PDF İndir - Sebt Günü Çalışma Kitapçığı – 4.çeyrek 2015 – Yeremya

 

SEBT GÜNÜ

 

ÇALIŞMA KİTAPÇIĞI



EKİM – KASIM – ARALIK 2015




YEREMYA



SEBT GÜNÜ



ÇALIŞMA KİTAPÇIĞI




STANDART VERSİYONU







YEREMYA





Yazar:



Imre Tokics




EKİM – KASIM – ARALIK



2015









Eski Antlaşma (Tevrat ve Zebur)       Yeni Antlaşma (İncil)



Yar

 

= Yaratılış

 

Mat

 

= Matta

 

Çık

 

= Çıkış

 

Mar

 

= Markos

 

Lev

 

= Levililer

 

Luk

 

= Luka

 

Say

 

= Çölde Sayım

 

Yu

 

= Yuhanna

 

Yas

 

= Yasa

 

Elç

 

= Elçilerin İşleri

 

Yşu

 

= Yeşu

 

Rom

 

= Romalılara Mektup

 

Hak

 

= Hakimler

 

1Ko

 

= Korintlilere 1. Mektup

 

Rut

 

= Rut

 

2Ko

 

= Korintlilere 2. Mektup

 

1Sa

 

= 1. Samuel

 

Gal

 

= Galatyalılara Mektup

 

2Sa

 

= 2. Samuel

 

Ef

 

= Efeslilere Mektup

 

1Kr

 

= 1. Krallar

 

Flp

 

= Filipililere Mektup

 

2Kr

 

= 2. Krallar

 

Kol

 

= Koloselilere Mektup

 

1Ta

 

= 1. Tarihler

 

1Se

 

= Selaniklilere 1. Mektup

 

2Ta

 

= 2. Tarihler

 

2Se

 

= Selaniklilere 2. Mektup

 

Ezr

 

= Ezra

 

1Ti

 

= Timoteyus’a 1. Mektup

 

Neh

 

= Nehemya

 

2Ti

 

= Timoteyus’a 2. Mektup

 

Est

 

= Ester

 

Tit

 

= Titus’a Mektup

 

Eyü

 

= Eyüp

 

Flm

 

= Filimun’a Mektup

 

Mez

 

= Mezmurlar (Zebur)

 

İbr

 

= İbranilere Mektup

 

Özd

 

= Süleyman’ın Özdeyişleri

 

Yak

 

= Yakup’un Mektubu

 

Vai

 

= Vaiz

 

1Pe

 

= Petrus’un 1. Mektubu

 

Ezg

 

= Ezgiler Ezgisi

 

2Pe

 

= Petrus’un 2. Mektubu

 

Yşa

 

= Yeşaya

 

1Yu

 

= Yuhanna’nın 1. Mektubu

 

Yer

 

= Yeremya

 

2Yu

 

= Yuhanna’nın 2. Mektubu

 

Ağı

 

= Ağıtlar

 

3Yu

 

= Yuhanna’nın 3. Mektubu

 

Hez

 

= Hezekiel

 

Yah

 

= Yahuda’nın Mektubu

 

Dan

 

= Daniel

 

Vah

 

= Vahiy (Esinleme)

 

Hoş

 

= Hoşea




Yoe

 

= Yoel




Amo = Amos Ova = Ovadya Yun = Yunus Mik = Mika Nah = Nahum

 

Hab = Habakkuk Sef = Sefanya Hag = Hagay Zek = Zekarya Mal = Malaki



İçindekiler



1     Yeremya’ya Yapılan Peygamberlik Çağrısı (26 Eylül–2 Ekim)........ 6

 

2     İçerideki ve Dışarıdaki Kriz (3–9 Ekim)...................................... 13

 

3     Yahuda’nın Son Beş Kralı (10–16 Ekim)..................................... 20

 

4     Kınama ve Ceza (17–23 Ekim).................................................... 27

 

5     Peygambere Daha Fazla Dert (24–30 Ekim)................................ 34

 

6     Sembolik Eylemler (31 Ekim–6 Kasım)....................................... 41

 

7     Kriz Devam Ediyor (7–13 Kasım)................................................ 48

 

8     Yoşiya’nın Devrimleri (14–20 Kasım)......................................... 63

 

9     Yeremya’nın Boyunduruğu (21–27 Kasım)................................. 70

 

10     Yeruşalim’in Yıkılışı (28 Kasım–4 Aralık)........................ 77

 

11     Antlaşma (5–11 Aralık)................................................... 84

 

12 Mısır’a Dönüş (12–18 Aralık)                                                      91

 

13 Yeremya’dan Dersler (19–25 Aralık)                                           98



Editör Ofisi 12501 Old Columbia Pike, Silver Spring, MD 20904

 

Web sayfamızı ziyaret edin: http://www.menapa.com



Yazar                                                                     Pacific Press Koord.

 

Imre Tokics                                           Wendy Marcum



Editör                                                                     Sayfa Tasarım

 

Clifford R. Goldstein                                  AngelOS



Editör Sekreteri                                        Çeviri

 

Soraya Homayouni                                   AngelOS



Bu kitapçık Yedinci-Gün Adventistleri Genel Konferansı Yetişkinler için Sebt Okulu Çalışma Kitap- çığı ofisi tarafından hazırlanmıştır. Bu kitapçığın hazırlanması Sebt Okulu Geliştirme Komitesinin yönetimi altında olmuştur. Yayınlanan bu kitapçık bu komitenin görüşlerini yansıtmakta olup sade- ce veya mutlaka yazarın (veya yazarların) görüşleriyle sınırlı değildir.



İstek Adresi Web: www.menapa.com

 

E–mail:   info@menapa.com
























irçok dilde olduğu gibi Kutsal Kitap’ın İbranicesi, söylediklerinden çok farklı anlama gelen deyimler, sözler veya ifadelerle doludur. Buna örnek olarak, iki İbranice sözcüğün birleşiminden oluşan mi-yittan sözcüğünü verebili-

 

riz: Mi, bir soru zamiri olan “kim?”; yittan ise “verecek” anlamına gelmektedir. Böylece “kim verecek?” sözcüğünü elde ederiz.

 

İbranice Kutsal Kitap’ta bu ifade, bir istek, bir arzu ve birisinin bir şeyi çok aşırı istemesi fikrini vurgular.

 

Örneğin Mısır’dan kaçtıktan sonra İsrail halkı çölde zorluklarla karşılaşmış ve şöyle haykırmıştı, “Keşke RAB bizi Mısır’dayken öldürseydi!” (Çıkış 16:3). Buradaki “keşke” ifadesi, mi-yittan’dan gelmektedir. Mezmurlar 14:7’de Davut şöyle inlemiş- ti, “Ah (keşke), İsrail’in kurtuluşu Siyon’dan gelse!” İbranicesinde “Ah” denmiyor; mi-yittan deniyor. Eyüp 6:8’de Eyüp “Ah (keşke) dileğim yerine gelse” diye yalvardı- ğında, “Ah” sözcüğü mi-yittan’dan gelmektedir.

 

Diğer bir yerde de karşımıza çıkıyor, bu kez Yasa’nın Tekrarı 5:29’da. Musa geç- mişte Allah’ın takdirlerini anlattıktan sonra, İsrail halkının ölmemesi için onlara Rab ile olan konuşmasını hatırlatmaktadır. Musa’ya göre Rab onların ricalarını kabul etmiş sonra da şöyle söylemişti: “Ah (keşke) benden korksalardı ve bütün buyrukla- rıma uymak için her zaman yürekten istekli olsalardı!”

 

“Ah” olarak çevrilen sözcük mü? Evet, mi-yittan.





İnanılmaz! Burada Rab—Yaratıcı Tanrı, uzayı, zamanı ve maddeyi yapan, bir sö- züyle dünyamızı var eden, Adem’in burnuna yaşam soluğunu üfleyen Biri—genelde zayıflığı ve insani sınırları çağrıştıran bir ifade telaffuz etmektedir.

 

İşte size özgür irade gerçeği. Büyük mücadelenin ortasında Allah’ın yapabilecek- lerinin sınırlarından bahsedelim. Mi-yittan’ın buradaki kullanımı, Allah’ın bile öz- gür iradeyi çiğnemek istemediğini açıklıyor (bir

 

Yeremya kitabı, Al- lah’ın mesajını çoğu kez dinlemek isteme- yen insanlara tutku ve sadakatle vaaz eden peygamberin hizmetini ve mesajını nakletmektedir.

 

an için yapmış olsaydı, artık bu özgür olamazdı). Şimdi, eğer Eski Ahit’te, Allah’ın insanların O’na itaat etmeyi arzulamasını ve insanların da böyle yapmama eğilimini açıklayan bir kitap varsa, bu çeyrek yılın konusu olan Yeremya kitabı olurdu. Kadim yakın doğudaki büyük jeopolitik değişimlerin arka planını sergileyen Yeremya kitabı, Allah’ın mesajını çoğu kez din- lemek istemeyen insanlara tutku ve sadakatle vaaz eden peygamberin hizmetini ve  mesajını

 

nakletmektedir.

 

Peygamber çağrısıyla başlayan kitap, bizleri dini tarihin onlarca yıl ötesine götü- rürken, Rab başlangıçtan beri dini mesajın temelini ilan etmek için bu genç (sonra da yaşlı) adamı kullanacaktı. Ve bu kitapta öğretilen tüm ruhsal gerçekler içerisinde, şu sözler Rab’bin halkından ne istediğinin özünü oldukça güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır: “RAB şöyle diyor: ‘Bilge kişi bilgeliğiyle, güçlü kişi gücüyle, zengin kişi zenginliğiyle övünmesin. Dünyada iyilik yapanın, adaleti, doğruluğu sağlayanın Ben RAB olduğumu anlamakla ve beni tanımakla övünsün övünen. Çünkü ben bunlar- dan hoşlanırım’ diyor RAB” (Yer 9:23, 24).

 

Yeremya kitabını okumak, bir yolculuğa çıkmaktır, bu öyle bir ruhsal yolculuktur ki, insanî fesadın en dibinden Rab’bin zirvesine, ihtişamına ve görkemine doğru uzanır—o Rab ki hepimize yücelerden haykırır, hem de düşmüş durumumuza rağmen: Mi-yittan (Ah), böyle bir yürek sizlerde de olsun!



Imre Tokics, PhD, Pecel, Macaristan’da Adventist Teoloji Yüksek Okulunda Es- ki Ahit Departmanı başkanıdır. Eski Ahit ve Musevi Dini Bilimleri profesörü olup aynı zamanda Hukuk Doktoru (LLD) ünvanına sahiptir.





*Eylül 26–Ekim 2

Yeremya’ya Yapılan Peygamberlik Çağrısı












Sebt Günü

 

Konuyla İlgili Metinler: Yşa 1:19, Yer 7:5–7, 1Kr 2:26, Yer 1:1–5, Yşa

 

6:5, Yer 1:6–19, Mat 28:20.

 

D

 

Hatırlama Metni: “Ana rahminde sana biçim vermeden önce tanıdım seni. Doğmadan önce seni ayırdım, Uluslara peygamber atadım” (Yeremya 1:5).

 

iğer Eski Ahit peygamberlerine nazaran, Yeremya’nın yaşamı hakkında daha çok şey biliyoruz. Kitabındaki biyografik gerçekler, onun peygamberlik hizme- tini daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Yeremya tarihte o kadar etkili olmuş-

 

tu ki, İsa zamanında bile saygı duyulan bir peygamberi tasvir ediyordu.

 

Aynı zamanda insani standartlara göre yargılanan peygamberin işi, sadece az bir başarısını sergilemiştir. Onlarca yıl süren ateşli ihtarlara ve ricalara rağmen, insanlar çoğunlukla onun Rab’den getirdiği mesajlarını dinlememişti.

 

Yine de muhalefete rağmen Yeremya satın alınamamış veya satılamamıştı; tıpkı “surlu bir kent, demir bir direk, tunç bir duvar” (Yer 1:18) gibi dimdik durmuştu, kendi gücüyle değil, aksine Rab’bin gücüyle.

 

Yeremya’nın yaşamındaki çoğu şey birçok bakımdan mutlu olaylar değildi. Ona yapılan çağrı, acı, keder, reddedilme hatta tutsaklık getirmişti. Daha da kötüsü bu sıkıntıların birçoğunun, yardım etmek, doğru yola götürmek istediklerinden gelme- siydi. Bu bakımdan Yeremya, İsa’nın aynı ülkede yüzlerce yıl sonra karşılaşacağı sorunlara örnek teşkil eden biriydi.

 

*3 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Peygamberler

 

Eylül 27



Kendilerine yapılan çağrı uyarınca peygamberler, Allah’ın yasasının koruyucuları olarak saptanmışlardır. Antlaşma ve On Emir temelinde kalmışlardı (Yer 11:2–6). Mika 3:8, “Yakupoğulları’na isyanlarını, İsrail halkına günahlarını bildirme” konu- sunda peygamberlerin işinin bir özetini vermektedir. Tabii ki günah kavramı da ya- sadan ayrı olarak anlamsızdır (bkz. Rom 7:7).



Peygamberlerin insanlara mesajı neydi? Bu mesaj hangi bakımdan gü- nümüzde bizlere verilenle aynıdır? Yşa 1:19, Yer 7:5–7, Hez 18:23. (Ayrıca bkz. Mat 3:7–11.)




Allah’ın yargısı kaçınılmazdı, fakat insanlar kötü yollarından dönmezlerse gerçek- leşecekti. Oysa değişim o kadar kolay değildir, özellikle de insanlar kötülük yapmaya alışmışlarsa. En başta onları ürkütse de, zamanla insanların kötülüğe alıştığını gör- meyen var mıdır? Peygamberlerin mesajı, insanların yaptıkları günahların ne kadar kötü olduğunu ve eğer bu yoldan dönmezlerse, bunun sonuçlarının ne olacağını görmelerine izin vermekti. Bu mesaj tabii ki peygamberlerin değil, Rabbin mesajıydı. Peygamberler, Allah’ın Sözü’nün onlara nasıl açıklandığından veya bunu nasıl duy- duklarından bahsetmiyorlar. Allah onlarla bazen doğrudan, bazen de Kutsal Ruh’un rüyalarla veya görümlerle dokunmasıyla, ya da belki de “ince, yumuşak bir ses” (1Kr 19:12) aracılığıyla konuşmuştu. Mesajlar onlara ne şekilde gelirse gelsin, peygamberlerin bir görevi vardı, sadece Allah’ın istemini alelade insanlara değil, fakat aynı zamanda eğer

 

gerekirse kralların, imparatorların ve generallerin önünde de iletmek.

 

Bu görev, büyük bir sorumluluk gerektiriyordu: eğer gerçeği söylerlerse bu kud- retli insanlar onları öldürebilirdi; eğer gerçeği söylemezlerse o zaman da Allah’ın yargısı onların üzerine gelebilirdi. Peygamber olmak ağır bir çağrıdır ve Kutsal Ki- tap’ta bizlere söylendiği kadarıyla, çağrı yapılan kişiler onu çok ciddiye almışlardı.

 

Bunu yapmış olduklarından dolayı memnun olabiliriz, zira mesajları Kutsal Kitap aracılığıyla bizlere indirilmişti. Bu anlamda, onların sözleri halâ günümüzde de geçer- lidir. Yeremya’nın zamanında olduğu gibi sorun bugün de aynıdır: Dinleyecek miyiz?






Eylül 28

 

Yeremya’nın Ailevi Özgeçmişi

 

1Kr 1 ve 1Kr 2:26’yı okuyun. Aviyatar’ın, memleketi Anatot’a sürgüne gönderilmesinin arkasındaki neden neydi?








Süleyman, Adoniya ile olan mücadelesinde başarı sağlayarak tahtını sağlamlaştır- dıktan sonra, kahin Aviyatar’ı görevinden uzaklaştırmış ve onu Yeruşalim’in yaklaşık beş kilometre kuzeydoğusunda olduğuna inanılan memleketi Anatot’a sürgüne gön- dermişti. Yeremya’nın babası Hilkiya, Anatot’ta yaşamış olan bir kâhin ailesinin üyesiy- di. Bazıları, Yeremya’nın ailesinin Aviyatar’dan gelmiş olacağını öne sürmüşlerdir. Her durumda Yeremya 1:1’den peygamberin soylu bir aileden geldiğini anlıyoruz. Bunun yanında, tüm peygamberlik tarihi boyunca Rab’bin her türden insanı—çobanlar, rab- biler, balıkçılar, kâhinler—peygamberlik görevine çağırdığını görebiliriz.

 

“Levili kâhinlik düzeninin bir üyesi olan Yeremya, çocukluğundan beri kutsal hizmet için yetişmişti. O mutlu hazırlık yıllarında, doğduğu andan itibaren ‘uluslara peygamberlik etmek’ üzere atanmış olduğunu bilmiyordu. Allah’ın çağrısını işittiğin- de kendisini bu göreve hiç layık görmedi. ‘Ah, Rab Yahve, konuşmayı bilmiyorum, çünkü gencim’ diye karşı çıktı. Yeremya 1:5, 6.”—Ellen G. White, Geçmişten Son- suzluğa, 2. Cilt, S. 243.

 

Kâhinler, ulusun ahlaki ve ruhsal liderleri olmak zorundaydılar; kâhinlere ulu- sun ruhsal yaşamının hemen hemen her alanını etkileyen önemli roller verilmişti. Bazıları bu görevlere sadık kaldı; bazıları da hayal edemeyeceğimiz bir şekilde onu suistimal ve ihlal etti. Yakında Yeremya kitabında okuyacağımız gibi peygamber, sorumluluklarına ve kendilerine emanet edilen çağrıya layık olmayan bu sadakatsiz kâhinlere çok çetin sözlerle karşı gelmişti.






Eylül 29

 

Yeremya’ya Peygamberlik Çağrısı

 

Yeremya 1:1–5’i okuyun. Bizlere Yeremya’nın çağrısı hakkında ne söylüyor?






Eski Ahit’teki diğer peygamberler gibi (ve yenisindeki Pavlus gibi; bkz. Gal 1:1, Rom 1:1), Yeremya onu çağırana karşı gevezelik etmedi. Bu ayetlerde çok açıktı ve aslında tüm Yeremya kitabı boyunca bahsettiği şey, ona gelen “Rabbin sözüydü”. Hiç şüphesiz bu ateşli kanaati, coşkun muhalefete ve uğraşlara, acılara ve denenmelere karşı dayanarak yılgınlığa düşmemesine neden olmuştu.

 

Yoşiya’nın iktidarının on üçüncü yılında Yeremya’ya yapılan çağrı, yaklaşık İ.Ö. 627/626 yıllarına denk gelmektedir. Peygamberin gerçek doğum tarihini veya hizme- te başlama yılını tam olarak bilmiyoruz. Aslında göreceğimiz gibi, o verilen görev için kendisini çok genç bir çocuk olarak görmüştü.



Yeremya 1:4, 5’i okuyun. Bu sözlerden ne gibi bir güvence ve huzur duymalıyız?





Daha doğmadan önce Allah Yeremya’yı bir peygamber olarak seçmişti. Ana rah- mine düştüğü andan itibaren, Allah peygamberlik rolü için onu bir kenara ayırmıştı. “Seni ayırdım” (5. ayet) diye çevrilen sözler, diğerleri yanında “kutsanmak” “kutsal olmak” fiilinden gelmektedir. Kesinlikle kutsal ve dini bir çağrışım yapmakta olup, bir yandan tapınak hizmetiyle de bağlantılıdır. Aslında “tapınak” sözcüğü de aynı kökten gelmektedir. Bu, bir şeyin veya bir kimsenin “kutsal bir amaçla ayrılması” fikrini taşımaktadır. İşte Allah’ın daha doğmadan önce Yeremya için planladığı şey buydu. Bu ayetler önceden varoluşu veya kaderi öğretmiyor; aksine Allah’ın önceden bilmesini öğretiyor.








Gönülsüz Peygamberler

 

Eylül 30



Yeremya’nın bu görev için ilahi bir şekilde seçilmiş olduğu yolunda Rab’bin gü- vencesine rağmen, genç adam korkmuş ve yapmak istememişti. Belki de Yeremya o zamanki insanların ruhsal durumunun iyi olmadığını ve ne yapılması gerektiğini bilerek, bu işi üstlenmek istememişti.



Yeremya 1:6’yı, Yeşaya 6:5 ve Çıkış 4:10–15 ile kıyaslayın. Tümünde or- tak olan hususlar nelerdir?





Hangi nedenden olursa olsun, bu adamlardan hiçbiri görevi üstlenmek isteme- mişti. Belki de bu, bir peygamberin görevi için çok önemli bir ön koşuldu: böylesine hayatî ve önemli bir görev için kişinin kendisini değersiz hissetmesi. Yaratıcı’nın sözcüsü mü? Hepsinin de görevden çekinmesine şaşırmamak gerekir, en azından başlangıçta.

 

Çağrıyı aldıktan sonra Yeremya’nın ilk yanıtına dikkat edin. Musa’nın yaptığı gibi, derhal iyi konuşma yeteneğinin olmayışından bahsetmişti. Yeşaya da verdiği yanıtta ağzından ve dudaklarından bahsetmişti. Her durumda, yapılan çağrı başka neyi ge- rektiriyor olsa da, konuşmayı ve iletişimi kapsayacağını biliyorlardı. Onlar Allah’tan mesajları almak ve bu mesajları başkalarına paylaştırmakla sorumluydular. Bugün internet sitesi kurmak veya mesaj yollamaktan farklı olarak iletişim çoğunlukla yüz yüze yapılır. Muhalif liderlerin veya asilerin önünde durduğunu ve onlara sitem ve uyarı dolu haşin sözler sarf ettiğini hayal edebilir misin? Pek yakında peygamber olacak kişilerin çekincesi anlaşılabilirdir.








Badem Dalı

 

Ekim 1



Peygamber Allah’ın tanığıdır; onun işi kendisi için değil, sadece Allah için ko- nuşmaktır. Yeremya, ulusun sorunlarına çözüm getirmek veya insanları peşinden sürükleyecek yüce bir şahsiyet ve karizmatik bir lider olmak için çağrılmamıştı. Ye- remya’nın, Allah’ın sözlerini halka ve onların liderlerine nakletmek gibi eşsiz bir görevi vardı. Buradaki vurgu, insan veya insan potansiyeli üzerinde değil; sadece Allah’ın egemenliği ve kudreti üzerindedir. Peygamberin görevi, insanları tüm sorun- larının çözümü olan Rab’be yönlendirmektir. Bu tabii ki bugün bizler açısından farklı değildir.



Yeremya’nın ilk görümü hangi konudaydı? (Bkz. Yer 1:11–19.)






Birçok Kutsal Kitap çevirisi, 11. ayetteki İbranice ifadeyi “badem dalı” olarak çevi- rir. Ancak bu çeviriler, İbranicedeki sözcük oyununu yansıtmazlar. “Badem ağacı” olarak çevrilen sözcük, Rab’bin sözünü gerçekleştireceğini “gözleyeceğini” söylediği

 

  1. ayette karşımıza çıkan “gözlemek” ile aynı kökten gelmektedir.

 

Bazıları Yeremya’nın tüm kitabının merkezî mesajının 11. ve 12. ayetlerde bu- lunduğunu iddia etmektedir. Allah’ın sözü gerçekleşecektir. Günün birinde herkes Allah’ın olacağını söylediği olayların gerçekleşeceğini görecektir. Allah insanların günahlarından dönmelerini ister. O, lütuf ve af sunmuştur, fakat hiç kimseyi itaat etmesi ve şifa görmesi için zorlamaz. Eğer halkı O’na yanıt vermezse, yargı ve ceza içeren sözleri mutlaka yerine gelecektir, tıpkı Yeremya kitabında İsrail’e karşı söyle- diği sözleri gerçekleştiği gibi.

 

Göreceğimiz gibi, Allah’ın sözleri sadece insanlar için değildir. Rab doğrudan Ye- remya’ya konuşmakta, karşılaşacağı muhalefete karşı hazırlıklı olması için onu uyarmaktadır. Ne olursa olsun, Yeremya Allah’ın verdiği şu güvenceye sahipti “Ben seninleyim.” İleride de göreceğimiz gibi buna ihtiyaç duyacaktı.

 

Bizler de değil miyiz?






Ekim 2

 

Ek Çalışma: Martin Luther, Yeremya kitabına giriş yorumunda peygamber hakkında şöyle yazmıştı: “Yeremya, acıklı ve çetin bir çağda yaşamış mahzun bir peygamberdi, bunun da ötesinde aksi ve inatçı insanlarla mücadele etti- ğinden, onun peygamberlik hizmeti oldukça zordu. Açıkçası, düşmanları git- tikçe daha da kötüleştiklerinden pek bir başarı sağlayamamıştı. Birçok kez peygamberi öldürmeye teşebbüs etmişlerdi. Ona yüklenmişler ve birkaç kez dövmüşlerdi. Buna karşın o, ülkesinin nasıl tahrip olduğunu ve halkının sür- güne gönderildiğini kendi gözleriyle görecek kadar yaşamıştı.”

“Yeremya kırk yıl boyunca gerçeğin ve doğruluğun tanığı olarak ulusun önünde durdu. Eşi benzeri görülmemiş bir sapkınlık döneminde yaşamında ve karakterinde tek gerçek Allah’a yaraşan bir örnek sergilemeliydi. Kudüs’ün kuşatılması sırasında Yahve’nin sözcüsü olacaktı. Davut’un ev halkının mah- volacağını ve Süleyman’ın yaptığı güzel tapınağın yıkılacağını bildirecekti. Kor- kusuz sözleri nedeniyle tutuklandığında yüksek yerlerde işlenen günahları açıkça mahkûm edecekti. İnsanlar tarafından hor görüldü, nefret edildi, red- dedildi; ama sonunda felaketle ilgili peygamberliklerinin gerçekleştiğini kendi gözleriyle gördü, kara geleceği olan kentin yıkılmasından ötürü halkın yas ve kederini paylaştı.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 243.

 

Tartışma Soruları:





Güneşin Batışı: 18:46 (İstanbul)





*Ekim 3–9

İçerideki ve Dışarıdaki Kriz













Sebt Günü

 

Konuyla İlgili Metinler: Hak 2:1–15; 1Kr 12:26–31; 2Ta 33:9, 10; Yer

 

2:1–28; 5:2, 3.



D

 

Hatırlama Metni: “ ‘İsrail RAB için kutsal bir halk, hasadının ilk ürünüydü. Onu yeren herkes suçlu sayılır, başına felaket gelirdi’ diyor RAB” (Yeremya 2:3).

 

üşüş’ten beri insanlığın durumunu tarif edecek bir sözcük seçmemiz gerek- seydi, “kriz” sözcüğü en iyi anlatan sözcük olurdu, ki bunun açılımı krizden çıkışa da işaret edecektir: İsa’nın çarmıhta ölümü. Kriz oldukça kötü olma-

 

lıydı; her şeyden evvel onu çözmek için gerekli olan olağanüstü önlemlere bir bakın.

 

Kutsal Kitap boyunca, her bir krize karşı alınacak önlemlerin anlatıldığı birçok öykü yer almaktadır. Yeremya zamanındaki durum ve onun hizmeti de farklı değildi. Allah’ın halkı, hem içeriden hem de dışarıdan birçok zorluklarla karşılaştılar.

 

Maalesef harici güçlerin korkunç askeri tehdidine rağmen, birçok bakımdan en bü- yük kriz içeriden gelmekteydi. “İçeriden” demek, sadece yeterince kötü olan bozuk liderlik ve bozuk kâhinlik anlamında değildir, aynı zamanda Allah’ın onlara gönder- diği uyarılara, onları yıkımdan esirgeyecek uyarılara kulak asmayarak kalplerini katı- laştırmış, günah ve döneklik tarafından bozulmuş insanları da kapsamaktadır.

 

Günah yeterince kötüdür, fakat ona sırtını çevirmeyi reddedersen—işte o zaman kriz geliyor demektir!



*10 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Hızlı Tarih

 

Ekim 4



İsrailliler yıllarca çölde dolaştıktan sonra nihayet Vaat Edilen Ülke’ye girdiklerin- de, sorunların başlangıcı pek uzak değildi. Geçen zaman içinde “RAB’bi tanımayan” (Hak 2:10) yeni bir nesil ortaya çıkmış ve ulusa tüm tarih boyunca bulaşacak olan ruhsal bir kriz başlamıştı. Aslında bu, aynı şekilde inanlı topluluğuna da bulaşmış bir sorundur.



Hakimler 2:1–15’i okuyun. Krize neden olan şey nedir ve nasıl ortaya çıkmıştır?





  1. ayet şöyle diyor: “İsrailliler RAB’bin gözünde kötü olanı yaptılar”. Her nesil, Rab onlara yapmaması gereken şeyi söyleyene kadar, birbiri ardına Allah’tan bir adım uzaklaştı. Günahlarından dolayı birbiri ardınca krizlere düştüler, fakat o anda bile Rab onları terk etmedi. Acil kederlerinden kurtarmak için onlara hakimler gön- derdi (Hak 2:16).

