PDF İndir - Sebt Günü Çalışma Kitapçığı – 3.çeyrek 2017 – Galatyalılar’daki Müjde

 

© 2017 Yedinci Gün Adventistleri Genel Konferansı®. Her hakkı saklıdır. Yetişkinler İçin Sebt Okulu Çalışma Kitapçığı (Standart Versiyon)’un hiçbir bölümü, Yedinci Gün Adventistleri Genel Konferansı®’nın yazılı izni olmadan hiçbir kişi ya da kurum tarafından düzenlenemez, değiştirilemez, uyarlanamaz, tercüme edilemez, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Yedinci Gün Adventistleri Genel Konferansı®’nın bölüm ofisleri, belirli ilkelere göre, Yetişkinler İçin Sebt Okulu Çalışma Kitapçığı’nın tercüme ettirilmesine yetkilidirler. Bu tercümelerin telif ve yayın hakları Genel Konferans’ta kalacaktır. “Yedinci Gün Adventist,” “Adventist” ifadeleri ve alevli logo Yedinci Gün Adventistleri Genel Konferansı®’nın tescilli markalarıdır ve Genel Konferans’ın izni olmadan kullanılamazlar.


Bu kitapçık Yedinci Gün Adventistleri Genel Konferansı® Yetişkinler İçin Sebt Okulu Çalışma Kitapçığı Ofisi tarafından hazırlanmıştır. Bu kitapçığın hazırlanması, Genel Konferans Yönetim Komisyonu (ADCOM)’un bir alt komisyonu olan Sebt Okulu Yayın Kurulu’nun yönetimi altında olmuştur. Yayınlanan bu kitapçık dünya çapında bir değerlendirme kurulunun katkılarını ve Sebt Okulu Yayın Kurulu’nun onayını yansıtmakta olup, sadece veya mutlaka yazarın (veya yazarların) görüşleriyle sınırlı değildir.


İstek Adresi Web: www.menapa.com | E–mail: info@menapa.com


1 Pavlus: Diğer Uluslardan Olanların Elçisi — Haziran 24–30 4


2 Pavlus’un Yetkisi ve Müjde — Temmuz 1–7 11


3 Müjde’nin Bütünlüğü — Temmuz 8–14 18


4 Sadece İmanla Aklanma — Temmuz 15–21 25


5 Eski Ahit İmanı — Temmuz 22–28 32


6 Vaadin Önceliği — Temmuz 29–Ağustos 4 39


7 İmana Giden Yol — Ağustos 5–11 46


8 Kölelikten Mirasçılığa — Ağustos 12–18 53


9 Pavlus’un İçten Yalvarışı — Ağustos 19–25 60


10 İki Antlaşma — Ağustos 26–Eylül 1 67


11 Mesih’te Özgürlük — Eylül 2–8 74


12 Ruh’ta Yaşamak — Eylül 9–15 81


13 Müjde ve İnanlı Topluluğu — Eylül 16–22 88


14 Çarmıh’ta Övünmek — Eylül 23–29 95


Editör Ofisi 12501 Old Columbia Pike, Silver Spring, MD 20904


Web sayfamızı ziyaret edin: http://www.menapa.com


Yazar


Carl P. Cosaert


Editör (English)


Clifford R. Goldstein


Kapak ve Sayfa Tasarımı


Lars Justinen


Sayfa Tasarım


Marisa Ferreira


Çeviri


AngelOS


Redaksiyon


AngelOS


İçindekiler


Pavlus’un Galatyalılara mektubu ruhsal bir “dinamit” ile kıyaslanmıştır ve doğrudur. Romalılar hariç, Kutsal Kitap’taki hiçbir kitap bu kadar çok ruhsal diriliş ve reform kıvılcımı yaratmamıştır. Galatyalılar’ın sayfalarından (Romalılar ile birlikte) Protestanlığın doğduğu söylenir. Martin Luther Galatyalılar’ı okurken ilk kez imanla doğruluğun görkemli müjdesini hissetmişti. “Galatyalılar mektubu benim mektubum” demişti. “Ben onunla evlendim.”


Bunun yanısıra Luther’in müjde merkezli yazıları, 24 Mayıs 1738’de Londra’nın Aldersgate caddesinde oturan, sadece Britanya adalarında değil aynı zamanda tüm İngilizce konuşan dünyayı da etkileyen ruhsal bir dirilişe öncülük eden John Wesley’in yaşamını değiştirmişti.


Yedinci−Gün Adventistleri de Galatyalılar’a minnettardır. Galatyalılar’ı araştırmak suretiyle E. J. Waggoner ve A. T. Jones, Yedinci−Gün Adventistleri İnanlı Topluluğunun 1880’li ve 90’lı yıllarda imanla aklanma gerçeğini yeniden keşfetmesine yardımcı oldular.


Galatyalılar’ı ruhsal canlanmanın belkemiği yapan şey nedir? Neden bu kadar çok kişinin yüreğine dokunabiliyor? Bir anlamda Kutsal Kitap’taki diğer kitaplardan farklı olarak Galatyalılar, Hıristiyan ruhlara hitap eden can alıcı konulara değinmektedir. Pavlus özgürlük, yasanın kurtuluştaki rolü, Mesih’teki durumumuz, Ruh’la yönetilen yaşamın doğasına olduğu kadar çok eski bir soruya da yanıt verir, günahkâr insanlar kutsal ve adil Tanrı önünde nasıl aklanırlar?


Tabii ki Romalılar gibi diğer kitaplar da aynı sorulardan bazılarına yanıtlar vermektedir, fakat Galatyalılar farklıdır. Sadece özlü olduğundan değil, fakat zengin konuları bugün bile Allah’ın Ruh’una açık olanların kalbine dokunan, güçlü bir kişilikle ve tutkulu, pastoral bir tonda yazılmıştır.


Pavlus’un mektubu bizlere kişisel olarak hitap etse de, Kutsal Ruh’un yönetimi altındaki söylevinin orijinal tarihî durumunu fark ettiğimiz takdirde, anlayışımız da pekiştirilecektir.


Birçok araştırmacı Galatyalılar’ın, belki de İ.Ö 49 yıllarındaki meşhur Yeruşalim konseyinden sonra (Elç 15) yazılmış, Pavlus’un ilk mektubu olduğuna inanır. Kitap, bilinen en eski Hıristiyan dökümanı olabilir. Elçilerin İşleri ve Galatyalılar’ın da açıkça ortaya koyduğu gibi, ilk inanlı topluluğu kendisini kurtuluşun doğası üzerine, bilhassa diğer uluslardan olanlar açısından, kızgın bir savaşın içerisinde bulmuştu. Judaizer (Yahudi adetlerine göre yaşayan Mesih inanlısı) olarak bilinen bir grup Yahudi inanlısına göre sadece İsa’ya iman diğer uluslardan olanlar için yeterince iyi değildi. Diğer uluslardan olanlar da sünnet olmalı ve Musa’nın törelerini izlemeliydiler (Elç 15:1). O halde Pavlus Galatya’da diğer uluslardan oluşan bir inanlı topluluğu kurduğunda, bu Judaizer’lerden bazılarının oraya kadar gidip “bazı hususları açıkça ortaya koymaları” sürpriz olmamalıdır.


Bu sorunlar Pavlus’a ulaştığında hararetle tepki göstermişti. İman ve ibadetle kurtuluş hakkında sahte müjdenin Mesih’in hizmetini baltalama tehdidini fark eden Pavlus, Galatyalılar’a müjdeyi ateşli bir şekilde savunan bir yazı yazmıştı. En sert sözlerle, bu sahte öğretinin gerçekte ne olduğunu tanıtmış, bunun açıkça legalizmden (kuralcılık) başka bir şey olmadığını bildirmişti.


Bu çeyrek yılın Kutsal Kitap araştırma kitapçığı bizleri Galatyalılar’a İsa’da kalmalarını rica eden elçi Pavlus ile bir geziye davet ediyor. Aynı zamanda bizlere kendi anlayışımıza göre müjdeyi yansıtma fırsatı veriyor. Samimî umudum, bu çeyrek yıl alacağımız kursla birlikte, Allah’ın Mesih’te ne yaptığını keşfederken Allah’ın Ruh’u kalplerimizde ruhsal bir canlanma kıvılcımı ateşler.


Dr. Carl Cosaert, Yeni Ahit ve ilk çağ Hıristiyanlığı asistan profesörüdür. College Place, Washington’daki Walla Walla Üniversitesinde öğretim vermektedir.


Galatyalılar'daki Müjde


*Haziran 24–30


Pavlus: Diğer Uluslardan Olanların Elçisi




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Elç 6:9–15, 9:1–9, 1Sa 16:7, Mat 7:1, Elç 11:19–21, 15:1–5.


HATIRLAMA METNİ: “Bunları dinledikten sonra yatıştılar. Tanrı’yı yücelterek şöyle dediler: ‘Demek ki Tanrı, tövbe etme ve yaşama kavuşma fırsatını öteki uluslara da vermiştir.’ ” (Elç 11:18).


Tarsuslu Saul’un (imana geldikten sonra elçi Pavlus olarak da bilinir) neden böyle davrandığını anlamak zor değildir. Tüm yaşamı boyunca kendisine yasanın ve çok yakında gelecek İsrail’in siyasi kurtuluşunun önemi öğretilen dindar bir Yahudi olmasına rağmen, pek yakında gelecek ve adî bir suçlu gibi aşağılık bir şekilde idam edilecek olan Mesih fikri, onun hoşgörü sınırını çok aşıyordu.


O halde onun İsa’nın takipçilerinin Tevrat’a sadakatsiz davrandıklarına ve bu nedenle de Allah’ın İsrail için planını engellediklerine inandığına şaşırmamak gerekir. Onların çarmıha gerilmiş İsa’nın Mesih olduğu ve O’nun ölümden dirilmiş olduğu iddialarının döneklik derecesinde olduğuna inanıyordu. Bu tür saçmalıklara inanan veya bu görüşlerini terk etmeyi reddeden kişiler için hiçbir tolerans gösterilmemeliydi. Saul, İsrail’i bu tür inançlardan kurtarmak için Allah’ın ajanı olmayı kafasına koymuştu. Bu nedenle o, ilk olarak Kutsal Yazı’nın sayfalarında, İsa’nın Mesih olduğuna inanan Yahudiler’e zalimce eziyet eden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.


Ancak Allah’ın Saul için başka planları vardı, onun kendisinden hiçbir zaman ummadığı planlar: bu Yahudi yalnızca İsa’nın Mesih olduğunu vaaz etmekle kalmayacak, aynı zamanda diğer uluslardan olanlarla aynı safta yer alacaktı!


*1 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

Haziran 25


Hıristiyanlar’ın İşkencecisi


Tarsuslu Saul ilk kez İstefanos’un taşlanması olayında (Elç 7:58) ve daha sonra da Yeruşalim’de patlak veren geniş çaplı zulümle ilişkili olarak öne çıkmaktadır (Elç 8:1–5). Petrus, İstefanos, Filipus ve Pavlus, Elçilerin İşleri kitabında çok önemli bir rol oynamaktadırlar, zira onlar Yahudi dünyasının ötesinde Hıristiyan inancının yayılmasına öncülük eden olaylarda yer almışlardır. İstefanos özellikle önem arz etmektedir, zira onun duası ve şehitliği Tarsuslu Saul üzerinde çok derin bir etki bırakmış olmalıdır.


İstefanos aslında Grekçe konuşan bir Yahudi ve ilk yedi diyakozdan biriydi (Elç 6:3–6). Elçilerin İşleri’ne göre Yeruşalim’de yaşamaya gelen bir grup yabancı Yahudi (9. ayet) İstefanos ile onun İsa hakkındaki vaazının içeriği konusunda ihtilafa düşmüştü. Tarsuslu Saul’un da bu müzakerelerin içinde yer almış olması kuvvetle mümkündür ve hatta akla yatkındır.


Elç 6:9–15’i okuyun. İstefanos’a karşı hangi suçlamalar yapılıyor? Bu suçlamalar sana neyi hatırlatıyor? (Ayrıca bkz. Mat 26:59–61.)


İstefanos’un vaazına yönelik aşırı düşmanlık iki farklı şeyden dolayı ortaya çıkmış olabilir. Diğer yandan İstefanos, birinci önceliği Yahudiliğin odak noktası olan ve dinî ve ulusal kimliğin en değerli sembollerinden olan Yahudi yasasına ve tapınağa vermemekle muhaliflerin öfkesini üzerine çekmişti. Fakat İstefanos bu aziz tutulan ikonları hafifsemekten çok daha fazlasını yapmıştı; o güçlü bir şekilde çarmıha gerilen ve dirilen İsa’nın Yahudi inancının gerçek merkezi olduğunu ilan etmişti.


O halde onun, ilk Mesih inanlılarına karşı gayretlerine bakılacak olursa, muhtemelen Ferisilerin devrimci bir coşkuyla dolu olan katı militan kanadında yer aldığına işaret eden Ferisi Saul’u (Flp 3:3–6), kızdırmış olmasına şaşırmamak gerekir. Saul Allah’ın krallığına dair büyük peygamberlik vaatlerinin henüz gerçekleşmediğini görmüş (Daniel 2, Zek 8:23, Yşa 40–55), ve belki de görevinin Allah’ın, İsa’nın Mesih olduğu düşüncesi de dahil olmak üzere İsrail’i dinî yozlaşmadan arındırmakla gerçekleşecek olan bu günü getirmesine yardımcı olacağına inanmıştı.


Kendisinin doğru olduğuna inanan Saul, yanlış yolda olduğunu düşündüğü insanları öldürmeye kararlıydı. İnandığımız şeyler konusunda azimli ve hırslı olmamız gerekirken, bazen yanlış yolda olduğumuzu fark ederek azmimizi yatıştırmayı nasıl öğrenebiliriz?


PAZAR


Haziran 26


Saul’un Dönüşümü


“Saul, ‘Ey Efendim, sen kimsin?’ dedi. ‘Ben senin zulmettiğin İsa’yım’ diye yanıt geldi” (Elç 9:5).


Saul’un ilk inanlı topluluğu üzerindeki zulmü bilinçsizce başlamış olmasına rağmen (sadece zulüm gören İstefanos’un kaftanını tutuyordu), çok kısa bir zamanda şiddetlenmiştir (Bkz. Elç 8:1–3; 9:1, 2, 13, 14, 21; 22:3–5). Luka’nın birkaç sözcüğü Saul’u vahşi, gaddar bir canavar veya rakibini mahvederek ganimetini ele geçiren bir asker olarak betimlemektedir. Örneğin Elç 8:3’te “kırıp geçirmek” olarak çevrilen sözcük, Eski Ahit’in Grek çevirisinde (Mez 80:13) bir yaban domuzunun kontrolsüz ve yıkıcı davranışını tarif etmektedir. Saul’un Mesih inanlılarına karşı mücadelesi kesinlikle isteksizce yapılan bir iş değildi; bu Hıristiyan inancını imha etmeye yönelik kasıtlı ve sürekli bir plandı.


Saul’un dönüşümüne dair şu üç öyküye göz atın (Elç 9:1–18, 22:6–21, ve 26:12–19). Allah’ın lütfunun bu yaşantıdaki rolü neydi? Diğer bir deyişle Saul Allah’ın ona karşı gösterdiği iyiliğin ne kadarını hak etmişti?


İnsanî bakış açısından Saul’un dönüşümü olanaksız görünmüş olmalıydı (bu yüzden ilk kez bunu duyanlar şüpheye kapılmışlardı).


Saul’un hak ettiği tek şey cezalandırılmaktı, fakat Allah aksine bu coşkulu Yahudi’ye lütfunu uzatmıştı. Ancak Saul’un dönüşümünün ne bir anda gerçekleştiğini ne de zorlamayla olduğunu bilmemiz çok önemlidir.


Saul bir ateist değildi. Allah’a olan inancı ölümcül hatalarla dolu olmasına rağmen, dindar bir adamdı. Pavlus için İsa’nın söylediği “Üvendireye karşı tepmekle kendine zarar veriyorsun” (Elç 26:14), ifadesi, Ruh’un Saul’u ikna ettiğini göstermektedir. Eskiden kullanılan “üvendire”, saban takılmayı reddeden öküzleri dürtmek için kullanılan ucu sivri bir sopayı tarif etmektedir. Saul bir zaman için Allah’ın dürtmesine karşı geldi, fakat sonunda Şam yolunda mucizevî bir olayla dirilmiş İsa ile karşılaşan Saul, artık savaşmama yolunu seçti.


Kendi dönüşüm tecrübeni düşün. Belki Pavlus’unki kadar dramatik olmasa da, ne gibi benzer bir şekilde Allah’ın lütfuna sahip olmuştun? Bizlere Mesih ile verilen şeyi hiç unutmamak neden çok önemlidir?


PAZARTESI


Haziran 27


Şam’daki Saul


Saul İsa ile karşılaşması esnasında kör oldu ve ona Yahuda isminde bir adamın evine gitmesi ve orada Hananya isminde başka bir adamı beklemesi talimatı verildi. Hiç şüphesiz, Saul’un fiziksel körlüğü, onu İsa’nın takipçilerine zulüm yapmaya yönlendiren daha büyük bir ruhsal körlüğün hatırlatıcısıydı.


İsa’nın Şam yolunda ona görünmesi her şeyi değiştirmişti. Saul çok haklı olduğunu düşünmesine rağmen, korkunç bir hata yapmaktaydı. Allah’a hizmet edeceği yerde O’na karşı çalışıyordu. Saul Yeruşalim’den gururlu ve ateşli bir şekilde ayrılan bir Ferisi’den çok farklı bir adam olarak Şam’a girdi. Yemek ve içmek yerine, Saul bütün bu olaylardan dolayı ilk üç gününü Şam’da oruç tutup dua ederek geçirdi.


Elç 9:10–14’ü okuyun. Hananya’nın aklından neler geçmiş olabileceğini hayal et: o artık zulüm yapan bir Saul değil, İsa’ya inanıp Müjde’yi diğer uluslara götürecek, Allah’ın seçtiği bir elçi olan Pavlus’tu (Bkz. Elç 26:16–18).


Hananya’nın biraz şaşırmış olmasını anlayabiliriz. Yeruşalim’deki inanlı topluluğu Pavlus’u imana gelişinden üç yıl sonra bile kabul etmekte çekingen davranırken (Elç 9:26–30), Şam’daki imanlıların olaydan sadece birkaç gün sonra kalplerinin ne gibi sorularla ve endişelerle dolu olduğunu hayal edebiliriz!


Ayrıca Hananya’ya Rab tarafından Tarsuslu Saul hakkında sürpriz ve beklenmedik haberlerin iletildiği bir görüm verilmiş olduğuna da dikkat edin; bu görümden daha azı, Saul’un doğru yola geldiği, Yahudi inanlıların azılı düşmanının artık onlardan biri olduğu konusunda onu ikna edemezdi.


Saul, Yeruşalim’i başkâhinin otoritesi ve görevlendirmesiyle Hıristiyan inancını ortadan kaldırmak için terk etmişti (Elç 26:12); Ancak Allah Saul’u çok daha büyük bir yetki üzerine kurulu, çok farklı bir şekilde görevlendirdi. Saul Müjde’yi diğer tüm uluslara götürmeliydi, ki bu Saul’un bizzat dönüşümüne kıyasla, hem Hananya hem de diğer Yahudi liderlerini şok eden bir gelişme olmalıydı.


Saul’un Hıristiyan inancının yayılışını engellemeye çalıştığının aksine, şimdi Allah onu bu dini yaymada, Yahudi liderlerinin hayallerinin bile çok ötesinde kullanacaktı.


1.Samuel 16:7, Matta 7:1, ve 1.Korintliler 4:5’i okuyun. Diğer insanların ruhsal tecrübelerini nasıl görmemiz konusunda neden çok dikkatli olmamız gerektiği açısından, bu ayetlerin verdiği mesaj nedir? Yargılarında başkaları hakkında ne gibi hatalar yaptın ve bu hatalardan neler öğrendin?


SALI


Haziran 28


Diğer Uluslardan Olanlara Verilen Müjde


İlk yabancı inanlı topluluğu nerede kurulmuştu? İmanlıların oraya gitmelerine hangi olaylar sebep olmuştu? (Elç 11:19–21, 26). Bu sana Eski Ahit zamanlarından neyi hatırlatıyor? (Bkz. Daniel 2.)


İstefanos’un katledilmesinden sonra Yeruşalim’de patlak veren zulüm, birçok Yahudi inanlının yaklaşık beşyüz kilometre kuzeydeki Antakya’ya kaçmalarına neden olmuştu. Suriye vilayetinin Roma’ya bağlı bir başşehri olduğundan, Antakya İskenderiye’den sonra ikinci büyük öneme sahipti. Nüfusunun beşyüz bin olduğu tahmin ediliyordu, oldukça kozmopolitti ve sadece diğer uluslardan oluşan inanlı topluluğu için ideal bir bölge olmakla kalmayıp, aynı zamanda ilk inanlı topluluğunun dünya çapında vereceği hizmet için de iyi bir başlangıç noktası olacaktı.


Barnaba’nın Antakya’yı ziyaret etmesine ve hemen ardından da Pavlus’u davet ederek burada kendisine katılmasına karar vermesine neden olan olay neydi? Burada inanlı topluluğu konusunda nasıl bir resim sergilenmektedir? (Elç 11:20–26).


Pavlus’un yaşamının kronolojisini yorumlamak çok güç, ancak imana geldikten sonraki Yeruşalim’i ziyareti ile (Elç 9:26–30) Barnaba’nın Antakya’da kendisine katılması için yaptığı davet arasında yaklaşık beş yıl geçmişti. Bu yıllar boyunca Pavlus ne yapmıştı acaba? Söylemek çok zor. Fakat Galatyalılar 1:21’deki yorumları temel alındığında, Suriye ve Kilikya bölgelerinde bile Müjde’yi vaaz etmiş olmalıydı. Bazıları belki de bu zaman zarfında ailesinin mirasından mahrum edildiğini (Flp 3:8) ve 2.Korintliler 11:23–28’de tarif edilen birtakım zorluklarla karşılaştığını öne sürmektedirler. Antakya’daki inanlı topluluğu Ruh’un önderliğinde gelişmekteydi. Elç 13:1’deki ifade, kentin kozmopolit yapısının, çok yakında topluluğun etnik ve kültürel yönden çeşitliliğe neden olduğuna işaret etmektedir. (Barnaba Kıbrıslı, Lukius Kireneli, Pavlus Kilikyalı, Şimon da muhtemelen Afrikalıydı ve diğer tüm uluslardan iman edenleri de göz önüne alın.) Ruh, şimdi daha uzak yerlere ulaşacak olan hizmet aktivitelerinde bir üs olarak Antakya’yı kullanarak Müjde’yi Suriye ve Yahuda ötesindeki daha başka uluslara da ulaştırmaya çalışıyordu.


Yeniden Elç 11:19–26’yı okuyun. Günümüz inanlı topluluklarının orada mevcut olan durumdan kendilerine bir fayda çıkarmaları açısından, çok kültürlü ve etnik çeşitliliğe sahip olan Antakya’daki inanlı topluluğundan ne öğrenebiliriz?


ÇARŞAMBA


Haziran 29


İnanlı Topluluğu İçindeki Çekişme


Tabii ki insanlar mükemmel değildir ve ilk inanlı topluluğu arasında da sıkıntıların baş göstermesi için uzun bir zaman geçmesine gerek kalmamıştı.


Başlangıçta ilk inanlı topluluğuna diğer uluslardan katılımlar herkesin hoşuna gitmiyordu. Anlaşmazlık, Yahudi olmayanlara verilen hizmetin konsepti konusunda değil, bilakis hangi koşullarda yabancıların katılmasına izin vermek gerektiği konusundaydı. Bazıları Hıristiyan olmanın ayırt edici işareti olarak sadece İsa’ya iman etmenin yeterli olmayacağını düşünüyordu; tartıştıkları iman sünnet ve Musa’nın yasasına itaatle tamamlanmalıydı. Onların iddia ettiği şekliyle gerçek Hıristiyan olmak için diğer uluslardan olanlar sünnet olmalıydılar. (Elç 10:1–11:18’de, Yahudiler ve diğer uluslardan olanlar arasındaki bölünmenin kapsamını, Petrus’un Kornelius ile olan tecrübesinde ve bunu takip eden reaksiyonda görebiliriz.)


Filipus’un Samiriyeliler arasındaki işini (Elç 8:14) ve Antakya’daki yabancılarla olan işleri (Elç 11:22) gözlemleyen Yeruşalim’deki elçiler, Hıristiyan topluluğuna Yahudi olmayanların dahil olması konusunda bazı endişelerini dile getirmiş olmalıydılar. Ancak Petrus’un sünnetsiz bir Romalı asker olan Kornelius’u vaftiz etmesine duyulan tepki, ilk inanlılar arasında diğer uluslardan olanların varlığı hakkındaki sorunu ortaya koyan uyuşmazlığın çok açık bir göstergesidir. Kornelius gibi bir yabancının dahil olması bazılarını rahatsız etmiş olmalıydı, fakat Pavlus’un sadece İsa’ya iman zemininde, inanlı topluluğun kapılarını geniş bir şekilde diğer uluslardan olanlara da açtığı maksatlı çabaları, bazıları tarafından Pavlus’un hizmetini baltalamaya yönelik kasıtlı teşebbüslerle karşılık gördü.


Yahudiyeli bazı inanlılar, Pavlus’un Antakya’daki Mesih inanlılarıyla olan hizmetine nasıl karşı çıkmaya çalışmışlardı? Elç 15:1–5.


Elç 15’deki Yeruşalim Konseyi sünnet meselesinde Pavlus’a nihaî olarak taraf olsa da, Pavlus’un hizmetine karşı muhalefet sürmekteydi. Yaklaşık yedi yıl sonra Pavlus’un Yeruşalim’i son ziyareti sırasında birçokları halâ Pavlus’un müjdesi konusunda şüpheciydi. Aslında Pavlus tapınağı ziyaretinde Asyalı Yahudiler şöyle feryat ettiklerinde neredeyse canından oluyordu, “ ‘Ey İsrailliler, yardım edin!’ diye bağırdılar. ‘Her yerde herkese, halkımıza, Kutsal Yasa’ya ve bu kutsal yere karşı öğretiler yayan adam budur” (Elç 21:28; ayrıca bkz. 21:20, 21).


Kendini Pavlus’un öğretilerine kuşkuyla bakan Yahudi inanlılarının yerine koy. Kuşkuları ve muhalefetleri neden bazı açılardan anlamlıdır? Önyargılı fikirlerimizin olduğu kadar, kültürel (hatta dinî) görüşlerimizin bizleri yanlış yola sevk etmesi konusunda buradan ne öğrenebiliriz? Ne kadar iyi niyetli olsak da aynı tür hataları yapmaktan kendimizi korumayı nasıl öğrenebiliriz?


PERŞEMBE


Haziran 30


EK ÇALIŞMA: Kişisel dönüşüm ve inanlı topluluğu arasındaki ilişki için Ellen G. White’ın, “Individual Independence,” S. 430–434, Testimonies for the Church, Cilt 3. kitaplarını okuyun. Pavlus’un önceki yaşamı ve onun dönüşümü hakkındaki yoruma yardımcı olacak bir kaynak için bkz. The SDA Bible Commentary, Cilt 6, S. 226–234.


“Pavlus, Yahudi dininin ateşli savunucusu ve İsa’nın takipçilerinin yorulmaz zalimi olarak biliniyordu. Cesaretli, bağımsız, azimli biri olarak yetenekleri ve eğitimi, onun her durumda hizmet edebilmesine olanak veriyordu. O alışılmadık bir açıklıkla sebepler öne sürebiliyor ve utandırıcı bir iğnelemeyle rakibe hiçbir kaçış yolu bırakmıyordu. Ve şimdi Yahudiler bu genç adamın alışılmadık vaatlerle, daha önceleri zulmettiği kişilerle bir olarak korkusuzca İsa’nın adına vaaz ettiğini görüyorlardı.


“Savaşta yenik düşen general ordusunu kaybeder, fakat ölümü düşmana ek bir cesaret vermez. Fakat ünlü bir adam karşı güçlere katıldığında, hizmetini kaybetse de, katıldığı kişiler çok büyük bir avantaj yakalar. Tarsuslu Saul, Şam yolunda Rab tarafından neredeyse kolayca öldürülebilir ve zulüm gücü kendisinden alınabilirdi. Fakat Rab Kendi takdiriyle Saul’un yaşamını esirgemekle kalmayıp, onu dönüştürmüş, böylece bir şampiyonu düşman tarafından Mesih’in tarafına transfer etmişti. Güzel bir konuşmacı ve keskin bir eleştirmen olan Pavlus, sarsılmaz amacı ve gözüpek cesaretiyle ilk inanlı topluluğunun ihtiyaç duyduğu çok önemli özelliklere sahipti”—Ellen G. White, The Acts of the Apostles, S. 124.


TARTIŞMA SORULARI:


Pavlus’un en acımasız rakiplerinin, İsa’ya inanan Yahudi kardeşleri olmasından nasıl bir ders alabiliriz?


Dinî prensipleri savunurken, aynı zamanda da Allah’a karşı savaşmadığın-dan nasıl emin olabilirsin?


ÖZET: Şam yolunda Saul’un dirilen İsa ile karşılaşması, hem onun yaşamı için, hem de ilk inanlı topluluğu tarihi açısından çok önemli bir andı. Allah bir zamanlar inanlı topluluğunun zalimi olan birini değiştirmiş ve onu seçilmiş bir elçisi olarak diğer uluslardan olanlara Müjde’yi götüren biri haline getirmişti. Ancak Pavlus’un sadece imanla diğer uluslardan olanlara katılımı inanlı topluluğu içerisinde bazıları tarafından zor anlaşılan bir kavramı kanıtlamıştı—peşin hükümlerin ve önyargıların nasıl vazifemize engel olduğuna dair çok güçlü bir örnek.


CUMA



*Temmuz 1–7


Pavlus’un Yetkisi ve Müjde




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: 2Pe 3:15, 16; Galatyalılar 1; Flp 1:1; Gal 5:12.


HATIRLAMA METNİ: “Şimdi ben insanların onayını mı, Tanrı’nın onayını mı arıyorum? Yoksa insanları mı hoşnut etmeye çalışıyorum? Eğer hâlâ insanları hoşnut etmek isteseydim, Mesih’in kulu olmazdım” (Galatyalılar 1:10).


Öğrenciler üniversitede kampüslerinde ırkına, cinsiyetine, sosyal statüsüne veya dinî inancına bakılmaksızın herkesin katılabileceği bir merkez kurmuşlardı. Diyelim ki yıllar sonra bu öğrenciler kampüse geri geldiğinde, başka öğrencilerin bu merkezi yeniden düzenlediğini görsünler. Herkesi bir araya getirecek, sosyalleşme adına tasarlanan büyük alanlar yerine, bu alan birçok küçük odalara bölünmüş ve ırk, cinsiyet vs. temel alınarak girişi kısıtlanmış olsun. Bu yeni tasarımdan sorumlu öğrenciler, yüzyıllar öncesinde tesis edilmiş olan uygulamalardan kaynaklanan bir yetkiyle bu değişiklikleri yaptıklarını öne sürebilirler.


İşte bu, Pavlus’un Galatyalılar’a yazdığı mektubunda karşılaştığı duruma benzemektedir. Onun, diğer uluslardan olanların sadece iman temelinde katılabilmelerine ilişkin planı, sahte öğretmenler tarafından diğer uluslardan olanların üye olmadan önce sünnet olmaları gerektiğinde ısrar edilerek zora sokulmuştu.


Pavlus, bu görüşün bizzat Müjde’nin özüne yapılan bir saldırı olduğunu görmüştü; bu yüzden bir yanıt vermeliydi. İşte bu yanıt, Galatyalılar’a yazdığı mektuptur.


*8 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

Temmuz 2


Mektup Yazarı Pavlus


2.Petrus 3:15, 16’yı okuyun. Bu ayetler bizlere ilk inanlı topluluğunun Pavlus’un yazısında nasıl göründüğü hakkında ne söylüyor? Bu bize telkinin nasıl çalıştığı konusunda ne öğretmektedir?


Pavlus Galatyalılar’a yazdığında, edebî bir sanat eseri üretmeye çalışmamıştı. Tam tersine Kutsal Ruh’un yönetimi altında kendisini ve Galatya’daki inanlıları kapsayan belirgin durumlara hitap etmişti.


Galatyalılar gibi mektuplar, Pavlus’un elçilik hizmetinde çok önemli bir rol oynamıştı. Diğer uluslardan olanlara gönderilen bir hizmetkâr olarak Pavlus, Akdeniz havzasına saçılmış olan sayısız inanlı topluluğu kurmuştu. Mümkün olduğunca bu inanlı toplulukları ziyaret etse de, bir yerde çok uzun süre kalamamıştı. Pavlus yokluğunu gidermek için onlara talimatlar veren mektuplar yazmıştı. Zamanla Pavlus’un mektuplarının kopyaları diğer inanlı topluluklarında da paylaşılmıştı (Kol 4:16). Pavlus’un mektuplarından bazıları kaybolmuş olsa da, Yeni Ahit’te en azından onüç kitap onun ismini taşımaktadır. Petrus’un yukarıdaki sözlerinin de gösterdiği gibi, bazı açılardan Pavlus’un yazıları Kutsal Yazı olarak görülmüştü. Sadece bu bile bize kilise tarihinin ilk yıllarında onun otoritesinden hizmet açısından ne kadar yararlanıldığını göstermektedir.


Bir zamanlar Hıristiyanlar Pavlus’un mektup formatının eşsiz olduğuna inanıyorlardı—Allah’ın vahyedilen Söz’ünü içeren, Ruh tarafından yaratılmış özel bir biçim. Bu görüş, Oxford’lu iki genç araştırmacı olan Bernard Grenfell ve Arthur Hunt’ın Mısır’da papirüsler (Papirüslere yazılı dökümanlar, Mesih’ten birkaç yüz yıl öncesinde ve sonrasında kullanılan popüler bir yazı materyaliydi) üzerine yazılmış yaklaşık beşyüzbin eski elyazması bulmasıyla değişti. Yeni Ahit’in en eski kopyalarından bazılarının da bulunmasına ek olarak faturalar, vergi beyannameleri, makbuzlar ve kişisel mektuplar keşfedildi.


Çoğu insan için sürpriz olan şey, Pavlus’un mektuplarında kullandığı temel format, onun zamanında tüm mektup yazarlarının ortak olarak kullandığı bir yazı türüne dönüştü. Mektubun biçimi, (1) göndericiyi ve alıcıyı ima eden bir açılış ve sonra selamlaşmayı; (2) şükür sözlerini; (3) mektubun ana kısmını ve nihayetinde (4) kapanış uyarısını içermekteydi.


Kısacası Pavlus zamanının temel biçimini izliyor, yaşıtlarına onların aşina oldukları bir araç ve stil aracılığıyla konuşuyordu.


Eğer Kutsal Kitap bugün yazılmış olsaydı, Rab şu an bizlere ulaşmak için ne tür bir vasıta, format ve stil kullanırdı?


PAZAR


Temmuz 3


Pavlus’un Çağrısı


Pavlus’un mektupları genelde eski mektupların temel biçimini taşıyor olsa da, Galatyalılar Pavlus’un diğer mektuplarında bulunmayan birçok eşsiz özelliği de içerirler. Anlaşıldığı takdirde bu farklar bizlere Pavlus’un hitap ettiği durumu daha iyi anlamamıza yardımcı olurlar.


Galatyalılar 1:1, 2’yi, Pavlus’un Efesliler 1:1, Filipililer 1:1, ve 2.Selanikliler 1:1’de yazdığı açılış selamlarıyla kıyaslayın. Pavlus’un Galatyalılar’a selamını diğerlerine benzer veya farklı kılan şeyler nelerdir?


Pavlus’un açılış selamı sadece diğerlerinden biraz daha uzun olmakla kalmayıp, aynı zamanda elçisel yetkisinin temelini de farklı bir tarzda tarif etmektedir. Sözcük anlamı olarak elçi, “gönderilen kişi” veya “kurye” demektir. Yeni Ahit’te en katı anlamıyla İsa’nın oniki takipçisi ve dirilmiş Mesih’in göründüğü ve O’nun tanıkları olma görevini verdiği diğerleri için kullanılmıştır (Gal 1:19, 1Ko 15:7). Pavlus, kendisinin bu seçilmiş gruba dahil olduğunu deklare etmektedir.


Pavlus’un elçiliğinin insandan kaynaklandığı yönündeki iddiaları güçlü bir şekilde inkâr etmesi gerçeği, Galatya’daki bazılarının onun elçisel yetkisini baltalamaya çalıştıklarının bir göstergesidir. Neden? Daha önce de gördüğümüz gibi, inanlı topluluğundan bazı kişiler, kurtuluşun yasanın işerini değil, sadece Mesih’e imanı temel aldığı yönündeki Pavlus’un mesajından hoşnut değillerdi. Onlar Pavlus’un Müjdesi’nin itaati baltaladığını düşünüyorlardı. Bu sorun yaratanlar çok zekiydi. Pavlus’un Müjde mesajının temelinin, onun elçilik yetkisiyle doğrudan bağlantılı olduğunu biliyorlardı (Yuhanna 3:34), ve bu yetkiye güçlü bir saldırı yapmaya karar vermişlerdi.


Ancak Pavlus’un elçiliğini direkt olarak inkâr etmemişler; sadece bunun gerçekten çok önemli olmadığını iddia etmişlerdi. Pavlus’un, İsa’nın orijinal takipçilerinden biri olmadığının olası olduğunu ima etmişler; böylece onun yetkisi Allah’tan değil insanlardan—belki de Antakya’da Pavlus ve Barnaba’yı görevlendirmiş olan inanlı topluluğu liderlerinden gelmekteydi (Elç 13:1–3). Veya belki de sadece ilk yerde Pavlus’u vaftiz eden Hananya’dan kaynaklanmaktaydı (Elç 9:10–18). Onların düşüncelerine göre Pavlus sadece Antakyalı veya Şamlı bir haberciydi—başka bir şey değil! Sonuç olarak onun mesajının Allah’ın Söz’ü değil, sadece kendi fikirleri olduğunu iddia etmişlerdi.


