PDF İndir - Sebt Günü Çalışma Kitapçığı – 3.çeyrek 2016 – Kilisenin Toplumdaki Rolü

 

Bu kitapçık Yedinci Gün Adventistleri Genel Konferansı® Yetişkinler İçin Sebt Okulu Çalışma Kitapçığı Ofisi tarafından hazırlanmıştır. Bu kitapçığın hazırlanması, Genel Konferans Yönetim Komisyonu (ADCOM)’un bir alt komisyonu olan Sebt Okulu Yayın Kurulu’nun yönetimi altında olmuştur. Yayınlanan bu kitapçık dünya çapında bir değerlendirme kurulunun katkılarını ve Sebt Okulu Yayın Kurulu’nun onayını yansıtmakta olup, sadece veya mutlaka yazarın (veya yazarların) görüşleriyle sınırlı değildir.


Kutsal Kitap Çevirileri Tablosu


Bu çalışma rehberinde, Standart Versiyon 2016 Yılı Üçüncü Çeyreği için izinle kullanılan Kutsal Kitap alıntıları, aşağıdaki gibidir: (Aksi belirtilmedikçe tüm alıntılar Yeni Çeviri’den yapılmıştır.)


YÇ. Yeni Çeviri: Kutsal Kitap: Eski ve Yeni Antlaşma (Tevrat, Zebur, İncil). Eski Antlaşma ©2001, 2009 Kitabı Mukaddes Şirketi; Yeni Antlaşma ©1987, 1994, 2001, 2009 Yeni Yaşam Yayınları. Bütün Hakları Saklıdır.


  1. Kitabı Mukaddes: Kitabı Mukaddes, Eski ve Yeni Ahit (Tevrat ve İncil): İbrani, Kildani ve Yunani dillerinden son tashih edilmiş tercümedir. ©1941 Kitabı Mukaddes Şirketi.

Cosmades. Thomas Cosmades: İncil (Sevinç Getirici Haber) - İncil’in Yunanca Aslından Çağdaş Türkçe’ye Çevirisi. ©2010 Kutsal Söz Yayınları.


Candemir. Bünyamin Candemir: Kutsal İncil ©2003 Lütuf Yayıncılık, ©2013 Gerçeğe Doğru Kitapları.


1 Her Şeyin Eski Haline Getirilmesi—25 Haziran–1 Temmuz 6


2 Egemenliğin Geri Alınması—2–8 Temmuz 14


3 Eski Ahit’te Adalet ve Merhamet: 1. Bölüm—9–15 Temmuz 22


4 Eski Ahit’te Adalet ve Merhamet: 2. Bölüm—16–22 Temmuz 30


5 İsa Sosyal Yardım Hizmetinde—23–29 Temmuz 38


6 İsa Halkın Arasına Karışıyor—30 Temmuz–5 Ağustos 46


7 İsa Onların İyiliğini İstedi—6–12 Ağustos 56


8 İsa Anlayış Gösterdi—13–19 Ağustos 64


9 İsa Onların İhtiyaçlarına Hizmet Etti—20–26 Ağustos 72


10 İsa Onların Güvenini Kazandı—27 Ağustos–2 Eylül 80


11 İsa Onlara “Ardımdan Gelin” Dedi—3–9 Eylül 88


12 Son Günlerde Şehir Hizmetleri—10–16 Eylül 96


13 Nasıl Bekleyelim?—17–23 Eylül 104


İstek Adresi Web: www.menapa.com | E–mail: info@menapa.com


Çeviri


Sebnem Karakas


Redaksiyon

Bilek Güler


Sayfa Tasarım


Marisa Ferreira


Editör Ofisi 12501 Old Columbia Pike, Silver Spring, MD 20904


Web sayfamızı ziyaret edin: http://www.absg.adventist.org


Yazar


Gaspar F. Colón ve

May-Ellen M. Colón


Editör


Clifford R. Goldstein


Kapak ve Sayfa Tasarımı


Lars Justinen


İçindekiler


Bir pastör Kutsal Kitap’ını cemaatin önünde yukarı kaldırdı. Kitap lime lime ve delik deşikti. İlahiyat fakültesindeyken pastör ve sınıf arkadaşları bu Kutsal Kitabı kullanmışlar ve adalet, yoksulluk, zenginlik ve zulümle ilgili tüm kısımların altını çizmişlerdi. Daha sonra bu konularla ilgili tüm ayetleri makasla kesip çıkarmışlardı. Bitirdiklerinde, Kutsal Kitap’ı darmadağın bir haldeydi. Tüm Kutsal Yazılar’da bu konular o kadar esasidir ki, çıkarıldıklarında Kutsal Kitap’tan çok şey eksilmiş olur. Paramparça haldeki Kutsal Kitap, Allah’ın önem verdiği şeyler hakkında etkili bir şekilde ve yüksek sesle konuşmaktadır.


Bu hikâye Yedinci Gün Adventistleri olarak bize ne söylemelidir? Birçok şey söylemelidir. Araştırmalar, Yedinci Gün Adventistlerinin yaklaşık yüzde 30’unun kilise dışındaki toplumun ihtiyaçlarının karşılanması faaliyetlerine dâhil olduğunu göstermektedir. Peki ya kalan yüzde 70? İsa, Kendi son zaman kilisesinin tamamını “sonsuza dek kalıcı olan Müjde”nin bütününü ilân etmeye ve yaşamaya çağırıyor (Vahiy 14:6).


Tüm müjde nedir? Luka 4:16–21 ayetlerinde tasvir edilen İsa’nın görevi ve hizmeti, imanla kurtuluş gerçeğini duyurmak yaptığımız her şeyde ne kadar temel olsa da, tüm müjdeyi bundan daha fazlası olarak resmetmektedir. İsa bize Müjdeyi yaymanın aynı zamanda fakir, aç, hasta, kalbi kırık, mazlum, toplumdan dışlanmış ve tutuklulara karşı gerçek sevgi ve merhametin elle tutulur ifadeleri anlamına geldiğini göstermektedir. Bu, Kutsal Kitap’taki adaletle ve iblisin yaptıklarını düzeltmekle ilgilidir; en azından, İsa’nın zamanın sonunda kötülüğe karşı nihaî zaferini beklerken, bugün elimizden geldiği kadarını yaparak.


Bu çeyrekte “sonsuza dek kalıcı olan müjde”nin bu bütünsel biçimini araştıracağız ve kilisenin içinde bulunduğu toplumu bu müjdeyle etkilemedeki rolünü inceleyeceğiz. “Kilise”yi, birlikte, kendileri için yaşamayan, ancak sonsuza dek kalıcı olan müjdeyi İsa’nın hizmetinde açıklanan şekilde yaşamaya ve yaymaya çağrılmış kişiler topluluğu olarak tanımlıyoruz. Bu müjdeyi yalnızca duyurmamız değil, aynı zamanda içinde yer aldığımız toplumlardaki kişilerin ihtiyaçlarına hizmet ederek kendi hayatlarımızda yaşamamız anlamına gelmektedir.


Yerel kiliseniz yardıma ihtiyacı olanlara örgütsel olarak nasıl hizmet ediyor? Kilisenin tüm hizmetleri (örneğin sağlık, aile, gençlik, Sebt Okulu, diyakonlar/kadın diyakonlar, vs.) kilise üyelerinin yanı sıra topluma da hizmet için birlikte çalışmak üzere mevcutlar. Adventist Toplum Hizmetleri (ACS) birimleri veya merkezleri, müjdeyi örnekleyerek anlatmak ve Allah’ın Sözü’nün duyulmasına yol hazırlamak için, kilise merkezli olarak faaliyet gösterirler. Dünyanın çeşitli bölgelerinde Adventist Toplum Hizmetleri’ne Tabita, Adventist Erkekler veya başka isimler verilmiştir. Yedinci Gün Adventist Kilisesi’nin sivil toplum örgütü statüsündeki insani yardım kuruluşu olan Adventist Geliştirme ve Yardım Kurumu (ADRA), yerel kilise merkezli olarak faaliyet göstermese de, ihtiyacı olanlara ulaşmanın bir diğer önemli yöntemidir.


Allah’ın Mesih’te sizin için yaptıklarına minnettarlığınızı kişisel olarak nasıl ifade edersiniz? Bir kilise üyesi şu şekilde anlattı:


Caddede küçük bir kız çocuğu gördüm,


üşümüştü, ince elbisesinin içinde titriyordu,


iyi bir yemek için umudu çok azdı.


Öfkelendim ve Allah’a şöyle dedim:


“Buna neden izin verdin?


Neden bir şeyler yapmıyorsun?”


Allah bir süre bir şey söylemedi.


Sonra o gece aniden cevapladı:


“Şüphesiz ki bir şey yaptım.


Seni yarattım.”—Alıntı yapılan eser: Dwight Nelson, Pursuing the Passion of Jesus (İsanın Acılarının İzinde) (Nampa, Idaho: Pacific Press® Publishing Association, 2005), s. 78.


Gaspar Colón bu yetişkinler için Kutsal Kitap çalışma rehberi yazıldığı zamanda Takoma Park, Maryland ABD’deki Washington Adventist Üniversitesi’nde Din Bölümü başkanıydı. May-Ellen Colón Genel Konferans Sebt Okulu ve Kişisel Hizmetler Şubesi direktör yardımcısı ve Uluslararası Adventist Toplum Hizmetleri direktörüdür. Afrika’da ve eski Sovyetler Birliği’nde dokuz yıl boyunca müjdeci olarak hizmet vermişlerdir; iki yetişkin çocukları ve iki torunları vardır.


Tüm Müjde


*25 Haziran–1 Temmuz


“Her Şeyin

Eski Haline Getirilmesi”




Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Yar. 1:26, 27; Yas. 6:5, Yar. 3:8–19; Yak. 4:4; Gal. 4:19; Mar. 2:1–12; Yu. 10:10.


HATIRLAMA METNİ: “Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrının suretinde yarattı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı” (Yaratılış 1:27).


Meseleyi anlayabilmek için insanın tüm yapması gereken dünyaya, çevresine ve kendisine bakmaktır. Peki mesele nedir? Bir şeyler son derece yanlış.


Buna Günaha Düşüş denir, günah denir, isyan denir, büyük mücadele denir.


Yine de, iyi haber bu durumun kalıcı olmadığıdır. Sonsuza dek sürmeyecektir. İsa geldi, dünyanın günahları için öldü ve tekrar geleceği vaadini verdi. Geldiğinde ise, bu dünyadan geriye hiçbir şey kalmayacaktır. Bunun yerine yeni bir krallık, O’nun ebedî krallığı başlayacaktır. “Bu krallar döneminde Göklerin Tanrısı hiç yıkılmayacak, başka halkın eline geçmeyecek bir krallık kuracak. Bu krallık önceki krallıkları ezip yok edecek, kendisiyse sonsuza dek sürecek” (Daniel 2:44).


Ne büyük bir yenilenme!


Ancak yenilenmenin başlaması için İsa’nın ikinci gelişini beklemeyiz. Mesih’te olan kişiler artık birer yeni yaratıktır (2Ko. 5:17); biz de şimdi İsa’nın benzerliğine dönüştürülmek üzere önceden belirlendik (Rom. 8:29). Ayrıca O, başkalarının da yenilenmesi yolunda çalışabilmemiz için, Kendi kilisesi olarak bizi çağırmakta ve güçlendirmektedir.


*2 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

26 Haziran


Allah’ın Sureti


Kutsal Kitap insanlığın başlangıçta Allah’ın “suretinde” (Yaratılış 1:27) yaratıldığını söylüyor. Suret, ya aynadaki yansıma ya da fotoğraf gibi iki boyutlu, ya da heykel veya hologram gibi üç boyutlu olabilir. Aynı zamanda suret, bir zihinsel imaj gibi, kafamızın içindeki bir fikir gibi, soyut da olabilir. Kutsal Kitap ne demek istiyor?


Yaratılış 1:26, 27 ayetlerini okuyun. Kutsal Yazı Allah’ın “suretinde” yaratılmış olmanın anlamını nasıl açıklıyor? Ayrıca bkz. Yar. 1:31, Yas. 6:5 ve 1Se. 5:23.


İlk atalarımızın yaratılışıyla birlikte, Allah yeryüzündeki hayat için yeni bir standart belirledi: erkek ve kadın. O süre boyunca yaratılan diğer tüm varlıklar arasında, yalnızca onlar Allah’ın suretindeydi. Evrim geçirmiş maymunlar değildiler. İnsanoğulları olarak, onlar ve biz yeryüzündeki diğer tüm yaşam biçimlerinden büyük ölçüde farklıyız ve bu farkı azaltan tüm teoloji anlayışları insanlığı aşağılamaktadır.


Allah “onların adını Adam koydu” (Yaratılış 5:2, KM). Yani, erkek ve dişi olarak her ikisi de, farklı ve ayrı varlıklar olmalarına rağmen, yine de birdiler. Birlikte, sahip oldukları yetkinlik ve mükemmellikle, Allah’ın suretini temsil ediyorlardı.


Allah’ın doğası bütünseldir: “Adem Allah’ın elinden çıktığında, fiziksel, zihinsel ve ruhsal doğasında Yaratıcısıyla bir benzerlik gösteriyordu.”—Ellen G. White, Education [Eğitim], s. 15. (Vurgu tarafımızdan eklenmiştir.)


İbranicede “suret” kelimesinin karşılığı tselem; “benzerlik” kelimesinin karşılığı demuth’tur. Bu kelimeler insanlığın ruhsal ve zihinsel yönlerini içeren, fiziksel (tselem) ve manevi (demuth) anlamları ifade ediyor olabilir. Ellen G. White, insanın “hem dış görünüşte, hem de karakter bakımından” Allah’ın suretinde yaratıldığını söylerken bunu onaylamaktadır.—Patriarchs and Prophets [Atalar ve Peygamberler], s. 45.


Yasa’nın Tekrarı 6:5 ayeti insanoğlunun farklı boyutlarına değiniyor: can (ruhsal), yürek (akıl, zihinsel) ve güç (fiziksel beden). 1. Selanikliler 5:23 ayetinde de benzer bir örüntü var. Allah’ın suretinde yaratılan insanoğlu, doğal olarak bu boyutların hepsini içerecektir.


“Allah’ın suretinde” yaratılmış olma fikriyle ilgili söylenebilecek çok daha fazla şey olsa da, Kutsal Kitap açık: insanoğulları yeryüzünde farklı ve benzersiz yaratıklardır. Başka hiçbir yaratık ona benzemez. Bu farklılığı her zaman aklımızda tutmamız bizim için neden önemlidir?


Pazar


27 Haziran


İlk Günah ve Sonrası


Kutsal Kitap Yaratılışın tamamlanmasıyla İlk Günah arasında ne kadar zaman geçtiğini söylemiyor. Günler mi, haftalar mı, yıllar mı, bilmiyoruz.


Ancak bildiğimiz şu ki, Günaha Düşüş gerçekleşti ve bunun sonuçları anında ve belirgin biçimde ortaya çıktı.


Adem ile Havva’nın iyilik ve kötülüğü bilme ağacının meyvesinden yemelerinin bahsedilen ilk sonucu, çıplaklıklarını aniden fark etmeleri oldu (Yaratılış 3:7). Allah’ın huzurundan kaçarak gizlenmeye çalıştılar. Işıktan kaftanları kaybolmuştu. (Bkz. Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 57 [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 23]). Kötülüğün getirdiği benmerkezlilikle yeni edindikleri yakınlık yüzünden Allah’la yakınlıkları bozuldu. Allah bundan sonra ilk çifti işledikleri günahın onlar için yarattığı sonuçlara ilişkin eğitmeye çalıştı.


Aşağıdaki ayetleri oku ve Adem ile Havva’nın günahının anında ortaya çıkan sonuçlarını her bir bölümde görüldüğü şekilde belirt. Ayrıca, aynı sonuçlar günümüzde nasıl tezahür etmektedir?


Yar. 3:8–10


Yar. 3:12


Yar. 3:13


Yar. 3:16


Yar. 3:17–19


Şüphesiz, Günaha Düşüş gerçekti, Günaha Düşüş zordu ve Günaha Düşüş insan nesli için korkunç sonuçlara yol açtı. İnsanlık tarihinin günümüz olaylarına kadar gelen uzun ve acı hikâyesi, günahın trajik sonuçlarını ortaya koymaktadır.


Öyleyse, günahın trajedisinin bir gün sona ereceği ve bir daha asla tekrarlanmayacağı vaadi için ne kadar müteşekkir olsak azdır.


Kendi günahlarımızın sonuçlarıyla her gün yaşamamızın yolları nelerdir?


Pazartesi


28 Haziran


Düşmanlık ve Kefaret


Yaratılış 3:14, 15 ayetlerini okuyun. Allah Şeytana “Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim” (Yaratılış 3:15) derken ne kastetmektedir? Burada kendimiz için nasıl bir umut bulabiliriz?


Düşmanlık sözcüğünün İbranicedeki karşılığı, nefret sözcüğünün ve düşman sözcüğünün İbranice karşılıklarıyla aynı kökeni paylaşır. Adem ile Havva iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yiyerek kendilerini ve tüm insanlığı Allah’a düşman hale getirdiler (bkz. Romalılar 5:10, Koloseliler 1:21, Yakup 4:4). Allah’ın buradaki vaadi, insanlığı Kendisi’ne doğru geri çekme planını yürürlüğe koyacağına, böylece insanların düşmanlıklarını Şeytan’a yönelteceklerine işaret etmektedir. Böylelikle, yani düşmanlığı Kendisi’nden Şeytan’a yönelterek, Allah bir yandan insanlığı kurtarmak için bir yol tesis edebilecek, aynı zamanda Kendi ilahî yönetiminin ilkelerini de bozmamış olacaktı. Bu, asıl anlamıyla “kefaret”tir, yani İlk Günah sonucunda kaybedilenleri nihayetinde geri getirmek için Allah’ın yaptığı ve halen yapmakta olduğu şeyler.


Aşağıdaki ayetler kefaretle ilgili ne açıklıyor? Lev. 1:3, 4; 1Ko. 5:7; 1Yu. 1:9.


İlahiyatçılar bu kefaret prensibinin nasıl işlediğini açıklamak için kimi zaman cezasını çekme kavramını kullanırlar. Latince kökenli expiare sözcüğü “telafi etmek” anlamına gelir ve yanlış bir eylemin neden olduğu zararın karşılanması fikrini içerir. Birileri yanlış bir şey yapmış, bir yasayı çiğnemiştir, adalet de bu yanlışın cezasının ödenmesini gerektirir. İngilizcede kimi zaman suçlu kişinin işlediği suçtan ötürü “topluma karşı borçlu” olduğu söylenir.


Bizim durumumuzda biz günah işledik, ancak kurtuluş planında kefaret, yani Mesih’in kurban olarak ölümü, bizi bu günahların hukukî sonuçlarından kurtarmaktadır. Aksine, bunun cezasını bizim yerimize Mesih’in Kendisi ödemiştir. Kanunen (evet, Allah’ın yönetiminin kanunları vardır) bize verilmesi gereken ceza, bunun yerine İsa’ya verilmiştir. Bu şekilde adaletin gerekleri yerine getirilmiş, ancak bizim yerimize İsa’da yerine getirilmiştir. Günahkâr olmamıza ve yanlış yapmamıza rağmen, O’nun gözünde affedildik, bağışlandık ve aklandık. Bu, “her şeyin yeniden düzenlenmesinde” temel ve hayatî bir adımdır (Elç. 3:21).


Salı


29 Haziran


İsa’da Yenilenme


“Çocuklarım! Mesih sizde biçimleninceye dek sizin için yine doğum ağrısı çekiyorum” (Gal. 4:19).


Biz başlangıçta mükemmel ve eksiksiz bir dünyada, mükemmel ve eksiksiz varlıklar olarak yaratıldık. Ne yazık ki İlk Günah öncesindeki bu cennet günah nedeniyle yok oldu, bildiğimiz dünya ise ölümle, şiddetle, acıyla, korkuyla ve cehaletle doludur. Kurtuluş planı bu dünyayı başlangıçtaki kusursuz haline geri döndürmek için oluşturuldu. Mesih İlk Günah sonucunda kaybedilenleri yeniden kazanmak için geldi.


“Başlangıçta Allah insanı Kendi suretinde yarattı. Onu üstün niteliklerle donattı. Aklı iyi dengelenmişti ve varlığının tüm güçleri uyum içerisindeydi. Ancak İlk Günah ve etkileri bu armağanları bozdu. Günah insandaki Allah suretini bozdu ve neredeyse tamamen yok etti. Kurtuluş planının tasarlanmasındaki amaç bunu onarmaktı, böylece insanoğluna bir imtihan hayatı verildi. Onu ilk yaratıldığındaki mükemmelliğine döndürmek hayatın en büyük amacıdır; diğer tüm amaçların temelidir.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 595 [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 341]. Her ne kadar bu yenilenme yeni göklere ve yeni yeryüzüne kadar tamamlanmayacak olsa da, süreç şimdiden içimizde başladı!


Galatyalılar 4:19 ayetini oku. Öncelikli kaygıları ne olursa olsun, Pavlus’un burada vurguladığı önemli ruhsal husus nedir?


İbraniler 1:3 ayetinde İsa’nın Kendisi Allah’ın sureti, yani “O’nun varlığının öz görünümü” olarak tanıtılmaktadır. (Yuhanna 14:9, 2. Korintliler 4:4, Koloseliler 1:15 ayetleriyle karşılaştır.) O, bizdeki Allah suretini eski haline getirmek için bizimle bir olmayı arzu eder. İzin verirsek, Allah’ın sureti olan Mesih içimizde olabilir: “Mesih içinizdedir. Bu da size yüceliğe kavuşma umudunu veriyor” (Kol. 1:27).


O’nun suretinde yenilenmenin nihaî deneyimi İsa’nın ikinci gelişinde gerçekleşecektir (bkz. 1Ko. 15:49, 1Yu. 3:2). Ancak Mesih bizde, biz de Mesih’teyken, Allah’ın suretinde yenilenme süreci bu dünyada başlar. Bu gerçekleştiğinde, toplumumuzdaki insanları onları da yenileyebilecek olan Kişi’ye götürmeye can atacağız.


Yenilenme çalışması içimizde şimdi başlamasına rağmen, yenilenmenin İsa’nın ikinci gelişine kadar bütünüyle tamamlanmayacağını neden her zaman hatırlamalıyız?


Çarşamba


30 Haziran


Kilisenin Yenileyici Rolü


Gördüğümüz gibi, dünyamız her ne kadar kusursuz yaratılmış olsa da günaha düşmüş ve bu düşüşün yıkıcı sonuçları olmuştur. Ancak Allah bizi aksi halde kaderimiz olacak olan sonsuz yıkıma (bilimin bizi beklediğini söylediği kadere) terk etmemiştir. Aksine, dünyanın başlangıcından bile önce, kurtarış planı şekillendirilmiştir (bkz. 1Pe. 1:2) ve İsa Kendisine büyük maliyeti olmasına rağmen bu dünyaya gelmiş, çarmıhta acı çekmiş ve yeniden döneceğine söz vermiştir. Her şeyin sona erdiği ve günahın yok edildiği zamanda ise, kaybolmuş olan dünya tamamen yenilenecektir.


Buna rağmen hayret verici olan şey, Allah’ın bizi, yani Kendi kilisesini, şu anda dahi bu yenileme yolunda rol almaya çağırmasıdır.


Markos 2:1–12 ayetlerinde bir grup arkadaşın felçli bir adamı İsa’ya götürmek için nasıl ısrarla birlikte çalıştıklarına dair hikayeyi oku. Bu hikâye insanların iyileştirilmesinde ve yenilenmesinde kilisenin rolünü nasıl örneklemektedir?


Ev kalabalıktı, çünkü İsa oradaydı. İnsanlara duyduğu sevgi kalabalıkları Kendisine çekmişti. Dört adam, ruhsal, zihinsel ve bedensel açıdan hasta olan adamı İsa’ya götürebilmek için damda koca bir delik açtılar. Bundan sonra İsa adamı günahlarını bağışlayarak, ona huzur vererek ve kalkıp yürümesini emrederek iyileştirdi. İsa bütünsel olarak yenilenmeden kimsenin gerçekten iyileşmeyeceğini gösterdi.


Elçi Yuhanna Mesih’in bu dünyaya gelmesinin nedenini nasıl açıkladı? Bu vaatlerden nasıl bir umut çıkarabiliriz? Yuhanna 10:10 ve 1. Yuhanna 3:8 ayetlerini oku.


Yuhanna 10:10 ayetinin Yedinci Gün Adventist mesajının bir özeti olduğu söylenmiştir. Bu açıkça Mesih’in müjdecilik beyanıydı. Mesih’in bedeninin, yani O’nun kilisesinin önemli bir rolü O’nun adımlarını izlemek ve ölümü bol hayatla değiştirerek iblisin yaptıklarını düzeltmektir (bkz. Elçilerin İşleri 10:38, 1. Yuhanna 2:6). Kilise insanları fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak Allah’ın suretinde yenilenmek üzere harekete geçirmede Mesih’le birlikte çalışmak üzere görevlendirilmiştir.


Yardımına, vermek üzere bilhassa donatıldığın yardıma hemen şu anda ihtiyacı olanlar kimlerdir?


Perşembe


1 Temmuz


EK ÇALIŞMA: Allah’ın suretinin yenilenmesiyle ilgili diğer bölümleri oku: Rom. 8:29, Kol. 1:15, 3:9–11, 2Ko. 3:18, 5:17. Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler kitabının 44–70. sayfaları [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 15–31] arasında yer alan “Yaratılış”, “Ayartılma ve Düşüş” ve “Kurtuluş Planı” bölümlerini oku.