 

Hakimler çağından sonra ulus, “Birleşik Monarşi” olarak anılan, Saul, Davut ve Sü- leyman hâkimiyeti altında yaklaşık bir yüzyıl sürecek göreceli bir barış ve refah zama- nına girdi. Davut ve sonra da Süleyman’ın iktidarında bölgesel bir güç haline geldi.

 

Ama “iyi” zamanlar pek fazla sürmedi. Süleyman’ın ölümünden sonra (yaklaşık İ.Ö 931) ulus iki hizbe ayrıldı, kuzeyde İsrail ve güneyde Yahuda. Suçun büyük bir kısmı Süleyman’ın yanlış yönetimine yüklenebilir, zira tüm bilgeliğine rağmen bir hayli hatalar yapmıştı. “Oymaklar, önceki yöneticilerinin baskıcı tedbirleri altında uzun süre keder verici acılarla yoğrulmuştu. Süleyman’ın imandan dönüşü sırasında sürdüğü müsrif yaşam, halkın ağır vergilerle ezilmesine ve ayak işlerine mahkûm edilmesine neden olmuştu.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 52, 53. Allah’ın seçilmiş halkı için işler artık hiçbir zaman eskisi gibi olmadı. Rab’bin onlara yapma- masını söylediği her şeyi yaptılar ve böylece hüzünlü sonuçlara maruz kaldılar.








İki Krallık

 

Ekim 5



Ulusun bölünmesinden sonra işler daha da kötüye gitti. Kuzey Krallığı’nda Kral Yarovam, kötülüğün uzun bir zaman etkili olmasına neden olabilecek bazı korkunç ruhsal seçimler yaptı.



1Kr 12:26–31’i okuyun. Mevcut şartların yargımızı nasıl köreltebileceğine dair bizlere ne söylemelidir?



Kralın putperest ibadetini getirmiş olması, ulusu feci bir sürece soktu. “Yaro- vam’ın yönetimi sırasında başlayan sapkınlık giderek daha derinleşti ve sonunda İsrail krallığının tümüyle yıkılmasına yol açtı.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuz- luğa, 2. Cilt, S. 63. İ.Ö. 722’de Asur kralı Şalmaneser ulusa bir son verdi ve yerlileri- ni imparatorluğunun farklı yerlerine uzaklaştırdı (bkz. 2Kr 17:1–7). Artık bu sür- günden geri dönüş yoktu. İsrail, bir süreliğine tarih sahnesinden kayboldu.

 

Güney Krallığı’nda işler o kadar da kötü değildi, en azından henüz değil. Fakat onlar da mükemmel değillerdi ve Rab bu insanları Kuzey Krallığı’nın uğradığı felakete uğra- mamaları için esirgedi, sadece şimdilik Babillilerin tehdidine karşı. Maalesef çok az istisna dışında, Yahuda ulusu derin bir düşüşe sürükleyen bir dizi krallarla yönetilmişti.



Bu ayetler, bazı Yahuda krallarının idaresi hakkında ne söylüyor? 2Ta 33:9, 10, 21–23; 2Kr 24:8, 9, 18, 19.



Korkunç liderliğe rağmen, Yeremya dahil Kutsal Kitap’taki birçok peygamberlik kitapları, Allah’ın ulusun yüreğini yıpratan günahlardan ve ikiyüzlülükten dönmeye müdahale etmeleri için peygamberlerini yolladığını gösteren peygamberlik sözleriyle doludur. Rab, kötü yollarından dönmeleri için halkına yeterli zaman ve fırsat verme- den onlardan vazgeçmeyi düşünmemiş ve onları kaçınılmaz olarak günahlarının yol açacağı felaketten esirgemişti.








İki Kötülük

 

Ekim 6



Genç Yeremya’nın peygamberlik hizmetine başlaması, bu zemine tersti. “RAB’bin sö- zü” ona gelmiş ve o halkının eğer bu sözlere kulak verirse kurtulacağını, aksi takdirde kesinlikle yıkıma uğrayacağını umarak konuşmuştu.



Yeremya 2:1–28’i okuyun ve sonra şu soruları yanıtlayın:

 

Onlar sadıkken Allah bu ulusa hangi vaatler vermişti? (Bkz. 2, 3. ayetler.)




Bazı kâhinler, yöneticiler ve peygamberler, ne gibi günahkâr şeyler yap- mışlardı? (Bkz. 8. ayet.)



Gerçek ruhsal durumları hakkında, insanlar ne gibi korkunç yollarla kendilerini aldatmışlardı? (Bkz. 23, 24. ayetler.)




Ulus, Hizkiya ve Yoşiya’nın liderliği altında bazı ruhsal reformlar tecrübe edinmiş olsa da, eski yollarına dönerek daha kötü bir şekilde imandan çıktılar. Yeremya tüm hizmetinde yaptığı gibi, burada da ileride olacaklar konusunda kesin olmayan sözler sarf etmemişti.

 

Yeremya 2: 13’deki sözleri özellikle çok ilginçtir: Halkım iki kötülük yaptı: Beni, diri suların pınarını bıraktı, kendilerine sarnıçlar, su tutmayan çatlak sarnıçlar kazdı- lar. Diğer bir deyişle, Rab’bi terk etmekle her şeylerini yitirdiler. Bu sözler, İsa’nın Yuhanna 4:10’daki sözleri ışığında daha bir anlam kazanmaktadır.








Babil Tehdidi

 

Ekim 7



Yeremya’nın hizmetini şekillendiren siyasi olayların zemini bir bakıma tarihle kay- bolmuştur. Yani detayların birçoğu mevcut değildir. Fakat o zamanda genel olarak neler olduğuna dair Kutsal Kitap’ta (arkeolojik buluntuların da yardımıyla) yeterince bilgiye sahibiz. İnsani açıdan belki de bu uluslar toprak, güç ve hegemonya için savaşırken hiç kimse kontrole sahip değilmiş gibi gözükse de, Kutsal Kitap farklı öğretmektedir.



Yeremya 27:6’yı okuyun. Buradan ne anlıyoruz?





Yeremya’nın hizmetinin ilk yıllarında Yahuda’nın küçük krallığı kendisini, Babil, Mısır ve bitkin Asur’un gücü arasında geçen askeri savaşların ortasında bulmuştu. İ.Ö. geç yedinci yüzyılda Asur imparatorluğunun çöküşüyle, Mısır bölgede gücünü ve etkisi- ni yeniden artırmaya çalışmıştı. Ancak İ.Ö. 605’deki Karkemiş savaşında Mısır yenilmiş ve Babil yeni dünya gücü olmuştur.

 

Bu yeni güç, Yahuda’yı köle devlet haline getirmişti. Yahuda kralı Yehoyakim, Ba- bil kralına bağlılık yemini etmek suretiyle ülkeyi dengede tutabilmişti. Ancak ülkede- ki birçokları bunu istemiyorlardı; bu Rab’bin onlardan yapmalarını istediği şey ol- masa da onlar yine de çarpışmak ve kendilerini Babillilerden özgür kılmak istiyor- lardı. Tam tersine Allah, ulusu ikiyüzlülüklerinden dolayı bir cezalandırma aracı olarak özellikle Babillileri kullanmaktaydı.



Yeremya 25:8–12’i okuyun. Yahuda halkına Yeremya’nın mesajı neydi?



Yeremya defalarca insanları günahlarından dolayı ileride olacaklar konusunda uyarmış ve yine defalarca birçok siyasi ve dini liderler uyarılara aldırmamışlar, aksine Rab’bin onları esirgeyeceğine, kendi inanmak istedikleri şeye inanmışlardı. Her şeyden evvel onlar Allah’ın özellikle çağırdığı insanlar değiller miydi?








Sahte Yemin

 

Ekim 8



Yeremya 5:1’de, Rab insanlara sokaklarda dolaşmalarını ve “eğer adil davranan, gerçeği arayan bir kişi bulursanız, bu kenti [Yeruşalim] bağışlayacağım” demektedir. Bu akla iki öyküyü getirmektedir. Birisi, İ.Ö dördüncü yüzyılda yaşamış olup, efsane- ye göre gündüz vakti pazar yerinde dolaşarak dürüst insanı aradığını iddia eden ka- dim Grek filozofu Diyojen’in öyküsüdür. Diğeri ise gerçek olduğunu bildiğimiz, İbra- him’e 50 doğru adam bulursa (sonrasında 10’a kadar düşmüştür) kenti yok etmeye- ceğini söyleyen Allah’ın öyküsüdür.

 

Aslında Yeremya aracılığıyla Rab’bin sözünün gayesi, halkı arasında ikiyüzlülüğün ve günahın ne kadar yaygınlaşmış olduğunu göstermektir. Orada adaletli olup gerçeği arayan bir kişi bile yok muydu?



Yeremya 5:2, 3’ü okuyun. Burada işlerin ne kadar kötü gittiğini gösteren neler söyleniyor? (Bkz. Lev 19:12.)





Bu ayetler, kitap boyunca görülen şu hususu ortaya çıkarmaktadır. Ulus ne kadar derine düşmüş olursa olsun, halâ insanların çoğu sadakatle Rab’bi izlediğine inan- maktadır! O’nun ismini anmaktadırlar, fakat Rab’bin onlara buyurduğu gibi “sada- katle, adaletle, doğrulukla” (Yer 4:2) değil, “yalan yere.” Allah’tan gelen uyarıları dinlememişlerdi, aksine kendi yaşamlarına ve dini uygulamalarına dönmüşlerdi, sanki onlar ile Allah arasındaki her şey düzgünmüş gibi, ancak aslında aralarında dürüst olan neredeyse hiçbir şey yoktu.

 

Onların aldanışlarının derinliği Yeremya 7:4’de görülebilir, insanların sahte bir huzur buldukları şu sözlerde, hekhal yhwh hekhal yhwh hekhal yhwh hemma! (“RAB’bin Tapınağı, RAB’bin Tapınağı, RAB’bin Tapınağı buradadır!”), sanki her şeyin yolunda gittiğini temin etmek için ihtiyaç duyulan tek şey, orada duran tapı- nakmış gibi. Krizde olduğunu bilmek bir şey, fakat krizdeysen ve sen bunu bilmiyor- san, bu çok daha vahim bir durum.






Ekim 9

 

Ek Çalışma: “Bugün burada yaptığımızı yapmayın; herkes kendi gözün- de doğru olanı yapıyor” (Yas 12:8). “Çünkü Tanrınız RAB’bin sözünü dinleye- ceksiniz. Böylece bugün size bildirdiğim buyruklara uyup O’nun gözünde doğ- ru olanı yapmış olacaksınız” (Yas 13:18). “O dönemde İsrail’de kral yoktu. Herkes dilediğini yapıyordu” (Hak 17:6, 21:25).

Bu ayetlerde çok önemli bir tezat sergilenmektedir, özellikle de birçok insa- nın harici bir otorite tarafından kendisine neyi yapıp neyi yapmaması gerektiği veya neyin doğru neyin yanlış olduğunun söylenmesi fikrine isyan ettiği bu gün ve bu çağda. Bununla birlikte, burada bu iki dünya görüşü arasında açık bir fark görebiliriz. Birisinde insanlar kendi akıllarınca “doğru” olduğunu düşündükle- rini yapmaktadırlar; diğerinde ise insanlar “Rab’bin gözünde” doğru olanı yap- maktadırlar. Birincideki sorun, tarihte sık sık insanların gözünde “doğru” olan şeyin Allah’ın gözünde çoğunlukla yanlış olduğudur. İşte bu yüzden her şeyimi- zi, hatta vicdanımızı bile Allah’ın Söz’üne teslim etmeliyiz.



Tartışma Soruları:





Güneşin Batışı: 18:35 (İstanbul)





*Ekim 10–16

Yahuda’nın Son Beş Kralı













Sebt Günü

 

Konuyla İlgili Metinler: 2Ta 34, Yer 22:1–19, 29:1–14, 2Ta 36:11–14,

 

Yer 23:2–8.



Hatırlama Metni: “ ‘Ezilenin, yoksulun davasını savundu, onun için de işleri iyi gitti. Beni tanımak bu değil midir?’ diyor RAB” (Yeremya 22:16).



Ü

 

nlü Rus yazarı Fyodor Dostoyevski, yıkıcı politik aktivitelerden dolayı 1800’lerde dört yılını Sibirya hapishanesinde geçirmişti. Daha sonraları yaşadıkları hak- kında yazarken, hapishane arkadaşlarından bazılarının korkunç davranışların-

 

dan hiç vicdan azabı çekmediklerinden bahsetmişti. “Birkaç yıl süresince bu insan- lar arasında hiçbir pişmanlık belirtisi görmedim; ne de yaptıkları cinayetler üzerinde umutsuzca düşüncelere dalmış insanların izi vardı, onların çoğu kendilerini vicda- nen tamamen haklı olarak görüyorlardı.”—Joseph Frank, Dostoevsky, the Years of Ordeal, 1850–1859, S. 95.

 

Dostoyevski, Yoşiya hariç Yeremya’nın hizmeti süresince Yahuda’yı yönetmiş beş kraldan bahsetmiş olmalıydı. Birbiri ardınca bu adamlar yaptıkları eylemlerden hiç pişmanlık duymamıştı, hem de eylemlerinin felaket getireceği çok açık bir şekilde Yeremya aracılığıyla kendilerine ikaz edilmiş olsa da.

 

İsrail’e bir kral vermek Rab’bin hiçbir zaman niyeti olmamıştı; bu haftanın ça- lışmasının sonunda nedenini daha iyi anlayacağız. Ayrıca zavallı Yeremya’nın takdir edilmeyen hizmeti boyunca karşılaştığı ağır baskıları da anlayacağız.



*17 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Yoşiya İdaresi Altında

 

Ekim 11



Yoşiya, Güney Krallığı’nı yöneten on altıncı kraldı; tarihi İ.Ö 640–609’du. O, yarım yüzyıldan fazla Yahuda’nın en kötü kralları olan babasının (Amon) ve büyükbabasının (Manaşşe) ruhsal çöküşünün ardından, sekiz yaşında kral oldu. Yoşiya’nın hükümdar- lığı otuz bir yıl sürdü. Ancak daha öncekilerden farklı olarak Yoşiya, çevre faktörleri kendisine karşı çalışsa da “RAB’bin gözünde doğru olanı yaptı.” (2Kr 22:2).

 

“Kötü yürekli bir kraldan dünyaya gelmesine, babasının yolunda yürüme ayartısına ve onu doğru yola yöneltecek danışmanların azlığına rağmen Yoşiya İsrail’in Allah’ına sadık kaldı. Geçmiş kuşakların yanılgılarından ders alarak babasının ve büyükbabası- nın düştüğü günaha düşmek yerine doğru olanı seçti. Ne sağa ne de sola döndü. Güven gerektiren bir konumu işgal ettiğini bilerek İsrail’in yöneticileri için verilen buyruklara bağlı kalmaya kararlıydı. Söz dinlediği için Allah onu onurlu bir hizmetçi olarak kul- landı.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 229, 230.



2Ta 34’ü okuyun. Yoşiya’nın reformlarının öğeleri nelerdi ve ister toplu olsun isterse şahsi, bunlar her türlü ruhsal reform teşebbüsü açısından neden merkezi olmalıdır?






Yoşiya’nın reformları iki ana öğeden oluşmaktadır: Birincisi, putperestliği çağrış- tıran her şeyden kurtulmaktı. Yani ulus içinde uygulanan kötü uygulamaları ortadan kaldırmaya çalıştı.

 

Ancak bu sadece ilk adımdı. Kötü ve yanlış uygulamaların yokluğu otomatik ola- rak bunu iyiliğin izleyeceği anlamına gelmez. İkincisi, kendisine okunan yasa kitabını duyduktan sonra kral “RAB’bin yolunu izleyeceğine, buyruklarını, öğütlerini, kuralla- rını candan ve yürekten uygulayacağına, bu kitapta yazılı antlaşmanın koşullarını yerine getireceğine ilişkin” RAB’bin huzurunda antlaşma yaptı (2Ta 34:31).






Ekim 12

 

Yehoahaz ve Yehoyakim: Diğer Nesil

 

Yehoahaz (Şallum olarak da bilinir), babasından sonra tahta geçtiğinde 23 yaşın- daydı. Hükümdarlığı sadece üç ay sürdü. Firavun onu kardeşiyle değiştirdi, çünkü Yehoahaz, Mısır politikasına pek taraftar değildi. Yehoahaz Mısır’a götürüldü ve orada öldü. (Bkz. 2Ta 36:4, 2Kr 23:31–34.)

 

Yehoahaz’dan sonraki kral, İ.Ö 609–598 yıllarında hüküm sürmüş olan Yehoya- kim’di. Yoşiya’nın oğluydu. Nebukadnessar Yeruşalim’i fethettiğinde Yehoyakim tapınağın malzemeleriyle birlikte Babil’e götürülmüştü. Yeremya yine halkı yeni krallarının ulusu yanlış yola soktuğu konusunda uyarmıştı.



Yeremya 22:1–19’u okuyun. Yehoyakim ile Rab’den böyle sert bir uyarı almayı gerektirecek meselelerden bazıları nelerdi?





Yeremya aracılığıyla konuşan Rab, bu ahlâksız ve açgözlü hükümdara çok sert sözler sarf etmişti. Yehoyakim, Mısırlılara ödemek için Yahuda’da ağır vergiler koy- muş olan baskıcı ve hırslı bir kraldı (bkz. 2Kr 23:35). Daha da kötüsü, çalışan insan- lara haklarının ödenmesi konusunda çok açık olan Tevrat’a meydan okurcasına baskıcı bir kuvvet kullanarak kendi sarayı etrafında lüks binalar yaptırmıştı: “Kom- şuna haksızlık etmeyecek, onu soymayacaksın. İşçinin alacağını sabaha bırakmaya- caksın” (Lev 19:13). Ayrıca babası Yoşiya’dan farklı olarak Yehoyakim, putperest ayinlerin Yahuda’da yeniden artmasına izin vermişti.

 

Yeremya 22:16 güçlü bir ayettir. Açgözlü Yehoyakim’i babası Yoşiya ile kıyaslarken Rab şöyle demektedir: “ ‘Ezilenin, yoksulun davasını savundu, onun için de işleri iyi gitti. Beni tanımak bu değil midir?’ diyor RAB” Diğer bir deyişle Allah’ın gerçek bilgi- si, birinin ihtiyaç içinde olana nasıl davrandığına göre gelir; kendimizden feragat ettiğimizde buna karşılık olarak hiçbir şey sunamayacak olanlara yarar sağlayınca gelir. Yine burada, Kutsal Kitap’ın her yerinde gördüğümüz gibi, Rab’bin yoksul ve çaresizlere ilgisi kadar, aynı zamanda kendilerine yardım edemeyecek durumda olanlara karşı yardım etme yükümlülüğümüzü görmekteyiz.






Ekim 13

 

Yahuda Kralı Yehoyakin’in Kısa İktidarı

 

Yahuda’nın on dokuzuncu kralı, Yehoyakim’in oğlu Yahoyakin oldu. Davut’un tah- tında ancak üç buçuk ay hüküm sürebildi. İ.Ö 598’de Nebukadnessar kuvvetlerini Yeru- şalim’e getirdi ve 18 yaşındaki kralı annesi, eşleri ve krallık ailesinden olan diğer birçok kişiyle birlikte ele geçirdi. İ.Ö. 561’de, tutsaklığının otuz yedinci yılında Yehoyakin’e, Nebukadnessar’ın varisi olan Kötü–Marduk tarafından merhamet edildi. Ona Babil kralıyla yemek yiyebilme ve krallık kaftanlarını giyebilme hakkı verildi. (Bkz. 2Kr 25:27– 30, Yer 52:31–34.) Oğulları da onunla birlikte Babil’deydi, ancak Yeremya’nın peygam- berliği, onların Davut’un tahtından vazgeçmek zorunda olacaklarını söylemektedir.



Kral Yehoyakin, ailesi ve saray halkının Yeruşalim’de tutsak olduktan sonra Rab’bin Yeremya’ya verdiği sözleri içeren Yeremya 29:1–14’ü okuyun. Bu trajedide bile Allah’ın sevgisi ve lütfunu nasıl görebiliriz?








Kutsal Kitap’taki en meşhur ayetlerden biri şudur: “ ‘Çünkü sizin için düşündü- ğüm tasarıları biliyorum’ diyor RAB. ‘Kötü tasarılar değil, size umutlu bir gelecek sağlayan esenlik tasarıları bunlar’ ” (Yer 29:11). Tabii burada hemen şunu anlıyo- ruz: Rab’bin Yeremya aracılığıyla yaşamlarının Babilli galipler tarafından tamamen yok edildiğini gören Yahudalı tutsaklara konuştuğunu. Bundan hemen sonra da durumları ne kadar kötü gözükürse gözüksün, Rab onları sevdiğini ve onlar için iyi şeyler düşündüğünü bilmelerini istemişti. Hiç kuşkusuz, korkunç şartları düşündü- ğümüzde onlar böyle vaatleri ve umut dolu sözleri hoş karşılamış olmalıydılar. Böy- lece son derece çetin uyarılar ve tehditler altında bile insanlara halâ “bir gelecek ve umut” vaadi verilmişti. Onlar açısından, özellikle de o zamanlarda böyle bir güvence- ye sahip olmak ne kadar önemli olmalıydı!








Çıkmaz Yolun Sonu

 

Ekim 14



2Ta 36:11–14’ü okuyun. Bu ayetler, ulus nihai yıkıma uğramadan önce Yahuda’nın son kralı hakkında bizlere ne söylüyor? Bu ayetlerde, ikiyüzlü- lük hakkında hangi ruhsal ilkeler açıklanmaktadır?



Sidkiya (Mattanya olarak da bilinir) 21 yaşındayken Nebukadnessar tarafından kukla bir kral olarak tahta geçirilmişti. Ayetlerde de söylendiği gibi, kendinden önceki krallardan pek fazla dersler alamamış ve bunun neticesinde ulusa daha büyük bir yıkım getirmişti.

 

İkinci Tarihler 36:14 çok derin bir şeye işaret eder, birçok bakımdan onların dö- nekliklerinin derinlerine işlemiş olan bir hususa. Sidkiya iktidarı altında yapılan tüm kötü işlerin listesi arasında denmektedir ki, Yahuda “öteki ulusların iğrenç törelerini” izlemektedir.

 

Çıkış’tan yüzlerce yıl sonra antlaşma halkı, uluslara ışık ve fener olması gerekir- ken (Yas 4:5–8), yaygın olan kültüre kapılmış, komşularının kültürel ve dini ortam- larına kapılmış, putperestlerin “tüm iğrençliklerini” yapmışlardı.

 

Burada bizler için bir mesaj olabilir mi?



Yeremya 38:14–18’i okuyun. Kral ona ne sormuştu ve neden?



Rab sayısız fırsatta, ulusun Babil’in kurallarına uyacağını, bu fetihin onların kötü- lüklerine karşılık bir ceza olduğunu açıklamıştı. Ancak Sidkiya bunu dinlemeyi red- detti ve Nebukadnessar’a karşı askeri bir ittifak yaptı. İsrail büyük çapta Mısır’ın askeri bakımdan zafer kazanması umuduna güveniyordu. Ancak Nebukadnessar, İ.Ö 597’de Firavun’un ordusuna kaşı zafer kazandı. Bu yenilgi Yeruşalim’in ve ulusun kaderini kalıcı olarak mühürledi. Tövbe etmek, reform yapmak, yeniden canlanmak için bunca fırsata rağmen Yahuda karşı çıktı.








Karanlık Yıllar

 

Ekim 15



Allah’ın mesajını reddettikten sonra İsrail ve Yeruşalim’e ne oldu? Yer 39:8, 9.






Allah’ın onları uyardığı her şey, tam anlamıyla onların başına geldi. Uyarılara ne kadar inanmak istemeseler de, meydana geldikten sonra mutlaka inanmışlardı. Kişisel seviyede olsa bile buna benzer bir şeyi yaşamayan var mıdır? Bizler Rab tara- fından yapmamamız gereken, yoksa başımıza gelecek şeyler konusunda uyarıldık, ama yine de yaparsak, söylenen şey kesinlikle gerçekleşecektir.



Yeremya 23:2–8’de ne gibi bir mesaj vardır? Buradaki insanlara hangi umut verilmişti?



İnsani açıdan her şey kaybedilmiş gibi görünüyordu: ulusları yıkıntılar içindeydi, tapınakları yok edilmişti, yöneticileri sürgüne gönderilmiş, tutsak olmuştu ve Yeruşa- lim kenti taş yığınlarına dönmüştü. Yahudi ulusu ve Yahudiler, diğer ulusların da yıkılıp gittiği gibi, o zamanlar tarihten silinmiş olmalıydı.

 

Ancak Rab’bin başka planları vardı ve O yukarıdaki ayetlerde (ve daha birçokla- rında) her şeyin yitirilmediği, bakiye kalanların mevcut olacağı, geri döneceği ve onlar aracılığıyla vaatlerin gerçekleşeceği konusunda onlara umut vermişti. Yani yıkım ve mahvoluş konusundaki tüm uyarılar arasında, peygamberler insanlara onların tek umutlarını da vermişlerdi.

 

“Yahuda krallığının sonunu belirleyen karanlık yıllar, Allah’ın peygamberlerinin cesaret verici sözleri olmasaydı yüreği en sağlam olanları bile ümitsizliğe itebilirdi. Rab Kudüs’te Yeremya, Babil sarayında Daniel, Cebar kıyılarında Hezekiel aracılığıyla merhametini gösterdi ve sonsuz tasarısını bildirerek Musa’nın yazılarındaki vaatleri seçilmiş halkında yerine getirme istekliliğini açıkça bildirdi. Söylemiş olduklarını kendisine sadık kalanlar aracılığıyla gerçekleştirecekti. ‘Ölümlü değil, ölümsüz bir tohum, yani Allah’ın diri ve kalıcı sözü...’ (1.Petrus 1:23)”—Ellen G. White, Geçmiş- ten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 276.





Ekim 16

 

Ek Çalışma: “Yahuda’nın sapkınlığının son yıllarında peygamberlerin öğütleri yarar sağlamadı; Kıldani orduları Kudüs’ü üçüncü ve son kez kuşat- maya geldikleri zaman her yüreğin umudu söndü. Yeremya mutlak bir yıkım olacağını bildirmişti; teslim olmaları için ısrar ettiğinden ötürü tutukevine konulmuştu. Ancak Allah kentteki sadık kalan azınlığı tümüyle umutsuzluğa terk etmedi. Yeremya bildirilerini küçümseyenler tarafından gözaltında tutul- duğu zaman bile Allah’ın bağışlamak ve kurtarmak ilgili yeni esinlerini işitti. Bunlar o günden bugüne dek Mesih’e inananlar için tükenmez bir teselli kay- nağı olmuştur.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 277.

“Allah’ın bağışlamak ve kurtarmak ilgili yeni esinleri” ifadesine bakın. Bağış- lamak ve kurtarmak için bizlere gösterilen “Cennet’in rızası” konusunda her türlü yolu düşünün. Her şeyden evvel sadece Çarmıh bizlere bu rızadan bah- setmelidir. Bizler kurtuluş planını açıklayan Allah’ın Söz’üne sahibiz. Bizlere harika bir armağan olarak Peygamberlik Ruh’u verilmiştir. “Allah’ın bağışlama- ya ve kurtarmaya razı oluşu” hakkında başka ne gibi yollar bize gösterilmiştir?



Tartışma Soruları:

 

¤ “Peygamber Yeremya’ya şöyle dediler: ‘Lütfen dileğimizi kabul et! Bizim için, bütün sağ kalan bu halk için Tanrın RAB’be yakar. Çünkü bir zamanlar sayıca çok olan bizler gördüğün gibi şimdi azınlıkta kal- dık’ ” (Yer 42:2). Bu ayet ve Yeremya 23:3’de okuduklarımız, Yerem- ya’da geçen bakiye kalanlar hakkında ne söylemektedir?

 

¤ Bizler açısından kutsal tarihe geriye bakıp, eskiden Allah’ın halkının ruhsal kusurlarını, eksikliklerini ve hatalarını görmek çok kolay. Ve böyle de yapmalıyız, zira bu öykülerin bizlere bir örnek olsun diye ya- zıldığı söylenmiştir (1Ko 10:11). Üzücü olan şey, o zamanlar bu insan- lardan birçoğunun kendi ortamları ve kültürlerinde Rab’be karşı doğ- ru olanı yaptıklarını düşünmeleriydi. Bu durum, gerçek ruhsal duru- mumuz hakkında ne kadar kör olabileceğimiz konusunda bizlere de ne gibi bir uyarı vermelidir? Gerçek ruhsal durumumuzu idrak etmenin yolları nelerdir? Bu süreçte Çarmıh’ı neden hep ön planda tutmalıyız? Onu ruhsal yaşantımızda ön planda tutmazsak bizlere ne olur?