Pavlus bu iddiaların yarattığı tehlikeyi fark etmiş ve acilen kendisine Allah tarafından verilen elçiliğini savunmuştu.


Günümüzde kendi inanlı topluluğu sınırlarımız içerisinde hangi zekice yollarla Kutsal Yazı’nın otoritesi sarsılmaya çalışılıyor? Bu meydan okumayı nasıl fark edebiliriz? Daha da önemlisi, bunlar Kutsal Kitap’ın yetkisine ilişkin (belki) senin düşüncelerini nasıl etkiledi?


PAZARTESI


Temmuz 4


Pavlus’un Müjdesi


Kendi elçiliğine ek olarak, Pavlus Galatyalılar’a yaptığı açılış selamında başka neleri vurgulamaktadır? Gal 1:3–5’i, Ef 1:2, Flp 1:2, ve Kol 1:2 ile karş.


Pavlus’un mektuplarının eşsiz özelliklerinden biri de selamlamada lütuf ve esenlik sözcüklerini ilişkilendirme tarzıdır. Bu iki sözcüğün kombinasyonu, Grek ve Yahudi dünyasında en karakteristik selamlama şekillerinin bir modifiyesidir. Grek yazarlar “Selamlar” (chairein) diye yazarken, Pavlus Grekçe’de benzer bir ses yapısına sahip olan “Lütuf” (charis) sözcüğünü kullanmaktadır. Pavlus buraya tipik bir Yahudi selamı olan “Esenlik” sözcüğünü eklemiştir.


Bu iki sözcüğün kombinasyonu laf olsun diye yapılmamıştır. Tam tersine sözcükler aslında müjdenin mesajını tarif etmektedir. (Aslında Pavlus bu iki sözcüğü Yeni Ahit’te diğer yazarlardan daha fazla kullanmıştır.) Lütuf ve esenlik, Pavlus’tan değil, Baba Tanrı’dan ve Rab İsa Mesih’tendir.


Galatyalılar 1:1–6’da Pavlus müjdenin hangi yönlerini dahil etmektedir?


Pavlus’un açılış selamında müjdenin doğasını açıklamak için az bir yeri olsa da, müjdenin özünü sadece birkaç kısa ayetle ustaca tarif etmiştir. Müjdenin dayandığı merkezî gerçek nedir? Pavlus’a göre, rakiplerinin alkışladığı yasaya uygunluğumuz değildir. Tam tersine müjde, tamamen çarmıhta Mesih’in bizler için ölümüyle ve ölümden dirilişiyle gerçekleştirdiği şeye dayalıdır. Mesih’in ölümü ve dirilişi bizim kendimiz için hiçbir zaman yapamayacağımız bir şeydir. Bunlar günahın ve ölümün gücünü kırmış, O’nun takipçilerinin birçoğunu korku ve esarete bağımlı kılan kötünün kudretinden özgür kılmıştır.


Pavlus’un Allah’ın bizler için Mesih’te yarattığı harika lütuf ve esenlik haberlerinde yansıttığı gibi, 5. ayette gördüğümüz spontane şükür duasını etmiştir.


Pavlus’un Galatyalılar 1:1–5’de kullandığı sözleri göz önüne alarak, müjdeden ne anladığını yaz. Yazdıklarını Sebt Günü arkadaşlarınla paylaş.


SALI


Temmuz 5


Başka Müjde Yok


Pavlus’un mektuplarındaki açılış selamından sonra ne gelmektedir? Galatyalılar’ın diğerlerinden farkı nedir? Gal 1:6’yı, Rom 1:8, 1Ko 1:4, Flp 1:3 ve 1Se 1:2 ile karş.


Pavlus inanlı topluluklarına yazdığı mektuplarda her türlü yerel meseleleri ve sorunları dile getirse de, açılış selamını okuyucularının imanı için bir duayla veya Allah’a şükür sözleriyle devam ettirmeyi bir alışkanlık haline getirmiştir. Bunu, her türden tartışma yaratan davranışlarla mücadele eden Korintliler’e yazdığı mektuplarında bile yapmıştır (1Ko 1:4 ve 5:1 ile karş.). Galatya’daki durum o kadar bozuktur ki, Pavlus şükran duasını büsbütün atlamış ve konuya gelmiştir.


Galatya’da meydana gelenler konusunda, Pavlus endişesini ortaya koymak adına ne gibi sert sözler kullanmıştı? Gal 1:6–9, 5:12’yi okuyun.


Pavlus Galatyalılar’a karşı suçlamasında hiçbir sözünü esirgememişti. Onları Hıristiyanlığa ihanet etmekle suçlamıştır. Aslında 6. ayette gördüğümüz dönmek sözcüğü, çoğunlukla askerlikten kaçarak ülkelerine sadakatsizlik yapan askerler için kullanılmaktadır. Dinî anlamda Pavlus, Galatyalılar’ın Allah’a sırtını dönen dönekler olduğunu ifade etmişti.


Galatyalılar nasıl Allah’ı terk etmişlerdi? Başka müjdelere yönelerek. Pavlus birden fazla müjde olduğunu söylemiyor, ancak inanlı topluluğunda Mesih’e imanın yeterli olmadığını öğreten (Elç 15:1–5) bazı kişilerin sanki başkası varmış gibi davrandıklarını söylemektedir. Pavlus müjdenin bu şekilde çarpıtılmasından dolayı o kadar üzülmüştür ki, farklı bir müjdeyi vaaz edenin Allah’ın lanetine uğramasını arzu etmektedir! (Gal 1:8). Pavlus bu konuda o kadar katıdır ki, aynı şeyi iki kez vurgulamak zorunda kalmıştır (Gal 1:9).


Bugün kendi inanlı topluluğumuzda bile (bazı yerlerde) doktrin üzerine deneyimlerin vurgulanması eğilimi vardır. En önemli şey (bize söylenen) kendi tecrübemizdir, Allah ile olan ilişkimizdir. Deneyim ne kadar önemli olsa da, burada Pavlus’un yazısı bizlere doğru doktrinin önemi konusunda ne öğretmektedir?


ÇARŞAMBA


Temmuz 6


Pavlus’un Müjdesinin Kökeni


Galatya’da sorun çıkaranlar, Pavlus’un müjdesinin aslında başkalarının onayını elde etmek için kendi arzusundan kaynaklandığını iddia etmişlerdi. Sadece insanları hoşnut etmek isteseydi, Pavlus mektubunda farklı olarak ne yazardı? Gal 1:6–9, 11–24’ü göz önüne alın.


Pavlus neden diğer uluslardan imana gelenlerin de sünnet edilmesini talep etmedi? Pavlus’un muhalifleri, onun bedeli ne olursa olsun dönüşüm istediğini iddia etmişlerdi. Belki de onlar, Pavlus’un diğer uluslardan olanların sünnetten çekindiklerini bildiğinden, sünnet şartını talep etmediğini düşünüyorlardı. O insanları hoşnut eden biriydi! Bu tür iddialara yanıt olarak, Pavlus muhaliflerine 8. ve 9. ayetlerdeki sert sözlerle karşılık vermektedir. Eğer istediği tek şey insanları hoşnut etmek olsaydı, mutlaka farklı şekilde yanıt verirdi.


Pavlus neden insanları hoşnut etmeye çabalayarak Mesih’in takipçisi olmanın imkânsız olduğunu söylüyor?


Pavlus 11. ve 12. ayetlerde müjdeyi ve yetkiyi doğrudan doğruya Allah’tan aldığını ifade ettikten sonra, 13–24 ayetlerdeki sözleri ne anlam taşıyor?


13–24 ayetler, onun dönüşümünden önce (13, 14. ayetler), dönüşümü esnasında (15, 16. ayetler) ve daha sonrasında (16–24 ayetler) otobiyografik bir anlatımla Pavlus’un durumunu ortaya koymaktadır. Pavlus bu olayların her birini oluşturan koşulların, onun müjdeyi Allah’tan başka birinden almasını kesinlikle olanaksız kıldığını iddia etmektedir. Pavlus öylece oturup, başkalarının onun çağrısını sorgulayarak mesajını hor görmesine izin vermemişti. Kendisine ne olduğunu biliyordu, neyi öğretmeye çağrıldığını biliyordu ve bedeli ne olursa olsun onu yapacaktı.


Mesih’e çağrıldığından ne kadar eminsin? Allah’ın senden yapmanı istediği çağrıdan nasıl emin olabilirsin? Aynı zamanda çağrından emin olsan bile, neden başkalarının da nasihatini dinlemeyi öğrenmelisin?


PERŞEMBE


Temmuz 7


EK ÇALIŞMA: “Hemen hemen her kilisede doğuştan Yahudi olan üyeler vardı. Bu kimselere Yahudi öğretmenler kolayca yaklaşıyorlardı ve onlar aracılığıyla kiliselerde kendilerine dayanak noktası sağlıyorlardı. Yazınsal iddialarla Pavlus’un öğrettiği doktrinleri çökertmek olanaksızdı; böylece en ahlâksız ölçekte onun etkisini yıpratmaya ve yetkisini zayıflatmaya çalıştılar. Onun İsa’nın elçisi olmadığını ve O’nun tarafından görevlendirilmediğini; aksine Petrus, Yakup ve diğer elçilerin öğretilerine karşı olan doktrinleri öğrettiğini iddia ettiler…


“Kötülüğün bu kiliseleri çabucak mahvetmek için tehdit ettiğini gördüğünde Pavlus’un ruhu altüst oldu. Derhal Galatyalılar’a mektup yazarak, onların yanlış teorilerini açığa vurdu ve imandan çıkmış olanları çok sert bir şekilde azarladı.”—Ellen G. White, Sketches From the Life of Paul, S. 188, 189.


TARTIŞMA SORULARI:


Grubunuzda müjdeden ne anladığınız yolundaki açıklamaları okuyun. Birbirinizin yazılarından ne öğrenebilirsiniz?


Pavlus Galatyalılar’ı selamladıktan sonra İsa’nın ölümünün belirli bir nedenle olduğunu belirtiyor. Bu neden neydi ve bugün bizler için ne gibi bir anlamı vardır?


Galatyalılar 1:14’de Pavlus atalarının geleneklerini savunmakta çok gayretli olduğunu söylemektedir. “Gelenek” derken, muhtemelen hem Ferisilerin sözlü geleneklerini hem de bizzat Eski Ahit’i kastetmiş olmalıydı. (Eğer varsa) geleneklerin imanımızdaki yeri nedir? Gelenek sorununa ilişkin Pavlus’un tecrübesi bugün için bizlere ne gibi bir uyarı sağlamaktadır?


Pavlus, kendisinden farklı şeye inananlara karşı neden “hoşgörüsüzdü?” Müjde konusunda farklı bir görüşe sahip olanlar hakkında yazdığı şeyleri yeniden okuyun. Günümüzde inanlı topluluğumuzda böyle sert ve uzlaşmasız bir duruş nasıl karşılanmalıdır?


ÖZET: Galatya’daki sahte öğretmenler, Pavlus’un hizmetini, onun elçiliğinin ve müjde mesajının Allah tarafından verilmediğini iddia ederek baltalamaya çalıştılar. Pavlus her iki iddiaya da Galatyalılar’a yazdığı mektuptaki açılış ayetlerinde karşılık verdi. Kurtuluşa giden sadece bir yol olduğunu cesurca ortaya koydu ve kendi dönüşümünün etrafında geçen olayları tarif ederek bu çağrı ve müjdenin sadece Allah tarafından olabileceğini bildirdi.


CUMA



*Temmuz 8–14


Müjde’nin Bütünlüğü




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal 2:1–14, 1Ko 1:10–13, Yar 17:1–21, Yuhanna 8:31–36, Kol 3:11.


HATIRLAMA METNİ: “Yürekten bir sevgi ve sevecenlik varsa, aynı düşüncede, sevgide, ruhta ve amaçta birleşerek sevincimi tamamlayın” (Filipililer 2:2).


Protestan reformcusu John Calvin, ihtilaf ve bölünmenin kiliseye karşı iblisin en büyük oyunu olduğuna inanıyordu ve Hıristiyanların tıpkı bir bela gibi parçalanmaktan kaçınmaları yolunda uyarmıştı.


Fakat birlik, gerçekten ödün verme pahasına korunmalı mıdır? Protestan reformunun babası olan Martin Luther, Worms meclisindeki duruşmaya çıktığında, birlik uğruna kurtuluşun sadece imanla olduğu görüşünü geri çektiğini hayal edin.


“Reformcu tek bir noktada boyun eğseydi, Şeytan ve O’nun güçleri zafer kazanacaktı. Ama Luther’in yılmayan kararlılığı kiliseyi özgürlüğe götüren yolu açtı.”—Ellen G. White, Büyük Mücadele, S. 93.


Galatyalılar 2:1–14’de, elçiyi bazı inananların ortadan kaldırmaya çalıştığı saldırıların ortasında, tüm gücüyle apostolik sınıfın birliğini korumaya çalıştığını görüyoruz. Ancak bu birlik Pavlus için ne kadar önemli olsa da, buna ulaşmak için müjde gerçeğinden taviz vermeyi reddetmektedir. Birlik içinde ayrılığa yer olsa da, bu süreçte müjdeden hiçbir zaman taviz verilmemelidir.


*15 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

Temmuz 9


Birliğin Önemi


1.Korintliler 1:10–13’ü okuyun. Bu pasaj, Pavlus’un inanlı topluluğundaki birliğe ne kadar önem verdiği konusunda ne söylüyor?


Bu müjdenin Allah tarafından verilmediği yolundaki iddiaları reddeden Pavlus, dikkatini Galatyalılar 2:1, 2’de kendisine karşı yapılan başka bir saldırıya çevirmektedir. Galatya’daki sahte öğretmenler, Pavlus’un müjdesinin Petrus ve diğer elçilerin öğrettikleriyle uyum içinde olmadığını iddia etmişlerdi. Onların dediğine göre Pavlus bir dönekti.


Bu suçlamaya yanıt olarak Pavlus dönüşümünden en az ondört yıl sonra Yeruşalim’e yaptığı bir seyahati nakletmektedir. Bu seyahatin tam olarak ne zaman yapıldığından emin olamasak da, eskiden yapılan hiçbir seyahat kolay bir mesele değildi. Eğer karadan gittiyse Antakya’dan Yeruşalim’e kadar beşyüz kilometrelik seyahat en azından üç hafta sürer ve beraberinde birçok güçlükleri ve tehlikeleri de getirirdi. Ancak bütün güçlüklere rağmen Pavlus bu seyahati yapmıştı, elçiler ona çağrı yaptığı için değil, Ruh öyle istediği için. Ve oradayken müjdesini elçilere sundu.


Neden bunu yaptı? Kuşkusuz öğrettiği şey konusunda şüphesi olduğundan dolayı değil. Onlardan bu tür bir teminat almasına ihtiyacı yoktu. Her şeyden evvel aynı müjdeyi ondört yıl boyunca zaten ilan etmişti. Onların iznine ve onayına ihtiyacı olmasa da, diğer elçilerin desteğine ve cesaretlendirmesine büyük değer veriyordu.


Bu nedenle onun mesajının farklı olduğu yolundaki suçlama, sadece Pavlus’a değil, elçilerin birliğine ve bizzat inanlı topluluğuna yapılmış olan bir saldırıydı. Apostolik birliği korumak hayatîydi, zira Pavlus’un diğer uluslardan olanlara yaptığı hizmet ile Yeruşalim’deki ana kilise arasındaki bölünmenin neticeleri korkunç olabilirdi. Diğer uluslardan olanlar ile Yahudi Hıristiyanlar arasında paydaşlık olmasaydı, “Mesih bölünmüş olur ve Pavlus’un diğer uluslardan olanlara müjdeyi götürmek için sarf ettiği ve sarf etmeyi umduğu bütün enerji boşa gitmiş olurdu.”—F. F. Bruce, The Epistle to the Galatians (Grand Rapids, Mich.: William B. Eerdmans Publishing Company, 1982), S. 111.


Günümüzde inanlı topluluğunun birliğini tehdit eden meselelerden bazıları nelerdir? Daha da önemlisi, bunları tanımladıktan sonra bunlarla nasıl başa çıkabiliriz? Bizzat birlikten daha önemli meseleler nelerdir?


PAZAR


Temmuz 10


Sünnet ve Sahte Kardeşler


Sünnet neden Pavlus ile bazı Yahudi Hıristiyanlar arasında ihtilaf kaynağı olmuştu? Bkz. Yar 17:1–22; Gal 2:3–5; 5:2, 6; Elç 15:1, 5. Bazılarının, diğer uluslardan olan inanlıların bile böyle bir şeye katlanmaları gerektiğini düşündüklerini anlamak neden zor değildir?


Sünnet, Allah’ın Yahudi ulusunun babası olan İbrahim ile tesis ettiği antlaşma ilişkisinin simgesiydi. Sünnet sadece İbrahim’in erkek olan nesli için gerekiyor olsa da, herkes Allah ile antlaşma ilişkisine davet edilmişti. Sünnetin işareti İbrahim’e Yaratılış 17’de verilmişti. Bu, bir oğul sahibi olarak Allah’ın vaadini gerçekleştirmesine yardımcı olmak için İbrahim’in talihsiz teşebbüsünden sonra—Karısının Mısırlı kölesinden bir çocuk yapma—meydana gelmişti.


Sünnet antlaşmaya uygun bir simgeydi. İnsanların tasarladığı en iyi planların, hiçbir zaman Allah’ın bizzat vaat ettiklerini gerçekleştiremeyeceğinin bir hatırlatıcısıydı. Harici bir sünnet, yüreğin sünnetinin bir sembolü olmalıydı (Yas 10:16, 30:6, Yer 4:4, Rom 2:29). Bu, kendimize güvenmekten sıyrılarak, bunun yerine Allah’a sadık bir şekilde dayanmayı temsil etmektedir.


Ancak Pavlus’un zamanında sünnet, asıl simgelemesi gereken şey değil, ulusal ve dinî kimliğin çok takdir edilen bir işareti haline gelmişti. İsa’nın doğumundan yaklaşık yüzelli yıl önce bazı ateşli vatanseverler, sadece Filist’teki sünnet olmamış Yahudiler’i sünnet olmaya zorlamakla kalmamış, aynı zamanda çevrelerindeki uluslarda kendi yargılama yetkisi altında yaşayan tüm erkeklerden de bunu talep etmişlerdi. Hatta bazıları sünnetin kurtuluş için bir pasaport olduğuna inanıyordu. Bu, eski vecizelerde de açıkça görülmektedir, “Sünnet olan erkekler cehenneme gitmezler.”—C. E. B. Cranfield, A Critical and Exegetical Commentary on the Epistle to the Romans (Edinburgh: T. & T. Clark Ltd., 1975), S. 172.


Pavlus’un bizzat sünnete karşı olduğunu zannetmek yanlış olurdu. Pavlus, diğer uluslardan olanların da sünnet olması gerektiğine itiraz etmekteydi. Sahte öğretmenler şöyle diyordu: “Musa’nın geleneği uyarınca sünnet olmadıkça, kurtulamazsın” (Elç 15:1). O halde mesele gerçekten sünnet konusunda değil, kurtuluş konusundaydı. Kurtuluş ya sadece Mesih’e imanla olur, ya da insanın itaat etmesi aracılığıyla kazandığı bir şeydir.


Belki sünnet bugün için bir mesele değil. Ancak (eğer varsa) inanlı topluluğu olarak, bu meseleye paralel ne gibi sorunlarla mücadele ediyoruz?


PAZARTESI


Temmuz 11


Farklılıkta Birlik


Galatyalılar 2:1–10’u okuyun. Pavlus şöyle diyor, “İsa Mesih’te sahip olduğumuz özgürlüğü el altından öğrenmek ve böylece bizi köleleştirmek için gizlice aramıza sızan sahte kardeşler vardı” (Gal 2:4). Hıristiyanlar neyden özgürdürler? Yuhanna 8:31–36; Rom 6:6, 7; 8:2, 3; Gal 3:23–25; 4:7, 8; İbr 2:14, 15’i okuyun. Kendimiz için bu özgürlük gerçeğini nasıl tecrübe ediniyoruz?


İman yaşamımızın bir ifadesi olan özgürlük, Pavlus için önemli bir kavramdır. O, bu sözcüğü Yeni Ahit’te diğer yazarlardan daha sık kullanmıştır ve Galatyalılar kitabında özgür ve özgürlük sözcükleri sayısız kez karşımıza çıkmaktadır. Ancak özgürlük, Mesih inanlıları için Mesih’te özgürlük demektir. Allah’a engellenmemiş bir şekilde adanan bir yaşam fırsatıdır. Günahkâr doğamızın arzularının getirdiği kölelikten özgürlüğü (Rom 6), yasanın suçlamasından özgürlüğü (Rom 8:1, 2) ve ölümün gücünden özgürlüğü (1Ko 15:55) kapsar.


Elçiler Pavlus’un, “Müjde’yi sünnetlilere bildirme işi nasıl Petrus’a verildiyse, sünnetsizlere bildirme işinin de bana verildiğini gördüler” (Gal 2:7) ifadesini onayladılar. Bu ifade, inanlı topluluğu içerisinde birliğin ve ayrılığın doğası hakkında ne söylemektedir?


Elçiler, tıpkı Petrus’un Yahudilere vaaz etmesi gibi, Allah’ın Pavlus’u da müjdeyi diğer uluslara vaaz etmesi için çağırdığını onaylamışlardı. Her iki durumda da müjde aynıydı, fakat sunulma tarzı, elçilerin ulaşmaya çalıştığı insanlara bağlıydı. Bu ayetteki ima şuydu, “önemli olan tek ve aynı formülün farklı şekilde duyulduğunu, farklı sosyal ve kültürel bağlamlarda, farklı bir itici gücü olduğunu kabul etmektir... İşte Hıristiyan birliğinin temel aldığı birlik tam olarak budur, farklılıkta birlik.”—James D. G. Dunn, The Epistle to the Galatians (Peabody, Mass.: Hendrickson Publishers, Inc., 1993), S. 106.


“Konforlu” olmayan müjdeci ve tanıklık metotlarına ne kadar açık olmalıyız? Seni sıkıntıya sokan müjdecilik formları var mı? Eğer varsa, bunlar nelerdir, neden seni sıkıntıya sokuyorlar ve bu şeylere karşı daha açık fikirli olman gerekir mi?


SALI


Temmuz 12


Antakya’daki Yüzleşme (Gal 2:11–13)


Pavlus’un Yeruşalim’deki konsültasyonundan bir süre sonra, Petrus da diğer uluslardan oluşan inanlı topluluğunun ilk yeri ve Elçilerin İşleri’nde anılan Pavlus’un dinî aktivitelerinin merkezi olan Antakya’ya bir ziyaret yaptı. Oradayken Petrus diğer uluslardan olan Mesih imanlılarıyla birlikte serbestçe yemek yedi, fakat Yakup’un yanından bazı Yahudi Hıristiyanlar geldiğinde—onların ne düşüneceklerinden korkarak—Petrus davranışlarını tamamen değiştirdi.


Petrus neden ne yapması gerektiğini bilmeliydi? Gal 2:11–13 ve Elç 10:28’i karş. Onun bu davranışı, bizlere kültürün ve geleneğin yaşamımızda ne kadar güçlü bir şekilde kökleşmiş olduğunu göstermesi açısından ne söylemektedir?


Bazıları yanlışlıkla Petrus’un ve diğer Yahudiler’in temiz ve murdar olan yiyecekler konusundaki Eski Ahit yasalarından vazgeçtiklerini zannettiler. Ancak durum öyle değildi. Eğer Petrus ve diğer tüm Yahudi Hıristiyanları, Yahudi yiyecek yasalarını terk etmiş olsalardı, inanlı topluluğunda büyük bir kargaşa olurdu. Böyle olmuş olsaydı buna dair bir kayıt olurdu, ama böyle bir şey yoktur. Bu daha çok diğer ulustan olan imanlılarla masa paydaşlığı meselesiymiş gibi gözükmektedir. Birçok Yahudi, diğer uluslardan olan imanlıların temiz olmadıklarını gördüklerinden, bazıları mümkün olduğunca onlarla sosyal ilişkilerden kaçınmak istemiş olabilir.


Petrus bu meseleyle bizzat kendisi de mücadele etmişti ve bu konuyu açıkça anlaması, sadece Allah’tan gelen bir görüm sayesinde olmuştu. Petrus bir Roma yüzbaşısı olan Kornelius’un evine geldikten sonra şöyle demişti, “Bir Yahudi’nin başka ulustan biriyle ilişki kurmasının, onu ziyaret etmesinin töremize aykırı olduğunu bilirsiniz. Oysa Tanrı bana, hiç kimseye bayağı ya da murdar dememem gerektiğini gösterdi” (Elç 10:28). Daha iyi bilmesine rağmen, kendi hemşerilerini kırmaktan o kadar korkmuştu ki, eski adetlere geri döndü. Bu da bizlere Petrus’un yaşamında kültür ve geleneklerin ne kadar kuvvetli bir etkisi olduğunu göstermektedir.


Ancak Pavlus, Petrus’un davranışını açığa vurmuştu: Galatyalılar 2:13’te kullanmış olduğu sözcük ikiyüzlülüktü. Barnaba bile “onların ikiyüzlülüğüne kapıldı” demektedir. Bir Allah adamından bir diğerine yapılan sert sözler.


İkiyüzlü olmak neden çok kolaydır? (Belki de başkalarının hatalarına bakarken kendi hatalarımızı görmemezlikten mi geliyor?) Kendi yaşamında ne gibi ikiyüzlülükler görüyorsun? Daha da önemlisi bunları nasıl tanıyabilir ve ortadan kaldırabilirsin?


ÇARŞAMBA


Temmuz 13


Pavlus’un Endişesi (Gal 2:14)


Antakya’daki durum gittikçe gerginleşmekteydi: İnanlı topluluğunun iki lideri olan Pavlus ve Petrus karşı karşıya gelmişlerdi. Ve Petrus’un davranışından ötürü açıkça yermek konusunda hiçbir şey Pavlus’a geri adım attıramazdı.


Pavlus’un herkesin önünde Petrus ile yüzleşmesinin nedeni neydi? Gal 2:11–14.


Pavlus’un da gördüğü gibi sorun, Petrus’un Yeruşalim’den gelen ziyaretçilerle yemek yemeye karar vermiş olması değildi. Konukseverlik konusunda eski gelenekler kuşkusuz çok gerekliydi.


Buradaki mesele “müjde gerçeğiydi.” Yani paydaşlık veya yeme alışkanlıklarıyla ilgili bir mesele değildi. Petrus’un davranışları gerçek anlamda müjdenin tüm mesajından taviz veriyordu.


Galatyalılar 3:28 ve Koloseliler 3:11’i okuyun. Bu ayetlerdeki gerçek, bizlere Pavlus’un sert tepkisini anlamamıza nasıl yardım etmektedir?


Pavlus’un Yeruşalim’de Petrus ve diğer elçilerle yaptığı toplantı boyunca, diğer uluslardan olanların öncelikle sünnet olmadan da Mesih’in bereketlerinden yararlanabilecekleri sonucuna vardılar. Petrus’un davranışı şimdi bu anlaşmayı riske sokmaktaydı. Bir zamanlar Yahudi Hıristiyanların ve diğer uluslardan olan imanlıların açık bir paydaşlıkla katıldıkları bir ortam yerine, şimdi cemaat ikiye bölünmüştü ve bu da gelecekte bölünmüş bir kilise olasılığını arttırıyordu.


Pavlus’un bakış açısından Petrus’un davranışı, diğer uluslardan olanların ikinci sınıf imanlılar olduğunu ima etmekteydi ve Pavlus, Petrus’un bu tavrının, tam bir paydaşlık tecrübesi istedikleri takdirde, onlar üzerinde bir baskı yaratacağına inanıyordu. Bu nedenle Pavlus şöyle demişti “Yahudi olduğun halde Yahudi gibi değil, öteki uluslardan biri gibi yaşıyorsun, nasıl olur da ulusları Yahudi gibi yaşamaya zorlarsın?” (Gal 2:14). “Yahudi gibi yaşamak” ifadesi daha doğru bir ifadeyle “yahudileşmek” olarak çevrilebilir. Bu deyim, “Yahudi yaşamına adapte olmak” anlamında genel bir ifadeydi. Havralara ve diğer Yahudi geleneklerine katılan diğer uluslardan olan imanlılar için kullanılmaktaydı. Ayrıca Pavlus’un sahte kardeşler olarak andığı Galatya’daki muhaliflerinin de “yahudileşmek” olarak sık sık ima ettikleri bir sebepti.


Petrus’un davranışı yeterince kötü değilmiş gibi, daha iyisini bilmesi gereken Barnaba da aynı şekilde ona kapılmıştı. “Akran baskısının” gücüne dair çok iyi bir örnek! Etrafımızdakilerin bizleri yanlış yola sürüklemesinden kendimizi nasıl koruyabiliriz?


PERŞEMBE


14 Nisan


EK ÇALIŞMA: Birlik ve bölünme konusunda daha fazla bilgi için Ellen G. White, “Investigation of New Light,” S. 45, 47, Counsels to Writers and Editors; “An Explanation of Early Statements,” S. 75, Selected Messages, Kitap 1; “Tactfulness,” S. 117–119, Gospel Workers; ve “Manuscript Release 898,” S. 1092, 1093, in 1888 Materials, Cilt 3 kitaplarını okuyun.


“En iyi adamlar bile, kendi başlarına bırakılacak olurlarsa büyük potlar kırarlar. İnsan faktörünün üzerine ne kadar fazla sorumluluk yüklenirse, emretme ve kontrol altında tutma pozisyonu ne kadar yüksek olursa, Rab’bin yolunu izlemediği takdirde, zihinleri ve kalpleri bozmada o kadar çok hasar yaratacaktır. Petrus Antakya’da doğruluk ilkelerine uymada başarısız olmuştu. Pavlus onun yıkıcı etkisine yüzyüze karşı koydu. Bu ders, başkaları da bundan yarar sağlasın diye yüksek pozisyonlardaki insanlara ciddi bir uyarı olsun, doğruluktan sapmasınlar ve ilkelere sadık kalsınlar diye kaydedildi.”—Ellen G. White Comments, The SDA Bible Commentary, Cilt 6, S. 1108.


TARTIŞMA SORULARI:


Çok az insan yüzleşmeden hoşlanır, fakat bazen gereklidir. İnanlı topluluğu hangi şartlarda yanlışları kınamalı ve düzeltmeyi kabul etmeyenleri disipline etmelidir?


Yedinci-Gün Adventistleri dünyada gelişirken, aynı zamanda gittikçe çeşitlilik de kazanmaktadır. Böyle bir çeşitlilikte inanlı topluluğu birliğini kaybetmemek için ne gibi adımlar atabilir? Aynı zamanda birliği korurken, aramızdaki kültürlerin ve geleneklerin çeşitliliğini kabul etmeyi ve hatta bundan zevk almayı nasıl öğrenebiliriz?


Müjdeyi farklı kültürlerde paylaşırken, değişmemesi gereken zarurî unsurlar nelerdir ve neler değişebilir? Kalması gereken ile eğer gerekli ise gitmesi gereken arasındaki ayrımı nasıl yapabiliriz?


ÖZET: Bazı Yahudi Hıristiyanların, diğer uluslardan olanların Mesih’in gerçek takipçileri olmaları için sünnet olmaları gerektiği yolundaki ısrarları, ilk inanlı topluluğunun birliğini ciddi şekilde tehdit ediyordu. Bu meselenin inanlı topluluğunu iki akıma bölmesine izin vermek yerine, kendi aralarında çatışmak yerine, Mesih’in bedeninin birlik içinde olması ve müjdenin gerçeğine sadık kalmasını temin etmek için elçiler hep birlikte çalışmıştı.


CUMA



*Temmuz 15–21


Sadece İmanla Aklanma




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal 2:15–21; Ef 2:12; Flp 3:9; Rom 3:10–20; Yar 15:5, 6; Rom 3:8.


HATIRLAMA METNİ: “Mesih’le birlikte çarmıha gerildim. Artık ben yaşamıyorum, Mesih bende yaşıyor. Şimdi bedende sürdürdüğüm yaşamı, beni seven ve benim için kendini feda eden Tanrı Oğlu’na imanla sürdürüyorum” (Galatyalılar 2:20).


Geçen hafta gördüğümüz gibi, Pavlus, Petrus’un savunduğu ve sergilediği iman arasındaki uyum eksikliğinden dolayı Antakya’da herkesin önünde Petrus ile karşı karşıya gelmişti. Petrus’un bundan böyle eski putperestlerle yemek yememe kararı, olsa olsa onları ikinci sınıf Hıristiyanlar yerine koyduğunu göstermekteydi. Onun bu davranışı, onların gerçekten Allah’ın ailesinin bir parçası olmak ve tüm paydaşlığın bereketlerinden faydalanmak istiyorlarsa, öncelikle sünnet geleneğine itaat etmeleri gerektiğini ima etmekteydi.


Bu gergin durumda aslında Pavlus, Petrus’a ne söylemişti? Bu haftaki çalışmamız, neler geçmiş olacağının bir özeti olacaktır. Bu pasaj, Yeni Ahit’teki en kısaltılmış üsluplardan bazılarını içermekte olup, oldukça önem taşımaktadır, zira hem müjdeyi anlayabilmemize, hem de Pavlus’un Galatyalılar’a yazdığı mektubun geri kalanını anlamamıza temel olabilecek sözcükler ve ifadeler sunmaktadır. Bu anahtar sözcükler aklanma, doğruluk, yasanın işleri, inanç ve yalnızca iman değil, aynı zamanda İsa’ya imanı içermektedir.


Bu ifadelerle Pavlus ne kastetmektedir ve bunlar bizlere kurtuluş planı hakkında ne öğretirler?


*22 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

Temmuz 16


“Aklanma” Sorusu (Gal 2:15, 16)


Galatyalılar 2:15’de, Pavlus şöyle yazmaktadır, “Doğuştan Yahudi olan bizler öteki uluslardan olan günahlılar değiliz”. Burada ne demek istiyor?


Pavlus’un sözleri, bağlamı içinde anlaşılmalıdır. Yahudi Hıristiyan kardeşlerini kendi tarafına çekme çabası içindeki Pavlus, onların da aynı fikirde olduğu bir konuyla başlamaktadır—Yahudiler ve diğer uluslardan olan imanlıların arasındaki geleneksel ayrımla. Yahudileri Allah seçmiş, onlara yasasını emanet etmiş ve onlar da O’nun ile antlaşma ilişkisi içinde olmanın yararlarından faydalanmışlardı. Buna karşın diğer uluslardan olan imanlılar günahkârdılar: Allah’ın yasası onların davranışlarını engellememişti ve onlar vaat antlaşmasının dışındaydılar (Ef 2:12, Rom 2:14). Öteki uluslardan olanlar açıkça “günahkâr” olarak adlandırılırken, Pavlus 16. ayette Yahudi Hıristiyanları, ruhsal imtiyazlarının onları Allah’ın önünde daha makbul yapmadığı konusunda uyarmaktadır, zira hiç kimse “yasanın gereklerini yaparak” aklanmaz.


Pavlus aklanmak sözcüğünü, Galatyalılar 2:16, 17’de dört kez kullanmaktadır. “Aklanmak” sözcüğüyle ne kastetmektedir? Çıkış 23:7 ve Yas 25:1’i göz önüne alın.


Aklamak fiili, Pavlus için anahtar bir terimdir. Yeni Ahit’te otuz dokuz kez geçmekte olup, bunlardan yirmi yedisi Pavlus’un mektuplarında yer almaktadır. Galatyalılar 2:16, 17’de geçen dört referans dahil olmak üzere, Galatyalılarda bu sözcüğü sekiz kez kullanmıştır. Aklanma yasal bir terim olup, mahkemelerde kullanılmaktadır. Yapılan suçlamalara karşı, kişinin masumiyeti kanıtlandığında geçerlilik kazanır. Suçlamanın karşıtıdır. Ek olarak, adil ve doğru sözcükleri aynı Grekçe sözcükten geldiği için, bir kişinin “aklanmış olması” o kişinin “doğru” olduğu anlamına da gelir. Bu nedenle aklanma, sadece af veya bağışlanmaktan daha fazla şeyi kapsar; kişinin doğru olduğunun pozitif yönde bir deklarasyonudur.


Ancak bazı Yahudi inananlar için, aklanma aynı zamanda bağlantısaldır. Allah ve O’nun antlaşmasıyla bağlantılıdır. “Aklanmış” olmak, aynı zamanda kişinin Allah’ın sözleşmeli topluluğunun, İbrahim’in ailesinin sadık üyesi olduğu anlamına gelmektedir.


Galatyalılar 2:15–17’yi okuyun. Pavlus burada sana ne söylüyor ve bu sözleri nasıl imanlı yaşantının bir parçası yapabilirsin?


PAZAR


Temmuz 17


Yasa’nın Gereklerini Yapmak


Pavlus, Galatyalılar 2:16’da üç kez kişinin “yasanın gereklerini” yaparak aklanmadığını söylemektedir. “Yasanın gereklerini yapmak” ifadesiyle ne söylemek istiyor? Şu ayetler (Gal 2:16, 17; 3:2, 5, 10; Rom 3:20, 28), bizlere bunu anlamamız konusunda nasıl yardımcı oluyor?


“Yasanın gereklerini yapmak” ifadesini anlamadan önce, Pavlus’un yasa sözcüğünden neyi kastetmiş olduğunu anlamamız gerekmektedir. Yasa sözcüğü (Grekçede nomos), Pavlus’un mektuplarında tam 121 kez geçmektedir. Allah’ın halkı için istemi, Musa’nın ilk beş kitabı, Eski Ahit’in tamamı ve hatta sadece genel ilkeler gibi çeşitli anlamlara gelebilir. Ancak Pavlus’un bunu kullanmasındaki başlıca kasıt, Allah’ın Musa aracılığıyla halkına vermiş olduğu tüm buyrukların bir koleksiyonu olmasıdır.