Bir toplum olarak biz, Allah tarafından başkaları için çalışmaya, başkalarının iyiliği için çalışmaya, başkalarını İsa’da bize verilmiş olan umut ve yenilenme vaatlerine yöneltmenin yollarını aramaya çağrıldık. Rab bunu bizim aracılığımızla yapmak için çeşitli yollarla çalışabilir. Bazı kiliseler sağlık programları ve hizmetleriyle toplumlarındaki kişilere fiziksel iyileşme sağlıyorlar. Ayrıca kilisenin hastane ve klinik sistemi de aynı amaca hizmet etmektedir. Zihinsel iyileşme ve zenginleşme, topluluk üyelerini hayattaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere donatan dersler aracılığıyla gerçekleşebilir. Kiliseler ayrıca yerel okullar kurabilir veya mevcutları geliştirebilir, mesleki beceriler öğretebilir, okuryazarlık eğitimi, özel dersler, rehberlik, psikolojik danışmanlık ve benzeri hizmetleri sağlayabilir. Toplum içerisindeki birçok insan, yenilenme ve dolu bir hayat arayışlarını devam ettirdikçe, başlangıçta öyle düşünmemiş olsalar da zamanla ruhsal ve ahlâki yenilenmeye de ihtiyaçları olduğunu anlayacaklardır. Hatta bu Allah’ın suretini geri kazanmanın anahtar bir unsurudur (bkz. Ef. 4:22–24). Kilise bu ruhsal ihtiyaçları karşılamak üzere, herhangi bir seküler sosyal örgütten veya sağlık örgütünden daha iyi bir şekilde, eşsiz bir biçimde konumlanmış ve donatılmıştır.


TARTIŞMA SORULARI:


Toplumunda yer alan kişilerin fiziksel, zihinsel ve ruhsal yenilenmelerine yönelik olarak senin kilisenin halen neler yaptığına örnekler ver. Kilisen bu alanda ne yapıyor? Kilisenin toplumundaki yenileyici hizmetlerini genişletmeye yönelik fikirlerini ders grubundakilerle paylaş.


Bu fiziksel iyileşme fikrinden ne anlıyoruz? Ne de olsa, insanlara sağlıklarını yeniden kazanmaları için nasıl yardım edersek edelim, Rab kendi yaşamları süresince geri gelmedikçe birçoğu eninde sonunda hastalıklara ve yaşlılığın getirdiği tahribata yenik düşecektir. Bu, tam yenilenmenin sadece İsa’nın geri gelişinden sonra mümkün olabileceğine neden daha başka bir kanıttır?


Allah’ın suretini şimdi geri kazanmaya başlamanın ne anlama geldiğini tartışın. Bu nasıl çalışır? İlerleme sağladığımızı nasıl bilebiliriz? Bu yenilenmenin gerçekleşmesi için neden Allah’ın net bir resmine sahip olmalıyız? Gerektiğini sandığımız gibi bir ilerleme göremediğimizde, cesaretsizlik nedeniyle vazgeçmemeyi nasıl öğrenebiliriz?


Cuma


*2–8 Temmuz


Egemenliğin

Geri Alınması


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Yar. 1:26–28, Mez. 8:3–8, Yar. 2:15, Rom. 8:20–22, Çık. 20:1–17, Rom. 1:25, 2Se. 3:10.


HATIRLAMA METNİ: “Tanrı, ‘Kendi suretimizde, Kendimize benzer insan yaratalım’ dedi, ‘denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun’” (Yaratılış 1:26).


İlk Günah işlendiğinde, ilk atalarımız başlangıçta sahip oldukları Allah suretinden daha fazlasını kaybettiler.


“Günahla yalnızca insan değil, yeryüzü de kötü olanın denetimi altına girmişti ve kurtuluş planıyla eski haline getirilmeliydi. Âdem yaratıldığında kendisine yeryüzünün hâkimiyeti verilmişti. Fakat ayartıya boyun eğerek Şeytan’ın denetimi altına girdi ve elinde tuttuğu hâkimiyet kendisini yenene geçti. Böylece Şeytan ‘bu dünyanın ilâhı’ oldu. Başlangıçta Âdem’e verilmiş olan yeryüzü üzerindeki bu hâkimiyeti gasp etmişti. Ancak Mesih, yaptığı fedakârlıkla günahın cezasını ödeyerek, yalnızca insanı kurtarmakla kalmayacak, aynı zamanda onun kaybettiği hâkimiyeti de geri getirecekti. Birinci Âdem’in kaybettiği her şey ikinci Âdem tarafından geri getirilecektir.”—Ellen G. White, Signs of the Times [Vakitlerin İşaretleri], 4 Kasım 1908.


Şüphesiz, insanoğulları İlk Günah’tan sonra, başlangıçta bizlere verilmiş olan “egemenlik” de dâhil olmak üzere, çok şey kaybetti.


Bu kaybedilen egemenlik neydi? Her ne kadar “egemenlik” kavramı günümüzde olumsuz çağrışımlar yapsa da, Aden bahçesinde durum farklıydı. İnsanlara en başta yeryüzü üzerinde egemenlik verildiğinde bu kavram ne anlama geliyordu? Ayrıca, ilk atalarımızın Aden bahçesindeki trajik düşüşleri sonrasında kaybedilenlerin bir kısmını geri almalarında insanlara yardımcı olabilmek için kilise ne yapabilir?


*9 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders


3 Temmuz


Egemenlik İçin Yaratılmış


Yakın zamanda birisi, ateist olduğunu saklamayan bir arkadaşının şu söylemlerini aktardı: “Kimi zaman bir dizi ciddi soru kafamı kurcalar şekilde gecenin bir yarısı uyanıyorum: ‘Bu dünya gerçekten de tesadüfî bir kozmik büyük patlamanın sonucu mu? Varoluşumuzun ve bir bütün olarak evrenin nasıl olur da tasarımı veya büyük bir amacı olamaz? Tüm hayatlar, benim, kocamın ve iki çocuğumunki de dâhil olmak üzere, tamamen boş ve anlamsız olabilir mi? Hayatımın hiçbir anlamı ve amacı yok mu?’”


İlk Günah’tan sonra insanlık çok şey kaybetti. İlk Günah hikâyesinin gösterdiği gibi, yalnızca Allah’a değil birbirimize de yabancılaştık. Hatta yeryüzüyle olan ilişkimiz bile değişti. Üstte bahsedilen ateist kadının sorularının da gösterdiği üzere, biz de kim olduğumuzu ve hayatımızın amacını öğrenmeye çalışıyoruz. Varoluşumuzun Yaratıcı Tanrı’nın herhangi bir öngörüsü veya amacı olmaksızın, yalnızca şans eseri meydana geldiğine dair yaygın görüş neticesinde, bu sorunlar birçokları için çok daha kötü bir hal almaktadır.


Aşağıdaki ayetler insanlığın yaratılışının amaçlarına ilişkin ne öğretmektedir: Yar. 1:26–28; Mez. 8:3–8; Yşa. 43:6, 7? “Yüceliğim için yarattığım” (Yşa. 43:7) ifadesi ne anlama gelir? “Yüceliğim” [yani Allah’ın yüceliği] egemenlikle ne bakımdan ilgilidir?


Yaratılış bölümünden okuduğumuz ayetlerde görebileceğimiz gibi, Allah’ın Adem ile Havva’yı yaratmak için başka hangi nedenleri olursa olsun, onları aynı zamanda yeryüzünün tümüne egemen olmaları için yaratmıştır (Yar. 1:26–28). Birlikte Allah’ın ihtişamını ve karakterini yansıtan ilk çift, mutlak yüceliğe ve egemenliğe (Vahiy 1:5, 6) sahip olan Kişi’nin kendileri aracılığıyla diğer tüm dünyevî yaratıklarını besleyeceği, gözeteceği ve yöneteceği kanallar olacaklardı. Günahın ortaya çıkışı olmasaydı, Allah’ın yüceliği onlar ve onların dünya üzerindeki egemenlikleri yoluyla nasıl açığa vurulacaktı, kim bilir?


Ama şimdi, İsa’ya iman aracılığıyla, hayatımızı iman, itaat ve işbirliğiyle O’na adayarak, Davut’la birlikte “Ya Rab, her şeyi yaparsın benim için” (Mezmurlar 138:8) diyebiliriz. Allah’ın her birimiz için bir amacı olduğunu bilmek, özellikle biz O’nun iradesinin bizde yerine gelmesi için O’na teslim olduğumuzda, güven ve sevinç nedenidir.


Birisi sana “Tamam, öyleyse bir Hristiyan olarak hayatının amacının ne olduğunu söyler misin?” diye sorduğunda cevabın ne olurdu ve neden?


Pazar


4 Temmuz


Egemenliğin Ayrıcalığı


Yaratılış 1:26–28 ayetlerinde ifade edilen, insanların yeryüzünde sahip olacağı “egemenlik” nedir?


Kutsal Kitap’ta yer alan egemenlik kavramı İbranice radah sözcüğünden gelmektedir. Bu sözcük, hükmetme hakkı ve sorumluluğunu ifade eder. Bu bağlamda, insan ırkının doğal dünyanın geri kalanından yukarıda konumlandırıldığı bir güç ve yetki hiyerarşisini belirtir. Radah fiili, Eski Ahit’in diğer yerlerinde kullanıldığı şekliyle, kendi başına bu egemenliğin nasıl uygulanacağını, yani iyi niyetli bir şekilde mi yoksa kötü niyetli bir şekilde mi uygulanacağını tanımlamasa da, günahsız ve kusursuz bir yaratılış bağlamı sözcüğün kullanım maksadının özünde iyi niyetli anlamı içermesi gerektiğini gösterir.


Yaratılış 1:28 ayetindeki yeryüzünü denetimine alma kavramı hakkında da benzer sonuçlar çıkarılabilir. İbranice kavash sözcüğünden gelen denetimine alma fiili, aynı zamanda insanların yeryüzünden yukarıda konumlandırıldığı ve kendilerine yeryüzü üzerinde güç ve denetim bahşedildiği hiyerarşik bir ilişkiyi resmetmektedir. Eski Ahit’in diğer yerlerinde, gerçek anlamda zapt etme eylemini, bir başkasını kendine tabi kılmayı ifade eden kavaş fiili, radah fiilinden bile daha kuvvetlidir (Say. 32:22, 29; Yer. 34:11, 16; Est. 7:8; Neh. 5:5). Bu kullanımların çoğunda, gücün kötüye kullanımı belirgindir ve Allah’ın hoşnutsuzluğu ifade edilmiştir. Ancak yine, Yaratılış hikâyesindeki Allah’ın suretinde yaratılmış günahsız bir çiftin yeryüzünü yönetmeleri bağlamı dikkate alındığında, yeryüzünün bu şekilde denetim altına alınması ancak Yaratıcı adına yaratılanlara iyi niyetli bir hizmet olarak nitelendirilebilir. Kesinlikle bir istismar olarak düşünülemez.


Yaratılış 2:15 ayetinde, Allah’ın Adem’i işlemesi (abad–çalışmak, hizmet etmek, toprağı sürmek) ve bakması (şamar–sınırlamak, gözetmek, korumak, mukayyet olmak, özel olarak ilgilenmek, müşahede etmek, muhafaza etmek, dikkatle bakmak, saklamak) için bahçeye koymasında, egemenlik kavramına ayrı bir boyut eklendiğini görebiliriz.


Bu durumu göz önüne aldığımızda, egemenliğin ilgili ve sevgi dolu vekilharçlık veya yöneticilik görevi olduğunu anlıyoruz. İlk atalarımız Allah’la ilişkileri içinde egemenliklerini hayata geçirebilmek için gerekli tüm kaynaklara ve yetkiye sahip olacaklardı; bu da Allah’ın Kendi yaratıklarına yönelik ilahî sevgisini yansıtacaktı.


Her ne kadar egemenlik kelimesi günümüzde sıklıkla olumsuz çağrışımlar yapsa da, Kutsal Kitap’ta ilk kez ifade edildiğinde öyle bir etkisi yoktu. Egemenlik kavramının İlk Günah öncesi kullanımından öğrenebileceğimiz ve üzerinde “egemenlik” kurduğumuz şeylerle ve kişilerle ilişki kurarken uygulayabileceğimiz bazı temel ilkeler nelerdir?


Pazartesi


5 Temmuz


Sınırlar


İnsanlığın “yeryüzünün tümüne” egemenliği (Yar. 1:26) egemenliğimizin sınırlarının olmadığını mı göstermektedir? Kutsal Kitap tarihi, egemenliğin (“vekilharçlık” olarak da anlaşılabilir) sınırları olması gerektiğine işaret etmektedir.


Örneğin, Allah Adem’e iyilik ve kötülüğü bilme ağacının yasak bölge olduğunu söyledi (bkz. Yar. 2:15–17). Bu durumda ilk günah, vekilharçlık bağlamındaydı. Adem ile Havva Allah’ın kendi egemenlikleri için belirlemiş olduğu sınırları aştılar. Yaratılış hala bu sınırların aşılmasının acısını çekmektedir (bkz. Rom. 8:20–22).


Mısır’dan Çıkış 20:1–17 ayetlerini oku. Allah’ın yasasında bizim için ne tür “sınırlar” belirlenmiştir? Yasa bize insan egemenliğinin çerçevesi hakkında ne söylemektedir?


İnsanlık tarihi boyunca (örneğin Mısır’dan Çıkış 1–14 bölümlerinde Firavun, Matta 2. bölümde Hirodes), zamanın sonuna dek (bkz. Vahiy 13), Şeytan’ın denetimi altındaki zorba kişiler, üzerlerinde kontrol haklarının olmadığı kişilere/şeylere de hükmetmeye yeltenmeleriyle kötü şöhret edinmişlerdir. Bu kişiler, gücü ele geçiren ve kendisini “bu dünyanın egemeni” (Yuhanna 12:31) yapan Şeytan’ı taklit etmektedirler. Çarpıklaşan egemenlik, tahakküm haline gelir.


Öte y andan, üzerinde egemenliğe sahip olmaları gereken kişilerin/şeylerin denetimini üstlenmeyi reddedenler de vardır (bkz. Matta 25:14–30, Luka 19:12–27).


Her ne kadar günah insanlığın Yaratılışta kendisine verilmiş olan egemenlik seviyesini kaybetmesine neden olmuşsa da, başlangıçtaki bu egemenliğimiz günah yüzünden tamamen yok olmamıştır. Mevcut sorumluluk sınırlarımız içerisinde birçok şey bulunuyor: örneğin Mesih’in yardımıyla özel hayatlarımızda kendimize hâkim olma durumu (bkz. 1Ko. 9:25–27; Gal. 5:22, 23) ve yeryüzü ile içindeki canlıların ve Allah tarafından bize verilen her şeyin gözetimi (bkz. Yak. 1:17, Mat. 25:14–30). Hristiyanlar olarak, sınırlarımızın neler olduğunu anlamalı ve bu sınırlar içerisinde sadık vekilharçlar olmaya çalışmalıyız.


Ailen, şahsi arkadaşların ve iş arkadaşların gibi, çevrende bulunan diğer kişiler hususunda dikkate alman gereken bazı özel sınırlar nelerdir? Bu sınırların neler olduğunu öğrenmede hangi ilkeleri kullanabiliriz (örneğin bkz. Matta 7:1, 12)?


Salı


6 Temmuz


Yeryüzünün Gözetimi


“Rab Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem’i oraya koydu” (Yaratılış 2:15). Bu ayetten, gezegenimizi gözetmemiz açısından onunla ilişkimizin biçimini etkilemesi gereken hangi ilkeleri alabiliriz?


Günahta önce, Adem ile Havva Allah’ın kendilerine emanet ettiği tüm şeylerin vekilharçları olarak görevlendirilmişti. Bitki ve hayvan hayatı üzerinde hâkimiyet sahibiydiler. Ne var ki günahtan sonra, tıpkı kendilerinin Allah’a isyan ettiği şekilde, tüm doğa adeta Adem ile Havva’ya isyan etti. İnsanlar tabiat güçleri (hava olayları, toprak ve hayvanlar âlemi) karşısında güçsüz olduklarını görmeye başladı.


“Daha düşük seviyedeki canlılar arasında Adem kral niteliğindeydi ve Allah’a sadık kaldığı sürece tüm dünya onun hâkimiyetini kabul etti; ancak günah işlediğinde bu hâkimiyet hakkı kaybedildi. Kendisinin yol açmış olduğu isyan ruhu, tüm hayvanlar âlemine yayıldı. Böylece sadece insanın hayatı değil, hayvanların doğası, ormanlardaki ağaçlar, yerdeki kır otu, soluduğu hava, tümü kötülüğü bilmenin üzücü dersini anlattı.”—Ellen G. White, Education [Eğitim], s. 26, 27.


Günümüzde, en azından kimi bölgelerde, halen doğal afetlerin ve bozulan ekosistemimizin tahrip edici etkilerine maruz kalıyoruz. Bu nedenle kendimizi koruyabilmek amacıyla teknolojiden ve sanayiden faydalanmak için büyük çaba gösteriyoruz. Ancak her ne kadar teknoloji ve sanayi kendimizi korumamıza yardım etse de, aynı teknoloji bazen gezegenimize zarar da verebiliyor. Ekoloji, özellikle yeryüzünün sömürülmesi başkaları için büyük sıkıntılara yol açtığında, ahlâki, etik ve teolojik bir mesele haline gelmektedir.


“Yedinci Gün Adventistleri insanların ölçüsüz aşırı tüketimin, mal biriktirmenin ve atık üretiminin kısırdöngüsüne girmediği, basit ve sağlıklı bir hayat tarzını savunurlar. Yaratılmış varlıklara saygı, dünyanın kaynaklarının kullanımında kısıtlama, kişinin ihtiyaçlarını yeniden değerlendirmesi ve yaratılmış hayatın değerini yeniden ikrar etme çağrısında bulunuyoruz.”—“Yedinci Gün Adventist Kilisesi’nin Resmi Çevre Bildirisi,” 1995.


Yeryüzüne karşı tavrımızda dengeyi nasıl buluruz: bize verilen yuvanın iyi vekilharçları olurken, aynı zamanda yeryüzünü ve çevreyi taptığımız tanrılar haline getirme tehlikesinden nasıl sakınırız? Romalılar 1:25 ayetinin bu bağlamda bizim için uyarısı ne olabilir?


Çarşamba


7 Temmuz


“Egemenliğin” Geri Alınması


İlk Günah’la birlikte biz insanlar, ilk atalarımızın Aden bahçesinde ayrıcalıklı bir şekilde sahip oldukları türden egemenlik de dâhil olmak üzere, çok şey kaybettik. Mesih kaybettiklerimizi bize geri vermeye geldi.


Mesih’in bizim için yaptıklarından ötürü, biz de Allah tarafından başkalarına yardım eli uzatmaya ve O’nun bize verdiklerini Mesih’te yeniden kazanmalarına yardım etmeye çağrıldık. Her ne kadar bu süreç İsa’nın ikinci gelişi ve sonrasına kadar tamamlanmayacak olsa da, muhtaçlara, kaybolmuşlara ve dünyanın yükü altında ezilenlere yardım eli uzatmak için yapabileceğimiz çok şey var. İhtiyacı olanlara ulaşıp yardım ettiğimizde, yenilenmenin başlamasını sağlamak için Allah tarafından hemen şimdi bile kullanılabiliriz.


Aşağıdaki bölümlerin her biri, günah nedeniyle kaybolmuş “egemenliğin” bir kısmını yeniden kazanmaları için başkalarına yardım ederken uygulanabilecek neler söylemektedir?


Yas. 15:7–12


Luk. 14:12–14


1Pe. 3:15


Yakup 1:27


Yşa. 58:7


2Se. 3:10


Kilise topluluğu olarak yardıma ihtiyacı olanlara ulaşmak için yapabileceğimiz, yapmak zorunda olduğumuz, yapmak üzere görevlendirildiğimiz çok şey var. Bazen bu, acil ihtiyacı olanlara yiyecek, giyecek veya barınma sağlamak kadar temel bir şey olabilir. Her ne kadar ihtiyacı olanlara yardım sağlamak gerekli olsa da, kimi zaman egemenliği hayatlarına geri kazandırmak için insanlara yardım sağlamaktan fazlası gerekir.


İçimizdeki umut için bir sebep göstermeye her zaman hazırlıklı olmalıysak da, elimizden geldiği her zaman ve her yerde başkalarının fiziksel ihtiyaçlarını karşılamalı ve onları daha iyi bir hayat tarzına yönlendirmeliyiz.


Her bir durum ve ihtiyaçlar farklı olsa da, Allah tarafından toplumlarımızda bir ışık ve şifa ile umut kaynağı olmaya çağrıldık. Bu, kulluk ettiğimiz sevgi dolu ve kurtarıcı Tanrı’nın dünyasına tanıklık etmenin ayrılmaz bir parçasıdır. İhtiyacı olanlara umut ışığı olmak için, Rabb’in gücüyle yapabileceğimiz her şeyi yapmalıyız. Hristiyanlar olarak daha azını yapamayız. Bu hizmet görevini yerine getirdikçe onların Allah’ın karakterini öğrenmelerine yardım etmiş oluruz. Ayrıca, fiziksel ihtiyaçlarıyla ilgilenerek Kutsal Ruh’un kalplerine ulaşmasının yolunu açarız. İsa’nın yaptığı buydu; bizim yapmaya çağrıldığımız şey de bu.


Perşembe


8 Temmuz


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, Education [Eğitim] kitabında “Temperance and Dietetics [İtidal ve Beslenme Bilimi]” (s. 202–206) ile “Discipline [Disiplin]” (s. 287–290) bölümlerini; Counsels on Diet and Foods [Beslenme Düzeni ve Yiyecekler Üzerine Öğütler] kitabında “Need for Self-Mastery [Kendine Hâkim Olma Gereği]” (s. 73, 74) bölümünü ve Counsels in Stewardship [Vekilharçlık Üzerine Öğütler] kitabında “The Principles of Stewardship [Vekilharçlık İlkeleri]” (s. 111–113) ile “Sharing in the Joys of the Redeemed [Kurtulanların Sevincini Paylaşmak]” (s. 348–350) bölümlerini oku.


Bugünkü bakış açımızla, yani son derece günahkâr bir dünyaya batmış halimizle, İlk Günah nedeniyle neleri kaybettiğimizi hayal etmek epey zor. Yalnızca bu kötü dünyayı biliyoruz ve Allah’ın Sözü ile onun bize kökenimizi, günahın, ölümün ve kötülüğün kaynağını nasıl gösterdiğini bilmesek, bunları hayatın bir parçası olarak doğal kabul ederdik. Bununla birlikte Günaha Düşüş hikâyesi bize olayların aslında bu şekilde tasarlanmadığını gösteriyor. Yaratılış kitapçığı Adem ile Havva’nın dünya üzerinde egemenliğe sahip olmalarının amaçlandığını; ancak günah işledikten hemen sonra dünyayla ilişkilerinin birden değiştiğini, zira kendilerinin değiştiğini, aynı zamanda fiziksel dünyanın da değiştiğini anlatıyor. Sahip oldukları egemenlik aniden yok oldu ve bunun da muazzam sonuçları oldu. “Diken ve çalı (Yar. 3:17, 18), Büyük Tufan’ın sonrası (Yar. 7:12), çöl ve ıssızlık, yeryüzünün kurtuluş için inlemesi (Rom. 8:19–22), Kutsal Kitap’ın günahın dünya üzerindeki etkisini sözcüklerle resmetmek için kullandığı tasvirlerden bazılarıdır.”—Handbook of Seventh-day Adventist Theology [Yedinci Gün Adventist İlahiyatı El Kitabı] (Hagerstown, Md.: Review and Herald® Pub. Assn.), cilt 12, s. 254. Kaybolan her şeyi geri verecek olan ve geçmişten veya şimdiki zamandan çok daha iyi bir gelecek sözü veren kurtuluş planı için ne kadar müteşekkir olsak azdır.


TARTIŞMA SORULARI:


Her ne kadar bu bölümlerin (Çık. 23:1012; Yas. 11:11, 12; 20:19, 20) en yakın bağlamları günümüzde anladığımız şekilde ekolojiyle ilgili olmasa da, bunlardan çevremizin iyi vekilharçları olmamız gerektiğini anlamamıza yardımcı olacak hangi ilkeleri çıkarabiliriz? Ayrıca, çevrenin vekilharcı olmaktan doğaya tapan bir kişi haline geçip geçmediğimizi veya ne zaman geçtiğimizi nasıl anlayabiliriz?


Şu anda bildiğimiz haliyle doğal dünyayı düşünün. Dost mu, yoksa düşman mı? Cevabına nasıl gerekçeler gösterebilirsin?


Pazar günkü dersin sonundaki insan hayatının anlamı ve amacıyla ilgili soruyu tartışın. Sana bu soruyu soran birisine ne cevap verirdin? Cevaplarımız Allah’a ve kurtuluşa inanmayan birisinin cevaplarından ne şekilde farklı olmalı?


Egemenlik kelimesini orijinal anlamını yeniden kazanabileceği şekilde nasıl düzeltebiliriz? Yani, egemenlik başlangıçta ne anlamda iyiydi? Günümüzde de nasıl iyi bir şey haline gelebilir?


Cuma


*9–15 Temmuz


Eski Ahit’te

Adalet ve Merhamet:

  1. Bölüm

Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Çık. 22:21–23, Amos 8:4–7; Yşa. 1:13–17, 58:1–14, Elç. 20:35.


HATIRLAMA METNİ: “Ezilenlerin hakkını alan, açlara yiyecek sağlayan Odur. Rab tutsakları özgür kılar, körlerin gözünü açar, iki büklüm olanları doğrultur, doğruları sever. Rab garipleri korur, öksüze, dul kadına yardım eder, kötülerin yolunuysa saptırır” (Mezmur 146:7–9).