 

Güneşin Batışı: 18:24 (İstanbul)





*Ekim 17–23

Kınama ve Ceza















Sebt Günü

 

Konuyla İlgili Metinler: Yer 17:5–10, Yer 17:1–4, Yer 11:18–23, Yu 3:19, Yer 12:1–6, 14:1–16.



Hatırlama Metni: “Şifa ver bana, ya RAB, O zaman iyi olurum; kurtar beni, kurtuluş bulurum, çünkü övgüm sensin” (Yeremya 17:14).

 

Ö

 

nce ne olduysa, yine olacak. Önce ne yapıldıysa, yine yapılacak. Güneşin altında yeni bir şey yok” (Vaiz 1:9).

 

Güneşin altında yeni bir şey yok mu? Sık sık daha iyisini bilmeleri gereken- lere karşı uyarıcı ve azarlayıcı sözler sarf etmeye çağrılan, Allah’ın peygamberlerinin yaşamı ve işi söz konusu olduğunda bu çok doğru bir şey. Çağrılarına sadık kalmaya çalışmalarına rağmen peygamberler çoğunlukla ateşli bir muhalefetle, hatta onları dinlemede ilk sırada olması gereken dini liderler tarafından cezalandırmayla karşı- laşmışlardı. İsa’nın şu sözlerine şaşmamak gerekir, “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Peygamberlerin mezarlarını yapar, doğru kişilerin anıtlarını donatırsınız. ‘Atalarımızın yaşadığı günlerde yaşasaydık, onlarla birlikte peygamberle- rin kanına girmezdik’ diyorsunuz” (Mat 23:29, 30).

 

Bu hafta, hizmeti azarlama ve cezalandırmadan başka karşılık görmeyen Yerem- ya’nın çektiği çilelere bakacağız: o azarlıyor, liderler ise onu cezalandırıyor.



*24 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







İki Yol

 

Ekim 18



Yaratılış’ın ilk bölümlerinden Vahiy’in son bölümüne kadar Kutsal Kitap bizlere na- sıl yaşamamız gerektiği konusunda iki seçenek sunuyor: ya tüm kalbimizle ve ruhu- muzla Rab’bi takip edeceğiz, ya da etmeyeceğiz. İsa’nın da dediği gibi birçokları şu sözleri sıkıntı verici bulur, “Benden yana olmayan bana karşıdır, benimle birlikte top- lamayan dağıtıyor demektir” (Luka 11:23). Bu, çıplak göze görünenden veya sağduyu- nun bize söylediklerinden daha büyük ruhsal gerçekler konusunda güçlü ve çok açık bir ifadedir. En temel seviyede büyük mücadele konusudur. Ve aslında İsa yeni veya radikal bir şey söylemiyor. Bu hep böyleydi.



Yeremya 17:5–10’u okuyun. Burada hangi önemli ruhsal ilkeleri görüyo- ruz, özellikle de Mesih ve Şeytan arasındaki büyük mücadele ışığında?





Bu sözlerin yakın bağlamı belki de Yahuda’nın siyasi üşengeçliğini yansıtmaktadır ve Rab onlara tek yardımın siyasi veya askeri güçlerden değil Allah’tan geleceğini anla- malarını istemişti, ki bu hususu daha sonraları öğreneceklerdi ama iş işten geçtikten sonra. Rab bizlere yardımcı olması için diğer insanları kullanabilse de, sonunda gü- vencemizi sadece O’nda bulmak zorundayız. Başkalarının güdülerinden hiçbir zaman tam olarak emin olamayız; Allah’ın bizlere karşı niyetini ise hep bilebiliriz.

 

Yeremya 17:9, haklı olarak insan kalbinin aldatıcılığına karşı uyarmaktadır. İbra- nice metin, kalbin “her şeyden” daha aldatıcı olduğunu söylemektedir. Günahın korkunç fiziksel etkileri ne kadar kötü olsa da, ahlaki ve ruhsal etkilerinden daha kötü değildir. Sorun şudur ki, kalplerimiz zaten aldatıcı olduğundan, bunun ne ka- dar kötü olduğunu tam olarak bilemeyiz. Yeremya pek yakında insani niyetlerin ne kadar kötü olabileceğini bizzat görecekti.








Yahuda’nın Günahı

 

Ekim 19



Kuşkusuz ki Yeremya’nın görevi gittikçe kolaylaşmayacaktı. Belki de bazıları in- sanların günahlarına işaret etmede sapıkça bir zevk bulabilir fakat çoğunluk bunu çok itici bulacaktır, özellikle de sözlerinin kışkırtıcılığına karşı tepkilerden ötürü. Bazıları uyarı sözlerini duyunca pişman olup kendini düzeltse de, bu genelde hep böyle olmaz, özellikle de uyarı çok iğneli ve sert ise. Ve doğrusu tüm peygamberlerde olduğu gibi Yeremya’nın sözleri de öyleydi: iğneli ve sert!



Yeremya 17:1–4’ü okuyun. Yeremya’nın insanlara söylediği uyarılardan bazıları nelerdi?





Günahın kalbe oyulması tasviri çok ağırdır. Bozukluğun derinliğini göstermekte- dir. Söylenmek istenen, günahın bir kalemle oraya yazılması değil, bir aletle oyularak işlenmiş olmasıdır. Bunların hepsi, Rab’bin Yahuda’nın soyuna söylediği sözleri hatırladığımızda daha da önem kazanır: “Yeter ki, Tanrınız RAB’bin sözünü dinleyin, bu Yasa Kitabı’nda yazılı buyruklarına, kurallarına uyun ve bütün yüreğinizle, bütün canınızla O’na dönün” (Yas 30:10; Mez 40:8 ve Yer 31:33 ile karş). Allah’ı sevmele- ri ve O’nun yasasına uymaları kalplerinden gelen bir şeydi; şimdi ise günahları— yasaya karşı gelmek (1Yu 3:4)—kalplerine işlenmiştir.

 

“Allah’ın yasasının emanet edildiği kişiler, bu yasaya gösterdikleri dışsal saygının kendilerini Allah’ın yargısına bağışık kıldığını düşünmesinler. Kötülük yapanlar, bundan ötürü azarlanmayı reddetmesinler, topluluklarını kötülükten temizleme konusunda titiz davranan Allah hizmetkârlarını suçlamasınlar. Günahtan nefret eden Allah, yasasını tuttuğunu iddia edenleri her türlü günahtan kopmaya çağırıyor.”— Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 249.








Yeremya’nın Uyarılması

 

Ekim 20



“Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü” (Yu 3:19).

 

Yeremya’nın öyküsünün hazin tarafı, karşılaştığı muhalefetin, Rab’bin onun ara- cılığıyla kurtarmaya çalıştığı kişilerden gelmiş olmasıydı. Rab, gelişi kesin olan yı- kımdan onları esirgemek istiyordu. Ancak sorun, insanların çoğunlukla duyması gereken şeyleri duymak istememeleridir, çünkü bu onların günahkâr ve çarpık arzu- larıyla kesişmektedir.



Yeremya 11:18–23’ü okuyun. Burada ne oluyor? Tasvirlerden bazıları bi- ze neyi hatırlatıyor?





Kadim İsrail’de Rab’bin adına sahte peygamberlik yapanlar ölüm cezası almış olsalar da, bu kez Anatot’luların Yeremya’nın yalan konuştuğunu düşündüklerini gösteren bir işaret yoktu. Aksine görünen o ki onu sadece susturmak istemişlerdi. Onun söyleyecekle- rini dinlemek istemiyorlardı. Ayet, onu nasıl öldüreceklerini planladıklarını söylemese de, bazı araştırmacılar onu zehirlemeyi düşündüklerini ileri sürmüşlerdir.

 

Ayrıca gördüğümüz gibi, Anatot Yeremya’nın memleketiydi ve oranın halkı onun mesajlarını reddediyordu hatta onu öldürmek istiyorlardı. Bu aslında herkes tarafın- dan çok daha büyük bir reddedişin başlangıcı olmakla kalmayıp, aynı zamanda ken- di ulusunun “bakiye kalanlarının” da reddedişiydi.

 

Tabii ki “kesime götürülen kuzu” tasviri de dahil bunların hepsi, İsa’nın kurban- lığını anımsatmaktadır. Bir bakıma Yeremya, Mesih’e delalet etmektedir, bir sembol olarak değil (hayvan kurbanları gibi), aksine yardım etmeye çalıştığı insanlar tarafın- dan güçlü bir muhalefetle karşılaşması anlamında. Yeremya’nın yaşamındaki bu durum, açıkça İsa’nın hizmetinin ilk döneminde karşılaştığı zorlukları çağrıştırmak- tadır (Luka 4:14–30).








Ağıt

 

Ekim 21



Yeremya’nın ilk bölümlerinde Rab, hizmetkârını bir peygamber olarak çalışma- nın kolay olmayacağı yolunda uyarmıştı. Yeremya çağrıyı aldığı zaman Yahudalı prenslerin, kralların, kâhinlerin ve insanların “[ona karşı] savaş açacağı” (Yer 1:19) söylendi. Rab’bin onu destekleyeceği ve hasımlarının “[onu] yenemeyeceği” (Yer 1:19) söylenmiş olsa da, kendi halkından birçok insanın ona karşı savaşacağı uyarısı pek de hoş bir haber değildi. Bununla birlikte Yeremya, bunun yarısını bile bilmi- yordu ve denenmeler geldiğinde kızgın ve incinmiş olmasına şaşırmamak gerekir.



Yeremya kendi durumundan bahsetse de, Yeremya 12:1–4’de peygamber hangi evrensel meseleyle uğraşıyordu? Onu incitenlere karşı peygamberin tavrı nedir? Bu bize, Allah’ın en sadık hizmetkârlarının insaniyeti hakkında ne söylüyor?





Yeremya 12:1, Eski Ahit’in hukukî lisanı ile doludur: “haklı,” “davayı önüne ge- tirmek,” “adalet” hep hukukî terimlerdir. Peygamber, karşılaştıklarından dolayı o kadar üzgündür ki, Rab’be karşı “dava” (bkz. Yas 25:1) açmaktadır. Onun şikâyeti tabii ki bilinen bir şeydir: kötülüğün işi iyi giderken, sadece Allah’ın istemini arayan Yeremya neden bunca dertle karşılaşıyordu?

 

Ayrıca Yeremya’nın insaniyetinin de sergilendiğini görüyoruz. Ona karşı kötülük yapanların cezalandırılmasını istiyor. Burada bir ilahiyatçı olarak konuşmuyor; tıpkı bu şeylerin neden başlarına geldiğini anlayamayan Eyüp ve Allah’a sadık birçok insan gibi lütfa ihtiyaç duyan düşmüş bir insan olarak konuşuyor. Allah’ın gerçeğini is- yankâr insanlara bildirmek için çağrılan, Allah’ın bir hizmetkârı olan Yeremya neden kendi köyünün haince komplolarıyla karşılaşmak zorundaydı? Yeremya Rab’be gü- venmişti, fakat bunların neden başına geldiğini anlayamıyordu.








Çaresiz bir Durum

 

Ekim 22



Yeremya 14:1–10’u okuyun. Burada ne oluyor?



Kuraklık tüm ülkeyi vurmuştu; her kent, kasaba ve köy kıvranıyordu. Yoksul ve zengin hep birlikte acı çekiyorlardı. Vahşi hayvanlar bile susuzluğa dayanamıyordu. Soylular, su bulabilme umuduyla kent kapısında hizmetkârlarını bekliyorlardı fakat kaynaklar kurumuştu. Su yoktu ve susuz bir yaşam devam edemezdi. Sefaletleri gün geçtikçe daha da arttı. Halk yas için karalar giymişti ve hüzünlü gözlerle dolaşıyorlar- dı. Sonra birden diz çöküp çaresiz yalvarışlarla haykırdılar.

 

Bu gibi doğal felaket anlarında Yeruşalim’deki tapınağı ziyaret etmek (Yoel 1:13, 14; 2:15–17), oruç tutmak ve Allah’a özel sunular vermek adetti.

 

Yeremya halkın şevkini gördü fakat onların Rab’bi değil suyu aradıklarını çok iyi biliyordu. Bu durum peygamberi daha da üzdü. Yeremya da dua ediyordu, fakat su için değil Allah’ın affı ve mevcudiyeti için.

 

Yeremya şunu da anlamıştı ki, bu sadece gelecek olan denenmelerin başlangıcıy- dı. Allah insanların kalbini görmüştü ve kuraklığı giderirse, tövbenin de ortadan kaybolacağını biliyordu. İnsanlar durumlarını değiştirmek için, Yeruşalim’e gitmek, dua etmek, oruç tutmak, çullara bürünmek ve bağışlar vermek dahil her şeyi dene- mişlerdi, fakat tek bir şeyi unutmuşlardı: gerçek değişimi, gerçek tövbeyi. Onlar sa- dece sorunun neticelerini ortadan kaldırmaya çalışmışlardı, sorunun kendisini değil, ki bu onların günahları ve itaatsizlikleriydi.



Yeremya 14:11–16’yı okuyun. Bunu nasıl anlamalıyız?



Allah Yeremya’ya “Bu halkın iyiliği için yalvarma,” demişti, hem de Yeremya daha önce şefaat duası gibi büyük bir örnek sergilemiş olsa bile: “Suçlarımız bize karşı ta- nıklık etse de, Adın uğruna bir şeyler yap, ya RAB” (Yer 14:7). Bizlere “Sürekli dua edin” (1Se 5:17), denmiş olsa da, buradaki durumda her şeyi başından sonuna dek bilen Rab, Yeremya’ya bu halkın ne kadar bozuk ve düşmüş olduğunu açıklamıştı. Tabii ki Allah insanların yüreklerini bilir ve Allah geleceği de bilir; bizler değil. Bu ba- kımdan Yeni Ahit’teki düşmanlarımız için bile dua etme uyarısı, burada gücünden hiçbir şey kaybetmiyor.





Ekim 23

 

Ek Çalışma: Yeremya, hepimizde mevcut olan şu sorunla mücadele ediyordu: kötülüğün anlamı ne? Fakat belki de sorunun kaynağı bu, anlamı olmayan, hatta “mantıksız” sanılan bir şeye anlam vermeye çalışmak.

Bu bağlamda Ellen G. White şöyle yazmıştı: “Günahın kökenini, varoluşu için bir neden belirtebilecek şekilde açıklamak imkânsızdır. Günah, varlığı hakkında hiçbir neden belirtilemeyen bir davetsiz misafirdir. Gizemli ve anla- şılmazdır; ona neden bulmaya çalışmak, onu savunmak olur. Onun için bir mazeret bulunabilse, ya da varlığının nedeni gösterilebilse, günah olmaktan çıkardı.”—Ellen G. White, The Great Controversy, S. 492, 493. Günah sözcü- ğünü kötülükle değiştirin, ifadenin anlamı bozulmaz: Kötülüğün kökenini, varoluşu için bir neden belirtebilecek şekilde açıklamak imkânsızdır. Kötü- lük, varlığı hakkında hiçbir neden belirtilemeyen bir davetsiz misafirdir. Gizemli ve anlaşılmazdır; ona neden bulmaya çalışmak, onu savunmak olur. Onun için bir mazeret bulunabilse, ya da varlığının nedeni gösterile- bilse, kötülük olmaktan çıkardı.

 

Trajediler ortaya çıktığında insanların şöyle dediklerini duyarız ya da kendi- miz şöyle düşünürüz: Bunu anlamıyorum. Hiç anlamı yok. Bunu anlamamı- zın iyi bir sebebi vardır: anlaşılmaz olduğundan. Eğer anlayabilseydik, eğer mantıklı olsaydı, mantıklı ve rasyonel bir plana uyardı, o zaman kötü olmazdı; o kadar trajik olmazdı, zira rasyonel bir amaca hizmet etmektedir. Günah gibi kötülüğün de çoğunlukla açıklanamaz olduğunu hatırlamamız ne kadar önemli. Hatırlamamız gereken, günahın neden olduğu kötülüğün açıklanamazlığına rağmen, bizlere Allah’ın sevgisini ve iyiliğini gösteren Çarmıh gerçeğidir.

 

Tartışma Soruları:





Güneşin Batışı: 18:13 (İstanbul)





*Ekim 24–30

Peygambere         Daha Fazla Dert









Sebt Günü

 

Konuyla İlgili Metinler: Yer 23:14, 15; Yeremya 20; Elç 2:37; Eyüp 3;

 

Yer 18:1–10, 18–23.



R

 

Hatırlama Metni: “Beni kandırdın, ya RAB, ben de kandım. Bana üstün geldin, beni yendin. Bütün gün alay konusu oluyorum, Herkes benim- le eğleniyor” (Yeremya 20:7).

 

ab’bi uzunca bir zaman takip edenlerin öğreneceği tek şey, İsa inanlısı olmak ve O’nun istemini yapmaya gayret etmek, yaşamda kolay bir geçişin garantisi değildir. Her şeyden evvel bizlere şöyle söylenmiştir, “Mesih İsa’ya ait olup

 

Tanrı yoluna yaraşır bir yaşam sürmek isteyenlerin hepsi zulüm görecek” (2Ti 3:12). Bu, muhakkak Yeremya’nın bizzat öğreneceği bir gerçekti.

 

Ancak aynı zamanda denenme anlarında imanımızın bizler için yapabileceği şey, sıkıntılarımızda sağlam durabilmemiz açısından geniş bir anlayış verir. Yani, haksız ve insafsız acılar geldiğinde (ve hiç kuşkusuz bunlardan birçoğu haksız ve insafsız- dır) Rab’bi tanımayan insanların çoğunlukla hissedeceği anlamsızlık ve gayesizlik hissiyle tek başımıza bırakılmayacağız. Mevcut durum ne kadar kasvetli olursa olsun, büyük tablonun bir parçasını ve Allah’ın bizlere sunduğu nihai umudu bilebiliriz, ve bu bilgiden—ve umuttan—cesaret bulabiliriz. Yeremya bu bağlamda bir şeyler biliyordu, ancak zamanla bunu unutmuştu ve aksine sadece kendi dertlerine odak- lanmış görünüyordu.



*31 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.





Ekim 25

 

Allahsız Kâhinler ve Peygamberler

 

Kronolojik olarak Yahuda’dan iki bin yıldan fazla uzakta olmamızdan ve belki de bunun da ötesinde kültürel ve sosyal açıdan daha uzak bir mesafede olduğumuzdan dolayı Yeremya’nın zamanında geçenlerin hepsini anlamamız oldukça güçtür. Kutsal Kitap’ı okurken, özellikle de insanlara karşı söylenen sert uyarıları ve tehditleri, birçok insan Rab’bin burada sert, aksi ve kindar olarak sergilendiğini düşünebilir. Ancak bu yanlış bir anlayıştır, ayetleri sadece yüzeysel bir şekilde okumanın sonucudur. Aksine Eski Ahit’in açıkladığı şey, Yeni Ahit’te olan şeyle aynıdır: Allah insanlığı sever ve kurtu- luşunu ister, fakat O seçimlerimizi zorlamaz. Bizlere olan ricalarına rağmen yanlış yapmak istersek, böyle yapmakta özgürüz. Bizler sadece bunun sonuçlarını değil aynı zamanda bunlar hakkında daha önce uyarıldığımızı da hatırlamalıyız.



Rab’bin Yahuda’da ilgilendiği kötülüklerden bazıları nelerdir? Yerem- ya’nın karşı çıkarak peygamberliğini yaptığı kötülüklerden bazıları neler- dir? Yer 23:14, 15; 5:26–31.





Burada tekrarı yapılan kötülükler, Allah’ın halkının içine düştüğü durumlara sa- dece küçük bir örnektir. Hem kâhinler hem de peygamberler “tanrısızdı,” kâhinlerin Allah’ın temsilcileri olduklarını ve peygamberlerin O’nun sözcüsü olduklarını göz önüne getirdiğimizde inanılmaz bir hicivdir. Ve bu, Yeremya’nın yüzleştiği sorunların sadece başlangıcıdır.

 

Burada sergilenen kötülükler çeşitli şekillerde karşımıza çıkmaktadırlar. Ruhsal liderlerin ikiyüzlülüğü mevcuttur; kötülük edenleri güçlendirdiklerinden, “kimse kötülüğünden dönmüyor” (Yer 23:14). Rab gelecek olan yargıya karşı uyarsa bile, peygamberler onlara gelmeyeceğini söylüyorlardı. Bu arada Allah’tan uzaklaştıkça öksüzlere bakmak ve yoksulun hakkını savunmak konusunda yapılan uyarıları da unuttular (Yer 5:28). Ulus her bakımdan Rab’den uzak düştü. Kutsal Kitap’ta, en azından Eski Ahit’in peygamberlik kitapları arasında, Rab’bin kararsız insanları geri döndürmeye çalışması yönünde birçok kayıt mevcuttur. Yani tüm kötülüklere ve daha fazlasına rağmen, Allah onları affetmek, iyileştirmek ve hatta restore etmek istemektedir. Ama reddederlerse, daha başka ne yapılabilir ki?





Ekim 26

 

Tomruğa Vurulmuş Yeremya

 

Peygamberlerin işi hep Allah’ın mesajını nakletmek olmuştur, kaç kişinin bunu kabul edip kaç kişinin reddettiğini saymak değil. Genelde o zamanlar peygamberlerin vaazını kabul edenlerin sayısı azdı. Örneğin Nuh’un zamanında kaç kişinin yaşadığını bilmememize rağmen, gemide çok az kişinin olmasından yolda çıkarak mantıken çoğunluğun pek anlayışlı olmadığını varsayabiliriz. Tüm kutsal tarih boyunca bu bizlere bir örnek olmaktadır.



Yeremya 20:1–6’yı okuyun. Mesajı ne tür bir kabul görmektedir?



Burada olan biteni daha iyi anlayabilmek için, Yeremya’nın ön bildirisindeki söz- leri okumak en iyisidir, kendisini derde sokan yüksek bir görevliye sarf ettiği sözleri- ni. Yeremya 19’da, bu peygamberlikten bazılarına sahibiz: Allah “buraya felaket gön- dermek üzere” (Yer 19:3), onları düşmanlarının önünde kılıçla düşürecek ve ceset- lerini yem olarak yırtıcı kuşlara, yabanıl hayvanlara verecek (Yer 19:7) ve Yahudalılar birbirlerini yiyecekler (Yer 19:9).

 

Hiç kimse böyle bir peygamberliğe odaklanmaktan hoşnut olmasa da, bir lider olarak Paşur bilhassa çok gücenmişti. Birçok kişi gibi ilk tepkisi mesajı reddetmekti; her şeyden evvel böyle korkunç bir şeye kim inanmak ister ki? Bunun da ötesinde Paşur yetkisini kullanarak elçiyi cezalandırmak gibi bir hata yapmıştı. Yasaya göre Yeremya’yı dövdürüp (Yas 25:1–3) bir tomruğa vurdurttu. Paşur onu bir sonraki gün serbest bıraktırdıysa da, bu acı verici ve küçük düşürücü davranış Yeremya’yı peygamberlik etmeye devam etmekten alıkoymamıştı, bu kez sadece Yahuda’ya karşı değil, aynı zamanda Paşur ve ailesine karşı. Çok zaman geçmeden Paşur ve ailesi, herkesin onları tutsaklık zincirinde görebileceği korkunç bir örnek olacaktı. Burası ayrıca Yeremya kitabında Babil’in sürgün yeri olarak anıldığı ilk yerdir. (Bölümler ve hatta alt bölümler kronolojik sırada değildir.)








Kemiklerindeki Ateş

 

Ekim 27



Yeremya’nın Paşur ve ulusa söylediği sert sözler (Yer 20:4–6) kendisine ait değil- di; bunlar gün boyunca tomruğa vurulmuş olmaktan dolayı kızgınlıkla ağzından çıkan sözler değildi. Bunlar insanlara yönelik Rab’bin ona verdiği sözlerdi.

 

Fakat bundan sonrakiler, doğrudan Yeremya’nın yüreğinden taşıp Kutsal Ruh’un esini altında yazıya geçirilmişti. Bu, içinde bulunduğu durumdan hoşlanmayan ve bu konuda feryat eden bir insanın gönülden ağlayışıydı.



Yeremya 20:7–14’ü okuyun. Ne söylüyor? Bizlere kendi insaniyeti ve aynı zamanda bizim insaniyetimiz hakkında ne öğretiyor?





Sözleri ilk başta neredeyse küfreder gibi gözüküyor. Rab’bin onu başlangıçta azılı bir muhalefetle karşılaşacağı uyarısına rağmen, Rab’bin onu aldattığını söylemesi çok şaşırtıcı. Yine de şikâyet ediyor, “Çünkü konuştukça feryat ediyor, şiddet diye, yıkım diye haykırıyorum. İnsanların bana karşı olmasına şaşırmamak gerekir.”



Aynı zamanda, Yeremya 20:9’da söylediği şeyin önemi nedir?



Buna bir son verip, O’nun adına konuşmak istemiyordu, fakat Allah’ın sözü yüre- ğinde ve kemiklerinde yanan bir ateş gibiydi. Yapılan çağrıyı bilip, şahsi acılarına rağ- men, ne olursa olsun bu çağrıyı izlemek isteyen biri hakkında ne güçlü bir mecaz. (Benzer düşünceleri Amos 3:8 ve 1.Korintliler 9:16’da da görüyoruz.)

 

Tüm bu ayetlerde Yeremya’nın karşılaştığı güçlükleri görüyoruz; hem dışarıda hem de onun içinden saldıran büyük mücadeleyi görebiliriz. Bir dakika önce yoksulu kötülerden koruduğu için Allah’ı överken, bir dakika sonra (yarın da göreceğimiz gibi) doğduğu güne lanet etmektedir.








“Lanet Olsun o Güne”

 

Ekim 28



Kutsal Kitap üzerine yapılan en sert kritikler bile önemli bir hususu kabul etmek- tedir: Kutsal Kitap, insani zaafları ve zayıflıkları saklamaz. Allah’ın lekesiz ve günahsız Oğlu hariç, Kutsal Kitap’ta yaşamının her detayı sergilenen çok az dini karakter, zayıf- lıkları ve hataları olmaksızın bir yaşam sürmüştü. Bu durum, peygamberler için bile geçerlidir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu peygamberlerin hizmet ettiği Allah mükemmeldir; ona hizmet eden peygamberler ise değil. Tıpkı bizler gibi, imanla onlara sağlanan Mesih’in doğruluğuna ihtiyaç duyan günahkârlardı (bkz. Rom 3:22). Nuh’tan Petrus’a, ve onların arasında kalan herkes günahla lekelenmiş yaratıklardı, Ellen G. White’ın da dediği gibi, onların tek umudu Rab’be gidip şöyle söylemektir: “Kurtuluşu talep edebileceğim ne erdemim ne de iyiliğim var, fakat Allah’ın huzu- runda dünyanın günahını kaldıran lekesiz Kuzusu’nun her şeye kefaret eden kanını sunuyorum. Tek ricam budur. İsa’nın ismi bana Baba’ya erişme izni verir. O’nun kulağı, O’nun kalbi benim en çaresiz ricama bile açıktır ve O benim en derin ihtiyaç- larıma destek verir.”—Faith and Works, S. 106.



Yeremya 20:14–18’i okuyun. Bu pasaj, peygamberin şahsi durumuyla il- gilendiğini gösteren bir ruh hali içinde olduğu hakkında ne söylüyor?



Onun buradaki sözleri, bizlere durumu Yeremya’dan çok daha kötü olan Eyüp’ünküleri hatırlatıyor (bkz. Eyüp 3). Yeremya Allah’ın istemini yaptığının ve Rab’bin onunla olduğunun güvencesine sahip olsa da, bu noktada mevcut durumu- nun acısı onu tüketmişti. Entelektüel anlayışı, gerçeği nasıl kavrarsa kavrasın, o an için kendi dertleriyle gölgelenmişti.

 

Bazen birçok insan kendisini benzer bir durumda bulabilir: Allah’ın tüm vaatle- rini biliyor olabilirler, ancak dertler ve acılarla o kadar boğulmuşlardır ki, bu vaatler arka plana atılır ve odaklandıkları tek şey o an çektikleri acılar olur. Bu anlaşılabilir bir tepkidir; doğru olduğu anlamına gelmese de anlaşılabilirdir. Burada gördüğümüz şey, tüm insanlardakine benzer olan Yeremya’nın insaniliğidir.








Peygambere Karşı Planlar

 

Ekim 29



Yeremya 18:1–10’u okuyun. Burada peygamberlik yorumunun hangi önemli ilkelerini bulabiliriz?



Aynı ayetlerde aynı şekilde hangi önemli ruhsal ilkeleri bulabiliriz?




Tüm kötülüklere rağmen, Rab insanlara halâ tövbe etme fırsatı vermek ister. Böy- lece burada da, kabul edenlere Allah’ın sunduğu lütfu görebiliriz. Şimdi bile, yaptık- ları her şeye rağmen, halâ geri dönmek için zamanları vardır.