Bu nedenle “yasanın gereğini yapmak” ifadesi, ahlâki olsun, törensel olsun Allah’ın Musa aracılığıyla verdiği buyruklarda bulunan tüm koşulları içerir. Pavlus’un kastettiği şey, Allah’ın yasasını takip etmeye ve itaat etmeye çalışan biri ne kadar çabalarsa çabalasın, itaatimiz hiçbir zaman Allah’ın bizi aklamasına, O’nun huzurunda doğru olduğumuzu deklare etmesi için yeterli olamaz. Çünkü O’nun yasası hem düşüncede hem de eylemde kesin bir sadakati gerektirir—bazı zamanlar için değil her zaman için, sadece bazı buyrukları değil tüm buyrukları.


“Yasanın gereklerini yapmak” ifadesi, Eski Ahit’te ve Pavlus’un dışında Yeni Ahit’te geçmemesine rağmen, İsa’nın zamanında yaşamış olan Esseniler denilen bir grup Yahudi tarafından kopyalanan yazıların bir araya getirilmesinden oluşan Ölüdeniz Tomarları’nın 1947’de keşfedilmesiyle, onun anlamı konusunda şaşırtıcı bir onay su yüzüne çıkmıştır. İbranice yazılmış olsa da, tomarlardan birisi tam olarak bu ifadeyi içermektedir. Tomarın başlığı “Yasanın Önemli İşleri” olarak çevrilebilen, Miqsat Ma’as Ha-Torah’dır. Tomar, Yahudileri diğer uluslardan olanlardan ayıran birkaç husus dahil, kutsal şeyleri murdar etmekten korumak gibi birtakım dinî yasalardan bahsetmektedir. Sonunda yazar şöyle yazmaktadır, eğer bu “yasanın gerektirdiği işleri” takip edersen, Allah’ın huzurunda “doğru sayılacaksın.” Pavlus’un aksine, yazar okuyucusuna iman temelli değil, davranış temelli doğruluğu sunmaktadır.


Yaşantında Allah’ın yasasını ne kadar iyi tutuyorsun? Yasayı iyi bir şekilde tutman temelinde, Allah’ın önünde aklanmış olduğunu gerçekten hissediyor musun? (Bkz. Rom 3:10–20.) Eğer hissetmiyorsan neden ve yanıtın, Pavlus’un burada ne ima ettiğini anlamana nasıl yardımcı olabilir?


PAZARTESI


Temmuz 18


Aklanmamızın Temeli


“Öyle ki, Mesih’i kazanayım ve Kutsal Yasa’ya dayanan kişisel doğruluğa değil, Mesih’e iman etmekle kazanılan, iman sonucu Tanrı’dan gelen doğruluğa sahip olarak Mesih’te bulunayım” (Flp 3:9).


Yahudi Hıristiyanlarının, Mesih’e imanın önemli olmadığını telkin ettiği hükmüne varmamamız gerekir; her şeyden evvel onların hepsi de İsa’ya inanıyorlardı. Hepsinin de O’na imanı vardı. Ancak davranışları göstermekteydi ki, onlar imanın tek başına yeterli olmadığını düşünüyorlardı; sanki itaatimiz aklanma eylemine bir şey katacakmış gibi, itaatle desteklenmeliydi. Onların iddia ettiği aklanmaya, hem imanla hem de işlerle sahip olunabilirdi. Pavlus’un tekrar tekrar Mesih’teki imanı, yasaya dayalı imanla karşılaştırmasındaki tarz, onun bu tür bir “hem, hem de” türü yaklaşımına karşı sert muhalefetini göstermektedir. İman, sadece iman aklanmanın temelidir.


Pavlus için de iman basit bir soyut kavram değildir; o İsa ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. Aslında Galatyalılar 2:16’da iki kez tekrarlanan “Mesih’e iman” ifadesi, herhangi bir çevirinin gerçekten kapsadığından çok daha fazlasını ifade etmektedir. Grekçe ifadede, aslında İsa’nın “imanı” veya “doğruluğu” olarak yer almaktadır. Aslına uygun olan bu çeviri, Pavlus’un ifade ettiği, bizim yaptığımız yasanın gerekleri ile bizim adımıza Mesih’in gerçekleştirdiği, O’nun Kendi doğruluğu aracılığıyla (yani “İsa’nın doğruluğu”) bizler için yaptığı işleri kapsayan yasanın işleyişi arasındaki güçlü zıtlığı ortaya koymaktadır.


Sanki iman kendiliğinden övülmeye değermiş gibi, imanın bizzat aklanmaya katkı yapmadığını hatırlamak önemlidir. Aksine iman, Mesih’e tutunmamız ve böylece O’nun bizim adımıza işlemesidir. Bizler kendi imanımız temelinde aklanmayız, bilakis imanımız aracılığıyla kendimiz için talep ettiğimiz Mesih’in doğruluğunun temelinde aklanırız.


Mesih her bireyin yapmakta başarısız olduğu bir şeyi yaptı, o da şuydu: yaptığı her şeyde Allah’a sadık kalmak. Umudumuz Mesih’in doğruluğundadır, kendimizin değil. Bu, diğerleri yanında Protestan Reformu’nu tutuşturan büyük ve önemli bir gerçektir, Martin Luther yüzyıllar önce vaaz etmeye başladığında çok önemli olduğu gibi günümüzde de önemini koruyan bir gerçek.


Galatyalılar 2:16’ya ilişkin ilk Süryanice çeviri, Pavlus’un imasını en iyi şekilde nakletmektedir: “Bu yüzden insanın yasanın gereklerini yaparak değil, Mesih İsa’nın imanıyla aklandığını biliyoruz, ve bizler ona, Mesih İsa’ya inanıyoruz, yani onun imanı, Mesih’in imanıyla aklanabiliriz, yasanın gereklerini yapmaktan dolayı değil.”


Romalılar 3:22, 26; Galatyalılar 3:22; Efesliler 3:12; ve Filipililer 3:9’u okuyun. Bu ayetler ve yukarıda okuduklarımız, Mesih’in bizler için sadakatinin, O’nun Allah’a mükemmel itaatinin tek kurtuluşumuz olduğu hakkındaki muhteşem gerçeği anlamamıza nasıl yardımcı olabilir?


SALI


Temmuz 19


İmana İtaat


Pavlus, imanın Hıristiyan bir yaşam için kesinlikle temel olduğunu ortaya koymuştur. Bu, Mesih’te sahip olduğumuz vaatlere tutunabileceğimiz bir araçtır. Fakat iman tam olarak nedir? Neyi kapsar?


Şu ayetler bizlere imanın kaynağı hakkında ne öğretir? Yar 15:5, 6; Yuhanna 3:14–16; 2Ko 5:14, 15; Gal 5:6.


İçten bir dinî iman, her zaman Allah’a verilen bir yanıttır. İman, Allah talep ettiği için insanların günün birinde sahip olmaya karar verdiği bir tür his veya davranış değildir. Tam tersine gerçek iman, Allah’ın iyiliğine karşılık şükran ve sevgi hisleriyle etkilenmiş bir kalpten kaynaklanır. Bu yüzden Kutsal Kitap imandan bahsederken, bu iman her zaman Allah’ın aldığı inisiyatifi takip eder. Örneğin İbrahim olayında, iman Allah’ın yaptığı vaatlere onun vermiş olduğu bir yanıt iken (Yar 15:5, 6), Yeni Ahit’te Pavlus, imanın Mesih’in çarmıhta bizler için yaptığı şeyi fark etmemizden kaynaklandığını söylemektedir.


Eğer iman Allah’a verilen bir yanıt ise, bu yanıt neyi içermelidir? İmanın tabiatı konusunda şu ayetleri göz önüne alın. Yuhanna 8:32, 36; Elç 10:43; Rom 1:5, 8; 6:17; İbr 11:6; Yakup 2:19.


Birçok insan imanı “inanç” olarak tarif eder. Bu tarif sorunludur, zira Grekçe’de “iman” için kullanılan sözcük, “inanmak” fiilinden gelen bir isim biçimidir. Bir biçimi tarif etmek için bir diğerini kullanmak, sanki “iman, inanmaktır” demek gibi olur. Bize hiçbir şey söylemez.


Kutsal Yazı’yı dikkatli bir araştırma, imanın sadece Allah hakkında bilgiyi değil, aynı zamanda bu bilginin zihinsel uygunluğunu veya kabulünü de içerdiğini ortaya koyar. Bu, Allah hakkında kesin bir betimlemeye sahip olmanın neden çok önemli olduğunun bir gerekçesidir. Allah’ın karakteri hakkındaki çarpık fikirler, aslında imana sahip olmayı daha da zorlaştırabilir. Fakat müjdeyi zihinsel olarak onaylamak yeterli değildir, zira bu duyguyla “iblisler bile inanır.” Gerçek iman aynı zamanda bireylerin yaşam tarzlarını da etkiler. Romalılar 1:5’de, Pavlus “imana itaat” hakkında yazmaktadır. Pavlus, itaatin iman ile aynı olduğunu söylemiyor. Gerçek imanın, kişinin sadece zihnini değil, tüm yaşamını etkilediğini ifade etmektedir. Sadece kurallardan oluşan bir listeye karşılık, Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih’e adanmayı içermektedir. İman, ne yaptığımız ve nasıl yaşadığımız kadar, kime güvendiğimiz ve inandığımız ile ilgilidir.


ÇARŞAMBA


Temmuz 20


İman Günahı Destekler mi?


Pavlus’a karşı yapılan ana suçlamalardan birisi de onun sadece imanla aklanma müjdesinin, insanları günah işlemeye teşvik etmesiydi (Bkz. Rom 3:8, 6:1). Hiç şüphesiz suçlayanların mantığına göre, eğer insanların Allah tarafından kabul edilmek için yasayı tutmaları gerekmiyorsa, nasıl yaşamaları gerektiği konusunda neden endişelensinlerdi ki? Luther de benzer suçlamalarla karşılaşmıştı.


Sadece imanla aklanma doktrininin, günahkâr davranışları teşvik ettiğine yönelik suçlamaya Pavlus’un yanıtı neydi? Gal 2:17, 18.


Pavlus, rakiplerinin suçlamalarına mümkün olan en sert ifadeyle yanıt vermişti: “Allah yasaklar!” Kişinin Mesih’e geldikten sonra günaha düşmesi mümkün olsa da, sorumluluk kesinlikle Mesih’e ait olamaz. Eğer yasayı çiğnediysek bunun sorumlusu da elbette bizden başkası olamaz.


Pavlus, İsa Mesih’le olan birliğini nasıl tarif etmişti? Bu yanıt, hasımları tarafından iddia edilen itirazları hangi tarzda çürütmekteydi? Gal 2:19–21.


Pavlus hasımlarının düşüncesini gayet mantıksız buluyordu. İmanla Mesih’i kabul etmek, değersiz bir şey değildi; kişinin yaşamında gerçek bir değişiklik olmasa da, Allah’ın kişiyi doğru saydığı sahte bir göksel oyun değildi. Tam tersine imanla Mesih’i kabul etmek oldukça radikaldir. Mesih ile—hem ölümü hem de dirilişi ile—tam bir birliği gerektirir. Ruhsal açıdan söylersek, Pavlus bizim Mesih ile çarmıha gerildiğimizi ve bencillikten kaynaklanan tüm günahkâr yollarımızın sona erdiğini söylemektedir (Rom 6:5–14). Geçmiş ile bağlarımızı radikal bir şekilde kesmiş oluruz. Artık her şey yenidir (2Ko 5:17). Ayrıca Mesih’te yeni bir yaşama diriliriz. Dirilmiş Mesih içimizde yaşar, bizleri günbegün daha çok Kendisine benzetir. Bu nedenle Mesih’te iman günah için bir bahane değil, bilakis yasayı temel alan bir dinde bulunana kıyasla, Mesih ile daha derin, daha zengin bir ilişkiye çağrıdır.


Yasanın işlevi olmaksızın, sadece imanla kurtuluş kavramı hakkında ne düşünüyorsun? Örneğin belki seni biraz ürkütüyor mu, günah için bir bahane olduğunu mu düşünmeye sevk ediyor—yoksa bununla mutlu musun? Yanıtın, kurtuluş anlayışın hakkında ne söylüyor?


PERŞEMBE


Temmuz 21


EK ÇALIŞMA: “İnsanların imanla aklanma konusundaki yanlış düşüncelerine ve alaylarına yönelik tehlike bana tekrar tekrar sergilendi. Bu konuda Şeytan’ın özel bir tarzla akılları karıştırmak için çalıştığı yıllarca bana gösterildi. Allah’ın yasası üzerinde geniş çapta kafa yoruldu ve Kayin’in sunusu gibi, İsa Mesih bilgisinden ve O’nun yasayla bağlantısından oldukça yoksun bir şekilde topluluğa sunuldu. Yöneticilerin kalplere ulaşmak için yanlış hareket etmesinden dolayı kurtuluş hakkında karışık, yalan yanlış düşüncelerle birçoklarının imanının engellendiğini gördüm. Yıllarca kafamı kurcalayan düşünce, Mesih’in atfedilen doğruluğu oldu...


“Düşmüş insanın kendi iyi işlerine değer vermesinin olanaksızlığı hususunda, zihinlerde daha ciddi düşünülmesi, daha sık tekrarlanması veya daha sağlam tesis edilmesi gereken başka bir husus yoktur. Kurtuluş sadece İsa Mesih’e imanla olur.”—Ellen G. White, Faith and Works, S. 18, 19.


“Yasa doğruluğu talep eder ve bu günahkâra yasayla borçlandırılır; fakat o bunu iade etmekten acizdir. Onun doğruluğa erişmesinin tek yolu iman aracılığıyladır. İmanla Allah’a Mesih’in erdemlerini getirebilir ve Rab, Oğlu’nun itaatini günahkârın hesabına yerleştirir. Mesih’in doğruluğu insanın başarısızlığının yerine kabul edilir ve Allah tövbekâr, inançlı ruhu kabul eder, bağışlar, aklar, ona sanki doğruymuş gibi davranır ve onu sanki Oğlu’nu severmiş gibi sever.”—Ellen G. White, Selected Messages, Kitap 1, S. 367.


TARTIŞMA SORULARI:


Yukarıda alıntısı yapılan ilk pasajda Ellen G. White başka hiçbir hususun, imanla aklanmaktan daha çok vurgulanmaması gerektiğini söylüyor. Grup olarak yüzyıldan fazla bir zaman önce yazdığı bu yorumunun bugün bizler için uygulanabilir olup olmadığını ve mümkünse nedenini tartışın.


Protestan Reformu’nu ve Luther’i düşünün. Zaman, yer ve şartlar farklı olsa da, Pavlus’un burada sergilediği gerçek, neden milyonlarca kişiyi Roma’nın ruhsal bağlarından özgür kılan çok önemli bir faktördü?


ÖZET: Antakya’da Petrus’un davranışı, eskiden putperest olanların önce sünnet olmadan gerçek Hıristiyan olamayacaklarını öne sürmekteydi. Pavlus böyle bir düşüncenin yanlışlığına işaret etmişti. Allah o kişinin davranışlarına bakarak hiç kimsenin doğru olduğunu ileri süremez, zira en iyi insan bile mükemmel değildir. Sadece Allah’ın bizler için Mesih’te yaptığı şeyi kabul etmekle, günahkârlar O’nun nazarında aklanabilirler.


CUMA


*Temmuz 22–28


Eski Ahit İmanı




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal 3:1–14, Rom 1:2, 4:3, Yar 15:6, 12:1–3, Lev 17:11, 2Ko 5:21.


HATIRLAMA METNİ: “Mesih bizim için lanetlenerek bizi Yasa’nın lanetinden kurtardı. Çünkü, ‘Ağaç üzerine asılan herkes lanetlidir’ diye yazılmıştır” (Galatyalılar 3:13).


Küçük çocuk, oyuncak küçük bir kayık yaptı, her tarafını boyadı ve güzelce ayarladı. Bir gün birisi onun bu kayığını çaldı ve çocuk buna çok üzüldü. Günün birinde bir rehine dükkanının önünden geçerken vitrinde kayığını gördü. Sevinerek rehineciye girdi ve ‘Bu benim küçük kayığım’ dedi. ‘Hayır,’ dedi rehineci, ‘O benim, zira onu satın aldım.’ ‘Evet’ dedi çocuk, ‘ama o benim, zira onu ben yaptım.’ Rehineci ona ‘Pekala’ dedi, ‘eğer bana iki dolar ödersen senin olabilir.’ Bu tek bir kuruşu olmayan bir çocuk için çok paraydı. Ancak ne olursa olsun, ona sahip olmaya kararlıydı; böylece çimleri biçti, her çeşit ev işi yaptı ve pek yakında paraya sahip oldu.


“Koşarak dükkana gitti ve şöyle dedi, ‘Kayığımı istiyorum.’ Parayı ödedi ve kayığını aldı. Kayığı kollarına aldı, kucaklayarak öptü ve şöyle dedi, ‘Sevgili küçük kayığım, Seni seviyorum. Sen benimsin. Sen iki kez benimsin. Seni ben yaptım ve şimdi seni ben satın aldım.’


“Aynı şey bizim için de geçerlidir. Bizler bir anlamda iki kez Rab’be aidiz. O bizleri yarattı ve bizler iblisin rehine dükkanına satıldık. Sonra İsa geldi ve korkunç bir bedelle bizleri satın aldı—ne gümüşle, ne altınla, ama O’nun değerli kanıyla. Bizler yaratılış ve kurtuluş sayesinde Rab’be aidiz.”—William Moses Tidwell, Pointed Illustrations (Kansas City, Mo.: Beacon Hill Press, 1951) S. 97.


*29 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. DERS

Temmuz 23


Akılsız Galatyalılar


Galatyalılar 3:1–5’i okuyun. Aşağıya Pavlus’un onlara ne söylediğini özetleyin. Hangi anlamda bizler de doğru olarak başlayıp, sonra da aynı kuralcılık tuzağına düşme tehlikesine kapılabiliriz?


Birkaç modern çeviri, Pavlus’un 1. ayette geçen “akılsız” Galatyalılar hakkındaki sözlerinin ruhunu yakalamaya çalışmıştır. Pavlus’un Grekçe olarak kullandığı asıl ifade, bundan daha serttir. Burada kullanılan sözcük anoetoi’dur ve akıl (nous) sözcüğünden türetilmiştir. Aslında “aptal” anlamına gelmektedir. Galatyalılar düşüncesizdirler. Pavlus burada durmuyor; böyle aptalca davrandıkları için onları hangi büyücünün büyülediğine şaşırıyor. “Sizi kim büyüledi?” Burada onun böyle sözcükler seçmesi, onların bu davranışları sergilemelerinin altında Şeytan’ın yattığını telkin etmektedir (2Ko 4:4).


Pavlus’u, Galatyalılar’ın müjde konusundaki ikiyüzlülüğüne bu denli şaşırtan şey, onların kurtuluşun Mesih’in Çarmıhından kaynaklandığını biliyor olmalarıydı. Bu onların gözden kaçırdıkları bir şey değildi. Galatyalılar 3:1’deki “tasvir edilmek” veya “ortaya konulmak” sözcüğü, aslında “afişe edilmek” veya “boyanmak” anlamına gelmektedir. Tüm umumî ilanları tarif etmekte kullanılmaktaydı. Pavlus, aslında Galatyalılar’ın akıl gözüyle gördükleri Mesih’in çarmıha gerilişinin, vaazının merkezî bir parçası olduğunu söylemektedir (1Ko 1:23, 2:2). Pavlus, bir anlamda onların davranışlarıyla Çarmıh’tan yüz çevirdiklerini söylemekteydi.


Pavlus sonra Galatyalılar’ın o anki durumunu, Mesih’te daha önce nasıl imana geldikleriyle kıyaslamaktadır. Bunu da onlara bazı oturaklı sorular sorarak yapmıştı. Ruh’u nasıl almışlardı, yani nasıl ilk kez Mesih inanlısı olmuşlardı? Ve biraz farklı bir perspektiften bakacak olursak, Allah neden Ruh’u vermişti? Bunu hakettikleri için mi? Kesinlikle değil! Tam tersine, zaten Mesih’in onlar için yapmış olduğu şey hakkındaki iyi habere inandıkları için. Böyle iyi bir başlangıca sahip olduklarına göre, şimdi kendi davranışlarına inanmalarının kaynağı ne olabilirdi?


Eğer varsa kaç kez şöyle düşündün, Ben iyi davranıyorum. Ben çok sağlam bir Mesih inanlısıyım, Ben şunu yapmıyorum, ben bunu yapmıyorum... ve sonra, hatta gizliden gizliye kurtuluş için yeterli olduğunu düşündün mü? Bu tabloda yanlış olan şey nedir?


PAZAR


Temmuz 24


Kutsal Yazı’ya Dayanmak


Pavlus Galatyalılar’daki mektubunda şu ana kadar, görüşünü hem Yeruşalim’deki elçilere kadar ulaştırmak suretiyle (Gal 2:1–10) hem de Galatyalılar’ın kişisel tecrübelerinden faydalanarak, imanla aklanma müjdesini savundu (Gal 3:1–5). Pavlus şimdi Galatyalılar 3:6’dan başlayarak, müjdesinin nihaî teyidi için Kutsal Yazı’nın tanıklığına başvurmaktadır. Aslında Galatyalılar 3:6–4:31, Kutsal Yazı’dan kaynaklanan kademeli kanıtlardan oluşmuştur.


Pavlus Galatyalılar 3:6–8’de “Kutsal Yazı” hakkında ne anlatmak istiyor? Rom 1:2, 4:3, 9:17’yi göz önüne alın.


Pavlus’un Galatyalılar’a mektup yazdığı zamanda, “Yeni Ahit’in” mevcut olmadığını hatırlamak önemlidir. Pavlus ilk Yeni Ahit yazarıydı. Markos’un Müjdesi belki de dört müjdenin ilkiydi, fakat muhtemelen Pavlus’un ölümüne kadar yazılmamıştı (İ. S. 65)—yani Pavlus’un Galatyalılar’a yazdığı mektubundan yaklaşık onbeş yıl sonra. O halde Pavlus Kutsal Yazı’yı ima ettiğinde, aklında sadece Eski Ahit vardı.


Eski Ahit yazıları Pavlus’un öğretilerinde önemli bir rol oynar. Bunları ölü ayetler olarak değil, bilakis yetkili ve Allah’ın canlı Söz’ü olarak görür. 2.Timoteos 3:16’da şöyle yazmaktadır, “Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir” “Esinleme” olarak çevrilen sözcük theopneustos’dur. Sözcüğün ilk kısmı olan (theo) “Allah” demektir, ikinci kısmı ise “nefes” demektir. Kutsal Yazı, “Allah’ın nefesidir.” Pavlus, İsa’nın vaat edilen Mesih olduğunu göstermek (Rom 1:2), Hıristiyan yaşamına dair talimatlar vermek (Rom 13:8–10) ve öğretilerinin geçerliliğini kanıtlamak için (Gal 3:8, 9) Kutsal Yazı’yı kullanmaktadır.


Pavlus’un tam olarak kaç yüz kez Eski Ahit’ten alıntı yaptığını belirlemek çok zordur, ancak en kısaları olan Titus ve Filimon hariç tüm mektuplarında alıntılar mevcuttur.


Dikkatle Galatyalılar 3:6–14’ü okuyun. Bu ayetlerde Eski Ahit’ten alıntı yaptığı pasajları tanımlayın. Bu bizlere, Eski Ahit’in ne kadar yetkili olduğu konusunda ne söylemektedir?


Zaman zaman Kutsal Kitap’ın bir kısmının, diğer kısmından daha “esinlenmiş” olduğunu düşünüyor musun? 2.Timoteos 3:16’da Pavlus’un ifadesine dayanarak, bu yoldan sapmanın tehlikesi nedir?


PAZARTESI


Temmuz 25


Aklanmış Sayılmak


Müjde mesajını tasdiklerken, Pavlus’un Kutsal Yazı’dan neden İbrahim’e müracaat ettiğini düşünüyorsun? (Gal 3:6).


İbrahim, Yahudilikte merkez bir figürdü. Sadece Yahudi ırkının babası değildi, Pavlus’un zamanındaki Yahudiler de onu gerçek bir Yahudi’nin olması gereken prototipi olarak görüyorlardı. Birçokları tanımlayıcı özelliği olarak onun itaatine inanmakla kalmayıp, bu itaatten ötürü Allah’ın İbrahim’i aklamış olduğuna da inanıyordu. Her şeyden evvel, İbrahim vatanını ve ailesini terk etmiş, sünneti kabul etmiş ve Allah’ın buyruğu uyarınca oğlunu bile kurban etmeye razı olmuştu. İşte itaat budur! Sünnetteki ısrarlarıyla, Pavlus’un hasımları da kuşkusuz aynı hattı savunuyorlardı.


Ancak Pavlus yasayı tutmak yerine, bir iman örneği olarak İbrahim’e başvurarak—Galatyalılar’da dokuz kez—bunun tersini kanıtlamıştı.


Pavlus’un Yaratılış 15:6’dan yaptığı alıntıyı göz önüne alın. İbrahim’in imanının “ona doğruluk sayılması” ne demektir? (Ayrıca bkz. Rom 4:3–6, 8–11, 22–24.)


Aklanma, hukuk dünyasından alınan bir benzetme olsa da, sayıldı veya hesaplandı sözcüğü iş dünyasından gelmektedir. “Kredilendirmek” veya “bir şeyi birinin hesabına koymak” anlamına da gelebilir. Sadece Galatyalılar 3:6’da İbrahim için kullanılmakla kalmayıp, atayla ilişkili olarak başka yerlerde 11 kez daha geçmektedir. Bazı Kutsal Kitap versiyonlarında saydı, hesabına yazdı veya yükledi olarak çevrilmiştir.


Pavlus’un mecazına göre, hesabımıza yazılan şey doğruluktur. Ancak soru, Allah hangi temelde bizleri doğru saymaktadır? Kuşkusuz ki, Pavlus’un muhaliflerinin iddialarına karşılık, itaat temelinde olamaz. İbrahim’in itaati hakkında ne derlerse desinler, Kutsal Yazı İbrahim’in imanından dolayı Allah’ın bunu ona doğruluk saydığını söylemektedir.


Kutsal Kitap bu konuda çok açıktır: İbrahim’in itaati, onun aklanmasının temeli değildi; aksine neticesiydi. O aklanmak amacıyla bu şeyleri yapmadı; o zaten aklanmış olduğu için bunları yaptı. Aklanma itaate yöneltir, bunun tersi mümkün değildir.


Senin yaptığın şeyden dolayı değil, Mesih’in senin için yaptığı şeyden dolayı aklanmış olduğun düşüncesi üzerinde dur. Bu neden çok iyi bir haberdir? Bu gerçeği sahiplenmeyi nasıl öğrenebilirsin; yani geçmiş ve şimdiki zorluklarına rağmen, kişisel olarak sana uygun olduğuna nasıl inanabilirsin?


SALI


Temmuz 26


Eski Ahit’teki Müjde


“Kutsal Yazı, Tanrı’nın öteki ulusları imanlarına göre aklayacağını önceden görerek İbrahim’e, ‘Bütün uluslar senin aracılığınla kutsanacak’ müjdesini önceden verdi” (Gal 3:8). Pavlus sadece müjdenin İbrahim’e vaaz edildiğini değil, bunu vaaz edenin de Allah olduğunu söylüyor; o halde gerçek müjde olmalıydı. Fakat Allah müjdeyi İbrahim’e ne zaman vaaz etmişti? Pavlus’un Yaratılış 12:3’ten yaptığı alıntı, onu Yaratılış 12:1–3’te andığında, Allah’ın aklında İbrahim ile yaptığı antlaşmanın olduğuna işaret etmektedir.


Yaratılış 12:1–3’ü okuyun. Bu bize Allah’ın İbrahim ile yaptığı antlaşmanın doğası hakkında ne söylüyor?


Allah’ın İbrahim ile yaptığı antlaşmanın temeli, Allah’ın ona yaptığı vaatlere odaklanmaktadır. Allah İbrahim’e dört kez “Yapacağım” dedi. Allah’ın İbrahim’e yaptığı vaatler müthiştir, çünkü bunlar tamamen tek taraflıdır. Tüm vaatleri yapan Allah’tır; İbrahim ise hiçbir şey vaat etmemektedir. Bu, birçok insanın Allah ile nasıl bağlantı kurmaya çalışmasına ters bir durumdur. Bizler genellikle Allah karşılık olarak bizler için bir şey yaparsa, O’na hizmet edeceğimizi vaat ederiz. Fakat bu legalizmdir. Allah İbrahim’den bir şey vaat etmesini istemedi, aksine Kendi vaatlerini imanla kabul etmesini istedi. Tabii ki bu kolay bir görev değildi, zira İbrahim kendisine değil, tamamen Allah’a güvenmeyi öğrenmeliydi (Bkz. Yaratılış 22). İbrahim’e yapılan çağrı, bu nedenle müjdenin esası olan imanla kurtuluşu simgelemektedir.


Bazıları yanlışlıkla Kutsal Kitap’ın iki çeşit kurtuluşu öğrettiği sonucuna varırlar. Onlar, Eski Ahit çağlarında kurtuluşun emirlere uymayı temel aldığını; daha sonra bu iyi gitmediğinden dolayı Allah’ın yasayı feshederek, imanla kurtuluşu mümkün kıldığını iddia ederler. Bu gerçeği yansıtmamaktadır. Pavlus’un da Galatyalılar 1:7’de yazdığı gibi, sadece tek müjde vardır.


Sadece imanla kurtuluş hakkında Eski Ahit’te başka ne gibi örnekler bulabilirsin? Örn. bkz. Lev 17:11, Mez 32:1–5, 2Sa 12:1–13, Zek 3:1–4.


Sık sık “ucuz lütuf” ifadesini duyarız. Evet, bu yanlış bir adlandırmadır. Lütuf ucuz değildir—o bedavadır (en azından bizim için). Fakat bizler, buna kendiliğimizden bir şeyler katabileceğimizi veya günaha bir bahane olarak kullanacağımızı düşünerek, onu mahvederiz. Kendi tecrübene göre bu iki yoldan hangisine eğilimlisin ve bunu nasıl durdurabilirsin?


ÇARŞAMBA


Temmuz 27


Lanetten Kurtuluş (Gal 3:9–14)


Pavlus’un hasımları hiç şüphesiz Galatyalılar 3:10’daki cüretli sözler karşısında afallamışlardı. Kendilerinin kesinlikle lanet altında olduklarını düşünmemişlerdi; aksine itaatlerinden dolayı bereketlendirilmeyi bekliyorlardı. Ancak Pavlus söylediklerinde çok samimiydi: “Yasa’nın gereklerini yapmış olmaya güvenenlerin hepsi lanet altındadır. Çünkü şöyle yazılmıştır, ‘Yasa Kitabı’nda yazılı olan her şeyi sürekli yerine getirmeyen herkes lanetlidir’ ”.


Pavlus birbirinden tamamen farklı iki alternatifi kıyaslamaktadır: imanla kurtuluş ve işlerle kurtuluş. Yasa 27 ve 28’de vurgulanan antlaşma bereketleri ve lanetler çok açıktı. İtaat edenler bereketlendirilecek, itaatsizlik edenler ise lanetlenecekti. Yani bir kişi Allah’ın kabulüne erişmek için yasaya itaate inanmak istiyorsa, o zaman tüm yasaların tutulması gerekiyordu. Neleri takip etmek istediğimizi seçme özgürlüğüne sahip değiliz; ayrıca Allah’ın tek tük yaptığımız hataları görmezden gelmeye razı olduğuna da hükmetmemeliyiz. Ya hep ya hiç.


Bu tabii ki sadece diğer uluslardan olan imanlılar için değil, aynı zamanda Pavlus’un legalist hasımları için de kötü bir haberdi, zira “herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı” (Rom 3:23). Ne kadar iyi olmaya çalışırsak çalışalım, sadece yasa bizleri yasayı ihlal edenler olarak kınar.


Mesih bizleri yasanın lanetinden nasıl kurtardı? Bkz. Gal 3:13, 2Ko 5:21.


Pavlus, Allah’ın bizler için Mesih’te ne yaptığını açıklamak adına başka bir metafor sundu. Kurtarmak sözcüğü, “geri satın almak” demektir. Rehineyi kurtarmak adına ödenen fidye parası veya bir köleyi özgür bırakmak adına ödenen bir bedel için kullanılmaktaydı. Günahın bedeli ölüm olduğu için, yasayı tutmada başarısızlığın laneti çoğunlukla ölüm cezasıydı. Kurtuluşumuz için ödenen fidye değersiz değildir; bu Allah’ın kendi Oğlu’nun yaşamına mâl olmuştur (Yuhanna 3:16). İsa günahın taşıyıcısı olmakla, bizleri günahın lanetinden kurtardı (1Ko 6:20, 7:23). O, bize gelen laneti Kendi üzerine almaya razı oldu ve bizim adımıza günahın tüm cezasına katlandı (2Ko 5:21).


Pavlus, Kutsal Yazı’dan bir kanıt olarak Yasa 21:23’den alıntı yapmıştı. Yahudi geleneğine göre, infazdan sonra ceset bir ağaç üzerine asılıyorsa, kişi Allah’ın laneti altındaydı. İsa’nın çarmıhtaki ölümü bu lanetin bir örneği olarak görülmekteydi (Elç 5:30, 1Pe 2:24).


O halde çarmıhın, Mesih’in Allah tarafından lanetlenmiş olduğu düşüncesini kavrayamayan bazı Yahudiler için tökezleme taşı olmasına şaşırmamak gerekir. Fakat tam olarak Allah’ın planı buydu. Evet, Mesih laneti taşıdı, fakat bu O’nun değil, bizim lanetimizdi!


PERŞEMBE


28 Nisan


EK ÇALIŞMA: “Tüm insanlığın yaptığı kötülüklerin yükü Mesih’in üzerine yüklendi. Bizleri Yasa’nın lanetinden kurtarmak adına Yasa’yı çiğneyenlerle eşit tutuldu. Adem’den beri insanlığın işlediği günahlar O’nun kalbine yük oldu ve Tanrı’nın günaha duyduğu öfke, insanlığın tanrısızlığa doğru sürüklenmesi Mesih’in ruhunu karamsarlıkla doldurdu. Mesih tüm yaşamı boyunca günahkar insanlığa Tanrı’nın lütfunun müjdesini ve Baba’nın affedici sevgisini iletmiştir. En büyük günahkarları bile kurtarmak O’nun hedefi olmuştur. Fakat şimdi kendisi günahın korkunç yükü altında iken Tanrı’nın merhamet dolu yüzünü görememektedir. Bu O’nun, insanlığın asla anlayamayacağı kadar büyük bir acı çekmesine neden olur, zira Tanrı’nın varlığı bu saatte çekilmiştir. Bu O’nun duyduğu bedensel acıdan bile daha büyük bir acıdır.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 744.


“Luther şimdi gerçeğin savunuculuğu görevine cesaretle başlıyordu. Sesi, samimi ve ciddi bir uyarı olarak kürsüden duyuldu. Günahın çirkin karakterini insanların önüne koyuyor, onlara insanın kendi çalışması ile günahın suçunu azaltmasının ya da cezasından kurtulmasının imkânsız olduğunu öğretiyordu. Günahkârı Allah’a yönelerek tövbe etmek ve Mesih’e iman haricinde hiçbir şey kurtaramazdı. Mesih’in lütfu satın alınamaz; karşılıksız bir armağandır. İnsanlara endüljansları satın almamalarını, bunun yerine çarmıha gerilmiş olan Kurtarıcı’ya imanla bakmalarını öğütledi.”—The Great Controversy, S. 129.


TARTIŞMA SORULARI:


Bugün bile kendi inanlı topluluğumuzda kurtuluşun sadece imanla olduğunu, işlerimizin haricinde Allah’ın lütfunun Mesih aracılığıyla bizleri kurtardığını kabullenmekte güçlük çekenler mevcuttur. Bazılarının bu önemli gerçeği kabul etmelerindeki tereddüdün arkasında ne yatmaktadır?


Pavlus işlerle kurtuluş hakkındaki teolojik hata konusunda çok sert konuşmuştu. Bu, bizlere iyi teolojinin önemi konusunda ne söylemelidir? İnanlı topluluğu olarak, eğer gerekirse bizler arasında yanlış şeyler öğretildiğinde neden şiddetle karşı durmalıyız?


ÖZET: Başlangıçtan sona dek Hıristiyan yaşamında, kurtuluşumuzun temeli sadece Mesih’e imanda yatmaktadır. İbrahim Allah’ın vaatlerine iman ettiğinden dolayı doğru sayıldığı için, aynı doğruluk armağanı bugün İbrahim’in imanını paylaşan herkes için geçerlidir. Hatalarımızdan dolayı cezalandırılmamızın tek nedeni, İsa’nın bizim yerimize ölmek suretiyle, günahlarımızın bedelini ödemiş olmasıdır.


CUMA


*Temmuz 29–Ağustos 4


Vaadin Önceliği






Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal 3:15–20, Yar 9:11–17, Mat 5:17–20, Çıkış 16:22–26, Yar 15:1–6.


HATIRLAMA METNİ: “Çünkü miras Yasa’ya bağlıysa, artık vaade bağlı değildir. Ama Tanrı mirası İbrahim’e vaatle bağışlamıştır” (Galatyalılar 3:18).


Birisi bir politikacıya şöyle bir soru sormuştu, “Kampanya süresince yapmış olduğun tüm vaatleri tuttun mu?” Şöyle yanıtladı, “Evet... şey, en azından tutmaya niyetlendiklerimi.”


Kim, şu ya da bu zamanda tutulmamış bir vaat olayıyla karşılaşmamıştır? Kim, verdiği bir sözü yerine getirmemiş veya kendisine verilen vaat tutulmamıştır?