Yıllar önce, New York’ta soğuk bir günde, 10 yaşlarında bir erkek çocuğu ayakları çıplak ve titreyerek bir ayakkabı mağazasının vitrininden içeriye bakıyordu. O sırada bir kadın çocuğun yanına gelerek neden ısrarla vitrine baktığını sordu. Çocuk Tanrı’dan kendisine bir çift ayakkabı vermesini dilediğini söyledi. Kadın çocuğu elinden tutarak mağazaya soktu. Tezgâhtardan altı çift çorap istedi, ayrıca su dolu bir leğen ve havlu getirmesini rica etti. Çocuğu mağazanın arka kısmına götürdü, eldivenlerini çıkardı ve çocuğun ayaklarını yıkayarak havluyla kuruladı. Bu sırada tezgâhtar çorapları getirdi. Kadın bir çiftini çocuğa giydirdi, sonra ona bir çift ayakkabı aldı. Çocuğun başına hafifçe vurarak, artık daha rahat hissedip hissetmediğini sordu. Gitmek üzereyken, hayretler içindeki çocuk kadının elini tuttu ve ağlamaklı bir halde sordu: “Siz Tanrı’nın karısı mısınız?”—www.inspirationalstories.com/1/198.html.


Küçük çocuk aslında farkında olmadan bir gerçeği dillendiriyordu. Allah’ın kilisesi gerçekten de O’nun gelini, yani karısıdır. O’nun karakteri hatırlama metnimizde yer alan ayetlerde ifade edilmiştir. O’nun kilisesinin dönüştürülmüş üyeleri olarak, bu karakteri yansıtmalıyız. Eğer gerçekten O’nunsak, fakirlere ve güçsüzlere şevkle yardım etmeli ve ihtiyaçlarını karşılamalıyız.


*16 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

10 Temmuz


Merhamet ve Adalet:

Allah’ın Halkının Ayırt Edici Özellikleri


Başlangıçtan beri sosyal adalet Allah’ın yasasının ve O’nun Kendi halkı için idealinin çok önemli bir parçası olmuştu. Sosyal adalet Allah’ın insan toplumu için asıl maksadıdır: temel ihtiyaçların karşılandığı, insanların refah düzeyinin arttığı ve barışın hüküm sürdüğü bir dünya.


Aşağıdaki ayetleri oku ve bunların merhamet ve adalet hakkında, ya da kimi zaman “sosyal adalet” denilen kavram hakkında söylediklerini özetle. Çık. 22:21–23, 23:2–9, Lev. 19:10, Özd. 14:31, 29:7.


Merhamet ve adalet eski İsrail’e verilen Sebt yasalarında da vurgulanmıştır. Allah temel hatlarıyla üç tür Sebt belirlemiştir.


Bu Sebtlerin her birinde merhamet ve adalet fikri nasıl yansıtılmıştır? Çık. 20:8–10; 23:10, 11; Lev. 25:8–55.


  1. Yedinci gün Sebti’ni tutma talimatları, köleler, hayvanlar ve yabancılar da dâhil olmak üzere herkese dinlenmek için eşit fırsat sağlanmasını içeriyordu.

  1. Her yedi yılda bir, borçların silindiği, yoksullara ilgi gösterilen ve kölelerin azat edildiği Sebt yılıydı. Allah halkına, hayvanların da Sebt yılının faydalarından istifade etmelerini sağlamalarını emretti (bkz. Lev. 25:6, 7).

  1. Yedi Sebt yılından sonra, ellinci yılda özgürlük yılı geliyordu. Satılmış olan taşınmazlar ilk sahibine geri verilirdi; borçlar affedilirdi; mahkûm ve köleler serbest bırakılırdı. Özgürlük yılı toplumun dengeleyicisi, herkese baştan başlama fırsatı sağlayan bir sıfırlayıcıydı. Bu, “aşırı zenginlik veya aşırı fakirliğe karşı... bir koruyucuydu.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti], s. 185.

Burada, İbrani toplumunun özyapısında, adalet ve merhametin toplumdaki daha şanssız kişilerin lehine nasıl birlikte çalıştığını görebiliriz.


Pazar


11 Temmuz


Evrensel Kaygılar


Yaratılış 2:1–3 ayetlerini oku. Bu bize Sebt’in evrenselliği hakkında ne söylüyor?


Sebt’i gerçek anlamıyla tutarsak, yalnızca kendi istirahatimiz (Çık. 23:12), kurtuluşumuz (Yas. 5:12–15) ve yeni yeryüzünde nihaî yenilenmemiz (Yşa. 66:22, 23) bize yetmeyecek. Gerçekten, yedinci gün Sebti bize Allah’ın bu dünyada yaşayan tüm varlıkların Yaratıcısı ve onlara İstirahat Veren olduğunu söylemektedir. Sebt istirahatinin evrenselliği, gerek zengin gerek fakir olalım, hepimizin bir ortak noktası olduğuna işaret eder. Allah’ın herkesin ortak Babası oluşu, tüm insanlar arasında ortak bir eşitlik ve bağlantı olduğu anlamına gelmektedir.


Ayrıca dün gördüğümüz üzere, sosyal adalet konusu haftalık Sebtlerden sebt yıllarına, oradan özgürlük yılına kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. Levililer 23. ve 25. bölümlerde tasvir edilen bu üç tür Sebt’in temel ilkeleri Hristiyanları da kapsamaktadır. Yedinci gün Sebti sonsuza dek geçmişe doğru Yaratılış’a, geleceğe doğru ise Çarmıha ve yeni yeryüzüne işaret edecek. Müşfik Yaratıcımız ve Kurtarıcımız’la ilişkimizi güçlendirecek, böylece bizi O’nun derinden sevdikleriyle, yani ciddi ihtiyaçları olanlarla, yoksullarla ve ıstırap çekenlerle daha da yakınlaştıracak.


Ancak Sebt yılının ve özgürlük yılının ebedî ilkeleri örneklediğine dikkat edin, yine de bu bayramları harfiyen kutlamamız gerektiği anlamına gelmiyor. Böyle bir zorunluluğumuz yok. İlk Günah öncesindeki dünyada, Yaratılış’ta tesis edilen Yedinci gün Sebti’nden farklı olarak, bunlar İsa’nın görevine ve kurbanlığına işaret eden ve O’nun çarmıhta ölümüyle son bulan, “gelecek şeylerin gölgesi” (Kol. 2:16, 17) olan törensel Sebtler arasındadır. Bunun yerine, bu törensel Sebtler başkalarına, özellikle yardıma ihtiyacı olanlara nasıl davranmamız gerektiğine ilişkin bir ilkeye işaret eder. Kurtarılmış bir halk olarak, İsrail dünyaya ışık olma ve Allah’ın merhametini ayrım yapmadan herkese açıklama mecburiyetindeydi. Şükranla, Allah’ın karakterini O’nu tanımayanlara yansıtmalıydılar.


Amos 8:4–7 ayetlerini oku. Burada neler oluyordu ve biz de diğerleriyle olan ilişkilerimizde aynı şeyi yapmaktan suçlu olmadığımızdan nasıl emin olabiliriz? Ayrıca, bağlamı dikkate alarak, “Onların yaptıklarının hiçbirini asla unutmayacağım” sözlerinde nasıl bir önem buluyorsun?


Pazartesi


12 Temmuz


Peygamberlik Sesi: 1. Bölüm


“Ağzını hakkını savunamayan için, kimsesizin davasını gütmek için aç. Ağzını aç ve adaletle yargıla, mazlumun, yoksulun hakkını savun” (Süleyman’ın Özdeyişleri 31:8, 9). Buradaki ilkeleri alıp günümüze nasıl uyarlayabiliriz?


Bu hafta şimdiye dek Allah’ın, Kendi halkının Kendisinin merhamet ve adalet özelliklerini ideal davranışlarının bir parçası olarak göstermelerini istediğini öğrendik. İbrani peygamberler sıklıkla fakirler adına konuştular, Allah’ın dışlanmışlar ve mazlumlar için kaygısını yanlış yansıtmalarından ötürü Allah halkını tövbeye çağırdılar. Aslında, Allah özverili kurtarıcı davranışları gerçek ibadetle eşdeğer tutmaktadır.


Yeşaya 1:13–17 ayetlerini oku. Bu bildiri Allah’ın gerçek ibadet tanımı hakkında ne söylüyor? Burada söylenenleri en yakın bağlamında ele alarak, bugün için kendimize nasıl uyarlayabiliriz? Yani bu ayetler bize şimdi ne söylüyor olmalıdır?


Eski Ahit peygamberlerinin birçoğu kendi yaşadıkları zamandan çok sonra gerçekleşecek olaylara tabi ki işaret etmişlerse de, kendi zamanlarındaki ruhsal ve ahlâki yenilenmeye ve özverili hizmete de büyük önem vermişlerdir. Allah’ın hizmetkârlarının peygamberlik sesinin en şiddetli çınladığı zaman, O’nun halkının ibadetlerinde abartılı bir çaba içinde oldukları, ancak çevrelerinde acı çekenlere Allah’ın merhametini yansıtmadıkları zamandır. Allah’a “ibadetle” çok meşgul olup muhtaç durumdakilere yardım etmeye vakti olmayanlardan daha kötü tanıklar olamaz. Rabb’e başkalarının ihtiyaçlarını karşılama yoluyla hizmet edenlerin ortaya koyduğu bir tür “ibadet” olamaz mı?


Salı


13 Temmuz


Peygamberlik Sesi: 2. Bölüm


Yeşaya 58. bölüm, Yeşaya’nın zamanındaki Allah’ın halkına ve günümüzde bize yönelik azarlama ve umut içeren özel bir peygamberlik bildirisidir.


Allah, Kendi halkına kırgın olduğunu bildirdikten sonra (bkz. Yşa. 58:1), kastettiği kişileri nasıl tanımlıyor? Yeşaya 58:2 ayetini oku.


Her ne kadar burada ifade edilen “ses tonunu” tam olarak bilmesek de, Rabb’in onların göstermelik dindarlıklarını ve imanlarını kınadığı gayet açıktır, zira O bunların ne kadar yanlış olduğunu bilir. Kutsal Kitap’ın Çağdaş Türkçe Çevirisi’nde bu ayet şu şekilde yer alıyor: “Bana her gün danışıyor, yollarımı öğrenmekten zevk duyuyorlarmış! Doğru davranan, Tanrısı’nın buyruğundan ayrılmayan bir ulusmuş gibi...” (Yşa. 58:2).


Yeşaya 58:3–14 ayetlerini oku. Rab, bu insanlara dinsel uygulamalarındaki (burada oruç tutmak) yanlış olan şey hakkında başka ne söylüyor? Buradaki daha büyük sorun nedir?


Buradaki çok önemli hususa dikkat edin: ibadet çok kez benlik merkezli olabilir: Rab, benim için şunu yap, benim için bunu yap. Tabi ki, kendi kişisel ihtiyaçlarımız için Rabb’e başvurmamızın zamanı ve yeri vardır. Ancak Rab burada gerçek ibadetin “açlara”, “acı çekenlere” ve “yoksullara” el uzatmayı da içereceğini söylüyor. Ancak harika olan, başkalarına verilen hizmetin sadece yardımı alanı değil, yardım edeni de bereketlediğidir. Ayetlerde muhtaçlara yardım elini uzatanlara ne olduğuna dair söylenenleri oku. Başkalarına hizmet ederken, başkalarına verirken, kendimiz de bereketleniriz. Allah’ın vaatlerinin gerçekliğini, hayatının bir döneminde, herhangi bir ölçüde tecrübe etmemiş kimse var mıdır? Yardıma muhtaç olanlara yardım edenlerin nasıl bir sevinç, tatmin ve umut duygusu yaşadığını görmeyen var mıdır? Mesih’in karakterini dünyaya yansıtmak için bundan daha iyi bir yol hayal etmek zor.


Elçilerin İşleri 20:35 ayetini oku. Başkalarına kendi hizmetinde bu sözlerin gerçekliğini nasıl tecrübe ettin?


Çarşamba


14 Temmuz


İyilik İçin Bir Güç


Gerçeğe sahip olmak, ne kadar muhteşem olsa da, yeterli değildir. Yeşaya 58. bölümde, Allah’ın halkı kendi dinsel şekilleri ve uygulamaları konusunda tutkuluydular, ancak imanlarını yararlı şekilde uygulamada zayıftılar. Allah, Eski Ahit peygamberlerinin O’nun karakteri hakkındaki gerçeği örnekleyerek gösterme çağrısının tekrarı olarak, bugünkü kilisesini iyilik için bir güç olmaya çağırıyor.


Aşağıdaki ayetleri oku. Yerel kilise olarak ve bir dünya kilisesi olarak, Allah’ın bizi bu alanda yapmak üzere çağırdığı şeyleri nasıl yapabiliriz?


Mez. 82:3


Yşa. 1:17


Bir kent kilisesi, silahlı şiddet yüzünden huzuru kaçmış bir toplumda yer alıyordu. Kilisenin pastörünün net sesi, adeta bir peygamberlik sözü bildirircesine, 2011 yılında büyük bir şehide yapılmakta olan kent hizmetleri kongresinde çınladı. Konuşmasından kimi örnekler şu şekildeydi: “Hristiyanlar ölüm marşını durdurmalılar!” İsa’nın Nain’de dul bir kadının oğlunun cenaze kervanını durdurduğu hikâyeye (Luka 7:11–17) işaret ederek, çevresinde sokaklar artan şiddetle boğuşurken kilisenin buna neden kayıtsız kalamayacağını açıkladı. Dinleyicilere sordu, “Biz yalnızca cenazelerde anma konuşması yapmak için ayağa kalkan bir kilise miyiz? Allah’a ‘Sen acı çekilmesine neden izin veriyorsun?’ dersek Allah bize ‘Asıl sen neden acı çekilmesine izin veriyorsun?’ diye sorar.”


Bu kilise toplum gelişiminde de çok etkindir. Kilise korosu yedi yıl boyunca bölgelerinde sokaklara çıktı. İlahi söylediler, el ilanları dağıttılar ve ihtiyacı olanlara kilisenin hizmetlerini sundular. Kilise, içinde bulunduğu toplumla bu şekilde iletişim kurarak, ihtiyacı olanların büyük faydalar gördüğü çeşitli şekillerde mahallesine yardım etti. Çeşitli ve çok sayıda programlarla, kilise toplumda büyük fark yarattı.


Bu kilise, bizim kilise topluluğu olarak içinde bulunduğumuz toplumlarda nasıl hizmet edici ve iyileştirici bir güç olabileceğimize dair örneklerden yalnızca birisidir.


Senin kilisen toplumunuzdaki muhtaçlara yardım etmek için neler yapabilir?


Perşembe


15 Temmuz


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler kitabında “Tanrı Sina Dağı’nda Yasasını Veriyor,” (s. 307-314) ve “Ekonomik Sıkıntısı Olanlara Tanrı’nın Gösterdiği İlgi” (s. 530–536) bölümlerini oku [Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, s. 166–173 ve 300–304].


Adalet ve merhamet kavramları Eski Ahit’in başından sonuna kadar her yerinde bulunmaktadır. Örneğin, Yasanın Tekrarı 24:10–22 ayetlerine bakın. Bu durumlar için verilen belirli talimatlara bakın. Burada Rabb’in yoksullar, işçiler ve borcu olanlar hakkındaki endişelerini net bir şekilde görebiliyoruz. Bu endişe, yalnızca daha az şanslıların gözetilmesine yönelik soyut ve kibirli bir dil yerine, en azından burada somut ve uygulanabilir talimatlarla ifade edilmiştir. Mesela borcu olan biri veya yoksul bir işçi ile ilgili durumlarda ne yapılması ve ne yapılmaması gerektiği açık ve net bir şekilde belirtilmiştir. Bu kavramlar, bir kişinin adalet ve hayırseverlik hakkındaki kendi kişisel görüşüne bırakılamayacak kadar önemliydi. Ayrıca Rabb’in bir zamanlar nerede olduklarını, yani onların da daha az şanslı oldukları zamanları hatırlattığına da dikkat edin. “Mısır’da köle olduğunuzu anımsayın. Bunun için böyle davranmanızı buyuruyorum” (Yas. 24:22). Hristiyanlar olarak, maddi durumumuz ne olursa olsun, Allah’ın bize verdiği merhametini ve hak edilmemiş lütfunu her zaman hatırlamalıyız. Dolayısıyla, Mesih’te sahip olduğumuz zenginlik ve doluluk sayesinde (Ef. 3:19, Kol. 2:10), hizmetimize ve yardımımıza ihtiyacı olanlara hizmet ve yardım etmeye hazır olmalıyız.


TARTIŞMA SORULARI:


Dördüncü emirde kölelerin Sebt gününde dinlenmelerinin belirtilmesi, Rab önünde tüm insanlığın eşit olduğu fikrinin açığa vurulmasına nasıl yardım eder? Ayrıca, yanımızda çalışanlara veya bir ölçüde bizim denetimimiz altında olanlara nasıl adaletle davranmamız gerektiğini anlamamıza ne şekilde yardım etmelidir? Ek olarak, Mesih’in çarmıhta yaptığının evrenselliği, tüm insanlığın Allah’ın önündeki eşitliğini çok daha muazzam bir biçimde nasıl açığa vurur?


“Mesih’in aklı bizim aklımız, O’nun işleri bizim işlerimiz olduğunda, Yeşaya peygamberin tarif ettiği orucu tutabileceğiz: ‘Benim istediğim oruç, haksız yere zincire, boyunduruğa vurulanları salıvermek... değil mi?’ [Yşa 58:6]. Yoksulların ve ıstırap çekenlerin neye ihtiyaçları olduğunu tespit edin ve Allahın size verdiği iyi şeyleri sevgiyle ve şefkatle onlarla paylaşarak, onlara cesaret, umut ve güven aşılayın.”—Ellen G. White, Pasifik Birliği Kayıtları, 21 Temmuz 1904. Bunu nasıl yaparız? Yani Mesih’te bize verilenleri, muhtaç olanlara gerçekten yardımı olacak şekilde, somut biçimlerde nasıl paylaşırız?


Cuma


*16–22 Temmuz


Eski Ahit’te

Adalet ve Merhamet:

  1. Bölüm

Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Hez. 37:1–14; Ef. 2:10; Hez. 47:1-8; Mat. 5:16; Va. 22:1, 2; Yşa. 61:1–11.


HATIRLAMA METNİ: “Irmağın aktığı yerlerde her çeşit canlı yaratık kaynaşacak. Çok sayıda balık olacak. Çünkü bu sular oraya akıyor, oradaki tuzlu suyu tatlı suya dönüştürüyor. Irmak aktığı her yere yaşam getirecek” (Hezekiel 47:9).


1950’lerde ve 1960’ların başında gelişmiş olan bir muhit, 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında neredeyse bir savaş alanına dönmüştü. Ailelerin büyük çoğunluğu geride yıkık ve yanıp kül olmuş metruk evler bırakarak oradan taşındı. Bölgeden ayrılan işyerlerinin yerini uyuşturucu ve çeşitli suçlar aldı, bu da bölgenin daha da istenilmeyen bir yere dönüşmesine neden oldu.


1986 yılında Hristiyan bir aile banliyödeki rahat evlerini bırakarak bu kasvetli mahalleye taşındı. Onları başka bir kentten gelen bir pastör izledi. Yanmış iki binayı yeniden inşa ederek bunları yuvaları haline getirdiler. Bu iki aile zamanlarını sokaklarda, çeşitli topluluklarla buluşarak ve bölgede kalanların arasına karışarak geçirdiler. Bu iki aile, Allah’ın bu ölü topluma şifa ve dönüşüm getirecek bir kilise kurmakta kullandığı katalizörlerdi. Onların çalışmaları ve etkileri, oradaki birçok kişinin hayatında büyük değişiklik yaratmış olarak, günümüzde de devam etmektedir.


Allah’ın, kilisesinin bu gibi “umutsuz” durumlardaki rolü hakkında söyleyecekleri var. Bu haftanın dersinde, Allah’ın halkını O’nun iyilik karakterini dünyaya açıklamaya çağıran Eski Ahit seslerinin korosunu “dinlemeye” devam ediyoruz.


*23 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders


17 Temmuz


Mesih’te Diri Olmak


Allah’ın suçlar ve günahlar içinde ölü olanlara diriliş getiren lütfu, Hezekiel 37. bölümde ayrıntılı bir şekilde ortaya konmuştur. Hezekiel peygamber bir görümde Ruh tarafından ölü, kurumuş ve her tarafa saçılmış kemiklerle dolu bir vadiye götürülür. Bu kemikler tüm İsrail halkını temsil etmektedir. Allah sorar: “İnsanoğlu, bu kemikler canlanabilir mi?” (Hez. 37:3).


Bu sorunun cevabı, peygamberin kemikler üzerine peygamberlik etmesiyle ortaya çıkmaktadır.


Hezekiel 37:1–14 ayetlerini oku. Allah, Kendi halkı için ne yapacaktı?


Kuru kemiklere iletilen mesajın sonuçları şunlardır: (1) kemikler “canlanıp ayağa kalktılar. Çok, çok büyük bir kalabalık oluşturuyorlardı” (Hez. 37:10); (2) Allah, halkını kendi ülkelerine yerleştirecek (Hez. 37:14); (3) ve onlar da bunu yapanın Allah olduğunu anlayacaklar (Hez. 37:14).


Ancak yeniden canlandırılmış olmak yeterli değildir. Allah’ın halkı bir görev, bir amaç için yeniden canlandırılmıştır. İsrail uluslara bir ışık olmalıydı.


Efesliler 2:10 ayetini oku. Biz neden Mesih’te diriltildik (yani ruhsal olarak yeniden yaratıldık)?


“Allah tarafından kabulümüz şüphesiz ki yalnızca O’nun sevgili Oğlu aracılığıyladır ve iyi işler ancak O’nun günahı affedici sevgisinin sonucudur. Bunlar bizim başarı hanemize yazılmaz ve iyi işlerimiz aracılığıyla canlarımızın kurtarılışında hak iddia edebileceğimiz hiçbir şey yoktur. Kurtuluş, Allah’ın iman edene yalnızca Mesih uğruna verdiği karşılıksız armağandır. Sıkıntılı can Mesih’e iman yoluyla huzur bulabilir, bu huzur imanı ve güveniyle orantılı olacaktır. İyi işlerini canının kurtuluşu için mazeret olarak sunamaz.


“Peki iyi işlerin gerçek bir değeri yok mudur? Sonuçlarını umursamadan her gün günah işleyen bir günahkârla, Mesih’e iman yoluyla, dürüstçe çalışmaya çabalayan birisi Allah’ın gözünde aynı olabilir mi? Kutsal Yazılar şöyle yanıt veriyor: ‘Biz Tanrı’nın yapıtıyız, O’nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa’da yaratıldık.’


“Rab, Kendi ilahî düzenlemesiyle, hak edilmeyen lütfu aracılığıyla, iyi işlerin ödüllendirilmesini takdir etmiştir. Biz yalnızca Mesih’in erdemi aracılığıyla kabul edildik; yaptığımız merhamet ve hayır işleri imanın meyveleridir.”—Ellen G. White, Selected Messages [Seçme Mesajlar], 3. kitap, s. 199, 200.


Pazar


18 Temmuz


Akan Bir Irmak


Hezekiel 47:1–8 ayetlerini oku. Hezekiel’in görümde gördüğü tapınakta ne oluyordu?


Tapınaktan sular sızıyordu. Boru mu patlamıştı, ne olmuştu diye merak edebilirsiniz. Bu durumda, sızıntı iyi bir şeydi.


Tapınaktan sızan su “doğuya doğru” akıyordu. Yeruşalim’in doğusunda yeryüzündeki en alçak su kütlesi olan, Lut Gölü de denilen Ölüdeniz bulunmaktadır. Yeruşalim’le Ölüdeniz arasında yaklaşık 34 km genişlikte, Ürdün Rift Vadisi olarak bilinen, Araba’yı da içeren, çoğunlukla çölden oluşan bir bölge yer almaktadır. Göl o kadar tuzludur ki, orada hiçbir canlı yaşayamaz.


Ancak tapınaktan gelen su oraya ulaştığında gölün ölü suları “şifa bulur”. Bu, sembolik olarak Allah’ın kilisesinin, yani tapınağın (1Pe. 2:4, 5) suç ve günah içinde ölü halde bulunanlara ulaşması ve onlar için bir sağlık ve şifa kaynağı olması şeklinde anlaşılabilir.


Matta 5:16 ayetini oku. İsa burada Kendisini dünyaya karşı nasıl temsil etmemiz gerektiğine dair ne söylüyor?


Afrika kıtasında bulunan Zambia’daki Zambezi Nehri bir ağacın altından çıkan sığ bir dere olarak başlar. Viktorya Şelalelerine doğru aktıkça ayak bileği derinliğindeki bir dereden önce diz boyuna, sonra bele kadar, en sonunda da yüzülecek derinliğe ulaşan bir ırmak haline gelir. Benzer şekilde, tapınaktan başlayan ırmak da başlangıçta küçükken, hızı ve şiddeti artarak “içinden yürüyerek karşıya geçilemez, yüzülecek kadar derin bir ırmak” (Hez. 47:5) haline gelmişti.


Kilisenizin iyileştirme etkisi de başlarda küçük olabilir, ancak toplumunuzu dönüştürecek kadar büyüyebilir! “İşimiz en başında bana sunulduğunda küçük, çok küçük bir derecikti.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church [Kilise İçin Tanıklıklar], 7. cilt, s. 171.


Işık ve su: her iki imge de Allah’ın başkalarına yardım etmek için bizim aracılığımızla ne yapabileceğinden söz etmek için kullanılmıştır. İhtiyacı olanlara hizmet etmek için nasıl daha iyi kanallar olabiliriz?


Pazartesi


19 Temmuz


Kilise: Bir Yaşam Kaynağı


“Irmağın aktığı yerlerde her çeşit canlı yaratık kaynaşacak. Çok sayıda balık olacak... Irmak aktığı her yere yaşam getirecek (Hez. 47:9).


Hezekiel’in peygamberlik sözü, Allah’ın kilisesinden gelen ırmağın aktığı her yere hayat getirdiğini resmetmektedir. Hezekiel 47:10 ayeti bu hayret verici resme bir ilave daha yapmaktadır. Ne kadar tuhaf bir görüntü olurdu: içinde hiçbir şey yaşayamayacağı, dolayısıyla hiç balık olmadığı bilinen bir suyun kıyısı, aniden birçok balık tutulabilen ve bu nedenle balıkçıların ağlarını attıkları bir yer haline geliyor.