 

Bu ayetlerde de, birçok peygamberliğin şartlılığını görebiliriz: Allah bir şey yapaca- ğını söylüyor, ki bu çoğu zaman cezayı getirir. Ama eğer halkı tövbe ederse, yapacağını söylediği şeyi yapmayacaktır. Yapacağı şey şartlara bağlıdır, insanların nasıl yanıt vere- ceğine bağlıdır. Allah neden başka bir şey yapsın ki? O insanları kötü yollarından dön- sünler diye uyarıp sonra da tövbe edip kötü yollarından dönenleri yine de cezalandır- maz. Böyle durumlarda O cezalandırmaz ve bu ayetlerde açıkça böyle söylenmektedir.



Yeremya 18:18–23’ü okuyun. İnsanlar Yeremya’ya yapacakları şeyler için ne gibi gerekçeleri olduğuna inanmaktadırlar? Yeremya’nın çok insanî tep- kisi nedir?





“Yasanın öğretisini,” “bilgenin öğüdünü” ve “peygamberlerin sözünü” korumak isteyen insanlar tarafından kınandığı için Yeremya kim bilir ne kadar büyük bir hayal kırıklığına uğramış olmalıydı. Bir kalp daha ne kadar kendini aldatabilir ki!






Ekim 30

 

Ek Çalışma: Yeremya 18:11–17’de, Rab’bin halkına yaptıkları şeyden vaz geçmelerini söylediğini görüyoruz. 11. ayet şöyle diyor: “Onun için her biriniz kötü yolundan dönsün, yaşantınızı da davranışlarınızı da düzeltin”. 12. ayet, aslında Rab’bin onların uyarılarını ve ricalarını dinlemeyeceğini, aksine “kötü yüreğinin inadı uyarınca” (12. ayet) yürümeye devam edeceklerini zaten bildi- ğini söylemektedir. Ardından Rab, onların itaatsizliklerinden dolayı ne yapacağı- nı söylemektedir. Bu, Kutsal Kitap’ta Allah’ın özgür seçimleri hiçbir şekilde ihlal etmeden, özgür seçimimizi önceden bildiğini gösteren birçok yerden biridir. Her şeyden evvel, eğer O’na itaat etme özgürlüğüne sahip olmasalardı, Rab neden kötü yollarından dönmeleri için onlara ricada bulunsun ki? Ayrıca, eğer itaat etme özgürlüğüne sahip olmasalardı, onları itaat etmedikleri için neden ceza- landırsın ki? Açık olan şey, Rab onları daha yaratmadan önce, onların özgür seçimlerinin ne olacağını tam olarak biliyordu. Bu önemli gerçek, örneğin Yasa 31:16–21’de görülmektedir. İsrail halkı Vaat Edilen Ülke’ye daha girmeden önce Rab Musa’ya onların “başka ilahlara yönelip onlara tapacaklarını” (Yas 31:20) söylemektedir. Burada da Allah’ın bizim seçimlerimizi önceden bilmesinin, bu seçimleri ihlal etmediğine yönelik daha fazla kanıt vardır.

 

Tartışma Soruları:





Güneşin Batışı: 17:04 (İstanbul)





*Ekim 31–Kasım 6

Sembolik Eylemler















Sebt Günü

 

Konuyla İlgili Metinler: Yar 4:3–7, Say 21:1–9, Yşa 29:16, Rom 9:18–

 

21, Yer 19, İbr 5:14, Yer 13:1–11.



K

 

Hatırlama Metni: “Ya da çömlekçinin aynı kil yığınından bir  kabı onurlu iş için, ötekini bayağı iş için yapmaya hakkı yok mu?” (Romalılar 9:21).



utsal Kitap’ın her öğrencisi, onun kendisinden farklı olan kavramları ve başka fikirleri temsil eden sembollerle dolu olduğunu bilir. Örneğin tüm dünyevi tapınak hizmeti, kurtuluş planının sembolik bir peygamberliğiydi. “Yahudi sisteminin önemi henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Törenlerinde ve simgelerinde, engin ve derin gerçekler örneklenmiştir. Müjde onun sırlarını açan anahtardır. Kur- tuluş planına ilişkin bir bilgi ile, onun gerçekleri anlayışa açılır.”—Ellen G. White, Christ’s Object Lessons, S. 133. Dünyevi tapınağın sembolizmi ya da peygamberlik kitaplarının sembolleri (Daniel 2, 7, 8 ve Vahiy gibi) ve birçok farklı yolla, gerçeği nakletmek için Rab semboller kullanmıştı. Aynı zamanda İsa da benzetmeleri ve

 

ibretlik dersleriyle, derin gerçekleri açıklamak için semboller kullanmıştı.

 

Yeremya kitabı da aslında sembolizmle ve tasvirlerle doludur. Bu hafta bu sem- bollerinden birkaçına bakarak, bunların ne olduklarını, ne anlam içerdiklerini ve bunlardan kendimiz için nasıl bir ders almamız gerektiğini inceleyeceğiz.



*7 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Sembollerdeki Gerçek

 

Kasım 1



Kutsal Yazı semboller yönünden oldukça zengindir. Her türden bol bol mevcut olup, kendilerinden daha büyük bir gerçeği temsil ederler.



Yaratılış 4:3–7’yi okuyun. İki farklı kurban neyi temsil etmektedir?





Kutsal Kitap’ın en başında, birinin yaptığı işlerle cennete erişme çabası (Kayin’in sunusu) ve çarmıha gerilmiş Kurtarıcı’nın erdemleri sayesinde (Habil’in sunusu) bizler için geçerli olan kurtuluşun sadece lütufla olduğunu anlamak arasındaki farkı görebiliriz.



Sayılar 21:4–9’u okuyun. Sırığa dikilen bronzdan yılan neyi simgelemek- tedir? (Ayrıca bkz. Yu 12:32.)






“İsrailliler Tanrı’nın sözünü dinledikleri ve O’nun sağlayışına güvendikleri için canlarını kurtardılar.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 1. Cilt, S. 239.

 

Tüm Eski Ahit boyunca dünyevi tapınak hizmeti, kurtuluş planının en detaylı sembolik temsilidir. İsraillilerin tüm adetlerin anlamını ne ölçüde anladığı, binlerce yıldır açık bir soru olsa da, birçok kişinin burada öğretilen en önemli gerçekleri kav- radığı kuşkusuzdur: vekâlet edici kefareti, onların günahlarının affedilmesi için onla- rın yerine bir vekilin ölmesi fikrini (bkz. 1Ko 5:7).

 

Aslında tapınak hizmeti aracılığıyla bizlere sadece İsa’nın ölümüne ilişkin değil, aynı zamanda O’nun göklerdeki baş kâhinlik hizmeti, Geliş öncesi yargı ve çağların sonunda günahın nihaî düzenlemesine ilişkin semboller de verilmektedir.








Çömlekçi Çamuru

 

Kasım 2



Bu ayetlerde ve bunlarda geçen sembollerde ne gibi çok önemli gerçek- ler öğretilmektedir? (Bkz. Yar 2:7.)

Yer 18:1–10



Yşa 29:16



Yşa 45:9



Yşa 64:8



Rom 9:18–21



Karşılaştığı sürekli reddedilme ve zulümden dolayı, Yeremya hiç kuşkusuz vaz- geçmek istemişti. Ulusu için bunca derde girmeye ve mücadeleye değer miydi? Za- man zaman yanıtın “Hayır” olduğunu mutlaka hissetmiş olmalıydı.

 

Şüphesiz ki, çömlekçinin eline baktığında, Rab’bin insan çamuruyla nasıl çalıştığı yolunda ona bir imge, bir sembol verilmiş olmalıydı. Çömlekçi ve çamur imgesinde başka ne gibi gerçekler olursa olsun, bu Allah’ın nihai egemenliğini öğretir. Yani Ye- remya açısından durum ne kadar çaresiz gibi görülse de, çömlekçi ve çamur sembo- lizmi, ona insanların yaptığı yanlış, hatta kasten yaptığı yanlış kararlara rağmen, Rab’bin dünyanın kontrolüne sahip olduğunu göstermişti. O, güç ve yetkinin mutlak kaynağıdır ve şu anki görünüm ne olursa olsun, sonunda zaferi O kazanacaktır.

 

Yeremya’dan yüzyıllar sonra Pavlus Romalılar 9’da, Eski Ahit’teki imgeyi ele alıp temelde Yeremya’nın öğrettiği aynı dersi, kendisi de öğretmeye devam etmektedir. Aslında Romalılar 9:21’de Pavlus, Yeremya 18:6’ya doğrudan başvurmaktadır. İnsanın özgür iradesi, özgür seçim gerçeğine ve bu özgür iradenin sık sık belalı sonuçlarına rağmen, sonunda sevgi dolu ve kendini feda eden, sevgisi çarmıhta açıklanmış olan Allah’ın mutlak egemenliğini tüm güvenimizle umut edebiliriz. Kötülük zafer kazan- mayacaktır; ama Allah ve O’nun sevgisi kazanacaktır. Nasıl bir umuda sahibiz!








Ulusun Yozlaşması

 

Kasım 3



“Çünkü beni terk ettiler, burayı yabancı bir ülke haline getirdiler. Kendi- lerinin de atalarıyla Yahuda krallarının da tanımadığı başka ilahlara burada buhur yaktılar, burayı döktükleri suçsuz kanıyla doldurdular” (Yer 19:4).

 

Bu ayette, Yahuda’yı ele geçiren kötülüğe dair birkaç örnek verilmektedir. Rab’den vazgeçmenin, “diğer tanrılara” buhur yakmanın, suçsuz kanı dökmenin yanında “burayı yabancılaştırmışlardı.” Burada kullanılan İbranice fiil “yabancı yapmak,” “bilinmeyen yapmak,” “kâfirleştirmek” anlamındadır. “Burayı” ifadesinin, bizzat tapınağı mı yoksa Yeruşalim’i mi kastettiğini ayet söylemiyor. Ancak önemli olan husus, ulusun kutsal olması, Rab için özel olması (bkz. Çık 19:5, 6), çevrele- rindeki uluslardan farklı ve ayrı olması gerektiğiydi. Ama böyle olmadı. Onlar eşsiz karakterlerini, onları dünyaya tanık hale getiren farklılıklarını kaybettiler. Onlar tıpkı diğerleri gibi oldular.



Burada bizler için nasıl bir ders vardır?





“Çocuklarını ateşte Baal’a kurban etmek için tapınma yerleri kurdular. Böy- le bir şey ne buyurdum ne sözünü ettim ne de aklımdan geçirdim” (Yer 19:5).



Kadim dünyada insan kurbanı kavramı bilinse de, İsraillilere bu uygulamayı ya- saklayan Rab’bin lanetlediği bir şeydi (Yas 18:10). Yukarıda “ne de aklımdan geçir- dim” olarak çevrilen ifade, İbranice aslında şöyle okunur “kalbimden yükseltme- dim.” Bu, böyle bir uygulamanın ne kadar acayip ve Allah’ın isteminden uzak oldu- ğunu gösteren deyimsel bir ifadeydi. Eğer günahla katılaşmış, düşmüş varlıklar ola- rak bizler bunu iğrenç buluyorsak, Kutsal Tanrı’mızın nasıl bulduğunu hayal edin!

 

Buna rağmen zamanla bozulma ve kültürün gücü O’nun halkına o denli baskı yapmıştı ki, bunu korkunç adetlerle yozlaştırdılar. Egemen kültürün etkisiyle o kadar kolayca körleşiriz ki, bazı uygulamaları kabul eder, hatta bunlara katılırız—hâlbuki gerektiği gibi Rab’be bağlı kalırsak ve O’nun Söz’ü ile uyum içinde olursak—hiç teşvik edilmeyip aksine bunlardan dehşete düşeriz (bkz. İbr 5:14), ki bu durum hepimiz için bir ders olmalıdır.







Çömleği Kırmak

 

Kasım 4



Dün de gördüğümüz gibi, ulus derin bir irtidatın içine düşmüştü. Mesajı alma- mışlardı. Sonra Allah güçlü bir sembolik eylem yapması için Yeremya’yı kullanarak, onları yüzleşecekleri tehlikeye karşı uyandırmaya yardım edecekti.



Yeremya 19:1–15’i okuyun. Yeremya ne yapmalıydı ve bu eylemin anlamı neydi?



Yeremya yine çömlekçinin evine gitmeliydi. Ancak bu kez Rab tanıkların onun tam olarak ne yaptığını anlamasını istemişti. Tanıklar, Yahuda’nın ileri gelenleri ve kâhinleriydi (Yer 19:1). Liderler olarak onlar ulusta olan bitenden sorumluydular ve böylece güçlü bir sembolik eylemle Yeremya’nın onlara vereceği mesajı almaları gerekiyordu. Çömleği kırdığı yer olan Harsit (çömlek kırığı) Kapısı (Yer 19:2), çöm- lekçilerin çalıştığı yere yakın olmalıydı, ve kapının hemen dışında bozuk çıkan çöm- lek eşyaları atıyorlardı. Böylece sembol daha da güçlü bir anlam kazanıyordu.

 

Kırılmış bir çömlek ne işe yarar? Çömlek çatlamışsa, bir iş için yine kullanılabilir, hatta çömleğin orijinalini yapma niyeti olmasa bile. Fakat Yeremya onu sadece kır- mamıştı. Aksine onu kullanışsız bir hale getirmek için kırmalıydı. Eylemin kendisi ve bunu izleyen sözler dikkate alındığında, insanların uyarıyı neden anlayamadıklarını tasavvur etmek çok güç. Tabii ki, uyarıyı anlamak ve buna göre davranmak, birbirin- den tamamen farklı iki şeydir.

 

Daha da korkutucu olan, eylemin aşikâr neticesidir. Parçalanmış bir çömleği kim tamir edebilir ki? Rab ulusa gelecek için bir umut vermiş olsa da, geri dönmedikçe Yahudalılar kötü kaderleriyle baş başa kalacaklardı, hem kendileri hem de çocukları. İğrenç şeylerle ve günahkâr eylemleriyle kirlettikleri tüm yerler pek yakında cesetle- riyle kirletilecekti. Belki de ahlaksızlıklarının derinliği en iyi şekilde bu ahlaksızlıkla- rın onların başına getireceği ceza ile en iyi anlaşılabilirdi.








Keten Kuşak

 

Kasım 5



Yeremya 13:1–11’i okuyun. Yeremya’ya yapması buyurulan sembolik ey- lem neydi ve ne gibi önemli bir ders öğretiyordu?



Bu sembolik eylem yorumcular için bazı zorluklara neden olmuştur, zira Perat (Fırat) nehri (İbranicedeki yaygın olan yorumdur fakat sadece bu değil) Yeruşa- lim’den yüzlerce kilometre uzaklıktaydı. Ezra sadece oraya gidiş için dört ay seyahat etmek zorunda kalmıştı (Ezra 7:9). Mesajı daha iyi anlaması için Allah Yeremya’nın iki kez oraya gidip gelmesini buyurmuştu. Bu yüzden bazı araştırmacılar, başka coğrafi yerlerin de kastedilmiş olabileceğini iddia ettiler. Diğer yandan, bazıları da seyahat etmesi gereken uzun mesafenin, İsrail halkının ne kadar uzağa götürülece- ğini göstermeye yardımcı olduğunu iddia etmişlerdir. Bundan başka böyle uzun bir yolculuktan döndükten sonra, Yeremya 70 yıllık tutsaklıktan kurtulmanın sevincini anlayabilirdi.

 

Durum ne olursa olsun, kuşak çağrı anında saf ve lekelenmemiş olan hem İsrail yurdunu hem de Yahuda yurdunu sembolize etmektedir. Kuşağı takan adam, Al- lah’ın kendisiydi. Bu da, diğer şeylerin yanında Allah’ın kendisini halkıyla ne kadar yakın ilişkilendirdiğini göstermektedir. Bazı yorumcular kuşağın, kâhinlik elbiseleriy- le aynı malzeme olan ketenden yapılmasının önemine dikkat çekmişlerdir (Lev 16:4); her şeyden evvel Yahuda bir kâhinlik ulusu olmalıydı (Çık 19:6).

 

Kuşağın çürümesi gibi, ulusun kibri de çürümeliydi. Kuşağın insanın beline ya- pıştığı gibi, bu insanlar da bir zamanlar Rab’be yapışmışlardı ve O’nun övgü ve gör- kem kaynağıydılar. Ancak çevrelerindeki kültürlerle kaynaşarak kirlendiler ve leke- lendiler.



Kasım 6


Ek Çalışma: Çömlekçi ve çamur imgesi, özellikle de Romalılar 9’da görüldüğü gibi, Allah’ın eylemini nasıl anlamaya çalıştığımız açısından önemli bir soruyu ortaya koymaktadır. Aslında tabii anlamıyoruz. Bu şaşırtıcı gelme- meli, değil mi? Yeşaya 55:8’i okuyun. Allah’ın tüm yolları şöyle dursun, insan- lar olarak bazı şeyler hakkında çok sınırlı bilgilere sahibiz.

Bu husus, yani insan bilgisinin sınırlılığı, “özgönderimsel sorun” olarak bi- linen bir açıklamayla belli olur. Şu cümleye bakın: “Sevil berberi, kendisini tıraş etmeyen herkesi tıraş etmektedir.” Sevil berberi kendisini tıraş ediyor mu? Eğer kendisini tıraş ediyorsa, kendisini tıraş edemez, çünkü o kendisini tıraş etmeyen herkesi tıraş etmektedir. Fakat eğer kendisini tıraş etmezse, o zaman aynı nedenden dolayı kendisini tıraş etmelidir—çünkü o kendisini tıraş etmeyen herkesi tıraş etmektedir. Yanıt, mantığın limitlerini ortaya koyan çözümsüz bir çelişkiyi meydana getirir. Bu yüzden, eğer mantık Sevil berberi- nin tıraşı gibi basit bir konuda kendi içerisinde çelişkiye düşüyorsa, doğa ve Allah’ın dünya ile meşguliyeti gibi derin konularda ne kadar daha fazla zorla- nacaktır? Sahip olduğumuz şey, dünyada olan şeyler hiçbir anlam ifade etme- se de, O’na güvenmemiz ve O’na olan sevgimiz için bizlere verimli bir sebep veren Çarmıh’tır.


“Günahın kökeni ve var oluşunun nedeni, pek çok kişinin aklını karıştıran büyük bir muammadır. Kötülüğün işlerini, neden olduğu korkunç sonuçları, üzüntüyü ve yıkımı görerek, tüm bunların bilgeliği, gücü ve sevgisi sınırsız olan Varlık’ın egemenliği altında nasıl var olabildiğini sorguluyorlar. Bu, hiçbir açıklama bulamadıkları bir sır. Böylece, kararsızlık ve şüphe içinde kalarak, gözleri Allah’ın sözünde açıkça bildirilen ve kurtuluş için zaruri olan gerçekle- re karşı kör kalıyor.”—Ellen G. White, The Great Controversy, S. 492.


¤ Kötülük sorunuyla ilişkili olarak, Allah’ın mutlak hâkimiyeti fikri bizlerde nasıl bir itiraz yaratmaktadır? Büyük mücadele senaryosu, en azından şu an için kısmen de olsa, çetin sorularla başa çıkmamıza nasıl yardımcı olmaktadır?


¤ Kutsal Kitap’ta başka ne gibi semboller bulabilirsin? Allah neden sem- boller kullanmak durumunda kalmıştı? Sembollerin avantajı nelerdir?


Tartışma Soruları:










Güneşin Batışı: 16:55 (İstanbul)





*Kasım 7–13


















Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Yer 9, Yer 10:1–15, Rom 1:25, Yer 26, Elç


17:30, Elç 5:34–41.



A


Hatırlama Metni: “ ‘Dünyada iyilik yapanın, adaleti, doğruluğu sağla- yanın Ben RAB olduğumu anlamakla ve beni tanımakla övünsün övünen. Çünkü ben bunlardan hoşlanırım’ diyor RAB” (Yeremya 9:24).


llah’ın hizmetkârının sancıları ve çileleri devam ediyor. Aslında Yeremya kita- bının büyük bir bölümü, Allah’ın sevgisi ve kaygısıyla naklettiği sözünü pey- gamberin insanlara dinletmeye çalışırken çektiği sıkıntılarla ve mücadelelerle


meşgul olmaktadır.


İnsanlar Yeremya’nın sözünü dinleyip peygamberin uyarılarını kabul etmiş olsalar- dı, ne olabileceğini hayal et. Eğer dinlemiş olsalardı—eğer insanlar, krallar ve liderler kendilerini Allah’ın önünde alçaltsalardı—korkunç kriz başlarına gelmeyecekti. Tövbe fırsatı önlerindeydi. Bu kadar çok yanlış şey, bunca kötülük yaptıktan sonra bile, kefa- ret ve kurtuluş kapısı kapanmamıştı. Kapı açıktı; ama oradan geçmeyi reddettiler.


Bugün, onların kalplerinin katılığına kafamızı sallamak bizler için çok kolay. “Bu olaylar başkalarına ders olsun diye onların başına geldi; çağların sonuna ulaşmış olan bizleri uyarmak için yazıya geçirildi” (1Ko 10:11). Bu örnekler önümüzde du- ruyor; Onlardan ne öğreneceğiz?



*14 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







ELLEN G. WHITE SERİSİ HAKİKAT YOLU VE HAYATIMIZ


Orijinal Adı: Steps to Christ


Çağımızın bilim ve teknik alanında kaydettiği olağanüstü gelişme- ler, maddi gereksinimlerimizin karşılanmasını bir dereceye kadar kolaylaştırmıştır diyebiliriz. Fakat maddi gereksinmelerimizin yanı sıra bir de ruhumuzun gereksinimleri vardır. Dileğimiz, çağımızın kaydettiği ilerlemeler yanında bunların da gelişmesi ve insan ru- hundaki boşluğun daha asil duygularla dolabilmesidir.


Bu yapıt, ruhsal yaşantımızın bu gereksinimini karşılamaya yar- dımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır. Yüz yirmiden fazla dile çev- rilmiş olan kitap, yazarın Türkçe olarak yayınlanmış ilk kitabıdır.




ELLEN G. WHITE SERİSİ


SEVGİ ÖĞRETMENİ (1. ve 2. CİLT)


ELLEN G. WHITE


Orijinal Adı: The Desire of Ages


Tanrısal konularda son derece derin bir bilgiye sahip olan yazar Ellen G. White, bu kitapta İsa’nın yaşamındaki harikulade öğretileri ve önemli olayları tarih sırasına göre anlatırken, O’nun yaşamının farklı güzelliklerini ve ilahî hazinenin değerli gerçeklerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermiştir.


Bu kitap, okuyucuyu gökyüzünün kutsal hazinesiyle ilgili olarak onun hayal bile edemeyeceği kadar iyi bilgilendirmektedir.





ELLEN G. WHITE SERİSİ SEVGİNİN ZAFERİ ELLEN G. WHITE


Orijinal Adı: The Great Hope


Kitap, Büyük Mücadele’nin son 10 bölümünü ele almaktadır. Uğrunda savaştıkları şey için çok önemli olan iki tarafın, iyinin ve kötünün arasında geçen evrensel savaşın nasıl başla- dığından ve nasıl sonlandırılacağından bahsetmektedir. Güzel olduğu kadar şok edici bir yolculuğa çıkmaya hazırlanın. Okuduktan sonra artık aynı kişi olmayacaksınız.







ELLEN G. WHITE SERİSİ BÜYÜK MÜCADELE


Orijinal Adı: The Great Controversy


Eğer evrende anlam ve adalet varsa, masumlar neden suçlularla birlikte acı çekiyor? Ölümden sonra yaşam var mı? Gerçek nedir?


Bu kitap yanıtları vermektedir; ve yanıtları güvence içermektedir. Yaşamın anlamı vardır! Evrende yalnız başımıza değiliz. Bizimle ilgilenen birisi var! Birisi gerçekten de insanlık tarihiyle ilgilenmiş, hatta insanlığa bizzat katılmış, O’na ulaşabilmemizi, O’nun da bize ulaşabilmesini olanaklı kılmıştır. Güçlü eli bu gezegeni tutan ve yakında esenliğe kavuşturacak olan birisi vardır.


Bu kitabın sayfalarını çeviren hiç kimse, kitabın sadece şans eseri mi eline geçtiğini sormadan bırakmayacaktır.



ELLEN G. WHITE SERİSİ GEÇMİŞTEN SONSUZLUĞA 1. CİLT


Orijinal adı: Patriarchs & Prophets


Nereden geldik? Uluslar arası gerilimler uygarlığı neden yıkımla tehdit ediyor? Suç oranı neden yükseliyor? Ahlâksal standartlar neden geriliyor? Tanrı bütün bunlara kayıtsız mı kalıyor? Sorun- ları çözmemize yardımcı olacak herhangi bir şey yapıyor mu?


Beş kitaplık bir serinin ilki olan bu kitap, sıraladığımız bu soruları yanıtlamaktadır. Dünyamızın nasıl oluştuğuna, insan- lığın nasıl başladığına ışık tutmaktadır. Binlerce yıl önce gök- lerde başlayan trajik isyan anlatılmakta, Tanrı ve Şeytan ara- sında gelişerek yeryüzünün bütün sakinlerini etkisi altına alan mücadele ortaya konulmaktadır.


Yazar dünyamızda var olan doğruyla yanlış, gerçekle yanılgı arasındaki savaşı tanımlamaktadır.


ELLEN G. WHITE SERİSİ


GEÇMİŞTEN SONSUZLUĞA (2. CİLT)


ELLEN G. WHITE


Orijinal Adı: Prophets & Kings


Peygamberlerin öyküsü, 1. ciltte kaldığı yerden devam ediyor. Davut’un oğlu Süleyman, İsrail Krallığına tarihinin en zengin ve en görkemli dönemini yaşattı. Bu ciltte, Tanrı’nın seçtiği halkın O’nun isteğini yapmaktan nasıl adım adım uzaklaştığını görüyo- ruz. Yaptıkları seçimin sonuçlarına acı ve ıstırap içinde nasıl katlandıklarını, sonunda Tanrı tarafından nasıl dışlandıklarını okuyoruz. Yaşamımızda lanet ve belalar yerine bereketlere ka- vuşmak için sakınmamız gereken hataları bize öğreten bir kitap...







BATIL İNANÇLAR – Kapılma ve Kurtulma


Yazar: Kurt Hasel


Orijinal Adı: Der Zauber des Aberglaubens


İster Avrupa’dan alınmış olsun –bu kitapta bolca örneği olduğu gibi– ister Çin’de karşımıza kemik biçiminde, isterse Türkiye’deki gibi nazar biçiminde çıkmış olsun, batıl inançlar her devir ve kültürde olagelmiştir.


Çünkü insanlar nerede olurlarsa olsunlar, üç temel soruya yanıt arayıp durdular.


  •      Geleceği nasıl bilebilirim?

  •      Nasıl mutlu olabilirim, olumsuz etkilerden nasıl korunabilirim?

  •      Ölümden sonra ne olacak, ölülerle nasıl iletişim kurabilirim?




BİNLERCESİ KIRILACAK


Yazar: Susi Hasel Mundy


Orijinal Adı: A Thousand Shall Fall



Hitler Almanya’sında inançlarını sürdürmeye cüret eden bir asker ve ailesinin nefes kesen öyküsü.











YETENEKLİ ELLER


Yazar: Carson / Murphey Orijinal Adı: Gifted Hands


Aynı zamanda filmi de yapılmış olup, en çok satan kitaplar listesinde yıllardır milyonlarca adet satan bu kitapta ölmekte olan çocuklara ikinci bir şans veren olağanüstü bir cerrahın öyküsü anlatılmaktadır. Dr. Ben Carson, beyin cerrahisinde- ki umut olmayan yere umut getiren yeniliklerle tüm dünya- da tanınmaktadır.








KADERİ DEĞİŞTİREN – KUTSAL KİTAP ÇALIŞMA KİTAPÇIKLARI SERİSİ


5 adet kitapçıktan ve 1 adet promosyon kitabından oluşan bu seride Kutsal Kitap’ın Yaratılış öyküsünden, son bölüm olan Vahiy kitabına kadar tüm bölümler, kendi kültürümüze has öykü- lerle süslenerek, anlaşılır ve kolay bir dille anlatılmış olup, hem inanlı topluluğunuz, hem ken- diniz, hem de çevrenizdeki insanlar için muhteşem bir başvuru kaynağı olacaktır.







EN ZENGİN MAĞARA ADAMI


Yazar: Batchelor / Toker


Orijinal Adı: The Richest Caveman


Gerçekten yaşanmış bir öykü… Milyoner bir baba ile gösteri dünyasında çalışan bir annenin oğlu olan genç Doug Batchelor, paranın satın alabileceği her şeye sahipti. Mutluluk hariç her şeye. Uyuşturucu kullandı, okulda kavgalar çıkardı ve intihar düşüncesiyle hayaller kurdu. Kendinden tiksinen ve hayatın hiçbir amacı olmadığına inanan Doug, yaşayabileceği tüm eğ- lence ve heyecanları yaşamayı kafasına koydu. Onun aradığı mutluluk sürekli kendisinden kaçıyordu, ta ki bir dostun mağa- rasında bıraktığı tozlu bir kitabı bulana dek. Bundan sonra olanlar ancak mucize olarak açıklanabilir.