İnsanlar bazen kesinlikle tutmaya niyetli oldukları sözler verirler, ama sonra tutmazlar; bazıları da söz ağızlarından veya yazı parmaklarından çıkarken, hepsinin yalandan ibaret olduğunu bilerek vaatler verirler.


Bizler için iyi olan, Allah’ın vaatlerinin tamamen farklı bir yapısı vardır. Allah’ın Söz’ü kesin ve değişmezdir. “Bunları söyledim, kesinlikle yerine getirecek, tasarladığımı yapacağım mutlaka” diyor Rab (Yşa 46:11).


Bu haftaki çalışmamızda Pavlus, dikkatimizi Allah’ın İbrahim’e vaadi ile İsrail’e 430 yıl sonra verilen yasa arasındaki ilişkiye çekiyor. Her ikisi arasındaki ilişki nasıl anlaşılmalıdır ve bunun müjdenin vaazı ile ilgisi nedir?


*5 Ağustos Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

Temmuz 30


Yasa ve İman (Gal 3:15–18)


Hasımları İbrahim’in yaşamının öncelikle imanla karakterize edildiğini kabullenmiş olsalar bile, Pavlus onların Allah’ın neden İbrahim’den dörtyüz yıl sonra İsrail’e yasayı verdiği konusunda soruları olacağını biliyordu. Yasanın verilmiş olması, önceki düzenlemeyi iptal etmez mi?


Pavlus’un, kişinin nihaî isteği ve vasiyeti ile Allah’ın İbrahim ile yapmış olduğu antlaşmayı karşılaştırmasının amacı nedir? Gal 3:15–18.


Bir anlaşma ile ahit genelde birbirinden farklıdır. Anlaşma, iki veya daha çok kişi arasında müşterek olan yapılan, çoğunlukla “kontrat” veya “mukavele” olarak adlandırılan tipik bir sözleşmedir; buna karşın ahit tek bir kişinin deklarasyonudur. Eski Ahit’in Grekçe çevirisi olan Septuaginta, Allah’ın İbrahim ile olan antlaşmasını ifade ederken hiçbir zaman tipik anlaşmalar veya sözleşmelerde kullanılan Grekçe (syntheke) sözcüğünü kullanmaz. Bunun yerine vasiyet veya ahit için kullanılan (diatheke) sözcüğünü kullanır. Neden? Belki de çevirmen Allah’ın İbrahim ile olan antlaşmasının, iki birey arasında bağlayıcı vaatlerin yapıldığı bir sözleşme olmadığını biliyordu. Tam tersine Allah’ın antlaşması, O’nun kendi isteminden başka hiçbir şeye dayanmıyordu. “Eğer’ler, ve’ler veya ama’lar” gibi bağlaçlar eklenmemişti. İbrahim sadece Allah’ın sözüne inanacaktı.


Pavlus, “ahit” ve “antlaşma” sözcüklerinin bu çifte anlamını ele alıp, Allah’ın İbrahim ile yaptığı antlaşmanın belirgin özelliklerini vurgulamaktadır. İnsanî ahitte olduğu gibi Allah’ın vaadi de belirgin bir yararla ilişkilidir, yani İbrahim ve soyuyla (Yar 12:1–5, Gal 3:16); ayrıca bir mirası da içermektedir (Yar 13:15, 17:8, Rom 4:13, Gal 3:29). Pavlus için en önemli şey, Allah’ın vaadinin değişmez tabiatıdır. Aynı şekilde bir kez yürürlüğüğe girdiğinde insanın iradesinin değiştirilemeyeceği gibi, Musa aracılığıyla yasanın verilmesi, Allah’ın daha önce İbrahim’le yaptığı antlaşmayı ortadan kaldıramaz. Allah’ın antlaşması bir vaattir (Gal 3:16), ve Allah asla bir vaat kırıcı değildir (Yşa 46:11, İbr 6:18).


Şu pasajlarda antlaşma sözcüğünü vaat ile değiştir. Her pasajdaki “antlaşma” sözcüğünün tabiatı nedir? Allah’ın antlaşmasının vaat olarak anlaşılması, pasajın anlamını nasıl netleştirmektedir ve antlaşmanın ne olduğunu daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır? (Yar 9:11–17, 15:18, 17:1–21). Ayrıca Allah’ın karakteri ve O’na nasıl güvenebileceğimiz konusunda bizlere ne öğretmektedir?


PAZAR


Temmuz 31


İman ve Yasa (Rom 3:31)


Pavlus, kişinin Allah ile ilişkisinde imanın üstünlüğünü sert bir şekilde savunmuştu. Tekrar tekrar, ne sünnetin ne de “yasanın gereklerini yapmanın” kurtuluş için bir ön şart olmadığını vurgulamıştı, “Çünkü hiç kimse Yasa’nın gereklerini yaparak aklanmaz” (Gal 2:16). Bundan başka imanlının tanımlayıcı işareti, yasanın gereklerini yapmak değil, imandır (Gal 3:7). Yasanın gereklerini yapmanın sürekli reddedilmesi şu soruyu akla getiriyor, “O halde, yasanın hiç değeri yok mu? Allah yasayı sonlandırdı mı?”


Kurtuluş, yasanın gereklerini yaparak değil, imanla olduğundan, Pavlus imanın yasayı ortadan kaldırdığını mı ima ediyor? Şu ayetler bizlere bu konuda ne söylüyor? Rom 3:31’i Rom 7:7, 12; 8:3 ve Mat 5:17–20 ile karş.


Romalılar 3’teki Pavlus’un görüşü, Galatyalılar’da iman ve yasa hakkındaki tartışmasıyla paralellik göstermektedir. Yorumlarının imanı yasa pahasına yücelttiğini iddia eden bazılarına, Pavlus şu oturaklı soruyu sormaktadır, “Öyleyse biz iman aracılığıyla Kutsal Yasa’yı geçersiz mi kılıyoruz?” Romalılar 3:31’de “geçersiz kılmak” olarak çevrilen sözcük, katargeo’dur. Pavlus’un sık sık kullandığı bu sözcük, “ortadan kaldırmak” (Rom 3:3), “etkisiz kılmak” (Ef 2:15), “hiçe indirmek” (1Ko 1:28) ve hatta “mahvetmek” (1Ko 6:13) anlamlarına gelmektedir. Açıkçası eğer Pavlus, bugün bazı insanların onun böyle öğrettiğini iddia ettiği gibi, yasanın bir şekilde çarmıhta ortadan kaldırıldığı fikrini desteklemek isteseydi, tam zamanı olurdu. Fakat Pavlus sadece bu hassaslığı katı bir hayır ile reddetmekle kalmamış, müjdesinin yasayı “kanıtladığını” da vurgulamıştır!


“İmanla aklanma planı, kefaret kurbanlığını talep ve temin etmede Allah’ın yasaya olan ilgisini göstermektedir. İmanla aklanma yasayı ortadan kaldırsaydı, o zaman günahkârı günahlarından kurtarmak ve böylece onu Allah ile barıştırmak için Mesih’in kefaret edici ölümüne gerek kalmazdı.


“Üstelik gerçek iman, O’nun yasasına itaatkâr bir yaşamda, Allah’ın istemini gerçekleştirmek için kendi içerisinde koşulsuz rızayı içerir... Kurtarıcı’yı tam bir yürekle sevmeyi temel alan gerçek iman, sadece itaate yönlendirir.”—The SDA Bible Commentary, Cilt 6, S. 510.


Pavlus, gerçekten imanın yasayı ortadan kaldırmış olduğunu ima etmiş olsaydı, bunun neler getirmiş olabileceğini düşün. O zaman örneğin zina, veya hırsızlık ve hatta cinayet günah olmaktan çıkmaz mıydı? Sadece Allah’ın yasasına itaat etmiş olsaydın, acı, ızdırap ve kederden ne kadar esirgeneceğini düşün. Allah’ın yasasına itaatsizliğin neticesi olarak sen veya başkaları ne gibi acılar yaşadı?


PAZARTESİ


Ağustos 1


Yasanın Amacı


Galatyalılar 3:19–29’da Pavlus “yasaya” birçok referans yapmaktadır. Galatyalılar’ın bu bölümünde Pavlus’un öncelikle ima ettiği yasa hangisidir?


19 ayette bu sözcük geçene dek, yasanın sadece geçici olduğuna işaret ettiğine inanan bazıları bu pasajın, yasanın amacı çarmıhta yerine gelmiş ve böylece sona ermiş olduğundan, törensel yasaları kastetmiş olması gerektiğini düşünmüşlerdi. Bu kendi içinde bir anlam ifade etmiş olsa da, Galatyalılar’da Pavlus’un ima etmek istediği şey bu değildir. Hem törensel hem de ahlâki yasalar, ihlalden dolayı Sina’da “eklendiğinden” şu soruyu düşünmekle, Pavlus’un öncelikle ahlâki yasayı aklından geçirmiş olabileceğini göreceğiz.


Pavlus yasanın eklenmiş olduğunu mu söyledi? Neye eklendi ve neden? Gal 3:19 ve Rom 5:13, 20’yi karş.


Pavlus, yasanın sanki orijinal hükmü yürürlükten kaldırmışçasına bir çeşit eklenti gibi Allah’ın İbrahim ile olan antlaşmasına eklendiğini söylemiyor. Yasa Sina’dan çok önce de yürürlükteydi (Bkz. yarınki çalışmamız). Pavlus aksine yasanın İsrail’e tamamen farklı bir amaçla verildiğini ima etmektedir. İnsanları yeniden Tanrı’ya ve imanla O’na gelen herkese Allah’ın sunduğu lütfa yönlendirmekteydi. Yasa, bizlere günahkâr durumumuzu ve Allah’ın lütfuna olan ihtiyacımızı gösterir. Yasa, kurtuluşu “kazanmak” için bir tür program olmayı amaçlamamaktadır. Tam tersine Pavlus’un dediği gibi, “suç çoğalsın” (Rom 5:20) diye verilmişti; yani yaşamımızdaki günahı daha net olarak göstermek için (Rom 7:13).


Törensel yasalar Mesih’e işaret edip, Kurtarıcı’nın kutsallığını ve gerekliliğini vurgularken, ahlâki yasa “...yapmayacaksın” ifadeleriyle günaha işaret eden, günahın sadece doğal yapımızın bir parçası olmadığını, aksine Allah’ın yasasını ihlâl etmek olduğunu göstermektedir (Rom 3:20; 5:13, 20; 7:7, 8, 13). İşte bu yüzden Pavlus şöyle söylemektedir, “yasanın olmadığı yerde yasaya karşı gelmek de söz konusu değildir” (Rom 4:15). “Yasa bir büyüteç gibi işlev görmektedir. Bu araç, aslında kumaşı kirleten kirli lekelerin sayısını arttırmıyor, fakat onların daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıkmalarını sağlıyor ve çıplak gözle görülenlere nazaran daha fazlasını gösteriyor.”—William Hendriksen, New Testament Commentary, Exposition on Galatians (Grand Rapids, Mich.: Baker Book House, 1968), S. 141.


SALI


Ağustos 2


Allah’ın Yasa’sının Sürekliliği


Pavlus’un, yasanın Sina Dağında eklendiği ifadesi, onun daha önce mevcut olmadığını mı ima ediyor? Eğer değilse, Sina Dağından öncesi ve sonrası arasındaki fark nedir? Yar 9:5, 6; 18:19; 26:5; 39:7–10; Çıkış 16:22–26’yı okuyun.


Allah’ın İbrahim’e yasasını gök gürlemesi, şimşek ve ölüm cezasıyla açıklamaya ihtiyacı yoktur (Çıkış 19:10–23). O halde Allah İsraillilere yasasını neden bu tarzda vermişti? Çünkü Mısırdaki kölelikleri boyunca İsrailliler Allah’ın yüceliğini ve O’nun yüksek ahlâk standartlarını gözden kaybetmişlerdi. Bunun sonucu olarak, kendi günahlarının boyutunun ve Allah’ın yasasının kutsallığının farkına varmaları gerekiyordu. Sina’daki vahiy işte bunu gerçekleştirmişti.


“Vaadi alan ve İbrahim’in soyundan gelen Kişi gelene dek” yasanın antlaşmaya eklenmesi ifadesiyle, Pavlus ne ima etmektedir? Gal 3:16–19.


Birçokları bu ayetten, yasanın Sina Dağında geçici olarak verildiğini anlamaktadır. İbrahim’den 430 yıl sonra gelmiş ve Mesih geldiğinde sonra ermiştir. Ancak bu yorum, Romalılar’da Pavlus’un yasa hakkında söyledikleriyle olduğu kadar, Matta 5:17–19 gibi Kutsal Kitap’ın diğer pasajlarıyla da çelişmektedir.


Okuyucuların bu pasaj hakkında sık sık yaptığı hata, ... dek sözcüğünün her zaman sınırlı bir zaman dilimini ima etmesidir. Durum aslında böyle değildir. Rab’den korkan kişiyi tarif eden Mezmurlar 112:8 şöyle demektedir, “Gözü pektir, korku nedir bilmez, düşmanlarının yenilgisini görünceye dek.” Bu ifade, onun zafer kazanınca korkmaya başlayacağı anlamına mı geliyor? Vahiy 2:25’de İsa şöyle diyor, “Ben gelinceye dek sizde olana sımsıkı sarılın” İsa, geldiğinde artık sadık olmamız gerekmediğini mi ima ediyor?


Yasanın rolü, Mesih’in gelişiyle sona ermemişti. Yasa mevcut oldukça, günaha işaret etmeye devam edecektir. Pavlus’un söylediği şey, Mesih’in gelişinin insanlık tarihinde belirleyici bir dönüş noktasını işaretlediğidir. Mesih, yasanın hiçbir zaman yapamayacağı şeyi yapabilir—günah için gerçek ilacı sağlar, yani günahkârı aklar ve Ruh’u ile onlarda Kendi yasasını gerçekleştirir (Rom 8:3, 4).


Hiç şöyle düşündün mü, Eğer Rab benim için şunu veya bunu yapsaydı, artık hiç şüpheye düşmez ve O’nu sorgulamazdım? Sina’da İsrailliler Allah’ın kudretini çok açık ve net bir şekilde gördüler—ancak yine de neler yaptılar? Bu durum, size gerçek imanın ne olduğu ve buna nasıl sahip olup, korumamız gerektiği konusunda ne söylemelidir? (Bkz. Kol 2:6).


ÇARŞAMBA


Ağustos 3


Vaadin Üstünlüğü


“Çöldeki topluluğun arasında yaşamış, Sina Dağı’nda kendisiyle konuşan melekle ve atalarımızla birlikte bulunmuş olan odur. Bize iletmek üzere yaşam dolu sözler aldı” (Elç 7:38).


Galatyalılar 3:19, 20’de, Pavlus düşünceler trenine, yasanın lütuf antlaşmasını ortadan kaldırmadığıyla devam ediyor; bu önemlidir, zira eğer hasımlarının teolojisi doğru olsaydı, yasa öyle yapardı. O halde, Allah’ın lütfunun bizleri kurtarmasına karşın, kendi yasayı tutma davranışımıza bel bağladığımızda, günahkârlar olarak pozisyonumuzun ne olacağını düşünün. Sonunda umutsuz kalırdık.


Pavlus’un Galatyalılar 3:19, 20’deki yorumunun detayları zor anlaşılır olsa da, temel noktası açıktır; yasa vaade bağımlıdır, zira melekler ve Musa aracılığıyla iletilmiştir. Yasayı vermede meleklerin bağlantısı, Çıkış kitabında anılmasa da, Kutsal Yazı’nın birkaç yerinde geçmektedir (Yas 33:2; Elç 7:38, 53; İbr 2:2). Pavlus, Mesih’e referans olarak 1.Timoteos 2:5’de aracı sözcüğünü kullanmaktadır, fakat onun bu yorumu, burada aklından Yasa 5:5’i geçirmiş olacağını telkin etmektedir, ki burada Musa şöyle söylemişti, “O zaman RAB’bin sözünü size bildirmek için RAB ile sizin aranızda durdum.”


Sina Dağında sayısız meleğin katılımı ile yasanın verilişi ne kadar muhteşem olsa da ve yasa verici olarak Musa ne kadar önemli olsa da, yasanın verilişi dolaylıydı. Buna karşın Allah’ın vaadi doğrudan İbrahim’e (dolayısıyla da tüm inanlılara) yapılmıştı, zira orada aracıya gerek yoktu. Sonunda yasa ne kadar önemli olsa da, o imanla lütuf sayesinde kurtuluş vaadinin vekili değildir. Tam tersine, yasa gerçekte bu vaadin ne kadar harika olduğunu daha iyi anlamamıza yardımcı olur.


İbrahim’in doğrudan Allah ile karşılaşmasının doğasını tarif et. Burada Allah ile böyle bir yakınlaşmanın yararı neydi? Yar 15:1–6, 18:1–33, 22:1–18’i gözönüne alın.


Kutsal Kitap’ta insanların Allah ile karşılaşmalarını içeren diğer örnekleri düşünün—Aden’de Adem ve Havva (Yaratılış 3); Yakup’un merdiveni (Yaratılış 28); Şam yolundaki Pavlus (Elç 9). Belki sen böyle dramatik bir şeyle karşılaşmadın, ama Allah sana Kendisini hangi yolla gösterdi? Ayrıca kendine şunu sor, kişisel yaşamında İbrahim’in Allah ile tecrübe edindiği gibi bir ilişkiye ve yakınlığa sahip olmaktan seni alıkoyan şey ne? Eğer varsa, değişim için ne gibi adımlar atabilirsin?


PERŞEMBE


5 Mayıs


EK ÇALIŞMA: “Uzun yıllar köle olarak yaşayan halk İbrahim’le yapılan antlaşmanın bilgisini ve ilkelerini yitirmişti. Onları Mısır’dan kurtaran Tanrı, gücünü ve merhametini yeniden göstermek istedi. Böylece halkını kendi sevgisine yönelterek onlara güven aşılamak istedi. Halkını kölelikten kurtararak onları kendisine bağladı.


“Ne var ki İsrail halkı, Tanrı’nın kutsallığına yabancıydı. Kendi yüreklerinin günahkârlığı, Tanrı’nın yasasına uymalarını olanaksız kılıyordu. Bunun için de bir Kurtarıcı’ya ihtiyaçları vardı.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 1. Cilt, S. 205.


“Sina’dan büyük bir ihtişamla söylenen Allah’ın yasası, günahkârın kınanmasının bir telaffuzuydu. Bu, yasanın suçlayıcı alanıydı, ancak içinde bağışlama veya kurtarma gücü yoktu.”—Ellen G. White Comments, The SDA Bible Commentary, Cilt 6, S. 1094.


TARTIŞMA SORULARI:


Genel anlamda vaat kavramını düşün, özellikle de tutulmayanları. Sana karşı sözlerini tutmayanlar hakkında kendini nasıl hissettin? Kişinin sözünü tutmaya niyetli olması ama sonrasında fikrini değiştirip tutmaması veya yapamaması ile kişinin bunu hiçbir zaman tutamayacağını fark etmiş olman arasındaki fark nedir? Netice ne olursa olsun, söz tutulmadığında güven seviyene ne oldu? Allah’ın vaatlerine güvenebileceğini bilmek, senin için ne anlama geliyor? Ya da belki de soruyu şöyle sormalıyız, Öncelikli olarak Allah’ın vaatlerine güvenmeyi nasıl öğrenebilirsin?


Hangi bakımlardan çevremizin etkisiyle, Allah’ın bize vermiş olduğu önemli gerçekleri gözden kaybetme derecesine gelme tehlikesi içindeyiz? Bu bozucu etkilerin neler olduğunu nasıl fark edebilir ve sonrasında bunlara nasıl karşı koyabiliriz?


ÖZET: Sina’da yasanın verilmesi, ne Allah’ın İbrahim’le yaptığı vaadi geçersiz kılmış, ne de yasa vaadin hükümlerini değiştirmişti. Yasa, insanlar kendi günahkârlıklarının gerçek boyutunun farkına varsınlar ve Allah’ın İbrahim’e ve onun soyuna verdiği vaadin gerekliliğini anlasınlar diye verilmişti.

*Ağustos 5–11


İmana Giden Yol




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal 3:21–25; Lev 18:5; Rom 3:9–19; 1Ko 9:20; Rom 3:1, 2; 8:1–4.


HATIRLAMA METNİ: “Oysa İsa Mesih’e olan imana dayanan vaat iman edenlere verilsin diye, Kutsal Yazı bütün dünyayı günahın tutsağı ilan ediyor” (Galatyalılar 3:22).


Posta güvercinleri, uzun zamandan beri bir günde yüzlerce kilometre uçabilme ve inanılmaz bir kesinlikle varış noktalarını bulma kabiliyetleriyle tanınır. Ancak en iyi güvercinlerin bile bazen yollarını şaşırıp başlangıç noktasına hiç gelemedikleri olmuştur. En kötü olay ise, İngiltere’de yaklaşık yirmibin güvercinin (bir milyar TL değerinde) bir daha hiç yuvalarına dönmemiş olmasıdır.


Çoğumuzun bir şekilde tecrübe ettiği gibi, yönünü şaşırmak veya kaybolmak hoş bir şey değildir. İçimizi korku ve endişeyle doldurur; aynı zamanda bizleri paniğe de sürükler.


Aynı şey ruhsal alem için de geçerlidir. Mesih’i kabul ettikten sonra bile kaybolabilir, yolumuzu şaşırabilir ve hatta bir daha hiç Rab’be dönememe noktasına gelebiliriz.


Ancak iyi haber şudur ki, Allah bizleri kendi başımıza bırakmadı. Müjde’de açıklandığı gibi, imana giden yolun haritasını çizdi ve bu yol yasayı da içermektedir. Birçok insan yasayı müjdeden ayırmaya gayret eder; hatta bazıları bunları karşıt şeyler olarak görürler. Bu görüş sadece hatalı değil, trajik neticelere de sahiptir. Yasa olmaksızın, hiçbir zaman müjdeye sahip olamayız. Yasa olmadan müjdeyi anlamak gerçekten çok güçtür.


*12 Ağustos Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

Ağustos 6


Yasa ve Vaat


“Öyleyse Kutsal Yasa Tanrı’nın vaatlerine aykırı mıdır?” (Gal 3:21).


Muhaliflerinin onun yorumlarının yasayı aşağılayıcı bir görüş açısına sahip olduğunu veya yorumlarının Allah’ın vaatlerinin önceliği hakkında Musa ve Tevrat’ın örtülü bir eleştirisi olduğunu hisseden Pavlus, onların düşündüğü şu önemli soruyu sordu: “Kutsal Yasa’nın Tanrı’nın vaatlerine aykırı olduğunu mu söylüyorsunuz?” Pavlus buna katı bir “Hayır!” ile yanıt vermişti. Böyle bir neticeye varmak mümkün değildir, zira Allah kendisiyle çelişmez. Allah hem vaadi hem de yasayı vermiştir. Yasa vaatle çelişmez. İkisinin de genel olarak Allah’ın kurtuluş planı içerisinde farklı rolleri ve işlevi vardır.


Yasanın rolü hakkında Pavlus’un muhaliflerinin ne gibi yanlış fikirleri vardı? Gal 3:21’i, Lev 18:5, ve Yas 6:24 ile karş.


Bu insanlar yasanın kendilerine ruhsal bir yaşam verebileceğine inanmışlardı. Onların görüşleri, belki de yasanın Allah’ın antlaşmasına itaat ederek nasıl bir yaşam sürülmesini öngören Levililer 18:5 ve Yasa 6:24 gibi Eski Ahit pasajlarını yanlış yorumlamalarından ortaya çıkmaktaydı. Yasa, yaşamı antlaşma içerisinde düzenlemişti, fakat onlar yasanın, kişinin Allah ile ilişkisinin kaynağı olduğu sonucuna varmışlardı. Ancak Kutsal Kitap “can verme” kabiliyetinin, sadece Allah ve O’nun Ruh’u tarafından uygulanan bir kudret olduğu konusunda çok açıktır (2Kr 5:7, Neh 9:6, Yuhanna 5:21, Rom 4:17). Yasa hiç kimseyi ruhsal olarak canlandıramaz. Ancak bu demek değildir ki, yasa Allah’ın vaatlerine karşıdır.


Yasanın yaşam verme yetersizliğini kanıtlamaya çalışan Pavlus Galatyalılar 3:22’de şöyle yazmaktadır, “Kutsal Yazı bütün dünyayı günahın tutsağı ilan ediyor”. Romalılar 3:9–19’da ise Pavlus, Eski Ahit’ten çıkarılan ayet dizileriyle bizim ne kadar kötü olduğumuzu göstermektedir. Pasajlar gelişigüzel anlamda bir araya getirilmemiştir. Kalplerdeki günah problemiyle başlayıp—insan kalbine felaket getiren bencilce davranışlar—sonra da günahın yıkıcılığını ve nihayetinde onun evrenselliğini tarif eden ayetlere geçmektedir.


Vardığı nokta? Günahın boyutu ve yasanın sınırlılığından dolayı, sonsuz yaşam vaadi bizlere sadece Mesih’in bizim yerimize sadakati aracılığıyla gelebilir. Yine burada da Protestan reformunu ileri götüren bir gerçek vardır.


Yasa bizleri kurtarmasa da, ona bağlılık bize ne gibi büyük yararlar sağlar? Yani kendi yaşamında Allah’ın yasasına itaat sayesinde ne gibi iyi şeyler tecrübe edindin?


PAZAR


Ağustos 7


“Yasa Altında Hapsedilmek”


Galatyalılar 3:23’de Pavlus “Bu iman gelmeden önce Yasa altında hapsedilmiştik” diye yazmaktadır. “Biz” ifadesiyle, Pavlus Galatya inanlı topluluğundaki Yahudi inanlılara seslenmektedir. Onların yasadan haberleri vardı ve Pavlus Galatyalılar 2:15’den itibaren onlara özel olarak hitap etmişti. Bu durum, Galatyalılar 3:23’eki “biz” ile Galatyalılar 3:26’daki “siz” arasındaki zıtlıkta görülebilir.


Galatyalılar 3:23’de geçen “iman gelmeden önce” ifadesinin orijinal Grekçesi “bu iman gelmeden önce”dir. Pavlus, Mesih öncesi ve sonrası yasanın yerini karşılaştırdığından (Gal 3:24), “bu iman” büyük olasılıkla genel anlamda Hıristiyan inancını değil, İsa’nın bizzat kendisini ima etmektedir.


Pavlus, Mesih gelmeden önce Yahudiler’in “yasa altında” hapsedildiğini söylemektedir. “Yasa altında” ifadesiyle ne ima etmektedir? Gal 3:22, 23’ü Rom 6:14, 15; 1Ko 9:20; Gal 4:4, 5, 21; 5:18 ile karş.


Pavlus, “yasa altında” ifadesini mektuplarında oniki kez dile getirmiştir. Bağlamına dayanarak, birkaç farklı çağrışıma sahip olabilirler.


  1. Kurtuluşun alternatif bir yolu olarak “yasa altında” (Gal 4:21). Galatya’daki muhalifler itaat sayesinde yaşam verici doğruluğu kazanmaya çalışmışlardı. Ancak Pavlus’un da zaten açıkladığı gibi, bu olanaksızdır (Gal 3:21, 22). Pavlus’un daha sonra işaret ettiği gibi, yasa altında olmayı arzu etmekle, Galatyalılar gerçekten Mesih’i reddetmektedirler (Gal 5:2–4).

  1. Onun suçlaması altında olmak anlamında “yasa altında” (Rom 6:14, 15). Yasa, günah için kefaret olamayacağından, onun ihlâli kesinlikle suçlanmayla sonuçlanacaktır. Bu, tüm insanlığın içinde bulunduğu durumdur. Yasa, bir hapishane gardiyanı gibi işlev görür, onu ihlâl eden herkesi hapseder ve onlara ölüm cezasını getirir. Yarınki çalışmamızda da göreceğimiz gibi gardiyan sözcüğü (Gal 3:23), bu pasajda Pavlus’un “yasa altında” ifadesinden ne anladığına işaret etmektedir.

Bununla ilişkili “yasa altında” olarak çevrilen Grekçe ennomos sözcüğünün gerçek anlamı “yasa içinde” olup, Mesih ile birlikte yasanın şartları içinde yaşamayı ifade etmektedir (1Ko 9:21). “Yasanın gereklerini yapmakla,” yani yasayı Mesih’ten ayırmaya çalışmakla, aklanmak olanaksızdır, zira sadece imanla aklananlar yaşayacaktır (Gal 3:11). Bu gerçek, yasayı geçersiz kılmıyor; sadece yasanın bizlere sonsuz yaşamı veremeyeceğini gösteriyor. Bunun için artık çok geç.


PAZARTESİ


Ağustos 8


“Gardiyanımız” Olarak Yasa


Pavlus yasa hakkında iki temel hüküm veriyor: (1) yasa İbrahim’e yapılan vaadi geçersiz kılmıyor veya ortadan kaldırmıyor (Gal 3:15–20); (2) yasa vaade karşı gelmiyor (Gal 3:21, 22).


O halde yasa nasıl bir rol oynuyor? Pavlus onun “suçlardan dolayı” eklendiğini yazmaktadır (Gal 3:19), ve yasayla ilişkili olarak üç farklı sözcüğü ya da ifadeyi açmaktadır: hapsedilmek (23. ayet), tutuklu olmak (23. ayet), ve eğitmen (24. ayet).


Dikkatle ve duayla Galatyalılar 3:19–24’ü okuyun. Pavlus burada yasa hakkında ne söylüyor?


Birçok modern çeviri, Galatyalılar 3:19’da yasa hakkında Pavlus’un ifadesini tamamen olumsuz bir ifadeyle yorumlarlar. Fakat orijinal Grekçesi o kadar tek taraflı değildir. “Hapsedilmek” (23. ayet) olarak çevrilen sözcüğün Grekçesi aslında “korumak” demektir. “Hüküm altına alınmak” veya “yakalatmak” (2Ko 11:32) gibi olumsuz anlamlarda kullanılabilse de, Yeni Ahit’te genellikle olumlu anlamda “korunma” veya “himaye edilme” (Flp 4:7, 1Pe 1:5) anlamını yansıtır. Aynı şey “tutuklu olmak” (Gal 3:23) diye çevrilen sözcük için de geçerlidir. “Kapatmak” (Yar 20:18), “kuşatmak” (Çıkış 14:3, Yşu 6:1, Yer 13:19), “yakalamak” (Luka 5:6) veya “tutsak kılmak” (Rom 11:32) olarak da çevrilebilir. Bağlamına göre bu örneklerin de gösterdiği gibi, bu söz olumlu ya da olumsuz çağrışımlar yapabilir.


İsrail halkına (ahlâki ve törensel) yasanın ne yararı olmuştu? Rom 3:1, 2; Yas 7:12–24; Lev 18:20–30.


Pavlus yasa hakkında olumsuz şeyler söylemişse de (Rom 7:6, Gal 2:19), aynı zamanda onun hakkında olumlu şeyler de söylemiştir (Bkz. Rom 7:12, 14; 8:3, 4; 13:8). Yasa, Allah’ın İsrail’e yüklediği bir lanet değildi; tam tersine bir bereket olması niyetiyle verilmişti. Onun kurbanlık sistemi nihaî olarak günahı ortadan kaldıramıyordu, bunu yapabilen Mesih’e işaret ediyordu ve onun insan davranışlarını yönlendiren yasaları, İsrail’i diğer eski kültürleri yok eden birçok zaaftan korumuştu. Pavlus’un başka yerlerde yasa için olumlu yorumları ışığında, buradaki yorumlarını tamamen olumsuz olarak algılamak yanlış olur.


Yanlış kullanılan iyi şeyleri düşün. Örneğin hastalığa şifa vermek için yaratılan uyuşturucu, bazı insanlar tarafından kafayı bulmak için de kullanılabilir. Kendi yaşamında bu ilkenin hangi örneklerini gördün? İyi olan şeylerin kötüye kullanıldığını bilmek, Pavlus’un burada anlatmak istediği şeyi anlamamıza nasıl yardımcı olmaktadır?


SALI


Ağustos 9


Eğitmenimiz Olarak Yasa


Galatyalılar 3:23’de, Pavlus yasayı koruyucu ve himaye edici bir güç olarak tarif etmiştir. Buna benzer olarak 24. ayette ne ima ediyor?


“Eğitmen” olarak çevrilen sözcük, Grekçe paidagogos (pedagog) sözcüğünden gelmektedir. Bazı versiyonlarda “disipline eden”, “öğretici” ve hatta “gardiyan” olarak çevrilmesine rağmen, tek bir sözcük onun anlamını tam olarak yansıtmakta yetersiz kalır. Paidagogos, Roma toplumunda altı veya yedi yaşlarından ergenlik çağına gelinceye dek efendisinin oğullarını yetiştirmekle görevlendirilmiş bir köleydi. Onlara banyo yaptırmak, yemek yedirmek, giysilerini giydirmek ve her türlü tehlikelerden korumak gibi fiziksel ihtiyaçlarına yardımcı olmanın yanında, paidagogos efendisinin oğlunun okula gitmesinden ve ev ödevlerini yapmasından da sorumluydu. Buna ek olarak ondan sadece ahlâki değerleri öğretmek ve uygulamak değil, aynı zamanda çocukların kendi üzerinde de bu değerleri gerçekten öğrendiklerinden ve uyguladıklarından emin olması beklenirdi.


Bazı pedagoglar vesayeti altındaki çocuklar tarafından sevilmiş olsalar da, eski literatürler onların çok katı bir şekilde disiplin verici olduklarından bahsetmektedir. İtaati sadece sert davranışlar ve azarlamalarla değil, aynı zamanda kırbaç ve sopayla dövmekle de sağlamaktaydılar.


Pavlus’un yasayı bir pedagog olarak tarif etmesi, onun yasanın rolüne olan anlayışını açıklamaktadır. Yasa, günahı göstermek ve talimat sağlamak için eklenmişti. Bu vazifenin gerçek doğası, günahkârlar olarak bizleri azarlayıcı ve kınayıcı rolünden dolayı, yasanın aynı zamanda olumsuz yanını da ortaya çıkarmaktadır. Ancak bu “olumsuz” yönüne rağmen, Allah bunu bizim yararımıza kullanmaktadır, zira yasanın getirdiği kınama aynı zamanda bizleri Mesih’e yönlendiren güdüdür. Bu nedenle yasa ve müjde birbirine zıt şeyler değillerdir. Allah bunları bizim kurtuluşumuz için birlikte çalışacak şekilde tasarlamıştır.


“Bu Kutsal Yazı’da [Gal 3:24], Kutsal Ruh elçi aracılığıyla özellikle ahlâki yasadan bahsetmektedir. Yasa bizlere günahı gösterir ve Mesih’e olan ihtiyacımızı hissetmemizi sağlayarak, Allah’a tövbe etmekle ve Rabbimiz İsa Mesih’e olan imanımızla, af ve esenlik için O’na sığınmamıza neden olur.”—Ellen G. White, Selected Messages, Kitap 1, S. 234.


Davranışlarını, sözlerini ve düşüncelerini yasayla en son ne zaman karşılaştırdın? Şimdi yap, sadece yazılı yasayla değil aynı zamanda ruhsal olanla da (Mat 5:28, Rom 7:6). Kendini ne kadar iyi hissediyorsun? Yanıtın, Pavlus’un bu mektupta ima ettiği şey hakkında ne söylüyor?


ÇARŞAMBA


Ağustos 10


Yasa ve İmanlı (Gal 3:25)


Birçok kişi Galatyalılar 3:25’deki Pavlus’un yorumunu, yasanın tamamen reddedilmesi olarak yorumlamışlardır. Ancak bu görüş, Pavlus’un Kutsal Kitap’ın başka yerlerinde yasa hakkındaki olumlu yorumlarının ışığında pek bir anlam taşımamaktadır.


O halde ne ima etmektedir?


Birincisi, bizler artık yasanın suçlaması altında değiliz (Rom 8:3). İnanlılar olarak Mesih’teyiz ve lütuf altında olmanın imtiyazından memnunuz (Rom 6:14, 15). Bu bizlere, bu süreçte yaptığımız hatalar için suçlanma korkusu olmadan Mesih’e bütün yüreğimizle hizmet etme özgürlüğünü verir. Bazı insanların Mesih’teki “özgürlük” olduğunu iddia ettikleri, artık yasaya itaat etmenin gerekli olmadığı yolundaki görüşten radikal bir şekilde farklı olan müjdedeki gerçek özgürlük ve bağımsızlık işte budur. Ancak yasaya itaatsizlik bir günahtır ve günah da kölelikten başka bir şey değildir (Yuhanna 8:34).


Romalılar 8:1–3’ü okuyun. Artık yasa tarafından suçlu bulunmamak ne demektir? Bu harika gerçek, yaşamımızı ne yönde etkilemelidir?


Mesih sayesinde affedilmiş olmanın neticesi olarak, yasayla olan ilişkimiz artık farklıdır. Artık O’nu hoşnut edecek şekilde bir yaşam sürmeye çağırıldık (1Se 4:1); Pavlus bunu Ruh ile yönlendirilme olarak anmaktadır (Gal 5:18). Bu ahlâki yasanın artık uygulanabilir olmadığı anlamına gelmiyor—bu hiçbir zaman söz konusu değildi. Yasanın günahı böylesine açıkça tarif ettiğini gördükten sonra böyle bir şey nasıl mümkün olabilir ki?


Aksine, yasa Allah’ın karakterinin bir sureti olduğundan, yasaya itaat etmekle O’nun karakterini yansıtmış oluruz. Fakat bundan başka, sadece birtakım kuralları değil, yasanın hiçbir zaman kendi başına yapamayacağı şeyi bizler için yapan İsa’nın örneğini izleriz: O yasayı yüreklerimize yazdı (İbr 8:10) ve yasanın adil taleplerinin bizim içimizde gerçekleşmesini mümkün kıldı (Rom 8:4). Bu demektir ki, İsa ile olan ilişkimiz sayesinde yasaya daha öncesinde olmadığı kadar itaat etme gücüne sahip oluruz.