Buradaki tüm mesele, Allah’ın Kendi halkında işleyen gücüyle daha önceden hayat olmayan yerlere hayat gelebilmesidir.


“Allah’ın iş başında olduğu yerlerde umutsuz durum yoktur, kurtarılamaz insanlar yoktur, mutsuz bir geçmişten kaynaklanan ve bizi umutsuz bir geleceğe mahkûm edecek bir miras yoktur.”—The Interpreter’s Bible [Yorumcunun Kutsal Kitap’ı], (Nashville: Abingdon Press, 1956), 6. cilt, s. 328.


Allah’ın harika lütfu, onu kabul edenler için harika şeyler yapmaktadır. Burada yine karşımızda müjde mesajı var. Allah bizim aracılığımızla cesareti kırılmışlara, ümitsizliğe kapılmışlara, kurumuşlara ve hem ruhsal hem de fiziksel olarak ölmek üzere olanlara umut verebilir.


Hezekiel 47:12 ile Vahiy 22:1, 2 ayetlerini kıyasla. Bu iki bölüm İsa tarafından O’nun kilisesi aracılığıyla iyileştirilen ve canlandırılanların nihaî kaderi hakkında sana ne söylüyor?


Bir gün Allah’ın halkı, kilise üyelerinin özverisi aracılığıyla Allah’ın iyileştirdiği ve canlandırdığı toplum üyeleri de dâhil olmak üzere, içinde Allah’ın tahtından akan bir diğer ırmak olan yeni yeryüzünde olacak. Orada çöl, kuruluk ve ölüm olmayacak.


Bu arada, biz bu kutlu gerçeği beklerken, Allah Kendi kiliselerinin topluma şifa ve bol hayatın aktığı yerler olmasını istiyor. O bizim aracılığımızla işleyip bölgemizdeki çölleri, çöküntüleri, Ölü Deniz’leri canlandırarak, oralara İsa’da bol hayat (Yuhanna 10:10) getirmek istiyor. Bu, bütünsel Adventist mesajının bir özetidir.


Amos peygamber de Hezekiel 47. bölüme benzer bir sahne sunmaktadır. Amos 5:24 ayetini oku. Burada anlatılanlarla senin kilisenin toplumunuzdaki rolü nasıl karşılaştırılabilir? Kilisen hangi somut yollarla orada şifa dağıtıcı bir ırmaktır?


Salı


20 Temmuz


Özgürlük Yılı Vaatleri


Eski Ahit, maddesel ve ruhsal olarak bereketlenmiş olanların, bereketlenmemiş olanlara ulaşacağı fikriyle doludur.


Yeşaya 61:1–11 ayetlerini oku. Allah burada Kendi halkına ne söylüyor ve burada söylenenleri kendimize ve Rabb’den aldığımız çağrıya nasıl uyarlayabiliriz? Ayrıca bkz. Luka 4:18.


Yeşeya 61. bölüm, Rabb’in Ruhu’nun Meshedilmiş Kişi aracılığıyla çalışarak, müjdeyi yoksullara ilettiği, yüreği ezik olanların yaralarını sardığı, tutsaklara serbest bırakılacaklarını, zindanlarda bulunanlara karanlıktan ve umutsuzluktan kurtulacaklarını duyurduğu bildirisiyle başlar (Yşa. 61:1). Bu vaadin tüm unsurları, “Rabb’in lütuf yılı”nda yerine gelmektedir. “Rabb’in lütuf yılı”, yoksulların ihtiyaçlarının karşılanması gereğine dair imalarla dolu olduğunu daha önce gördüğümüz özgürlük yılına yapılmış bir göndermedir.


Yani, avutulan yaslılar, ihtiyaçları karşılanan Siyon’daki kederliler, kendilerine “kül yerine güzellik” ve “yas yerine sevinç yağı” verilenler ve “çaresizlik ruhu yerine övgü giysisini” (Yşa. 61:3) giyenler, eski yıkıntıları yeniden inşa edecek, çoktan viraneye dönmüş yerleri yeniden kuracak kişilerdir. Mesih’in özgürlük yılıyla bereketlenenler, eski yıkıntıları yeniden inşa ederek (Yşa. 61:4) toplumu dönüştürürler. Allah’ın hizmetkârlarına rahipler ve görevliler denilir, bunlar çevrelerindeki ulusların servetiyle beslenirler (Yşa. 61:5, 6).


Yeşaya 61. bölümde karşımıza çıkan, Allah’ın Mesihi’nin çevrelerindeki halkları O’nunla antlaşma yapanların zenginliği aracılığıyla dönüştürmesine (Yşa. 61:8, 9) ilişkin imgeler, günümüzde dünyanın dört bir yanındaki toplumlarda rahipler ve din görevlileri olmaya çağrılan kişiler için geçerlidir. Biz Rab’de büyük sevinç bulduğumuzda, Tanrımız’la yüreğimiz coştuğunda ve toplumumuzun içinde kurtuluş giysisi ile doğruluk kaftanını giymiş olarak durduğumuzda, bu peygamberlik sözünün dönüştürücü etkisi aynı şekilde hissedilmez mi (Yşa. 61:10, 11)?


Yeşaya 61:9 ayetini oku. Allah’ın Kendi halkı için yapabileceklerine ne güçlü bir tanıklık. Aynı şey günümüzde bizim için de söylenebilir mi? Neden ya da neden değil?


Çarşamba


21 Temmuz


Kilise: Bir Değişim Aracısı


Mika 6. bölümü oku. Rab burada neyin aleyhinde konuşmaktadır?


Mika, mütevazı ve kasıtlı yapılan adalet ve merhamet tezahürünü içermeyen dışa yönelik dinsel şekillerin adil ve merhametli Allah tarafından kesinlikle kabul edilemez olduğunu vurgulayan diğer Eski Ahit peygamberlerine katılmaktadır.


Mika 6:8 ayetinin hayatî önemdeki alıcı mesajı nedir?


“Gerçek din pratiktir. Şüphesiz, kilisenin tören ve seremonilerini içerir, ancak... yemeğini açlarla paylaşmak varken, yiyeceklerden kaçınma meselesi değildir. Pratik dindarlık, Allah’ın yargı kürsüsünde tanınan tek inanç türüdür (Mat. 25:34–46).”—Ellen G. White, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 4, s. 306.


Allah, Mika 6:8 ayetinde ifade edilen pratik dindarlığı dışlayan dinî gösteriş sapkınlığını bugün hâlâ reddetmektedir. Bizim dini şekillerimiz başlı başına bir hedef değildir; onlar hedefe götüren araçlardır, hedef ise bizde tezahür edecek olan İsa’dır.


Bu haftanın dersinin başında, “umutsuz” durumdaki bir mahalleye taşınarak onların ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlayan iki aileyle tanıştık. Bu iki aile, mahalledeki ailelerden yeni arkadaşlarını da bir araya getirerek, ailelerden birinin salonunda küçük bir grup oluşturdular. Giderek büyüyen bu küçük grup, Allah’ın kendilerine toplumlarını nasıl canlandırabileceklerini göstermesi için içtenlikle dua ettiler. Bir Hristiyan yardım kuruluşuyla işbirliği yaparak, çevrelerindeki yıkık evleri yeniden inşa etmede kendilerine yardımcı olacak gönüllüler görevlendirmeye başladılar.


Bugün bu mahalleyi ziyaret ederseniz, önceki halinden çok daha iyi bir durumda olan, gelişen bir toplum görürsünüz. Bu, küçük bir kilisenin İsa’nın sevgisini uygulamalı olarak göstermekteki kararlılığı sayesinde gerçekleşti. Bu çabaları içinde bulundukları toplumun dönüşmesini sağladı. Bu çalışma, İsa’nın Kendi halkı aracılığıyla başkalarına erişmesine ve hizmet etmesine yönelik çok pratik ve güçlü bir yöntemi ortaya koymaktadır.


Allah Kendi halkının tümüne seslenmiş olsa da, 8. ayette “sen” tekildir. Allah her biriyle ayrı ayrı konuşuyordu. Sen, kişisel olarak, Rabb’in burada “iyi olan” dediği şeyi ne kadar iyi sergilemektesin?


Perşembe


22 Temmuz


EK ÇALIŞMA: Yer. 22:1–16, Hez. 16:49; Zek. 7:9, 10 ayetlerini oku. The SDA Bible Commentary, cilt 4, s. 1165, 1166’da Ellen G. White yorumlarını; Testimonies for the Church [Kilise İçin Tanıklıklar], cilt 6’da “God’s Design in our Sanitariums [Allah’ın Sağlık Merkezlerimiz İçin Tasarısı]” bölümünde 227. ve 228. sayfaları oku.


“Ey ölümlüler, RAB iyi olanı size bildirdi. Adil davranmanızdan, sadakati sevmenizden ve alçakgönüllülükle yolunda yürümenizden başka Tanrınız RAB sizden ne istedi?” (Mika 6:8). Rab Kendi halkından istedikleri konusunda daha ne kadar açık olabilir? Allah bize neyin “iyi” olduğunu göstermiştir ve bu “iyi”, Yaratılış 1. bölümde, İlk Günah öncesi Yaratılış’tan bahsederken defalarca kullanılan sözcüğün aynısıdır. Yani, dolaylı olarak, Allah’ın başlangıçta bizim için belirlediği, nihayetinde de İsa döndükten sonra bize iade edeceği ideal bize gösteriliyor. “Sizden istedi” şeklinde çevrilen ifade, “sizden talep etti” şekilde de (belki de daha doğru olarak) tercüme edilebilir. Yani, Allah bizden, Mesih’in lütfuyla örtülmüş, kurtulmuş halkından, ne “talep ediyor”? Bu sorunun cevabı, başkalarıyla ve Allah’la kurmamız gereken ilişkide görülmektedir. Öncelikle, adil davranmalıyız. Çoğunlukla adaletsizliğin çaresiz kurbanları olan yardıma muhtaç kişilere nasıl yardım edebileceğimizle ilgili olan bu çeyrek yılın konusu düşünüldüğünde, bu son derece uygundur. İkinci olarak, merhameti sevmeliyiz. İçinde yaşadığımız dünya kimi zaman gayet acımasız olabilmektedir. Merhameti sevdiğimiz ve bu sevgiyi başkalarına duyduğumuz merhameti ortaya koyarak hayatımızda gösterdiğimizde, ne güçlü tanıklar olabiliriz. Üçüncü olarak, Allah’ın önünde alçakgönüllülükle yürümeliyiz. Rab Mika 6:4 ayetinde, O’nun önünde alçakgönüllü ve sadık olmaları için Mısır’dan kurtarıldıklarını onlara hatırlatıyorsa, bu durum İsa’nın kanıyla kurtulmuş olan bizim için ne kadar çok daha geçerlidir? Çarmıh gerçeği ve bizi günahtan kurtarmak için neye mal olduğu, bizi Tanrımız’ın karşısında her zaman alçakgönüllü kılmalıdır.


TARTIŞMA SORULARI:


Başka hangi Eski Ahit ayetleri ihtiyacı olanlara karşı yükümlülüklerimizden bahsetmektedir?


Amos 5. bölümde, özellikle 21–24. ayetlerde, Amos’un zamanındaki dindar kişiler hakkında ve Allah’ın, Kendisinin tesis ettiği dinsel ritüellerden ziyade başkalarına nasıl davranıldığıyla ilgilendiğine dair güçlü ifadeler yer almaktadır. Bu bize neye odaklanmamız gerektiğine dair ne söylemelidir?


İnsanların maddi ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken buna takılarak ruhsal ihtiyaçlarını ihmal etmemiz tehlikesine karşı kendimizi nasıl koruyabiliriz? Aramızdaki muhtaçlara ve bizden daha az şanslı kişilere yardım etme arzumuzda dengeyi nasıl kurabiliriz?


Cuma


*23–29 Temmuz


İsa Sosyal Yardım Hizmetinde


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Luk. 4:16–19, 10:25–37, Mat. 5:13, Yşa. 2:8, Yu. 4:3538, Mat. 13:3–9.


HATIRLAMA METNİ: “İsa, Celile bölgesinin her tarafını dolaştı. Buralardaki havralarda öğretiyor, egemenliğin Müjdesini duyuruyor, halk arasında rastlanan her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu” (Matta 4:23).


Macera romanı Hazine Adası eseriyle tanınan Robert Louis Stevenson, sağlıksız bir çocuk olduğu için düzenli olarak okula devam edememişti. Sonunda ailesi oğullarına öğrenim vermesi için bir öğretmen, kişisel ihtiyaçlarında yardımcı olması için de bir dadı tuttu. Bir gece dadısı yatmadan önce kontrol etmek için odasına girdiğinde, Robert’ın yatakta olmadığını, ellerini ve burnunu pencere camına bastırmış halde durmakta olduğunu gördü. Dadısı ona kesin bir biçimde, üşütmemesi için yatağına girmesini söyler.


Robert ona şöyle der: “Pencereye gel, benim gördüğümü sen de gör.”


Dadı görmek için pencereye yaklaştı. Sokağın aşağısında sokak lambalarını yakmakta olan bir adam vardı. “Bak,” dedi Robert, “bir adam, karanlığa delikler açıyor!”—Margaret Davis, Fear Not! Is There Anything Too Hard for God? [Korkma! Allah İçin Zor Bir Şey Var mı?] (Aspect Books), s. 332.


Eski Ahit’in muhtaçlara yardım etme hakkında söylediği şeylerin bir kısmını gördük. Şimdi Yeni Ahit’in ne dediğini göreceğiz, bunun için İsa’yla başlamaktan daha iyi bir adım olabilir mi? İsa’nın en iyi bilinen öğretilerinden biri, bizim “dünyanın ışığı” olmamız gerektiğidir (Matta 5:14). Böyle yaparak, Dünyanın Gerçek Işığı (Yuhanna 8:12) olan İsa’yı yansıtırız. İsa’nın yeryüzündeki Kendi hizmetinde bizzat örneklediği öğretileri, O’nun aracılığıyla karanlıkta nasıl delikler açabileceğimize dair güçlü talimatlar sunmaktadır.


*30 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders


24 Temmuz


İsa’nın Görev Beyanı


Nasıralı genç bir din öğretmeni olan İsa, Celile bölgesinde çok popüler hale gelmişti (Luka 4:15). O konuştuğunda “halk O’nun öğretişine şaşıp kaldı. Çünkü onlara din bilginleri gibi değil, yetkili biri gibi öğretiyordu” (Matta 7:28, 29). Bir Sebt günü kendisine Yeşaya kitabını içeren tomar verildiğinde, İsa Yeşaya 61. bölümün ilk iki ayetini okudu ve cümlenin ortasında, “Tanrımız’ın öç alacağı gün” ifadesinden hemen önce durdu (Yşa 61:2).


Luka 4:16–19 ayetlerini oku. Bu sözleri daha önce nerede duymuştuk? (bkz. Yşa. 61:1, 2.) İsa bu ayetleri okuyarak neyi ilan etmekteydi?


Önceki haftanın dersinde gördüğümüz gibi, “Rabb’in lütuf yılı” ifadesi özgürlük yılı olarak tanımlanmıştı (bkz. Levililer 25). İsa, Nasıra’yı ziyaretinde Kutsal Yazı’dan Mesih’e ilişkin bir bölüm okumuş ve dinleyicilerine “Dinlediğiniz bu Yazı bugün yerine gelmiştir” (Luka 4:21) güvencesini vermişti. Bu vaazda İsa, Kendisini yoksullara müjdeyi ileten, tutsaklara serbest bırakılacaklarını, körlere gözlerinin açılacağını, ezilenlere özgürlüğe kavuşturulacaklarını duyuran ve lütuf yılını ilan eden Meshedilmiş Kişi olarak açıkladı. Bu liste, O’nun öğretmeye, şifa vermeye ve bilhassa ihtiyaç sahiplerine olmak üzere yardıma odaklanmış dünyevî hizmetini gayet iyi tanımlamaktadır.


İsa Yeşaya 61:2 ayetindeki cümleyi neden yarıda kesmiş olabilir?


Belki de İsa’nın okumayı “Tanrımız’ın öç alacağı gün” ifadesine gelmeden yarıda kesme nedeni, görevinin o günlerde yaygın olan Mesih’in ordulara önderlik ederek İsrail’e zulmedenleri yenilgiye uğratmaya ve onları İsrail’in gücü altına almaya geleceğine dair düşünceyle ilişkilendirilmesini istememesidir. Bu düşünce, yurttaşlarının O’nu ve O’nun görevini maalesef olduğundan farklı görmesine neden olabilecek yanlış bir görüştü. Bunun yerine İsa, zamanın siyasî durumundan bağımsız olarak, O’nun sunacağı şeylere ihtiyacı olanlar için hemen o anda ve orada neler yapabileceğine yoğunlaşmıştı.


İsa’nın görevini bu şekilde ilân etmiş olması bize ne ifade etmelidir; yani, O’nun burada yapacağımız pratik çalışmaları vurgulamasından, kendimiz için hangi dersleri çıkarmalıyız?


Pazar


25 Temmuz


Komşunuzu Sevmek


“Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle ve bütün aklınla seveceksin. Komşunu da kendin gibi seveceksin” (Luka 10:27).


Luka 10:25–37 ayetlerini oku. İhtiyacı olanlara yardım etme konusunun bütününe ilişkin olarak, burada bize verilen mesaj nedir?


Yasa uzmanı, tüm emirlerin Allah’ı sahip olduğunuz her şeyle sevmeyle ve komşunuzu da kendiniz gibi sevmeyle ilgili olduğunu anlamıştı. Geriye kalan soru şuydu: “Benim komşum kim?”


Mesih’in dönemindeki yaygın anlayış kişinin kendi çevresindekileri komşuları olarak kayırması, kalan herkesi ise yabancı konumuna düşürmesi olduğundan, bu yasa uzmanı İsa’dan konuyu açıklığa kavuşturmasını istedi. İsa’nın anlattığı benzetme tamamen farklı bir bakış açısını ortaya koymaktadır. Komşumuz, karşılaştığımız muhtaç olan herkestir. Komşu olmak, bir komşunun ihtiyaçlarını karşılamak demektir. Rahip ve Levili daha ziyade kendilerini ve ilahî görevlerini kirlenmekten korumak için endişeleniyorlardı. Karşılığını kendilerine muhtemelen asla ödeyemeyecek birisine yardım etmek için özveride bulunmak zorunda olmama bahanesi olarak dini kullanmak ne kadar da uygun bir yol.


Bunun aksine, Samiriyeli bu yaralı “yabancı” ve “düşman”ı komşusu olarak gördü ve merhametle kendi ihtiyaçları yerine onun ihtiyaçlarını karşıladı. Buradaki mesele, “Komşum kim?” yerine “Ezilenlerin ve zulüm görenlerin komşusu kim olacak?” sorusunu sormamız gerektiğidir. Bir kişinin kim olduğunun önemi yoktur: muhtaç olan herkes yardım etmemiz gereken kişidir; o kadar.


“Milliyet, ırk veya sınıftan kaynaklanan hiçbir ayrım, Allah tarafından tanınmaz. O, tüm insanlığın Yaratıcısı’dır. Tüm insanlar yaratılıştan dolayı bir ailedir ve tümü kurtarış yoluyla birdir. Mesih, her bir canın Allah’a serbestçe ulaşabilmesi için tüm bölünme duvarlarını yıkmaya ve tapınağın tüm bölümlerini açmaya geldi. O’nun sevgisi öyle geniş, öyle derin, öyle doludur ki, her yere işler.”—Ellen G. White, Christ’s Object Lessons [Mesih’in Örnek Dersleri], s. 386.


Gerektiği gibi bir komşu olmanı hangi önyargılar engelliyor olabilir?


Pazartesi


26 Temmuz


Tarifin Tamamı


“Yeryüzünün tuzu sizsiniz” (Mat. 5:13).


Bu ayette İsa izleyicilerine dönüştürücü bir madde olan “tuz” olmalarını söylüyor. Kilise, “yeryüzünün tuzu”nu içeren “tuzluk”’tur. Biz, yani bu “tuz” neyle veya kimle karışmalıdır? Yalnızca kendimizle mi, yoksa kendimiz haricinde başka bileşenlerle mi?


Bir ekmek tavasını yalnızca tuzla, diğerini de içeriğinde tuz bulunan ekmekle doldurduğunuzda, bu sorunun cevabını daha iyi anlayabilirsiniz. İlk tavada tarifin tamamı tuzdan oluşmaktadır; lezzetli olması çok zor, hatta yenilemez bir şey. İkinci tavada ise tuz tarifin sadece bir parçasıdır ve kendinden başka malzemelerle karışmıştır. Böylece tatsız bir dilim ekmeği lezzetli bir ekmeğe dönüştürmüştür. Tuz, kendisine benzemeyen başka malzemelerle karıştığında daha yararlıdır. Aynı şey Hristiyanlar için de geçerlidir. Kilise “tuzluğu”nda rahat bir şekilde oturduğumuz sürece dönüşüm olmayacaktır.


Dolayısıyla burada gözden kaçırmamamız gereken bir nokta vardır. Sigara ve alkol kullanmayarak, kumar oynamayarak veya suç işlemeyerek, her bakımdan iyi ahlâklı olabiliriz. Tüm bunlar önemlidir. Ancak buradaki soru yalnızca ne yapmadığımız değildir. Aksine, Ne yaptığımız’dır. Yani, toplumumuzda ve muhtaç durumda olanlara yardım etmek için ne yapıyoruz?


Ayetin geri kalanına odaklanarak, Matta 5:13 ayetini yeniden oku. Tuz tadını nasıl yitirebilir?


“Ama tuz tadını yitirirse; ortada Mesih’in sevgisi olmadan salt bir dindarlık iddiası varsa, iyilik yapmak için güç yoktur. Hayatın dünyayı kurtarıcı hiçbir etkisi olmaz.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 439 [Sevgi Öğretmeni, s. 430].


Tarif simgemize geri dönelim. Gördüğümüz üzere, elimizdeki tek şey tuzsa, bunun bir yararı yok. Hatta beslenme düzeninde çok fazla tuz olması zehirleyici etkiye neden olabilir. Tuz kendisinden farklı şeylerle karıştırılmalıdır. Yani, biz de tıpkı dünyadakiler gibiysek, hatta fazlasıyla dünyadakiler gibiysek, orada bir fark yaratamayız. Sunacağımız hiçbir şey olmaz. Tuz hiçbir işe yaramaz hale gelir. Peki İsa bu durumda ona ne olacağını söylüyor?


Ancak, Mesih’in sevgisinin tadı içimize işlediğinde, dönüştürücü bir madde olmak için diğerleriyle karışarak “dışarıdakiler”le “içeridekiler” olma isteği duyacağız, hayatlarında olumlu değişikliğe yol açacak bir şey olmayı isteyecek, buna bağlı olarak da başkalarına hayatta gerçekten önemli olan şeyi, İsa’da kurtuluşu göstereceğiz.


Yasanın Tekrarı 12:30, 31:20, Yeşaya 2:8 ayetlerini oku. Bu ayetler bizi hangi tehlikelere ilişkin uyarıyor ve bu tuzağa düşmemek için nelere dikkat edebiliriz?


Salı


27 Temmuz


Çiftçi Olmak Üzerine


Yuhanna 4:35–38 ayetlerini oku. İsa bize burada canlara ulaşmak için gereken farklı aşamalar hakkında ne söylüyor?


Bir çiftçinin işi çok yönlüdür. Hasadın verimli olabilmesi için, daha önce diğer tarım işleri yapılmalıdır (Mat. 9:35–38). Rabb’in hasat tarlasında ihtiyaç duyulanlar sadece orakçılar değildir. Hasat zamanı bir çiftçinin işçilerine “Hasat zamanı geldi, şimdi tohum ekmeye başlamalıyız” dediğini düşünebiliyor musunuz? Ekileni biçmek ancak baştan beri tarım yaptıktan sonra mümkündür.


Çiftçilik toprağı hazırlamayı da kapsar, zira her toprak başlangıçta iyi toprak değildir. (Matta 13:3–9 ayetlerini oku.) Kilisen “sert zemini” yumuşatmak, “kayaları” ve “dikenleri” kaldırmak için toplumunuzda neler yapabilir?


İşçiler hasattan önceki zor tarım işlerini yapmışlardır, diğer işçiler ise onların çalışmalarının ürünlerini biçerler. Müjdelemeye yönelik mesaj iletme stratejileri kimi zaman biçmeyi tarım hazırlığından daha fazla vurgulamaktadırlar. Böyle yapılmamalıdır. Toprak, müjdecinin ortaya çıkarak ekini biçme umuduyla vaaz etmeye başlamasından çok önce hazırlanmalıdır.


Hasat tarlasında çalışmayı şu aşamaları içeren bir süreç olarak değerlendirmeliyiz: toprağın kontrol edilmesi, toprağın hazırlanması/sürülmesi, ekim, sulama, gübreleme, haşerelerle mücadele, bekleme, biçme ve hasadın saklanması.


Ekinin biçilmesi sürecin yalnızca bir bölümüdür. Kilisede “tarım” süreci, toplum ihtiyaçlarını değerlendirme araştırmaları, demografi ve toplum önderleriyle görüşmeler gibi, toprak kontrolü faaliyetlerini içerebilir. Toplum değerlendirmesiyle ortaya çıkan hissedilen ihtiyaçların karşılanması gibi toprağın hazırlanması/sürülmesi faaliyetleri; seminerler, Kutsal Kitap çalışmaları ve küçük gruplar gibi tohum ekim faaliyetleri ve yağmur (Kutsal Ruh) için dua etmek de diğer aşamalardır. Mesih’le yalnızca bir kez karşılaşan çok az kişi O’na kazandırılabilir. Onları çok kez O’nunla karşı karşıya getirerek beslemeli, hasat edilmeye hazır olma olasılıklarını arttırmalıyız. Serpiştirilmiş olaylara bel bağlarsak, yeni ekinlerin hasat zamanına kadar yaşayabilme ihtimali düşük olur.