RUHLAR DÜNYASINA YOLCULUK


Yazar: Roger J. Morneau


Orijinal Adı: A Trip into the Supernatural


Gerçekten yaşanmış öyküler ve deneyimler içeren bir kitap. Küçüklüğünde ve savaş zamanında yaşadığı deneyimler Roger’i Allah’tan uzaklaştırmış, sonunda O’ndan nefret etmesine ve satanistlerin bir kulübüne katılmasına neden olmuştu. Fakat daha sonra sevgi dolu bir Tanrı’yı keşfederek iblislere ibadetten ayrılmak istedi. İşte Roger’in satanizmin dehşet verici dünya- sından ilahî müdahaleyle kurtuluşunun öyküsü.






BEREKET DAĞINDAN DÜŞÜNCELER


Yazar: Ellen G. White


Orijinal Adı: Thoughts From the Mount of Blessing


Mesih’in Mutluluk Vaatleri Dağı’ndan söylemiş olduğu sözler, zamanın sonuna dek gücünü koruyacaktır. Her bir cümle, gerçeğin hazine dairesinden gelen bir mücevherdir. Bu konuş- mada ifade edilen ilkeler, tüm çağlar ve tüm sınıflardan insanlar için geçerlidir. Mesih, ilahî enerji ile, birbiri ardınca pek çok sınıfı, doğru karakterler edindikleri için bereketlenmiş olarak ilan ederken, onlara olan inancını ve umudunu açıkladı. Herkes, Yaşam Kaynağı’nın verdiği yaşamı sürerek, O’na iman aracılığıy- la, O’nun sözlerinde ortaya konulan standarda ulaşabilir.








DVD SERİSİ:



BİZİM MİRASIMIZ


Orijinal Adı: Our Heritage – SDA Church History Yedinci–Gün Adventistleri tarihinin anlatıldığı bir DVD.










YEDİNCİ GÜN


Orijinal Adı: The Seventh Day


5 DVD’den oluşan Türkçe altyazılı bu sette Yedinci–Gün Sebt’inin tarihçesi detaylı olarak anlatılmaktadır. Hiç merak ettiniz mi, dün- ya üzerindeki yaşam bir tesadüfle mi başladı? Neden haftanın 7 günü var? Allah haftanın bir gününü neden diğerlerinden ayrı tuttu? Yaratılıştan bugüne dek Sebt Günü’ne inanan insanların izlerini süreceğiz.







ISSIZ ADADAN GÖNDERİLEN MEKTUPLAR


Orijinal Adı: Letters from a Lonely Isle


2 DVD’den oluşan bu seride Pastör Mark Finley, Kutsal Kitap’ın Vahiy bölümündeki, günümüz Türkiye’sinin Ege Bölgesinde bulu- nan Yedi Kiliseler’i ve Yunanistan’ın Patmos adasını ziyaret etmek- tedir. Bu belgesel, Küçük Asya’da bulunan ve Roma İmparatorluğu zamanında birçok tehlikelerle ve zorluklarla karşılaşan, Efes, İz- mir, Bergama, Tiyatira, Sart, Filadelfiya ve Laodikya inanlı topluluk- larının durumunu anlatmaktadır.








BROŞÜRLERİMİZ:


YEDİNCİ–GÜN ADVENTİST TOPLULUĞU


Yedinci–Gün Adventistleri kimlerdir? Neye inanırlar? Ana dokt- rinleri nelerdir? Tarihçemiz, yaşayışımız nasıldır?






CEP BROŞÜRLERİ SERİSİ – SONUN BELİRTİLERİ:


İSA YENİDEN GELDİĞİNDE


İsa nasıl gelecek? Yeniden geldiğinde ne olacaktır? Belirtiler neler- dir? Nasıl hazır olabilirsin?


BEN KİM’İM?


İsa’nın kim olduğunun açıklandığı bu broşürde O’nun özellikleri çeşitli açılardan ele alınmaktadır.


SONSUZA DEK YAŞAYABİLİRSİN


Sonsuz yaşam nasıl elde edilebilir? Lütuf ne demektir? Nasıl kur- tulunur? Sonsuz yaşam formülü nedir?


HATIRLANMASI GEREKEN BİR GÜN


Sebt (Şabat) Günü’nün anlamı ve öneminin kısaca anlatıldığı bu broşür, onun nasıl tutulabileceğine yönelik kısa talimatlar içer- mektedir.







B


İsyan ve Kurtuluş


ir şekilde ve neden olduğunu tam olarak anlayamadan, Allah’ın mükemmel Yaratışı’nda günah baş göstermiş ve günah büyük mücadele diye anladığımız bir başlangıç noktası haline gelmiştir. Ancak bir şeyi biliyoruz, hem de çok iyi:


insani varlıklar olarak bizler bu mücadelenin ortasına doğru çekildik. Bu içimizden hiç kimsenin kaçamayacağı bir savaştır.


“Şeytan, Allah’ın karakterini yanlış tanıtarak insanların Yaratıcı hakkında yanlış bir anlayışa kapılmalarını ve bu sayede O’na sevgiyle değil, korkuyla ve nefretle bakmaları- nı sağlama çabalarını; ilahî yasanın bir kenara bırakılması ve insanları onun gereklilik- lerinden muaf olduklarını düşünmelerine yönlendirmek için gösterdiği gayreti; ve aldatmalarına karşı gelmeye cüret eden herkese zulmünü, tüm çağlarda kararlılıkla sürdürmüştür. Bunlar, ataların, peygamberlerin ve elçilerin, şehitlerin ve reformcula- rın tarihinde izlenebilir.”—Ellen G. White, The Great Controversy, S. 12, 13.


Bu trajediye yanıt olarak, bütün bunların meydana geleceğini “dünyanın kurulu- şundan önce” (Ef 1:4) gören Allah, kurtuluş planını devreye soktu. İşte Kurtuluş planı diye bildiğimiz şey budur. Bu Kurtuluş, Allah’ın Avram ile buluşmasında, hay- van parçalarının arasından geçtiği Yaratılış 15’deki öyküde önceden bildirildi. Kadim tören Avram’a verilen bir güvenceydi; ve böylece hepimiz için Allah günahın sebep olduğu soruna bir çözüm sunmak için kişisel olarak müdahil oldu.


İsa çarmıhta kesin bir zafer kazandı. Zorluk hep sadakatimizi hangisine adayaca- ğımız olmuştur, kazanan tarafa mı, kaybeden tarafa mı. Seçim kolay ve açık olsa da, mücadele halâ şiddetini sürdürdüğünden ve aldanış hep mevcut olduğundan dolayı kalplerimizdeki ve zihnimizdeki savaş devam etmektedir. O halde umudumuz ve duamız, bu çeyrek yılın çalışmasının bu aldatmacalardan bazılarının açığa çıkması ve böylece sadece Mesih’i seçmemize değil aynı zamanda O’nda kalmamıza yardımcı olmasıdır, zira vaat ettiği gibi “sonuna kadar dayanan kurtulacaktır” (Mat 24:13).



David Tasker, Güney Pasifik Bölümü alan sekreteri olup, Eski Ahit üzerine doktora, doğmuş olduğu Yeni Zelanda pastörlük, Solomon adalarında başkan- lık ve birçok üniversitemizde okutmanlık yapmıştır. O ve eşi Carol’un iki evli oğlu ve üç torunu vardır.








Övünen Övünsün


Kasım 8



Yeremya 9’da, peygamber ağıdına başladı, çünkü ülkesinin ve halkının başına ge- lecek kaçınılmaz felaketi görmüştü. Allah Yeruşalim’in üzerine gelecek yargıyı ilan etmişti ve Allah bir şey söylerse bunu yapar. Başlarına gelecek şey, tesadüfî bir şey değildi, zaman zaman meydana gelen korkunç ve anlaşılmaz şeylerden biri değildi. Hayır, karşılaşacakları şey doğrudan doğruya Allah’ın yargısıydı. Ve işte bu idrak, Yeremya’nın bu kadar dertlenmesine neden olmuştu. Ancak onun üzüntüsü, Al- lah’ın hissettiği acının yanında sadece küçük bir yansımaydı.


Bağlam farklı olsa da, şu alıntı fikri çok iyi yansıtmaktadır: “Çarmıh, bizim, baş- langıçtan beri günahın Allah’ın yüreğine verdiği büyük acıyı anlayamayacak kadar kör olduğumuzu göstermiştir. Doğrudan her uzaklaşma, her zalimce eylem, insanlığın Allah’ın ideallerine ulaşmadaki her başarısızlığı, O’nu üzmektedir. Allah’tan mutlak ayrılığın neticesi olarak İsrail’in başına belalar geldiğinde,—düşmanlarına boyun eğmeleri, zulüm ve ölüm,—denilir ki ‘RAB de onların [İsrail] daha fazla acı çekme- sine dayanamadı.’ ‘Sıkıntı çektiklerinde O da sıkıntı çekti: ... geçmişte onları sürekli yüklenip taşıdı.’ Hakimler 10:16; Yeşaya 63:9.”—Ellen G. White, Education, S. 263.



Peygamberin kederli ağıdını Yeremya 9’dan okuyun. Özellikle 23, 24. ayetlere odaklanın. Bu sözler neden bugün bizler için de geçerlidir?





Denilir ki, sıra ölüme geldiğinde bizler “duvarsız bir kent” gibiyiz. Bilgelik, güç ve zenginlik, hepsinin bir yeri vardır, fakat bu şeylere bel bağlamak, özellikle felaketlerde veya ölüm kapıyı çaldığında, verimsiz, anlamsız ve boştur. Kader konusundaki tüm uyarılar arasında insanlara gerçekten önemli şeyler söylenir ve bu da, onların en azın- dan bir dereceye kadar Allah’ın sevgi dolu iyiliğini, adaletini ve doğruluğunu bilmeleri ve anlamalarıdır. Dünyevi, kendi canımız da dahil insanî olan her şey düşmemize neden olduğunda, bizlere umut ve huzur verebilecek başka ne vardır?








Yaratılan mı Yaratan mı?


Kasım 9



Daha önce de gördüğümüz gibi, Allah’ın halkı, hepsi de çevrelerinde putperestlik ve sahte öğretilere batmış uluslardan farklı olmaları için çağırılmışlardı. Musa’nın ilk beş kitabındaki birçok uyarı, özellikle komşularındaki uygulamaları izlemelerine karşı yapılmıştır. Aksine İsrailliler dünyaya Rab’bin Yaratıcı ve Kurtarıcı olduğu hak- kındaki gerçeğin tanıklığını etmeliydiler. Maalesef Eski Ahit tarihi, onların çoğunlukla uyarıldıkları uygulamalara cezbedildikleri birçok öyküyle doludur.


Yeremya 10:1–15’i okuyun. Rab burada halkına ne söylüyor? Aynı uyarı bugün, kendi çağımızda, kültürümüzde ve bağlamda verilmiş olsaydı, nasıl yazılmış olurdu?







Yeremya insanlara zaten bildirmeleri gereken bir şeyi söylüyor: bu put tanrılar in- san eliyle yaratılmış, kendi şeytani uydurmalarından başka şeyler değildir. Bu, Pav- lus’un yüzyıllar sonra yazdığı şu ifadenin başlıca örneğidir: “Tanrı’yla ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan’ın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Tanrı sonsuza dek övülmeye layıktır! Amin” (Rom 1:25).


Bu ayette Pavlus’un yaratıkla Yaratıcıyı nasıl kıyasladığına dikkat edin. Aynı zıtlık, gerçek Biri’ne kıyasla “tanrıların” acizliği ve zayıflığından bahseden Yeremya’nın bu ayetlerinde de sergilenmektedir. Yeremya tüm bu ayetlerde güvenlerini bir şey yapmak- tan aciz bu şeylere yatıran insanların ne kadar aptal olduğunu göstermeye çalışıyor. Bunların hepsi, sadece dünyayı yaratmakla kalmayıp aynı zamanda kudreti ile onu destekleyen Yaratıcı Allah ile kıyaslanmaktadır (bkz. İbr 1:3).


Ayetler ne kadar kadim olsalar da mesajı bugün bile geçerlidir. Bizler ne insan yapımı heykellerin önünde eğilmeye ve tapınmaya ayartılmalıyız; ne de birçoğumuz göklerdeki belirtiler hakkında umutsuzluğa veya endişeye kapılmalıyız. Doğrusu yargı gününde bu putlar gibi inandığımız şeyler, Yahuda’yı kurtaramayacağı gibi bizleri de kurtaramaz.








Tövbeye Çağrı


Kasım 10



Yeremya 26:1–6’yı okuyun. Burada Rab insanlara hangi umudu sunuyor?



Buradaki mesaj, hem Eski hem de Yeni Ahit’te geçen aynı mesajdı ve bu da töv- beye çağrı, günahlardan dönüş ve Allah’ın herkese sunduğu kurtuluşu bulmaktır.



Şu ayetlerdeki mesaj nedir? 2Ta 6:37-39; Hez 14:6; Mat 3:2; Luka 24:47; Elç


17:30.




“Yahudalılar, Allah’ın iyiliğini hak etmedikleri halde Allah onları terk etmeyecek- tir. Allah’ın adı onlar aracılığıyla putperestlerin arasında yüceltilecektir. Allah’ın sıfat- larına tümüyle yaraşmayanlar O’nun Allahsal karakterini göreceklerdir. Allah mer- hametli tasarısını açıkça bildirmek için peygamberlerini şu bildiriyle göndermeye devam etmiştir: ‘Şimdi herkes kötü yolundan, kötü işlerinden dönsün ki, Rab’bin sonsuza dek size ve atalarınıza verdiği toprakta yaşayasınız’ (Yeremya 25:5). ‘Adım uğruna öfkemi geciktiriyorum. Ünümden ötürü kendimi tutuyorum, yoksa sizi yok ederdim. Bakın, gümüşü arıtır gibi olmasa da sizleri arıttım, sıkıntı ocağında dene- dim. Bunu kendim için, evet, kendim için yapıyorum. Adımı bayağılaştırmanızı nasıl hoş görebilirim? Bana ait olan onuru başkasına vermem’ (Yeşaya 48:9,11).”—Ellen


  1. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 187, 188.

Eski Ahit, Yeni Ahit—sonunda hepimize Allah’ın mesajı aynıdır: bizler günahkârız, bizler hata yaptık ve cezayı hak ettik. Ancak Mesih’in Çarmıh’ı, İsa’nın kefaret edici ölümü aracılığıyla, Allah hepimizin kurtulması için bir yol sağladı. Bizler günahkârlı- ğımızın farkında olmalıyız, değersizliğimize rağmen bizlere bedelsiz olarak verilen İsa’nın erdemlerine imanla tutunmalıyız ve günahlarımızdan tövbe etmeliyiz. Ve tabii ki, gerçek tövbe, Allah’ın lütfuyla yaşamlarımızdan günahı çıkarmayı içermelidir.








Ölüme Çağrı


Kasım 11



Kendi açımızdan geriye baktığımızda, insanların kalplerinin katılığına şaşırma- mak çok güç. Dünkü çalışmamızda da gördüğümüz gibi Yeremya’nın mesajı—ne kadar sert olsa da—umutla doluydu. Eğer tövbe etselerdi, Allah antlaşma vaatleri ve lanetler temelindeki korkunç cezaların onların başına gelmesini önleyecekti. Eğer yapmaları gereken şeyi yapmış olsalardı, eğer Allah’a itaat etmiş ve bu itaatin getire- ceği bereketleri elde etmiş olsalardı, o zaman her şey yoluna girecekti. Allah bağışlar- dı, Allah şifa verirdi, Allah yenilerdi. Sonunda İsa’nın kurbanlığıyla gelen müjdenin sağlayışı, insanların tüm günahlarını bağışlamaya ve onları yenilemeye yeterli olurdu.


Umut, vaat ve kurtuluş dolu ne güzel bir mesaj!



Yeremya’ya ve bu mesaja verilen yanıt neydi? (Bkz. Yer 26:10, 11.)




İsrail’de sadece meşru olarak toplanmış bir mahkeme ölüm cezası verebilirdi. Ölüm cezası için sadece hakimlerin oy çoğunluğu kabul edilirdi. Kâhinler ve pey- gamberler, Yeremya’ya ölüm cezası ile dava açmışlardı. Ona karşı gelenler, onu siyasi bir cani ve vatan haini olarak teşhir etmek istiyorlardı.



Yeremya’nın yanıtı neydi? (Yer 26:13–15).






Yeremya kesinlikle vazgeçmemişti; ölüm tehdidine rağmen peygamber, azıcık korksa da başlangıçta Rab tarafından uyarıldıktan sonra kendisine verilen mesajın- dan tek bir söz bile eksiltmedi (Yer 26:2). Bu nedenle zaman zaman ağlayıp, şikâyet eden ve doğduğu güne lanet eden Yeremya’ya kıyasla şimdi sadakatle ve kendinden emin bir şekilde duran bir Allah adamı görüyoruz.








Yeremya’nın Kaçışı


Kasım 12



Dün de gördüğümüz gibi, ne gibi korkuları, hisleri olursa olsun, Yeremya dimdik durmuştu, kendi durumunun potansiyel ölümünü getireceğinin tamamen farkın- daydı. Yeremya 26:15’de prensleri ve insanları çok açık bir şekilde uyarmış (“kesin- likle bilin” demişti), eğer kendisini öldürürlerse masum birinin kanını dökmekten cezalandırılacaklarını bildirmişti. Yeremya, kendisine karşı yapılan ithamlardan dolayı sorumlu olmadığını biliyordu.



Yeremya 26:16–24’ü okuyun. Yeremya ölümden nasıl kurtulmuştu?





Ruhsal liderler olması gereken kâhinler ve peygamberlerin, Yeremya’yı savunmak için öne çıkan “önderler” ve “sıradan insanlar” tarafından azarlanıp, karşı gelinmesi ne kadar da ilginç. Onlar İsrail’de Yeremya’dan yüzyıl önce yaşamış olan Mika’yı hatırlamışlardı. Kral o zaman Mika’ya zarar vermemiş aksine onun nasihatini din- lemiş, tüm ulus tövbe etmiş ve felaket geri çekilmişti, en azından bir süreliğine. Şim- di Yeremya zamanında liderlerinden daha bilge olan bu halk, ulusu Allah’ın pey- gamberini ölüme sürüklemekle büyük bir hata yapmaktan esirgemek istiyordu.


Beraat, Yeremya’nın suçlandığı şeylerden suçlu olmadığını vurgulamaktaydı. An- cak kâhinlerin ve peygamberlerin nefreti daha da artmıştı. Hiddet ve intikam hisleri kalplerini kabartmıştı, öyle ki, başka bir zaman tüm hiddetleriyle Yeremya’ya saldır- mışlardı. Serbest bırakılması peygamberi sadece bir anlığına rahatlatmıştı. Tehlike- den tamamen kurtulmuş değildi.


Burada gördüğümüz şey, bazı insanların tarihten bir şeyler öğrenirken bazılarının aynı tarihi bilmesine rağmen aynı dersi almayı reddetmiş olmalarıdır. Benzer şeyi yüzyıllar sonra, Ferisi Gamaliel’in diğer liderlere İsa’nın takipçilerine nasıl davran- maları konusunda yaptığı uyarıda görebiliriz.






Kasım 13


Ek Çalışma: “Sevginin ne olduğunu Mesih’in bizim için canını vermesin- den anlıyoruz” (1Yu 3:16). Kuşkusuz ki günah, yaratılışı olduğu kadar bizim ona şükranımızı veya onu doğru okuma kabiliyetimizi ne kadar mahvetmiş olsa da, çevremizdeki doğaya, insan ilişkilerine bakıp, yaratılışa hayran kalarak Al- lah’ın sevgisini anlayabiliriz. Fakat çarmıhta perde yırtılmış ve dünyaya bu sev- ginin mümkün olan en güçlü ve keskin vahyi verilmişti—bu öyle büyük bir sevgiydi ki, Ellen G. White’ı şöyle söylemeye yöneltmişti “ilahi güçlerin ayrılı- ğı.”—The SDA Bible Commentary, Cilt 7, S. 924.

İlahi güçlerin ayrılığı mı?


Allah’ın bizlere olan sevgisi öyle büyüktü ki, üyeleri birbirlerini sonsuzluk- tan beri seven Üçlübirlik, kurtuluşumuz için bu “ayrılığa” katlanmıştı. “Tan- rım, Tanrım, beni neden terk ettin?” (Mat 27:46) ifadesi, bedeli ne olursa olsun, bu “ayrılığın” en açık ve en güçlü ifadesidir. Burada da yine, günahı- mızdan dolayı Rab’bin acıya ve cefaya katlanışını görebiliriz.

O halde, “bizse seviyoruz, çünkü önce O bizi sevdi.” (1Yu 4:19) ifadesine şaşırmamak gerekir. Tabii ki düşmüş insanlık olarak bizler sadece bu sevgiyi taklit ediyoruz, hem de bu taklit çoğunlukla kendi bencilliğimizle ve günahkâr arzularımızla kaplanmış olsa bile. Allah’ın sevgisi bizimkine baskındır; biz sadece Allah’ın sevgisini yansıtırız, tıpkı yağlı ve çamurlu bir su birikintisinin göğü yansıtması gibi.



Tartışma Soruları:





Güneşin Batışı: 16:48 (İstanbul)





*Kasım 14–20

Yoşiya’nın Devrimleri













Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: 2Ta 33, Hab 1:2–4, 2Kr 22, Flp 2:3–8, 2Kr


23:1–28, 1Ko 5:7.



E


Hatırlama Metni: “Ne ondan önce, ne de sonra onun gibi candan ve yürekten var gücüyle RAB’be yönelen ve Musa’nın yasasına uyan bir kral çıktı” (2Kr 23:25).


beveynler çocuk bakmanın ne kadar zor olduğunu bilirler, özellikle de çocuk- lar yetişkinliğe erişip ebeveynlerin kontrolünden çıktığında ve kendilerini inci- teceğini bildikleri seçimler yaptıklarında. Tabii ki bu dert sadece ebeveynler ve çocuklarla sınırlı değildir: seçimlerinin kendilerine zarar vereceğini bildiğiniz dostla- rınız veya akrabalarınız olmadı mı? İşte bu, özgür iradenin talihsiz bir yönüdür. Öz- gür irade, özellikle de ahlâki özgür irade, eğer yanlış seçim yapma özgürlüğüne sahip değilsek, hiçbir anlam ifade etmez. Sadece doğruyu seçebilen bir “özgür” varlık,


gerçekten özgür değildir hatta gerçekten ahlâki değildir.


Bu yüzden Kutsal Yazı’nın büyük kısmı, Allah’ın halkına yanlış seçimler yapma- masını uyaran öykülerle doludur. Yeremya kitabının büyük bölümü de böyledir: seçilmiş ulusunun özgür seçimine ve iradesine saygı gösteren bir Allah’ın ricaları.


Ve maalesef öykünün çoğu iyi değildir, bu hafta umudun titrek ışıklarını inceleye- ceğiz; yani özgür iradeyi kullanarak “Rab’bin gözünde doğru olan şeyi” yapmayı seçen birkaç kraldan birini göreceğiz.



*21 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.





Kasım 15


Manaşşe ve Amon’un İktidarı


Tarafsızlıktan, olayları gerçekten olduğu gibi görmekten bahsetmekten ne kadar çok hoşlansak da, insanlar olarak korkunç bir biçimde sübjektif varlıklarız. Bizler dünyayı gerçekte olduğu gibi değil, işimize geldiği gibi görürüz. Düşmüş ve bozuk varlıklar olduğumuzdan dolayı, bu bozukluk çevremizdeki dünyayı algılamamızı ve yorumlayışımızı da etkiler. Örneğin, özellikle ilk yılları korkunç bir irtidat içinde olan Yahuda kralı Manaşşe (yaklaşık İ.Ö. 686–643) gibi birini başka ne şekilde açıklayabi- liriz? Kendi aklına uyup, iğrenç törelerin Yahuda’da gelişmesine izin vermeyi haklı çıkaran birini hayal etmek çok güç.



2Ta 33’ü okuyun. Bu öykü bizlere kral Manaşşe’nin ne kadar yozlaşmış olduğu hakkında ne söylüyor? Daha da önemlisi, bu bizlere Allah’ın bağış- lama isteği hakkında ne öğretiyor?





Hiç kuşkusuz tutsak olarak burnuna çengel takılıp tunç zincirlere vurularak Babil’e götürülen birinden yaşamını tekrardan gözden geçirmesi beklenirdi. Ancak ayet çok açıktır: Manaşşe gerçekten kendi yaptıklarından pişman oldu ve tahta yeniden geçti- ğinde yapmış olduğu hasarı onarmaya çalıştı. Maalesef hasar düşündüğünden çok daha büyüktü.


“Ne var ki geç gerçekleşen bu tövbe, krallığı yılların putperest alışkanlıklarının çürütücü etkilerinden kurtaramadı. Birçokları tökezlediler ve bir daha kalkmayacak şekilde düştüler.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 229. Bundan daha talihsiz olan şey, Manaşşe’nin irtidatından en kötü biçimde etkilenenler arasın- da babası öldükten sonra tahta geçecek olan ve “Amon da babası Manaşşe gibi RAB’bin gözünde kötü olanı yaptı. Babası Manaşşe’nin yaptırdığı putlara kurban sundu, onlara taptı” (2Ta 33:22) diye ifade edilen, oğlu Amon da vardı. Babasından daha da kötüsü, Amon hiçbir zaman kötü yollarından tövbe etmedi.








Yeni bir Kral


Kasım 16



Bir zamanlar bir vaiz şöyle demişti, “Duana dikkat et. Onu elde edebilirsin.” İsrail bir kral özlüyordu, tıpkı çevrelerindeki uluslar gibi. İstedikleri şeye kavuştular ve hakimlerden sonraki çağda İsrail tarihinin büyük bir kısmı bu kralların tahttayken nasıl yozlaştıklarını ve bunun neticesinde ulusu da nasıl yozlaştırdıklarının öyküleriy- le doludur.


Bununla birlikte İ.Ö. 639’da tahta geçip İ.Ö. 608’e kadar hükümdar olan Kral Yoşiya gibi istisnalar da hep vardı.



Yeni kral hangi koşullarda tahta geçmişti? (Bkz. 2Ta 33:25.)




Demokrasi, halkın yönetimi olması gerekirken, bu durumda görüldüğü kadarıyla çoğunlukla böyle bir süreç tasarlanmamıştı. Yine de halk istemini bildirdi ve onların istediği gibi de oldu. Genç kral büyük bir karışıklık, ikiyüzlülük ve şiddet içeren ve hatta yönetimde bile bu olayların en yüksek seviyede olduğu bir zamanda tahta geçti. Olup biteni gören birçok imanlı, kadim İsrail için Allah’ın vaatlerinin halâ gerçekleş- tirilebileceğinden emin değildi. “İnsanî bakış açısına göre seçilmiş ulus için ilahi gayenin gerçekleşmesi olanaksız gibi görünüyordu.”—Ellen G. White, Prophets and Kings, S. 384.



İmanlıların endişesi peygamber Habakkuk’un sözlerinde ifade edilmişti.

Habakkuk 1:2–4’ü okuyun. Peygamber burada ne söylüyor?




Maalesef kötülük, şiddet, çekişme ve yasatanımazlık sorununa yanıt gelecekti, fa- kat Allah’ın asi insanlara yargıyı getirmek için kullandığı kuzeyden, Babilliler’den. Daha önce de gördüğümüz gibi bu yolla olmamalıydı; ancak tövbeyi reddetmelerin- den dolayı, günahlarının cezası başlarına gelmişti.








Yoşiya Tahtta


Kasım 17



“Yoşiya sekiz yaşında kral oldu ve Yeruşalim’de otuz bir yıl krallık yaptı. Annesi Boskatlı Adaya’nın kızı Yedida’ydı. Yoşiya RAB’bin gözünde doğru olanı yaptı. Sağa sola sapmadan atası Davut’un bütün yollarını izledi” (2Kr 22:1, 2). Yoşiya’nın tahta nasıl geçtiğini göz önüne alırsak, bu ayetlerde dikkat çeken şey nedir?






Kutsal Kitap, koşulları göz önüne aldığımızda, kendinden önceki yozlaşmış ve kötü olan babası gibi aynı kadere sahip olması gereken bu dikkat çekici genç adam hakkın- da bizlere herhangi bir açıklama vermiyor. Ancak durum öyle olmadı. Nedense o farklı bir yol seçti ve bu sonuçta sınırlı da olsa ulus üzerinde olumlu bir etki bıraktı.


İkinci Krallar 22, tapınak konusunda Yoşiya’nın ne yaptığını ima etmektedir. Sü- leyman tarafından tapınağın adanmasından Yoşiya’nın devrimlerine (İ.Ö 622) kadar yüzyıllar geçmişti. Krallar tapınağı ihmal etmişlerdi. Bir zamanlar çok güzel olan bina zamanla aşınmıştı. Genç kral, uzun yıllar ihmal sonucu tapınağın artık ibadet için uygun olmadığını görmüştü.



