamanlarında yaşayan birçok insanın anlamadığı doğal dünyaya ilişkin bilgiye bugün sahibiz. Fakat yine de, tüm bu edinilmiş bilgilere rağmen, biz insanların doğal dünya ve onun kökeni hakkındaki anlayışımız çok kısıtlı.


38 ve 39. bölümlerde Allah’ın Eyüp’e sorduğu soruları tekrar oku. İnsanlar bu soruları bugün ne kadar daha iyi cevaplayabilirdi?


Bilimin bize gerçekliğin önceden gizli kalmış olan yönlerini gösterdiğine şüphe yok. Fakat hâlâ öğreneceğimiz çok şey var. Pek çok açıdan bilim, Allah’ın yaratışının sırrını ve muhteşemliğini yok etmek bir yana, doğal dünyanın bizden önceki nesillerin hiç bilmediği karmaşıklığını ve derinliğini ortaya çıkararak, onu daha da büyüleyici hala getirmiştir.


“Gizli şeyler Allahımız Rabb’indir; fakat... açığa çıkarılmış olan şeyler ebediyen bizimdir ve oğullarımızındır. Yasanın Tekrarı 29:29 (KM). Allah yaratılış işini nasıl gerçekleştirdiğini insanlara hiçbir zaman açıklamamıştır; insanî bilim Yüceler Yücesi’nin sırlarını araştıramaz. O’nun yaratıcı gücü, bizzat varlığı kadar anlaşılmazdır.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 113 [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 55].


Yine de, aşağıdaki ayetlerden insan bilgisinin muazzam sınırları hakkında hangi uyarıyı almalıyız? 1Ko. 3:19, 1Ko. 1:18–27.


Son birkaç yüzyılda insanlığın artan bilgi birikimine rağmen, Yaratılış halen idrak etmekte zorlandığımız harikalar ve sırlarla dolu olarak kalmıştır. Yaratılmış dünya hakkında ne kadar çok şey öğrenirsek, bize o kadar şaşırtıcı ve esrarengiz geliyor. Yaratılmış dünya hangi şekillerde seni Tanrımız’ın gücü karşında şaşkınlığa uğratıyor?


Çarşamba


8 Aralık


Toz ve Kül İçinde Tövbe Etmek


Eyüp 40:1–4 ve 42:1–6 ayetlerini oku. Allah’ın Kendisini göstermesi üzerine Eyüp’ün cevabı neydi?


Eyüp belli ki Allah’ın kendisine gösterdikleri karşısında şaşkına dönmüştü. Hatta Eyüp 42:3 ayetinde kayıtlı olan “Tasarımı bilgisizce karartan bu adam kim?” sözleriyle, aslında Allah’ın kendisine sorduğu ilk soruyu tekrarlıyordu. Eyüp şimdi cevabı biliyordu: gerçekten bilmediği şey hakkında konuşan Eyüp’ün kendisiydi.


Eyüp’ün Eyüp 42:5 ayetinde ne dediğine de dikkat edin. Daha önce Allah hakkında sadece kulaktan duymuştu, şimdiyse Allah’ı gördüğü için (yani, Allah hakkında daha iyi bir görüş sahibi olduğundan), kendisinin de gerçekte ne olduğunu gördü. Bu nedenle kendisini hor görerek toz ve kül içinde tövbe etti.


Yeşaya 6:1–5 ve Luka 5:1–8 ayetlerini oku. Bu ayetlerde anlatılan tepkiler Eyüp’ün tepkisiyle nasıl benzerlik gösteriyorlar?


Tüm bu olaylarda gördüğümüz, Kutsal Kitap’taki temel bir gerçeğin, yani insanların günahkârlığının tezahürleridir. Eyüp “kusursuz, doğru bir adamdı. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınırdı” (Eyüp 1:1). Şeytan’ın onu Allah’a düşman etmek için elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen, Eyüp tüm bu olaylar boyunca sadık kaldı. Burada Rabb’e çok sağlam ve sadık bir şekilde iman eden birinden bahsediyoruz.


Yine de ne oldu? Yeşaya ve Petrus’ta olduğu gibi, Allah’ın gücüne ve kutsallığına bir anlık bakış Eyüp’ün kendi küçüklüğü ve günahkârlığı hissiyle ezilip büzülmesine yetti. Bunun nedeni hepimizin, kendi öz doğası bizi Allah’la çatışma haline getiren, günahla hasar almış düşkün varlıklar olmamız. Bu nedenle nihayetinde hiç kimse kendisini kurtaramaz; hiç kimse Allah’ın gözünde herhangi bir iyiliği hak edecek kadar iyilik yapamaz. Bu nedenle hepimizin (aramızdaki “en iyilerin,” Eyüp gibi kusursuz ve doğru olup Allah’tan korkan ve kötülükten kaçınanların dahi) lütfa, Kurtarıcı’ya, kendimiz için asla yapamayacağımız bir şeyi yapan bir Kişi’ye ihtiyacı var. Neyse ki bunların tümüne ve fazlasına İsa’da sahibiz.


Kendini şu anda Allah’la yüz yüze dururken hayal et. Sence tepkin nasıl olurdu?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: “Allah hem bilim hem sanat alanında dünya üzerine bir ışık seli dökülmesine izin vermiştir; fakat sözde bilim adamları bu konuları yalnızca insanî bir bakış açısından ele aldıklarında muhakkak hatalı sonuçlara ulaşacaklardır. Allah’ın sözünün açıkladığı şeylerin ötesinde akıl yürütmek, kuramlarımızın Kutsal Yazılar’da yer alan gerçeklerle çelişmemeleri durumunda masumane olabilir; fakat Allah’ın sözünü terk ederek O’nun yarattığı eserlerini bilimsel ilkelerle açıklamaya çalışanlar bilinmeyen bir okyanusta haritasız ve pusulasız sürüklenmektedir. En büyük zihinler, araştırmalarında Allah’ın sözüyle yönlendirilmezlerse, bilimin ve vahyin söylediklerini bağdaştırma çabalarında şaşkına dönerler. Yaratıcı ve O’nun eserleri doğal yasalarla açıklayamayacakları ölçüde kavrayışlarının ötesinde olduğundan, Kutsal Kitap tarihini güvenilmez olarak görürler. Eski ve Yeni Ahit kayıtlarının güvenilirliğinden şüphe edenler bir adım ileri giderek Allah’ın varlığından şüphe etmeye sürüklenecekler; bundan sonra ise çapalarını kaybetmiş olarak imansızlığın kayalarına bindireceklerdir.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 113 [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 55].


TARTIŞMA SORULARI:


Cuma günkü derste Ellen G. White alıntısına bak. Özellikle bilim alanında, uyarılarının gerçekleştiğine dair hangi kanıtları görüyoruz? En azından şu anda uygulanan şekliyle bilimin öğrettiği, Allah’ın sözüne açıkça aykırı şeyler neler?


Geçen yüzyılda yaşamış nüfuzlu bir matematikçi ve yazar olan Alfred North Whitehead şunları söylemişti: “Elli yedi yıl önce Cambridge Üniversitesi’nde öğrenim gören genç bir adamdım. Dâhilerden fen ve matematik eğitimi aldım ve her ikisinde de başarılıydım; yüzyılın başından beri her ikisinin tüm temel varsayımlarının bir kenara atıldığını gördüm. ... Yine de, buna rağmen, bilim alanındaki yeni kuramları bulanlar Artık nihayet bir kesinliğe ulaştık diyorlar.”—A. N. Whitehead, Dialogues of Alfred North Whitehead [Alfred North Whitehead’in Karşılıklı Konuşmaları]. Dünyanın “büyük adamları” bize bir şey öğrettiklerinde bunu kabul ederken ne kadar dikkatli olmamız gerektiği konusunda bu bize ne söylemeli, bilhassa da öğrettikleri şey Allah’ın sözüne açıkça aykırıysa?


Eyüp’ün zamanında (hatta günümüzden yalnızca iki yüz yıl önce) yaşayan insanların anlamasının mümkün olmadığı, modern bilimin bize gösterdiği bazı Yaratılış harikaları neler? Bu şeyler bize Rabbimiz’in muhteşem yaratıcı gücünü nasıl daha da fazla açıklıyorlar?


Cuma


9 Aralık


*10–16 Aralık


Eyüp’ün Kurtarıcısı


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyü. 19:25–27; Yu. 1:1–14; Eyü. 10:4, 5; Luk. 2:11; Gal. 4:19; Luk. 9:22; Yşa. 53:1–6.