Canlar kazanma sürecinin başından sonuna kadar, şu an oynadığın bir rol varsa bunun aksine, oynaman gereken rol nedir?


Çarşamba


28 Temmuz


Kilise Kurma (Ekme)


Matta 10:5–10 ayetlerini oku. İsa öğrencilerini neden yanlarına herhangi bir kaynak almadan civar kasaba ve köylere göndermiş olabilir?


İsa’nın öğrencilerinin hizmet alanlarına kendilerini geçindirmek için son derece az kaynakla girmeleri için doğrudan emir almaları tuhaf görünüyor. Anlaşılan İsa, öğrencilerine Allah’a bağımlı olmayı ve yerel halka hizmet ederek dostluklar kurmanın önemini öğretmek için onları bu duruma soktu. Böylece yerel halk, öğrencilerin hizmetine destek olacak kadar değer verecekti.


Pastör Frank’ın yerel konferansı ondan Adventistlerin hiç varlık göstermediği büyük bir şehrin bir bölgesine kilise kurmasını istedi. Başlangıçta bunu yapabilmek için yeterli bütçesi yoktu. Bir haritadan faydalanarak şehrin o bölgesinin sınırlarını tespit etti ve o bölgenin demografik yapısını araştırdı. Daha sonra aracını muhitin en kalabalık kısmına park ederek işyerlerini tek tek gezdi ve o bölgedeki hayat şartları hakkında sorular sordu. Siyasi liderleri, iş hayatı ve toplumsal kurum liderlerini ziyaret ederek o toplumdaki en büyük ihtiyaçları sordu. Yerel halktan bazılarıyla arkadaş oldu, bunlar kendisini bir şehir kulübüne üye olmaya davet ettiler. O ortamda başka önderlerle tanıştı, bunlar da yerel bir Presbiteryen kilisesinin ek binasını kiralamasının yolunu açtılar. Şehir kulübü üyeleri, ek binanın toplum hizmetlerinde kullanılabilecek hale gelmesi için boya ve temizlik malzemeleri almak üzere başlangıç parası sağladılar. Toplum önderleriyle yapılan görüşmelerde, sağlığın toplumda duyulan önemli bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Böylece, Pastör Frank ek binada toplum sakinleri için çeşitli sağlık taraması programları yürüten ve takip görüşmeleri sağlayan gönüllü bir ekip oluşturdu. Taramalardan ve programlardan faydalanan sakinler cüzî bir ücret ödüyorlardı ve bu paralar masrafların karşılanmasına katkıda bulunuyordu. Kısa süre sonra bir şube Sebt Okulu başladı ve sakinlerin bir kısmı buna katıldılar.


Pastör Frank, bir kilise kurmanın en iyi yollarından birisinin öncelikle toplumun ihtiyaçlarını karşılayan bir hizmet kurmak, kiliseyi de bu hizmet üzerinden büyütmek olduğunu çok geçmeden öğrendi. Bu toplum temelli hizmet, 140’tan fazla üyeye sahip bir Yedinci Gün Adventist kilisesi doğurdu.


Pastör Frank’ın hikâyesi, İsa’nın toplumumuza el uzatma hakkındaki öğretilerini yerine getirdiğimizde neler olabileceğini örneklemektedir. İsa hizmet konusundaki öğretilerini Kendisi nasıl uygulamıştır? Önümüzdeki hafta Mesih’in “insanlara ulaşmada gerçek başarıyı sağlayan” (Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti], s. 143) hizmet yöntemini keşfetmeye başlayacağız.


Perşembe


29 Temmuz


EK ÇALIŞMA: İsa’nın senin ve kilisenin toplumdaki rolü hakkında bilgi veren diğer öğretilerini oku: Mat. 7:12, 23:23, 25:31–46, Mar. 4:1–34, 6:1–13, Luk. 6:36, 11:42, 12:13–21, 14:16–24, 16:13, 18:18–27, 19:1–10, Yu. 10:10, 12:8, 17:13–18. Ellen G. White, Çağların Arzusu kitabında 637–641. sayfalardaki “En Basit Kardeşimden Bile...” [Sevgi Öğretmeni, s. 631–636] bölümünü ve 19 Mart 1894 tarihli Signs of the Times dergisindeki “The Missionary’s Pattern [Müjdecinin Örneği]” başlıklı yazıyı oku.


“Kilise dünyanın ışığı olmadıkça dünya karanlıktır.”—Ellen G. White, Signs of the Times [Zamanların İşaretleri], 11 Eylül 1893. Bu güçlü bir ifade. Bize İsa’nın “Benden yana olmayan Bana karşıdır, Benimle birlikte toplamayan dağıtıyor demektir” (Mat. 12:30) sözlerini hatırlatıyor. İsa açıkça bildiriyor: büyük mücadelede tarafsız bölge yok. Ya Mesih’in tarafındayızdır, ya da şeytanın. Büyük ışık verilmiş olmak, ama bu ışıkla hiçbir şey yapmamak, aslında ışığın aleyhinde çalışmaktır. Biz dünyada ışıklar olmaya çağrıldık; ışık değilsek, o zaman karanlığız demektir. Her ne kadar en yakın bağlam farklı olsa da, ilke aynıdır: “Buna göre, içinizdeki ‘ışık’ karanlıksa, ne korkunçtur o karanlık!” (Matta 6:23). Belki de tüm bunlar şu sözlerle özetlenebilir: “Kime çok verilmişse, ondan çok istenecek. Kime çok şey emanet edilmişse, kendisinden daha fazlası istenecektir” (Luka 12:48).


TARTIŞMA SORULARI:


Başkalarına ulaşabilmek için dünyaya nasıl karışmamız gerektiğini tartışın. Burada dengeyi nasıl bulabiliriz; yani başkalarına iyilik yapabilmek için dünyaya karışırken, kendimizi çözümün değil sorunun bir parçası olacak kadar ona kaptırmamayı nasıl başarabiliriz?


Toplumumuzla ilgileniyorsak, sıklıkla siyasi meseleler ortaya çıkar. Ne de olsa, çözümüne katkıda bulunmak istediğimiz yoksulluk, eğitim, sağlık gibi sorunların birçoğu siyasi çekişmelerin bir parçasıdır. Kaçınılmaz siyasi kutuplaşmanın yapmak istediklerimizi kirletmesine izin vermemek için nelere dikkat etmememiz gereklidir? Siyasete bir şekilde dâhil olma durumu kaçınılmazdır, dolayısıyla siyasi çekişmelerin mümkün olduğunca dışında durabilmek için kendimizi nasıl konumlandırabiliriz?


Ya da diğer yandan, toplumumuza en iyi şekilde hizmet edebilmek için siyasi arenada olmamız gereken durumlar var mıdır? Varsa, bu durumlar nelerdir ve müjdeleme görevimizden taviz vermemek için nasıl hareket etmeliyiz?


Cuma


*30 Temmuz–5 Ağustos


İsa Halkın Arasına Karışıyor


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Mat. 1:22, 23; Yu. 1:14; Luk. 15:3–24; Mat. 9:10–13; Mez. 51:17; 1Yu. 2:16; Flp. 2:13–15.


HATIRLAMA METNİ: “Bütün vergi görevlileriyle günahkârlar İsa’yı dinlemek için O’na akın ediyordu. Ferisiler’le din bilginleri ise, ‘Bu adam günahkârları kabul ediyor, onlarla birlikte yemek yiyor’ diye söyleniyorlardı” (Luka 15:1, 2).


Yerel bir kilisenin diyakonu her ay gençleri minibüsle huzurevine götürüyor ve o hafta ibadeti orada yapıyorlardı. İlk hafta, gençler ibadeti yönetirken, tekerlekli sandalyedeki bir yaşlı adam diyakonun elini yakaladı ve ibadet boyunca tuttu. Bu aylar boyunca devam etti. Bir keresinde, gençler grubu geldiğinde, tekerlekli sandalyedeki adamın orada olmadığını gördüler. Personel, adamın muhtemelen geceyi çıkaramayacağını söyledi. Diyakon adamın odasına gittiğinde onu yatar halde buldu, tabi ki bilinçsizdi. Diyakon adamın elini tuttu ve Rabb’in onu ebedi hayata götürmesi için dua etti. Görünürde bilinçsiz olan adam diyakonun elini sıkıca sıktı, diyakon o zaman duasının işitildiğini anladı. Gözlerinde yaşlarla sendeleyerek odadan çıkarken bir kadına çarptı. Kadın “Ben kızıyım” dedi. Babam sizi bekliyordu. Bana, ‘Ayda bir kez İsa gelip elimi tutuyor. İsa’nın elini bir kez daha tutmadan ölmek istemiyorum.’ demişti”—Old Fashioned Pictures tarafından hazırlanan The Least of These [Bu En Küçüklerden Biri] adlı videodan (2004) uyarlanmıştır. İzinle kullanılmıştır.


Hristiyanlık, birileri için “İsa” olmaktır. Önümüzdeki birkaç derste İsa’nın hizmet yönteminin çeşitli yönlerine ve O’nun kilisesinin bu hizmeti nasıl hayata geçirebileceğine odaklanacağız.


*6 Ağustos Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders


31 Temmuz


Yalnızca Mesih’in Yöntemi


Sıklıkla alıntı yapılan bir paragrafta, Ellen G. White İsa’nın halka ulaşmak ve onları kurtarışa kavuşturmak için neler yaptığını özetlemektedir. (Ayrıca bkz. Mat. 9:35, 36.)


“Yalnızca Mesih’in yöntemi insanlara ulaşmada gerçek başarıyı sağlayacaktır. Kurtarıcı, insanların iyiliğini isteyen birisi olarak aralarına karıştı. Onlara anlayışını gösterdi, ihtiyaçlarına hizmet etti ve güvenlerini kazandı. Sonra da onlara ‘Ardımdan gelin dedi.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti], s. 143.


Bunu biraz inceleyelim.


  1. İsa, insanların iyiliğini isteyen birisi olarak aralarına karıştı. (Ağlar kurdu.)

  1. İsa insanların duygularını paylaştı. (Bağlılıklar kurdu.)

  1. İsa onların ihtiyaçlarına hizmet etti. (Bununla da bağlılıklar kurdu.)

  1. Birinci, ikinci ve üçüncü maddeleri bir araya getirerek, insanların güvenini kazandı.

  1. “Sonra da onlara ‘Ardımdan gelin’ dedi” (öğrencileri olmaları için).

Burada müjdenin bütünsel bir modelini görüyoruz. Bu hizmet yöntemi, müjdeyi daha kapsamlı şekilde duyurmamızda bize yol gösterecektir. İsa müjdenin toplumsal boyutlarını (1–4. maddeler), Kendisini izleme çağrısından (5. madde) ayırmamıştır, dolayısıyla biz de ayırmamalıyız. Tüm aşamalar bir arada çalışarak “gerçek başarıyı” sağlayacaktır. Bu derste İsa’nın yönteminin birinci aşamasına odaklanacağız. 7–11. derslerde diğer adımları inceleyeceğiz.


Aşağıdaki ayetler Allah’ın Oğlu’nun aramıza karışması hakkında ne söylüyor? Mat. 1:22, 23; Yu 1:14.


Hepimiz günah nedeniyle derinden yaralandık ve hasar gördük. Ancak dünyada günah yüzünden ters giden her şey, İsa’nın bedende gerçekleştirdiği bütünsel hizmeti aracılığıyla Allah’ın insanlıkla barışmasıyla ele alınmaktadır. İsa halkın arasına karışmış ve içinde bulunduğu kültürde “en kötü” olarak görülenlere dahi hizmet ederek, bütünlük içinde tüm insanın ve tüm insan neslinin iyiliğini arzu etmiştir.


Her şeyi yaratan Kişi olan İsanın (bkz. Yu. 1:3) insan bedeni aldığı ve bu bedende günahkar insanlığın arasına karışarak onlara hizmet ettiği muhteşem gerçeği üzerinde düşün. Bu umut dolu muhteşem gerçek bizim başkalarının arasına karışıp onlara hizmet edişimizi nasıl etkilemelidir?


Pazar


1 Ağustos


Kaybolmuştu, Bulundu


Luka 15. bölümde, Ferisilerle yasa öğretmenlerinin İsa’ya yönelttiği “günahkârları kabul ediyor, onlarla birlikte yemek yiyor” (Luka 15:2) suçlamasına doğrudan bir yanıt olarak İsa’nın anlattığı üç benzetme yer almaktadır.


Aşağıdaki ayetleri okuyarak, İsa’nın bu suçlamalara cevabının özüne dikkat et.


Luka 15:3–7


Luka 15:8–10


Luka 15:11–24


Benzetmelerin her biri kaybolan bir şeyle başlıyor ve kutlamayla bitiyor, bu Allah’ın bize duyduğu sevginin ve kurtuluşumuzla derinden ilgilenmesinin bir ifadesidir.


Voice of Prophecy (Peygamberlik Sesi) radyosunda ilgilileri izleyen bir pastör, bir ailede bir kişi hariç tüm fertlerin Kutsal Kitap dersleri almak istediklerini fark etti. Anne, baba ve küçük kızları Mesih’i kabul etmiş ve pastörün evlerini düzenli bir şekilde ziyaret etmesini dört gözle bekliyorlardı. Evin büyük oğlu ise Hristiyanlığa karşıydı ve onunla hiçbir ilgisinin olmasını istemiyordu. Pastörün ziyaret ettiği her akşam genç adam odadan çıkıyor ve derslere katılmıyordu. Altı haftalık samimi ve verimli Kutsal Kitap çalışmasının sonunda, genç pastör ailenin derslere katılan üç ferdinin aklına vaftiz olma fikrini sokmaya başladı. Her biri, karar vermeden önce birkaç ay beklemeleri gerektiğine dair nedenler ileri sürdü. Beklenmedik bir şekilde, genç adam dersin yapılmakta olduğu odaya girdi ve pastör kendisini hazır olarak gördüğünde vaftiz olmak istediğini söyledi. İlk dersten sonra bir sahaftan ikinci el bir Kutsal Kitap almış ve bu süre boyunca dersleri odasında bu kitaptan takip etmişti, bu sırada inancı giderek gelişmiş ve herkesin önünde iman ikrarında bulunma ihtiyacı hissetmişti. Genç adam iki hafta sonra vaftiz oldu, diğer aile fertleri de bundan bir ay sonra taraflarını seçtiler. Benzetmelerde okuduklarımızı dikkate aldığımızda, bu kararlardan ötürü gökte sevinç olduğunu tahmin edebiliriz.


İsa, kuyu başındaki Samiriyeli kadınla, Romalı yüzbaşıyla, neredeyse bir yıllık maaş değerindeki hintsümbülü yağını ayaklarına döken “günahkâr” kadınla ve kendilerini kutsal olarak görenlerin yanlarında bulunamayacak denli “değersiz” saydığı, kayıtlara geçmemiş sayısız insanla temas edeceği durumlara kasıtlı olarak girmiştir.


Kilisenize büyük olasılıkla uymayacak bir kişiye tanıklıkta bulunmaktan kaçındığın oldu mu? Senin ve kilisenin bu “günahkârlara” kucak açmaya yetecek lütfu bulmanız için ne gerekir?


Pazartesi


2 Ağustos


Günahkârlarla Yemek Yemek


Matta 9:10–13 ayetlerini oku. İsa’nın Kendisini eleştirenlere verdiği cevaptan, biz bireyler olarak hangi önemli mesajı çıkarmalıyız? Hoş. 6:6 ayetini oku.


İsa, o toplumda “istenmeyen” olarak görülen kişilerle sohbet ettiği ve yemek yediği sofrada, arkasına yaslanmıştı.


Sizin kültürünüzde hangi tür insanlar “istenmeyen” olarak görülüyor?


Bu gibi hakir görülen kimselerle bir araya gelmesinin uygun olup olmadığını soran Ferisilerin sözünü yarıda kestiği İsa, onları kurban yerine merhametin anlamını öğrenmeye davet etti. “Gidin de, ‘Ben kurban değil, merhamet isterim’ sözünün anlamını öğrenin. Çünkü ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim” (Mat. 9:13). İsa’nın din önderlerine kendi inançlarının en önemli gerçeklerinden birini öğrenmelerini söylemek zorunda kalması ne kadar üzücü.


Burada yine Eski Ahit zamanlarında karşılaştığımız sorunun aynısını görüyoruz; yani ibadet şekillerinin ve törenlerin insanların zihinlerinde başkalarına nasıl davrandıklarından daha önemli hale gelmesi. Burada İsa’nın bu noktayı vurgularken Eski Ahit’ten (Hoş. 6:6) alıntı yapması ne kadar ilginç.


“Bugün binlerce kişi hâlâ, İsa’nın Matta’nın davetinde kınadığı Ferisilerin yaptığı aynı hataları yapmaktadır. Kendi sabit fikirlerinden ya da putlaştırdıkları görüşlerden vazgeçmek yerine, birçoğu Işıklar Babası’ndan gelen gerçeği reddediyorlar. Kendi benliklerine ve bilgeliklerine aşırı güven duyuyorlar ve ruhsal fakirliklerinin farkına varamıyorlar...


Kendini haklı çıkaran bir ruhla tutulan oruç veya edilen dua, Allah’ın gözünde nefret edilecek bir şeydir.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 280 [Sevgi Öğretmeni s. 257].


Kendi tercihlerimizi standart olarak alıp başkalarının hareketlerini buna göre yargılamak kolaydır. Benliği alçakgönüllülükle bir kenara koymayı ve Kutsal Ruh’un merhameti kanaate çevirmesine izin vermeyi öğrenmeliyiz.


Mezmur 51:17 ayeti hepimize ne söylüyor? Kendi günahkârlığımızın bilincinde olmak, bu ayeti daha iyi anlamamıza nasıl yardım etmelidir?


Salı


3 Ağustos


İnsanların Arasına Bilgece Karışmak


Bir konuşmacı bir gruba “Adventist olmayan kaç arkadaşları” olduğunu sordu. Salonun arkalarında oturan bir adam ayağa kalktı ve zafer kazanmış edasıyla “Hiç olmadığını söylemekten gurur duyuyorum!” diye bağırdı. Adam iyi niyetli olabilir, ancak sözleri kendisinin dünyaya ne tür bir ışık olduğu hakkında çok şey anlatıyordu.


Daha önce gördüğümüz gibi, Matta 5:13 ayeti bizim dünyanın tuzu olduğumuzu, ancak bu tuzun tadını yitirebileceğini söylüyor. Saydalı bir tüccar, toprak zeminli barakalarda çok miktarda tuz saklamıştı. Tuz doğrudan toprağa temas etiği için tadını yitirdi. Bu tuz dışarı atıldı ve yolları kaplamada kullanıldı. Aynı şekilde, biz de dünyaya karıştığımızda dikkatli olmalıyız: Dünyanın eşsiz tadımızı bizden almasına izin veriyor muyuz? Değerlerimiz dünyanın değerleriyle aynı mı?


Aşağıdaki hikâyelerden dünyaya nasıl karışmayacağımıza dair neler öğrenebiliriz? Yar. 13:5–13, 19:12–26, Say. 25:1–3; ayrýca bkz. 1Yu. 2:16.


Kutsal Kitap’taki bu örnekler, 1. Yuhanna 2:16 ayetinde sayılan dünyevî değerlere göre yaşayan kişilerle bir araya geldiğimizde dikkatli olmamız gerektiğini ortaya koymaktadır. Dikkatli olmamız gerekmediğini veya dünyanın günahkâr ilkelerine kapılma tehlikesi olmadığını düşünmek, kendimizi kandırmak olur. Öte yandan, başkalarının yaşam tarzından olumsuz etkilenmemek için onlardan saklanırsak, başkalarına ne faydamız olur?


Bu bilgece ve dengeli tavsiyeyi unutmayın: “Şimdi, Hristiyan olma iddiasındakiler, ihtida etmemişlerle görüşmeyi reddedecek ve onlarla hiçbir şekilde iletişimde olmamaya mı çalışacaklar? Hayır, onlarla birlikte olmalılar, dünyadan olmayarak dünyada olmalılar, fakat onların hayat tarzlarını paylaşmamalı, onlardan etkilenmemeli ve kalplerini onların alışkanlık ve uygulamalarına açmamalılar. İlişkileri tamamen başkalarını Mesih’e çekme amaçlı olmalı.”—Ellen G. White, Selected Messages [Seçme Mesajlar], 3. kitap, s. 231.


Adventist olmayan kaç arkadaşın var? İlişkinizin niteliği nedir? Kim kimi daha fazla etkiliyor, sen mi onları yoksa onlar mı seni?


Çarşamba


4 Ağustos


Çarpık Bir Neslin Arasında


Şüphesiz, dünyanın bize Mesih’te verilenlere ihtiyacı var. İçimizde, sahip olduğumuz şeyi son derece önemli yapan, bize ait bir şey yok. Aksine, yalnızca Mesih’ten aldıklarımız bizi başkalarına ulaşmaya mecbur kılmaktadır. İşte tam da bu nedenle, bize çok verildiği için buna sahip olmayanlara ulaşmamız istenmektedir. “Karşılıksız aldınız, karşılıksız verin” (Mat. 10:8).


Filipililer 2:13–15 ayetlerini oku. Burada bize ne söyleniyor ve bu kendimiz düşmeden başkalarına ulaşma görevimize nasıl uymaktadır?


Kendimizi dünyadan barındırdığı canlarla hiç temas etmeden korumaya çalışma konusunda dikkatli olmalıyız. Kendi ruhsal ve teolojik rahatlık alanımızda kalmak ve ruhsal olarak içe dönük bir hale gelmek çok kolaydır. Bu tür bir içe dönüklük, benlik merkezli bir dine dönüşebilir. Yerel kiliseler ne sıklıkla, ölmekte olan bir dünyaya erişmek için sarf ettikleri enerjiden çok daha fazlasını, örneğin yanlış ibadet şekilleri ve doktrinlerle savaşmakta kullanıyorlar?


Robert Linthicum, Empowering the Poor [Yoksulları Güçlendirmek] adlı kitabında (s. 21–30) üç çeşit kiliseyi tanımlar. (1) Şehrin (toplumun) içindeki kilise. Bu kilisenin toplumla neredeyse hiçbir teması yoktur. Kilise büyük ölçüde kendi üyelerinin ihtiyaçları üzerinde yoğunlaşır. (2) Şehre (topluma) yönelik kilise. Bu kilise topluma hizmetle meşgul olması gerektiğini bilmektedir. Toplumun ihtiyaçları hakkında, hizmet ettiği topluma danışmadan tahminde bulunur. Bundan sonra topluma yönelik programlar sunar. Hizmeti faydasız olma ve toplum tarafından sahiplenilmeme riskini taşır. (3) Şehirle (toplumla) bütünleşmiş kilise. Bu kilise, hizmet ettiği kişileri anlamak için demografik bir analiz yapar. Üyeler toplum önderleriyle ve sakinleriyle kaynaşır, onlara gerçek ihtiyaçlarının neler olduğunu sorar. Toplumun tavsiyeleri alındığından ve sürece güveni tesis edildiğinden, topluma yönelik hizmetlerin yararlı olma ve iyi karşılanma olasılığı daha yüksektir. Bu kilise, ne tür bir toplum oluşturmak istediklerine karar verme çabalarında toplumla kaynaşır ve bu hedefi gerçekleştirme yolunda topluma ortaklık eder. Böyle bir kilise toplum organizasyonlarında yer alır ve gerekirse eksikliği hissedilen hizmetlerin yerine getirilmesinde topluma yardımcı olur. Bu ortaklıkta gerçek ihtiyaçların karşılanması için karşılıklı bir sahiplenme ve destek vardır.


Perşembe


5 Ağustos


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti] kitabında 17–28. sayfalardaki “Our Example [Örneğimiz]” ve Çağların Arzusu kitabında 272–280. sayfalardaki “Levi–Matta” [Sevgi Öğretmeni, s. 250–258] bölümlerini oku.


Kilisenin görevi sadece kendisine değil, tüm dünyaya yöneliktir. Başkalarına hizmet etmek için organize edilmiştir. Başka bir inanç topluluğunun kilisesinde, giriş yolunun başında, giriş yoluyla kilisenin önünden geçen ana caddenin birleştiği yerde bir tabela vardır. Tabelada “Hizmetkâr Girişi” yazmaktadır. Bu ifade her şeyi özetliyor, öyle değil mi?


“Bir kişi kaybolanla vakit geçirmeden ona yakınlaşamaz.” İsa halkın arasına karışmakta son derece başarılıydı. Ellen White’ın da belirttiği gibi, bugün Allah’ın kilisesi de aynı şekilde olmalıdır. Kilise üyeleri tuzdur ve toplumun içine işlemelidirler.


“Burada, yabani tavşanlara müjdeyi duyurarak doğada kış uykusuna yatma çağrısı yok. Burada Rabb’in peygamberinin verdiği, sevilmeyenlerin, yoksulların ve kaybolmuşların arasına İsa gibi karışmak için muhteşem bir davet var. İsa günahkârlarla arkadaştı. Eğlencelerine katıldı ve bulundukları yerde karşılarına çıktı. İsa Kendi imanından asla taviz vermedi, ama günahkârların bulunduğu yerlere gitmekten hoşlandı. İsa’nın etrafındaki en rahat insanlar günahkârlarken, en rahatsız olanlar da sözde azizlerdi. Ancak İsa bu duruma aldırmadı, çünkü O’nun kati öncelikleri vardı. O günahkârları kurtarmaya gelmişti. O’nun görevi buydu ve bu, her ne kadar bazı azizleri üzecek olsak da, bizim de görevimiz olmalı...


Adventistler çok uzun süredir, sanki dünyanın geri kalanı yokmuş gibi, kendilerini güvenli bölgelerinde ve mahallelerinde toplumdan soyutlamış durumdalar. Bu durum artık sona erdi. Artık sapkınlık içinde yaşayamayız, buna cesaret edemeyiz. Artık bireyler olarak ve kilise olarak toplumun arasına karışma vakti.”—Russel Burrill, How to Grow an Adventist Church [Nasıl Adventist Kilisesi Kurulur] (Fallbrook, Calif.: Hart Books, 2009), s. 50.