Tapınağın bu kadar harap bir halde olduğunu keşfettiğinde Yoşiya ne yapmıştı? 2Kr 22:3–7.





Kral, ekonomi bakanını tapınağın onarımı için gereken malzemeyi denetlemesi ve işgücünü planlaması için baş kâhine göndermişti. Onlara emanet edilen parayı saymaları gerekmiyordu, zira dürüstçe davranıyorlardı. Bir nedenden dolayı Yoşiya onlara güvenmişti ve kayıtların da gösterdiği kadarıyla bu güveni onurlandırılmıştı.








Yasa Kitabı


Kasım 18



Uzun zamandır İsrail ibadetinin merkezi olan tapınağın onarımı önemliydi fakat binanın onarımı en gerekli şey değildi. En güzel ve görkemli bina, tapınanların Rab’bin kudretini ve büyüklüğünü hissetmelerine yardımcı olmak için tasarlanmış olsa bile, aslında insanlar arasındaki dindarlığı uyandırmaya yeterli olamaz. Tarih, bir dakika önce herhangi bir yerdeki güzel bir kilisede “tapınıp” bir sonraki dakika dışarıya çıkarak gaddarlık yapan, hatta belki de o güzel yapının içinde öğrendiklerini fitne için kullanan insanların üzücü öyküleriyle doludur.



Tapınağın onarımı esnasında ne olmuştu? Bu olaylar karşılığında Yoşi- ya’nın tepkisinin büyük önemi nedir? 2Kr 22:8–11.



Onlar Yasa Kitabı’nı bulmuşlardı; hangi kısım ya da tümü olup olmadığını Kutsal Kitap söylemiyor. Muhtemelen tapınağın herhangi bir duvarına gömülü olarak bu- lunmuştu.



2Kr 22:12–20’yi okuyun. Hulda’nın insanlara ve Kral Yoşiya’ya Allah’tan aldığı mesajı neydi? Bu ayetler bize ne söylemeli?



Hulda, Yeremya’nın zaten birkaç kez peygamberliğini yaptığı aynı mesajı naklet- mişti. Allah’a sırtını çeviren insanlar kendi eylemleriyle kendi mezarlarını kazmışlar- dı ve artık bunun sonuçlarını biçeceklerdi. Yoşiya bu sıkıntıları hiçbir zaman göre- meyecek ve esenlik içinde ölecekti.


“Rab Hulda aracılığıyla Yoşiya’ya Kudüs’ün yıkımının önüne geçilemeyeceğini bildirdi. İnsanlar kendilerini Allah’ın huzurunda alçaltsalar bile cezalarından kaça- mayacaklardı. Duyuları günah yüzünden öylesine körelmişti ki, yargıya maruz kal- masalar, aynı günahlı yolu yeniden tutacaklardı. Peygamber şöyle dedi: ‘İsrail’in Allah’ı Rab, Sizi bana gönderen adama şunları söyleyin’ diyor: ‘Yahuda Kralı’nın okuduğu kitapta yazılı olduğu gibi, buraya da, burada yaşayan halkın başına da fela- ket getireceğim. Beni terk ettikleri, elleriyle yaptıkları başka ilahlara buhur yakıp beni kızdırdıkları için buraya karşı öfkem alevlenecek ve sönmeyecek’ (15–17. ayet- ler).”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 239, 240.







Yoşiya’nın Reformları


Kasım 19



Kötü kaderin önceden bildirilmesine rağmen Yoşiya “Rab’bin gözünde doğru ola- nı” yapmaya karar vermişti. Belki de felaket önlenemezdi “Ne var ki Rab, göklerin yargısını ilan etmekle tövbe ve reform fırsatını geri almış olmuyordu. Yoşiya Allah’ın istekli olduğunu gördüğü için yargıyı merhamete dönüştürmeye, elinden geleni de- neyerek reform yapmaya karar verdi.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 240.



2Kr 23:1–28’i okuyun. Dürüst kralın yozlaşmış ulusa getirmeye çalıştığı reformun özü neydi? Bu eylemler, seçilmiş halkın ne kadar kötü bir hale gelmiş olduğu konusunda bizlere ne anlatıyor?





Yoşiya, Allah ile olan antlaşmalarını yenilemek için Yeruşalim’in tüm halkını topla- dı. Yeni bulunan Yasa Kitabı okundu ve İsrail’in Tanrısı’nı izlemek için yemin ettiler.


Kral bu işi kendi başına yapmadı, bilakis ruhsal sorumluluğa sahip olanlara ne yapılması gerektiğini sordu. Örneğin yüzyıllar boyunca farklı nesneler—İsrail’de yabancı ibadetleri popüler hale getiren heykeller ve semboller—tapınağa getirilmişti. Bazen bunlar barış şartlarının bir parçasıymış gibi ulusa empoze ettirilmişti; bazen krallar uzlaştıklarını göstermek amacıyla, bir feragat belirtisi olarak bunları sergile- mişlerdi. Nedeni ne olursa olsun, onlar buraya ait değillerdi ve Yoşiya bunların uzak- laştırılmalarını ve yok edilmelerini buyurdu.


Ayrıca Yoşiya’nın reformu boyunca Fısıh kutlaması, daha önce alışıldığı gibi sade- ce aile arasında geçmiyordu, bilakis artık tüm ulusla birlikte kutlanıyordu. Onun insanlar için sembolik mesajı, eski çağı geride bırakmaları ve şimdi onları Mısır’dan çıkaran, vaat ettiği gibi bir ev sağlayan ve onlarla günlük yaşamda birlikte olan gerçek Allah’a yemin ederek yeni bir çağa girmeleriydi.






Kasım 20

Ek Çalışma: Çalışmamızda da vurgulandığı gibi, İsrail’in düşüşüne sebep olan yozlaşmanın derinliği, Yoşiya’nın giriştiği devrimlerin vasfında görülebilir. Buna karşın bir ulus nasıl bu kadar düşebildi? Bir bakıma yanıt kolaydı: çünkü insanlık bu kadar düşmüştü. İnsanlığın ne kadar alçaldığı, 1960’larda Yale Üni- versitesi’nin yürüttüğü meşhur deneyinde açıklanmıştı.

Gazete ilanlarıyla rastgele katılımcılar bir araya getirilerek, onlara başka bir odada sandalyeye bağlı olan insanlara verilecek elektrik şokunu yönetmeleri söylendi. Şokların verileceği cihazın şalteri, aralarında ne olduğu belli olmayan iki adet “XXX” işareti de içerecek şekilde “hafif şok”tan “Dikkat: Şiddetli şok”a kadar işaretlenmişti. Katılımcılara, deneyi yürüten bilim adamının emirlerine uygun olarak şokları yönetmeleri söylendi. Böyle yaptıklarında diğer odadan çığlıkları ve yalvarmaları duyabiliyorlardı. Aslında yan odadaki insanlar sadece rol yapıyorlardı: onlara kesinlikle şok verilmiyordu. Araştırmanın amacı, bu “normal” katılımcıların, kendilerinden öyle istendiği için bilmedikleri kişilere acıyı ne ölçüde vereceklerini anlamaktı. Sonuçlar ürkütücüydü. Birçok katı- lımcı endişeye kapılıp, kendinden geçip, kızsa da, şaşırtıcı bir şekilde yüzde 65’i onları gerçekten incittiklerini düşünseler de, en şiddetli “şokları” uygu- lamaktan geri kalmamışlardı. Deneyi yürüten bilim adamı, “kendi açılarından hiçbir düşmanlık hissetmeksizin sadece görevlerini yapan normal insanlar, korkunç yıkıcı bir süreçte etken olmuşlardı” diye raporunu yazdı. Tarihte kaç “normal” insan korkunç şeyler yapmıştı, hatta bugün bile? Kuşkusuz birçok. Neden? İmanlılar yanıtı biliyor. Bizler günahkârız, çok yalın ve basit.


Tartışma Sorusu:





Güneşin Batışı: 16:42 (İstanbul)





*Kasım 21–27

Yeremya’nın Boyunduruğu













Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Yer 16:1–13; Hoş 1:1–3; Yer 27:1–18; Dan 4:25; Yer 28; 2Ti 4:3, 4.


D


Hatırlama Metni: “Sonra hepsine, ‘Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, her gün çarmıhını yüklenip beni izlesin’ dedi” (Luka 9:23).



aha önce gördüğümüz gibi, Allah’ın peygamberleri sadece sözlerle değil aynı zamanda ibretlik derslerle de vaaz etmişlerdi. Zaman zaman peygamberler mesajları bizzat yaşamışlardı; bu, belirli bir gayeyi anlaşılır hale getirmenin


başka bir yoluydu.


Böylece Yeremya yeniden iletmesi gereken sözleri “yaşamaya” çağırılmıştı. Önce tahtadan bir boyunduruk takmalıydı.


“RAB bana dedi ki, ‘Kendine sırımla bağlanmış tahta bir boyunduruk yap, boy- nuna geçir’ ” (Yer 27:2). Bu çok rahatsız edici bir görev olmalıydı, hem de en iyi koşullarda bile; bu durumda daha da zordu, çünkü sahte bir peygamber Yerem- ya’nın söylediklerine itiraz ediyordu. Bu hafta insanların kalpleri ve zihinleri için çekişen gerçek ve yanlışa çok güçlü bir şekilde bakacağız. Ayrıca lütuf mesajının nasıl sahte bir mesaj olabileceğine de bakacağız.


Aynı zamanda Yeremya’nın başkaları yas tutarken yas tutması, başkaları neşele- nirken neşelenmesi de yasaklanmıştı. Bu durumda amaç, insanların günahlarından dolayı neyin başlarına geleceğini fark etmeleri ve böylece tövbeye ve itaate yönelmele- ri, günahkâr eylemlerinin hüzünlü sonuçlarını azaltmalarıydı.



*28 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Kimsesiz bir Yaşam


Kasım 22



Kuşkusuz ki, Yeremya’nın yaşamındaki birçok şey hiç kolay değildi (hem de bunu itiraf eden ilk kişi kendisi olmuştu!). Ancak durum düşündüğümüzden daha zor bir hale gelecekti.



Yeremya 16:1–13’ü okuyun. Burada Rab’bin Yeremya’ya mesajı neydi? Sert olsa da, peygambere hangi açıdan bir bereket olacaktı? (Hoş 1:1–3 ile karş.)





Ulusun ruhsal fahişeliğinden ötürü, Rab ile İsrail arasındaki ilişkinin ne kadar bo- zuk olduğunu göstermek için bir fahişe ile evlenen Hoşea’ya kıyasla, Yeremya evlilikten ve çocuk sahibi olmaktan kaçınmıştı. Bu durum, o zamanlar ve kültür açısından çok nadir ve aşırı bir davranıştı. İsrail’de aile kurmak, her genç adam için çok önemliydi. Eşler arasındaki sevgi ve yoldaşlığın yanında, ailenin ismini taşımak da önemliydi. Allah neden Yeremya’nın aile kurmasını yasaklamıştı? Ailelerin parçalanmasının ve ayrılık acısının geride kalanların üzerinde sorumluluk olarak kalmasının ne kadar korkunç bir şey olduğu konusunda kendi yaşamı ibretlik bir ders olsun diye. Yeremya’nın aile- siz yaşamı, yaşıtları açısından sürekli bir uyarı ve ders olmuştu.


Yeremya’nın yalnızlığı başka alanlarda da mevcuttu. Yas tutulan bir eve girmesi yasaklanmıştı; bu tövbe ve diriliş için Allah’ın çağrısına insanların isteksizliğini sem- bolize etmekteydi.


Yas tutmanın yanında, onların neşeli festivallerine ve kutlamalarına da katıla- mazdı. Bu ise, Babillilerin onların tüm neşelerine ve keyiflerine bir son vermeye geleceğini sembolize etmekteydi.


Bu şekilde Yeremya, ister yas ister neşe olsun, sahte insani bağları inkâr edecekti. Yaşamı ve yaşamındaki dertler, ibretlik ders olacaktı. Keşke ulus bunlardan bir şey öğrenebilseydi!






Kasım 23


Yeremya’nın Boyunduruğu


Yeremya 27:1–18’i okuyun. Rab’bin insanlar mesajı neydi? Bu neden bu- nu duyan birçok kişiye haince gelir?





Yeremya’nın boynuna taktığı boyunduruk, ulusun cezasını çektiği alçaltılmanın gö- rünür bir işaretiydi; buna askeri işgal denilir. (Yasa 28:48 ve 1Kr 12:4’de, boyunduruk fikri, baskı ifadesi olarak karşımıza çıkar.) Yeremya, Babil istilasının ne anlama geldi- ğini fiziksel olarak tecrübe etmeliydi. Yeremya’nın kollarına ve omuzlarına koyduğu tahtadan boyunduruk, bir buçuk metre uzunluğunda ve sekiz santimetre kalınlığın- daydı. Mesajının özü şuydu, eğer ülke Babil’e karşı ayaklanırsa, Rab bunu sanki kendi- sine isyan etmiş gibi ele alacak ve isyankâr da netice olarak acı çekecekti.


Orijinal ayetlerde biraz belirsizlik olsa da, Yeremya sanki boyunduruğu sadece kendisi için değil, aynı zamanda Yeruşalim’e gelip Nebukadnessar’a karşı komplo kuran yabancı ülkelerin elçileri için yapmış gibiydi—Rab’bin böyle yapmaması için uyarmasına rağmen. Doğal olan tepki, onların da istediği gibi yabancı istilacıya karşı savaşmaktı. O zaman hiç kuşkusuz Yeremya’nın sözleri pek hoş karşılanmazdı.



Yeremya 27:5’deki mesajda özellikle önemli olan husus nedir? (Ayrıca bkz. Dan 4:25.)






Yine burada, tüm Kutsal Kitap’ta—Eski ve Yeni Ahit—gördüğümüz gibi Yaratıcı olan Rab, tüm yeryüzünde Egemen’dir. Kaos ve felaket gibi görünen ortamda bile (put- perest bir ulusun istilası ve hâkimiyeti) Allah’ın kudreti ve yetkisi görülmektedir ve bu sadık bir şekilde bakiye kalan herkes için bir umut kaynağıdır ve öyle olmalıdır.








Peygamberlerin Savaşı


Kasım 24



Kötü haber kötü haberdir ve çoğunlukla bunu duymak istemeyiz veya mantık dı- şıymış gibi algılarız. İşte böyle bir durum Yahuda’da Yeremya ile meydana gelmekteydi ve taşıdığı boyunduruk da halka çok açık bir uyarı mesajıydı. “Yeremya üzerindeki boyundurukla Allah’ın isteğini bildirdiği zaman elçilerden oluşan kurulun şaşkınlığı doruk noktasına ulaştı.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 264.



Yeremya 28:1–9’u okuyun. Orada kendini bir Yahudalıymış ve tüm olan- ları seyrediyormuşsun gibi hayal et. Kime inanırdın? Kime inanmak ister- din? Eğer olsaydı, Yeremya’dan ziyade Hananya’ya inanmak için hangi se- bebin olurdu?





Yeremya Allah adına sesini yükseltti, Hananya da Allah’ın adına konuştu. Fakat hangisi Allah için konuşmuştu? İkisi birden olamaz! Bugün bizler için yanıt bellidir. O zamanlar bazıları için daha zordu, 8, 9. ayetlerde Yeremya güçlü bir noktaya işaret etmiş olsa bile: geçmişteki peygamberler benim verdiğim aynı mesajı vaaz etti, yargı ve kötü kaderi.


“Kâhinlerin ve halkın huzurunda duran Yeremya, Rab’bin belirlediği dönem sü- resince Babil kralına tabi olmaları için yalvardı. Hoşea’nın, Habakkuk’un, Sefan- ya’nın ve kendisi gibi diğer peygamberlerin azar ve uyarıyla yüklü bildirilerini örnek gösterdi. Tövbe edilmemiş günahların cezalarını hatırlattı. Allah’ın yargısı geçmişte tam anlamıyla habercilerine bildirdiği şekilde tövbesizlerin üzerine gelmişti.”—Ellen


  1. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 265.

Kısacası tıpkı bizim kutsal tarihten dersler çıkardığımız gibi, Yeremya da o za- manki insanların aynı şeyi yapmasını istemişti: geçmişten öğren, böylece atalarının yaptıkları aynı hataları yapmazsın. Eğer onlar için daha önceden onu dinlemek güç geliyor ise, şimdi Hananya’nın orada ona aykırı olan “hizmeti” ile Yeremya’nın görevi çok daha zorlaşacaktı.






Kasım 25


Demirden Boyunduruk


Peygamberler arasındaki çekişme sadece söze değil aynı zamanda eyleme daya- lıydı. Allah’ın buyruğuna itaat eden Yeremya tahta boyunduruğu sırtına aldı; bu onun insanlara naklettiği mesajın açık bir sembolüydü.



Hananya’nın eyleminin peygamberlik sembolü neydi? Yer 28:1–11.



Örneğin, İsa incir ağacını lanetledikten sonra (Mar 11:13, 19–21), bunları duyan birinin, İsa’nın oradaki peygamberlik bildirisini çürütmek amacıyla aynı yerde yeni bir incir ağacı diktiğini hayal et. İşte Hananya’nın Yeremya’ya ve onun sırtında sem- bolize ettiği boyunduruğa yaptığı şey de buydu. Bu, Yeremya’nın söylediklerine karşı açık bir meydan okumaydı.


Yeremya’nın tepkisine de dikkat edin. Ayetler, boyunduruk kırıldıktan hemen sonra onun ne söylediğini kaydetmiyor. O sadece arkasını dönüp yoluna gitmişti. Eğer öykü burada böylece sonlansaydı, peygamberin yenilgiyle geri çekildiği anlamı- na gelebilirdi.



Yeremya 28:12–14’ü okuyun. Sonra ne oldu? Yeremya’nın yeni mesajı neydi?



Yeremya’nın yanıtı intikam mesajı değildi: sen bana bunu yapmıştın, öyleyse ben de sana şunu yapacağım. Aksine bu Rab’den gelen başka bir açık mesajdı, ancak öncekinden de güçlü. Hananya tahta boyunduruğu kırmış olabilirdi ama de- mirden olanı kim kırabilirdi? Bir bakıma Rab’bin onlara söyledikleri, onların inatçı- lığından ve itaat etmeyi reddetmelerindendi, onlar sadece işleri daha da kötüleştiri- yorlardı. Eğer tahta boyunduruğun kötü olduğunu düşünüyorsan, şimdi bir de de- mirden olanı dene.








Yalanlara Güvenmek


Kasım 26



“ ‘Dinle, ey Hananya!’ dedi, ‘Seni RAB göndermedi. Ama sen bu ulusu ya- lana inandırdın’ ” (Yer 28:15).


Yeremya mı yoksa Hananya mı, kimin haklı olduğuna yanıt, kısa zamanda gel- mişti. Yeremya 28:16, 17, sahte peygamberin kaderini bildirmektedir, tıpkı gerçek peygamberin söylediği gibi.


Hananya ölse de, ulusa halâ zararı dokunmaktaydı. Bir bakıma işleri onu takip et- mekteydi. O, insanları “bir yalana inandırmıştı.” Buradaki İbranice hifil fiili, “güven- mek” fiilinin ettirgen şeklidir. O, onları bir yalana inandırmıştı, fiziksel olarak zorlaya- rak değil, bilakis aldatma yoluyla. Rab onu göndermese de, o Yahuda’nın birçok yükü- nü taşıyan Rab adına konuşmuştu. Buna ek olarak, Hananya’nın “lütuf,” “özgür bıra- kılma” ve “kurtuluş” mesajları, ulusa karşı büyük bir tehdit oluşturan Babil göz önüne alındığında, şüphesiz ki halkın duymak isteyeceği şeylerdi. Bu aslında Rab’bin onlara vermediği sahte bir “müjde,” sahte bir mesajdı. Öyleyse insanlar Yeremya’nın sözlerini dinleyip getirdiği kurtuluş mesajını dinleyecekleri yerde, Hananya’nın mesajını dinle- mişler ve bu durum onların dertlerini daha da kötüleştirmişti.



Şu ayetlerin, Yeremya 28:15 ile ortak yönleri nelerdir?


2Ti 4:3, 4




2Se 2:10–12



Bazı şeyler günümüzde de farklı değildir: bizler büyük bir mücadele içindeyiz, dünyanın milyarlarının kalplerinde ve zihinlerinde olan bir savaş. Şeytan “bir yalana inanmaları” için olabildiğince çok insanı saptırmaya çalışıyor ve bu yalan birçok kılıkta ve biçimde gelebilir, bir yalan olduğu sürece. Her şeyden evvel İsa “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im” (Yu 14:6), dediği için, Şeytan’ın yalanları her konuda ve her şe- kilde olabilir, İsa’daki gerçeği taşımadığı sürece.






Kasım 27


Ek Çalışma: Gördüğümüz gibi, insanlar iyi haberlere inanmak ister, kötülere değil. Örneğin Hananya’nın mesajına inanmak istemişlerdi, Yerem- ya’nın değil. Günümüzde de aynı şey geçerlidir. Örneğin birçokları halâ dün- yamızın zamanla gelişeceğinde ısrar etmektedir. Buna karşın ateist olan Terry Eagleton bile bu düşüncenin ne kadar saçma olduğunu görmektedir: “Eğer dini bir efsane ve saf bir batıl inanç varsa, o da birkaç hıçkırık sonrası istikrar- la daha mükemmel bir dünyaya doğru yol aldığına inanan liberal-rasyonalist inançtır. Bu kırılgan muzaffercilik, orta sınıfın yıldızının parladığı zamanlarda, liberalizmin destansı çağına takılıp kalmıştır. Bugün onurlu çizgisinden çok şey kaybetmiş bir şekilde kinizm, septisizm veya nihilizm ile yanyana otur- maktadır.”—Reason, Faith, and Revolution: Reflections on the God Debate,

  1. 70, Kindle Edition. Yaşamın bazı yönleri gelişmiş olsa da, aslında dünyamız özellikle uzun vadede çok az umut, çok az teselli vaat etmektedir. Eğer gerçek bir umudumuz olsaydı, bu ilahi bir şeyde olurdu, dünyevi değil, doğaüstü bir şeyde olurdu, doğal değil. Ve tabii ki müjde bundan ibarettir: dünyamızda ve yaşamımızda Allah’ın ilahi ve doğaüstü müdahalesi. Bu olmaksızın, Hananya ve onların yalanlarından başka neye sahip olabiliriz ki?

Tartışma Soruları:


¤ Bir bütün olarak dünyamızın geleceği hakkında düşün, tamamen insani görüş açısından olsa bile. Umut ve vaatlerle dolu olarak mı gözüküyor, yoksa korkutucu, tehlikeli ve belirsizliklerle dolu mu? Yanıtın için ne gibi sebepler bulabilirsin?


¤ Hananya’nın yalanları bağlamında gördüğümüz gibi Yeremya’nın mesajı geçmişe bakmak, tarihe bakmak ve onlardan öğrenmekti. Ellen


  1. White buna benzer bir şeyler yazmıştı: “Rab’bin bizleri götürdüğü yolu ve O’nun geçmiş tarihimizdeki öğretilerini unutmadıkça, korkaca- ğımız hiçbir şey yoktur.”—Life Sketches, S. 196. Bu ifadeyle ne demek istemişti? Geçmişimizde ve burada geçen Allah’ın öğretilerinde, gele- cekte bizleri mutlaka hazırlamaya yardımcı olacak ne olmuştu?

¤ Hananya sahte bir lütuf mesajı vermişti. Günümüzde kendimizi korumamız gereken sahte lütuf mesajlarından bazıları nelerdir? Lü- tuf tabii ki tek umudumuzdur, fakat hangi şekilde bir yalan olarak sunulabilir?


Güneşin Batışı: 16:38 (İstanbul)





*Kasım 28–Aralık 4


















Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Hezekiel 8, Rom 1:22–25, Yer 37:1–10, 38:1–


6, Yer 29:1–14, Dan 9:2.



B


Hatırlama Metni: “Sizi sürmüş olduğum kentin esenliği için uğraşın. O kent için RAB’be dua edin. Çünkü esenliğiniz onunkine bağlıdır” (Yerem- ya 29:7).



abil kralı, birkaç yıl içinde Allah gazabının bir aracı olarak tövbesiz Yahuda’nın üzerine çöreklenecekti. Kudüs tekrar tekrar Nebukadnessar’ın orduları tarafın- dan kuşatılacaktı. Birkaç küçük grupla başlayan, ama sonra sayısı binlere ula-


şan kalabalıklar tutsak alınıp Şinar ülkesine sürülecekti. Yehoyakim, Yehoyakin, Sidki- ya—bu üç Yahudi kral, Babil yöneticisinin kulu olacak ve ona karşı sırayla başkaldıra- caktı. İsyancı ulus, her darbede daha da sertleşen cezalara maruz kalacak, ülkenin tümü harabeye dönecek ve ateşe verilecek, Süleyman’ın tapınağı yerle bir edilecek, Yahuda krallığı bir daha asla dünya ulusları arasındaki eski konumuna kavuşmamak üzere yıkılacaktı.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 252.


Gördüğümüz ve göreceğimiz gibi, bunlardan hiçbiri peygamberlerin birçok uyarı- ları ve ricaları olmaksızın onların başlarına gelmedi, özellikle de Yeremya’nın. İtaat etmeyi reddetmeleri, onlara sadece yıkım getirdi. Bizler de onların bu hatalarından ders alalım!


*5 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Tammuz için Ağlamak


Kasım 29



Yeremya bazen kendisini çok yalnız hissetmiş olsa da, aslında değildi. Allah sür- gün olanları teselli etmek, uyarmak ve aynı zamanda tüm bu uzun ve çetin yıllarda Yeremya aracığıyla konuştuklarını teyit etmek amacıyla yaşıtı Hezekiel’i Babil’deki tutsaklar arasından çıkarmıştı. Hezekiel hizmetiyle, Babil’den erkenden dönüş konu- sunda yanlış kehanetlere inanma cahilliğine karşı tutsakları uyarmalıydı. O aynı zamanda çeşitli semboller ve mesajlarla, insanların tövbe etmeyip, günahlarından ve irtidatlarından dönmeyi reddetmelerinden dolayı açıkça Yeruşalim’in başına gelecek yıkıcı felaketi önceden bildirmeliydi.



Hezekiel 8’i okuyun. Peygambere ne gösterilmişti? Bu bizlere yaygın kül- türün ne kadar güçlü olabileceği ve en kutsal şeyleri bile etkileyebileceği konusunda ne söylemektedir? Burada bizler açısından hangi uyarılar vardır?





Musa’nın ve peygamberlerin yazıları, ne kadar çok ve açık bir şekilde putperestli- ğe ve diğer tanrılara tapınmaya karşı uyarmış olursa olsun, bu ayetler yapılan şeyin tam olarak bu olduğunu göstermektedir, hem de tapınağın kutsal alanı içerisinde olsa bile. “Tammuz için ağlamak,” Mezopotamya tanrısı için yapılan bir ağıt gelene- ğiydi. 2.Tarihler’de şu söylenenlere şaşmamalı: “Üstelik kâhinlerin ve halkın önder- leri de öteki ulusların iğrenç törelerine uyarak ihanetlerini gitgide artırdılar ve RAB’bin Yeruşalim’de kutsal kıldığı tapınağını kirlettiler” (2Ta 36:14).


Dikkatle Hezekiel 8:12’ye bakın. Kendi “putlarının” odaları hakkında yapılan çe- viri biraz belirsizdir. Kendi putlarını sakladıkları odalar anlamına gelebilir veya kendi hayallerinin, kendi yüreklerinin odaları anlamına gelebilir. Her iki şekilde de ihtiyar- lar, liderler o kadar çok düşmüşlerdir ki, Rab’bin onların yaptığı şeyleri görmediğini, Rab’bin onları yüzüstü bıraktığını söylemektedirler. Bu, “Rab bunlarla ilgilenmiyor; bunlar önemli değil” demenin farklı bir yoludur. Tam orada, Allah’ın tapınağının kutsal bölgesinde bu insanlar apaçık putperestliğe kapılmışlar, Allah’ın sözlerinin yapılmasını yasakladığı her şeyi yapmışlardı. Daha da kötüsü, onlar kendi akıllarınca eylemlerini haklı çıkarmışlardı. Yine burada da Pavlus’un bahsetmiş olduğu, Yaratıcı yerine yaratılana tapanları görebiliriz (bkz. Rom 1:22–25).





Kasım 30


Kral Sidkiya’nın Mutsuz İktidarı


İsminin anlamı “Yehova’nın doğruluğu” olan Sidkiya, İ.Ö. 586’da Babilliler tarafın- dan yıkılan Yahuda’nın tahttaki son kralıydı. Başlangıçta Yeremya’nın sözlerine itaat etmeye ve Babillilere boyun eğmeye istekli gibiydi. Ancak bu davranışı pek uzun sürmedi.



Yeremya 37:1–10’u okuyun. Yeremya’nın Kral Sidkiya’ya uyarısı neydi?