Romalılar 8:4’ü okuyun. Pavlus burada ne söylemektedir? Burada açığa çıkan vaadi kendi yaşamında nasıl gördün? Aynı zamanda, ne kadar olumlu değişiklikler yaşamış olsan da, kurtuluş neden hep başka bir şeye değil de, Mesih’in bizim için yapmış olduğu şeye dayanmak zorundadır?


PERŞEMBE


EK ÇALIŞMA: “Galatyalılar’daki yasa konusunda bana soruldu. Hangi yasa bizleri bir eğitmen olarak Mesih’e getirir? Yanıtlıyorum: Hem törensel olanlar hem de on emrin ahlâki prensipleri.


“Mesih tüm Yahudi idaresinin temeliydi. İsa Mesih’in kanıyla kurtulmak için Mesih’e işaret eden kurbanlık sunuları kabul etmeyen Kayin’in Allah’ın planını reddetmesinin bir sonucu olarak Habil ölmüştü. Tüm seremoni Allah tarafından hazırlanmış ve Mesih de tüm sistemin temeli olmuştu. Bu, eğitmen olarak günahkâr insanî aracılara, Mesih’in tüm Yahudi idaresinin Kaynağı olduğunu gözönüne almaya sevk eden işin başlangıcıydı.


“Tapınak ile ilişkili olarak hizmet veren herkes, insan ırkı yararına Mesih’in müdahalesini dikkate alarak sürekli eğitim görmekteydi. Bu hizmet, O’nun krallığının yasası demek olan Allah’ın yasasına yönelik sevgi dolu bir kalp yaratmak için tasarlanmıştı.”—Ellen G. White, Selected Messages, Kitap 1, S. 233.


“On Emir yasasına, yasaklayıcı olduğundan çok bağışlayıcı bir yönden bakılmalıdır. Onun yasaklamaları itaatte mutluluğun kesin garantisidir. Mesih’ten elde edilmek suretiyle, çağlar boyunca bizlere mutluluk vererek karakterimizi arındırmaya yardımcı olur. İtaat edene ise bir koruma duvarı oluşturur.”—Ellen G. White, Selected Messages, Kitap 1, S. 235.


TARTIŞMA SORULARI:


Sık sık yaşamımızda günahı nasıl alt edeceğimiz sorusuyla mücadele ederiz. Kutsal Kitap’ta günaha karşı zafer kazanmak konusunda ne gibi vaatlere sahibiz? Bu vaatlerin gerçekleşmesine yardımcı olması açısından nasıl bir pozisyon almalıyız? Aynı zamanda, tüm kurtuluş umudumuzu başka şeyler üzerine değil de Mesih’in bizler için kazandığı zafer üzerine kurmak konusunda neden çok dikkatli olmalıyız?


Çoğunlukla Hıristiyanların yasanın artık geçersiz olduğunu iddia ettiklerini duyarız. Tabii ki aynı Hıristiyanlar, aslında yasanın geçersiz olmadığı anlamına gelen günaha karşı da seslerini yükselteceklerdir. Aslında bu iddiayla ne demek istemektedirler? (İpucu: Bu bağlamda genellikle hangi emir öne çıkmaktadır?)


ÖZET: Yasa, günahkârların Mesih’e olan ihtiyaçlarını göstermek için verilmişti. Bir muhafız olarak Allah hakkında ve kötülükten korunma hakkında talimatlar vermektedir. Fakat aynı zamanda bir eğitmen gibi günahkârlığımıza da işaret etmekte ve kınama getirmektedir. Mesih bizleri yasanın suçlamasından özgür kılar ve Kendi yasasını kalplerimize yazar.


CUMA


Ağustos 11


*Ağustos 12–18


Kölelikten Mirasçılığa




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal 3:26–4:20; Rom 6:1–11; İbr 2:14–18; 4:14, 15; Rom 9:4, 5.


HATIRLAMA METNİ: “Bu nedenle artık köle değil, oğullarsınız. Oğullar olduğunuz için de Tanrı sizi aynı zamanda mirasçı yaptı” (Galatyalılar 4:7).


Pavlus Galatyalılar’a artık köleler gibi yaşamamaları ve davranmamalarını bilakis Allah’ın oğulları ve kızları gibi tüm haklara ve imtiyazlara sahip olarak yaşamaları gerektiğini söylemişti, ki bu genç Martin Luther’in duyması gereken bir gerçekti. Günaha olan kanaati derinleştikçe bu genç adam af ve esenliği kendi işleriyle elde etmeye çalıştı. Kendi doğasını bastırmak için keşiş hayatının özgür kılamadığı oruçla, gece ibadetleriyle ve kendini kırbaçlayarak çaba göstererek daha dikkatli bir yaşam sürdü. Allah’ın önüne onaylanmış olarak çıkabilmek için kalbinin saflaşması konusunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmadı. Daha sonra da söylediği gibi, kurallara harfi harfine uyan ama yine de kendi içinde huzur bulamayan sofu bir keşişti. “Eğer bir keşiş, yaptığı bu keşişlik uygulamalarıyla cenneti elde edebilseydi, hiç şüphesiz bu hakka ben sahip olurdum.” Ancak onun için bu işe yaramamıştı.


Daha sonra, Galatyalılar’da belirtilen Mesih’te kurtuluş hakkındaki gerçeği anlamaya başladığında, kendi ruhu için bir tür ruhsal özgürlük ve umuda sahip olmaya başlamıştı. Bunun sonucunda, bizlerin de dünyası artık aynı olmaz.


*19 Ağustos Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. DERS

Ağustos 13


Mesih’teki Durumumuz (Gal 3:26–29)


Galatyalılar 3:25’i gözönüne alarak Galatyalılar 3:26’yı okuyun. Bu ayet şimdi İsa tarafından kurtarılmış biri olarak, yasayla olan ilişkimizi anlamamıza nasıl yardımcı olmaktadır?


  1. ayetin başında geçen çünkü sözcüğü, Pavlus’un bu ayetle bir önceki ayet arasında direkt bir bağlantı kurduğuna işaret etmektedir. Aynı şekilde efendinin oğlu reşit olmadığı sürece bir eğitmenin kontrolü altında olduğu gibi, Pavlus da Mesih’e iman edenlerin reşit olduğunu, artık Allah’ın yetişkin “oğulları” oldukları için, onların yasayla olan ilişkilerinin değiştiğini söylemektedir.

Oğul ifadesi, tabii ki sadece erkekleri kapsamamaktadır; Pavlus dişileri de bu kategoriye dahil etmektedir (Gal 3:28). Çocuklar yerine oğullar sözcüğünü kullanmasının nedeni, “Tanrı’nın oğulları” ifadesinin Eski Ahit’te İsrail için tahsis edilmesinin yanında, erkek soyuyla nesilden nesile geçen ailevî mirası aklından geçiriyor olmasıdır (Yas 14:1, Hoş 11:1). İsrail için ayrıcalıklı olan Allah ile özel ilişkiye artık Mesih’te diğer uluslardan olanlar da sahip olabilirlerdi.


Vaftizi çok önemli bir olay haline getiren şey nedir? Gal 3:27, 28; Rom 6:1–11; 1Pe 3:21.


Pavlus’un 27. ayette bir kez daha çünkü sözcüğünü kullanması, onun bu mantığı daha da geliştirdiğini göstermektedir. Pavlus, vaftizi yaşamımızı Mesih ile birleştirmek yolunda alınmış radikal bir karar olarak görmektedir. Romalılar 6’da, vaftizi sembolik olarak hem O’nun ölümünde hem de dirilişinde İsa ile birleşmemiz olarak tarif etmektedir. Galatyalılar’da Pavlus farklı bir mecaz kullanmaktadır: vaftiz, Mesih’i giyinme eylemidir. Pavlus’un terminolojisi, doğruluk ve kurtuluş giysisinden bahseden Eski Ahit’in o harika pasajlarını hatırlatmaktadır (Bkz. Yşa 61:10, Eyüp 29:14). “Pavlus, vaftizi, Mesih’in tıpkı bir giysi gibi imanlıyı sardığı bir an olarak görmektedir. Bu ifadeyi kullanmasa da, Pavlus imanlılara verilen doğruluğu tarif etmektedir.”—Frank J. Matera, Galatians (Collegeville, Minn.: The Liturgical Press, 1992), S. 145.


Vaftiz ile sembolize edilen Mesih’le birleşmemiz, Mesih için gerçekleşen şeyin bizler için de gerçekleşeceğini ima etmektedir. Mesih, “O’nunla ortak mirasçı” (Rom 8:17) olan İbrahim’in “tohumu” olduğundan, inananlar da İbrahim’e ve onun soyuna yapılan tüm antlaşma vaatlerine ortaktır.


Mesih için gerçekleşen şeyin bizler için de gerçekleşeceği fikri üzerinde düşün. Bu harika gerçek, varlığımızın her yönünü nasıl etkilemelidir?


PAZAR


Ağustos 14


Temel İlkelerin Kölesi Olmak


Allah ile olan ilişkimizi, oğulluk ve mirasçılıkla karşılaştıran Pavlus, şimdi bu mecaza Galatyalılar 4:1–3’deki miras konusunu da ilave etmek suretiyle açmaktadır. Pavlus’un terminolojisi, büyük bir mal sahibinin öldükten sonra tüm varlığını en büyük oğluna bırakması gibi bir durumu anımsatmaktadır. Ancak oğlu halâ reşit değildir. Günümüzdeki vasiyetlerde de olduğu gibi, babanın vasiyeti oğlu erişkinliğe ulaşana dek onun velilerin ve yöneticilerin gözetimi altında kalmasını şart koşar. Görünürde babasının tüm mal varlığının sahibi olsa da, bir çocuk olarak uygulamada bir köleden çok az üstünlüğe sahiptir.


Pavlus’un kıyaslaması, Galatyalılar 3:24’deki eğitmene benzerdir, fakat bu durumda velilerin ve yöneticilerin gücü çok daha fazladır ve öneme sahiptir. Onlar sadece efendinin oğlunu yetiştirmekle kalmayıp, oğul yetişkinliğe erişip bu görevleri kendi üzerine alana dek, onun tüm maddî ve idarî işlerinden de sorumludurlar.


Galatyalılar 4:1–3’ü okuyun. Pavlus burada yine, şimdi Mesih’te iken yasanın yaşamımızda nasıl bir role sahip olması gerektiği konusunda ne söylemektedir?


Pavlus’un “temel ilkeler” (Gal 4:3, 8) ifadesiyle tam olarak ima ettiği şey, bir tartışma konusudur. Burada geçen Grekçe stoicheia sözcüğü “esaslar” anlamını taşır. Bazıları bunun evreni oluşturan temel ilkeleri tarif ettiğini (2Pe 3:10, 12); veya bu kötülük çağını kontrol eden şeytanî güçleri (Kol 2:15); ya da dinî bir yaşamın temel ilkeleri, dinin ABC’si olduğunu düşünür (İbr 5:12). Mesih gelmeden önce Pavlus’un insanlığın durumunu “ikincil” olarak vurgulaması (Gal 4:1–3), onun burada dinî yaşamın temel ilkelerini kastettiğini göstermektedir. Eğer durum böyleyse, Pavlus yasaları ve kurbanlarıyla Eski Ahit periyodunun, sadece kurtuluşun temellerini çizen bir müjde öncüsü olduğunu söylemektedir. İsrail için törensel yasalar ne kadar önemli ve eğiticiyse de, onlar sadece gelecek olan şeyin habercisiydiler. Onlar hiçbir zaman Mesih’in yerine geçmeyi amaçlamamışlardır.


Birinin yaşamını Mesih yerine bu kurallarla düzenlemesi, tıpkı zamanda geriye yolculuk yapmayı istemek gibidir. Zaten Mesih geldikten sonra, Galatyalılar için bu temel ilkelere geri dönmek, Pavlus’un benzetmesindeki yetişkin oğulun tekrar küçülmek istemesi gibi bir şeydir!


Çocuksu bir iman olumlu olabilse de (Mat 18:3), ruhsal olgunlukla aynı şey olabilir mi? Yoksa ruhsal bakımdan ne kadar gelişirsen, imanının da o kadar çocuksu olacağını mı düşünüyorsun? İmanın ne ölçüde çocuksu, “masum” ve güven dolu?


PAZARTESİ


Ağustos 15


“Allah Oğlu’nu Gönderdi” (Gal 4:4)


“Ama zaman dolunca Tanrı, Yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için kadından doğan, Yasa altında doğan öz Oğlu’nu gönderdi.” (Gal 4:4).


Pavlus’un dolunca sözcüğünü seçmesi, Allah’ın aktif rolünün insanlık tarihindeki amacını gerçekleştireceğini göstermektedir. İsa öyle gelişigüzel bir zamanda gelmedi; O Allah’ın hazırlamış olduğu belirli bir zamanda geldi. Tarihi perspektiften bakıldığında bu periyot, Pax Romana (Roma Paktı) diye bilinen, Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde ikiyüz yıl süren bir süre boyunca yapılan izafî bir istikrar ve barış sürecidir. Roma’nın Akdeniz dünyasındaki ülkeleri fethetmesi, barışa, ortak bir dile, seyahat etmeye ve müjdenin hızla yayılmasına öncülük eden ortak bir kültürün gelişmesine olanak sağlamıştır. Dinî açıdan bakıldığında, Allah’ın vaat ettiği Mesih’in gelişi için öngördüğü zamandı (Bkz. Dan 9:24–27).


Bizleri kurtarmak için Mesih neden bizim insanlığımıza bürünmek zorundaydı? Yuhanna 1:14; Gal 4:4, 5; Rom 8:3, 4; 2Ko 5:21; Flp 2:5–8; İbr 2:14–18; 4:14, 15.


Galatyalılar 4:4, 5, Kutsal Yazı’daki en özlü müjdelerden birini içermektedir. İsa’nın insanlık tarihine gelişi bir kaza değildi. “Allah Oğlu’nu gönderdi.” Diğer bir deyişle, Allah kurtuluşumuza önayak oldu.


Ayrıca bu sözlerde Mesih’in ebedî ilahîliğine yönelik temel Hıristiyan inancı yer almaktadır (Yuhanna 1:1–3, 18; Flp 2:5–9; Kol 1:15–17). Allah göksel bir elçi göndermedi. O bizzat Kendisi geldi.


O, Allah’ın öncelerden beri mevcut olan ilahî Oğlu olmasına rağmen, İsa aynı zamanda “kadından doğmuştu.” Bu ifadede bakireden doğum ima edilmekle birlikte, daha çok O’nun gerçek insanîliği belirtilmektedir.


“Yasa altında doğmak” ifadesi, sadece İsa’nın Yahudi mirasını değil, aynı zamanda O’nun bizim suçlanmamızı taşıdığı gerçeğini de içermektedir.


Mesih’in bizim insanîliğimize bürünmesi gerekliydi, zira bizler kendi kendimizi kurtaramazdık. Kendi ilahî doğasıyla, bizim düşmüş insanî doğamızı birleştirmek suretiyle Mesih resmî olarak Vekilimiz, Kurtarıcımız ve Başkahinimiz olarak yetkilendirildi. İkinci Adem olarak O, Adem’in itaatsizliği neticesinde kaybettiği her şeyi yeniden ıslah etmek için geldi (Rom 5:12–21). İtaatkârlığıyla O, yasanın gereklerini mükemmel bir şekilde karşıladı ve böylece Adem’in trajik kusurunu bertaraf etti. Çarmıhtaki ölümüyle, günahkârın ölümünü gerektiren yasanın adaletini karşıladı ve böylece Kendisine gerçek iman ve teslimiyetle gelen herkese kurtuluş hakkı bağışladı.


SALI


Ağustos 16


Evlâtlık Hakkı (Gal 4:5–7)


Galatyalılar 4:5–7’de, Pavlus bu konuyu açarak Mesih’in şimdi “yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturduğunu” vurgulamaktadır (4, 5. ayetler). Burada özgürlüğe kavuşturmak olarak çevrilen sözcük, “geri satın almak” demektir. Ya bir esirin ya da bir kölenin özgürlüğünü satın almak için ödenen bedeli ima etmektedir. Bu bağlamın gösterdiği gibi, kurtuluş olumsuz bir zemine işaret eder: kişi özgür bırakılma ihtiyacındadır.


Ancak neyden özgür bırakılma ihtiyacı hissediyoruz? Yeni Ahit diğerlerinin arasında dört şey sunar: (1) iblisten ve onun ayartılarından özgür kılar (İbr 2:14, 15), (2) ölümden özgür kılar (1Ko 15:56, 57), (3) doğal olarak bizleri esir alan günahın kudretinden özgür kılar (Rom 6:22) ve (4) yasanın suçlamasından özgür kılar (Rom 3:19–24, Gal 3:13, 4:5).


O’nda kurtuluşa sahip olmamız sayesinde Mesih bizler için hangi olumlu amacı gerçekleştirmiştir? Gal 4:5–7; Ef 1:5; Rom 8:15, 16, 23; 9:4, 5.


Sık sık “kurtuluş” açısından Mesih’in bizler için neyi başardığını konuşuruz. Bu doğru olsa da, bu sözcük Pavlus’un eşsiz bir şekilde evlâtlığa alınmak (huiothesia) sözcüğünü kullanışı kadar daha çarpıcı ve açıklayıcı olamazdı. Bu sözcüğü Yeni Ahit’te kullanan tek yazar Pavlus olsa da, evlâtlık alınma Greko-Romen dünyasında çok iyi bilinen yasal bir prosedürdü. Pavlus’un yaşamı süresince, birkaç Roma imparatoru yasal mirasçısı olmadığında kendisine bir varis olması açısından evlâtlık alma yolunu seçmişti. Evlâtlık almak birkaç avantajı garanti ediyordu: “(1) Evlâtlık alınan oğul, alan kişinin gerçek oğlu oluyordu (2) Evlâtlık alan kişi çocuğu uygun bir şekilde yetiştirmeye, onun yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını karşılamaya razı oluyordu. (3) Evlâtlık alan kişi, evlâtlığını reddedemezdi. (4) Çocuk köleliğe terk edilemezdi. (5) Çocuğun gerçek ebeveynleri onun tekrar kendilerine iadesi konunda hak talep edemezlerdi. (6) Evlâtlık, miras alma hakkını doğururdu.”—Derek R. Moore-Crispin, “Galatians 4:1–9: The Use and Abuse of Parallels,” The Evangelical Quarterly, Cilt LXI/No. 3 (1989), S. 216.


Eğer bu haklar dünyevî düzeyde garanti ediliyorsa, Allah’ın çocukları olarak evlât edinildiğimizde kimbilir bundan ne kadar daha fazla imtiyazlara sahip olacağımızı hayal edin!


İbranice Abba sözcüğünün, günümüzde çocuklarının babalarına samimî olarak kullandıkları Babacığım gibi bir sözcük olduğunu fark ederek Galatyalılar 4:6’yı okuyun. İsa bunu dualarında kullanmıştı (Mar 14:36), ve Tanrı’nın çocukları olarak bizler de Allah’ı aynı şekilde “Abba” olarak çağırma imtiyazına sahibiz. Kendi yaşamında Allah ile böyle samimî bir yakınlığı hissediyor musun? Eğer değilse, sorun nedir? Bu yakınlığı sağlayabilmek adına neyi değiştirebilirsin?


ÇARŞAMBA


Ağustos 17


Neden Köleliğe Dönesiniz? (Gal 4:8–20)


Galatyalılar 4:8–20’yi okuyun. Aşağıya Pavlus’un burada söylediklerinin bir özetini yapın. Galatyalılar arasında yayılan sahte öğretileri ne kadar ciddiye alıyor?


Pavlus, Galatyalılar’ın dinî uygulamalarının gerçek tabiatını tarif etmiyor, fakat aklından çok net bir şekilde ruhsal kölelikle sonuçlanan yanlış ibadet sistemini geçirmektedir. Aslında bunun ne kadar tehlikeli ve yıkıcı olduğunu açıklayan çok ateşli bir mektup yazmış, Galatyalılar’ı yaptıkları şeyin oğulluktan köleliğe dönmek olduğu konusunda uyarmıştır.


Detayları belirtilmese de, Pavlus Galatyalılar’ın yaptığı şeyin sakıncalı olduğu konusunda ne söylemektedir? Gal 4:9–11.


Pavlus’un “özel günler, aylar, mevsimler ve yıllar” (Gal 4:10) ifadesini birçokları, sadece törensel yasalara değil, aynı şekilde Sebt Günü’ne karşı bir itiraz olduğu şeklinde yorumlamaktadırlar. Ancak böyle bir yorumun kanıtı yoktur. İlk olarak, eğer Pavlus gerçekten Sebt Günü’nü ve diğer Yahudi uygulamalarını belirlemek isteseydi, Koloseliler 2:16’dan da gördüğümüz gibi bunları ismen saptaması çok kolay olurdu. İkincisi, Pavlus Galatyalılar ne yaparsa yapsınlar, bunun onları Mesih’teki özgürlükten köleliğe doğru sürüklediğini açıklamıştı. “Eğer yedinci-gün Sebt’ine riayet insanı köleliğe maruz bırakıyorsa, o zaman dünyanın ilk Sebt’ini gözeten Yaratıcı’nın bizzat kendisi de esarete girmiş demektir!”—The SDA Bible Commentary, Cilt 6, S. 967. Ayrıca İsa, insanları Kendisinde olan özgürlükten bir şekilde mahrum eden bir geleneği neden sadece kendisi tutmakla kalmayıp başkalarına da nasıl tutulacağını öğretsin ki? (Bkz. Mar 2:27, 28; Luka 13:10–16.)


Yedinci-Gün Adventistleri arasında, bizleri Mesih’te olan özgürlükten alıkoyacak herhangi bir uygulama olabilir mi? Veya uygulamaların kendisi sorunlu olmasa da, bu uygulamalara karşı bizim tavrımız nedir? Yanlış davranışlar, Pavlus’un Galatyalılar’ı bu kadar hararetle uyardığı esarete bizleri nasıl sürükler?


PERŞEMBE


Ağustos 18


EK ÇALIŞMA: “İnkârcılar itaatsizliklerinden dolayı mahvolmasınlar, fakat vekilleri ve güvenceleri olan Mesih’e olan imanları sayesinde, razı olduğu iyi iradesi uyarınca İsa Mesih tarafından evlâtlığa alınan çocuklar Allah’ın seçtiği kısmetli kişiler olsunlar diye göklerin meclisinde önlem alındı. Allah’ın iradesi her insanın kurtulmasıdır; zira yarattığı tek Oğlu’nu insanlığa fidye olarak vermekle geniş bir önlem alınmıştır. Mahvolanlar, İsa Mesih aracılığıyla Allah’ın evlâtlıkları olmayı reddettikleri için mahvolacaklardır. İnsanın kibri, onu kurtuluş önlemlerini kabul etmekten alıkoyar. Fakat insanlığın erdemi, bir ruhu Allah’ın huzuruna kabul ettiremez. İnsanı Allah tarafından kabul edilebilir yapan şey, onun adına iman sayesinde Mesih’in paylaştırdığı lütfudur. İnsanın Allah tarafından seçilmesi, işlere veya iyi duygulara sahip olmaya dayandırılamaz; zira seçim Mesih aracılığıyla olmaktadır.”—Ellen G. White, “Chosen in Christ,” Signs of the Times, 2 Ocak 1893.


TARTIŞMA SORULARI:


Rab ile olan yürüyüşümüzde, çocuklar gibi olmanın ne anlama geldiği ve ne anlama gelmediği fikri üzerinde düşünün. Allah’a olan imanımız ve O’nunla ilişkimizde, çocukların hangi yönlerine benzemeliyiz? Aynı zamanda bu fikri daha da ötelere taşımanın yolları nelerdir? Tartışın.


İnsanları yalnızca imanla kurtuluş ve lütuf fikrinden bu kadar korkutan şey nedir? Eğer mümkün olabilseydi, birçok insan neden kendi tarzlarındaki bir kurtuluş için çaba göstermeyi tercih ederlerdi?


Grupça, Perşembe günkü çalışmamızdaki son soruya dönelim. Yedinci-Gün Adventisler’i olarak aslında ideal olarak kurtulmamız gereken ne tür bir köleliğe kapılıyoruz? Bu nasıl başımıza geliyor ve eğer varsa bunu nasıl bilebilir ve bundan kurtulabiliriz?


ÖZET: Mesih’te, oğullar ve kızlar olarak Allah’ın ailesine evlâtlık ediliriz. Allah’ın çocukları olarak, böyle bir ailevî ilişkinin sağladığı her türlü hakka ve imtiyaza sahip oluruz. Kurallar ve düzenlemeler temelinde Allah’a bağlı olmak çok saçma olurdu. Bu durum, sanki bir oğulun köle olmak için pozisyonundan ve mirasından feragat etmesi gibi olurdu.


CUMA



*Ağustos 19–25


Pavlus’un

İçten Yalvarışı




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal 4:12–20, 1Ko 11:1, Flp 3:17, 1Ko 9:19–23, 2Ko 4:7–12.


HATIRLAMA METNİ: “Kardeşler, size yalvarıyorum, benim gibi olun. Çünkü ben de sizin gibi oldum” (Galatyalılar 4:12).


Şimdiye kadar gördüklerimize göre Pavlus, Galatyalılar’a dolambaçlı sözler sarf etmemiştir. Aksine sert lisanı, onun tesis etmiş olduğu inanlı topluluğunun ruhsal refahı için hissettiği canlı tutkuyu yansıtmaktadır. Pavlus’u meşgul eden bu önemli teolojik meselenin yanında Galatyalılar’a yazılan mektup, geniş anlamda doğru doktrinin de ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Eğer neye inandığımız önemli olmasaydı, eğer doktrinel doğruluk hiç önem taşımasaydı, o zaman Pavlus mektubunda neden bu kadar hararetli ve uzlaşmaz olurdu? Tabii ki gerçek, neye inandığımızın çok önemli olduğudur, özellikle de müjdenin tüm sorusu ışığında.


Galatyalılar 4:12–20’de Pavlus söylevine devam etmekte, ancak görüşünü biraz da olsa değiştirmektedir. Pavlus Galatyalılar’ı yanlışlarından döndürmek için birçok detaylı, teolojik ve sofistike kanıtlar öne sürmekte ve şimdi de daha kişisel, pastoral ricalar yapmaktadır. Galatyalılar’ın çıkarını savunmayan sahte öğretmenlerden farklı olarak, Pavlus içten bir ilgi, kaygı, umut ve sevgiyle yolunu şaşırmış sürüsü için iyi bir çoban olmaya çalışmıştır. Sadece teolojiyi düzeltmekle kalmamış, sevdiği insanlara hizmet etmeye çalışmıştır.


*26 Ağustos Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

Ağustos 20


Pavlus’un Kalbi


Galatyalılar 4:12–20’yi okuyun. Bu ayetlerde Pavlus’un mesajındaki dürtü nedir?


Onlara olan ilgisine yönelik, Pavlus’un kalbindeki ağır yük, 12. ayetteki kişisel ricasıyla kendisini açık bir biçimde hissettirmektedir. Bu ricayı, Galatyalılar’a söylediği “benim gibi olun” ifadesi izlemektedir. Yalvarmak veya rica etmek sözcüğünün önemi, bazı çevirilerde tam olarak anlamı yansıtmamaktadır. Sözcüğün Grekçesi deomai’dir. “Kışkırtmak” veya “üstelemek” olarak çevrilse de, Grekçe sözcük çok güçlü bir umutsuzluk hissi yansıtmaktadır (Bkz. 2Ko 5:20, 8:4, 10:2). Pavlus gerçekten de “Sizlere yalvarıyorum!” demektedir.


Pavlus’un ilgisi, sadece teolojik fikirler ve doktrinel görüş açıları değildi. Onun kalbi, hizmeti sayesinde Mesih’e getirdiği kişilerin yaşamlarına bağlanmıştı. Kendisini sadece bir dosttan daha fazla hissediyordu; onların ruhsal babasıydı ve onlar da onun çocuklarıydı. Hatta bundan başka Pavlus Galatyalılar için olan ilgisini ve endişesini, tıpkı doğum sancısı çeken bir anneye benzetiyor (Gal 4:19). Pavlus, inanlı topluluğunu kurduğunda, önceki “çalışmasının” onların “emin kurtuluşu” için yeterli olacağını düşünmüştü. Fakat şimdi Galatyalılar gerçekten uzaklaşmıştı ve Pavlus onların refahı için bu çabaların acısını sürekli yaşıyordu.


Galatyalılar için Pavlus’un aklında nasıl bir hedef vardı? Onların yararına yaptığı tüm “çalışmalarında” ne gibi bir netice görmek istiyordu? Gal 4:19.


Önce Galatyalılar’ın biçimlenmesi için doğum sancısı çektiğini ifade ettikten sonra, Pavlus şimdi de sanki onlar için beklenen bir anneymiş gibi seslenmektedir. “Biçimlenme” olarak çevrilen sözcük, bir embriyonun gelişmesini ima eden tıbbî bir deyimdir. Bu mecazla Pavlus hem bireysel hem de inanlı topluluğu olarak Mesih inanlısı olmanın ne demek olduğunu tarif etmektedir. Mesih’in takipçisi olmak, sadece bir imana sahip olmaktan daha fazlasıdır; bu Mesih’in benzerliğinde radikal bir dönüşümü içerir. Pavlus, “Galatyalılarda birkaç küçük değişim değil, onlarda Mesih’i görmek gibi büyük bir değişimi görmek istiyordu.”—Leon Morris, Galatians (Downers Grove, Ill.: InterVarsity Press, 1996), S. 142.


Yaşamında hangi bakımlardan Mesih’in karakteri görünmektedir? Başka hangi alanlarda bolca gelişmen gerekiyor?


PAZAR


Ağustos 21


Olmak Sorunu


1.Korintliler 11:1; Filipililer 3:17; 2.Selanikliler 3:7–9; ve Elç 26:28, 29’u okuyun. Pavlus burada Galatyalılar 4:12’nin bir yansıması olan neyi söylüyor? Onun imasını nasıl anlamalıyız?


Pavlus, mektuplarında birkaç kez Mesih inanlılarını kendi davranışlarını örnek almaları için cesaretlendiriyor. Her durumda Pavlus kendisini imanlıların takip etmeleri gereken yetkili bir örnek olarak sunuyor. 2.Selanikliler 3:7–9’da Pavlus, kendisini bir örnek olarak göstererek, Selanik’teki imanlıların kendi yaşamlarını nasıl kazanıp başkalarına yük olmamaları gerektiğini söylemektedir. 1.Korintliler 11:1’de Pavlus başkalarının refahı için Korintliler’e öncelikle onu taklit etmeleri çağrısını yapıyor. Pavlus’un Galatyalılar’a olan ilgisi sanki farklılık gösteriyor gibidir.


Galatyalılar 4:12’de Pavlus Galatyalılar’dan kendisini taklit etmelerini değil, aksine onun gibi “olmalarını” rica ediyor—Davranıştan değil, olmaktan bahsediyor. Neden? Galatya’daki sorun, Korint’teki inanlı topluluğunda olduğu gibi etik olmayan bir davranış veya tanrıdan yoksun bir yaşam tarzı değildi. Galatya’daki mesele, Hıristiyanlığın bizzat özünden kaynaklanıyordu. “Davranıştan” çok, “olmak” meselesiydi. Pavlus benim gibi yapın değil, benim gibi olun diyor. Galatyalılar 4:12’deki bu terminoloji, Pavlus’un Elç 26:29’da Hirodes II Agrippa’ya yaptığı şu ricasında da aynen yer almaktadır: “Tanrı’dan dilerim ki yalnız sen değil, bugün beni dinleyen herkes, bu zincirler dışında benim gibi olsun! Diğer bir deyişle Pavlus, bir Hıristiyan olarak yasanın işlerine değil, sadece Mesih’e dayanan bir kaynak, Mesih’in kendisi için yaptığı şeye dayanan bir iman olarak yaşadığı tecrübeyi ima ediyor. Galatyalılar, Mesih’teki kimliklerinden çok kendi davranışlarına büyük değer veriyorlardı.


Pavlus Galatyalılar’ın nasıl kendisi gibi olmaları gerektiğini açıkça söylemese de, Galatyalılar’daki durumun bağlamı, onun yaşamının her yönünü ve detayını kaplayan boş bir ifade olmadığını göstermektedir. Onun kaygısı, Galatyalılar’ın yasaya odaklı dini olduğundan, Pavlus’un aklında, kendisinin İsa Mesih’te bulduğu harika sevgi, mutluluk, özgürlük ve kurtuluş kesinliği vardı. Mesih’in harikalarının üstünlüğü ışığında, Pavlus başka her şeyi süprüntü saymayı öğrenmiş (Flp 3:5–9)—ve Galatyalılar’ın da aynı tecrübeyi yaşamasını istemişti.


Sana iyi örnek olan birini tanıyor musun (Mesih dışında)? Eğer varsa, bu kişinin hangi özelliklerini kendine örnek buluyorsun ve sen de bu özellikleri kendi yaşamında nasıl gösterebilirsin?


PAZARTESİ


Ağustos 22


Ben de Sizler Gibi Oldum


1.Korintliler 9:19–23’ü okuyun. Galatyalılar 4:12’nin son kısmını daha iyi anlayabilmemiz açısından Pavlus bu ayetlerde ne ima ediyor? (Ayrıca bkz. Elç 17:16–34, 1Ko 8:8–13, Gal 2:11–14.)


Galatyalılar 4:12 biraz kafa karıştırıcı görünebilir. Pavlus onlara benzedikten sonra, Galatyalılar neden Pavlus gibi olsunlar ki?


Dünkü çalışmamızda da gördüğümüz gibi Pavlus, tam bir imanda ve güvende gelişerek, Mesih’in her şeye yeterli olan kurtuluşuna sahip olabilmeleri için, onların da kendisi gibi olmalarını istemişti. Kendisinin de onlar gibi olmasına ilişkin yaptığı yorum, Yahudi olmasına rağmen, diğer uluslardan olan insanlara müjdesiyle erişebilsin diye, onun da “yasa olmaksızın” diğer uluslardan biri gibi olduğuna yönelik bir hatırlatmaydı. Diğer uluslardan olanlara müjdeyi götüren büyük bir şahsiyet olarak, Pavlus hem Yahudiler’e hem de diğer uluslara müjdeyi nasıl vaaz etmesi gerektiğini öğrenmişti. Aslında 1.Korintliler 9:19–23’e göre, müjde aynı kalsa da, ulaşmaya çalıştığı insanlara bağlı olarak Pavlus’un metodu da farklılık göstermekteydi.


“Pavlus, günümüzde bağlamsallaştırma diye ifade ettiğimiz, müjdeyi aralarında bulunduğu insanların ihtiyacına uygun bir tarzda iletme konusunda öncü biriydi.”—Timothy George, The New American Commentary: Galatians (Nashville, Tenn.: Broadman & Holman Publishers, 1994), S. 321.


Pavlus’un 1.Korintliler 9:21’deki kendi yorumları, birinin müjdeyi ne kadar bağlamsallaştırması gerektiğinin sınırları olduğuna inandığını göstermektedir. Örneğin çeşitli yollarla Yahudi ve diğer uluslardan olanlara ulaşmak serbest olsa da, o bu özgürlüğün kanunsuz bir yaşam tarzı sürme hakkını içermediğini ima ediyor, zira Mesih inanlıları “Mesih’in yasası” altındadırlar.


Bağlamsallaşma her zaman o kadar kolay olmasa da, “müjdenin özünü kültürel korunaktan ayırmak mümkün oldukça, içeriğinden taviz vermeksizin Mesih’in mesajını bağlamsallaştırdığımızda, bizler de Pavlus’un taklitçisi olabiliriz.”—Timothy George, Galatians, S. 321, 322.


Taviz vermek çok kolay, değil mi? Bazen ne kadar uzun zamandır Mesih inanlısıysak, taviz vermek de o kadar kolaylaşır. Neden böyle oluyor? Dürüstçe kendine bak. Yaşamına ne kadar çok taviz sızdı ve senin bunu haklı göstermenin yolları ne olmuştu? Gerekli olan alanlarda bunu nasıl tersine çevirebilirsin?


SALI


Ağustos 23


O Zamanlar ve Şimdi


Pavlus’un eskiden Galatyalılar’daki inanlılarla olan ilişkisi şimdikine nazaran bu kadar çetin ve soğuk değildi. Aslında Galatya’da müjdeyi ilk kez vaaz ettiğinde onların kendisine ne kadar iyi davrandıklarını ifade etmektedir. Peki ne olmuştu?


Hangi olay, Pavlus’un müjdeyi Galatya’da vaaz etmeye karar vermesine neden olmuştu? Gal 4:13.


Görünen o ki, Pavlus’un asıl niyeti müjdeyi Galatya’da vaaz etmek değildi. Ancak bu yolculukta bir tür hastalığa yakalandığından dolayı, beklenenden daha uzun bir süre Galatya’da kalmaya ya da iyileşmek için Galatya’ya gitmeye mecbur olmuştu. Pavlus’un hastalığının ne olduğu bir sırdır. Bazıları sıtma hastalığına yakalandığını; bazıları da (Pavlus’un Galatyalılar’ın gözlerini çıkarıp ona vermeye razı olduğunu ifade etmesi temelinde) belki de bir göz hastalığına tutulmuş olabileceğini öne sürmektedirler. Hastalığı belki de 2.Korintliler 12:7–9’de ima edilen “bedende bir diken” ile ilişkili olabilir.


Pavlus hangi hastalıktan ızdırap çekerse çeksin, dayanılmazlığından dolayı bunun Galatyalılar için bir deneme haline geldiğini söylemektedir. Hastalığın, ilahî hoşnutsuzluğun bir işareti olduğu sayılan bir dünyada (Yuhanna 9:1, 2; Luka 13:1–4) Pavlus’un hastalığı, Galatyalılar’ın kolayca hem onu hem de mesajını reddetmeleri için bir bahane olabilirdi. Ama Pavlus’u can-ı gönülden karşılamışlardı. Neden? Çünkü kalpleri Çarmıh’ın vaaz edilmesi (Gal 3:1) ve Kutsal Ruh’un iknasıyla yumuşamıştı. Artık davranışlarının değişmesi için ne gibi bir sebepleri olabilirdi?