TARTIŞMA SORULARI:


Yukarıda, kendimizi dünyadan soyutladığımızda “sapkınlık içinde” olduğumuz şeklinde ifade edilen fikri tartışın. Sence bu çok ağır bir ifade mi, yoksa geçerli bir nokta mı? Yerinde bir ifade olduğunu düşünüyorsan, cevabına Kutsal Kitap’tan nasıl bir destek bulabilirsin?


Her ne kadar hizmet etmek için halkın arasına karışmamız gerekiyorsa da, kilise ailesinin desteği ve ona karşı sorumluluğumuz neden göz ardı etmememiz gereken önemli bir faktördür? Bir kilise topluluğu olarak, dünyanın içine çekilmeden ona hizmet etmeye çalışarak, birbirimize nasıl yardım edebiliriz?


Kiliselerin mesaj iletmede kullandıklarından daha fazla enerjiyi iç sorunlar konusunda tartışmaya harcamaları konusunu tartışın. Bu ölümcül tuzaktan nasıl kaçınabiliriz?


Cuma


*6–12 Ağustos


İsa Onların İyiliğini İstedi


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Yun. 3:4–4:6, Luk. 19:38–42, Mat. 5:43–47, 1Ko. 13, Mar. 8:22–25, Flp. 2:3–5, Yak. 2:14–17.


HATIRLAMA METNİ: “Ey Yeruşalim! Peygamberleri öldüren, kendisine gönderilenleri taşlayan Yeruşalim! Tavuğun civcivlerini kanatları altına topladığı gibi ben de kaç kez senin çocuklarını toplamak istedim, ama siz istemediniz.” (Mat. 23:37).


Sebt günü sabahında, Sebt Okulu ve ibadet esnasında, sık sık yerel Yedinci Gün Adventist kilisesinin ana kapılarından geçen kaykaycılar görülebilirler.


Neden? Çünkü bu kilise, kaykay pistinin hemen yanındaki bir toplum gençlik merkezi tesisinde toplanmaktadır. Bu kaykaycıların beklenmedik baş belaları olduklarını düşündüyseniz, tekrar düşünün.


Aksine, şehirlerindeki yerel yönetim gençler arasında giderek artan suç oranlarını frenlemek amacıyla o parkı gençlerine sağlıklı bir eğlence alanı sağlamak için inşa etmişti. Gençlik merkezi ve kaykay pisti tamamlandığında, yönetim bir kilise cemaatinin ibadetlerini toplum gençlik merkezi tesisinde gerçekleştirmesini istedi. Toplum önderleri bir kilisenin varlığının pisti kullanan gençler üzerinde olumlu ahlâki etkisi olacağını düşündüler. Değişik Hristiyan mezheplerinden birkaç kiliseyi davet ettiler, fakat içlerinden sadece biri, Cumartesi sabahları Sebt Okulu ve ibadet hizmetleri gerçekleştiren kilise bu daveti kabul etti.


Bu Adventist kilisesi üyeleri, kaykaycılar ulaşmak istedikleri grubun bir parçası olduğundan, merkeze taşınacakları için heyecanlanmışlardı.


Yerel kilisenin “kilise” tanımı, varlık nedeni kendisi için olmayan bir toplumdur. Bu tüm kiliselerimizin de tanımı olmalıdır.


*13 Ağustos Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

7 Ağustos


Yunus Ninova’da


Yunus 3:4–4:6 ayetlerini oku. Bu peygamberin hangi ciddi davranış sorunu vardı?


Yunus 4. bölümde, Yunus peygamber büyük Ninova şehrinin doğusunda yere oturur. Allah’ın kendisine emanet ettiği felaket mesajını iletmiştir. Yolculuğunu, Ninova’ya gelmekteki isteksizliğini, kaçma manevralarını, Allah’ın Yunus’u görevine döndürmekteki ısrarını, balığın karnında geçirdiği üç günü ve kıyıdan iç bölgelere doğru uzun seyahatini derinlemesine düşünür. Tüm bunları ne için yaşamıştır? Allah’ın fikrini değiştirmesi ve bu alçak insanlara lütfetmesi için mi? İnsanlar tövbe etmişti, fakat Yunus şimdi kendini ihanete uğramış hissediyordu. Aşağılanmış ve kullanılmıştı. Yunus, bu 120,000 nüfuslu putperest şehrin yıkımının Allah’ın Kendi seçilmiş halkını tercih ettiğini göstereceğini ve kendisinin Ninovalılara duyduğu nefreti haklı çıkaracağını ümit etmişti.


Luka 19:38–42 ayetlerini oku. Burada ne oluyor ve İsa’nın Yeruşalim şehrine karşı tutumu nedir?


Yunus’tan 800 yıl sonra, İsa bir eşeğin üzerinde Yeruşalim’e bakan bir tepenin sırtında yolculuk etmektedir. “Rabb’in adıyla gelen Kral’a övgüler olsun!” bağırışları, “Gökte esenlik, en yücelerde yücelik olsun!” diye yankılanan umutlu dualara karışmaktadır (Luka 19:38). İsa bu muzaffer girişin ortasında, şehre yaklaşırken durur ve “Keşke bugün sen de esenliğe giden yolu bilseydin” diyerek ağlar (Luka 19:42).


Tezata dikkat edin. Yunus, Ninova’nın sakinlerinin iyiliğini fazla önemsemeden, Allah’ın emrini isteksizce yerine getirdi. İsa ise Yeruşalim’e yaklaşırken kalbinde bir yük vardı: Kendisinin çok büyük bir bedelle sunduğu kurtuluşa sahip olabilmelerini istiyordu.


İki şehir: Ninova ve Yeruşalim. İki haberci: Yunus ve İsa. Fark barizdir. İsa, insanların iyiliğini arzulayan özverili ve gözetici tutumu örneklemektedir. Biz de, Allah’ın lütfuyla, İsa’nın kaybolmuşlara yönelik tutumunu ortaya koyabilelim.


Bencillik bir kişiyi başkalarının kurtuluşunu önemsemeyen bir tutuma nasıl sürükleyebilir?


Pazar


8 Ağustos


“Yine de” İlkesi


Bir cüzamlı, İsa’ya yaklaşır ve kendisini iyileştirmesi için yalvarır. Yaygın bilgiye göre bu adam toplumdan uzak tutulmalıydı. Temiz Olan İsa, adama dokunur ve adamı yine de iyileştirir (Mat. 8:1–4). Petrus, İsa’nın yargılanması sırasında O’nu üç kez inkâr eder (Yuhanna 18). İsa, dirilişinden ve Petrus’un kalbini yokladıktan sonra, onu yine de eski görevine geri getirir (Yuhanna 21). Allah’ın Korint’teki kilisesi Pavlus’un otoritesini ve etkisini takdir etmemektedir. Pavlus yine de onlara hizmet eder (2Ko. 12:14, 15).


Bu “yine de” veya “rağmen” ilkesi, onların iyiliğini isteyen Kişi’nin karakterinin sergilenmesi için olmazsa olmazdır.


“Mahvolmanın eşiğinde, cehalet ve günah zincirleriyle bağlanmış milyonlarca canın, Mesih’in kendileri için duyduğu sevgiden haberleri bile yoktur. Eğer onlarla yer değiştirsek, bizim için ne yapmalarını isterdik? Bunları gücümüz yettiğince onlar için yapmak en ciddi sorumluluğumuzdur. Mesih’in verdiği hayat kuralı, her birimizin yargıda ayakta duracağımızı ya da düşeceğimizi belirleyecektir: ‘İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.’ Matta 7:12.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 640 [Sevgi Öğretmeni, s. 634].


Bu “altın kural,” bize yarar sağlayan şey yerine hizmet ettiğimiz kişiler için neyin iyi olduğuna öncelik veren bir hizmet anlayışının temelidir.


Matta 5:43–47; Luka 6:27, 35; 23:34 ayetlerini okuyun. İsa burada bize belirli sınıflardan olan kişilere yönelik davranışlarımıza dair hangi hayati noktayı göstermiştir?


İsa, bizden nefret etmelerine veya bize düşman olmalarına “rağmen,” bizi insanlara sevgi göstermeye ve onlara karşı nazik olmaya çağırıyor. Ayrıca, İsa’nın bu eylem ve tutumları bizzat Allah’ın karakteriyle ilişkilendirdiğine dikkat edin. “Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik yapın, hiçbir karşılık beklemeden ödünç verin. Alacağınız ödül büyük olacak, Yüceler Yücesi’nin oğulları olacaksınız. Çünkü O, nankör ve kötü kişilere karşı iyi yüreklidir” (Luka 6:35).


Allah’ın “nankör ve kötü kişilere karşı iyi yürekli” olduğu fikrini nasıl anlıyoruz? (Bu, örneğin “Kötü kişilerin neden bazen işleri iyi gider” sorusuna nasıl yanıt verir?) Romalılar 2:4 ayeti burada ne şekilde devreye girer?


Pazartesi


9 Ağustos


Sevgi Asla Boşa Çıkmaz


İsa’ya göre en büyük iki emir, Allah’ı sevmek ve komşunu sevmektir (Luka 10:27, 28). O ayrıca bize komşularımızın kim olduğunu da göstermiştir (Luka 10:29–37). Hiç şüphesiz, İsa’nın hayatı da, baştan sona, Kendisi sevgi olan (1. Yuhanna 4:16) Allah’a duyulan saf sevginin bir ifadesiydi. Dolayısıyla, Allah’ın karakterini yansıtacaksak, Allah’a ve O’nun nasıl biri olduğuna ilişkin hakikati başkalarına açıklamaya yardımcı olacaksak, sevmek zorundayız.


Bir de başka açıdan düşünün. İnsanların İsa’yı ve Hristiyanlığı tümden reddetmek için kullandıkları en büyük “bahanelerden” biri, kendilerine Hristiyan diyenler olmuştur.


“Hristiyanların,” ya da en azından “Hristiyan” adını taşıyan insanların, bazen İsa’nın adına olmak üzere, nasıl korkunç eylemler yaptığına dair tarihten, hatta günümüzden bulabileceğin bazı örnekler neler? Daniel kitabı bile (bkz. Dan. 7:24, 25 veya Rom. 2:24) buna ilişkin uyarmıyor mu?


Çağlar boyunca, hatta günümüzde, birçok insanın bir bütün olarak Hristiyanlıktan soğumuş olmalarına şaşmamalı. Bu nedenle, Mesih’i başkalarına kendi hayatlarımız aracılığıyla anlatma zorunluluğu her zamankinden daha güçlü olmalıdır. Bunu ise, bizzat İsa tarafından ifade edilen sevginin kendi hayatlarımızda da açığa vurulmasından daha güçlü bir şekilde yapabilecek bir şey yoktur.


  1. Korintliler 13. bölümü oku. Pavlus sevginin ne olduğunu söylüyor? Sevginin ne olmadığını söylüyor? Sevginin ne yaptığını söylüyor? Sevginin ne yapmadığını söylüyor? Kısacası, Hristiyanlar olarak bizim hayatımızda sevgi nasıl ifade edilmeli ve içinde yaşadığımız topluma tanıklık edişimizde sevginin yeri nedir? Daha önemlisi, bu tür bir sevgiyi açığa vurmak için hangi değişiklikleri yapmalısın?

Salı


10 Ağustos


İkinci Dokunuş


Markos 8:22–25 ayetlerini oku. İsa’nın kör adama ilk dokunuşunun adamı tamamen iyileştirmemiş olmasından hangi ruhsal dersi alabiliriz?


İsa’nın adamın gözlerine “tükürdükten” sonra adama dokundu ve “Bir şey görüyor musun?” diye sordu (Markos 8:23). İsa neden adamın gözlerine “tükürdü?” Antik literatürde tükürüğün hekimler tarafından kullanılmasının örnekleri yer almaktadır. Bu mucize bir bakıma bundan kısa bir süre önce Dekapolis’te sağır ve dilsiz adamın iyileştirilmesine benzemektedir. (Markos 7:31–37 ayetlerini oku.) Ancak İsa’nın kaydedilen tüm diğer iyileştirme mucizelerinden farklı olarak, kör adamın tedavisi iki aşamadan gerçekleşmiştir.


Markos 8:23, 24 ayetlerini tekrar oku. Adamın “Bir şey görüyor musun?” sorusuna verdiği cevaptan ne anlıyorsun?


“İnsanlar görüyorum, ağaçlara benziyorlar, ama yürüyorlar” (Markos 8:24). Yani insanları ağaçlardan sadece hareketleri sayesinde ayırabiliyordu. Ruhsal anlamda, bu olayı kendi hayatlarımıza nasıl uygulayabiliriz? İsa bize ruhsal görme yeteneğini verdikten sonra, tam olarak iyileşmiş olmayabiliriz. İnsanları “ağaçlar,” yani nesneler olarak görebiliriz. Bu da, gerçek ihtiyaçları olan gerçek insanlar olarak onlara karşı halen kör olduğumuz anlamına gelebilir. Onlar, belki vaftiz sayımızı artırmak veya kendimizi iyi göstermek için, kiliseye katmak istediğimiz öğeler, rakamlar, nesnelerdir. Etraflarında bunun gibi bencil bir tavır gördükleri sürece, birçok insan büyük ihtimalle böyle bir kilisede kalmayacaktır.


Markos 8:25 ayetini tekrar oku. Bu olayda, İsa adamı neden kasıtlı olarak iki aşamada tedavi etmiş olabilir?


Bu hikâyenin bağlamında, bu iyileştirme mucizesinden hemen önce İsa başka tür bir körlükle uğraşıyordu: Öğrencileri O’nun “Ferisiler’in mayasından ve Hirodes’in mayasından sakının!” (Markos 8:15) uyarısının anlamını kavrayamamışlardı. Tekne yolculuklarına yeterli ekmekleri olmadığı için öyle söylediğini sandılar. İsa onlara kör dedi: “Gözleriniz olduğu halde görmüyor musunuz?” (Markos 8:18).


İsa’nın iyileştirici dokunuşuna ihtiyaç duyanlar yalnızca kilisenin dışındaki insanlar değildir. Kilisenin içinde de körlük vardır. İnsanları istatistikler veya nesneler olarak göre kısmi kör kilise üyeleri, Mesih’te henüz bebek olan birçoklarının kilisenin arka kapısından sessizce çekip gitmelerini umursamazlar veya fark etmezler bile. Bunların, her şeyi daha net görebilmeleri ve İsa’nın sevdiği gibi başkalarını sevebilmeleri için, İsa’nın ikinci dokunuşuna ihtiyaçları vardır.


Çarşamba


12 Mayıs


Başkası Merkezli Kilise


“Hiçbir şeyi bencil tutkularla ya da boş övünmeyle yapmayın. Her biriniz alçakgönüllülükle öbürünü kendinden üstün saysın. Yalnız kendi yararını değil, başkalarının yararını da gözetsin. Mesih İsa’daki düşünce sizde de olsun” (Flp. 2:3–5). Burada ifade edilen ilkeler hayatlarımızı nasıl yönlendirmeli ve sadece kilise üyeleriyle değil, içinde bulunduğumuz toplumla da ilişkilerimizi nasıl etkilemelidir?


İsa yeryüzündeyken Kendisini düşünmüyordu. O’nun gündemi başkalarının iyiliğini arzulamaktan oluşuyordu. O’nun hizmetinin büyük bölümü, Yair’in karşısına çıkıp O’ndan ölmek üzere olan kızını iyileştirmek üzere evine gelmesini istediği zaman olduğu gibi, karşısına çıkanlara yanıt vermekten oluşuyordu. Bu “karşısına çıkma” da, 12 yıldır kanama geçiren bir kadının O’nun karşısına çıkmasıyla kesintiye uğradı. (Markos 5:21–43 ayetlerini oku.)


Mesih’in kilisesi O’nun yeryüzündeki kalbi ve elleridir. İsa insanları her şeyden çok sevmiştir, gerçekten O’na ait olan bir kilise de aynı şekilde davranacaktır.


Kiliselerin gündemleri ve amaçları vardır, bu da iyi bir şeydir. İnsanlara karşı duyulan koşulsuz sevgi bazen bizi önyargılı gündemlerimizden uzaklaştırabilir, bilhassa da bu gündemler Allah’ın sevgisini başkalarına açıklamayı engelliyorlarsa. Birçok kilise için vaftizler gündemde ön sıralardadır. Vaftizlerin olması harikadır. Vaftizler Matta 28:19 ayetini yerine getirir. Peki, kilisenizi vaftize yönelten etken nedir? Bu benmerkezci bir etken mi? Kilisenizin daha iyi görünmesini sağlama ve pastörüne övgü getirme amaçlı mı? Yoksa kiliseniz samimi bir şekilde toplumunuzdaki insanların (onlar için en iyisini dilediğinizden dolayı) Mesih’i kabul ederek bulacakları bol hayattan faydalanmalarını (Yuhanna 10:10) ve O’nun sunduğu her şeyi kabul etmelerini gerçekten istediğinden mi?


Bir kilise, kentin gelişmemiş bölgelerinin birinde çok ihtiyaç duyulan bir aşevi işletiyordu. Kilisenin pastörünün: “Bu aşevini kapatmamız gerekiyor, çünkü buradan hiç vaftiz gelmiyor.” Başka bir cemaat kısa bir süre önce yeni bir kilise binası inşa etmişti. Bununla büyük gurur duyuyorlardı. Pastör, insanlara kilise ortamını tanıtmak amacıyla, Tatil Kutsal Kitap Okulu ve sağlık taramaları gibi çeşitli faaliyetler için toplumu kiliseye davet etmeyi önerdiğinde, ilk düşünce yeni halının kirleneceği ve yıpranacağı korkusu oldu. Yeni tuvaletler de zarar görebilirdi. Bu iki kiliseyi kaykay parkında toplanan kiliseyle karşılaştır.


Bugünün ayetlerini tekrar oku. Başkalarına yönelik senin kendi tutumunu ne derecede yansıtıyorlar? Hayatlarımızdaki bu özellikleri ortaya çıkarabilmek için gereken benliğe ölümü tecrübe etmeyi nasıl öğrenebiliriz?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti] kitabında 17–28. sayfalardaki “Our Example [Örneğimiz],” Çağların Arzusu kitabında 518–523. sayfalardaki “Bir Eksiğin Var” [Sevgi Öğretmeni, s. 509–513; “Sende Eksik Olan Tek Şey”] ve My Life Today [Bugünkü Hayatım] kitabında s. 186–188, 190–192, 194–196. sayfalardaki “A Social Life [Sosyal Bir Yaşam]” bölümlerini oku.


“Tüm sınıflara ulaşabilmek için, onlarla bulundukları yerde buluşmalıyız; zira bizi kendi istekleriyle aramaları çok nadirdir. İlahî gerçek insanların kalplerine yalnızca kürsü aracılığıyla dokunmaz. Mesih, onların iyiliğini isteyen birisi olarak aralarına karışarak ilgilerini uyandırmıştır. Onları günlük uğraşları arasında aramış ve dünyevî işlerine samimi bir ilgi göstermiştir.”—Ellen G. White, My Life Today [Bugünkü Hayatım], s. 186. Günümüzde pek çok kişinin, çeşitli nedenlerle, “bizi kendi istekleriyle aramayacakları” ne kadar da doğru. Tıpkı İsa’nın yeryüzüne gelip bize bulunduğumuz yerde ulaştığı gibi, biz de aynısını başkaları için yapmalıyız. Bir açıdan bu çok da zor olmamalı. Dünyada birçok ihtiyaçları olan birçok insan var. Dünya incinmiş ve bozuk bir yer, kimi zaman yalnızca dinleyeceği, konuşacağı, kendisiyle ilgilenen birilerine hasret olan, incinmiş ve kırılmış insanlarla dolu. Tabi ki, kilise topluluğu olarak biz de bu kişilere ihtiyaç duydukları maddi yardımı bir ölçüde sağlayabiliyor olmalıyız. Yakup’un uyardığı, imanımızın olması ama bunu gösterecek eylemlerimizin olmaması hususunda suçlu olmamak için dikkat etmeliyiz. Ayrıca bu uyarıyı beslenme, giyim veya kişisel davranışlar bağlamında değil, ihtiyaç sahiplerine yardım etme bağlamında ifade etmesi ne kadar ilginç. (bkz. Yakup 2:14–17.) Herkes imanlı olduğunu söyleyebilir. Bu imanın gerçek ölçüsü ise “komşumuz”a nasıl karşılık verdiğimizdir.


TARTIŞMA SORULARI:


Yakup 2:14–17 ayetlerini oku. Kilisenin Yakup’un burada uyardığı hususlar hakkında suçlu olmamanızı sağlamasına nasıl yardımcı olabilirsin?


Kutsal Kitap’ta özverili ve ilgili hizmet gösteren bazı kişileri düşün. Örneğin: “Yafa’da, İsa öğrencisi olan Tabita adında bir kadın vardı. Tabita, ceylan anlamına gelir. Bu kadın her zaman iyilik yapıp yoksullara yardım ederdi” (Elç. 9:36). Kilisenizin “Yafa”sında sen ne yapıyorsun?


Övüldüğünüzde ve “iyi işler” ve benzeri şeylerde örnek alındığınızda iyi şeyler yapmak kolaydır. Peki ya hiç kimsenin bilmediği, duymadığı ve hatta (belki yardım edilen kişiler hariç) kimsenin umursamadığı durumlarda başkaları için bir şeyler yapmaya ne dersin?


Bir kimse bir Hristiyana “Hayatının anlamı ne?” diye sordu. Hristiyan, “Karşılığında hiçbir şey istemeden vermek” cevabını verdi. Bu cevap Hristiyanlar olarak tavrımızın nasıl olması gerektiğini ne kadar iyi özetlemektedir?


Cuma


12 Ağustos



*13–19 Ağustos


İsa Anlayış Gösterdi


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: 2Kr. 13:23; Çık. 2:23–25; Luk. 7:11–16; 1Yu. 3:17; Yu. 11:35; Rom. 12:15; 2Ko. 1:3, 4.


HATIRLAMA METNİ: “İsa tekneden inince büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Onlara acıdı ve hasta olanlarını iyileştirdi” (Matta 14:14).


Bundan daha trajik ne olabilir ki? Yaşıtlarının birçoğunun mücadele ettiği sorunlarla, ancak çok daha fazlasıyla mücadele eden 17 yaşında bir kız yaşamına son verdi. Anne–babasının yaşadığı yıkımı kim hayal edebilir?


Pastörleri eve geldi. Oturma odasında yanlarına oturdu ve uzun süre hiçbir şey söylemedi. Ailenin kederine dalıp gitti. Sonra pastör hıçkırarak ağlamaya başladı. Gözyaşları kuruyuncaya kadar ağladı. Bundan sonra tek bir kelime etmeden kalktı ve gitti.


Bir süre sonra baba, pastörün yaptığını çok takdir ettiğini söyledi. O’nun ve karısının o günlerde sözcüklere, vaatlere, tavsiyelere ihtiyaçları yoktu. Tam o anda ve orada ihtiyaç duydukları tek şey saf duygudaşlıktı.


Vaize “Duygudaşlığınızın bizim için ne ifade ettiğini anlatamam” dedi.


Sempati “patos ile” anlamına gelir; “patos” (acıma) ise merhamet, şefkat ve üzüntüyle ilişkilidir. Birisiyle “birlikte” olmak (ancak derinlikli bir şekilde) anlamına gelir. Başkalarının üzüntülerine sempati göstermek, başkalarının “arasına karışmak” konusunu yeni bir seviyeye çıkarır.


Sempati göstermek ayrıca İsa’nın da insanlara ulaşmada kullandığı en önemli yollardan birisiydi.


*20 Ağustos Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

14 Ağustos


İniltileri Duymak


Evren son derece korkunç bir yer gibi görünebilir: uçsuz bucaksız, soğuk ve içinde kendi önemsizliğimizi ve anlamsızlığımızı anlayabileceğimiz kadar büyük. Bu korku, modern bilimin ilerleyişi sayesinde devasa teleskopların evrenin hayal edebileceğimizden çok daha geniş, uçsuz bucaksız olduğunu ortaya çıkarmasıyla daha da yaygınlaşmıştır. Buna Darwinizm’in abartılı iddialarını da ekleyin: en popüler biçimlerinde bir Yaratıcı fikri reddedilmektedir ve insanlar, anlaşılabilir bir şekilde, bizimle hiç ilgilenmediği anlaşılan engin bir evrenin ortasında, umutsuzluk içinde mücadele etmektedir.


Tabii ki Kutsal Kitap bize yaratılış içindeki yerimize dair farklı bir fikir vermektedir.


Aşağıdaki ayetler Allah’ın yeryüzündeki günahkâr ve bozulmuş yaratıklarına karşı merhameti hakkında ne öğretmektedir?


Hak. 2:16–18


2Kr. 13:23


Yşa. 54:7, 8, 10


Eski Ahit’tin Tanrısı’nın, bilhassa İsa’ya ve O’nun Yeni Ahit’teki temsil edilişine tezat olarak, sert, acımasız, affetmez ve merhametsiz olduğu şeklindeki yaygın inanışın aksine, bu ayetler Eski Ahit’te Allah’ın insanlığa duyduğu merhameti gösteren birçok bölümden sadece birkaçıdır.


Mısır’dan Çıkış 2:23–25 ayetleri Allah’ın acıyla nasıl ilgilendiği hakkında bize ne öğretmektedir?


Allah insanlarla içtenlikle ilgilenir (bkz. Yakup 5:11). Bu tüm Kutsal Kitap boyunca görülen bir temadır.


“O’nun sevgi dolu kalbi kederlerimizden dolayı, hatta onlardan bahsetmemizden bile etkilenir... Herhangi bir şekilde esenliğimizle ilgili olan hiçbir şey O’nun fark edemeyeceği kadar küçük değildir... Evlatlarından en küçüğüne isabet eden bir hiçbir felâket... yoktur ki, Göksel Babamız kayıtsız kalsın, ya da derhal ilgilenmesin.”—Ellen G. White, Mesih’e Doğru Adımlar, s. 100 [Cennete Giden Yol, s. 78–79].