HATIRLAMA METNİ: “Aslında hastalıklarımızı o üstlendi, acılarımızı o yüklendi. Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını, vurulup ezildiğini sandık” (Yeşaya 53:4).


Bölümün başında Rabb’in Kendisinin aniden görünmesiyle Eyüp kitapçığı doruk noktasına erişti. Allah Kendisini güçlü ve mucizevî bir yolla Eyüp’e gösterdi, bu da Eyüp’ün itiraf ve tövbe etmesine yol açtı. Rab bundan sonra Eyüp’ün üç arkadaşını yanlış sözlerinden dolayı azarladı ve Eyüp onlar için dua etti. “Eyüp dostları için dua ettikten sonra, Rab onu eski gönencine kavuşturup ona önceki varlığının iki katını verdi” (Eyüp 42:10), bundan sonra da Eyüp uzun ve dolu dolu bir hayat yaşadı.


Fakat hikâyeye ve hikâyenin bitişine ilişkin, rahatsızlık verici ve tatmin etmeyen bir şey var. Gökte tartışan Allah ve Şeytan, konuyu yeryüzünde, zavallı Eyüp’ün bedeninde ve hayatında mı çözüme bağladılar? Rab gökte kalıp öylece seyrederken, Allah ile Şeytan arasındaki bu çatışmanın korkunç yükünü Eyüp’ün taşımak zorunda kalması doğru ve adil gözükmüyor.


Hikâyenin daha fazlası olmalı. Var da. Yüzyıllar sonra, İsa’da ve O’nun çarmıhtaki ölümünde açıklandı. Eyüp kitapçığının tamamıyla cevaplamadığı soruların harika ve teselli edici cevaplarını sadece İsa’da buluyoruz.


*17 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

11 Aralık


Kurtarıcım Yaşıyor


  1. bölümde, Allah Eyüp’e göründüğünde, Kendisini Eyüp’e “kimsenin yaşamadığı toprakları... sulasın diye” “sellere kanal, yıldırımlara yol açan” (Eyüp:38:25, 36) Yaratıcı olarak tanıttı. Gerçi Rabbimiz Yaratıcı olmakla kalmıyor. O’nun başka bir önemli rolü ve adı da var.

Eyüp 19:25–27 ayetlerini oku. Bu sözler Eyüp’ün kurtuluş umudu hakkında neyi ortaya koyuyorlar?


Bu ünlü ayetlerde Eyüp Kurtarıcısı hakkında bir şeyler bildiğini gösteriyor. İnsanlar ölmesine rağmen mezarın ötesinde bir umut olduğunu, bu umudun bir gün dünyaya gelecek olan Kurtarıcı’da olduğunu biliyordu.


Eyüp’ün bu sözleri Kutsal Kitap’taki en önemli gerçeğe, Allah’ın bizim kurtarıcımız olduğuna işaret ediyor. Evet, Allah bizim Yaratıcımız’dır. Fakat düşmüş bir dünyada, günahları içinde ebediyen ölmeye mahkûm olan günahkârların dünyasında Yaratıcı’dan daha fazlasına ihtiyacımız var. Kurtarıcı’ya da ihtiyacımız var. Bizim Tanrımız da tam olarak budur: hem Yaratıcımız hem de Kurtarıcımızdır (bkz. Yşa. 48:1317), biz O’nun bu iki rolü sayesinde sonsuz yaşam umuduna sahibiz.


Yuhanna 1:1–14 ayetlerini oku. Yuhanna bu ayetlerde Yaratıcı olan İsa’yı Kurtarıcımız olan İsa’yla nasıl bağdaştırıyor?


Allah’ın Yaratıcı olduğunu belirten Yaratılış 1:1 ayetine yapılan gönderme Yuhanna 1:1 ayetinde çok belirgin. Bu yetmezmiş gibi, “O, dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla var oldu, ama dünya O’nu tanımadı... Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi” (Yuhanna 1:10, 12) sözleri, İsa’nın hem Yaratıcı hem de Kurtarıcı niteliklerini birbirinden ayrılmaz hale getiriyor. Aslında, O yalnızca Yaratıcı olduğu için Kurtarıcımız da olabilir.


Yalnızca bir Yaratıcımız olup hiçbir Kurtarıcımız olmasaydı, ne umudumuz olurdu? Cevabın, İsa’nın Kurtarıcı olmasının bizim için neden çok önemli olduğu konusunda ne diyor?


Pazar


12 Aralık


İnsanoğlu


Eyüp kitapçığının ilk bölümlerinde bize Mesih ile Şeytan arasındaki büyük mücadele gerçeğinden bir kesit verilmişti. Bildiğimiz üzere, bu gökte başlayan fakat zamanla yeryüzüne gelmiş olan bir savaştı (bkz. Va. 12:7–12). Eyüp kitapçığında da aynı dinamiği gördük: gökte başlayıp yeryüzüne gelen bir çatışma. Eyüp’ün şanssızlığına, yeryüzündeki bu çatışma onun çevresinde gerçekleşti.


Eyüp 10:4, 5 ayetlerini oku. Eyüp’ün şikâyeti neydi ve haklı değil miydi?


Eyüp’ün demek istediği basitti. Sen Evrenin Hükümdarı, Yaratıcı olan Allah’sın. İnsan olmanın, bizim çektiğimiz acıları çekmenin ne demek olduğunu nereden bileceksin?


Aşağıdaki ayetler Eyüp’ün şikâyetini nasıl cevaplıyorlar? Luk. 2:11, Yu. 1:14, Luk. 19:10, Mat. 4:2, 1Ti. 2:5, İbr. 4:15.


Eyüp’ün Allah’ın bir insan olmadığı ve dolayısıyla insan acılarını bilemeyeceği şeklindeki şikâyeti, İsa’nın insan olarak gelişiyle tam ve mükemmel olarak cevaplandı. İsa tanrısallığını hiçbir zaman kaybetmemesine rağmen aynı zamanda tam bir insandı ve bu insanlığıyla, aynı Eyüp ve tüm insanlar gibi, acı çekmenin ve mücadele etmenin ne demek olduğunu biliyordu. Aslında, Müjdeler boyunca Mesih’in insanlığının ve bizim insanlığımızı alarak yaşadığı acıların gerçekliğini görüyoruz. İsa Eyüp’ün şikâyetinin cevabını verdi.


“Mesih’in Kendi üzerine aldığı insanlık, yapmacık bir insanlık değildi. O insan doğasını aldı ve insan doğasını yaşadı... O beden almakla kalmadı, fakat günahlı insan benzerliğinde beden aldı.”—Ellen G. White Yorumları, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 5, s.1124.


İsa’nın insanlığı almasının ne demek olduğunu düşün. Bu sana şu an karşılaştığın herhangi bir sıkıntıda İsa’nın seni ne kadar yakından anlayabileceği konusunda ne demeli?


Pazartesi


13 Aralık


Mesih’in Ölümü


Aşağıdaki ayetler İsa hakkında ve bizim O’nu nasıl görmemiz gerektiği konusunda bize ne diyor?


1Yu. 2:6


Gal. 4:19


Hiç şüphesiz, İsa örnek insandır. O’nun hayatı, O’nun karakteri, O’nu izleyen herkesin Allah’ın lütfuyla taklit etmeye çalışması gereken örnektir. İsa, Allah’ın bizden yaşamamızı istediği hayat tarzı konusundaki tek mükemmel örneğimizdir.


Yine de, İsa bu dünyaya yalnızca bize bir örnek vermeye gelmedi. Kurtarıcı olarak O’nun tüm işi karakterlerimizi değiştirmek ve Kendi benzerliğine dönüştürmekmiş gibi, günahkârlar olarak durumumuz sadece karakter gelişiminden daha fazlasını gerektiriyordu. Bundan daha fazlasına ihtiyacımız var; bir Vekil’e, günahlarımızın cezasını ödeyecek bir Kişi’ye ihtiyacımız var. O sadece hepimize örnek olarak mükemmel bir hayat yaşamaya gelmedi; O ayrıca O’nun mükemmel hayatının bize kendi hayatımızmış gibi sayılması için, bizim hak ettiğimiz ölümle ölmeye geldi.


Aşağıdaki ayetler Mesih’in bizim için ölümünün gerekliliği hakkında ne öğretiyor? Mar. 8:31, Luk. 9:22, Luk. 24:7, Gal. 2:21.