Bağımlı olduğu kişilerin baskısı altında, büyük ihtimalle soyluların, Sidkiya Ye- remya’nın uyarılarını gözardı etmiş ve bunun yerine Babil tehdidini savuşturma umuduyla Mısırlılarla askeri bir ittifak yapmıştı. (Bkz. Hez 17:15–18.) Zamanında bu hususta uyarılmış olduğundan, kurtuluş neticede Mısırlılardan gelmemişti.



Yeremya 38:1–6’yı okuyun. Allah’ın sözünü insanlara bildirmesinden do- layı Yeremya’nın başına (yine) ne geldi?



İsa’nın dediği gibi, “Bir peygamber, kendi memleketinden, akraba çevresinden ve kendi evinden başka yerde hor görülmez” (Mar 6:4). Zavallı Yeremya yine kendi hemşehrilerinin gazabına uğramıştı. Fakat ulusun geri kalanı gibi Yeremya da uya- rılmadığını söyleyemezdi. Ancak bu durumda uyarı, sadık kaldığı takdirde onun karşılaşacağı dertler hakkındaydı, ki o zaten sadık kalmıştı!


Ayrıca bu durum Yeremya açısından çok zor olmalıydı, zira o şimdi de ulusun moralini bozmakla itham ediliyordu. Nihayetinde insanlar dövüşmek istedikleri hari- ci düşmanla karşılaştıklarında, ve Yeremya yıllarca etrafta dolaşıp bunun boşuna olduğunu, onların kazanamayacağını ve Rab’bin onlara karşı olduğunu söylediğin- de—onu susturmak istemeleri gayet anlaşılabilirdi. Günaha bu kadar battıklarından, Rab’bin onlarla konuştuğu sesi duymadılar; doğrusu bu sesin düşmanın sesi oldu- ğunu düşünüyorlardı.








Yeruşalim’in Düşüşü


Aralık 1



Yeruşalim kuşatması gerçekten de İ.Ö. 588’in Ocak ayında başladı ve İ.Ö. 586 yı- lının yaz sonuna kadar sürdü. Yeremya’nın peygamberlik sözleri gerçekleşmeden önce Yeruşalim iki yıldan fazla dayanabildi, fakat Babil orduları surları yıkıp kenti mahvettiler. İçeride açlık o kadar kötüydü ki, savunmacılar tüm güçlerini yitirdiler ve daha fazla dayanamadılar. Kral Sidkiya ailesiyle kaçtı ama nafile. Yakalandı ve Nebu- kadnessar’a götürüldü, orada oğulları gözleri önünde öldürüldü. Bu hazin öykünün devamını Yeremya 39:1–10’dan okuyabiliriz.



Yeremya 40:1–6’yı okuyun. Nebuzaradan’ın Yeremya’ya söylediği sözlerin önemi nedir?








Bu putperest komutanın durumu Yeremya’nın kendi halkından çok daha iyi an- laması ne kadar ilginç! Belli ki Babilliler Yeremya ve onun hizmeti hakkında bir şeyler biliyorlardı ve Sidkiya gibi diğerlerine nazaran daha farklı davranmışlardı (bkz. Yer 39:11, 12). Bu putperest liderin kendi tanrılarının Yahuda’dakilere üstünlüğü yerine, insanların günahlarından dolayı Yeruşalim’i cezalandırması için neden Rab’be devrettiğini ayet söylemiyor. Sebep ne olursa olsun, böylesine gereksizce bir felaket ortasında bile Rab’bin putperestlere kendisi hakkında bir şeyler açıklamış olması ürkütücü bir tanıklık.


Yeremya hangi seçimi yapabilirdi—tutsaklarla Babil’e gitmek mi, yoksa kalanlarla birlikte olmak mı? Hepsi açısından koşulları düşünecek olursak, hiçbir olasılık cazip değildi. Şüphesiz ki her iki grubun ruhsal gereksinimleri de büyüktü ve Yeremya nere- ye giderse hizmet edebilirdi. Yeremya ülkede geriye kalanlarla, cesarete ve yardıma ihtiyaçları olan yoksul insanlarla birlikte kalmaya karar verdi (bkz. Yer 40:6, 7).








Tüm Kalbinizle


Aralık 2



“Beni arayacaksınız, bütün yüreğinizle arayınca beni bulacaksınız” (Yer 29:13). Bu vaatle ilgili senin tecrüben nedir? “Bütün yüreğinizle” ne demektir?





Rab sonu ta başlangıçtan bilir. İnsanlar henüz Yeruşalim’de Babillilerle savaşıp, sahte peygamberlerin sözlerinin halâ doğru olmasını umarken, Rab gelecekten ko- nuşması için, zaten Babil’de olanlara ve sonraları orada kalacak olanlara konuşması için Yeremya’yı kullandı. Ve öyle bir konuştu ki!



Yeremya 29:1–14’ü okuyun. Bu ayetlerde Allah’ın sevgisi ve merhameti nasıl görülmektedir?





Burada, insanların onlara sürgünlerinin kısa zamanda biteceğini, hatta sadece iki yıl süreceğini söyleyen peygamberlerden duyduğu sahte “lütuf” mesajından farklı olarak, gerçek lütuf mesajı vardı. Bu Allah’ın planı değildi ve öyle de gerçekleşmedi. Aksine Musa’nın açık öğretileri temelinde onlar bunun kaderleri olduğunu kabul etmek zorundaydılar, en azından şimdilik; fakat Musa’nın da dediği gibi, eğer tövbe ederlerse ülkelerine geri döneceklerdi.



Yasa 30:1–4’ü okuyun. Bu ayetler Yeremya’nın insanlara söylediği şeyi nasıl yansıtmaktadır? (Ayrıca bkz. Yas 4:29.)











Yetmiş Yıl



Aralık 3




Yeremya’nın peygamberlikleri, tutsakların akıllarında çift etki yaratmış olmalıydı: bir yandan sahte peygamberlerin konuşmalarına inanmamalıydılar, diğer yandan cesaretlerini kaybetmemeliydiler. O, tutsak olan yurttaşlarına Babil için dua etmele- rini rica etmişti. Bu talep, sürgün edilenleri şaşırtmış olmalıydı. Yeremya’nın tutsak- lardan istediği şey, İsrail’in önceki tarihinde hiç duyulmamıştı. Allah’ın seçilmiş halkına düşman olan Babilliler için dua etmek kesinlikle bilinmiyordu. Peygamber, onların tapınak ve Yeruşalim’e ilişkin tüm anlayışlarını altüst etmişti; onlar putperest bir ülkede dua edebileceklerdi ve Ebedi Tanrı da onları dinleyecekti.


Ayrıca, Yeremya 29:7’de söylenenlere de dikkat edin: “düşman” ulusun esenliği onların esenliği anlamına da gelecekti. Ülkedeki yabancılar ve acemiler olarak eğer ulus içinde işler kötü giderse, onlar daha da savunmasız kalacaklardı. Tüm tarih boyunca ulus zor günler geçirdiğinde, hoşgörüsüzlüğün daha da kötüleştiğinin üzücü örneklerini görürüz: insanlar günah keçisi aramışlar, suçlayabilecekleri kişiler, azın- lıkta olanlar veya yabancılar çoğunlukla kolay bir hedef haline gelmişlerdir. Maalesef bu talihsiz bir gerçektir.



Yeremya 29:10’daki sürgünlere hangi harika umut verilmektedir? (Ayrı- ca bkz. Yer 25:11, 12; 2Ta 36:21; Dan 9:2.)




Rab’bin söylediği her şey gerçekleşecektir, öyleyse O’nun bu peygamberliği de gerçekleştireceğine inanmak için tüm sebepleri vardı (Yer 29:10). Sürgünlerinin neden tam olarak 70 yıl sürdüğünü bilemiyoruz, ancak bu açıkça ülkenin Şabat istirahati fikriyle ilişkilendirildiğini telkin etmektedir (bkz. Lev 25:4, 26:34, 43). Bu peygamberlikte çok önemli olan şey, eğer imanda ve itaatte kalırlarsa, bu tutsaklara Rab’bin tam egemenliğinin büyük umudunun ve güvencesinin verileceğiydi. Görü- nüşe rağmen, başlarına gelen korkunç belaya rağmen, onlar her şeyin kaybedilmedi- ğini ve Rab’bin onları terk etmediğini bilebilirlerdi. Onlar halâ antlaşma halkıydı ve Rab’bin onlarla ya da İsrail ulusuyla henüz işi bitmemişti. Şartları yerine getirmeye hazır olan herkes için kurtuluş vardı.






Aralık 4

Ek Çalışma: “Müjdenin basitliğini önemsememekle, sürekli bir tehlike içindeyiz. Birçoklarında dünyayı orijinal bir şeyle şaşırtmak konusunda aşırı bir arzu vardır, bu insanları ruhsal açıdan kendinden geçme durumuna soka- caktır ve yaşamın mevcut düzenini değiştirecektir. Kuşkusuz ki, mevcut düze- nin değişmesine büyük bir ihtiyaç vardır; zira mevcut gerçeğin kutsallığı, ol- ması gerektiği şekilde fark edilmemiştir, fakat ihtiyaç duyduğumuz değişiklik, kalbin değişimidir ve sadece bereketleri için şahsen Allah’ı aramakla, kudreti- ni rica etmekle, lütfunun üzerimize gelmesi için coşkuyla dua etmekle ve ka- rakterimizin dönüştürülmesiyle elde edilebilir. Bugün ihtiyaç duyduğumuz değişim budur ve bu tecrübeye erişmek için azimle enerjimizi harcamalı ve tüm yüreğimizle samimi olmalıyız. Gerçek samimiyetimizle şunu rica etmeli- yiz, ‘Kurtulmak için ne yapmalıyım?’ Göğe doğru ne adım attığımızı bilmeli- yiz.”—Ellen G. White, Selected Messages, Kitap 1, S. 187, 188.

Tartışma Soruları:


¤ Gördüğümüz gibi Yeremya insanlara “Rab’bi arayın” demişti. Bunu nasıl yaparız? Eğer birisi sana şöyle söylese, “Ben şahsen Allah’ı bil- mek istiyorum; O’nu nasıl bulabilirim?” ona nasıl yanıt verirdin?


¤ Tarihte peygamberlerin neden bu kadar hor görüldüğünü ve kendi çağlarında yanlış anlaşıldıklarını düşünün. Bu durum, bizlerin Ellen


  1. White’ın hizmetiyle nasıl bir ilişki içinde bulunduğumuz hakkında ne öğretmelidir? İsa’nın burada söylediği bağlamda onun hakkında düşünün: “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Pey- gamberlerin mezarlarını yapar, doğru kişilerin anıtlarını donatırsı- nız. ‘Atalarımızın yaşadığı günlerde yaşasaydık, onlarla birlikte pey- gamberlerin kanına girmezdik’ diyorsunuz. Böylece, peygamberleri öldürenlerin torunları olduğunuza kendiniz tanıklık ediyorsunuz” (Mat 23:29–31).

¤ Perşembe günkü çalışmamızın sonundaki son soruya verilen yanıt- ları inceleyin. Birçok dini peygamberlikler geçmişte gerçekleşmiştir ve bugün kendi açımızdan bunların gerçekleştiğini görebiliriz. Bu gerçekleşmeler, gelecekteki şeylerin de yerine geleceğine inanmamızı nasıl sağlar?


Güneşin Batışı: 16:36 (İstanbul)





*Aralık 5–11

Antlaşma















Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Yar 9:1–17; 12:1–3; Gal 3:6–9, 15–18; Çıkış


24; Yer 31:31–34; 1Ko 11:24–26.



K


Hatırlama Metni: “ ‘İsrail halkıyla ve Yahuda halkıyla Yeni bir ant- laşma yapacağım günler geliyor’ diyor RAB” (Yeremya 31:31).



utsal Kitap, “antlaşmalar”dan çoğul olarak bahsetse de (Rom 9:4, Gal 4:24), aslında tek bir temel antlaşma mevcuttur, onu imanla talep eden düşmüş var- lıklara Allah’ın kurtuluşu nasip ettiği lütuf antlaşması. Çoğul “antlaşmalar” fikri, farklı zamanlarda ve yerlerde halkının ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Allah’ın


ana antlaşma vaadini yeniden şekillendirdiği çeşitli yollardan kaynaklanmaktadır.


Ancak ister Adem’in antlaşması (Yar 3:15), İbrahim’in antlaşması (Yar 12:1–3, Gal 3:6–9), Sina antlaşması (Çık 20:2), Davut antlaşması (Hez 37:24–27), isterse Yeni Antlaşma olsun (Yer 31:31–33), düşünce hep aynıdır. Allah’ın sağladığı kurtu- luş, layık olunmayan ve hak edilmemiş bir armağandır ve bu armağana insanın yanıtı—bir bakıma insanın bir tarafından desteklediği—sadakat ve itaattir.


Yeni Antlaşmanın ilk anılışı Yeremya’dadır, İsrail’in sürgünden dönüşü ve Al- lah’ın onlara bağışlayacağı bereketler bağlamında. Felaket ve zorluk anında bile Rab, asi insanlara umut ve yenilenme sunmaktadır.



*12 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.





Aralık 6


Allah’ın Tüm İnsanlıkla Antlaşması


Bugün dünyanın ne kadar kötü olduğuna bakarız; yani içindeki tüm kötülükleri görürüz, ancak Allah yine de bizlere tahammül eder. Bu nedenle, Rab’bin tüm dün- yayı tufanla yok etmesi için onun ne kadar kötü olabileceğini sadece hayal edebiliriz. “Tanrı yaşamın bir kuralı olarak insanlara buyruklarını vermişti, fakat yasası çiğ- nenmiş, bunun sonucunda akla gelebilen her türlü günah işlenmeye başlamıştı. Adalet ayaklar altına alınmış, ezilenlerin haykırışları göğe ulaşmıştı.”—Ellen G. Whi- te, Geçmişten Sonsuzluğa, 1. Cilt, S. 43.



Yaratılış 9:1–17’yi okuyun. Allah ile insanlık arasında hangi antlaşma yapılmıştı ve bu, yaratılanlara karşı Allah’ın lütfunu nasıl yansıtmaktadır?





Allah’ın Nuh’a açıkladığı antlaşma, dini antlaşmalar arasındaki en evrensel olanı- dır; tüm insanlığa yönelikti ve hayvanları ve doğayı da kapsamaktaydı (Yar 9:12). Ayrıca tek yönlü bir düzenlemeydi: Rab antlaşmayı tesis ettiklerine herhangi bir talep veya şart yüklememişti. O dünyayı yine suyla imha etmeyecekti. Nokta. Diğer antlaş- malardan farklı olarak burada hiçbir şey koşullara bağlı değildi.


Allah sonra antlaşmasını görünür bir işaretle mühürledi, yani dünyanın bir daha tufanla yok edilmeyeceğini sembolize eden bir antlaşma vaadi olan gökkuşağıyla. O halde gökkuşağını gördüğümüz her an, bir bakıma onu görebildiğimiz gerçeği, bu kadim antlaşma vaadini doğrulamaktadır. (Nihayetinde bizler evrensel bir tufanda yok edilmiş olsaydık, burada şimdi gökkuşağını göremez olurduk!) Yeryüzünde sü- rekli günah ve kötülükler arasında, bazen bizler Allah’ın tüm dünyaya getirdiği bir lütuf işareti olarak gökkuşağının güzelliğiyle bereketleniriz. Ona bakabilir ve umutla- nabiliriz, sadece güzelliğinden değil, aynı zamanda onun Allah’ın mesajı, sefil evre- nimize karşı sevgisinin mesajı olduğunu bildiğimizden dolayı.








İbrahim ile Antlaşma


Aralık 7



Yaratılış 12:1–3, 15:1–5, 17:1–14’ü okuyun. Bu ayetler, Rab’bin İbrahim ile yaptığı antlaşma aracılığıyla niyetinin ne olduğu konusunda bizlere ne söylemek istiyor?





İbrahim ile yapılan lütuf antlaşması, kurtuluş tarihinin tüm seyri açısından te- meldir. İşte bu yüzden Pavlus, bunu bizzat İsa’da gerçekleşmiş olan kurtuluş planını açıklamak amacıyla kullanmıştı.



Galatyalılar 3:6–9, 15–18’i okuyun. Pavlus, İbrahim ile yapılan antlaşma- yı İsa ve sadece imanla kurtuluş ile nasıl ilişkilendiriyor?





İbrahim’in soyu aracılığıyla—birçok nesil değil bilakis sadece biri, İsa’yı ima ede- rek (bkz. Gal 3:16), Allah tüm dünyayı bereketlemektedir. Mesih’e iman ile gerçek- leşen (Gal 3:29), İbrahim’in soyunun parçası olan herkes İbrahim’in Tanrısı’nın kendi Tanrı’sı olduğunu anlayacaktır. Hatta o zamanlarda İbrahim “Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış sayıldı” (Gal 3:6). İbrahim işlerle kurtulma açısından çarmıh- taki hırsızdan farklı değildi; kurtuluşu getiren her zaman ve sadece Allah’ın kurtarıcı lütfudur. İbrahim, antlaşma vaadinin kendine düşen parçasını gerçekleştirdi. Onun itaati, kurtuluş vaadini yakaladığını göstermekteydi. Onun işleri onu aklamamıştı; aksine işler onun zaten aklandığını gösteriyordu. İşte antlaşmanın özü ve iman ya- şamında nasıl ifade edildiği budur (bkz. Rom 4:1–3).








Sina’daki Antlaşma


Aralık 8



İsrail ile Sina Dağı’nda Allah arasında yapılan antlaşma nasıldı? (Çıkış 24)





Musa ve bazı liderler Sina Dağı’na gitmişlerdi. Gidenler arasında Harun, kâhinleri temsil eden iki oğlu, ulusu temsil eden 70 ihtiyar ve liderler vardı. Musa’ya eşlik eden adamlar aşağıda durmak zorundaydılar fakat Musa’nın Allah’ın göründüğü yer olan tepeye kadar çıkmasına izin verilmişti.


Musa daha sonra geri geldi ve tüm ulusla yapılan antlaşmayı onayladı. Allah’ın onunla ne konuştuğunu bildirdi ve ulus da ona şu sözlerle karşılık verdi: “RAB’bin her söylediğini yapacağız.” (Bkz. Çık 24:3.)


Tabii ki kutsal tarihin gösterdiği ve tecrübemizin de sık sık kanıtladığı gibi, itaat- kâr olacağını iddia etmek bir şey; yapacağımızı söylediğimiz şey karşılığında bizlere lütuf veren ilahi gücü kullanmak için imanla itaat etmeye çalışmak başka bir şeydir.



İbraniler 4:2’yi okuyun. Bu ayet, İsrail’in başarısızlığını nasıl açıklıyor?

Aynı hatadan kaçınmayı nasıl öğrenebiliriz?




Sadece iman sayesinde ve bu imanla gelen vaatleri kavradığımızda itaatkâr olabi- liriz, ki bu itaat Allah’ın yasasına sadık kalmakla vurgulanır. Yasaya itaat Musa’nın çağında yasaya itaatle gerçekleşen ebedi anlaşma, artık bizim çağımızdakine karşıt değildi. Genelde Pavlus’u okumaktan doğan, yasa ve antlaşmalar hakkındaki yanlış algılamanın kaynağı, Pavlus’un Yahudileştirme aleyhtarı yazılarındaki bağlamı hesa- ba katmama hatasından kaynaklanır. Onlar yasa ve itaati imanın merkezine koymak istiyorlardı; buna karşın Pavlus, Mesih ve O’nun doğruluğunu merkezi konuma yerleştirmek istiyordu.








Yeni Antlaşma: 1. Bölüm


Aralık 9



Yeremya 31:31–34’ü okuyun. Bu ayetler hem yakın bağlamı hem de gü- nümüz açısından ne anlam taşıyor?










Yeremya bu sözleri insanların o zamana dek başlarına gelen en büyük kriz bağlamın- da söylemişti: ulusun neredeyse yok olmakla tehdit edildiği Babil istilası. Ancak diğer yerlerde olduğu gibi yine burada da Rab onlara umut, nihai sona götürmeyecek bir vaat ve Rab’bin huzurunda başarı kazandığı başka bir şansa sahip olmayı sunmuştu.


O halde Kutsal Kitap’ta geçen “yeni antlaşma”nın ilk vaadi, İsrail’in Babil sürgü- nünden olası bir geri dönüşü ve Allah’ın onlara bu dönüşte sağlayacağı bereketler bağlamında yapılmıştı. Sina’da yapılan antlaşmanın bozulması (Yer 31:32) onların sürgüne gitmelerine neden olduğu gibi, bu antlaşmanın yeniden tekrarlanması da gelecek için onların umutlarını korumalarına hizmet edecekti. Tıpkı Sina antlaşması gibi, yeni antlaşma da ilişkisel olacak ve aynı yasayı, On Emri içerecekti, ancak bu kez taştan tabletlere değil, en başından beri olması gereken yere, zihinlerine ve kalp- lerine yazılacaktı.


“Taş levhaların üzerine yazılan yasa, Kutsal Ruh’la yüreğe yazılacaktı. Bizler Me- sih’in doğruluğunu kabul ediyoruz. O’nun kanı günahlarımız için kefaret ediyor. O’nun söz dinlerliğini kabul ediyoruz. O zaman Mesih’in lütfu aracılığıyla O’nun yaşadığı gibi yaşamamız mümkün oluyor.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 1. Cilt, S. 206.


Yeni antlaşma altında onların günahları bağışlanacak, kendileri için Rab’bi anlaya- caklar ve Kutsal Ruh’un içlerinde çalışmasının gücüyle Allah’ın yasasına itaat edecek- lerdi. Belirsizlik ve semboller içindeki eski antlaşma, gerçeklik içindeki yeni antlaşma, kurtuluş hep imanla olmuştu, “Ruh’un meyvelerini” belli eden bir imanla.







Yeni Antlaşma: 2. Bölüm


Aralık 10



Yeni antlaşma konusunda Yeremya’nın peygamberliği, ikiz uygulama içermekte- dir: birincisi, İsrail’in Allah’a dönüşünü ve O’nun onları yuvaya getirmesini; ikincisi de ölümü antlaşmayı onaylayan ve insanlarla Allah arasındaki ilişkiyi değiştiren Me- sih İsa’nın hizmetini. Daha önce sadece gölgeler ve semboller içinde açıklanmış olan Kurtuluş planının tam ifadesine Yeni Antlaşma’da sahip oluruz (İbr 10:1).



Luka 22:20 ve 1.Korintliler 11:24–26’yı okuyun. Bu ayetler, Yeremya’nın peygamberliğine nasıl atıfta bulunmaktadır?





Mesih’in kırılan bedeni ve dökülen kanı, Eski Ahit’te Fısıh Kuzusu’nun kurbanıy- la açıklanmıştı. Üzüm suyu, Yeni Ahit’te açıklandığı gibi İsa’nın çarmıhta dökülen kanını temsil etmektedir. İsa’nın işi Yeni Ahit ile başlamamıştı; aynı zamanda Es- ki’sini de kucaklamaktaydı ve paydaşlık (komünyon) hizmetinde, İsa’nın kurtuluş tarihi boyunca yaptığı her şeyi birleştiren bağlantıyı görebiliriz.


O halde ekmek ve şıra, bu kurtuluş tarihinin en kısa özetini sağlamaktadır. Bun- lar sadece sembol olsalar da, bu semboller aracılığıyla bizim yararımıza Allah’ın olağanüstü işini halâ anlayabiliriz.


Komünyon hizmeti sadece Mesih’in ölümüne değil, aynı zamanda bu olmaksızın ölümünün hiçbir anlam taşımayacağı, O’nun dönüşüne de işaret eder. Nihayetinde, mezardan diriltileceğimiz ikincisi olmadan, Mesih’in ilk gelişinin ne yararı olur ki (1Se 4:16, 1Ko 15:12–18)? İsa şu sözüyle bağlantıyı kurmuştu, “Size şunu söyleye- yim, Babam’ın egemenliğinde sizinle birlikte tazesini içeceğim o güne dek, asmanın bu ürününden bir daha içmeyeceğim” (Mat 26:29). Kuşkusuz, Mesih’in ilk gelişi, ikincisi ile ayrılmaz bir şekilde bağlıdır. Birincisi, nihai gerçekleşmesini sadece ikin- cisiyle bulur.






Aralık 11


Ek Çalışma: Gördüğümüz gibi, Kutsal Kitap gökkuşağının Allah’ın yeryü- zünü bir daha hiçbir zaman su tarafından yok etmeyeceğine yönelik bir ant- laşma belirtisi olduğunu öğretmektedir. Şüphesiz ki bilim sayesinde, artık gökkuşağının güneş ışığının su damlalarından yansıyarak ışığı çeşitli açılarda dağıtmasıyla oluştuğunu biliyoruz. Işık yağmur damlasına bir noktadan girip, o damlanın arkasına yansımakta, öbür tarafından çıkmakta ve böylece gördü- ğümüz renkleri yaratmaktadır. Şair John Keats, bilimin “gökkuşağının doku- sunu çözeceğinden” korkmuştu, fakat gökkuşağının her şeyini, fotonlarına ve atomun en küçük parçacıkları olan kuarklarına kadar inceleyip, ölçüp, biçip, belirlesek bile, bu Allah’ın antlaşma vaadini doğa yasalarıyla yarattığı belirtiler yoluyla daha iyi anlamaktan başka neyi kanıtlayacaktır? Bilim günün birinde gökkuşağının nasıl yapıldığı konusundaki her şeyi açıklayabilir—hatta ondalı- ğın sağındaki 25 haneye kadar—fakat hiçbir zaman bunların neden yaratıldı- ğını açıklayamaz.

Fakat biz nedenini biliyoruz. Çünkü Allah dünyamızı öyle yaratmıştır ki, güneş ışığı ve sis birbirleriyle doğru bir ilişki içerisinde olduğu zaman sis, ışığı çeşitli açılardan kırarak ve yansıtarak elektromanyetik dalgalardan oluşan bir şerit oluşturur ve bu da gözlerimize ulaştığında zihnimize gökkuşağı imajı bırakır. Ve O bunu (bilimin hiçbir zaman açıklayamayacağı “neden” sorusu) bizlere bir daha yeryüzünü suyla hiç yok etmeyeceği yönündeki antlaşma vaa- dini hatırlatmak için yapar.



¤ Kutsal Kitap tarafından açıklanan, bilimin bizlere hiçbir zaman öğretemediği diğer önemli gerçekler nelerdir? Aslında bildiğimiz en önemli şeylerin, bizlere bilim tarafından açıklanmadığını iddia edebi- lir misin?


¤ Grubunuzla, kurtuluş planında iman ile işler arasındaki çok önemli ilişkiyi gözden geçir. Yani imanın rolü nedir, işlerin rolü nedir ve her ikisi Mesih inanlısının yaşantısında nasıl bir ilişki içerisindedir?


¤ Yasanın yüreklerimize kazılması ne demektir? Bu fikir, yasanın daimiliğini nasıl gösterir, hem de Yeni Antlaşma altında?


Tartışma Soruları:
















Güneşin Batışı: 16:36 (İstanbul)





*Aralık 12–18
















Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Yer 40:7–16, Yer 41–43, Çık 16:3, Say 16:13,


Yer 44.



B


Hatırlama Metni: “Tanrın RAB’bin senin aracılığınla bize bildireceği her sözü yerine getirmezsek, RAB aramızda gerçek ve güvenilir tanık olsun” (Yeremya 42:5).



u haftaki çalışma, bizleri peygamber Yeremya destanının sonuna götürüyor. Ancak bu “ve artık bundan böyle mutlu bir şekilde yaşadılar” sonu değildir. Bir bakıma bu haftaki çalışmamız ve Yeremya kitabının büyük bir bölümü, burada gördüğü-


müz şey lütfun sınırının örneğidir diyebileceğimiz şekilde özetlenebilir. Yani, lütuf onu tamamen kabul etmeyi reddedenleri kurtarmayacaktır. Rab onlara ne kadar çok konuş- muş olursa olsun, kurtuluş, korunma, selamet, esenlik ve refah sunmuş olsun, çok az ve sadık bir kesim hariç, herkes Allah’ın teklifini hor görmüş ve geri çevirmişti.


Peki ya Yeremya? İnsani bakış açısıyla onun yaşamı ve işi boşunaymış gibi gözü- küyordu! “Ağlayan peygamberin” ağlayacak birçok nedeni vardı. Olacaklar konusun- da uyarıldıktan sonra bile, insanlar halâ günahlarına, putperestliklerine ve isyanları- na sıkıca sarılmış, açıkça peygamberin yüzüne karşı meydan okumuş ve Rab’bin Söz’ünü küçümsemişlerdi.


Kendimize ne kadar dikkat etmeliyiz. Lütuf, onu hak edene verildiği için lütuftur, evet; fakat hiç kimseye dayatılmamıştır. Onu isteyerek kabul etmeliyiz.



*19 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Siyasi Kargaşa


Aralık 13



Kentin yıkılması ve Babilliler tarafından tamamen bozguna uğramalarıyla, tüm halkın dersini aldığı düşünülebilir. Maalesef hepsi değil, ve dram halâ bitmemişti.