İçinde bulunduğun toplumdan göğe doğru nasıl toplu iniltiler yükseliyor ve Allah seni acı çeken insanların duygularını paylaşmak ve onlara yardım etmek için nasıl kullanabilir?


Pazar


15 Ağustos


Halden Anlayan Kurtarıcımız


İsa dünyevî hizmeti sırasında halkın arasına karıştığında, onlar için duyduğu anlayış ve merhameti açığa çıkaran durumlarla karşılaşmıştır. “İsa tekneden inince büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Onlara acıdı ve hasta olanlarını iyileştirdi” (Matta 14:14).


Matta 9:35, 36 ve Luka 7:11–16 ayetlerini oku. Bu ayetler gerçek anlayış ve merhametin nasıl açığa çıktığına ilişkin bize ne öğretiyor?


Sempati (anlayış) sözcüğü, empati (duygudaşlık) ve acıma (İng.: pity) gibi diğer ilgili sözcükleri de çağrıştırıyor. Çeşitli sözlüklere göre merhamet, acıma (pity), sempati ve empati anlamlarına geliyor. Acıma, bir kişinin acısını kendisinin gibi hissederek duyulan üzüntüdür. Empati, başkalarının duygularını anlayabilmek veya paylaşabilmektir.


Merhamet ve sempati, başkalarının duyduğu acıyı yalnızca anladığımızı değil, aynı zamanda bu acıyı hafifletmeye ve ona çare bulmaya yardımcı olmak istediğimizi de gösterir.


Topluluğunuzdaki insanların başına üzücü şeyler geldiğini, örneğin evlerinin yandığını ya da ailelerinden birinin öldüğünü duyduğunda, tepkin ne oluyor? Yalnızca, gayet rahat bir şekilde “Çok üzücü” deyip, hayatına devam mı edersin? Yoksa onlara karşı sempatin uyanıp, merhamet duymanı mı sağlar? Gerçek merhamet seni pratik şekillerde hem arkadaşlarını hem de yabancıları teselli etmeye ve onlara etkin bir şekilde yardım etmeye sevk edecektir. İster kart göndererek olsun, ister ziyaret etmek ve acil ihtiyaçlarına yardım etmek suretiyle daha derin bir anlayış göstererek olsun, gerçek anlayışın net sonucu sevgi eylemidir.


Neyse ki insanlar ve yardım kuruluşları büyük felaketlerde merhametle yardım etme eğilimindeler. Ne var ki, kimi zaman “daha küçük” olan ancak kişiyi derinden etkileyen şanssızlıklara ve felâketlere yeteri kadar önem vermeyebiliyoruz.


İsa yalnızca anlayış göstermekle kalmamış, aynı zamanda bu anlayışı bir üst seviyeye taşımıştır: merhametli eylem. Tabii ki bizden de aynısını yapmamız isteniyor. Başka birisinin şanssızlığına herkes üzülebilir veya yakınlık duyabilir. Soru şu ki, bu yakınlık bizi hangi davranışı gerçekleştirmeye sevk ediyor?


Adamın biri bir yandan kahvaltısını ederken, bir yandan da gazetede başka bir ülkede binlerce ölüme neden olmuş bir trajedi haberini okuyan karısını dinliyordu. Birkaç dakika bu olayın ne kadar feci olduğunu konuştuktan sonra, adam konuyu değiştirerek kasabanın futbol takımının akşamki maçı kazanıp kazanmadığını sordu. Biz de bir anlamda aynı şeyden ne şekilde suçluyuz ve bu hususta yapabileceğimiz bir şey varsa bu nedir?


Pazartesi


16 Ağustos


Kendini Onların Yerine Koymak


Koloseliler 3:12, 1. Petrus 3:8 ve 1. Yuhanna 3:17 ayetlerini oku. Bu ayetler bize ne söylüyor ve bu merhameti hayatlarımızda nasıl açığa vurabiliriz?


Merhamet anlamına gelen “compassion” sözcüğü, “birlikte acı çekmek” anlamındaki Latince compati sözcüğünden gelmektedir. Biz kendimiz de hayatımız boyunca acı çektiğimizden, başkalarının acılarını anlayabiliriz; şüphesiz, kendi acımızda merhamet ve anlayış görmeyi arzuladığımız gibi, başkalarına da ihtiyaç duyduklarında bunları göstermeye istekli olmalıyız.


Önceki derslerimizden birinde iyi Samiriyeli öyküsünü işlemiştik. İsa Samiriyeli örneğini vurgularken şunları söylüyor: “O yoldan geçen bir Samiriyeli ise adamın bulunduğu yere gelip onu görünce, yüreği sızladı” (Luka 10:33). Bu acıma veya merhamet, Samiriyeli gezgini yaralanmış kişi yararına harekete geçmeye sevk etti. Rahip ve Levili muhtemelen kendi kendilerine şunu sormuşlardı: “Bu adama yardım edersem bana ne olur?” Samiriyeli ise kendi kendisine şunu sormuş olabilir: “Bu adama yardım etmezsem ona ne olur?” Bu hikâyede Samiriyeli fedakârca kurbanın açısından bakmış ve harekete geçmişti. Kendi güvenliğini ve malvarlığını bir yabancı için tehlikeye atmıştı. Başka bir deyişle, Hristiyan olmak kimi zaman risk içerir ve potansiyel olarak son derece maliyetli olabilir.


Kayıp oğul hikâyesine de bu açıdan bakalım (Luka 15:20–32). Kayıp oğulun babasının yaptığı hangi eylem onu eleştiriye ve aile içi çekişmeye maruz bırakmaktadır? Müşfik kucaklama, aidiyeti simgeleyen kaftan, güveni simgeleyen yüzük, özgürlük çarıkları ve şölen çağrısı, her şeyini kayıp oğlunun geri dönmesi uğruna feda etmeye razı bir babanın özverili sevincini yansıtmaktadır. Bazı dillerde bu benzetmeye “savurgan oğul” (müsrif, pervasız, ölçüsüz ve kontrolsüz anlamında) adı verilmektedir (12. ayete bakın). Bu tür davranış kesinlikle bu hikâyedeki oğulun hayat tarzını tanımlatmaktadır. Ancak bir an durup şunu düşünün: kayıp oğulun geri dönmesine karşılık, hikâyedeki babanın ağırbaşlılığı bir tarafa bırakarak sahip olduğu her şeyi darmadağın olmuş oğluna pervasızca verdiği haklı olarak iddia edilebilir. Büyük kardeşin gözünde baba müsrif, ölçüsüz ve kontrolsüzdür. Baba pişman olan oğlunu görür görmez müsrif hale gelir ve merhametli kalbi onu oğlunu eski haline getirmek için gerek tüm kaynakları sonuna kadar kullanmaya sevk eder.


Bu düzeyde anlayış ve merhamet benliği bir kenara koymayı gerektirir ve bizi başkasının acısını paylaşırken ve onu yenilenmeye yönlendirirken karşılaşacağımız her şeye karşı zayıf hale getirmektedir. Kısacası, gerçek merhamet ve anlayış maliyetli olabilir.


Salı


17 Ağustos


İsa Ağladı


“İsa ağladı” (Yuhanna 11:35). Bu ayet bize İsa’nın yalnızca insanlığı hakkında değil, bu insanlığı sayesinde Kendisini acı çekenlerin yerine nasıl koyduğu hakkında da ne söylüyor? Ayrıca bkz. Rom. 12:15.


Yuhanna 11:35 ayetinde, İsa özündeki anlayış, duygudaşlık ve acıma hislerini gösterdi. Lazar’ı diriltmek üzere olmasına rağmen, çok yakın olduğu bir ailenin kederi O’nu fiziksel ve duygusal olarak etkilemişti.


Ancak İsa yalnızca sevdiği bir arkadaşını kaybetmiş olmanın üzüntüsüyle ağlamıyordu. Daha büyük bir resme, yani günahın neden olduğu yıkımdan ötürü tüm insanlığın çektiği acılara bakıyordu.


“Üzerinde asırların kederinin ağırlığı vardı. Allah’ın yasasının çiğnenmesinin korkunç etkilerini gördü. Dünya tarihinde Habil’in ölümüyle başlayan iyi ile kötü arasındaki çatışmanın asla son bulmadığını gördü. Gelecek yıllara baktığında, insanların payına düşecek olan acıları, kederi, gözyaşlarını ve ölümü gördü. Tüm çağlardaki ve tüm ülkelerdeki insanlık ailesinin acısı O’nun yüreğini derinden yaraladı. Günahkâr insanlığın dert ve kederinin ağır yükünü taşıyordu; onların tüm sıkıntılarını hafifletmenin özlemiyle iki gözü iki çeşme ağladı.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 534 [Sevgi Öğretmeni, s. 524].


Ellen G. White’ın şu sözlerini düşünün: İsa, hiçbirimizin göremeyeceği bir şekilde, “tüm çağlardaki ve tüm ülkelerdeki insanlık ailesinin acısını” görmüştü.


Biz kendimiz, tanıdığımız veya yakın olduğumuz insanların acısını düşünmeye zor dayanabiliriz. Buna haberlerde gördüğümüz insanların acısını da ekleyin. Buna rağmen, olayları bizim bilmediğimiz şekilde bilen Rabb’i, burada insanlığın kolektif kederine ağlarken görüyoruz. İnsanlığın elem ve kederinin gerçek boyutunu yalnızca Allah bilmektedir. Bu kederin yalnızca silik bir görüntüsünü görmekteyiz ve bunun için ne kadar müteşekkir olsak azdır; üstelik bu kadarı bile bazen bize dayanamayacağımız kadar fazla geliyor. İsa’nın kalbini o zaman neyin titrettiğini hayal etmeye çalış.


Kurtuluş Ordusu’nun kurucusu General William Booth şöyle demişti: “Şehrin ardından gözyaşı dökemiyorsanız, sizden istifade edemeyiz.”—Roger S. Greenway ve Timothy M. Monsma, Cities: Missions’ News Frontier [Şehirler: Müjdecilerin İstihbarat Cephesi] (Grand Rapids, Mich.: Baker Pub. Group, 2000) s. 246. Bu sözler her birimize ne anlatmalıdır?


Çarşamba


18 Ağustos


Başka Türde Bir Tesellici


“Her türlü tesellinin kaynağı olan Tanrı’ya, merhametli Baba’ya, Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı ve Babası’na övgüler olsun! Kendisinden aldığımız teselliyle her türlü sıkıntıda olanları teselli edebilmemiz için bizi bütün sıkıntılarımızda teselli ediyor” (2Ko 1:3, 4.) Pavlus burada bize kendi acılarımızın çevremizdeki insanların duygularını anlamamızda ve onları teselli etmemizde bizi nasıl daha etkin bir hale getirebileceği hususunda ne söylüyor? Bu sözlerin gerçekliğini kendi hayatında tecrübe ettin mi? Ettiysen nasıl?


Teselli sözcüğünün İngilizce karşılığı “comfort,” Latince com (birlikte, ile) ve fortis (güçlü) sözcüklerinden gelmektedir. Acı çektiğimizde Mesih’in bizi güçlendirdiği gibi, biz de bu gücü başkalarına aktarabiliriz. Kendi üzüntülerimizden ders aldıkça, başkalarının üzüntülerinde onlara daha etkili bir şekilde hizmet edebiliriz.


Kiliselerde çoğunlukla acı çeken üyeler ve teselli eden üyeler bulunur. Bu birleşim kilisenizi “güvenli ev”e, bir “sığınak kent”e (bkz. Çölde Sayım 35), ayrıca topluma doğru akan bir şifa ırmağına (bkz. Hez. 47:1–12) dönüştürebilir.


Anlayış göstermek ve teselli etmek bir sanattır. İşte bazı öneriler:


Sahici davranın. Konuştuğunuzdan daha çok dinleyin. Vücut dilinizin anlayış ve teselli girişiminizi güçlendiğinden emin olun.

Kendi kişiliğinize uygun şekilde anlayış gösterin. Bazı insanlar sıkıntılı kişiyle birlikte sessizce ağlayarak duygularını paylaştığını gösterir. Bazıları ağlamaz, ancak yaslı kişiyi teselli edecek bir faaliyette bulunarak duygularını paylaşır.

Varlık göstermek çoğunlukla konuşmaktan veya bir şey yapmaktan daha önemlidir.

İnsanların kendilerince yas tutmasına izin verin.

İnsanların sıklıkla geçtikleri yas süreci aşamalarına aşina olun.

“Ne hissettiğini biliyorum” demekte acele etmeyin. Bilmiyor olmanız daha muhtemeldir.

Profesyonel danışmanlığın yeri vardır.

Gerçekten yapmaya niyetiniz yoksa “Senin için dua edeceğim” demeyin. Mümkün olduğunda acı çekenlerle birlikte dua edin, onları aceleye getirmeden ziyaret edin ve Kutsal Kitap’taki yüreklendirici vaatleri onlarla paylaşın.

Mümkünse kilisenizde veya toplumunuzda destek grupları oluşturun.

Perşembe


19 Ağustos


EK ÇALIŞMA: Yas. 24:10–22, Yun. 3. bölüm, Mal. 3:17, Mat. 15:32–38, Mar. 6:34–44, Gal. 6:2, İbr. 10:32–34 ayetlerini oku; Ellen G. White, My Life Today [Bugünkü Hayatım] kitabında 189. sayfadaki “Be Sympathetic to All Men [Tüm İnsanlara Anlayış Gösterin]” ve 193. sayfadaki “Thoughtful of Others [Başkalarını Düşünmek]”; Steps to Christ [Mesih’e Doğru Adımlar] kitabında 100. sayfadaki “The Privilege of Prayer [Dua Etme Ayrıcalığı]” (Cennete Giden Yol, s. 73); Welfare Ministry [Refah Hizmeti] kitabında 4. ve 5. bölümler olan “This is Pure Religion [Saf İnanç Budur]” ve “The Parable of the Good Samaritan” [İyi Samiriyeli Benzetmesi]” bölümlerini oku.


Tatilde birkaç aile bir araya gelmiş ve küçük çocuklarıyla birlikte şehirlerindeki evsizler için yiyecek ve temizlik malzemeleri içeren paketler hazırlıyorlardı. Birkaç saat çalıştıktan sonra otomobillerine binerek şehir merkezine gittiler ve yaklaşık yarım saat içinde paketleri dağıttılar. Sonra bir müzeye, bundan sonra da akşam yemeğine gittiler. Otomobillerine yürürken içlerinden biri şöyle dedi: “Bunu yaptığımız için çok mutluyum. Ancak doyurduklarımızın çoğunun şimdi muhtemelen yine aç olduğunun farkında mısınız?” Şüphesiz, dünyada teselliye, anlayışa ve yardıma ihtiyaç duyan birçok kişi var, öyle ki, sayılarının çokluğu insanın gözünü korkutarak şöyle düşünmesine neden olabilir: Bir şey yapmanın ne anlamı var ki? Biz ancak küçük bir gedik açabiliyoruz! Ne var ki, bu düşünce tarzı birçok bakımdan sorunludur. Öncelikle, herkes bu şekilde düşünseydi hiç kimse bir başkasına yardım etmezdi ve şu an zaten korkunç durumda olan ihtiyaçlar daha da ağırlaşırdı. Öte yandan, elinden gelen herkes başkalarına yardım etse, ihtiyaçlar ne kadar ağır olsalar da eskisi kadar kötü olmazlardı. İkinci olarak, Kutsal Kitap’ın hiçbir yerinde bize insanî acının, ızdırabın ve kötülüğün bu dünyada yok edileceği söylenmemiştir. Hatta bize tam tersi söylenmiştir. İsa bile bu dünyadayken tüm insanî acıları sona erdirmedi. O elinden geleni yaptı. Biz de aynısını yapmalıyız: erişebildiklerimizi teselli etmeli, onlara anlayış göstermeli ve yardım etmeliyiz.


TARTIŞMA SORULARI:


Kilisen kalbi kırık olanlar için güvenli ve iyileştirici bir yer haline nasıl getirilebilir?


Derste şu alıntıyı tartışın: “Birçok kişi Allah’ın neden harekete geçmediğini merak ediyor. Allah ise Kendi halkından birçoğunun neden umursamadığını merak ediyor.”—Dwight Nelson, Pursuing the Passion of Jesus [İsa’nın Acılarının İzinde] (Nampa, Idaho: Pacific Press Publishing Association, 2005). Bu zorlu göreve ilişkin önkabulle hemfikir misin? Öyle ise, değiştirmek için ne yapabiliriz?


Ellen G. White’tan yapılan şu alıntıya bir bak: “Basitçe söylenen nazik sözler, basitçe verilmiş azıcık dikkat, canın üzerinde toplanan ayartı ve şüphe bulutlarını dağıtır. Basitçe sunulan, Mesih’e yaraşır bir anlayışın yürekten gelen ifadesi, Mesih’in Ruhu’nun tek bir hassas dokunuşuna ihtiyacı olan kalplerin kapılarını açma gücüne sahiptir.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church [Kilise İçin Tanıklıklar], 9. cilt, s. 30. Bu cümleler kederlilere ulaşmada ve yardım etmede nezaket ve anlayışın ortaya koyabileceği iyiliğe yönelik inanılmaz güç hakkında bize ne söylemeli?


Cuma



*20–26 Ağustos


İsa Onların İhtiyaçlarına

Hizmet Etti


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Mar. 5:22–43, 10:46–52, Yu. 5:1–9, Mez. 139:1–13, Mar. 2:1–12, Elç. 9:36–42.


HATIRLAMA METNİ: “İsa bütün kent ve köyleri dolaşarak havralarda öğretiyor, göksel egemenliğin Müjdesi’ni duyuruyor, her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu” (Matta 9:35).


Bir Afrika ülkesinde yaşayan Yedinci Gün Adventisti emekli bir kadın, emekli olduktan sonra hizmeti bırakmak istemiyordu. Yaşadığı toplumun HIV/AIDS’in yıkıcı etkilerinden iyileşmeye ihtiyacı vardı. En acil ihtiyaç ise annesi veya babası AIDS’ten ölen yetimlerin yeterli beslenememesiydi. Kadın 2002 yılında kilisesiyle birlikte toplumdaki çocuklara haftanın altı günü besleyici yemekler vermeye başladı. 50 çocukla başladılar, 2012 yılı itibarıyla günde 300 çocuğa hizmet sunuyorlardı. Orada bir anaokulu açılmasını sağladılar, bu okula şu anda 45 çocuk devam ediyor. Sundukları diğer hizmetler arasında ADRA’dan temin edilen kıyafetlerin dağıtımı, sahip oldukları bir bahçeden elde edilen sebze ve mısırları paylaşmak ve hastaların bakımı da vardı. Kadınlar için, para kazanmalarına yardım eden el sanatlarını birbirlerine öğrettikleri bir yetenek geliştirme programı düzenlediler. İsa’nın sevgisinin bu şekilde gösterilmesi yeni bir kilise doğurdu. Başlangıçta beş üyesi olan kiliseye, 2012 yılı itibarıyla 160 kişi katılıyordu. Allah 2012 yılında bir yetimhane ve yeni bir kilise binası inşa etmek için gerekli araçları sağladı.


Toplumun ihtiyaçlarını karşılamanın Hristiyanlar için ne kadar önemli olduğuna dair ne güçlü ve pratik bir örnek.


*27 Ağustos Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

21 Ağustos


Hizmet İçin Yolundan Alıkonulmak


İsa Kefernahum yakınlarında tekneden indi. (bkz. Markos 5.) Öğrencileri cine tutulmuş adamla karşılaşmalarından ötürü halen sarsılmış vaziyetteydiler. Her zaman olduğu gibi, O’nu görmek üzere bir kalabalık toplanmıştı. O’nun dikkatini çekebilmek için izdihamın içinde birbirleriyle itişip kakışıyorlardı. Birdenbire, bu kez bir havra yöneticisi, O’ndan yardım istedi.


Markos 5:22–43 ayetlerini oku. İsa havra yöneticisinin ihtiyaçlarıyla ilgilenmeye giderken O’nu yolundan alıkoyan neydi ve O bu duruma nasıl karşılık verdi? Daha da önemlisi, bu hikâyeden kendimize ve hizmet için yolumuzdan alıkonulduğumuzda nasıl tepki vereceğimize ilişkin hangi dersleri çıkarmalıyız?


Kabul edelim, hiçbirimiz alıkonulmaktan hoşlanmayız değil mi? Meşgulüz, yapacak şeylerimiz, gitmemiz gereken yerler, tamamlanması gereken işlerimiz var. Kendimiz için hedefler beliriyoruz ve bu hedeflere, bazen belli bir zaman dilimi içinde, ulaşmayı istiyoruz. Kimi zaman bunlardan alıkonulabiliriz.


Bu nedenle bir kimse bir ihtiyaçla veya yardım talebiyle geldiğinde, zamanlama uygun değilse bu durum can sıkıcı olabilir. Bazen elinizdeki işi öyle hemen bırakamayabilirsiniz. Aynı zamanda, elimizdeki işi bırakıp yardım edebilecekken, sırf istemediğimiz için etmediğimiz ne kadar sık olmuştur?


Yine de, insanların ihtiyaçlarına hizmet etmek için en büyük fırsatlar alıkoymalar aracılığıyla karşımıza çıkmaktadır. Birçoğumuz alıkonulmaktan kaçınmaya çalışır ve planları sekteye uğradığında mutsuz olur. İsa’nın hizmetine baktığımızda, ilgilendiği kimi ihtiyaçların yolunun kesilmesiyle karşısına çıktığını, O’nun da sevgiyle karşılık verdiğini görüyoruz. Bu durumu düşündüğümüzde, yardım için karşımıza çıkan birçok fırsatın alıkonulmalar şeklinde karşımıza çıktığını görebiliriz. İyi Samiriyeli’nin hikâyesini daha önce görmüştük. O sırada nereye gittiğini ve gittiği yere vardığında ne yapacağını kim bilir? Ancak yine de hizmet etmek için durdu.


Alıkonulmanın böylesi!


En son ne zaman bir kimse ihtiyaçla ve yardım talebiyle gelerek seni alıkoyuldu? Nasıl karşılık verdin?


Pazar


22 Ağustos


Sana Nasıl Yardımcı Olabilirim?


Markos 10:46–52 ve Yuhanna 5:1–9 ayetlerini oku. Her iki durumda da İsa sorular sordu. Bunu neden yapmış olabilir?


İsa’nın her iki durumda da, adamların istedikleri şey açık olsa da, ne istediklerini sorduğuna dikkat edin. Ne istedikleri açık olmasaydı da, İsa zaten ne istediklerini biliyor olurdu.


Ancak İsa bu soruları sorarak adamlara saygı gösterdi. Onları dinlediğini ve bununla boğuştukları sorunu umursadığını göstermiştir. Pek çok durumda insanlar, bazen sırf sorunları hakkında konuşabilmek daha iyi hissettirebileceği için, sadece konuşacakları, sadece onları dinleyecek birini belki de her şeyden çok istemezler mi?


Bir an için bir doktorun muayenehanesine girdiğinizi, doktorun size şöyle bir baktığını ve reçete yazarak sizi gönderdiğini düşünün. Şüphesiz, doktorun neye ihtiyacınız olduğunu gerçekten bilip bilmediğinden şüpheye düşerdiniz. “Doktor bana sıkıntımın ne olduğunu sormadı, kalbimi dinlemedi, tansiyonumu ölçmedi...” diye düşünebilirsiniz. Doktorluğun temel kurallarından birisi “Tedaviden önce teşhis et”tir.


Aynı yaklaşım, kişilerin iyiliğine ve bütüncül ihtiyaçlarının karşılanmasına odaklanmış olan tıbbi müjdecilik çalışmalarında da geçerlidir. Birçok kilise toplumlarında başkalarına hizmet edebilmek için ne yapılması gerektiğini zaten bildiklerini sanıyor, veya bu konuda tahminde bulunuyorlar. İnsanlarla kendilerinin veya toplumun ihtiyaçları hakkında konuşmak için çaba gösterdiğimizde, hem onları umursadığınızı göstermiş oluruz, hem de takdir edilecek şekilde neler yapabileceğimizi öğrenmiş oluruz. Ayrıca yeni arkadaşlar ediniriz.


“Unutmayın, tanıştığınız insanlara kişisel ilgi göstererek en sert direnişleri bile kırabilirsiniz. Mesih bu yeryüzünde yaşadığı sürece erkeklere ve kadınlara kişisel bir ilgi gösterdi. O, gittiği her yerde tıbbi müjdeci oldu. Biz de, O’nun yaptığı gibi, gittiğimiz her yerde iyilik yapmalıyız. Açları doyurmak, çıplakları giydirmek ve kederli olanları teselli etmek üzere görevlendirildik.”—Ellen G. White, Welfare Ministry [Refah Hizmeti], s. 162.


Birçoğumuzun düşüncelerimizi ifade etmede bir sorunu yok. Peki, daha iyi bir dinleyici olmayı nasıl öğrenebiliriz?


Pazartesi


23 Ağustos


Daha Derin İhtiyaçlar


İsa, Rab olarak, insanların kendileri hakkında bildiklerinden fazlasını biliyordu. Müjdelerde İsa’nın sadece kişilerin o anda ne düşündüklerini (bkz. Markos 2:8) değil, o insanların geçmişini de bildiğine (Yuhanna 4:18) dair birçok anlatım var.


Mezmur 139:1–13 ayetlerini oku. Allah’ın Sözü burada bize ne diyor?


Dünkü derste gördüğümüz gibi, İsa, insanların ihtiyaçlarını biliyordu ve hizmeti o ihtiyaçlara yönelikti. Hatta O, dışarıdan görünmeyen ihtiyaçları bile biliyordu. Bu gerçeği felçli adamın hikâyesinde görebiliriz. Görünürde adamın bedensel iyileşmeye ihtiyacı olduğu belli olsa da, daha derinde bir şeyler vardı. İsa bu nedenle adama şiltesini toplayıp yürümesini söylemeden önce “Oğlum, günahların bağışlandı” dedi (Markos 2:5).