İsa’nın bizim için ölmesi gerekiyordu çünkü yasaya itaat, Hristiyan yaşamı için çok önemli olsa da, düşkünleri kurtaran şey değildir. “Öyleyse Kutsal Yasa Tanrı’nın vaatlerine aykırı mıdır? Kesinlikle hayır! Çünkü yaşam sağlayabilen bir yasa verilseydi, elbette insanlar yasayla aklanırdı” (Gal. 3:21). İnsanları kurtarabilecek bir yasa olsaydı, bu Allah’ın yasası olurdu, fakat bu yasa bile bizi kurtaramaz. Sadece mükemmel Örneğimiz İsa’nın mükemmel yaşamı bizi kurtarabilirdi, dolayısıyla Mesih Kendisini “günahlar için sonsuza dek geçerli tek bir kurban” (İbr. 10:12) olarak sunmak üzere geldi.


Yasayı tutmana ilişkin kendi kayıtların bir Vekil’e ihtiyacın olduğunu nasıl gösteriyor?


Salı


14 Aralık


İnsanoğlu’nun Çektiği Acılar


Yeşaya 53:1–6 ayetlerini oku. Bu bize Rabb’in çarmıhta çektiği acılar hakkında ne diyor?


Yeşaya 53:4 ayeti İsa’nın bizim hastalıklarımızı ve acılarımızı taşıdığını söylüyor. Bu Eyüp’ün hastalıklarını ve acılarını da içeriyor olmalı. Yalnızca Eyüp’ün de değil, tüm dünyanın. İsa’nın çarmıhtaki ölümü, yaşamış tüm insanların günahları içindi.


Bu yüzden Eyüp kitapçığı sadece çarmıhta uygun bir bakış açısına yerleştirilebilir. Burada, Kendini Eyüp’e gösteren Tanrı’nın (kartala uçmayı öğreten, temel parçacıkları bağlayan Tanrı’nın), herhangi bir insanın, hatta Eyüp’ün, çektiği veya çekebileceği acıdan daha fazla acı çektiğini görüyoruz. Bizim ayrı ayrı bildiğimiz acı ve kederleri O toptan kabul etti; bu nedenle kimse Allah’a acı hakkında ders veremez, O insan bedenindeyken günahın dünyaya yaymış olduğu tüm acıların bütün yükünü Kendi taşıdı. Biz yalnızca kendi şahsî acılarımızı ve kederlerimizi biliyoruz; İsa ise çarmıhta hepsini tecrübe etti.


Eyüp’e “Biliyor musun göklerin yasalarını? Tanrı’nın yönetimini yeryüzünde kurabilir misin?” (Eyüp 38:33) diye soran Tanrı’nın, “göklerin yasalarını” yaratmış olmasına rağmen dünyevî bir beden aldığını ve “ölüm gücüne sahip olanı, yani İblis’i, ölüm aracılığıyla etkisiz kılmak üzere” (İbr. 2:14) o bedende öldüğünü idrak ettiğimizde, Tanrı daha da inanılmaz hale geliyor.


Çarmıh dikkate alınarak bakıldığında Eyüp kitapçığı daha anlamlı hale geliyor, zira kitapçığın yanıtsız bıraktığı birçok soruyu Çarmıh cevaplıyor. En büyük soru ise, Şeytan’ın suçlamalarını boşa çıkarmak maksadıyla Eyüp dünyada acı çekmeye zorlanırken Allah’ın yukarıda gökte olmasının ne kadar adil olduğu meselesi. Çarmıh, Eyüp veya herhangi bir insanın bu dünyada çektiği acı ne kadar kötü olursa olsun, Rabb’imizin bize umut ve kurtuluş umudu vermek için bizim çekebileceğimizden çok daha kötü acıları gönüllü olarak çektiğini gösteriyor.


Eyüp Allah’ı Yaratıcı olarak gördü; çarmıhtan sonra biz O’nu Yaratıcı ve Kurtarıcı olarak, veya bilhassa Kurtarıcımız haline gelen Yaratıcı (Flp. 2:6–8) olarak görüyoruz. O bunu yapmak için, günahtan ötürü Eyüp dâhil hiç bir insanın çekmediği veya çekemeyeceği şekillerde acı çekti. Bu nedenle, böyle bir manzara karşısında Eyüp gibi “Bu yüzden kendimi hor görüyor, toz ve kül içinde tövbe ediyorum” (Eyüp 42:6) diye haykırmaktan başka ne yapabiliriz?


Çarşamba


15 Aralık


Şeytan’ın Maskesi Düşürüldü


Yuhanna 12:30–32 ayetlerini oku. İsa, Çarmıh ve büyük mücadele bağlamında Şeytan hakkında ne diyor?


Ellen G. White İsa’nın çarmıhtaki ölümünden bahsettikte sonra, çarmıhın gökte ve evrendeki izleyenler üzerinde yaptığı büyük etki hakkında yazdı. “Şeytan’ın ilahî karaktere ve yönetime yönelttiği yalan dolu suçlamalar gerçek görünümleriyle ortaya çıkmıştır. Allah’ı, sadece Kendisini yüceltme amacıyla yaratıklarından teslimiyet ve itaat beklemekle suçlamış, Yaratıcı’nın başka herkesten özveri talep ettiği halde, Kendisinin hiçbir özveride ve fedakârlıkta bulunmadığını beyan etmişti. Şimdi ise evrenin Hâkimi’nin, düşkün ve günahlı insanlık uğruna, sevginin ortaya koyabileceği en büyük fedakârlığı yaptığı görülmüştür; zira ‘Tanrı... dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı.’ 2. Korintliler 5:19. Ayrıca, Parlak Yıldız’ın şeref ve üstünlük arzusuyla günahın girişine kapı açtığı, öte yandan Mesih’in ise günahı yok etmek için Kendini alçalttığı ve ölümüne kadar itaat ettiği de görülmüştür.”—Büyük Mücadele, s. 502 [Sevginin Zaferi, s. 148].


  1. Korintliler 5:19 ayetini oku. Mesih’in ölümü düşmüş dünyayı Allah’la nasıl barıştırdı?

Dünya günah içine, isyan içine düşmüştü; örneğin Eyüp kitapçığında açıkça görüldüğü gibi, kendisini Şeytan’ın hilelerine açık bırakmıştı. İsa, insanlığı üzerine almasına rağmen tanrısallığını asla kaybetmeyerek, gökle yer arasında kırılamaz bir bağ oluşturdu, Kendi ölümü sayesinde günahın ve Şeytan’ın nihaî ölümünü garantiledi. İsa çarmıhta günahın yasal cezasını ödedi, böylece düşmüş dünyayı Allah’la barıştırdı. Biz ölüme mahkûm edilmiş günahkârlar olsak da, iman aracılığıyla İsa’da sonsuz hayat vaadine sahip olabiliriz.


İşlediğin günahlar ne olursa olsun, İsa çarmıhta hepsinin cezasını ödedi. Bu harika gerçek neden hayatını değiştirmeli ve O’na itaat ederek yaşamayı istemene sebep olmalı?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: “Mesih, ‘Bu dünya şimdi yargılanıyor. Bu dünyanın egemeni şimdi dışarı atılacak’ diye devam etti. ‘Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman bütün insanları kendime çekeceğim.’ İsa bunu, nasıl öleceğini belirtmek için söylüyordu. Dünyanın krizi budur. Ben insanlığın günahlarının bedelini ödediğimde dünya aydınlanacaktır. Şeytan’ın insanların canları üzerindeki kontrolü yok edilecektir. İnsanlık, kendisinde bozulmuş olan Allah’ın suretini geri kazanacak ve Allah’ın kutsal halkından oluşan aile nihayet göksel evi miras alacaktır. Bu, Mesih’in ölümünün sonucudur. Kurtarıcı gözünün önüne getirilen zafer sahnesini düşünmeye dalmıştır. Çarmıhı, tüm korkutuculuğuyla ve tüm haşmetiyle parlayan, acımasız ve alçaltıcı çarmıhı görür.


Fakat çarmıh sayesinde gerçekleşen, yalnızca insanlığın kurtuluşu değildir. Allah’ın sevgisi tüm evrene gösterilir. Bu dünyanın egemeni dışarı atılır. Şeytan’ın Allah’a karşı getirdiği suçlamaları çürütülür. Onun göğe sürmeye çalıştığı leke sonsuza dek silinir. Meleklerle birlikte insanlar da Kurtarıcı’ya yaklaşır.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 625, 626 [Sevgi Öğretmeni, s. 617, 618].


TARTIŞMA SORULARI:


Eyüp kitapçığının cevaplamadığı soruların İsa’nın yaşamı ve ölümünde nasıl cevaplandığı konusunda düşünebileceğin diğer yollar nelerdir?