Pavlus’un acı çekmesine izin vermekle, Allah’ın nasıl bir gerekçesi olabilirdi? Kendi sorunlarıyla uğraşan Pavlus, başkalarına nasıl hizmet verebilirdi? Rom 8:28, 2Ko 4:7–12, 12:7–10.


Pavlus’un hastalığı ne olursa olsun, mutlaka çok ciddiydi ve sorunlarından dolayı ya Allah’ı suçlamak ya da müjdeyi vaaz etmeye bir son vermek gibi ona kolayca bir bahane sağlayabilirdi. Pavlus bunların hiçbirini de yapmadı. Durumunun onu alıkoymasına izin vermek yerine, Pavlus bunu Allah’ın lütfuna daha çok bağlanmak için bir fırsat olarak kullandı. “Allah defalarca yaşamın sıkıntılarını—hastalık, zulüm, yoksulluk, hatta doğal afetler ve beklenmedik trajediler—merhametini ve lütfunu gösteren fırsatlar ve müjdenin gelişmesi için bir araç olarak kullanmıştır.”—Timothy George, Galatians, S. 323, 324.


Denenmelerin ve acıların seni daha çok Rab’be bağlamasını nasıl öğrenebilirsin? (Başka ne gibi seçeneklerin var?)


ÇARŞAMBA


Ağustos 24


Gerçeği Söylemek


Galatyalılar 4:16’yı okuyun. Pavlus burada ne gibi güçlü bir hususu ortaya koyuyor? Hangi tarzda buna benzer bir durumu yaşamış olabilirsin? (Ayrıca bkz. Yuhanna 3:19; Mat 26:64, 65; Yer 36:17–23.)


Özellikle içinde yaşadığımız çağda ne kadar nahoş veya istenmeyen bir şey olsa da, “gerçeği söylemek” ifadesi, birine gerçekleri söylemede uzlaşmaz, hiçbir kural tanımayan, düşmandan esirgemeyen bir taktik olarak görüldüğünde, sık sık olumsuz bir çağrışım yapar. Eğer Pavlus’un Galatyalılar 4:12–20’deki yorumu ve mektubunun başka yerlerine saçılmış diğer yorumları (Bkz. Gal 6:9, 10) olmasaydı, Pavlus’un müjde gerçeğine olan ilgisinin, sevgiden daha ağır bastığı gibi hatalı bir yargıya kapılabilirdik. Ancak gördüğümüz gibi Pavlus Galatyalılar’ın “müjde gerçeğini” (Bkz. Gal 2:5, 14) bilmeleri konusunda kaygılansa da, bu kaygı onlar için duyduğu sevgiden kaynaklanmaktadır. Birini cezalandırmanın veya hangi sebeple olursa olsun, duymak istemedikleri kaba gerçekleri yüzüne vurmanın ne kadar acı verici olduğunu kişisel bağlamda kim tecrübe edinmemiştir ki? Zaman zaman sözlerimizin ani etkisi incitici, öfkelendirici ve hatta bizlere karşı dargınlık yaratıcı olsa da, O kişiyi incitmek istediğimizden değil, o kişi için kaygı duyduğumuzdan dolayı bunu yaparız. Karşımızdaki kişi ne kadar isteksiz olursa olsun, o kişinin bunları duyması gerektiğini bildiğimiz için böyle yaparız.


Galatyalılar 4:17–20’de, Pavlus hasımlarına yönelik neler söylüyor? Onların teolojisinin yanında, başka ne ile mücadele ediyor?


Pavlus’un Galatyalılar’ın olası bir öfkesini çekecek müjdesinin samimîyetine karşın, hasımları Galatyalılar’a sevgilerinden değil, kendi bencil duygularından ötürü Galatyalılar’a yaranmak için aktif olarak çaba harcamaktadırlar. “Sizi bizden ayırmak istiyorlar” ifadesiyle, Pavlus’un hasımlarına yönelik ne ima ettiği tam olarak anlaşılmasa da, belki de onların önce sünnet olmadıkça müjdenin imtiyazlarından faydalanamayacakları ima ediliyor olabilir.


Ne kadar gerçek ve gerekli olsa da, sözlerinizin birinin size karşı öfkelenmesine sebep olduğu bazı olayları düşünün. Bir daha buna benzer bir durum olduğunda, bu tecrübeden sana yardımcı olacak ne gibi bir şey öğrendin?


PERŞEMBE


EK ÇALIŞMA: “Galatyadaki inanlı topluluklarında, müjde mesajının yerini alacak açık, maskesiz bir yanlış vardı. İmanın gerçek kaynağı olan Mesih, modası geçmiş Yahudi geleneklerine tercih edilmek suretiyle fiilen reddedilmekteydi. Elçi, eğer Galatyadaki imanlılar onları tehdit eden tehlikeli etkilerden kurtarılırsa, en azimli önlemlerin, en keskin uyarıların alınmasının gerekli olduğunu görmüştü.


“Mesih’in her hizmetkârının öğrenmesi gereken en önemli ders, çalışmalarını bundan yararlanacak kişilerin durumuna adapte etmektir. Şefkat, sabır, kararlılık ve metânet çok gereklidir; fakat bunlar uygun bir ayrımla yapılmalıdır. Çeşitli koşullarda ve durumlarda, değişik sınıflardan düşüncelerle bilgelikle uğraşmak, Allah’ın Ruh’u ile yargılanmış, aydınlatılmış ve kutsanmış olan bilgece bir çabayı gerektirir...


“Pavlus, bir zamanlar yaşamlarında Allah’ın kudretini hissedenlere, müjde gerçeğinin ilk sevgisine dönmeleri için yalvarmıştı. O’nun doğruluk kaftanına bürünerek, kefaret edici lütfu aracılığıyla kendilerini tamamen O’na teslim edenlere verdiği çürütülemez kanıtlarla, onlara Mesih’te özgür bir erkek ve kadın olma ayrıcalığını tanıttı. Kurtarılacak her ruhun Allah konusunda gerçek, kişisel bir tecrübe sahibi olması gerektiği konusunda pozisyon aldı.


“Elçinin samimi ricaları sonuçsuz kalmadı. Kutsal Ruh büyük bir güçle çalıştı ve ayakları bilinmedik yollara sapmış olan birçok kişi, müjdedeki önceki imanlarına geri döndü. Bundan böyle Mesih’in onlar için hazırladığı özgürlükte sebat ettiler.”—Ellen G. White, The Acts of the Apostles, S. 385, 386, 388.


TARTIŞMA SORULARI:


Acı sorunu ve Allah’ın bunu nasıl kullandığı üzerinde düşün. Acı çekmenin sonucunda iyi bir şey ortaya çıkmadığı durumlarla nasıl başa çıkmalıyız?


Mesih’in bizleri şekillendirmesi fikri üzerinde düşün. Pratik terimlerle bu ne anlama gelmektedir? Bunun bizim de başımıza geldiğini nasıl bilebiliriz? Düşündüğümüz kadar çabuk meydana gelmediğinde, düş kırıklığına uğramaktan nasıl korunabiliriz?


ÖZET: Birçok detaylı ve teolojik olarak sofistike kanıtlar verdikten sonra Pavlus Galatyalılar’a şimdi de daha kişisel ve duygusal ricalarda bulunmaktadır. Onlara nasihatini dinlemeleri için yalvarmakta, bir zamanlar paylaştıkları olumlu ilişkileri, gerçek sevgiyi ve ruhsal kaynağı olarak onlar için duyduğu şefkati hatırlatmaktadır.


CUMA


Ağustos 25



*Ağustos 26–Eylül 1


İki Antlaşma




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal 4:21–31; Yar 1:28; 2:2, 3; 3:15; 15:1–6; Çıkış 6:2–8; 19:3–6.


HATIRLAMA METNİ: “Oysa göksel Yeruşalim özgürdür, annemiz odur” (Galatyalılar 4:26).


Eski Ahit’in otoritesini reddeden Mesih inanlıları, sık sık Sina Dağında yasaların verilişinin müjde ile bağdaşmaz olduğunu öne sürerler. Sina’da verilen antlaşmanın, kurtuluşun yasaya itaati temel aldığı insanlık tarihindeki bir çağı, bir muafiyeti temsil ettiği sonucuna varırlar. Fakat insanlar yasanın talep ettiği şeye erişmede başarısız olduklarından dolayı, Allah (öyle söylerler) İsa Mesih’in erdemleri aracılığıyla bir lütuf antlaşması getirmiştir. O halde onların bu iki antlaşmadan anladığı şey şudur: eskisi yasa üzerine, yenisi lütuf üzerine kuruludur.


Ancak bu görüş ne kadar yaygın olursa olsun yanlıştır. Kurtuluş hiçbir zaman yasaya itaat sayesinde olmadı; başlangıçtan beri dinî Yahudilik, hep bir lütuf diniydi. Pavlus’un Galatya’da karşı koyduğu legalizm bir sapkınlıktı, sadece Hıristiyanlık’tan değil, Eski Ahit’ten de. İki antlaşma, zamanla ilgili bir mesele değildir; aksine insan davranışlarının yansımasıdır. Onlar Kayin ve Habil’e kadar uzanan, Allah ile ilişki kurma çabasında iki farklı tarzı temsil eder. Eski antlaşma, Kayin gibi yanlışlıkla Allah’ı hoşnut etme aracı olarak kendi itaatine dayanan birini temsil ederken, buna karşın yeni antlaşma, Habil gibi tamamen vaat ettiği her şeyi yapan Allah’ın lütfuna dayanan birinin tecrübesini temsil eder.


*2 Eylül Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

Ağustos 27


Antlaşma Temelleri


Birçokları, Pavlus’un Galatyalılar 4:21–31’deki İsrail tarihi yorumunu, onun mektubundaki en zor pasaj olarak değerlendirir. Zira bu çok karmaşık bir iddia olup, Eski Ahit’teki kişiler ve olaylar konusunda çok geniş bir bilgiyi gerektirir. Bu pasajı anlamanın ilk adımı, Pavlus’un iddiasının merkezi olan Eski Ahit kavramı hakkında temel bir anlayışı gerektirir: antlaşma kavramını.


“Antlaşma” olarak çevrilen sözcüğün İbranicesi berit’dir. Eski Ahit’te neredeyse üçyüz kez geçer ve bağlayıcı bir kontratı, sözleşmeyi veya anlaşmayı ima eder. Binlerce yıl boyunca antlaşmalar, insanlar ve eski Yakındoğu’daki uluslar arasında ilişkileri belirlemek açısından tamamlayıcı bir rol oynamışlardır. Antlaşmalar, sürecin bir parçası olarak çoğunlukla antlaşma yapılırken hayvan kanı dökülmesini (gerçek anlamıyla “söz kesmek”) gerektirir. Hayvanların öldürülmesi, antlaşma vaatlerini ve şartlarını tutmayan tarafa ne olacağını sembolize eder.


“Adem’den İsa’ya dek Allah, gelecek olan Kurtarıcı’ya odaklı ve Davudî antlaşmada doruğa ulaşan birtakım antlaşma vaatleri serisi aracılığıyla insanlıkla anlaşmıştı (Yar 12:2, 3; 2Sa 7:12–17; Yşa 11). Allah Babil tutsaklığında, Davudî Mesih’in gelişiyle (Hez 36:26–28; 37:22–28) ilişkili olarak, İsrail’e çok daha etkili bir ‘yeni antlaşma’ (Yer 31:31–34) vaat etmişti.”—Hans K. LaRondelle, Our Creator Redeemer (Berrien Springs, Mich.: Andrews University Press, 2005), S. 4.


Günahtan önce Aden Bahçesinde Allah’ın Adem ile yaptığı orijinal antlaşmanın temeli neydi? Yar 1:28; 2:2, 3, 15–17.


Evlilik, fiziksel çalışma ve Sebt Günü, yaratılış antlaşmasının genel koşullarının parçasıyken, onun asıl odak noktası yasak meyveyi yememek konusundaki Allah’ın emriydi. Antlaşmanın temel doğası, “itaat et ve yaşa!” Allah ile uyum içinde yaratılmış bir doğayla, Rab imkânsızı talep etmedi. İtaat insanlığın doğal eğilimiydi; ancak Adem ve Havva doğal olmayan bir şey yapmayı seçtiler ve bu eylemleriyle sadece yaratılış antlaşmasını ihlâl etmekle kalmayıp, artık günahla bozulmuş insanlığın onun koşullarını yerine getirmesini olanaksız hale getirdiler. Allah, Adem ve Havva’nın kaybettiği ilişkiyi yeniden restore etmeliydi. O, bunu Kurtarıcı’nın ebedî vaadini temel alan lütuf antlaşmasıyla derhal yürürlüğe koydu (Yar 3:15).


Kutsal Kitap’taki ilk müjde vaadinin yer aldığı Yaratılış 3:15’i okuyun. Bu ayetin neresinde Mesih’teki umudumuza ilişkin ipucunu görüyorsun?


PAZAR


Ağustos 28


İbrahim ile Yapılan Antlaşma


Yaratılış 12:1–5’de Allah Avram’a hangi antlaşma vaatlerini verdi? Avram’ın yanıtı ne oldu?


Allah’ın Avram’a verdiği ilk vaatler, Eski Ahit’in en güçlü pasajlarından birini oluşturmaktadır. Bu ayetlerin hepsi Allah’ın lütfu hakkındadır. Vaatleri yapan Avram değil, Allah’tır. Avram, ne Allah’ın lütfunu hak edecek bir şey yapmıştır, ne de Allah ve Avram’ın birlikte çalışarak bu antlaşmayı öne sürdüklerine dair bir gösterge vardır. Tüm vaatleri Allah yapmıştır. Buna karşın Avram Allah’ın vaadinin kesinliğine inanmaya çağrılmıştı, öyle çürük bir “imanla” değil, aksine geniş ailesini terk ederek (hem de yetmişbeş yaşında!) Allah’ın vaat ettiği ülkeye göç ederek.


“İbrahim’e ve onun aracılığıyla da tüm insan varlığına bildirilen ‘bereketler’ ile Yaratıcı, kurtarıcı amacını yenilemişti. Cennette Adem ve Havva’yı ‘kutsamış’ (Yar 1:28, 5:2) ve tufandan sonra ‘Nuh’u ve oğullarını kutsamıştı’ (9:1). Bu yolla Allah daha önce vaad ettiği, insanlığı kurtaracak, kötüyü yok edecek ve Cennet’i yeniden düzenleyecek Kurtarıcı’yı açıklamıştı (Yar 3:15). Allah, ‘tüm insanları’ kutsamak için vaad ettiği evrensel desteğini böylece teyit etmişti.”—Hans K. LaRondelle, Our Creator Redeemer, S. 22, 23.


Vaat edilen oğulun doğması için on yıl bekledikten sonra, Allah’ın vaadi konusunda Avram’ın kafasında nasıl bir soru var? Yar 15:1–6.


Hiçbir zaman soruları ve şüphesi olmayan bir iman adamı olarak Avram’ı övmek çok kolay. Ancak Kutsal Yazı farklı bir tablo çiziyor. Avram inandı, fakat bu yol boyunca kafasında birçok soruları da vardı. Onun imanı, gelişmekte olan bir imandı. Markos 9:24’deki baba gibi, Avram aslında Allah’a Yaratılış 15:8’de şöyle demişti, “İman ediyorum, imansızlığımı yenmeme yardım et.” Yanıt olarak Allah, onunla resmen bir anlaşma yaparak, Avram’a vaadinin ne kadar kesin olduğunu gösterdi (Yar 15:7–18). Bu pasajı bu kadar şaşırtıcı yapan şey, Allah’ın İbrahim’le anlaşma yapması değil, Allah’ın böyle bir şey yapmaya tenezzül etmiş olmasıdır. Eskiden hizmetkârlarıyla bağlayıcı sözleşmeler yapma fikrine soğuk bakan Yakın Doğu’daki diğer liderlerden farklı olarak, Allah sadece Söz vermekle kalmamış, aynı zamanda sembolik olarak kesilmiş hayvanlarla, o değerli yaşamını riske atmıştı. Tabii ki İsa sonunda vaadini gerçekleştirmek adına Golgota’da yaşamını vermişti.


İman ve inançla eriştiğin, olanaksız gibi görünen alanlardan bazıları nelerdir? Ne olursa olsun bunu sürdürmeyi nasıl öğrenebilirsin?


PAZARTESİ


Ağustos 29


İbrahim, Sara ve Hacer


Pavlus neden Hacer’in olayını küçümseyen bir görüş açısına sahip? Gal 4:21–31, Yaratılış 16. Bu Eski Ahit öyküsünü kullanmakla, Pavlus kurtuluş hakkında ne gibi önemli bir noktaya değiniyor?


Yaratılış öyküsünde Hacer’in yeri, Allah’ın vaadine inanmada başarısız olan Avram ile yakından ilişkilidir. Avram’ın ev halkından Mısırlı bir köle olan Hacer, Avram’ın Allah’ın vaadine inanmamasının ilk örneği olan bir olayla ilişkili olarak, büyük olasılıkla Saray’a takas olarak firavunun verdiği birçok armağandan biriydi (Yar 12:11–16).


Vaat edilen çocuğun doğmasını on yıl bekledikten sonra, Avram ve Saray çocuksuz kalmıştı. Allah’ın onların yardımına ihtiyacı olduğu sonucuna varan Saray, Hacer’i Avram’a cariye olarak verir. Bugün için bizlere çok garip gelse de Saray’ın planı bayağı zekiceydi. Eski adetlere göre dişi köle, kısır olan hanımı için vekil anne olarak hizmet edebilirdi. Bu yüzden Saray, kocasıyla Hacer’den doğan her çocuğa kendisininmiş gibi sahip çıkabilirdi. Plana göre bir çocuk üretilmiş olsa da, bu Allah’ın vaat ettiği çocuk değildi.


Bu öyküde, cesaret kırıcı şartlarla karşılaşıldığında, en büyük Allah adamının bile imanının sürçtüğüne ilişkin çok güçlü bir örnek görmekteyiz. Yaratılış 17:18, 19’da, İbrahim Allah’a İsmail’i mirasçısı olarak kabul etmesi için yalvarmış; Rab de tabii ki bu teklifi reddetmişti. İsmail’in doğumundaki tek “mucizevî” unsur, Sara’nın kocasını başka bir kadınla paylaşmaya razı olmasıdır! Bu kadından bir çocuğun doğmasında anormal olan bir şey yoktur, “beden açısından” normal bir çocuk doğmuştur. Eğer İbrahim, şartların bu güvenceye galip gelmesi yerine Allah’ın kendisine vaat ettiği şeye güvenseydi, bunların hiçbirisi olmaz ve birçok dertten kaçınılmış olunurdu.


İsmail’in doğumuna karşılık, İshak’ın doğumundaki şartlara bakın. Yar 17:15–19; 18:10–13; İbr 11:11, 12. Bu şartlar neden bu kadar çok İbrahim ve Sara’nın imanını gerektiriyordu?


Allah’ın vaatlerine olan iman eksikliğin, ne tarz bir acı çekmene neden oldu? Bu hatalardan, ne olursa olsun Allah’ın sözüne güvenmeyi nasıl öğrenebilirsin? Allah’ın vaatlerine güvenme kabiliyetini güçlendirebilmek için ne gibi seçimler yapabilirsin?


SALI


Ağustos 30


Hacer ve Sina Dağı (Gal 4:21–31)


Allah, Sina’da halkıyla ne tür bir antlaşma ilişkisi tesis etmek istiyordu? Allah’ın İbrahim’e olan vaadiyle ne gibi benzerlikler taşıyor? Çıkış 6:2–8, 19:3–6, Yas 32:10–12.


Allah İbrahim ile paylaştığı aynı antlaşma ilişkisini, Sina’daki İsrail halkıyla da paylaşmayı arzu ediyordu. Aslında, Yaratılış 12:1–3’te Allah’ın İbrahim’e söylediği sözler ile Çıkış 19’da Musa’ya söylediği sözler arasında benzerlikler mevcuttur. Her iki durumda da Allah kendi halkı için ne yapacağını vurgulamıştır. O’nun lütfunu kazanması için, İsrailliler’in herhangi bir şey yapma vaadinde bulunmasını rica etmemişti; aksine bu bereketlere yanıt olarak itaat etmeliydiler. Çıkış 19:5’de “sözümü dinler” olarak çevrilen ifadenin İbranicesi aslında “dinlemektir.” Allah’ın sözleri, işlerle aklanmayı ima etmez. Allah tam tersine, İbrahim’in O’nun vaatlerine verdiği yanıtın aynısını (en azından çoğu kez!) İsrail’den istemişti.


Eğer Allah’ın Sina’da İsrail’e sunduğu antlaşma ilişkisi, İbrahim’e verilen ile benzer ise, Pavlus neden Sina Dağı’nı Hacer’in olumsuz tecrübesiyle bir tutuyor? Çıkış 19:7–25; İbr 8:6, 7.


Sina’daki antlaşma, insanlığın günahkârlığına ve tapınak hizmetleriyle simgelenen Allah’ın bol lütfunun çaresine dikkat çekmek içindi. Sina antlaşmasındaki sorunda Allah’ın değil, insanların hatalı vaatlerinin rolü vardı (İbr 8:6). Allah’ın vaatlerine tevazu ve imanla yanıt verecekleri yerde, İsrailliler özgüven ile yanıt vermişlerdi. “RAB’bin söylediği her şeyi yapacağız” (Çıkış 19:8). Dörtyüz yıldan fazla Mısır’da köle olarak yaşadıktan sonra, ne Allah’ın görkemine, ne de kendi günahkârlıklarının boyutuna dair gerçek bir anlayışa sahip değillerdi. Tıpkı İbrahim ve Sara’nın Allah’ın vaatlerini gerçekleştirmesine yardımcı olmaları gibi, aynı şekilde İsrailliler de Allah’ın lütuf antlaşmalarını, kendi iş antlaşmalarına çevirmeye çalıştılar. Hacer, her iki insanî girişimde görülen işlerle kurtuluşla Sina’yı sembolize etmektedir.


Pavlus, Sina’da verilen yasanın kötü veya geçersiz olduğunu iddia etmiyor. Galatyalılar’ın yasayı yanlış kavramalarından söz ediyor. “Yasayı tutmakla Allah’ı memnun etmenin mutlak olanaksızlığına ikna olmaları gerekirken, Allah’ı memnun etmek adına kişisel kaynaklara dayanan, derin bir sabit karar teşvik edildi. Bu nedenle yasa Yahudiler’i Mesih’e yöneltmede lütfun amacına hizmet etmedi. Aksine onları Mesih’ten ayırdı.”—O. Palmer Robertson, The Christ of the Covenants (Phillipsburg, N.J.: Presbyterian and Reformed Publishing Co., 1980), S. 181.


ÇARŞAMBA


Ağustos 31


Günümüzde İsmail ve İshak


İsrail tarihine ilişkin Pavlus’un kısa taslağı, hasımlarının İbrahim’in gerçek varisleri olduğunu ve Yeruşalim’in—Yahudi Hıristiyanlığı ve yasanın merkezi—ise anneleri olduğunu iddia ettikleri kanıtlara bir yanıt vermek için tasarlanmıştı. Suçladıkları diğer uluslardan olan imanlılar gayrimeşruydular; eğer Mesih’in gerçek takipçileri olmak istiyorlarsa, önce sünnet yasasına itaat etmek suretiyle İbrahim’in bir oğlu olmaları gerekiyordu.


Pavlus’un söylediği gerçek ise bunun tam tersidir. Katı bir şekilde yasaya bağlı olanlar, İbrahim’in oğulları değil, İsmail gibi gayrimeşru oğullardı. İmanlarını sünnete dayandırmakla, Sara’nın Hacer ile ve İsrailliler’in Sina’da Allah’ın yasasıyla olduğu gibi “bedensel” olana dayanıyorlardı. Ancak diğer uluslardan olan imanlılar doğal nesille değil, İshak gibi doğaüstü nesille İbrahim’in oğullarıydılar. “Onlar İshak gibi İbrahim’e yapılan vaadin gerçekleşmesiydiler...; İshak gibi özgürlüğe doğuşları ilahî lütfun bir etkisiydi; İshak gibi vaat antlaşmasının sütununa aittiler.”—James D. G. Dunn, The Epistle to the Galatians (London: Hendrickson Publishers, 1993), S. 256.


İbrahim’in gerçek nesli bu dünyada ne ile karşılaşacak? Gal 4:28–31, Yar 21:8–12.


Vaat edilen çocuk olan İshak sadece bereket değil, aynı zamanda muhalefet ve zulüm de getirdi. Zulüme referans olarak Pavlus’un aklına Yaratılış 21:8–10’da İshak’ın onurlandırıldığı ve İsmail’in onunla alay ettiği şölen öyküsü gelmektedir. Yaratılış 21:9’daki İbranice sözcük “gülmek” demektir, fakat Sara’nın tepkisi, İsmail’in İshak ile alay ettiği veya küçük düşürdüğünü akla getirmektedir. İsmail’in davranışı bugün bizler için çok kayda değer olmasa da, aile içinde ilk doğanın çıkarları gözönüne alındığında, derin bir düşmanlığı göstermektedir. Eski çağlarda birçok yönetici, çocuklar da dahil, potansiyel rakiplerini bertaraf ederek kendi pozisyonlarını güvence altına almaya çalışıyorlardı (Hak 9:1–6). İshak muhalefetle karşılaşmış olsa da, babasının mirasçısı olmanın getirdiği sevgi, korunma gibi avantajlara da sahipti.


İshak’ın ruhsal nesli olarak, inanlı topluluğu içinde bile çeşitli güçlükler ve muhalefetle karşılaşmamıza şaşırmamak gerekir.


İmanından dolayı, özellikle sana en yakın olanlardan ne tarzda bir zulüm gördün? Ya da kendine şu çetin soruyu sor: imanları için başkalarına zulüm yaptım mı? Bu konuyu düşün.


PERŞEMBE


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, “Mesih’in Lütfu ve Yeni Antlaşma,” S. 201–207, Geçmişten Sonsuzluğa, 1. Cilt kitabını okuyun.


“O halde, İbrahim’le yapılan antlaşma kurtuluş vaadini içerdiğine göre Sina’da neden başka bir antlaşma yapılmıştır? Uzun yıllar köle olarak yaşayan halk İbrahim’le yapılan antlaşmanın bilgisini ve ilkelerini yitirmişti…


“Tanrı yasasına uyanlar için büyük bereketler vaad etti. “Şimdi sözümü dikkatle dinler, antlaşmama uyarsanız, bütün uluslar içinde öz halkım olursunuz. Çünkü yeryüzünün tümü benimdir. Siz benim için bir kâhinler krallığı, kutsal bir ulus olacaksınız. İsrailliler’e böyle söyleyeceksin” (Çıkış 19:5,6). Halk kendi yüreğinin ne denli günahlı olduğunu ve Mesih olmadan Tanrı’nın yasasını tutmalarının olanaksızlığını fark etmemişti. Hiç düşünmeden Tanrı’yla antlaşma yapıverdiler. Bunun ardından daha birkaç hafta bile geçmeden antlaşmayı bozdular ve bir puta tapmaya başladılar. Ne denli günahlı ve Tanrı’nın affına muhtaç olduklarını gördüklerinden İbrahim’le yapılan antlaşmada ve kurbanlarda açıklanan Kurtarıcı’ya ihtiyaç duyduklarını daha iyi anladılar. Artık yeni antlaşmanın bereketlerine hazırdılar.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 1. Cilt, S. 205, 206.


TARTIŞMA SORULARI:


Rab ile olan yürüyüşün daha çok “eski ahit mi” yoksa “yeni ahit” tarzında mı? Farkı nasıl bilebilirsin?


Kendi yerel inanlı topluluğunda gerginliği arttıran meselelerden bazıları nelerdir? Nasıl çözüme kavuşturuluyor? Kendini “zulüm” kurbanı olarak görsen de, kendinin de zulmedenlerden biri olmadığından nasıl emin olabilirsin? Buradaki ince çizgi nerededir? (Ayrıca bkz. Mat 18:15–17.)


Neleri yapıp neleri yapmayacağın konusunda Rab’be kaç kez vaatlerde bulunup, tam tersini yaptın? Bu acı gerçek, lütfu anlamana nasıl yardımcı oldu?


ÖZET: Hacer, İsmail ve Sina’daki İsrail halkının öyküleri, Allah’ın vaatlerini yerine getirmek için kendi çabalarımıza dayanmanın ne kadar saçma olduğunu göstermektedir. Bu kendi doğruluğumuz metodu eski antlaşmaya istinat etmektedir. Yeni antlaşma ise, ilkin günaha düşüşten sonra Adem ve Havva ile tesis edilmiş, İbrahim ile yenilenmiş ve nihayetinde Mesih ile gerçekleşmiştir.


CUMA


Eylül 1



*Eylül 2–8


Mesih’te Özgürlük




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal 5:1–15; 1Ko 6:20; Rom 8:1; İbr 2:14, 15; Rom 8:4; 13:8.


HATIRLAMA METNİ: “Kardeşler, siz özgür olmaya çağrıldınız. Ancak özgürlük benlik için fırsat olmasın. Birbirinize sevgiyle hizmet edin” (Galatyalılar 5:13).


Galatyalılar 2:4’de Pavlus, İsa Mesih’te sahip olduğumuz “özgürlüğün” korunmasının önemine değiniyor. Fakat Pavlus sık sık bahsettiği “özgürlükten” ne anlıyor? Bu özgürlük neyi içerir? Bu özgürlük ne kadar geniştir? Herhangi bir sınırı var mıdır? Ve Mesih’teki özgürlüğün yasayla ilişkisi nedir?


Pavlus bu soruları Galatyalıları iki tehlikeye karşı uyararak dile getirmektedir. Birincisi kuralcılıktır. Galatya’da Pavlus’un muhalifleri davranışlarıyla Allah’ın lütfunu kazanmaya kendilerini o kadar kaptırmışlardı ki, Mesih’in hizmetinin özgür kılan doğasını ve iman sayesinde zaten Mesih’te olan kurtuluşlarını gözden yitirmişlerdi. İkinci tehdit ise yanlışlıkla sefahata düşmekle, Mesih’teki özgürlüğü suistimal etme eğilimidir. Bu görüşü savunanlar hatalı olarak özgürlüğün yasaya aykırı olduğunu iddia ederler.


Hem kuralcılık hem de sefahat özgürlüğe aykırıdır, zira bunlar eşit biçimde yandaşlarını bir tür köleliğe sürüklerler. Ancak Pavlus’un Galatyalılar’dan ricası, onların Mesih’te yasal olarak sahip oldukları gerçek özgürlükte sağlam bir şekilde kalmalarıdır.


*9 Eylül Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

Eylül 3


Mesih Bizleri Özgür Kıldı


“Mesih bizi özgür olalım diye özgür kıldı. Bunun için dayanın. Bir daha kölelik boyunduruğuna girmeyin” (Gal 5:1).


Askeri bir liderin dağılmış olan birliklerine toplanma emri vermesi gibi, Pavlus da Galatyalılar’ı özgürlüklerini Mesih’e teslim etmemekle suçlamaktadır. Pavlus’un etkili ve şiddetli ses tonu, sözlerinin neredeyse eyleme geçerek sayfadan dışarıya fırlamasına neden olacakmış gibidir. Aslında Pavlus’un niyeti de tam olarak buymuş gibi gözükmektedir. Bu ayet, tematik olarak önceki ve daha sonraki ayetlerle ilişkili olsa da, onun aniliği ve Grekçedeki sözdizimsel ilişki yetersizliği, Pavlus’un bu ayeti dev bir ilan panosu gibi öne çıkarmak istediğini öne sürmektedir. Mesih’teki özgürlük Pavlus’un tüm kanıtında özetlenmekte ve Galatyalılar bunu kaybetmekle tehlike içine girmekteydiler.


Galatyalılar 1:3, 4; 2:16; ve 3:13’ü okuyun. Bu ayetlerde kullanılan mecazlardan bazıları nelerdir ve bunlar Mesih’in bizler için ne yaptığını anlamamıza nasıl yardımcı olmaktadır?


Pavlus’un “özgür olalım diye özgür kıldı” (Gal 5: 1) ifadesi, burada onun aklında başka bir mecaz olduğunu önermektedir. Bu ifadenin üslubu, kölelerin azat edilmesiyle benzerlik taşımaktadır. Kölelerin yasal hakları olmadığından, onların özgürlüğünü bir tanrının satın alacağı ve gerçekten özgür olsa da buna karşılık onun da yasal olarak bu ilaha ait olacağıdır. Tabii ki gerçek uygulamada bu süreç uydurmadır; özgürlüğü için tapınak hazinesine parayı ödeyen kölenin bizzat kendisidir. Örneğin İ.Ö 201 ila İ.S 100 tarihlerinde Delfi’deki Pythian Apollo tapınağında bulunan yaklaşık bin adet yazıttan bir tanesi şu sözleri içermekteydi: “Özgürlük için Pythian Apollo, Amphissalı Sosibus’dan Niceae adında köle bir kadını satın aldı... Ancak bu alımda Niceae özgürlüğü için Apollo’ya ödeme yaptı.”—Ben Witherington III, Grace in Galatia (Grand Rapids, Mich.: William B. Eerdmans Publishing Company, 1998), S. 340.


Bu formül Pavlus’un terminolojisiyle benzerlik taşımaktadır, ancak burada temel bir fark vardır. Pavlus’un mecazında uydurma bir şey yoktur. Kendi bedelimizi kendimiz satın almadık (1Ko 6:20, 7:23). Bizler için ödenen bedel çok yüksekti. Kendimizi kurtarmaktan acizdik, fakat İsa araya girdi ve bizim yapamayacağımız (en azından yaşamlarımıza bedel olamayacak) bir şey yaptı. O, günahlarımız için gereken cezayı ödedi ve böylece bizleri suçlanmaktan kurtardı.


Kendi yaşamına bak. Kendini kurtarabileceğini hiç düşündün mü? Yanıtın, bizlere İsa’da verilen şey için ne kadar müteşekkir olman gerektiği konusunda ne söylemelidir?


PAZAR


Eylül 4


Hıristiyan Özgürlüğünün Tabiatı


Pavlus’un özgürlükte sabit kalınması emri, bir izolasyon değildir. Bunun öncesinde önemli bir gerçek vardır: “Mesih bizi özgür kıldı.” Mesih inanlıları özgürlüklerinde neden kararlı bir şekilde kalmalıdırlar? Çünkü Mesih zaten onları özgür kılmıştır. Diğer bir deyişle özgürlüğümüz, Mesih’in zaten bizler için yapmış olduğu şeyin bir neticesidir.


Bir teşvikle devam eden bu durum raporu şablonu, Pavlus’un mektuplarına özgüdür (1Ko 6:20; 10:13, 14; Kol 2:6). Örneğin Pavlus, Romalılar 6’da Mesih’teki durumumuz hakkında birkaç belirgin beyan vermiştir, şöyle ki, “eski yaradılışımızın Mesih’le birlikte çarmıha gerildiğini biliriz” (Rom 6:6). Bu gerçeğin temelinde Pavlus buyurucu teşviği öne sürebilmektedir, “Bu nedenle bedenin tutkularına uymamak için günahın ölümlü bedenlerinizde egemenlik sürmesine izin vermeyin” (Rom 6:12). Aslında Pavlus şunu demek istiyor, “Zaten Mesih’teymiş gibi olun” Müjdenin etik yaşamı, Tanrı’nın çocukları olduğumuzu kanıtlamak adına, bir şeyler yapmaya çalışmanın zorunlu olduğunu ileri sürmez. Tam tersine yapacağımız şeyi yaparız, zira bizler zaten O’nun çocuklarıyız.


Mesih bizleri neyden özgür kıldı? Rom 6:14, 18; 8:1; Gal 4:3, 8; 5:1; İbr 2:14, 15.


Mesih’e iman içindeki bir yaşamı tarif etmek için kullanılan özgürlük sözcüğü, Pavlus’un mektuplarında Yeni Ahit’in başka bir yerinde görülmeyen ölçüde daha çok göze çarpmaktadır. Özgürlük sözcüğü ve onun türevleri Pavlus’un mektuplarında 28 kez geçerken, başka yerlerde sadece 13 kez geçmektedir.


Pavlus özgürlükten neyi kastetmektedir? Birincisi, o basit bir soyut kavram değildir. Siyasi, ekonomik bir özgürlük ya da zevk alacağımız bir tarzda yaşama özgürlüğü anlamında kullanılmamaktadır. Tam tersine, İsa Mesih ile ilişkimizi temel alan bir özgürlüktür. Pavlus’a göre onun bağlamı, yasanın güttüğü bir Hıristiyanlığın esaretinden ve suçlamasından özgürlüğü ima etmektedir, fakat özgürlüğümüz çok daha fazla şeyi içermektedir. Günahtan, ebedî ölümden ve iblisten özgürlüğü içermektedir.


“İsa Mesih dışında insan varlığı, esaret olarak karakterize edilir—yasaya karşı esaret, dünyayı etkisi altına alan kötü unsurlara esaret, günaha esaret, bedene ve iblise esaret. Allah, bu esaret sahiplerinin egemenliğini kırmak için dünyaya Oğlu’nu gönderdi.”—Timothy George, Galatians, S. 354.


Yaşamındaki ne gibi şeylerden dolayı kendini esir gibi hissediyorsun? Galatyalılar 5:1’i ezberleyin ve Allah’tan Mesih’teki özgürlüğün sizin yaşamınızda da gerçek olmasını isteyin.