Yeremya 40:7–16’yı okuyun. İnsanlara (yine) hangi mesaj veriliyor? 11. ayette kullanılan bir kesim halk ifadesinin anlamı nedir?






Esenlik mesajına ve ardından gelen refaha rağmen (bkz. Yer 40:12), herkes mevcut durumdan memnun değildi.



Yeremya 41’i okuyun. “Bakiye kalanlar” şimdi hangi yeni sorunla karşı- laşacaklardı?





Suikastın sebebi verilmese de, “kral soyundan ve kralın baş görevlilerinden” (Yer 41:1) biri tarafından yapıldığı gerçeği, bu seçkincilerin halâ seçilmiş ulusun Babil kurallarına itaat etmeye ihtiyacı olduğu fikrini kabul etmediğini ortaya koymaktadır. Gedalya, Babil kralı tarafından tahta geçirildiği için (bkz. Yer 40:5), bu insanlar onu ulusa ihanet eden ve bu yüzden saraydan kovulması gereken hain bir kukla olarak görmekteydiler.


Bölüm devam ederken, bu bakiye kalanların şimdi yeni bir tehditle karşılaşacağını görebiliriz: Belki de olayın detaylarını bilmeyerek Gedalya’nın ve Babilli askerlerin öcünü almak isteyen Babillilerden korku (bkz. Yer 41:3).








İlahi Rehberliği Aramak


Aralık 14



Yeremya 42’yi okuyun. Burada ne gibi güçlü bir mesaj vardır, sadece on- lar için değil, bilakis duayla Rab’den kılavuzluk arayan herkes için?








Babillilerden korkan insanlar Yeremya’yı arayıp bulmuşlar ve ilahî rehberlik için dua etmesini istemişlerdi. Şimdiye kadar Yeremya’nın gerçekten Allah’ın peygamberi olduğunu ve Allah’ın adına ne söylerse gerçekleşeceğini biliyor olmalıydılar.


Onlar aynı zamanda Allah ne isterse veya ne buyurursa yapacakları yönünde ye- min etmişlerdi. Demek ki, okuduğumuz kadarıyla sadece Allah’ın istemini bilmeyi değil bundan da önemlisi onu takip edeceklerini söyleyen bu insanlar, derslerini almış görünüyorlardı. “Seni kendisine gönderdiğimiz Tanrımız RAB’bin sözünü be- ğensek de beğenmesek de dinleyeceğiz ki, üzerimize iyilik gelsin” (Yer 42:6) sözleri, güçlü bir iman itirafıydı. Bunca şey olduktan sonra, zamanı gelmişti.


Burada, Yeremya’nın daha önceki mesajlarıyla olan paralelliğe dikkat edin: ya- bancı güçlere güvenme. Rab’be güven, O seni refaha erdirir ve zamanı geldiğinde seni serbest bırakır. Kurtuluş herhangi bir yerden veya bir başkasından gelmez. Yabancı güçler daha önce sana yardım etmediler, şimdi de yardım edemezler.


Allah onları uyarmalıydı, zira onların yüreklerinin niyetini biliyordu: İstedikleri himayeyi elde etmek için Mısır’a (buradaki sembolizmi düşün) geri dönmeyi düşün- düklerini biliyordu. Böylece Rab onlara bunu yapmamaları, yoksa yıkıma uğrayacak- ları konusunda çok açık ve belirgin bir buyruk verdi.


Yine böyle kesin bir seçim var, hepimizin karşılaşabileceği bir seçim: İsa’ya itaat ve iman aracılığıyla yaşam ve esenlik ya da imansızlık ve itaat eksikliğiyle sefalet ve ölüm. Şartlar ne kadar farklı olursa olsun, sonunda mesele hepimiz için aynıdır. Bu insanlardan farklı olarak bizlere yapılan uyarılar hep böyle belirgin ve bu kadar açık- ça ifade edilmiş olmayabilir, fakat bizlere de aynı uyarılar yapılmıştır.








Mısır’a Dönüş


Aralık 15



Eğer henüz okumamışsanız, Yeremya 42 oldukça heyecan verici olabilir. İnsanlar ne yapacaklar? İtaatle açığa çıkan imana ulaşarak Yahuda’da kalabilecekler mi? Yok- sa 42. bölümün son birkaç ayetinde, eğer Mısır’a geri dönerlerse onları neyin bekle- diği konusunda Rab’bin açık uyarılarına rağmen, geçmişte yaptıkları aynı hatayı mı yapacaklar ve açıkça “RAB diyor ki,” sözünü izlemek yerine, yapmak istedikleri şeyi mi yapacaklar?


Yeremya 43:1–7’yi okuyun. Ne yapmışlardı?



Eğer Allah’ın Söz’ü bizim niyetlerimizle ve arzularımızla örtüşmezse, onun ilahi kaynaklarına şüphe etmeye yelteniriz. Aynı şekilde insanlar ve liderler de Yerem- ya’dan şüphe etmişlerdi. Görünen o ki, İsrail’de sadece koşullar değişmişti, fakat insanlar düşüncelerinde ve yüreklerinde aynı kalmışlardı. Peygamber Yeremya’ya hücum ederek ettikleri yeminlerinden kendilerini mazur göstermeye çalıştılar. Ancak yaşlı Yeremya’ya doğrudan saldırmadılar. Böylece onun dostu ve bazen de yazman olan Baruk’u suçladılar ve gazaplarını ona yönelterek, peygamberi onlara karşı kış- kırttığını iddia ettiler.



Çıkış 16:3 ve Sayılar 16:13’ü okuyun. İnsanların Yeremya’ya söyledikleri ile atalarının Musa’ya söyledikleri arasında hangi paralellikler vardır?



İnsan tabiatı insan tabiatıdır, kendi sorunları için hep bir başkasını suçlar, hep iste- diği şeyi yapmak için bir bahane arar. Bu yüzden, herhangi bir nedenden ötürü Baruk tüm hemşehrilerini Babillilerin elinde ölüme terk etmeyi istemekle veya oraya sürgüne göndermekle suçlanmıştı. Kutsal Yazı, İsrail halkı Mısır’dan çıktıktan sonra neden Mu- sa’nın onların çölde ölmelerini istediğini düşündüklerini açıklamadığı gibi, Yeremya 43:1–7 de, insanların neden Baruk’un bunu gerçekleştirmek isteyeceğini düşündükle- rini söylemiyor. Duygularına ve tutkularına kapılan insanlar mantıklı düşünemezler. O halde tutkularımızı ve duygularımızı Rab’be teslim etmemiz ne kadar önemli!








Sürgüne Gönderilmek


Aralık 16



Yeremya 43:8–13’ü okuyun. Rab, Yeremya aracılığıyla ne söylemişti?








Tahpanhes, Mısır’ın kuzeydoğu sınırında önemli bir istihkâm ve büyük sayıda Yahudi kolonisinin yaşadığı bir kentti.


Rab, yine burada Yeremya’dan bir peygamberliği sembolik olarak dışa vurmasını istedi. Sözler güçlü olsa da, bazen gerçek yaşamda gözümüzün önünde yapılan şeyler daha da büyük bir etki yapar.


Firavunun sarayının girişinde Yeremya’nın taşları tam olarak nasıl gömdüğü söy- lenmiyor. Ancak söylenmek istenen husus çok açık: güçlü firavunlar bile Rab ile karşılaştırılamazlar ve O, söylediği gibi sözünü yerine getirecektir. Mısır’a gitmekle himaye ve güvenlik bulacağını düşünen mülteciler, daha önce gördüğümüz gibi Mısır’dan onlara gelenlerle (Yer 37:7, 8) himaye ve güvenlik bulacaklarını zanneden- ler kadar yanlış düşünmektedirler. Mısır tanrıları yararsızdı, çarpık hayallerin ürü- nüydü; bu tanrılar gerçeğe karşı aşağılık bir cahilliğe yönelten putperest iğrençlikler- di. İsrailliler bunları biliyor olmalıydılar, şu anda bizim, tek korunma ve güvenliğin Rab’be itaat etmekte olduğunu bildiğimiz gibi.


“Kendini inkâr, dinimizin bir parçası olduğunda, Allah’ın istemini anlayacak ve yapacağız; zira gözlerimiz onun yasasının harika gerçeklerini görebilsin diye göz merhemi ile yağlanacaktır. İtaat yolunu, tek güvenli yol olarak göreceğiz. Gerçeğin ışığı onların anlayışına verildiğinde, Allah halkını bunu paylaşmaktan sorumlu tuta- caktır. O’nun yasasının talepleri adil ve mantıklıdır ve Mesih’in lütfu aracılığıyla O bizlerden taleplerini yerine getirmemizi bekler.”—Ellen G. White, The Review and Herald, 25 Şubat 1890.








Açık Muhalefet


Aralık 17



Yeremya 44:1–10’u okuyun. Tutsaklar Mısır’da ne yapıyorlardı?





Mısır tutsaklığı sırasında Yeremya, Yahuda’daki insanlarla yaşadığı aynı sorunla karşılaşmıştı. O zamanlar liderlerle konuşmuştu; şimdi ise tutsaklıktayken en başta onlara bu yıkımı getiren aynı günahlardan bazılarını işlemiş olan sıradan insanlarla konuşmak zorundaydı.



Onlarla zıt düştüğünde, halk Yeremya’ya ne gibi şaşırtıcı bir yanıt ver- mişti? (Yer 44:15–19).





Kalplerinin katılığı ve onlara hakim olan yanılgı, şaşırtıcıdır. Aslında Yeremya’nın yüzüne bakıp ona ve “Rab adına” onlara söylediği şeye karşı gelmişlerdi.


Gerekçe çok basitti: Yoşiya’nın reformlarından daha önce, büyük ölçüde pagan tanrılarına tapındıkları, hatta “gök kraliçesine” buhur yakıp dökmelik sunular ada- dıkları günlerde, onlar açısından her şey yolunda gidiyordu. Maddi açıdan iyi du- rumdaydılar ve güvenlik içinde ikamet ediyorlardı. Ancak Yoşiya’nın devrimlerinden sonra (ki artık çok geçti ve zaten gönülsüzceydi) felaket vurmuştu. O halde neden Yeremya’yı ve uyarılarını dinlesinlerdi ki?


Yeremya’nın yanıtı şuydu (Yer 44:20–30), Hayır, anlamıyorsunuz. Elbette ki bu şeyleri yaptığınızdan dolayı bu belalar başınıza geldi. Daha da kötüsü, değişimi reddetme inatçılığınız, daha da fazla belanın geleceği anlamına geliyor ve Mısır’da bulacağınızı zannettiğiniz güvenlik bir aldatmaca ve yalandır, tıpkı tapındığınız pagan tanrıları gibi. Sonunda gerçeği bileceksiniz ama iş işten geçmiş olacak.






Aralık 18


Ek Çalışma: Kutsal Kitap’ın tümünde olduğu gibi, Yeremya kitabında da, iyi ve kötü sorunuyla yüzleşiyoruz. Mesih inanlıları olarak iyi ile kötüyü biliyo- ruz, çünkü Allah bu ifadeleri birçok farklı yolla bizlere tarif etmiştir. (Örn. bkz, Rom 7:7, Mik 6:8, Yşu 24:15, Mat 22:37–39, Yas 12:8.) Fakat ya Allah’a inanmıyorsan? İyi ile kötüyü nasıl bileceksin? Bu konuda ateist yazar Sam Harris’in bir önerisi var. İçinde iyi ile kötünün sadece bilimsel yolla anlaşılma- sı gerektiğini iddia ettiği, The Moral Landscape (Ahlaki Manzara) adında bir kitap yazmıştı. Yani güçlü nükleer kuvvet ile zayıf nükleer kuvvet arasındaki farkı anlamamıza yardım eden bilim, aynı yolla doğruyu yanlıştan, iyiyi kötü- den ayırmamıza da yardım etmelidir. Hatta bilimin günün birinde kötülüğü iyileştireceğine dair yorum yapmıştı. “İnsani kötülüğe çare bulduğumuzda neler olacağını düşünün. İnsan beynindeki her yararlı değişimin ucuz, acısız ve güvenli yapılabileceğini bir hayal edin. Psikopatlığın ilacı, sanki D vitamini gibi doğrudan yiyeceklere katılabilir. Kötülük artık beslenme bozukluğundan başka bir şey olmayacaktır.”—The Moral Landscape, S. 109 (Simon & Schus- ter, Inc., Kindle Edition). Ancak birçok bilim adamı, hatta Allah’a inanmayan- lar bile bilimin bu sorunları çözebileceği konusunda sorun yaşamaktadır. Eğer Allah’a inanmıyorsan çözümü başka ne şekilde bulabilirsin ki?

Tartışma Soruları:





Güneşin Batışı: 16:37 (İstanbul)





*Aralık 19–25















Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Yer 2:13, 6:20, 7:1–10, Mat 9:12, Yas 6:5, Yer


10:1–15, 23:1–8.


A


Hatırlama Metni: “ ‘İşte Davut için doğru bir dal çıkaracağım günler geliyor’ diyor RAB. ‘Bu kral bilgece egemenlik sürecek, Ülkede adil ve doğru olanı yapacak’ ” (Yeremya 23:5).

rtık Yeremya çalışmamızın sonuna geldik. Bizler için bir macera oldu; pey- gamberimizin destanında birçok dram, duygu ve enerji yüklüydü.


Tüm peygamberler gibi, Yeremya da dış dünyadan kopuk yazmamıştı: onunkisi belirli bir zamanda ve mekândaki insanlar için, belirli koşullarda yazılmış Rab’den bir mesajdı.


Ancak onun şartları, bizimkinden veya Yeremya’yı okuyan diğer birçok nesilden ne kadar radikal açıdan farklı olsa da, burada ifade edilen önemli ilkeler, her nesil- deki Allah’ın halkı için aynıdır.


Allah’a ve O’nun buyruklarına sadakat gibi. İnsanları sahte bir rehavete sürükle- yen, boş ve ölü ritüellere karşın, gerçek bir din, kalpten gelen bir din gibi. İstedikleri şeyi duymalarına karşı gelse bile, insanların ıslah olmak için dinlemeye rıza göster- mesi gibi. Gerçek canlanış ve reformasyon gibi. İnsansallığa değil, Rab’be ve O’nun vaatlerine güvenmek gibi. Ve başka şeyler gibi ...


Liste böylece sürüp gider. Bu hafta, eylemlerinin nereye yöneleceği konusunda onlara yapılan birçok şiddetli uyarı arasında, Allah’ın halkına duyduğu sevgisinin bu açıklamasından öğrenebileceğimiz birçok dersten bazılarına bakacağız.


*26 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Yeremya’nın Rabbi


Aralık 20



Yedinci–Gün Adventistleri, büyük mücadelenin merkezinde önemli bir mesele olduğuna inanır: Allah’ın karakteri nedir? Allah gerçekten neye benzer? O, Şeytan’ın tasvir ettiği gibi zalim bir despot mu, yoksa bizler için yalnızca en iyisini isteyen sevgi dolu ve şefkatli bir Baba mı? Bu sorular, gerçekten tüm evrendeki en önemli soru- lardır. Nihayetinde eğer Allah iyiliksever, sevgi dolu ve fedakâr değil de kötü, zalim ve sadist olsaydı durumumuz ne olurdu? Böyle biri olacağına, Tanrı hiç mevcut olma- saydı daha iyi olurdu.


O halde sorular çok önemlidir. Şükürler olsun ki, yanıtlara sahibiz ve bunlar en iyi Çarmıh’ta görülebilir.


“Engin uzayın derinliklerindeki sayısız dünyayı gücüyle yaratan ve gözeten Ki- şi’nin, Allah’ın Sevgilisi’nin, göğün Yüceliği’nin, keruvların ve parlak serafların zevkle ibadet ettikleri Kişi’nin—düşmüş insanı kaldırmak amacıyla Kendini alçalttığı; Gol- gota’daki haç üzerinde kayıp dünyanın kederleri kalbini kırıp hayatını parçalayana dek, günahın suçunu ve utancını üstlendiği ve Babası’nın kendisinden yüz çevirme- sine katlandığı hiçbir zaman unutulmayacaktır. Tüm dünyaların Yaratıcısı’nın, tüm yazgıların Hakimi’nin, insan sevgisinden ötürü yüceliğini bir kenara bırakarak Ken- dini alçaltması, evrenin merakını ve hayranlığını her zaman uyandırmaya devam edecektir.”—Ellen G. White, The Great Controversy, S. 651.



Aşağıda Yeremya’da geçen ayetlerde açıklanan Allah’ın doğası ve karak- teri nasıldır? Yani bu ayetler bize O’nun hakkında ne söyler?

Yer 2:13


Yer 5:22


Yer 11:22


Yer 31:3


Yer 3:7


Bunlar, kitapta geçen birçok imge ve ifadeler arasında Allahımız’ın doğasını ve karak- terini gösteren birkaç ayettir. O yaşamın Kaynağı, güçlü Yaratıcı, yargı Tanrısı, bizleri seven ve günahlarımızdan tövbe etmemiz ve yıkıma götüren yoldan dönmemiz için tek- rar tekrar bizleri çağıran Tanrı’dır.



Allah’ın sevecen karakteri hakkında yaşamında ne gibi kanıtlar gördün?      






Adetler ve Günah



Aralık 21




“Kutsal Kitap diye bilinen, organize bir dinle Allah’ın sonsuz, üzücü mücadelesini kaydeden bir doküman vardır.”—Terry Eagleton, Reason, Faith, and Revolution: Reflections on the God Debate, S. 8, Kindle Edition.


Tam olarak doğru değil, zira Kutsal Kitap’ın dini, Allah’ın insanlığa verdiği din hep “organize din” olmuştur.


Diğer yandan Yeremya kitabında, Rab’bin halkının imanlarına baskın olan ve gü- nahlarını örttüklerine inandıkları soğuk, ölü fakat çok organize adetlerden kaçınma- larını istediği kuşkusuzdur.


Daha önce de söylendiği gibi ancak tekrarlamakta fayda olan bir husus var, Ye- remya’nın en büyük zorluğu liderlerle, kâhinlerle ve Allah tarafından seçildiklerine, İbrahim’in çocukları, antlaşma halkı olduklarına, Rab ile bir sorunu olmadığına inanan insanlarlaydı. Ne üzücü bir aldanış, İbrahim’in soyundan olan bizlerin de (Gal 3:29) dikkat etmesi gereken bir husus.



Yeremya’nın şu ayetlerindeki mesaj nedir? Daha önemlisi bu ilkeleri Rab ile olan yaşantımızda nasıl uygulayabiliriz? (Yer 6:20, 7:1–10).








Yeremya 7:9, 10’u okuyun. “Ucuz lütuf” diye anılan duruma en iyi uyan şey ara- nılacak olursa, bu ifade kuşkusuz burada geçmektedir. İnsanlar her türlü günahkâr şeyi yapmış ve sonra tapınağa geri gelerek, gerçek Allah’a “tapınmış” ve günahla- rının bağışlanmasını mı talep etmişler? Allah ile alay edilmez. Bu insanlar yollarını değiştirmedikçe, özellikle de aralarındaki zayıflara olan davranışları, sert bir yargıyla karşılaşacaklardır.


Ne gibi bir aldanış içindeler, günahlarını sürdürebilmek için antlaşmanın şartla- rıyla bağlantılı olmaksızın Allah’ın affını talep edebilecekleri ve sonra da istediklerini yapabilecekleri bir inanç.








Kalbin Dini


Aralık 22



“Böylece her birimiz kendi adına Tanrı’ya hesap verecektir” (Rom 14:12).

Yeremya kitabındaki birçok şey bir bütün olarak ulusa yöneliktir: Defalarca, Al- lah’ın “seçme bir asması” (Yer 2:21), Rab’bin “sevgilisi” (Yer 11:15, 12:7), Allah’ın kendi “mirası” (Yer 12:7–9), O’nun “bağı” (Yer 12:10) ve O’nun “sürüsü” (Yer 13:17) olarak kolektif bir şekilde İsrail ve Yahuda’dan bahsetmiştir. Hiç kuşkusuz kitapta Rab’bin ulusuna çağrısının kolektif doğasını hissederiz.


Tabii ki Yeni Ahit’te de aynı şey vardır, defalarca inanlı topluluğu kolektif bir şe- kilde anılmaktadır (bkz. Ef 1:22, 3:10, 5:27).


Bununla birlikte kurtuluş kişiseldir, kolektif bir husus değil. Bizler bir paket mu- amelesiyle kurtulmayız. Yeni Ahit inanlı topluluğunda olduğu gibi, Yahuda ulusu da bireylerden ibaretti ve işte burada, bireyler seviyesinde gerçekten önemli meseleler ortaya çıkmıştı. Yasa 6:5’deki meşhur ayet, “Tanrın[ız] RAB’bi bütün yüreğin[iz]le, bütün canın[ız]la, bütün gücün[üz]le seveceksin[iz]” aslında bir bütün olarak ulusa söylenmiş olsa da, ikinci tekil şahıs kipinde yazılmıştı. Yani her durumdaki “sen” ifadesi tekildir; Allah her kişiye bireysel olarak hitap etmektedir. Sonunda her birimiz kişisel olarak Allah’a hesap vermek zorundayız.


Aynı şeyi Yeremya’da da bulabiliriz.


Aşağıdaki ayetler, Rab ile olan kişisel, bireysel yürüyüşün önemi hakkın- da ne söylüyor?

Yer 17:7


Yer 17:10


Yer 29:13


Yer 9:23, 24


Kutsal Kitap’ın her iki antlaşması da Allah’ın inanlı topluluğunun kolektif doğa- sından bahsetse de, gerçek iman her kişinin kendisini günlük bazda teslim etmesi, iman ve itaatle yürümek için şahsi bir seçim yapması meselesidir.







Putların Çöküşü


Aralık 23



Yeremya’nın sürekli meşgul olduğu, insanların işlediği en büyük günah- lardan birisi neydi? (Yer 10:1–15).





Bu ayetlerde ilginç olan şey, peygamberin bu putların ne kadar boş, yararsız ve saçma olduğunu göstermesi değil, onları canlı Tanrı ile nasıl kıyasladığıdır. Bu şeyler güçsüz, faydasız, boş ve sahtedir; gökyüzünü ve yeryüzünü yaratan Rab karşısında ne büyük bir zıtlık! Bu putlar sonsuza dek yok olurken, O sonsuza dek sürecektir. O halde kime tapınıp, yaşamlarımızı adamamız gerekir: zayıf, sahte, boş ve güçsüz olana mı, yoksa evreni yaratıp destekleyen güçlü ve kudretli Rab’be mi? Yanıt tabii ki çok açıktır.


Ancak yanıt ne kadar belli olsa da, gerçek şu ki, bizler de aynı şekilde putperestli- ğe düşme tehlikesi içindeyiz. Günümüzde, Yeremya’nın zamanındaki putlara tapınıl- dığı gibi aynı tarzda tapınmasak da, modern yaşamımız sahte tanrılar ile doludur. Bu modern tanrılar Allah’tan daha fazla sevdiğimiz her şey olabilir; neye “tapınırsak” (ve tapınmak sadece ilahi söyleyip dua etmek değildir) tanrımız o olur ve bizler de bu putperestliğin suçlusu oluruz.



Put haline getirme tehlikesi içinde olabileceğimiz şeylerden bazıları ne- lerdir? Dijital aletlerimiz, para, şöhret, hatta diğer insanlar olabilir mi? Bu potansiyel putların bir listesini yap ve sonra kendine şunu sor: Nihayetinde bunlar ne gibi gerçek bir kurtuluş sunarlar?





Tabii ki entellektüel olarak bunlardan hiçbirinin tapınılmaya değer olmadığını bi- liyoruz. Sonunda bu dünyanın bizlere sunacağı hiçbir şeyin, putlaştırdığımız hiçbir şeyin neticede ruhlarımızı tatmin edemeyeceğini ve kesinlikle onları kurtaramayaca- ğını biliyoruz. Hepimiz bu şeyleri biliyoruz, ama yine de dikkatli olmazsak, İsa’nın bizler için ne yaptığını ve ne için yaptığını göz önünde tutmazsak, Yeremya’nın büyük bir tutkuyla buna karşı azarladığı, buna benzer modern tarzda bir putperestliğin içine kolayca düşeriz.







Bakiye Kalan


Aralık 24



“Yahuda’nın sapkınlığının son yıllarında peygamberlerin öğütleri yarar sağlamadı; Kıldani orduları Kudüs’ü üçüncü ve son kez kuşatmaya geldikleri zaman her yüreğin umudu söndü. Yeremya mutlak bir yıkım olacağını bildirmişti; teslim olmaları için ısrar ettiğinden ötürü tutukevine konulmuştu. Ancak Allah kentteki sadık kalan azınlığı tümüyle umutsuzluğa terk etmedi. Yeremya bildirilerini küçümseyenler tarafından gözaltında tutulduğu zaman bile Allah’ın bağışlamak ve kurtarmakla ilgili yeni esinleri- ni işitti. Bunlar o günden bugüne dek Mesih’e inananlar için tükenmez bir teselli kay- nağı olmuştur.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 277.


Yaygın irtidatın ve kötü kaderin ortasında az sayıda da olsa, Allah’ın hep sadık in- sanları vardı. Diğer birçok peygamberde olduğu gibi Yeremya’daki vurgunun çoğunluğu irtidat ve sadakatsizlik üzerinedir—çünkü bunlar, Rab’bin insanları kurtarmak için istediği şeylerdi—tüm kutsal tarih boyunca Rab’bin sadık, bakiye kalan bir topluluğu mevcuttu. Bu tabii ki zamanın sonuna dek sürecektir (bkz. Vah 12:17).



Yeremya 23:1–8’de bakiye kalan kavramı nasıl ifade edilmişti? Yeni Ahit çağlarında nasıl varlığını sürdürmüştür? (Ayrıca bkz. Yer 33:14–18.)





5–7. ayetlerde araştırmacılar uzun zamandır Mesihî bir peygamberlik, Allah’ın sadık insanlarının kurtuluşu için verilen bir peygamberlik görmüşlerdir. Babil sür- gününden sonra bakiye kalanların geriye döndüğü doğru olsa da, bu görkemli bir dönüş değildi. Ancak Allah’ın amacı Davut’un soyu aracılığıyla gerçekleşecekti, gü- nün birinde Kral olarak hükmedecek “doğru bir dal” aracılığıyla.


Bu peygamberlik, İsa’nın ilk gelişiyle kısmen gerçekleşmişti (bkz. Mat 1:1, 21:7– 9, Yu 12:13). Tam gerçekleşmesi ise, Allah’ın tüm sadık insanları, O’nun gerçek bakiye kalanları barış ve güvenlik içinde sonsuza dek ikamet edeceği İkinci Geliş ile olacaktır (bkz. Dan 7:13, 14). İlk kez Mısır’dan Çıkış ile sembolize edilen kurtuluş, nihai, tam ve ebedi olacaktır.






Aralık 25

Ek Çalışma: Uzun yıllar önce, W. D. Frazee adındaki bir Yedinci–Gün Adventist rahibi “Kazananlar ve Kaybedenler” adında bir vaaz vermişti. Burada çeşitli Kutsal Kitap karakterlerinin yaşamlarını ortaya koymuş, onların işlerine ve hizmetlerine bakmış ve sonra her birine ilişkin şu soruyu sormuştu: O galip miydi yoksa mağlup mu?

Örneğin, çölde yalnız bir yaşam süren Vaftizci Yahya’ya baktı. Yahya’nın sa- yısı çok fazla olmayan ve kuşkusuz daha sonra gelen İsa’nın ki kadar olmaya- cak az sayıda takipçisi vardı. Ve tabii ki Yahya son günlerini, bazen şüpheyle bezdiği ve sonunda kafasının kesildiği rutubetli bir hapishanede geçirmişti (Matta 14). Tüm bunları anlattıktan sonra Kıdemli Frazee şunu sordu: “Yah- ya galip miydi yoksa mağlup mu?”


Peki ya Yeremya peygamber? Yaşamı ne kadar başarılıydı? Bir hayli acı çekmişti ve bu konuda ağlamaktan ve inlemekten çekinmemişti. Birkaç istis- na dışında, kâhinler, peygamberler, krallar ve sıradan insanlar onun söyledik- lerinden hoşnut kalmamakla birlikte, aynı zamanda onu adamakıllı gücen- dirmişlerdi. Kendi halkına karşı hain olarak da görülmüştü. Sonunda yaşamı boyunca uyardığı yıkım ve kötü lanet gelmek üzereydi, çünkü insanlar sürekli onun sözlerini reddetmekteydi. Orada ölmesini umarak, onu çamurlu bir kuyuya attılar. Yeruşalim ve tapınak yıkılırken, ulusunun korkunç bir sürgüne gönderildiğini görecek kadar yaşadı. Bu yüzden insani bakış açısıyla Yerem- ya’nın yaşamı pek de iyi geçmemişti. Bir bakıma onun oldukça sefil bir hayat yaşadığını iddia edebilirsin.


Tartışma Soruları:




Güneşin Batışı: 16:41 (İstanbul)