Çarmıhın Allah’ın karakteri hakkında bize ne gösterdiği konusunda düşün, özellikle de bizi yaratan Kişi’nin bizim için çarmıhta öldüğünü idrak ettiğimizde. Karşılaştığımız denemeler ne olursa olsun, bu gerçek bize neden çok fazla umut ve teselli vermeli? Bu harika gerçek Allah’a ve O’nun iyiliğine güvenmeyi bize nasıl öğretebilir? (bkz. Rom. 8:32.)


Gördüğümüz üzere, Eyüp kitapçığı (diğer şeylerle birlikte) büyük mücadelenin evrensel bir mesele olduğunu ve Mesih ile Şeytan arasındaki çatışmanın dünyayı aşan bir boyuta sahip olduğunu gösterdi. İsa’yı sadece göksel yüceliğinde tanıyan göksel varlıklar açısından, O’nun çarmıhta büyük ızdıraptan geçtiğini görmenin nasıl bir şey olabileceğini hayal et. Bu harika fikir üzerinde düşünmek, İsa’da bize verilenleri daha fazla takdir etmemize nasıl yardımcı olabilir?


Cuma


16 Aralık


*17–23 Aralık


Eyüp’ün Karakteri


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Eyü. 1:1, 8; Eyü. 29:8–17; Eyü. 31:1–23; Çık. 20:17; Mat. 7:22–27; Mat. 5:16; Ef. 3:10.


HATIRLAMA METNİ: “Görüyorsun, onun imanı eylemleriyle birlikte etkindi; imanı eylemleriyle tamamlandı.” (Yakup 2:22).


Eyüp kitapçığında değindiğimiz tüm önemli konuların arasında, diğer bir önemli konuyu gözden kaybetmemeliyiz: Eyüp’ün kendisini. Rabb’in, sadakati ve doğruluğu üzerine şeytanla iddiaya girecek kadar güvendiği bu adam kimdi? Tüm bu şeylerin başına neden geldiğini anlamayan, bunların adil olmadığını bilen, bu olaylar nedeniyle kızgınlığını ve düş kırıklığını ifade eden, ancak yine de sonuna kadar sadık kalan bu adam kimdi?


Eyüp kitapçığının özünü Eyüp’ün başına gelen felâketlerin sonrası oluştursa da, bu hikâyeden Eyüp’ün önceki hayatına ilişkin bilgiler de alabiliriz. Eyüp’ün geçmişi ve onun nasıl bir adam olduğu hakkında öğrendiklerimiz, bu korkunç acıların, hatta Şeytan’ın onu Allah’tan uzaklaştırmak için yaptığı her şeyin ortasında nasıl hâlâ Rabb’e bağlı kaldığına dair bize daha büyük bir anlayış verir.


Eyüp nasıl biriydi ve onun yaşam tarzı hakkında kendi hayatlarımızda Rabb’in daha sadık takipçileri olmamıza yardımcı olacak ne öğrenebiliriz?


*24 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

18 Aralık


Uz Şehrinden Bir Adam


Eyüp 1:1 ve Eyüp 1:8 ayetlerini oku. Bu bize Eyüp’ün karakteri hakkında ne diyor?


Karşılıklı konuşmalarda her ne kadar başına tüm bu kötü şeylerin gelmesi için Eyüp’ün yanlış bir şeyler yapmış olmalı olduğu söylenmiş olsa da, durum tam aksi gibi görünüyor. Onu Şeytan’ın özel hedefi haline getiren iyiliği ve imanlı oluşuydu.


Eyüp ne kadar iyi ve ne kadar imanlıydı? Öncelikle, ayetler bize onun “kusursuz” olduğunu söylüyor. Bu sözün (İsa gibi) “günahsız” anlamına gelmesi gerekmez. Aslında bu söz tamlık, doğruluk, içtenlik fikrini içerir, fakat göreceli olarak. Allah’ın gözünde “kusursuz” olan kişi, herhangi bir zamanda gökteki Tanrı’nın kendisinden beklediği gelişim seviyesine ulaşmış olan kişidir. “Kusursuz” sözcüğünün İbranice karşılığı olan tam kelimesi, “Yeni Ahit’te genellikle ‘kusursuz’ olarak tercüme edilen Grekçe teleios sözcüğüne karşılık gelir, fakat tam tercümesi ‘tam gelişmiş’ veya ‘olgun’dur.”—The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 3, p. 499. Eyüp’ün daha sonraki tecrübeleri kendisinin nihaî karakter mükemmelliğine ulaşmamış olduğunu gösterdi. Sadık ve doğru biri olmasına rağmen, halen gelişmeye devam ediyordu.


İkinci olarak, ayetler onun “doğru” birisi olduğunu bildiriyor. Bu sözcük “düzgün,” “aklı başında,” “adil” ve “haklı” anlamlarına geliyor. Eyüp “iyi bir vatandaş” olarak tanımlanabilecek bir hayat sürüyordu.


Üçüncü olarak, ayetler onun “Allah’tan korkan” birisi olduğunu belirtiyor. Allah’tan “korkmak” kavramı Eski Ahit’te tamamen sadık bir İsrailli olmanın bir parçası olarak resmedilmişse de, bu deyim Yeni Ahit’te İsrail’in Tanrısı’na sadakatle kulluk eden Uluslar için de kullanılır (bkz. Elç. 10:2, 22).


Son olarak, Eyüp kötülükten “kaçınırdı”, yani çekinirdi. Eyüp’ün bu karakter özellikleri, Şeytan’a “Kulum Eyüp’e bakıp da düşündün mü? Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınır” (Eyüp 1:8) dediğinde bizzat Rab tarafından onaylanmıştı.


Sonuçta Eyüp imanı hayat tarzıyla ortaya çıkmış bir Allah adamıydı; bu sayede de bir insanın Mesih’te nasıl olabileceğine ilişkin “hem melekler hem insanlar için” (1Ko. 4:9) gerçekten tanıklıkta bulunmuştu.


Eyüp kitapçığı senin hakkında olsaydı, açılış cümlesinde ne yazardı? “_______ ülkesinde bir ________ yaşardı. _________, ________ bir _______dı. Tanrı’dan ________, kötülükten _______.”


Pazar


19 Aralık


Sütle Yıkanan Yollar


Eyüp başına gelen felâketleri kabullenmekte zorlanırken, geçmiş hayatını, kendisi için ne kadar iyi olduğunu ve nasıl yaşadığını düşündü. Eyüp geçmişteki günlerinden bahsederken, bunlar “yollarımın sütle yıkandığı” (Eyüp 29:6) günlerdi dedi.


Mesela Eyüp 29:2 ayetinde, Eyüp “Tanrı’nın beni kolladığı” günlerden söz ediyordu. “Kolladı” olarak çevrilen İbranice sözcük, Allah’ın halkını korumasını belirtmek için Eski Ahit boyunca yaygın olarak kullanılan bir sözcükten gelmektedir (bkz. Mez. 91:11, Say. 6:24). Şüphesiz, Eyüp iyi bir hayat yaşadı. Önemli olan da, iyi bir hayat yaşadığını biliyor olmasıydı.


Eyüp 29:8–17 ayetlerini oku. Bu ayetler başkalarının Eyüp’ü ve onun zor durumda olanlara davranışlarını nasıl gördükleri konusunda bize ne diyor?


Burada Eyüp’e ne kadar çok saygı duyulduğunu görebiliriz. “Kürsümü meydana koyduğumda” (Eyüp 29:7) ifadesi, Eyüp’ün muhakkak dâhil olduğu anlaşılan bir çeşit yerel yönetim fikrini veriyor. Bu tür kürsüler genellikle toplumun yaşlı ve saygın üyelerine verilirdi ve onların arasında Eyüp çok itibarlı biriydi.


Ancak toplumun “en aşağı” üyelerinin bile onu sevip saydığını görebiliyoruz. Fakirler, sefiller, körler, dullar, yetimler, topallar; yani Eyüp gibi bereketlenmemiş olanlar, Eyüp yardım ve teselli ettiği kişilerdi.


“Allah Kendi sözünde müreffeh bir adamın resmini verdi: hayatı kelimenin tam anlamıyla başarılı olan, yerin ve göğün şereflendirmekten mutluluk duyduğu bir adam.”—Ellen G. White, Education [Eğitim], s. 142.


Bu ve bunun gibi diğer ayetler (göreceğimiz gibi), Eyüp’ün neden hem insanların hem de Allah’ın gözünde her bakımdan başarılı bir kişi olduğunu bize gösteriyor.