PAZARTESİ


Eylül 5


Kuralcılığın Tehlikeli Sonuçları (Gal 5:2–12)


Pavlus’un Galatyalılar 5:2–12’deki “Bakın”, “Dinleyin!”, “Sözlerime dikkat edin!”, “Ben Pavlus size diyorum ki” şeklindeki sunuş tarzı, söylediği şeyin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Pavlus bunları laf olsun diye söylemiyor. Bakın sözcüğünü güçlü bir tarzda kullanmakla, sadece dinleyicilerinin dikkatini çekmekle kalmıyor, apostolik yetkisini de hatırlatıyor. Eğer diğer uluslardan olanlar kurtulmak için sünnet olmaya riayet ederlerse, o zaman Galatyalılar’ın bu kararları neticesinde karşılaşacakları tehlikeli sonuçları fark etmesi gerektiğini anlamasını istiyor.


Galatyalılar 5:2–12’yi okuyun. Sünnet konusuyla ilişkili olarak Pavlus hangi konuda uyarmaktadır?


Sünnete riayet etmekle Allah’ın lütfunu kazanmaya çalışmanın ilk neticesi, bütün yasayı tutan kişiyi zorunluluk altında tutmasıdır. 2. ve 3. ayetlerdeki Pavlus’un lisanı, ilginç bir sözcük oyunu içermektedir. Mesih’in onlara hiç yararı (ophelesei) olmaz demektedir; aksine onlar yasayı yerine getirmek zorundadırlar (opheiletes). Eğer bir kişi yasaya uygun yaşamak istiyorsa, bu kuralları alıp takip etmek için içinden birini seçemez. Ya hep ya hiç.


İkincisi, onlar Mesih’ten mahrum bırakılırlar. İşlerle aklanma kararı, aynı zamanda Allah’ın Mesih’te aklama tarzını da reddetmeyi içermektedir. “Her ikisini de alamazsın. Mesih’i kabul etmek ve böylece kendi kendini kurtaramayacağını kabullenmek, ve sonra da sünnet ile kendi kendini kurtardığını iddia etmek olanaksızdır.”—John R. W. Stott, The Message of Galatians (Leicester, England: InterVarsity Press, 1968), S. 133.


Pavlus’un sünnet olmaya üçüncü itirazı, onun ruhsal gelişmeyi engellediğidir. Bitiş çizgisine doğru koşan koşucu benzetmesinde, koşucu kasten sabote edilmiştir. Aslında “alıkoymak” (7. ayet) olarak çevrilen sözcük, askeri çevrelerde “yolu kesmek veya bir köprüyü imha etmek ya da ilerlemeyi durdurmak için düşmanın geçtiği yola engeller yerleştirmek” anlamına gelmektedir—The SDA Bible Commentary, Cilt 6, S. 978.


Sonuçta sünnet Çarmıh’ın suçunu ortadan kaldırır. Nasıl? Sünnet mesajı, senin kendi kendini kurtarabileceğini ima eder; aynı şekilde insan kibrini yüceltir. Ancak Çarmıh’ın mesajı, insan kibrine saldırır, zira tamamen Mesih’e bağlı olduğumuzu kabul etmemiz gerekir.


Pavlus, sünnette ısrar eden insanları o kadar zalim bulmaktadır ki, onların bir bıçakla kendileri hadım etmelerini arzu etmektedir! Bunlar sert sözler, ama Pavlus’un ses tonu, bu meseleye ne kadar ciddiyetle baktığını yansıtmaktadır.


SALI


Eylül 6


Sefahat Değil Özgürlük (Gal 5:13)


Galatyalılar 5:13, Galatyalılar kitabında önemli bir dönüş noktası teşkil eder. Pavlus bu noktaya kadar tamamen mesajının teolojik içeriğine odaklansa da, şimdi imanlı bir davranış meselesine dönüyor. Yasanın işleriyle kurtulmayan bir kişi nasıl yaşamalıdır?


Pavlus Galatyalılar’ı özgürlüğün hangi potansiyel suistimalinden korumak istemektedir? Gal 5:13.


Pavlus, lütuf ve imanlıların Mesih’te sahip oldukları özgürlük konusuna eşlik eden potansiyel yanlış anlamalardan çok iyi haberdardı (Rom 3:8; 6:1, 2). Ancak sorun Pavlus’un müjdesi değil, insanlığın rahatına düşkünlüğe eğilimiydi. Tarih sayfaları, insanların, kentlerin ve ulusların ahlâki kaosa ve çöküşe düşmelerinin, direkt olarak kendini kontrol etme yetersizliğinden doğduğunu göstermektedir. Bu eğilimi kim kendi yaşamında hissetmemiştir? İşte bu yüzden Pavlus takipçilerine açıkça benliğe boyun eğmemeleri için çağrı yapmaktadır. Aslında onlardan bunun tam tersini olan “birbirine sevgiyle hizmet etmelerini” istiyor. Birbirine sevgiyle hizmet edenlerin bildiği gibi, bu sadece kendini inkâr etmekle, bedenin tutkularını köreltmekle mümkündür. Kendi benliklerini hoşgörenler, başkalarına hizmet edenler değildir. Tam tersine.


Bu yüzden Mesih’teki özgürlüğümüz, sadece dünyaya kölelikten özgürlük olmak değil, yeni bir tarz hizmete çağrı olup başkalarına sevgiyle hizmet etme sorumluluğudur. Bu, “engel olmadan komşusunu sevme fırsatı, güç ve statü peşinde koşmak yerine, müşterek adanmışlığı temel alan insanî toplulukları kurma olanağıdır.”—Sam K. Williams, Galatians (Nashville, Tenn.: Abingdon Press, 1997), S. 145.


Hıristiyanlığa aşinalığımızdan ve Galatyalılar 5:13’ün modern çevirisinin üslubundan dolayı, bu sözlerin korkunç gücünün Galatyalılar’a nakledilmiş olmasını gözden kaçırmak kolay. Birincisi Grek dili, bu tür bir hizmeti motive eden sevginin, doğal bir insan sevgisi olmadığını göstermektedir—bu olanaksız olurdu; insan sevgisi oldukça koşulcudur. Pavlus’un buradaki sevgi sözcüğünün başında kullandığı artikel, sadece Ruh ile aldığımız ilahî sevgiye işaret eder (Rom 5:5). En büyük sürpriz ise “hizmet etmek” olarak çevrilen sözcüğünün Grekçesi “köle olmak” demektir. Özgürlüğümüz kendi özerkliğimiz için değil, Allah’ın sevgisini temel alan, birbirimize müşterek kölelikten kaynaklanmalıdır.


Dürüst ol: biraz şuradan biraz buradan günahı hoşgörmekle, Mesih’te sahip olduğun özgürlüğü kullandığın hiç oldu mu? Bu tür bir düşüncede kötü olan şey nedir?


ÇARŞAMBA


Eylül 7


Bütün Kutsal Yasayı Yerine Getirmek

(Gal 5:13–15)


Pavlus’un olumsuz manada ifade ettiği “kutsal yasanın tümünü yerine getirmek” (Gal 5:3) ile olumlu manadaki “kutsal yasanın tümünü gerçekleştirmek” (Gal 5:14) ifadelerini nasıl bağdaştırıyorsun? Rom 10:5; Gal 3:10, 12; 5:3’ü Rom 8:4; 13:8; Gal 5:14 ile karş.


Birçokları Pavlus’un olumsuz “kutsal yasanın tümünü yerine getirmek” ile olumlu manadaki “kutsal yasanın tümünü gerçekleştirmek” ifadelerini çelişkili bulmuştur. Ama gerçekte değildir. Bunun çözümü, yasayla ilişkili olarak imanlı davranışı tarif etmede Pavlus’un her ifadeyi kastî olarak iki farklı tarzda kullanmış olmasındadır. Örneğin, Pavlus bir inanlının olumlu manâda yasaya riayet etmesini ima ederken, hiçbir zaman “yasayı yerine getirmek” ifadesini kullanmamıştır. Bu ifadeyi yalnızca yasanın emrettiklerini “yapmakla,” Allah’ın “onayını” kazanmaya çalışanlar ve yasa altında yaşayanların yanlış davranışları için sarf etmektedir.


Bu, Mesih’te kurtuluş bulanların itaat etmemesi anlamına gelmemelidir. Hiçbir şey bu gerçeğin ötesinde olamaz. Pavlus, onların yasayı “gerçekleştirdiklerini” söylüyor. Gerçek Hıristiyan tavrının, sadece görünüşte “yasayı yerine getirmek” değil, yasayı “gerçekleştirmek” olduğu ima ediyor. Pavlus gerçekleştirmek sözcüğünü kullanıyor, zira bu sadece “yapmak” sözcüğünün de ötesine ulaşmaktadır. Bu tarz bir itaat, İsa’dan kaynaklanmaktadır (Bkz. Mat 5:17). Ne yasanın ortadan kaldırılmasıdır, ne de sevgi için yasanın eksiltilmesidir, bilakis bu imanlının bütün yasanın anlamını ve gerçek ifadesini yaşama tarzıdır!


Pavlus’a göre yasanın gerçek anlamı nerede bulunmaktadır? Lev 19:18; Mar 12:31, 33; Mat 19:19; Rom 13:9; Yakup 2:8.


Levililer’den bir alıntı olsa da, Pavlus’un Galatyalılar’daki ifadesi, aslında Levililer 19:18’de İsa’nın ima edilmesinden kaynaklanmaktadır. Ancak İsa, bütün yasanın bir özetini gösteren Levililer 19:18’deki tek Yahudi öğretmen değildi. İsa’dan bir nesil önce yaşamış olan Rabbi Hillel şöyle demişti, “Nefret ettiğin şeyi komşuna yapma, çünkü bütün yasa budur.” Fakat İsa’nın bakış açısı tamamen farklıydı (Mat 7:12). Sadece daha olumlu olmakla kalmayıp, yasa ile sevginin uyumsuz olmadığını da göstermektedir. Sevgi olmaksızın yasa boş ve soğuktur; yasa olmaksızın sevginin istikameti yoktur.


Hangisi daha kolay ve neden: başkalarını sevmek mi, yoksa On Emir’e itaat etmek mi? Yanıtını grubunla paylaş.


PERŞEMBE


EK ÇALIŞMA: “Gerçek iman her zaman sevgiyle çalışır. Golgota’ya baktığında, görevin işlevsizliği içindeki ruhuna huzur vermeyen, sana uyuşukluk getirmeyen, bilakis İsa’da olan ve çalışan bir imanı, ruhu bencillik çamurundan arındıran bir imanı yaratır. Eğer Mesih’e imanla yaslanırsak, işimiz başlamış demektir. Her insanın, zinde bir mücadeleyle bozuk ve günahkâr alışkanlıklarının üstesinden gelmesi gerekir. Her ruhun iman kavgasıyla mücadele etmesi gerekir. Mesih’in takipçisi olan kişinin davranışları sert olamaz, katı kalpli olamaz, sevgiden yoksun olamaz. Konuşmalarında kaba olamaz. Gösteriş ve kendini beğenmişlik içinde olamaz. Ne baskıcı olabilir, ne de kırıcı, kınayıcı ve suçlayıcı sözler sarf edebilir.


“Sevgi hizmeti, iman dolu işten kaynaklanır. Kutsal Kitap’ın dini sürekli çalışma demektir. ‘Sizin ışığınız insanların önünde öyle parlasın ki, iyi işlerinizi görerek göklerdeki Babanız’ı yüceltsinler!’ ‘Kurtuluşunuzu saygı ve korkuyla etkin kılın. Çünkü kendisini hoşnut edeni hem istemeniz hem de yapmanız için sizde etkin olan Tanrı’dır.’ Bizler iyi işler için gayretli olmalıyız; iyi işleri korumada dikkatli olmalıyız. Ve gerçek Tanık der ki, ‘Yaptıklarını biliyorum.’


“Faal aktivitelerimizin bizzat bizlere kurtuluşu sağlayamadığı doğru olsa da, bizleri Mesih’te birleştiren imanın da ruhta aktivite heyecanı yarattığı doğrudur. (MS 16, 1890).”—Ellen G. White Comments, The SDA Bible Commentary, Cilt 6, S. 1111.


TARTIŞMA SORULARI:


Grup olarak, Perşembe günkü çalışmamızın son sorusuna verilen yanıtları gözden geçirin. Çoğu insan hangi seçeneği daha kolay buluyor ve neden? Yanıtın, yasanın gerçekleştirilmesi konusunda hangi önemli gerçekleri ifade ediyor?


Pavlus, imanın sevgi ile “çalıştığını” söylüyor. Bunun anlamı nedir?


Günahı hoşgörmek için Mesih’teki özgürlüğünü kullanmaya çalışma düşüncesini sorgula. Bunu yapmak neden çok kolaydır? Ancak insanlar bu tarzda düşündüklerinde ne tür bir tuzağa düşerler? (Bkz. 1Yu 3:8.)


ÖZET: Özgürlük, müjdeyi tarif etmek için Pavlus’un kullandığı favori sözcüklerinden biridir. Bu, hem Mesih’in bizleri dünyanın esaretinden kurtarmak için yaptığı şeyi, hem de Mesih inancı içinde nasıl bir yaşama çağrıldığımızı içermektedir. Ancak, özgürlüğümüzün kuralcılığa veya benliğe kaymaması konusunda dikkatli olmalıyız. Mesih kendimize hizmet edelim diye değil, aksine yaşamımızı komşularımıza hizmet içinde geçirelim diye bizleri özgür kıldı.


CUMA


Eylül 8



*Eylül 9–15


Ruh’ta Yaşamak




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal 5:16–25; Yas 13:4, 5; Rom 7:14–24; Yer 7:9; Hoş 4:2; Mat 22:35–40.


HATIRLAMA METNİ: “Şunu demek istiyorum: Kutsal Ruh’un yönetiminde yaşayın. O zaman benliğin tutkularını asla yerine getirmezsiniz.” (Galatyalılar 5:16).


En sevilen ilahilerden biri de Robert Robinson’un “Gel Ey Bereket Pınarı” isimli ilahisidir. Ancak Robinson her zaman bir iman adamı değildi. Babasının ölümü onu hayata küstürdü ve böylece sefahate ve alkolizme yenik düştü. Ünlü vaazcı George Whitefield’i dinledikten sonra Robinson yaşamını Rab’be adadı, Metodist pastörü oldu ve içinde şu dizeleri içeren bir ilahi yazdı: “Kendimi pak kılmak için her gayretim nafile/İşte kalbim, al takdis et ve Ruhunla mühürle.”


Mesih’e inanan bir kalbin yolunu şaşırmasını içeren dizeden rahatsız olan biri onu şu şekilde değiştirmişti: “Rab’be ibadet edeyim, hizmet edeyim Rab’be.”


Şairin iyi niyetine rağmen, orijinal sözler Mesih inanlısının çırpınışını tam anlamıyla tarif etmektedir. İmanlılar olarak iki tabiata sahibiz, benliğe ve Ruh’a, ve bunlar çatışma içindedir. Günahkâr tabiatımız her zaman Allah’tan yüz çevirse de, eğer O’nun Ruh’una itaat edersek, bedenin arzularının kölesi olmayız. Bu hafta boyunca Pavlus’un mesajının dürtüsü işte budur.


*16 Eylül Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

Eylül 11


Ruh’ta Yürümek


Galatyalılar 5:16’yı okuyun. “Yürüme” kavramının, imanlı bir yaşamla ne ilgisi vardır? Yas 13:4, 5; Rom 13:13; Ef 4:1, 17; Kol 1:10.


“Yürüme” Eski Ahit’ten alınan bir mecaz olup, kişinin göstermesi gereken davranış tarzını ima eder. Kendisi de bir Yahudi olan Pavlus, Mesih inanlısı bir yaşamı karakterize etmesi gereken bu tarz bir idareyi tarif etmek için, bu mecazı sık sık mektuplarında kullanmıştır. Bu mecazı kullanışı aynı zamanda muhtemelen ilk inanlı topluluğunun ilk ismi ile de ilişkilidir. İsa’nın takipçileri daha Hıristiyan diye adlandırılmamışken (Elç 11:26), onlar “Yol”u izleyenler olarak biliniyorlardı (Yuhanna 14:6, Elç 22:4, 24:14). Bu, çok daha önceki tarihlerde Hıristiyanlığın sadece İsa etrafında odaklanmış teolojik inançlardan oluşan bir eğilim olmayıp, aynı zamanda hayatta “yürünmesi” gereken bir “yol” olduğunu da göstermektedir.


Pavlus’un yürüme mecazı, Eski Ahit’tekinden hangi bakımdan farklılık gösterir? Çıkış 16:4; Lev 18:4; Yer 44:23 ile Gal 5:16, 25; Rom 8:4’ü karş.


Eski Ahit’teki ifade “yürümek” olarak değil, daha çok “yasada yürümek” olarak tarif edilmektedir. Yahudiler’in hem yasada hem de atalarının dinî geleneklerinde bulunan kurallar ve düzenlemelerin resmî ifadesi halaka’dır. Halaka, genelde “Yahudi yasası” olarak çevrilse de, bu sözcük aslında İbranice “yürümek” sözcüğünü temel alır ve tam sözcük anlamı “yürüme yolu”dur.


Pavlus’un “Ruh’ta yürümek” hakkındaki yorumu, yasaya itaate zıt bir kavram değildir. O, inanlıların yasayı ihlâl eden bir yaşam tarzı sürmeleri gerektiğini ima etmiyor. Yinelersek Pavlus, yasaya veya yasaya itaate karşı gelmiyor. Onun karşı geldiği şey, yasanın suistimal edildiği kuralcı yoldur. Allah’ın arzu ettiği gerçek itaate, hiçbir zaman harici bir zorlamayla değil, bilakis Ruh tarafından üretilmiş olan iç motivasyonla erişilebilir (Gal 5:18).


Senin “Ruh’ta yürüyüşe” dair yaşadığın tecrübe nedir? Bunu nasıl yapıyorsun? Yaşamında bu tarz bir yürüyüşü daha çok güçleştirecek ne gibi uygulamalar var?


PAZAR


Eylül 12


Hıristiyan’ın Mücadelesi


“Çünkü benlik Ruh’a, Ruh da benliğe aykırı olanı arzular. Bunlar birbirine karşıttır; sonuç olarak, istediğinizi yapamıyorsunuz” (Gal 5:17; ayrıca bkz. Rom 7:14–24). Bir inanlı olarak kendi yaşamında bu sözlerin sert ve acı verici gerçeğini nasıl tecrübe edindin?


Pavlus’un tarif ettiği mücadele, her insanın karşılaştığı bir mücadele değildir; özellikle inanlıda var olan bir iç çekişmedir. İnsanlar benliğin tutkularıyla uyum içerisinde doğduğundan (Rom 8:7), sadece Ruh’ta yeniden doğduğumuzda, gerçek ruhsal mücadele de su yüzüne çıkmaya başlamaktadır (Yuhanna 3:6). Bu, imanlı olmayanların hiçbir zaman ahlâki çatışmayı yaşamayacağı anlamına gelmez; şüphesiz onlar da yaşayacaktır. Fakat bu çatışma bile nihayetinde Ruh’un bir neticesidir. Ancak inanlı kişinin mücadelesi yeni bir boyut kazanmaktadır, zira inanlı kişi birbiriyle çatışma içinde olan iki kavrama sahiptir, biri benlik öbürü ise Ruh.


Tarih boyunca Hıristiyanlar zorluklardan kurtulmayı özlemişlerdir. Bazıları toplumdan uzaklaşarak bu çatışmayı sonlandırmaya çalışırken, bazıları da günahkâr tabiatın bir tür ilahî lütuf eylemiyle ortadan kaldırılabileceğini iddia etmiştir. Her iki girişim de yanlış yola sevk edicidir. Şüphesiz ki Ruh’un gücüyle benliğin arzularını baskı altına alabilsek de, İkinci Geliş’te yeni bir beden alıncaya dek çatışma değişik şekillerde varlığını sürdürecektir. Toplumdan kaçmak soruna yardımcı olmaz, zira nereye gidersek gidelim, çatışmayı da beraberimizde götürürüz ve ölüme veya İkinci Geliş’e dek bunu yaşarız.


Pavlus Romalılar 7’de, imanlıları yapmak istedikleri şeylere karşı engelleyen iç çatışma hakkında yazdığında, bu çatışmanın gerçek boyunun altını çizmişti. İki tabiata da sahip olduğumuzdan, aslında aynı anda savaşın her iki cephesinde de yer almaktayız. Ruhsal olan yanımız, ruhsal olanı arzulayıp benliğe ait olandan nefret etmektedir. Ancak benliğimiz, maddî olan şeyleri arzular ve ruhsal olana karşı gelir. Dönüştürülmüş olan zihin kendiliğinden benliğe direnmede çok zayıf olduğundan, benliği baskı altına almak için sahip olduğumuz tek umut, günahkâr benliğimize karşı Ruh’la beraber olmak için her gün karar vermektir. Pavlus işte bu yüzden Ruh’ta yürümeyi seçmemiz için bu denli ısrar ediyor.


Her iki tabiat arasındaki mücadeleye ilişkin tecrübeni göz önüne alarak, kendisiyle hiç bitmeyen bir çatışma içerisine giren bir imanlıya ne tür tavsiyelerde bulunurdun?


PAZARTESİ


Eylül 13


Benliğin İşleri


Benlik ve Ruh arasında mevcut olan çatışmayı tanıttıktan sonra Pavlus, Galatyalılar 5:18–26’da etik zaaflar ve meziyetler listesi aracılığıyla bu zıtlığın tabiatını açmaktadır. Zaaflar ve meziyetler kataloğu, hem Yahudi hem de Greko-Roma literatüründe mevcut olan çok iyi belirlenmiş bir edebi özellikti. Bu listeler, kaçınılması gereken davranışları ve özenilmesi gereken meziyetleri belirlemekteydiler.


Aşağıdaki pasajlarda zaaflar ve meziyetler listesini dikkatle sorgulayın. Galatyalılar 5:19–24’deki Pavlus’un listesi hangi yönlerden bu listelerle benzerlikler ve farklılıklar taşımaktadır? Yer 7:9; Hoş 4:2; Mar 7:21, 22; 1Ti 3:2, 3; 1Pe 4:3; Vah 21:8.


Pavlus, zaaflar ve meziyetler listesinin çok iyi farkında olmasına rağmen, Galatyalılar’da kullandığı iki listede belirgin farklılıklar vardır. Birincisi, Pavlus iki listeyi karşılaştırırken, bunlara aynı tarzda başvurmamıştır. Zaaflar listesini “benliğin işleri” olarak, fakat meziyetler listesini “Ruh’un ürünü” olarak adlandırmıştır. Bu önemli bir ayrımdır. James D. G. Dunn’ın da yazdığı gibi, “Benlik talep eder, fakat Ruh üretir. Listenin biri kaygıyla kendini zorla kabul ettirmenin ve hummalı bir sefahatin havasını solurken, diğeri daha çok başkalarının huzuru, kendini toparlaması ve güvenliği için kaygılanmaktadır. Biri insanî manipülasyonu karakterize ederken, diğeri ilahî yetkilendirmeyi veya lütuflandırmayı, iç dönüşümün sorumlu rehber olduğu hususunu pekiştirir.”—The Epistle to the Galatians, S. 308.


Pavlus’un iki listesi arasındaki diğer şaşırtıcı fark ise, zaaflar listesinin sayısal anlamda kasten çoğul olarak sınıflandırılmış olmasıdır: “benliğin işleri.” Buna karşın “Ruh’un ürünü” tekildir. Bu fark, benlikte yaşanan yaşamın, bölünmeden, karışıklıktan, ayrılıktan ve uyuşmazlıktan başka bir şey sağlamadığını telkin etmektedir. Buna karşın Ruh aleminde yaşanan bir yaşam, kendisinde birliği besleyen dokuz özelliği gösteren Ruh’un meyvesini üretir.


Bu bağlamda bazı insanlar, kişi Allah hakkında neye inanırsa inansın, samimî olduğu sürece bunun pek de önemli olmadığını iddia ederler. Hiçbir şey gerçeğin daha ötesine geçemez. Pavlus’un zaaflar listesi ise bunun aksini öne sürmektedir: Allah hakkında bozuk bir görüş açısı, cinsel davranış, din ve ahlâk hakkında çarpık düşüncelere yönelterek, insanî ilişkilerin çöküntüye uğramasıyla sonuçlanır. Bundan başka, aynı zamanda sonsuz yaşamın kaybedilmesine de neden olurlar (Gal 5:21).


“Benliğin işleri” listesine göz gezdir. Her birinin, On Emir’deki bir veya daha fazla emri hangi tarzda ihlâl ettiğini görebilirsin?


SALI


Eylül 14


Ruh’un Ürünü (Gal 5:22–24)


“Ruh’un ürünüyse sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetimdir. Bu tür nitelikleri yasaklayan yasa yoktur” (Gal 5:22, 23). On Emir’e itaat, bu ayetlerde vurgulandığı gibi ne şekilde Ruh’un ürününü yansıtmaktadır? (Ayrıca bkz. Mat 5:21, 22, 27, 28; 22:35–40.)


On Emir sevginin alternatifi değildir; onlar hem Allah’a hem de insanlığa sevgiyi nasıl göstermemiz gerektiği yolunda kılavuzluk yaparlar. Yasa mektubunda ne kadar üstün olsa da, sevgi yasayla çelişki içinde değildir. Allah için sevgi ve komşularımız için sevgi, On Emir’i geçersiz kılar düşüncesi, doğa sevgisi çTemmuz yasasını geçersiz kılar demekle aynı anlamı taşır.


Ayrıca benliğin işleri hakkındaki onbeş tanıma karşın, Ruh’un ürünü dokuz mükemmel erdemle tasvir edilmektedir. Araştırmacılar bu dokuz erdemin üçerli olmak üzere üç sınıfa ayrıldığına inansa da, onların düzenindeki önem içerisinde küçük bir uyuşma söz konusudur. Bazıları üç sayısında, Üçlübirlik ile kesin bir ilişki görürken; başkaları bu üçlü sınıfın bizlerin Allah ile, komşumuzla ve nihayetinde kendimizle nasıl ilişki kurmamız gerektiğini yansıttığına inanmakta; diğerleri de bu listenin aslında İsa’nın tarifi olduğuna inanmaktadırlar. Bu üç görüşten her biri bazı meziyetlere değinse de, gözden kaçırılmaması gereken en önemli husus, Pavlus’un da belirttiği gibi Mesih inanlısının yaşamında sevginin üstünlüğüdür.


Pavlus’un sevgiyi dokuz erdemin en başında sıralamış olması gerçeği bir tesadüf değildir. O zaten Galatyalılar 5:6 ve 13’de imanlı bir yaşamda sevginin merkezî rolünü vurgulamış ve onun meziyetlerini başka yerlerde de dahil etmişti (2Ko 6:6, 1Ti 4:12, 6:11, ve 2Ti 2:22). Diğer bütün meziyetler Hıristiyan olmayan kaynaklarda da karşımıza çıkarken, sevgi belirgin bir biçimde Hıristiyan’dır. Bunların hepsi, sevginin diğerleri arasında sadece herhangi bir meziyet değil, bilakis diğer tüm meziyetlere anahtar olan ana Hıristiyan meziyeti olduğunu göstermektedir. Sevgi, Ruh’un en seçkin ürünüdür (1Ko 13:13, Rom 5:5) ve sevgi göstermek zaman zaman zor olsa da, her inanlının yaşamını ve davranışlarını belirlemelidir (Yuhanna 13:34, 35).


Nefsine hakim olmanın, sevgiyle ne kadar ilgisi vardır? Nefsine hakim olmadan sevebilir misin? İsa, sevgi ve nefsine hakim olma konusunda ne öğretiyor?


ÇARŞAMBA


Eylül 15


Zafere Giden Yol


Benlik ve Ruh arasındaki iç çatışma, her zaman tüm inanlıların kalbinde üst sırada yer alsa da, inanlı bir yaşam yenilgi, başarısızlık ve günahın hakimiyetinde olmamalıdır.


Galatyalılar 5:16–26’ya göre, Ruh’un benliğe üstünlük kurduğu bir yaşamın anahtarı nedir?


Galatyalılar 5:16–26, Ruh’un hakimiyeti altında olan bir yaşam tarzını tarif eden beş anahtar fiil içermektedir. Birincisi imanlının Ruh’ta “yürümesidir” (16. ayet). Grekçe peripateo fiili, sözcük anlamıyla “etrafında dolaşmak veya takip etmek” demektir. Ünlü Grek filozofu Aristo’nun takipçileri Peripatetikler diye bilinir, zira onlar Aristo’yu her gittiği yerde takip etmişlerdi. Fiilin şimdiki zaman kipinde olması gerçeği, Pavlus’un nadiren yapılan bir yürüyüşten ziyade sürekli günlük bir tecrübeden bahsettiğini ortaya koymaktadır. Buna ek olarak Ruh’ta “yürümek” bir emir olduğundan, Ruh’ta yürümek günlük olarak yapılması gereken bir tercihi ima etmektedir. İkinci fiil ise “yönetiminde olmaktır” (18. ayet). Bu da nereye gidersek gidelim Ruh’un bizleri yönetmesine izin vermemiz gerektiğini ima etmektedir (Rom 8:14, 1Ko 12:2 ile karş). Bizim işimiz yönetmek değil takip etmektir.


Bir sonraki iki fiil Galatyalılar 5:25’de geçmektedir. Birincisi “yaşamaktır” (Grekçesi zao). Pavlus, “yaşamak” fiili ile, her imanlının yaşamını belirlemesi gereken yeni doğuş tecrübesini ima etmektedir. Pavlus’un şimdiki zaman kipini kullanması, her gün yenilenmesi gereken bir yeni doğum tecrübesine işaret etmektedir. Ruh’ta yaşadığımız için, Pavlus Ruh’un izinde “yürümemiz” gerektiğini yazmaya devam etmektedir. “Yürümek” olarak çevrilen sözcük, 16. ayettekinden farklıdır. Burada kullanılan sözcük stoicheo’dur. Bu, sözcük anlamıyla “hizaya girmek” “uygun adım yürümek” veya “intibak etmek” demek olan askeri bir terimdir. Buradaki fikir, Ruh’un bizlere sadece yaşam vermesi değil aynı zamanda günlük anlamda da yaşamımızı yönetmesi gerektiğidir.


Pavlus’un 24 ayette kullandığı fiil, “çarmıha germek”tir. Bu biraz şok edicidir. Eğer Ruh’u takip edersek, benliğin arzularını öldürmek adına sağlam bir karar vermek zorundayız. Pavlus tabii ki mecazî olarak konuşuyor. Ruhsal yaşamımızı besleyerek ve benliğin arzularını aç bırakarak, benliği çarmıha gereriz.


Mesih’te vaat edilen, ancak şu an sürekli senden kaçan zaferleri elde edebilmek için ne gibi değişiklikler ve tercihler yapmak zorundasın?


PERŞEMBE


EK ÇALIŞMA: “Mesih inanlısının yaşamı hep kolay değildir. Şiddetli mücadelelerle karşılaşacaktır. Çok ağır denenmelere maruz kalacaktır. ‘Benlik Ruh’a karşı gelecek, Ruh da benliğe karşı.’ Bu dünya tarihinin sonuna ne kadar yaklaşırsak, düşmanın atakları da o denli aldatıcı ve tuzaklarla dolu olacaktır. Onun atakları daha ateşli ve daha sık olacaktır. Işığa ve gerçeğe direnenler, Allah’ı sevip O’nun buyruklarını tutanlara nazaran daha sertleşmiş ve duyarsızlaşmış olacaklardır (MS 33, 1911).”—Ellen G. White Comments, The SDA Bible Commentary, Cilt 6, S. 1111.


“Kutsal Ruh’un etkisi, ruhta Mesih’in yaşamıdır. Bizler Mesih’i görmeden O’nunla konuşuruz ama O’nun Kutsal Ruh’u hemen yanıbaşımızdadır. Mesih’i kabul eden herkesin içinde çalışır. Ruh’un nüfuz ettiğini bilenler, Ruh’un ürünlerini sergilerler—sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık (MS 41, 1897).”—Ellen G. White Comments, The SDA Bible Commentary, Cilt 6, S. 1112.


TARTIŞMA SORULARI:


Benliğin arzularını çarmıha germek düşüncesi üzerinde düşünün. Ne anlama geliyor? Nasıl yapabiliriz? Ne kadar sık yapmalıyız? Pavlus neden böyle sert bir fiil kullandı? Çarmıha germek sözcüğünün kullanımı, bizlere bu kavganın aslında ne kadar çetin olduğunu göstermesi bakımından ne söylüyor?


Eğer varsa, Ruh’un meyvesini üretmede insan çabası ne gibi bir rol oynamaktadır? Bu rol hakkında senin tecrübelerin ne söylüyor?


Pavlus, benliğin işlerini yapanların, Allah’ın egemenliğini miras alamayacağını söylüyor. Bu ifadeyi, Pavlus’un söylediği bizim işlerle değil imanla kurtulmuş olduğumuz gerçeğiyle nasıl uzlaştırabilirsin?


Rab ile olan yürüyüşünde karşılaştığın en çetin zorluk nedir? Günah değil mi ve günah Allah ile olan ilişkine nasıl bir darbe vurdu? Özellikle günaha karşı zafer vaadine sahip olsak da, yaşamında günahın neticesi olarak yabancılaşma, şüphe ve düş kırıklığı hissetmeyen bir imanlı var mıdır? Günaha karşı zafer bağlamında bu gerçeği vermişken, kurtuluşumuzun tamamen İsa’nın bizler için yaptığı şeye dayandığını neden hep hatırlamak zorundayız?


ÖZET: Her imanlının yaşamında, benliğin tutkuları ile Ruh’un tutkuları arasında bir çatışma var olsa da, imanlı bir yaşam başarısızlığa mahkûm değildir. Mesih günahın ve ölümün gücünü yendiğinden dolayı, inanlı yaşam Ruh’un hakimiyeti altında bir yaşam olabilir ve benliğin arzularını tutarken çıkmaza girdiğimizde, Allah’ın lütfunun günlük desteğini elde etmemize yardımcı olur.


CUMA


Eylül 16



*Eylül 16–22


Müjde ve İnanlı Topluluğu




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal 6:1–10, Mat 18:15–17, 1Ko 10:12, Rom 15:1, Yuhanna 13:34, Luka 22:3.


HATIRLAMA METNİ: “Bunun için fırsatımız varken herkese, özellikle iman ailesinin üyelerine iyilik yapalım” (Galatyalılar 6:10).


Bazı patates çiftçileri, en büyük patatesleri kendileri için saklarken, küçük olanları tohumluk olarak dikmeye karar vermişlerdi. Birkaç düş kırıcı hasattan sonra, doğanın patates ekinini misket büyüklüğüne kadar düşürdüğünü keşfettiler. Bu felaket sayesinde çiftçiler yaşamın önemli bir yasasını öğrenmiş oldular.


“Onlar yaşamın en iyi şeylerini kendileri için saklayıp arta kalanları tohumluk olarak kullanmamalıydılar. Yaşamın yasası, hasadın Temmuze yansımasına hükmetmişti.


“Diğer bir deyişle, küçük patatesleri ekmek halen yaygın bir uygulamadır. Yaşamın büyük şeylerini kendimize saklarken, geri kalanları ekeriz. Ruhsal yasaların, bazı çılgınca bükülmelerle kendi bencilliğimizi özveriyle ödüllendirileceğini bekleriz.”—International Student Fellowship Newsletter, Mart 2007.


Pavlus bu ilkeden Galatyalılar 6:1–10’da bahsetmiştir. Üyelerin “birbirlerini ısırıp yemesi” (Gal 5:15) yerine, inanlı topluluğu Ruh’un kendimizden önce başkalarını öne çıkardığı bir yer olmalıdır. Lütufla kurtulduğumuzu anlamak, bizleri başkalarına karşı davranışlarımızda alçakgönüllü, daha sabırlı ve sevecen yapmalıdır.


*23 Eylül Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

Eylül 17


Düşeni Yenileştirmek


Pavlus inanlının yaşamının doğası için yüksek beklentiler beslerken (Gal 5:16), Galatyalılar 6:1’deki imanlılara olan nasihati de ferahlatıcı bir gerçekçiliğe sahiptir. İnsanlar mükemmel değildir, hatta en adanmış imanlılar bile hatalara karşı bağışık değillerdir. Pavlus’un Galatyalılar 5:16’daki Grekçe sözleri, herhangi bir zamanda inanlı topluluğunda muhtemelen yaşanacak olan bir durumu düşündüğünü göstermektedir. Pavlus, böyle bir durum ortaya çıktığında ne yapmaları gerektiği konusunda Galatyalılar’a pratik bir nasihat vermektedir.


Kardeşleri günahkâr bir davranış içine düştüğünde, imanlılar nasıl karşılık vermeleridir? Gal 6:1, Mat 18:15–17.


Pavlus’un Galatyalılar 6:1’deki nasihatinden yararlanmak için, onun aklındaki durumun kesin tipini anlamamız gerekir. Bu da cümlenin ilk yarısında kullanılan iki sözcük etrafında dönmektedir. İlk sözcük yakalanmaktır. Sözlük anlamı “keşfedilmek, yakalanmak veya şaşırtılmaktır.” Bu sözcükle ilişkili bağlam ve çeşitli ayrıntılar, Pavlus’un aklında iki görüşün olduğunu öne sürmektedir. Sadece bir imanlının bir diğer imanlıyı yaptığı yanlış bir durumda “yakalamasını” ima etmekle kalmayıp, aynı zamanda kişinin kendisinin de bu süreç içinde “yakalandığı” davranışını ima ediyor (Bkz. Özd 5:22) yani en iyi şartlar altında bundan kaçınması gereken kişi, yine kendisi olmalıdır.


Pavlus’un sözünü ettiği yanlış davranış, kullandığı terminolojiye bakılacak olursa muhtemelen kastî değildir. “Suç” veya “günah” olarak çevrilen sözcük, Grekçede paraptoma sözcüğünden gelmekte olup, kastî bir günahı değil bir hatayı, tökezlemeyi veya yanlış atılan bir adımı ima etmektedir. Pavlus’un Ruh’ta “yürümek” hakkında önceki yorumları ışığında, buradaki ifade özel bir anlam kazanmaktadır. Bu hiçbir zaman kişinin hatalarına bahane teşkil etmese de, Pavlus’un meydan okuyucu bir günahtan bahsetmediği çok açıktır (1Ko 5:1–5).


Bu koşullarda verilecek en uygun yanıt, cezalandırma, kınama veya kardeşliği kesmek değil, yola getirmek olmalıdır. “Yola getirmek” için kullanılan Grekçe sözcük katartizo, “onarma” veya “düzene koymak” demektir. Yeni Ahit’te balık ağlarını “onarmak” için kullanılmıştır (Mat 4:21) ve Grek literatüründe bir tıp terimi olarak kırık bir kemiği onarma sürecini tarif etmektedir. Düşüp bacağını kıran bir imanlı kardeşimizi terk etmememiz gerektiği gibi, Mesih’in bedeninin üyeleri olarak, Allah’ın egemenliğine giden yolda tökezleyip düşen kardeşlerimizi de aynı şekilde Mesih’te nazik bir şekilde himaye etmeliyiz.


Matta 18:15–17’yi uygulamak yerine, neden sık sık kızgın olduğumuz kardeşimiz için kötü şeyler söyleyip, kızgınlığımızın karşımızdaki kişiyi öfkeden kudurtmasına veya intikam planları yapmasına izin veririz?


PAZAR


Eylül 18


Ayartılmaya Karşı Dikkatli Olun


“Bunun üzerine Natan Davut’a, ‘O adam sensin!’ dedi” (2Sa 12:7).


Pavlus’un Galatyalılar 6:1’deki sözlerinin ciddiyeti—ayartılmamak için kendi yaşamlarımızı korumak—gözden kaçırılmamalıdır. Pavlus’un nasihatindeki ısrar ve kişisel endişeye ilişkin işaret, onun rica tarzında görülebilir. “Kollayın” veya “dikkat edin” olarak çevrilen sözcük, “dikkatle bakmak” veya “dikkatli olma” anlamına gelir (Rom 16:17, Flp 2:4 ile karş). O halde aslında Pavlus’un söylediği şey, günah seni beklenmedik bir anda yakalamadan “kendine dikkatli gözlerle bak” anlamındadır. Bu uyarıyı vurgulamak için Pavlus, Galatyalılar 6:1’in birinci yarısında geçen çoğul şahıstan (sizler), ayetin ikinci yarısındaki ikinci şahısa (siz) geçmektedir. Bu tüm topluluğa yapılan genel bir uyarı değildir; inanlı topluluğu içindeki her bireye yapılan kişisel bir uyarıdır.


Pavlus, ayartılmanın tabiatını çok belirli tanımlamadığından, Galatyalılar’ı buna karşı sert bir şekilde uyarmaktadır. Belki aklında belirgin bir suç yoktu, ama başkalarını yola getirmeye çalıştıkları suçların niteliği ne olursa olsun, kendilerinin de aynı günahı işleme tehlikesini ima ediyordu. Aynı zamanda Galatyalılar 5:26’daki “boş yere övünmek” karşıtı sözleri, aynı tarzla yeniledikleri kişilere ruhsal üstünlük kurmalarına karşı bir uyarı içermekteydi.


Pavlus neden Galatyalılar’ı ruhsal gurura kapılmamaları yolunda uyarma gereği hissetmişti? 1Ko 10:12, Mat 26:34, 2Sa 12:1–7’yi düşünün.


İmanlının yürüyüşündeki en büyük tehlikelerden birisi de, bir şekilde belirli tipte günahları işlemeye bağışık olduğumuzu düşünmemize neden olan ruhsal kibirdir. Bunun makul gerekçesi ise, hepimizin de aynı günahkâr tabiata—Allah’a karşı olan bir tabiata sahip olduğumuzdur. Bu yüzden şartlar doğru olsaydı, Allah’ın Ruh’unun baskıcı gücü olmaksızın, her günahta iki büklüm olurduk. Mesih dışında, gerçek kimliğimizin farkında olmak, kendini beğenmişlik günahına düşmekten bizleri korur ve aynı hatayı yapan başkalarına da büyük bir hoşgörü ile bakmamıza yardımcı olur.


Günün birinde belki senin de işleyebileceğin günahlar konusunda başkalarını kaç kez kınadın (sadece kalbinden geçse bile)?


PAZARTESİ


Eylül 19


Yükü Taşımak (Gal 6:2–5)


Düşmüş olanı yola getirmeye ek olarak, Pavlus Galatya’daki imanlılara başka hangi talimatlar vermektedir? (Gal 6:2–5; ayrıca bkz. Rom 15:1, Mat 7:12).


Galatyalılar 6:5’de yük olarak çevrilen sözcüğün Grekçesi baros’tur. Sözlük anlamıyla birinin uzun bir mesafe boyunca taşıması gereken yükü veya ağırlığı ima etmektedir. Ancak zamanla, sıcak bir günde uzun günün işlerinin verdiği yorgunluk gibi (Mat 20:12), her çeşit sorunu veya güçlüğü tarif eden bir mecaz haline gelmiştir. “Birbirinin yükünü taşımak” konusunda Pavlus’un uyarısı, kuşkusuz bir önceki ayette anılan imanlı kardeşlerin ahlâki yanlışlarını içerse de, onun aklından geçen yükün taşınması kavramı çok daha geniştir. İnançlı bir yaşam konusundaki Pavlus’un talimatları, gözden kaçırılmaması gereken birtakım ruhsal kavrayışlar içerir.


Birincisi, Timothy George’un da değindiği gibi, “Tüm Hıristiyanların yükü vardır. Yüklerimiz büyüklük ve şekil bakımından farklılık gösterebilir ve yaşamımızdaki ilahî desteğin düzenine bağlı olarak yapısal bir değişiklik gösterecektir. Bazıları için burada 1. ayette olduğu gibi ahlâki hataların neticelerinin ve ayartılmanın yüküdür. Başkaları için fiziksel hastalık, zihinsel düzensizlik, aile krizi, hizmet yoksunluğu, şeytanî bir baskı veya diğer birçok sebep olabilir; ancak hiçbir imanlı yüklerden muaf değildir.”—Galatians, S. 413.


İkincisi, Allah bütün yüklerimizi taşımada bizleri yalnız bırakmak niyetinde değildir. Maalesef başkalarının yükünü taşımaya razı olmamıza rağmen başkalarının bizlere destek olmasına izin vermeye razı olmak konusunda oldukça çTemmuzseriz. Pavlus, kendimizin de ihtiyaçları ve zayıflıkları olduğunu itiraf etmeyi reddettiğimizde ortaya çıkan bu kendine güven tavrını (Gal 6:3) insanî bir kibir olarak kınamaktadır. Böyle bir kibir sadece başkalarının avuntusunu çalmakla kalmaz, aynı zamanda Allah tarafından yapmaya çağırıldıkları hizmeti gerçekleştirmelerini de engeller.


Nihayetinde, Allah bizleri başkalarının yükünü taşımaya çağırmaktadır, zira Allah’ın tesellisinin görünür olması, bizim eylemlerimiz sayesinde olur. Bu kavram, inanlı topluluğunun Mesih’in bedeni olduğu gerçeği üzerine kuruludur. Bunu Pavlus’un şu sözlerinden anlıyoruz, “Ama yüreği ezik olanları teselli eden Tanrı, Titus’un yanımıza gelişiyle bizi teselli etti.” (2Ko 7:6). Şu konuya dikkat edin, “Allah’ın tesellisi Pavlus’a şahsi duası ve Rab’ben beklentisi sayesinde değil, bilakis bir dostun refakati ve onun getirmiş olduğu müjde ile verilmişti.


“Başkalarının yükünü taşıdığımız insanî arkadaşlık, Allah’ın kendi halkı için olan amacının bir parçasıdır”—John R. W. Stott, The Message of Galatians, S. 158.


Seni yardım almaktan alıkoyan şey ne—kibir, utanç, güven eksikliği, kendine güven? Eğer gerekirse, neden güvendiğin birini arayıp ona yüklerini paylaşmasını rica etmiyorsun?


SALI


Eylül 20


Mesih’in Yasası (Gal 6:2–5)


Pavlus, yük taşımayı Mesih’in yasasını yerine getirmekle ilişkilendiriyor. “Mesih’in Yasası” ile neyi kastediyor? Gal 5:14, 6:2, Yuhanna 13:34, Mat 22:34–40.


1.Korintliler 9:21’de benzer bir ifade kullansa da (ennomos Christou), “Mesih’in Yasası” (ton nomon tou Christou) ifadesi, Kutsal Kitap’ın başka hiçbir yerinde geçmemektedir. Bu ifadenin eşsizliği birçok farklı yoruma yol açmıştır. Bazıları yanlışlıkla bunun Sina’da verilen Allah’ın yasasının farklı bir yasayla, yani Mesih’in yasasıyla değiştirildiğinin kanıtı olduğunu iddia etmiştir. Başkaları ise yasa sözcüğünün genel anlamda “ilke” (Bkz. Rom 7:21) olduğunu iddia ederek, başkalarının yükünü taşımakla İsa’nın örneğini izlediğimizi ima etmiştir. Sonraki yorumun bazı değerleri olsa da, Galatyalılar 5:14 ile olan bağlamı ve benzer terminolojisi, “Mesih’in yasasını gerçekleştirmek” sevgi aracılığıyla ahlâki yasayı gerçekleştirmenin bir diğer referansıdır. Pavlus daha önce bu mektubunda, ahlâki yasanın Mesih’in gelişiyle ortadan kaldırılmadığını göstermişti. Aksine sevgiyle yorumlanan ahlâki yasa, imanlının yaşamında önemli bir rol oynamaya devam edecektir. Bu, Mesih’in dünyevî yaşamı boyunca ve hatta ölümünde bile öğrettiği, uyguladığı somut bir örnektir. Başkalarının yükünü taşımakla sadece İsa’nın ayak izlerini takip etmekle kalmıyoruz, aynı zamanda yasayı da gerçekleştiriyoruz.


Bu ayetlerde ortaya çıkan bir başka mesele de, Galatyalılar 6:2 ve 6:5 arasındaki görünür çelişkidir. Ancak bu sorun, Pavlus’un iki farklı durumu tarif etmek için iki farklı sözcük kullandığını fark etmekle kolayca çözülür. Daha önce de gördüğümüz gibi, 2. ayetteki yük (baros) sözcüğü, uzun bir mesafeye taşınacak ağır bir yükü ima etmektedir. Buna karşın 5. ayetteki phortion sözcüğü, gemi kargosunu, askerin sırt çantasını veya hatta ana karnındaki çocuğu ima etmektedir. Daha önce sözü edilen yük bir kenara bırakılabilse de, ikincisi bırakılamaz. Hamile bir anne kendi çocuğunu taşımak zorundadır. Bu örneğin de gösterdiği gibi, insanların taşımak için başkalarına yardımcı olabileceği bazı yükler olsa da, suçlu vicdan, acı çekme ve ölüm gibi hiçbir insanın bizler için taşımaya yardımcı olamayacağı bazı yükler de vardır. Bunlar için sadece Allah’ın yardımına muhtacız (Mat 11:28–30).


Bazı yüklerden başkalarının yardımıyla kurtulabilsen de, bazılarını sadece Rab’be yüklemelisin. Senin kendi başına taşıyamayacağın yükleri Rab’be vermeyi nasıl öğrenebilirsin?


ÇARŞAMBA


Eylül 21


Ekme ve Biçme (Gal 6:6–10)


Galatyalılar 6:7’deki, “alaya alınma” (mukterizo) sözcüğü, Eski Ahit’in Grekçe çevirisinde sık sık geçse de, Yeni Ahit’te sadece burada geçmektedir. Sözlük anlamı “birinin küçümsemeyle burnunu kaldırmasıdır”. Eski Ahit’te tipik olarak Allah’ın peygamberlerini küçümsemeyi ima etmekte (2Ta 36:16, Yer 20:7) ve hatta bir defasında Allah’a karşı isyankâr bir davranışı betimlemektedir (Hez 8:17).


Pavlus’un söylemek istediği husus şuydu, insanlar Allah’ı inkâr edebilir hatta O’nun emirlerini küçümseyebilirler, ancak Allah’ı kandıramazlar. Nihaî yargıç O’dur ve onlar sonunda davranışlarının bedelini ödeyeceklerdir.


Galatyalılar 6:8’i okuyun. Pavlus burada ne demek istiyor? Kutsal Kitap’ta benliğe eken ve Ruh’a eken başka ne gibi karakter örnekleri vardır? (Örn. bkz. Elç 5:1–5, Luka 22:3, Dan 1:8, Mat 4:1.)


Pavlus’un ekme ve biçme hakkındaki mecazı eşsiz değildir. Bu, birçok tarihî atasözlerinde karşımıza çıkan, yaşamın bir gerçeğidir. Ancak önemli olan, Pavlus’un benlik ve Ruh hakkındaki yorumlarını vurgulamak için bunu nasıl kullandığıdır. James D. G. Dunn şöyle diyor, “Modern eşitlik bizim seçim özgürlüğümüzdür, fakat seçimlerimizin sonuçlarını seçmekte özgür değiliz”—Galatians, S. 330.


Allah her zaman bizleri günahlarımızın dünyevî sonuçlarından serbest kılmasa da, yaptığımız kötü seçimlerden dolayı düş kırıklığına uğramamalıyız. Allah’ın günahlarımızı bağışladığı ve bizleri çocuğu olarak evlât edindiğinden dolayı mutlu olabiliriz. Göksel hasatta bizlere kazanç sağlayacak şu anki fırsatlardan yarar sağlamalıyız.


Bu arada Galatyalılar 6:10 şu hususu ortaya çıkarır, “Hıristiyan ahlâkının iki odak noktası vardır: birisi evrenseldir ve herkesi kucaklar, ‘Herkese iyilik yapalım’; diğeri ise özel ve spesifiktir, ‘özellikle iman ailesinin üyelerine.’ Pavlus’un evrensel ricası, herkesin her yerde Allah’ın benzerliğinde yaratılmış olduğu ve bu nedenle O’nun katında sonsuz değere sahip olduğu gerçeğini temel almaktadır. İmanlılar dinî vahyin bu temel verisini ne zaman unutsalar, ırkçılık, cinsiyet ayrımcılığı, aşiretçilik ve sınıfçılığın kör edici günahlarına karşı, Adem ve Havva’dan günümüze dek insan topluluğunu yıkıma uğratan daha binlerce bağnazlığın kaçınılmaz kurbanları olmuşlardır.”—Timothy George, Galatians, S. 427, 428.


Ya iyiliği ya da kötülüğü ekersin. Kendine bir bak. Ne tür bir hasat elde edeceksin?


PERŞEMBE


EK ÇALIŞMA: “Allah’ın Ruh’u, kötülüğü vicdanın kontrolü altında tutar. İnsan kendisini Ruh’un etkisinin üzerine yüceltirse, kötülük hasadı biçer. Böyle birinin üzerinde, onun itaatsizlik tohumları ekmesini engellemek açısından Ruh’un gittikçe azalan bir etkisi vardır. Uyarılar onun üzerinde gittikçe daha az etki uyandırır. Derece derece Allah korkusunu kaybeder. Benliğe eker; bozulmuşluğu biçer. Bizzat kendisinin ektiği tohumun hasadı olgunlaşmaktadır. Allah’ın kutsal buyruklarını küçümser. Kalbi taş gibi sertleşir. Gerçeğe direnmesi, onun kötülüğünü teyit eder. İnsan kötülük tohumları ektiği için, yasatanımazlık, suç ve şiddet tufan öncesi dünyada yaygınlaşmıştır.


“Herkes ruhun mahvedildiği araçlara karşı uyanık olmalıdır. Bu durum, Allah’ın insana karşı yolladığı herhangi bir fermandan dolayı değildir. O, insanı ruhsal açıdan körleştirmez. Allah, insanın gerçekle yanlışı birbirinden ayırabilmesi için ona yeterli ışık ve kanıt vermiştir. Fakat O, gerçeğe erişmesi için insanı zorlamaz. İyiyi veya kötüyü seçmesi için onu özgür bırakır. Eğer insan, yargısını doğru yönde kullanmak için yeterli olan kanıtlara izin vermeye direnir ve kötü olanı seçerse, bunu büyük bir ihtimalle ikinci kez de yapacaktır. Üçüncü kez kendisini daha çok Allah’tan ayıracak ve Şeytan’ın tarafına geçmeyi tercih edecektir. Ve kötülüğü teyit edilinceye ve aziz tuttuğu yalanın gerçek olduğuna inanana dek bu sürece devam edecektir. Artık direnişi ürünlerini vermiştir (MS 126, 1901).”—Ellen G. White Comments, The SDA Bible Commentary, Cilt 6, S. 1112.


TARTIŞMA SORULARI:


Pratik anlamda, günaha düşen bir imanlı kardeşi “yola getirmek” ne demektir? Günahın tabiatı, restorasyon sürecini ne şekilde etkiler? Restorasyon, her şeyin yine eskisi gibi aynı olması mı demektir? Tartışın.


İnsanların kendi başlarına taşıyacakları bazı yükleri olduğu için (Gal 6:5), bir imanlı başkasına yardımcı olması gerektiğine nasıl karar verebilir?


İnanlı topluluğun Pavlus’un Galatyalılar 6’daki talimatları nasıl tartıyor? Kişisel olarak fark yaratmak için ne yapabilirsin?


ÖZET: Halkı arasında Allah’ın mevcudiyetinin göstergesi, inanlı topluluğunda Mesih benzeri bir ruhta kendini belli eder. Sadece kendileri arasında değil aynı zamanda inanmayanlarla da paylaşılan kastî iyilik eyleminde ve denenmelerde, birbirlerine yardım içinde olarak hata yapan herkese bu şekilde bağışlama ve restorasyon yolu gösterilebilir.


CUMA


Eylül 22



*Eylül 23–29


Çarmıh’ta Övünmek




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal 6:11–18, Rom 6:1–6, 12:1–8, 2Ko 4:10, 5:17, 11:23–29.


HATIRLAMA METNİ: “Rabbimiz İsa Mesih’in çarmıhından başka bir şeyle asla övünmem. O’nun çarmıhı aracılığıyla dünya benim için ölüdür, ben de dünya için” (Galatyalılar 6:14).


Galatyalılar hakkındaki bu çalışma derindi. Zira mektubun kendisi yoğundu. Çağrısını bilen, vaaz ettiği gerçeği bilen (her şeyden evvel sayısız kez gerçeğin Rab’den geldiğini söyleyerek) Pavlus, mektubunu Eski Ahit peygamberlerinin, Yeşaya’nın, Yeremya’nın, Hoşea’nın ilham verici tutkusuyla yazmıştı. Tıpkı onların kendi çağlarında Allah’ın halkının yaptıkları yanlışlardan geri dönmeleri için yalvardıkları gibi, Pavlus da burada kendi çağında aynı şeyi yapmaktadır.


Şartlar ne kadar farklı olursa olsun, sonunda Yeremya’nın sözleri kendi çağındakilere olduğu kadar, Galatyalılar’a da kolayca tatbik edilebilir: “RAB şöyle diyor: ‘Bilge kişi bilgeliğiyle, güçlü kişi gücüyle, zengin kişi zenginliğiyle övünmesin. Dünyada iyilik yapanın, adaleti, doğruluğu sağlayanın Ben RAB olduğumu anlamakla ve beni tanımakla övünsün övünen. Çünkü ben bunlardan hoşlanırım’ diyor RAB” (Yer 9:23, 24).


“Görkemli” insan bilgeliğinin, zenginliklerimizin ve kudretimizin boşunalığı ve değersizliği, hiçbir zaman Pavlus’un Galatya’daki hatalı topluluğa yazdığı mektubun odağındaki Mesih’in Çarmıh’ı önünde olduğu kadar açık ve net olmamıştır.


*30 Eylül Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. DERS

Eylül 25


Pavlus’un Kendi Eli


Pavlus’un Galatyalılar 6:11–18’deki kapanış uyarısını, diğer mektuplarında yaptığı kapanış uyarılarıyla karşılaştırın. Galatyalılar’ın sonu diğerleriyle ne benzerlikler ve farklılıklar göstermektedir? (Romalılar, 1 ve 2.Korintliler, Efesliler, Filipililer, Koloseliler, 1 ve 2.Selanikliler’deki son uyarılara bkz.)


Pavlus’un kapanış uyarıları her zaman tekdüze olmayıp, birtakım ortak unsurlar ortaya çıkmaktadır: (1) belirli bireylere selamlar, (2) son bir uyarı, (3) kişisel bir imza ve (4) kapanış kutsaması. Bu tipik özellikler, Pavlus’un Galatyalılar’daki son uyarılarıyla karşılaştırıldığında iki önemli fark gözümüze çarpar.


Birincisi, Pavlus’un diğer mektuplarından farklı olarak Galatyalılar, kişisel selamları içermemektedir. Neden? Mektubun başında yer alması gereken geleneksel şükürlerin yokluğu gibi, bu da muhtemelen Pavlus ve Galatyalılar arasındaki gergin ilişkilerin ilave bir göstergesidir. Pavlus nazik ama resmîdir.


İkincisi, mektuplarını bir yazmana dikte ettirmesinin Pavlus’un adeti olduğunu hatırlamak zorundayız (Rom 16:22). Bitirdikten sonra, Pavlus çoğunlukla kalemi alır, kendi eliyle birkaç kısa sözcük yazar ve mektubu sonlandırırdı (1Ko 16:21). Ancak Galatyalılar’da Pavlus bu uygulamadan sapmıştır. Yazmandan kalemi aldığında, Pavlus Galatya’daki koşullarla halâ o kadar yakından ilgilidir ki, yazmaya devam etmiştir. Akılsızca yollarından dönmeleri için Galatyalılar’a bir kez daha yalvarmadan kalemi elinden bırakamamıştı.


Galatyalılar 6:11’de Pavlus, mektubu büyük harflerle yazdığını vurguluyor. Neden böyle yaptığını bilmiyoruz. Bazıları, Pavlus’un harflerin büyüklüğünü değil şekil bozukluğunu ima ettiği tahmininde bulunmaktadır. Onlar, Pavlus’un elinin işkencelerden dolayı kötürüm kaldığından veya çadır yapımından dolayı o denli eğri büğrü olduğundan dolayı harfleri doğru olarak yazamadığını öne sürmektedirler. Diğerleri ise onun bu yorumunun, gözlerinin zayıf görmesine dair ek bir kanıt olduğuna inanmaktadırlar. Her iki görüş mümkün olsa da, tıpkı bizlerin önemli bir sözcüğü veya kavramın altını çizmek italik olarak veya BÜYÜK HARFLERLE yazmamız gibi, niyetini vurgulamak ve önemini yinelemek için Pavlus’un da kasten büyük harflerle yazdığı sonucuna varmak daha az şüphe götürür.


Nedeni ne olursa olsun, kuşkusuz Pavlus dinleyicilerinin uyarılarına ve öğütlerine kulak vermesini istemişti.


PAZAR


Eylül 26


Benlikle Övünme


Galatyalılar 6:12, 13’ü okuyun. Pavlus bu ayetlerde ne söylüyor?


Pavlus daha önceleri hasımlarının gündemini ve motivasyonunu ima etse de (Bkz. Gal 1:7, 4:17), Galatyalılar 6:12, 13’deki uyarıları, hasımları hakkındaki ilk belirgin yorumlardır. Onları, “bedende gösterişe önem verenler” olarak tarif etmektedir. “Gösteriş” ifadesinin Grekçesi, “iyi bir yüz” takınmaktır. Aslında “yüz” için kullanılan sözcük, aktörlerin maskesi için kullanılan sözcükle aynıdır ve bu sözcük mecazi olarak aktör tarafından oynanan rolü kastetmektedir. Diğer bir deyişle, Pavlus bu insanların aktörler gibi dinleyicilerin beğenisini kazanmaya çalıştıklarını söylemektedir. Onur ve utanç temeli üzerine kurulmuş bir kültürde uyum zarurîdir ve yanlışları öğretenler, Galatya’daki Yahudi kardeşlerinin ve Yeruşalim’deki Yahudi Hıristiyanlar’ın önünde kendi saygınlık düzeyini arttırmaya çalışıyor görünmektedirler.


Pavlus onların güdülerinden biri hakkında önemli bir noktayı ortaya koymaktadır—zulümden kaçınma arzusu. Zulüm, kuşkusuz fiziksel taciz de dahil daha dramatik şekillerde anlaşılsa da, rahatsızlık verme ve dışlama gibi daha “ılımlı” formlarda da yıkıcı olabilir. Pavlus ve Yahuda’daki diğer fanatik bağnazlar bir zamanlar daha önceki türü uygulamışlardı (Gal 1:13), fakat sonrakinin de Hıristiyanlar üzerinde etkileri olmuştu.


Yahudi dinî liderlerin birçok alanda halâ önemli bir siyasî etkisi vardı. Roma’nın resmî onayına sahiptiler; bu yüzden birçok Yahudi imanlı onlarla iyi ilişkileri korumaya özen gösteriyorlardı. Diğer uluslardan olanları sünnet etmekle ve onlara Tevrat’a itaat etmeyi öğretmekle, Galatya’daki sorun çıkaranlar yerel Yahudiler ile ortak bir zeminde buluşuyordu. Bu onların sadece havralarla dostane ilişkileri korumalarına izin vermekle kalmayıp, diğer uluslardan olanlarla yapılan işlere gittikçe büyüyen bir şüpheyle yaklaşan Yeruşalim’deki Yahudi imanlılarla bağlarını da güçlendirebilirdi (Elç 21:20, 21). Ayrıca hiç şüphesiz bir anlamda onların eylemleri, onların Yahudiler’e olan tanıklıklarını daha etkili kılabilirdi.


Pavlus’un aklında hangi durum olursa olsun, ima ettiği şey çok açıktır: “Mesih İsa’ya ait olup Tanrı yoluna yaraşır bir yaşam sürmek isteyenlerin hepsi zulüm görecek” (2Ti 3:12).


Bu insanların yanlışlarını öğretmek için ne gibi nedenleri olduğunu düşün. Her şey gözönüne alındığında, gayet mantıklı gibi görünüyor. Bu durum, eğer dikkatli olmazsak “en iyi” güdülerin bile bizleri yanlış yola sevk edeceği konusunda ne söylemelidir? En son ne zaman doğru güdülerin, yanlış şeyler yapmakla sonuçlanmıştı?


PAZARTESİ


Eylül 27


Çarmıhla Övünme (Gal 6:14)


“Rabbimiz İsa Mesih’in çarmıhından başka bir şeyle asla övünmem. O’nun çarmıhı aracılığıyla dünya benim için ölüdür, ben de dünya için” (Gal 6:14).


Bazılarının sünneti diretmesindeki güdüyü ortaya çıkaran Pavlus, müjde mesajını son bir kez Galatyalılar’a sunar, ancak özet şeklinde. Pavlus için müjde iki temel öğretiye dayanmaktadır: (1) Çarmıh’ın merkezîliği (14. ayet) ve (2) aklanma doktrini (15. ayet). Bugünkü çalışmamızda odak noktamız öncekinin üzerindedir.


Yirmibirinci yüzyılda yaşayanlar için Pavlus’un Çarmıh hakkındaki yorumunu (Gal 6:14) kavrayabilmek oldukça güçtür. Günümüzde Mesih’in Çarmıh’ı çoğu insan için olumlu duygular çağrıştıran, yaygın ve değer verilen bir semboldür. Ancak Pavlus’un günlerinde Çarmıh övünülecek değil, küçümsenecek bir şeydi. Yahudiler çarmıha gerilmiş bir Mesih düşüncesini hakaret sayıyorlardı ve Romalılar çarmıha gerilmeyi o kadar iğrenç buluyorlardı ki, bir Roma vatandaşı için bu tür uygunsuz bir cezalandırma biçimini anmıyorlardı bile.


Eski dünyanın Mesih’in çarmıhına küçümseyerek bakış biçimi, kayıtlarda yer alan ilk çarmıh resimlerinden de açıkça anlaşılabilir. Geçmişte ikinci yüzyılın başlarındaki bir duvar resminde, eşek kafalı bir adam çarmıha gerilmiş biçimde tasvir edilmiştir. Çarmıhın altında ellerini dua eder tarzda kaldırmış vaziyette duran başka bir adamla birlikte şu yazı okunmaktadır, “Alexander tanrısına dua ediyor” İfade çok açıktır: Mesih’in çarmıhı anlamsız sayılmaktadır. Pavlus işte bu bağlamda cesurca Mesih’in çarmıhından başka bir şeyle asla övünmediğini ifade etmektedir!


Mesih’in çarmıhı, Pavlus’un dünya ile ilişkisinde nasıl bir fark yaratmaktadır? Gal 6:14, Rom 6:1–6, 12:1–8, Flp 3:8.


Mesih’in çarmıhı, inanan için her şeyi değiştirir. Sadece kendimizi nasıl gördüğümüzü değil, dünyayla olan ilişkimizi de yeniden değerlendirmeye sevkeder. Dünya—mevcut olan bu kötü çağ ve ona ait olan her şey (1Yu 2:16)—Allah’a karşı durmaktadır. Mesih ile öldüğümüz için, dünya artık bir zamanlar üzerimizde uyguladığı esaret gücünü yitirmiş ve bir zamanlar yaşadığımız eski yaşam artık yok olmuştur. Pavlus’un karşılaştırmasını izleyerek, imanlıyla dünya arasındaki kırılmada her ikisinin de birbiri için ölmesi gerektiğini anlıyoruz.


Çarmıh, senin dünyayla ilişkine nasıl etki etti? Yaşamında nasıl bir fark yarattı? Senin için ölen Rab’be kendini teslim etmeden öncekine nazaran, şu an nasıl farklı yaşıyorsun?


SALI


Eylül 28


Yeni Yaratılış


Mesih’in Çarmıhı’nın imanlı bir yaşamdaki merkezîliğini vurguladıktan sonra Pavlus şimdi de müjde mesajının ikinci temel öğretisini ortaya koymaktadır: imanla aklanma.


Tüm çeyrek yılda gördüğümüz gibi, Pavlus müjdeye karşı sünneti eleştirdi. Ancak bu uygulamaya bizzat karşı değildi. Pavlus sünnete karşı birkaç sert beyanda bulundu (Bkz. Gal 5:2–4), fakat Galatyalılar’ın sünnetsiz kalmanın Allah’ı daha hoşnut edecekleri sonucuna varmalarını istemiyordu. Onun ima ettiği şey bu değildi, zira birinin yaptığı ve yapmadığı şey kuralcılık sayılabilir. Ruhsal anlamda söylersek, sünnet meselesi tek başına bir anlam ifade etmez. Gerçek din, haricî davranışlardan değil, insan kalbinin durumundan kaynaklanır. İsa’nın da bizzat söylediği gibi, kişi dışarıdan harika görünebilir ama içi ruhsal olarak kokuşmuş olabilir (Mat 23:27).


Yeni bir yaratık olmak ne demektir? Gal 6:15, 2Ko 5:17. Bunun ne anlama geldiğini kendi üzerinde nasıl tecrübe edindin?


Grekçe’de ktisis sözcüğünün çevirisi “yaratılış” demektir. Hem bireysel bir “yaratığı” (İbr 4:13) hem de bütün “yaratılışı” ima eder (Rom 8:22). Her iki durumda da sözcük Yaratıcı’nın eylemini ima eder. İşte Pavlus’un kastettiği şey budur. “Yeni yaratık” olmak, insanî çabayla elde edilecek bir şey değildir—ne sünnetle ne de başka bir şeyle. İsa bu süreci “yeni doğum” olarak adlandırmıştır (Yuhanna 3:5–8). Bu, Allah’ın ruhsal olarak ölü olan birini alıp ona ruhsal yaşamı üflediği ilahî bir eylemdir. Ancak bu Pavlus’un imanla aklanma olarak tarif ettiği, kurtarıcı eylemi tanımlayan bir başka mecazdır.


Pavlus bu yeni yaratılış tecrübesine 2.Korintliler 5:17’de daha detaylı olarak değinmektedir. Bu ayette Pavlus, yeni yaratık olmanın, sadece göklerin kitabındaki statümüzdeki bir değişiklikten çok fazlası olduğunu açıklamaktadır; bugünkü yaşamımıza da değişiklik getirmektedir. Timothy George’un da değindiği gibi bu, “değişimin tüm sürecini içermektedir: Kutsal Ruh’un yenileme işi tövbeye ve imana yönlendirir, günlük tevazu ve canlanma süreci, kutsallıkta sürekli gelişme, insanları Mesih’in imajına benzemeye yöneltir.”—Galatians, S. 438.


Ancak yeni bir yaratık olmak, bizi aklayan şey değildir. Aksine radikal değişim, aklanmanın apaçık bildirisidir.


ÇARŞAMBA


Eylül 29


Son Uyarılar (Gal 6:16–18)


Pavlus, “bu kurala uyanlara” esenlik bağışlamaktadır (Gal 6:16). Bu bağlamda Pavlus hangi “kuraldan” bahsetmiş olabilir?


“Kural” olarak çevrilmiş sözcük, aslında düz bir çubuk veya duvarcıların ve marangozların ölçmek için kullandıkları demir çubuk anlamına gelir. Sözcük neticede mecazi anlamda kişinin değer biçtiği kuralları veya standartları ima etmektedir. Örneğin insanlar Yeni Ahit’in ilkelerinden bahsettiklerinde, hem inançları hem de inanlı topluluğunun uygulamalarını tanımlayan, Yeni Ahit’teki yirmiyedi kitabı ima etmektedirler. Bu yüzden bir öğreti, bu kitaplardaki “kriterlere” uyum sağlamıyorsa, kabul edilmez.


Pavlus’un vücudunda taşıdığı “Rab İsa’nın işaretleri” nelerdir? Bundan böyle kimse bana “sorun çıkarmasın” derken ne ima etmişti? Galatyalılar 6:14, bu soruya yanıt olabilir mi? Gal 6:17, 2Ko 4:10, 11:23–29.


İşaret (yara izi) sözcüğü, Grekçe stigmata sözcüğünden gelmektedir. Pavlus, yaygın bir uygulama olarak, tanımlanmak amacıyla efendilerinin nişanıyla damgalanan kölelerin ya da bazı gizemli dinlerde bir adanma işareti olarak kişinin kendisini damgaladığı durumu ima ediyor olabilir. Her durumda da “ ‘Rab İsa’nın işareti’ kavramıyla Pavlus hiç şüphesiz işkence anında İsa’nın vücudunda açılan yara izlerinden bahsetmektedir (Bkz. 2Ko 4:10, 11:24–27). Hasımları da şimdi yeni imana gelmiş diğer uluslardan olanların, Yahudiliğe itaatlerinin belirtisi olarak, sünnet işaretini kabul etmelerinde ısrar etmektedirler. Fakat Pavlus’un üzerinde hangi köleliği kabul ettiğinin işaretleri vardır ve onun için Mesih’e bağlılıktan başka bir şey yoktur... Pavlus’un Efendisine hizmet ederken düşmanlarından aldığı yara izleri, onun Mesih’e adanmışlığının bir göstergesidir.”—Ellen G. White Comments, The SDA Bible Commentary, Cilt 6, S. 989.


Fiziksel ya da başka bir şekilde, İsa’ya olan imanından dolayı aldığın “işaretler” nelerdir? Diğer bir deyişle imanın sana neye mâl oldu?


PERŞEMBE


EK ÇALIŞMA: “Golgota’daki çarmıh meydan okumaktadır ve sonunda her dünyevî ve cehennemî gücün hakkından gelecektir. Çarmıhta her etki odaklanır ve oradan her etki yayılır. O, büyük cazibe merkezidir; zira onun üzerinde Mesih insanlık ırkı için yaşamını feda etmiştir. Bu kurban, insanı eski orijinal mükemmelliğine dönüştürmek amacıyla verilmiştir. Bundan da ötesi, ona tüm karakter değişimini sunmak için, onu daha muzaffer yapmak için sunulmuştur.


“Mesih’in gücüyle, Allah’ın ve insanın büyük düşmanını yenenler, göksel saraylarda hiç düşmemiş meleklerin de üzerinde bir pozisyona sahip olacaklardır.


Mesih der ki, ‘Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman bütün insanları kendime çekeceğim.’ Eğer çarmıh kendi lütfunda bir etki bulamadıysa, etki yaratmıştır. Nesiller geçmiş, bu zaman için geçerli olan gerçek, mevcut gerçek olarak açığa çıkmıştır. Çarmıhtaki Mesih, merhamet ve gerçeğin birbiriyle buluştuğu, doğruluk ve barışın birbirini öptüğü bir araçtı. İşte dünyayı hareket ettirecek araç budur (MS 56, 1899).”—Ellen G. White Comments, The SDA Bible Commentary, Cilt 6, S. 1113.


TARTIŞMA SORULARI:


Pavlus’un mektubunun hem başında hem de sonunda Allah’ın lütfundan söz etmesinin ne gibi bir önemi vardır? Gal 1:3 ile 6:18’i karş.


Pavlus’un “dünya için çarmıha gerilmek” (Gal 6:14) ifadesi ışığında, imanlılar günümüzde dünya ile nasıl bir ilişki içinde olmalıdırlar? Eğer Mesih imanlıları dünya için ölmüşlerse, çevre, ırkçılık, kürtaj, vs. gibi meselelerle nasıl uğraşabilirler?


Kişi, Pavlus’un bahsettiği “yeni yaratılışı” tecrübe edip etmediğini nasıl bilebilir?


Bu çeyrek yılda öğrendiklerinizden yola çıkarak, şu konularda Pavlus’un görüşlerini nasıl özetlersin: yasa, yasanın işleri, imanla aklanma, eski ve yeni antlaşma, Mesih’i işi ve Mesih’e iman içindeki yaşamın tabiatı?


ÖZET: Gerçek din, haricî davranışlardan değil bilakis kalbin durumundan oluşur. Kalp Allah’a teslim olursa, imanda gelişen kişinin yaşamı gittikçe Mesih’in karakterini yansıtacaktır. Kalp, Mesih’e boyun eğmelidir; bu gerçekleştiğinde diğer her şey onu takip edecektir.