Ünlülere, güçlülere ve zenginlere karşı nazik ve saygılı olmak kolaydır. Peki, sana sunacak hiçbir şeyi olmayanlara karşı nasıl davranıyorsun?


Pazartesi


20 Aralık


Kalp ve Gözler


Aşağıdaki ayetlere ilk bakışta, Eyüp kutsallığını, erdemlerini ve iyi ahlâkını diğerleri önünde sıralayarak övünüyormuş gibi gelebilir. Tabi ki bu tavır Kutsal Kitap’ta açıkça kınanmaktadır (bkz. Matta 23). Fakat Eyüp’ün durumunda olan bu değildi. Tekrar, bağlamı hatırlamak çok önemli: çektiklerinin sebebinin geçmiş hayatı, çok kötü yaşamış olduğu varsayılan bir hayat olduğu kendisine söyleniyor. Bu arada Eyüp bunun doğru olamayacağını ve başına gelenleri hak edeceği hiçbir şey yapmadığını biliyordu. Dolayısıyla, Eyüp bu zamanı geçmişte nasıl bir hayat yaşadığını ve nasıl biri olduğunu anlatarak geçiriyor.


Eyüp 31:1–23 ayetlerini oku. Eyüp felâketlerden önce nasıl yaşadığı hakkında başka neler söylüyor?


Ayrıca Eyüp’ün sadece dışa dönük eylemlerinden bahsetmediğine de dikkat edin. “Yüreğim gözümü izlediyse” (Eyüp 31:7) sözü, Eyüp’ün kutsallığın, doğru ile yanlışın ve Allah’ın yasasının daha derin olan anlamlarını kavramış olduğunu gösteriyor. Anlaşılan Eyüp, Allah’ın eylemlerimiz kadar yüreklerimize ve düşüncelerimize de baktığını biliyordu (bkz. 1Sa. 16:7, Çık. 20:17, Mat. 5:28). Eyüp, bir kadınla yalnızca zina etmenin değil, ona şehvetle bakmanın da yanlış olduğunu biliyordu. (Yine, gerçek Allah’a ilişkin bilginin Rab henüz İsrail ulusunu Kendi antlaşma halkı ve Kendisine tanık olmaları için çağırmadan önce dahi var olduğuna dair ne kadar güçlü bir kanıt.)


Eyüp 31:13–15 ayetlerinde Eyüp’ün ne dediğini okuyun. Bu mesaj neden çok önemli?


Burada Eyüp özellikle kendi çağına göre (aslında tüm çağlara göre) tüm insanların temel eşitliği hakkında inanılmaz bir anlayış sergiliyor. Antik dünya, evrensel haklar ve evrensel yasalar kavramlarının anlaşıldığı veya kabul edildiği bir yer değildi. İnsan toplulukları kendilerini diğerlerinden daha büyük ve üstün olarak görüyor ve zaman zaman diğerlerinin temel haklarını ve itibarlarını hiç gözetmiyorlardı. Fakat Eyüp burada insan haklarını ve bu hakların bizi yaratan Allah’tan kaynaklandığını ne kadar iyi anladığını gösteriyor. Eyüp bazı açılardan sadece kendi çağının değil, bizim çağımızın da ilerisindeydi.


Salı


21 Aralık


Kaya Üzerine Kurulan Ev


Eyüp 31:24–34 ayetlerini oku. Eyüp hakkında başka neler öğrenebiliriz?


Rabb’in Eyüp’ün hayatı ve karakteri hakkında söylediklerine şaşmamalı. Bu adam açıkça imanına göre yaşamış, işleri Allah’la ilişkisinin gerçekliğini ortaya koymuş olan bir adamdı. Tabi ki bu onun şikâyetlerini daha da acı bir hale getiriyordu: Neden bu şeyler başıma geldi? Ayrıca bu şüphesiz arkadaşlarının iddialarını da boş ve yalan hale getiriyordu.


Fakat Eyüp’ün imanlı ve itaatkâr hayatı gerçeğinden alabileceğimiz daha derin ve daha önemli bir mesaj var. Başına gelen felâketleri cevaplama şekliyle geçmişte yaşadığı hayatının nasıl yakından bağlantılı olduğuna dikkat edin. Eyüp’ün “Tanrı’ya sövüp ölmeyi” reddetmesi (Eyüp 2:9) şans eseri, kazara veya irade gücüyle değildi. Aksine bu, başına gelenler ne olursa olsun Rabb’e güvenmesini sağlayan imanı ve karakteri ona veren, yıllardır süregelen Allah’a sadakati ve itaatkârlığı sayesindeydi.


Matta 7:22–27 ayetlerini oku. Bu ayetlerde Eyüp’ün sadık kalmasının nedenini ortaya koyan nedir?


Eyüp’ün buradaki büyük zaferinin anahtarı, daha önce elde ettiği tüm “daha küçük” zaferlerde bulunuyordu (ayrıca bkz. Luka 16:10). Eyüp’ü Eyüp yapan, taviz vermeye niyetli olmadan doğruya olan sadık bağlılığıydı. Eyüp’te gördüğümüz, Yakup kitapçığında imanla dolu bir yaşamda işlerin rolüne ilişkin söylenenlere bir örnektir: “Görüyorsun, onun imanı eylemleriyle birlikte etkindi; imanı eylemleriyle tamamlandı” (Yakup 2:22). Bu ayette Hristiyan hayatının ne kadar da önemli bir ilkesi gösterilmiş. Eyüp’ün hikâyesinde bu ilkenin çok güçlü bir şekilde ortaya konduğunu görüyoruz. Eyüp de bizim gibi etten ve kemikten yaratılmıştı; Allah’ın lütfu ve kendi gayretli çabalarıyla Allah’a sadık ve itaatkâr bir yaşam sürdürdü.


Eyüp gibi imanlı bir yaşam sürdürmek için hangi seçimleri yapman gerekiyor?


Çarşamba


22 Aralık


Tanrı’nın Çok Yönlü Bilgeliği


Eyüp kitapçığının önceki bir kısmında, karakterler arasındaki laf atışmalarında Temanlı Elifaz Eyüp’e şöyle demişti: “Doğruluğun Her Şeye Gücü Yeten’e ne zevk verebilir, kusursuz yaşamın O’na ne kazanç sağlayabilir?” (Eyüp 22:3). Gökte sahne gerisinde olanlara dair bildiklerimiz düşünülürse, bu soru çok ironik. Evet, Eyüp doğru idiyse bu Allah’a zevk verirdi ve Eyüp kusursuz bir yaşam sürdüyse bu O’na kazançtı. Bu sadece Eyüp için değil, Rabb’in takipçileri olma iddiasındaki herkes için de geçerlidir.


Matta 5:16 ayetini oku. Bu sözler Elifaz’ın Eyüp’e sorduğu soruyu cevaplamaya nasıl yardımcı olurlar?


Eyüp kitapçığında ön plandaki konu Eyüp’ün sadık kalıp kalmayacağıydı. Şeytan kalmayacağını, Allah ise kalacağını söyledi. Öyleyse, en azında Şeytan’la olan bu savaşta, Eyüp’ün sadakati kesinlikle Allah’ın yararınaydı.


Fakat bu hikâye daha büyük meselelerin sadece küçük bir parçasıdır. Birinci meleğin mesajı bir bölümünde bize Tanrı’yı “yüceltmemizi” söylüyor (Va. 14:7), İsa da Matta 5:16 ayetinde kayıtlı olan sözlerinde iyi işlerimizle Allah’ın yüceltilmesini sağlayabileceğimizi belirtti. Eyüp’ün yaptığı şey buydu; bizim de yapabileceğimiz şey budur.


Efesliler 3:10 ayetini oku. Burada ifade edilen ilke Eyüp kitapçığında daha küçük bir boyutta da olsa nasıl ortaya konmuş?


Bu ayette ve Eyüp kitapçığında gördüklerimiz, Allah’ın izleyicilerini Kendi yüceliği için Kendi suretine dönüştürmek amacıyla hayatlarında çalıştığı gerçeğinin ifadeleridir. “Allah’ın sureti insanlarda oluşturulmalıdır. O’nun halkının karakterinin mükemmelleştirilmesinde Allah’ın şerefi, Mesih’in şerefi söz konusudur.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 671 [Sevgi Öğretmeni, s. 665]. Binlerce yıl önce yaşamış olmasına rağmen Eyüp’ün hayatı insanların bu ilkeyi nasıl ortaya koyabileceklerine bir örnekti. Her çağdaki Allah’ın halkı da hayatlarını aynı şekilde yaşama ayrıcalığına sahiptir.


Hayatında Allah’ı yücelten ne var? Cevabın kendin hakkında, nasıl yaşadığın hakkında ve neyi değiştirmen gerekebileceği hakkında sana ne diyor?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Protestan Reformu muazzam bir geçek olan yalnızca imanla kurtuluş gerçeğini yeniden canlandırdı. Bu gerçek ilk olarak Aden bahçesinde Söz’de ima edildi (bkz. Yar. 3:15), İbrahim’in yaşamında daha kapsamlı olarak ifade edildi (bkz. Yar. 15:6, Rom. 4:3), ardından da Pavlus’a kadar Kutsal Yazılar’da açıklandı. Bununla birlikte, yalnızca imanla kurtuluş gerçeği her zaman imanlının yaşamında Kutsal Ruh’un işini de içermiştir; kurtuluş yolu değil, onun ifadesi olarak. Eyüp’ün yaşamında ve karakterinde bu işin neye benzediğine dair harika bir örnek görüyoruz. İlahiyatçılar bu işe esasen “kutsallık” anlamına gelen “kutsanma” adını veriyorlar. Kutsal Yazı’da bize “onsuz kimsenin Rabb’i göremeyeceği kutsallığın” (İbr. 12:14–Candemir) ardından koşmamızın söylenmesi son derece önemlidir. Kutsanmanın temel anlamı “kutsal bir kullanım için ayrılmak” demektir, örneğin Rab Kendi antlaşma halkına “Kutsal olun, çünkü ben Tanrınız Rab kutsalım” (Lev. 19:2) dediğinde bu fikir görülebilir. Bu sözcük ve kavram Hem Eski, hem de Yeni Ahit’te değişik şekillerde ortaya çıksa da, Allah’ın bizde yaptığı işle ilgilidir. Bu iyilik içinde ve iyiliğe doğru ahlâkî bir büyüme olarak görülebilir. Bu “insan iradesiyle işbirliği içinde çalışan Kutsal Ruh’un gücüyle gelen sürekli bir ahlâkî değişim sürecidir.”—Handbook of SDA Theology [Yedinci Gün Adventist İlahiyatı El Kitabı], s.296. Her ne kadar bu yalnızca Allah’ın bizde gerçekleştirebileceği bir iş olsa da, aklanmaya zorlanmadığımız gibi kutsanmaya da zorlanmayız. Biz kendimizi Rabb’e bırakırız ve bizi imanla aklayan Rab ayrıca (Eyüp’e yaptığı gibi) Allah’ın suretine dönüştürerek kutsar, en azından sonsuzluk başlamadan önce mümkün olduğu ölçüde. Bu nedenle Pavlus şöyle yazıyor: “Çocuklarım! Mesih sizde biçimleninceye dek sizin için yine doğum ağrısı çekiyorum” (Gal. 4:19), Ellen G. White ise şöyle yazıyor: “Mesih bizim örneğimizdir, bize takip etmemiz için verilmiş mükemmel ve kutsal bir örnektir. Biz hiçbir zaman bu Örnek’e denk olamayız, fakat gücümüze göre O’nu taklit etmeli ve O’na benzemeliyiz.”—That I May Know Him [Onu Tanımalıyım], s. 265.


TARTIŞMA SORULARI:


Rabb’in bizde yapacağı çalışmanın ölçüsünü etkileyecek hangi seçimleri yapabiliriz? Kalpleri yalnızca Allah’ın değiştirebileceğini biliyoruz, fakat biz de işbirliği yapmalıyız. Bu işbirliği neye benzer? Ne şekilde ortaya konur?


Koloseliler 2:6 ayetinde şöyle yazıyor: “Bu nedenle Rab Mesih İsa’yı nasıl kabul ettinizse, O’nda öylece yaşayın.” Bu sözler imanla ve itaatle yaşamanın ne demek olduğunu anlamamıza nasıl yardımcı oluyorlar?


Sadece bireyler olarak değil, kilise olarak insanların ve meleklerin önünde Rabb’i nasıl yüceltebiliriz?


Cuma


23 Aralık


*24–30 Aralık


Eyüp’ten Birkaç Ders


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: 2Ko. 5:7, Eyü. 1–Eyü. 2:8, Mat. 4:10, Mat. 13:39, Yu. 8:1–11, İbr. 11:10, İbr. 4:15.


HATIRLAMA METNİ: “Sıkıntıya dayanmış olanları mutlu sayarız. Eyüp’ün nasıl dayandığını duydunuz. Rab’bin en sonunda onun için neler yaptığını bilirsiniz. Rab çok şefkatli ve merhametlidir” (Yakup 5:11).


Bu çeyreğin Eyüp konulu çalışmasının sonuna geldik. Kitabın büyük bir bölümünü işlemiş olmamıza rağmen, daha işleyecek ve öğrenecek birçok şey olduğunu kabul etmeliyiz. Tabi ki, seküler dünyada bile öğrendiğimiz ve keşfettiğimiz her şey öğrenilecek ve keşfedilecek daha fazla şeyi ortaya çıkarıyor. Üstelik, atomlar, yıldızlar, denizanaları ve matematik denklemleri konusunda böyleyse, Rabb’in Sözü konusunda ne kadar daha çoktur?


“Allah’ın takdirinin sırlarını anlayamadığımız için O’nun sözünden şüphe etmek için bir nedenimiz yok. Doğal dünyada sürekli olarak kavrayışımızın ötesinde olan harikalarla çevriliyiz. O halde ruhsal dünyada da anlayamadığımız sırlar bulduğumuzda şaşmalı mıyız? Güçlük sadece insan aklının zayıflığında ve darlığındadır.”—Ellen G. White, Education [Eğitim], s.170.


Evet, bazı sırlar kalıyor, özellikle de Eyüp kitapçığı gibi hayatın birçok zor sorusunun sorulduğu bir kitapta. Yine de, Eyüp gibi sıkıntılarla dolu bir dünyanın ortasında Rabb’e sadık kalmak için, bu hikâyeden çıkarabileceğimiz bize yardımcı olabilecek bazı dersleri göreceğiz.


*31 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

25 Aralık


Görünüşle Değil, İmanla


Korintliler 5:7 ve 4:18 ayetlerini oku. Bu ayetlerde hangi çok önemli gerçekler açıklanıyor? Bu gerçekler Rabb’in sadık takipçileri olmak isteyen bize nasıl yardımcı olabilirler?


Korintliler 4:18 ayetinin en yakın bağlamı eskatolojiktir, henüz yerine geldiğini görmediğimiz harika bir vaat olan ölümsüzlüğü giyeceğimiz zamandan, son günlerden bahseder. Bu görerek değil imanla kabul etmemiz gereken bir vaattir, zira henüz gerçekleşmemiştir.


Aynı şekilde, Eyüp kitapçığı bize gerçeklikte görebileceğimizden çok daha fazlası olduğunu gösterir. Fakat bu, bilimin dört bir yanımızda bulunan görünmeyen güçlerin varlığını ortaya koyduğu günümüzde ve çağımızda yaşayan insanlar için anlaşılması çok zor bir konu olmamalı.


Bir vaiz büyük bir şehirde kilisenin önünde dikildi. Topluluğa sessiz olmalarını söyledi. Birkaç saniyeliğine hiç ses yoktu. Sonra bir radyo çıkardı ve açtı, istasyonlar arasında hızla gezmeye başladı. Radyodan her türlü ses çıktı.


Vaiz “Bir şey soracağım” dedi. “Bu sesler nereden geldi? Radyo bu sesleri kendi kendine mi çıkardı? Hayır, bu sesler radyo dalgaları halinde havada, etrafımızdaydı, bu dalgalar tıpkı şu an sesimin olduğu gibi gerçek. Fakat bizim tasarlandığımız şekilde, bunlara erişimimiz yok. Ancak bunları göremiyor, hissedemiyor veya duyamıyor oluşumuz var olmadıkları anlamına gelmez, değil mi?”


Etrafımızda var olan fakat göremediğimiz (radyasyon veya yerçekimi gibi) diğer gerçek şeyler nelerdir? Bu görünmeyen güçlerin var olmakla kalmayıp hayatlarımızı da etkilediği gerçeğinden hangi ruhsal dersleri çıkarabiliriz?


Eyüp kitapçığının gösterdiği gibi, olaya dâhil olan insanların hiçbiri ne olup bittiğini gerçekten anlamadı. Onlar Allah’a inanıyorlardı, hatta Allah, O’nun karakteri ve yaratıcı gücü hakkında bir anlayışa da sahiptiler. Fakat görebildikleri çıplak gerçeklerin (Eyüp’ün felâketleri gibi) dışında, sahnenin gerisinde ne olduğuna dair hiçbir fikirleri yoktu. Etrafımızdaki görünmeyen gerçekler hakkında bazen biz de aynı şekilde bilgisiz olmuyor muyuz? Bu yüzden Eyüp kitapçığı bize, zayıflığımızın ve gerçekten ne kadar az gördüğümüzün ve bildiğimizin farkına vararak, imanla yaşamayı öğrenmemiz gerektiğini gösteriyor.


Pazar


26 Aralık


Kötü Varlık


İnsan düşüncesini zorlayan en büyük sorulardan biri kötülükle ilgilidir. Bazı filozofların hatta bazı din adamlarının kötülüğün varlığını reddetmesine veya en azından bu kavramı kullanmayı bırakmamız gerektiğini düşünmelerine rağmen, çoğu insan aynı fikirde olmayacaktır. Kötülük gerçektir; bu dünyanın bir parçasıdır. Neyin kötü olup neyin olmadığını tartışmamız mümkünse de, çoğumuz “onu gördüğümüz zaman tanırız” (ABD Yüksek Mahkemesi’nin başka bir konudaki sözü).


Kötülük bazen iki geniş sınıfa ayrılır: doğal ve ahlâkî. Doğal kötülük, doğal afetlerden çıkan türde kötülük olarak tanımlanır, örneğin depremlerin, sel baskınlarının ya da salgın hastalıkların acılar getirdiği zamanlar gibi. Ahlâkî kötülük ise, cinayet ve hırsızlık gibi, diğer insanların kastî hareketlerinden kaynaklanır.


Antik veya modern her türden kuram, kötülüğün varlığını açıklamaya çabalamaktadır. Yedinci Gün Adventistleri olarak biz, Kutsal Kitap’ın öğretisine göre kötülüğün yaratılmış bir varlık olan Şeytan’ın düşüşüyle ortaya çıktığına inanıyoruz. Popüler kültür, materyalist felsefî varsayımların da yardımıyla, Şeytan kavramını reddetti. Fakat bu ancak Şeytan’ı insanlara olabildiğince zarar vermeye çalışan gerçek bir varlık olarak gösteren Kutsal Yazılar’ın açık tanıklığı reddedilerek yapılabilir.


Bu özellikle Eyüp kitapçığında ortaya konmuş bir gerçektir.


Eyüp 1:1–Eyüp 2:8 arasındaki ayetleri oku. Bu iki bölüm Şeytan’ın dünyada hüküm süren kötülükteki rolünü anlamamıza nasıl yardımcı oluyorlar?


Eyüp’ün durumunda, Şeytan bu adamın başına gelen hem doğal hem de ahlâkî kötülüklerin doğrudan sorumlusuydu. Fakat Eyüp kitapçığında gördüklerimiz, her kötülüğün ve acının şeytanî bir faaliyetle doğrudan bağlantılı olduğu anlamına gelmez. Gerçek şu ki, Eyüp kitapçığındaki karakterler gibi, biz de meydana gelen bu korkunç şeylerin tüm sebeplerini bilmiyoruz. Hatta “Şeytan” ismi Eyüp’ün başına gelenlerle ilgili karşılıklı konuşmalarda hiç geçmiyor. Konuşmacılar Allah’ı suçladılar, Eyüp’ü suçladılar, fakat Şeytan’ın kendisini asla suçlamadılar. Yine de, Eyüp kitapçığı dünyadaki kötülükten sonuç olarak kimin sorumlu olduğunu bize göstermeli.


Şeytan’ın gerçekliği hakkında aşağıdaki ayetler bize ne söylüyor? Va. 12:12; Mat. 4:10; Mat. 13:39; Luk. 8:12; Luk. 13:16; Luk. 22:3, 31; Elç. 5:3; 1Pe. 5:8. Daha da önemlisi, Şeytan’ın hayatındaki etkilerine ilişkin hangi örneklere sahipsin? Ondan nasıl korunabilirsin?


Pazartesi


27 Aralık


Böyle Arkadaşlarla...


Eyüp’le konuşmaya gelen bu üç (daha sonra dört) adam tüm Eyüp kitapçığı boyunca iyi niyetlerle konuştular. Eyüp’ün başına gelenleri duymuşlar ve “acısını paylaşmak, onu avutmak için” (Eyüp 2:11) gelmişlerdi. Ne var ki, Eyüp başına gelen felâketlerden yakınarak konuşmaya başladıktan sonra, Eyüp’e haddini bildirmek ve teolojisini düzeltmek anlaşılan onlara acı çeken arkadaşlarını yüreklendirmekten ve moralini düzeltmekten daha önemli göründü.


Tekrar tekrar, her şeyi yanlış anladılar. Fakat her şeyi doğru anladıklarını varsayalım? Diyelim ki Eyüp’ün başına gelenlerin tümü hak ettiği için geldi? Diyelim ki teolojik olarak haklılar, ne olacak? Eyüp’ün doğru teolojiye mi ihtiyacı vardı? Yoksa tamamıyla başka bir şeye mi ihtiyacı vardı?


Yuhanna 8:1–11 ayetlerini oku. İsa burada bu adamlarda fazlasıyla eksik olan neyi ortaya koydu?


Bu hikâyede, zinada yakalanan kadın ve onu suçlayanlar ile diğer yandaki Eyüp ve onu suçlayanlar arasında büyük bir fark var. Kadın suçluydu. Her ne kadar günahtan ötürü belki de kendisini suçlayanlar kadar suçlu olmasa da, hafifletici nedenler ne olursa olsun suçlu olduğu konusunda şüphe yoktu. Bunun aksine, Eyüp suçlu değildi, en azından onu suçlayanların yönelttiği suçlamalar anlamında. Fakat bu kadın gibi suçlu olsaydı bile, Eyüp’ün bu adamlardan beklediği şey, bu kadının ve acı çeken tüm insanların ihtiyacı olan şeyle aynıydı: lütuf ve bağışlayıcılık.


“İsa bu kadını affederek daha iyi bir yaşam sürmeye teşvik ettiğinde, karakteri mükemmel doğruluğun güzelliğinde parladı. O, günahı örtbas etmeye ya da günahkârın suçluluk duygusunu azaltmaya çalışmazken, onu yargılamaya değil; kurtarmaya çalışır. Bu olayı yaşamadan önce, yanlış yoldaki bu kadın için dünyada sadece hakaretler ve aşağılama vardı; fakat İsa teselli ve umut sözleri söyler.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 462 [Sevgi Öğretmeni, s. 451].


Eyüp kitapçığının bize öğretmesi gereken şey, başkalarına kendimizi onların yerine koyarak davranmamız gerektiğidir. Muhakkak azarın ve yüzleşmenin de bir zamanı ve yeri vardır, fakat bu rolü üstlenmeyi düşünmeden önce, kendimizin de günahkârlar olduğumuzu alçakgönüllülükle ve uysallıkla hatırlamalıyız.


Acı çekenler için, hatta kendi yanlış hareketlerinden dolayı acı çekenler için daha fazla merhamet duymayı nasıl öğrenebiliriz?


Salı


28 Aralık


Dikenlerden ve Çalılardan Daha Fazlası


Hepimizin bildiği gibi hayat zor (üstelik bazılarımız bunu çok iyi biliyoruz). İlk Günah’tan sonra, henüz Aden bahçesindeyken, Allah ilk atalarımıza günahlarının bazı sonuçlarının ne olacağını bildirdiğinde, bize hayatın ne kadar zor olacağına ilişkin bazı ipuçları verilmişti (bkz. Yar. 3:16–24). Fakat bunlar sadece ipuçlarıydı. Ne de olsa, hayatta karşılaştığımız tek zorluk “dikenler ve çalılar” olsaydı, insanlık bugünkü durumundan büyük ölçüde farklı bir durumda olurdu.


Etrafımıza baktığımızda acı, hastalık, fakirlik, savaş, suç, depresyon, kirlilik ve adaletsizlikten başka ne görüyoruz? İlkçağ tarihçisi Herodot bir bebek doğduğunda yas tutan, evet yas tutan bir kültürden bahsetmişti, zira onlar bu çocuğun yetişkinliğe erişinceye kadar karşılaşacağı kaçınılmaz acıları ve dertleri biliyorlardı. Dehşet verici gözüküyor, fakat mantığını kim reddedebilir?


Fakat Eyüp kitapçığında bizim için insanın durumuyla ilgili bir mesaj var. Gördüğümüz gibi, sıklıkla adil gözükmeyen şekillerde, hepimizin kaçınılmaz olarak işlediği günahlar ne olursa olsun bunlara uygun gözükmeyen şekillerde acılar çektiğimizden, Eyüp tüm insanlığın bir simgesi olarak kabul edilebilir. Eyüp için adil değildi, bizim için de değil. Yine de, tüm bunlar olurken Eyüp kitapçığının bize diyebildiği şey şu: Allah oradadır, Allah biliyor ve Allah tüm bu olanların boş yere olması gerekmediğine söz veriyor.


Dünyevî ve ateist yazarlar ölümle sonsuza dek sona eren bir hayatın anlamsızlığını kabul etmeye çabalıyorlar. Onlar cevaplar için durmadan çabalıyorlar, fakat yine de bir sonuca varamıyorlar, çünkü bu hayat özünde hiçbir şey sunmuyor. “Nihilizm” diye adlandırılan ateist bir felsefe var, “hiçlik” anlamındaki Latince nihil sözcüğünden geliyor. Nihilizm dünyamızın ve dünyadaki hayatlarımızın hiçbir anlam ifade etmediğini öğretiyor.


Fakat Eyüp kitapçığı ölümlü hayatlarımızın bizi tehdit ettiği nihil’in ötesinde olan aşkın bir gerçekliği bize gösteriyor. Bize Tanrı’yı ve umut alabileceğimiz bir varoluş alanını gösteriyor. Bize, başımıza tüm gelenlerin bir boşluk içinde gerçekleşmediğini, olanlar hakkında her şeyi bilen bir Tanrı olduğunu ve bu Tanrı’nın bir gün her şeyi yoluna koyma sözü verdiğini söylüyor. Eyüp kitapçığının cevapsız bıraktığı büyük sorular ne olursa olsun, bizi elimizde hayatlarımızın küllerinden başka hiçbir şey olmayan bir halde bırakmıyor (bkz. Yar. 3:19, Eyüp 2:8). Aksine, bizi umutların umuduyla, şu anki duyularımızın algılayabildiklerinin ötesinde bir şeyin umuduyla bırakıyor.


Hangi Kutsal Kitap ayetleri bu dünyanın sunduğu her şeyden daha üstün olan büyük bir umuda sahip olduğumuzu açıkça söylüyor? (Örneğin bkz. İbr.11:10, Va. 21:2.)


Çarşamba


29 Aralık


İsa ve Eyüp


Çağlar boyunca Kutsal Kitap öğrencileri Eyüp ile İsa’nın hikâyeleri arasında benzerlikler bulmaya çalıştılar. Her ne kadar Eyüp İsa’nın bir “örneği” olmasa da (kurban sisteminde hayvanların olduğu gibi), bazı benzerlikler mevcuttur. Bu benzerlikler arasında Eyüp’ten başka bir ders bulabiliriz: kurtuluşumuzun Rab için neye mal olduğunu.


Eyüp 1:1 ayetini 1. Yuhanna 2:1, Yakup 5:6 ve Elçilerin İşleri 3:14 ayetleriyle karşılaştır. Burada hangi benzerlikler var?


Matta 4:1–11 ayetlerini oku. Burada İsa ile Eyüp arasında hangi benzerlikler mevcut?


Matta 26:61; Luka 11:15, 16 ve Yuhanna 18:30 ayetlerini oku. Bu ayetler Eyüp’ün tecrübesiyle nasıl benzeşiyor?


Eyüp 1:22 ile İbraniler 4:15 ayetlerini karşılaştır. Hangi benzerlik mevcut?


Bu ayetler Eyüp’ün ve İsa’nın tecrübeleri arasındaki ilginç benzerlikleri ortaya koyuyor. Tabi ki Eyüp İsa gibi günahsız değildi; yine de hayatıyla Baba’nın yüceltilmesini sağlayan, sadık ve doğru bir adamdı. Eyüp Şeytan tarafından şiddetli bir denemeden geçirilmişti, aynı İsa gibi. Tüm Eyüp kitapçığı boyunca Eyüp yalan yere suçlanmıştı; İsa da aynı şekilde yalan suçlamalarla karşılaştı.


Son olarak, belki de en önemlisi, tüm olanlara karşın Eyüp Rabb’e sadık kaldı. Hepimiz için çok daha önemlisi, aynı şekilde İsa da sadık kaldı. İsa, başına gelen her şeye karşın, Allah’ın karakterini mükemmel bir şekilde somutlaştıran günahsız bir yaşam sürdü. İsa “O’nun [Allah’ın] varlığının öz görünümü”ydü (İbr. 1:3) ve yalnızca bu sayede kurtuluş için gerekli doğruluğa sahipti, “İsa Mesih’e iman yoluyla iman aşamasına varanların tümünü Tanrı’nın doğruluğa eriştirmesidir bu. Çünkü hiçbir ayrım yoktur” (Rom. 3:22–Cosmades).


Ne kadar büyük olsa da, Eyüp, acıları ve bu acıların arasındaki sadakati, Kurtarıcısı olan İsa’nın gerçekten geldiğinde ve “sonunda toprağın üzerinde dikil[diğinde]” (Eyüp 19:25–KM) Eyüp’ün yararına ve bizim yararımıza karşı karşıya kalacaklarının küçük ve eksik bir yansımasıydı.


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Eyüp kitapçığı yüzyıllar boyunca Yahudi, Hristiyan, hatta (bu Kutsal Kitap hikâyesinin kendi versiyonuna sahip olan) Müslüman okuyucular tarafından heyecanla karşılanmış, okuyucularını aydınlatmış ve onları zorlamıştır. Zorlamıştır diyoruz, zira gördüğümüz üzere kitap kendi içinde birçok cevaplanmamış soru bırakıyor. Bir açıdan bu çok da şaşırtıcı olmamalı. Sonuçta Yaratılış’tan Vahiy’e kadar Kutsal Kitap’ın hangi kitapçığı cevaplanmamış soru bırakmıyor ki? Kutsal Kitap bir bütün olarak alındığında bile ortaya çıkardığı her soruna cevap vermiyor. Kutsal Kitap’ın kapsadığı insanın düşüşü ve kurtuluş planı konularını sonsuzluk boyunca araştıracaksak (bkz. Büyük Mücadele, s.678 [Sevginin Zaferi, s. 152, 153]), Rab tarafından ilham edilmiş bile olsa (2Ti. 3:16) kısıtlı bir kitap tüm soruları bizim için şimdi nasıl cevaplayabilirdi?


Fakat Eyüp kitapçığı yalnız değil. O Allah’ın Sözü içinde açıklanmış çok daha büyük bir resmin bir parçasıdır. Büyük bir ruhsal ve teolojik mozaiğin bir parçası olarak, tüm evrene, en azından Allah’ın tüm takipçilerine güçlü bir mesaj sunuyor. Mesaj şu: sıkıntı ortasında sadık kalmak. Eyüp İsa’nın kendi sözlerinin canlı bir örneğidir: “Sonuna kadar dayanan kurtulacaktır” (Matta 24:13). Hangi İsa imanlısı doğruyu yapmaya çalışırken bazen anlaşılmaz yanlışlarla karşılaşmadı ki? Hangi İsa imanlısı, imanlı olmaya çalışırken imana yönelik zorluklarla karşılaşmadı ki? Hangi İsa imanlısı teselli ararken suçlamalarla karşılaşmadı ki? Hal böyleyken, Eyüp kitapçığı bize tüm bunlarla ve daha fazlasıyla karşılaşıp imanını ve doğruluğunu sürdüren birinin örneğini sunuyor. Biz de, imanla ve lütufla, çarmıhta Eyüp için ve bizim için ölmüş olan Kişi’ye güvenirken, bize verilen mesaj şudur: “Git, sen de öyle yap” (Luka 10:37).


TARTIŞMA SORULARI:


Kendini Eyüp kitapçığını bilen ve İsa’nın gelişinden önce yaşayan bir Yahudi’nin yerine koy. Bu kişi, bizim gibi bugün İsa’dan sonra yaşayanların sahip olmadığı hangi sorulara sahip olurdu? Yani, İsa’nın hikâyesi ve O’nun bizim için yaptıkları Eyüp kitapçığını daha iyi anlamamıza nasıl yardımcı olur?


Eyüp’le karşılaştığında ona soracağın ilk soru ne olabilir ve neden?


Eyüp kitapçığının değindiği fakat bizim bu çeyrekte işlemediğimiz bazı sorular ve konular neler?


Eyüp konulu bu çalışmadan edindiğin ana ruhsal fikir neydi? Cevabını sınıfınla paylaş.