Markos 2:1–12 ayetlerini oku. Bu adamla ilgili olarak, görünenin ötesinde olup biten neydi? Bu daha derin ihtiyaç, hizmet etmeyi amaçladığımız tüm insanlar için ne şekilde sorun teşkil ediyor olabilir?


İsa buradaki sorunun fiziksel olmaktan öte olduğunu biliyordu. “Yine de, günahın yükünden kurtulmayı fiziksel olarak iyileşmekten daha fazla istiyordu. İsa’yı görebilse, affedilme ve Gökteki Allah’la barışma güvencesini alabilse, Allah’ın isteğine göre, yaşamaya ya da ölmeye razı olacaktı.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 267 [Sevgi Öğretmeni, s.245].


Tabi ki biz İsa gibi görünenin altındakini anlama kabiliyetine sahip olamayacağız. Yine de, yardım ettiğimiz herkesin günahtan zarar görmüş varlıklar olduklarından emin olabiliriz. Yani, görünen ihtiyaçları ne olursa olsun, bu kişiler aynı zamanda lütfa, güvenceye ve onları seven, onlar için ölmüş ve onlar için sadece en iyiyi isteyen bir Tanrı olduğunu bilmeye ihtiyaç duyuyorlar.


Kurtuluş güvencesini ve Allah’ın seni sevdiğini bilmeyi ne kadar çok arzuladığını düşün. Başkalarının da aynı güvenceyi ve sevgiyi tecrübe etmelerine nasıl yardımcı olabilirsin?


Salı


24 Ağustos


Yafa’daki Ceylan


Elçilerin İşleri 9:36–42 ayetlerini oku. Ceylan (Tabita) Yafa’da etrafındaki ihtiyaçları keşfettiğinde ne yaptı? Elçilerin İşleri 9:41 ayetindeki “kutsallarla dul kadınları” ifadesi ne ima ediyor?


Ceylan, eylem odaklı bir öğrenciydi. “Yafa’da, İsa öğrencisi olan Tabita adında bir kadın vardı” (Elç. 9:36). Şöyle denilebilir mi: “[Şehrinizin adı] şehrinde, [topluluğunuzun adı] adında öğrenciler vardı; her zaman iyilik yapıp yoksullara yardım ederlerdi” (Elç. 9:36)?


“Kutsallar” Hristiyan kilise üyeleridir; “dullar” ise kilise üyelerinin yanı sıra üye olmayanları da kapsayabilir. Ceylan muhtemelen her iki gruba da hizmet ediyordu. Sizin “Yafa”nız kilisenin hem dışında hem de içinde olmalıdır. Kilisenizin içindekileri sürekli olarak gözetmek de güçlü bir müjdeleme stratejisidir (bkz. Elç. 2:42–47). Böylece kiliseniz dışındaki insanlar “Yedinci Gün Adventistleri birbirlerini nasıl seviyor ve gözetiyorlar!” diyeceklerdir.


Yuhanna 13:34, 35 ve Yuhanna 15:12 ayetlerini oku. Her üç ayetin ortak mesajı nedir ve kilise olarak bu ilkeyi yerine getirmemiz neden çok önemlidir? Yine de, bunu yerine getirmek bazen neden son derece zor olabilir?


Kiliseniz dışındakilere hizmet etmeyi planladığınızda, hangi modeli ya da yaklaşımı uygulayacağınızı düşünmelisiniz.


Amy Sherman, bir kilisenin içinde bulunduğu topluma hizmet ederken uygulayabileceği üç modeli açıklıyor: (1) Yerleşimci model kilisenizin içinde bulunduğu toplumun ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanır. HIV/AIDS hizmeti veren kadın, yakınındaki toplumu kendi “Yafa”sı olarak seçmişti. (2) Bahçıvan modeli, bahçıvanların bahçelerini evlerinin bir uzantısı olarak gördükleri gibi, kilisenizin bulunduğu bölgenin dışındaki mahallelerle hizmet bağları oluşturmak anlamına gelir. Bazen birkaç kilise işbirliği yaparak kendi toplumları dışında bir toplum hizmeti merkezi işletir. Bir şehirde birkaç kilise bir arada sağlıklı yiyecek mağazası işletiyordu; bundan yeni bir kilise doğdu. (3) Çoban modeli, belirli bir coğrafi alan yerine hedeflenen bir kitleye hizmet vermektir.—Uyarlanan eser: Ronald J. Sider ve diğerleri, Churches That Make a Difference: Reaching Your Community with Good News and Good Works [Fark Yaratan Kiliseler: Müjdeyle ve İyi İşlerle Toplumunuza Ulaşmak] (Grand Rapids, Mich.: Baker Books, 2002), s. 146.


Çarşamba


25 Ağustos


Kilise İş Başında


“Yapacağın işleri Rabb’e emanet et, o zaman tasarıların gerçekleşir” (Özd. 16:3).


Kilisenizin topluma nasıl hizmet edebileceğine dair net bir vizyonu olduktan sonra, tüm kilise şubelerinin bu vizyonu gerçeğe dönüştürmek için birlikte çalışabilecekleri bir plan geliştirmek önemlidir. Kendini kilisenizde bir “önder” olarak görmüyorsan da, katkıda bulunabilirsin. Ayrıca tüm kilise üyelerinin bu süreci anlaması da iyi olacaktır, zira bu kilisenizin toplumunuza karşı göreviyle ilgilidir.


İdeal olarak, bir kilisenin stratejik planı en az üç kaynaktan gelen bilgilere dayanmalıdır: (1) Kutsal Kitap ve Peygamberlik Ruhu ilkelerinden gelen bilgiler; (2) toplum ihtiyaçlarına ilişkin bilgi ve (3) topluluktan gelen bilgi. Bazı kiliseler topluluktan gelen bilgileri, tüm kilise üyelerinin mesaj iletme ve kiliselerini içeriden geliştirme hakkındaki fikirlerini ve hayallerini paylaştığı beyin fırtınası toplantıları düzenleyerek toplamaktadır.


Luka 14:25–35 ayetlerini oku. Bu bölümün kilisenizin görevini yerine getirmesi için gereken bağlılık ve planlamayla ilgisi nedir?


Toplumunuzun ihtiyaçlarının etkin bir şekilde karşılanması sürecini düşünürken, bu çok büyük bir bağlılık ve çok fazla zaman gerektiriyor diye düşünebilirsiniz. Biz kısa yoldan gitmeyi tercih ederiz. İki benzetme, bizi görevin ve öğrenciliğin sorumluluklarını hafife almaya karşı uyarıyor. Bize analiz ve planlamanın görevimiz için şart olduğunu hatırlatıyorlar. Bu, iyi vekilharçlık meselesidir. Luka 14:34 ayetinde bahsedilen tuzun tadı bağlılığı temsil eder. Bağlılık olmazsa, hizmetimiz ve öğrenciliğimiz yararsız ve anlamsızdır. Rabb’imize coşkunlukla ve sadakatle bağlı olmalıyız, buna sahip olmamız halinde bunu hizmete coşkunlukla ve sadakatle bağlılık izleyecektir.


Topluma nasıl ulaşabileceğinizin önceden planlanması ve organizasyonunda, kilisene yardımcı olmak için daha fazla neler yapabilirsin?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Yas. 15:11, Eyü. 29:11–17, Özd. 14:31, 19:17, Elç. 3:6, Yak. 1:27–2:5 ayetlerini; Ellen G. White, Welfare Ministry [Refah Hizmeti] kitabında 327–338. sayfalardaki “Pioneering in Australia [Avustralya’da Öncülük]” bölümünü oku.


İsa gibi Pavlus da insanların ifade ettikleri ihtiyaçlarını karşılama işinde yer aldı. Bunun örneğini Pavlus’un Atina’daki Ares Tepesi’nde bulunduğu ünlü hikâyede görebiliriz. Elçilerin İşleri 17:23 ayetinde, kentteki putperestlik nedeniyle üzülen Pavlus’un yerli aydınlarla ve çarşı meydanında karşılaştığı herkesle canlı tartışmalara girdiğini görüyoruz. Onların ihtiyaçlarının ve sorunlarının farkına vardı. Hayatlarında bilinmeyen bir Tanrı şeklinde bir boşluk olduğunu ve gerçek Tanrı’yı tanıyarak yararsız putlara tapınmaktan vazgeçmeleri gerektiğini anladı. Böylece hem Yahudilerin hem de “Tanrı’ya tapan yabancılar”ın (Elç. 17:17) bulunduğu havrada vaaz etmeye başladı. Başka bir deyişle, eline geçen fırsattan faydalandı ve Müjde mesajını iletti. Pavlus insanlarla bulundukları yerde buluşmaya çalıştı. Bunu havra dışında ve sokaktayken insanlarla konuşmasından anlayabiliriz. Kitleler bir tür ilâha inanıyorlardı, zira “bilinmeyen Tanrı”ya adadıkları bir sunak yapmışlardı (Elç. 17:23). Pavlus bu önkabulden yola çıkarak, onlara “bilmeden tapındıkları Tanrı’yı” tanıtmaya çalıştı (Elç. 17:23). Hatta daha sonra, doğru bir şey yazmış olan kendi ozanlarının birinden alıntı yaptı: “Biz de O’nun soyundanız” (Elç. 17:28). İnsanların bulundukları yerden başlayarak, onları putlardan uzaklaştırıp yaşayan Allah’a ve ölümden dirilmiş olan İsa’ya yönlendirmek istedi. Kısacası, ulaşmak istediklerinin ihtiyaçlarını değerlendiren Pavlus, bu ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmaya çalıştı.


TARTIŞMA SORULARI:


“İnsanlara huzur ve mutluluğu elde edebilecekleri yolu öğreten Kişi, onların ruhsal ihtiyaçlarını olduğu kadar dünyevî ihtiyaçlarını da düşünüyordu.”–Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 365 [Sevgi Öğretmeni, s. 350]. Başkalarının ihtiyaçlarına neden hizmet etmemiz gerektiğine dair, burada bize verilen önemli mesaj nedir?


Mesaj iletme faaliyetlerini düşünürken, nihaî hedefimizin ne olduğunu unutmamaya neden dikkat etmeliyiz? Bu nihaî hedef nedir? Cevabının sebeplerini açıkla.


Bazı alıkonulma durumlarını rahatsızlık olarak değil, hizmet için kutsal fırsatlar olarak görmeyi nasıl öğrenebiliriz? Galatyalılar 2:20 ayeti bize bu konuda nasıl yardım eder?


Cuma


26 Ağustos


*27 Ağustos–2 Eylül


İsa Onların Güvenini Kazandı


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Yar. 15:6, Say. 14:11, 1Ko. 3:1–9, Dan. 6:1–3, Neh. 2:1–9, Yas. 4:1–9, Elç 2:42–47.


HATIRLAMA METNİ: “Ne var ki, İsa’yla ilgili haber daha da çok yayıldı. Kalabalık halk toplulukları İsa’yı dinlemek ve hastalıklarından kurtulmak amacıyla akın akın geliyordu” (Luka 5:15).


Bir Yedinci Gün Adventist kilisesi birkaç yıldır yerel bir devlet ilkokuluna haftanın beş günü kahvaltı sağlıyordu. Ulus çoğunlukla dindar olmayanlardan oluşmasına rağmen, her devlet okuluna bir din görevlisi atamak üzere yeterli bütçe verilmesine dair kanun yeni yürürlüğe girmişti ve okul ve toplum Yedinci Gün Adventist kilisesinden bir din adamı görevlenmeleri yönünde talepte bulundu (talebin yalnızca bir kiliseden yapılması nadirdir). Din görevlisinin rolü, öğrencilerin ve hatta tüm okul toplumunun fiziksel, duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarının karşılanmasına yardımcı olmaktır. Fırsatlar inanılmazdır.


Okul müdürü, okulu ziyaret eden kilisenin pastörüne “Kilisenizle olan eşsiz ve özel ilişkimiz beni son derece memnun ediyor, keşke diğer kiliseler de sizin gibi ilgilenebilse” dedi. Pastör okuldan ayrılmak üzereyken, okulun halkla ilişkiler görevlisi kilisenin yaptıklarından ötürü kendisine teşekkür etti ve bir Cumartesi günü kiliseye katılıp katılamayacağını sordu.


Bu hafta, hizmet etmeyi ve Mesih’e kazandırmayı amaçladığımız insanların güvenini kazanma konusunu işleyeceğiz.


*3 Eylül Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders


28 Ağustos


Güven Kazanmak


İyiliklerini istedikten, anlayış gösterdikten ve ihtiyaçlarına hizmet ettikten sonra, İsa “onların güvenini kazandı.”


Güven sözcüğünün İngilizce karşılığı olan Confidence, “ile” anlamına gelen con ve “iman” anlamına gelen fides Latince sözcüklerinin birleşiminden meydana gelmiştir. Kutsal Kitap boyunca, iman sözcüğünün anlaşılmasını sağlamak üzere çeşitli kelimeler kullanılmıştır.


İbranicede “iman” anlamındaki sözcüğün temel kökü amn’dır, amin sözcüğü tüm dillere buradan geçiyor [Dilimizdeki Arapça kökenli “iman” da aynı ortak kökten türemiştir]. Temel fikir sebat, devamlılık ve güvenilirliktir. İnsanın güvenebileceği ve inanabileceği sağlam, somut bir şey düşüncesi verir. Allah’a iman, kurtaran iman bağlamında çoğunlukla “inanmak, iman etmek” olarak tercüme edilirken, başka bir biçiminde ise “hakikat” anlamına gelir. Mesih’in insanların güvenini kazanma örnekliği bağlamında buradaki anlam, İsa’nın insanların arasına karışması, duygularını paylaşması ve onlara hizmet etmesiyle gerçekleşen, sarsılmaz ve güçlü bağlılığın görülmesinden gelen güvenin uyandırılması olacaktır.


Her birinde amn kökünden türeyen bir sözcük bulunan aşağıdaki ayetleri oku: (Yar. 15:6, Say. 14:11, Yşa. 7:9, Hab. 2:4). Sözcük metnin içerisinde nasıl kullanılmış ve güven ile inanç fikrini nasıl yansıtıyor?


Yeni Ahit Yunancasında, İbranice amn (iman, inanç) sözcüğünün anlamını yansıtmak için kullanılan kök sözcük “pistis”tir. İman kavramını karşılayan bu Yunanca sözcük inanç, güven, mutlak kesinlik, güvenilirlik ve teminat anlamlarını ifade eder. Mesih’in insanların güvenini kazanma örnekliği bağlamında buradaki anlam, O’nun insanların arasına karışmada, duygularını paylaşmada ve onlara hizmet etmedeki özverili bağlılığına karşılık olarak, mutlak kesinlik, teminat, güven ve inanç duygularının uyandırılması olacaktır.


Kutsal Yazılar’da güven kavramının insanlara atfedildiği durumlarda (özgüven veya bir insana güven gibi), çoğunlukla olumsuz anlam taşıyabildiğine dikkat edilmeli (bkz. Mik. 7:5 ve Mez. 118:9). Güven, Allah’a atfedildiği zaman olumlu anlama sahiptir. Burada bir uyarı yapılmalıdır. İsa’nın izleyicileri olarak, O’nun insanların arasına karışma, duygularını paylaşma ve ihtiyaçlarına hizmet etmede gösterdiği örneği yaşamaya çağrılıyoruz. Yine de, hizmet ettiklerimiz bize güven duyduklarında, onları İsa’ya ve O’nun onlar için yaptıklarına yönlendirmeliyiz.


Birisi sana “Allah’a gerçek iman neye benzer?” diye sorsa cevabın ne olurdu? Neden? Cevabını Sebt günü derste söyle.


Pazar


29 Ağustos


Hassas Bir Denge


Bir Afrika ülkesindeki Yedinci Gün Adventist Kilisesi hızla büyümektedir. Bunun sırrı nedir? Kilise önderleri bu büyüme ile kilise üyelerinin ülke genelindeki toplumlarda yaşayan insanlara verdiği özverili ve koşulsuz hizmet arasında güçlü bir bağ olduğunu belirtmişlerdir. Yedinci Gün Adventist Kilisesi’ne yaygın bir şekilde duyulan bu güven, ülkenin cumhurbaşkanının da dikkatini çekti. Büyük bir Adventist Toplum Hizmetleri toplantısına katılarak, Yedinci Gün Adventist Kilisesi üyelerine hizmetlerinden ötürü kişisel olarak teşekkür etti.


Aynı zamanda, Mesih’in temsilcileri olarak ince bir çizgide yürümeliyiz. İsa’nın da yaptığı gibi, insanların güvenini ve inancını kazanmalıyız. Ancak onların bize duyduğu güven ve inanç İsa’ya yönlendirilmelidir. Biz sadece kanallarız. Bizde Mesih’e ait bir şeyler görüyorlar; bu ister diğerkamlık, ister sevgi, ister ilgi, ister başkalarının iyiliği için özveride bulunmak olsun; ve bize doğru çekiliyorlar. Ancak yine de, her zaman olduğu gibi, bize çok yakından baktıklarında gördükleri her şeyden memnun olmayabilirler, zira hepimiz günahkârız. Dolayısıyla onları her zaman, tamamen güvenebilecekleri tek kişi olan İsa’ya yönlendirmeliyiz. Geri kalanımızın eninde sonunda hayal kırıklığına uğratması kaçınılmazdır.


  1. Korintliler 3:1–9, 5:1 ayetlerini oku. Pavlus’un kilisede uğraştığı sorun nedir? Bu insanlar kiliselerine başkalarını davet etseler ve ziyaretçiler de Pavlus’un hakkında konuştuğu şeyi görseler, bu nasıl bir tanıklık olurdu?

Tabi ki, başkalarının ihtiyaçlarına hizmet etmeye çalışmak için mükemmel olmamız veya mükemmel bir kilisemizin olması gerekmiyor. Aynı zamanda, bir ölçüde başkalarının inanıp güvenmeyi öğrenebileceği türden insanlar olmaya çalışmalıyız. Bunu da ancak İsa’nın yaptığı gibi insanlarla içtenlikle ve özenle ilgilenebildiğimiz ölçüde yapabiliriz. Gerçekten de, bir kilisenin üyelerinin yalnızca toplumun ihtiyaçlarına hizmet etmeye ve onlara Mesih’in sevgisini göstermeye odaklanması halinde, kilise içindeki çekişme ve anlaşmazlıkların birçoğunun çabucak ortadan kalkacağına hiç şüphe yok.


Kilisene bazı ziyaretçiler düzenli olarak katılmaya başlasalardı ne görürlerdi ve gördükleri onlara ne tür bir tanıklık sunardı?


Pazartesi


30 Ağustos


Sosyal Sermaye


“İyi ad büyük servetten, saygınlık gümüş ve altından yeğdir” (Özd. 22:1, NIV). Burada ifade edilen kavram, topluma tanıklığımızla ve mesaj iletme hizmetimizle nasıl ilişkilidir?


“Sosyal sermaye” nedir? Bir banka hesabına yatırım yaptığınızda paranızın değeri giderek artar. Sosyal sermaye de, tıpkı bankadaki para gibi değerli olan olumlu ve üretken ilişkileri kapsamaktadır. Toplum önderleriyle yakınlık kurduğunuzda, onlara toplumun ihtiyaçlarını sorduğunuzda, bu ihtiyaçları karşılamak için fikirlerine başvurduğunuzda, sonrasında da harekete geçtiğinizde, onlarla ilişkiler geliştirirsiniz. Bu sosyal sermayedir. Onlarla her olumlu deneyim, ilişkinizde bir yatırım gibidir. Sosyal sermayeniz büyümeye devam eder ve onların gözündeki değeriniz artar.


Kilise Yönetmeliği bize Yedinci Gün Adventistleri’nin “herkesin ortak yararına çalışarak, örnek yurttaşlar olarak tanınmaları gerektiğini” hatırlatmaktadır. “Toplumsal düzen ve iyileştirme için gösterilen tüm çabaları hizmetimizle ve paramızla, mümkün olduğunca ve inancımıza uygun şekilde desteklemeli” ve “toplumsal konularda adaletin ve doğruluğun yanında tavizsiz olarak yer almalıyız.”—“Standards of Christian Living [Hristiyan Yaşam Standartları],” s. 137, 138.


İsa’nın dünyevî hizmetine ek olarak, Kutsal Yazılar’da Allah’ın halkı “sosyal sermaye” edindiğinde ne olabileceğine dair başka örnekler de verilmektedir. Aşağıdaki ayetleri oku ve bu Kutsal Kitap karakterlerinin “yabancılarla” yaşadığı olumlu ilişkiler ile bunların sonucunda neler olduğunu açıkla:


Elç. 7:9, 10; Yar. 41:38–45


Dan. 2:46–49, 6:1–3


Tabii ki bizim burada gördüğümüz türde çarpıcı kurtuluşlarımız ve hikâyelerimiz olmayabilir. Fakat önemli olan bu değil. Bu adamlar sağlam bir karakter sergileyerek etraflarındakileri etkilemişlerdir. Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler (s. 217, 218, 221 [Geçmişten Sonsuzluğa, 1. Cilt, s. 115, 116, 118]) ve Peygamberler ve Krallar (s. 628 [Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, s. 371]) kitaplarında, bu dindar adamlarda bulunan nezaket, sadakat, bilgelik, sağlam muhakeme, beceriler, asil saygınlık ve sarsılmaz dürüstlük özelliklerinin onlara çevrelerindeki “putperestlerin” güvenini ve beğenisini kazandırdığını belirtiyor.


Salı


31 Ağustos


Sosyal Sermayenin Değeri


Kiliseler, sınırlı bütçelerle faaliyet gösteren, büyük ölçüde gönüllülerden oluşan gruplardır. Sosyal sermaye, kilisenizin kendi başına gerçekleştiremeyeceği önemli hedeflere ulaşma şansını artıran başlıca varlıklarından biridir. Kimi ülkelerde eski bir gelenek olan çiftçilerin diğer çiftçilere hasatlarında yardım etmeleri sosyal sermayeye bir örnektir. Yani, her durumu ayrı ayrı değerlendirmek gerekse de, makul ve elverişli durumlarda hedeflerimize ulaşmak için başkalarıyla işbirliği yapabiliriz.


Nehemya 2:1–9 ayetlerini oku. Kral Artahşasta’nın Nehemya’ya duyduğu Allah’tan kaynaklanan güvenin sonucu ne oldu?


“[Nehemya] eksik olduğunu gördüğü unsurları, bunları sağlayabilecek olan kişilerden istedi. Rab, gerçeğin davası için, Kendi mallarını emanet ettiği kişilerin kalplerinde çalışmaya halen isteklidir. Rab için emek verenler, O’nun başkaları aracılığıyla sunduğu yardımdan yararlanabilmelidirler... Armağanları veren kişiler Mesih’e iman etmiyor olabilirler, O’nun sözüne aşina olmayabilirler; fakat armağanları bu gerekçelerle reddedilmemelidir.”—Ellen G. White, Peygamberler ve Krallar, s. 634 [Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, s. 374].


Bu olayda Allah’ın putperestlerin kalplerinde O’nun işlerinin ilerlemesine yardım etmeleri için çalışması ne kadar etkileyicidir. Bu bize önemli bir ders vermelidir. Mesih’in amaçlarına hizmet edecekse, başka insanlarla, hatta inancımızı paylaşmayanlarla veya hiçbir inanca sahip olmayanlarla, elimizden geldiği ölçüde birlikte çalışmalıyız. Bununla birlikte, tabii ki başkalarıyla kuracağımız her türlü ortaklıkta dikkatli olmalıyız. Verecekleriyle toplumun bir bütün olarak iyiliği doğrultusunda gerçekleştirmek istediklerimize büyük katkı sağlayabilecek olan diğer insanlarla, dikkatle ve duayla birlikte çalışabiliriz. Çoğu zaman, insani yardım çalışmalarımızdan etkilenen kamu kurumları, hatta özel işletmeler ya da bireyler destek vermeyi önereceklerdir. Bu destek gözü kapalı kabul ya da reddedilmemelidir. Bunun yerine, herhangi bir karar verilmeden önce, bilgi ve tavsiyeler alınarak, her durum ayrı ayrı duayla değerlendirilmelidir.


Daha sonra kendin için değil, fakat başkaları için müspet yararlarla sonuçlanacak şekilde, toplumunda “sosyal sermaye” oluşturabilmenin bazı yolları nelerdir?


Çarşamba


1 Eylül


Bütün Halkın Beğenisini Kazanmak


Bizim, bir halk olarak, Rab’den gelen çok fazla ışıkla bereketlendiğimize hiç şüphe yok. Bu ışık, başlı başına birer bereket olan Çarmıh’ı, gökteki tapınağı, ölülerin durumunu, Sebt’i ve büyük mücadeleyi anlamak gibi, yalnızca teoloji alanında değildir. Bize sağlık ve şifaya dair verilen ışığı da düşündüğümüzde, etrafımızdakilere sunabileceğimiz çok şey olduğunu görürüz.


Aslında, sağlık mesajı toplumlarımıza ulaşmada bize yardımcı olabilecek etkili bir temas noktası olabilir. Ne de olsa, (en azından başlangıçta) inançlarımızla herhangi bir şekilde ilgilenmeyen kişiler de sağlıklarının iyi olmasını isterler. Bize verileni paylaşmak için ne büyük bir fırsat. Daha önce gördüğümüz gibi, İsa: “Kime çok verilmişse, ondan çok istenecek. Kime çok şey emanet edilmişse, kendisinden daha fazlası istenecektir” dedi (Luka 12:48). Şüphesiz, bize çok şey verilmiştir.


Yasanın Tekrarı 4:1–9 ayetlerini oku. Rab o zamandaki halkına ne söylüyor ve Rabb’in onlara kendilerine verdiği tüm buyruklara mutlaka uymalarını söylemesi de dâhil olmak üzere, burada ifade edilen ilke bizim için ne şekilde geçerlidir?


Birkaç yıl önce bir Yedinci Gün Adventist topluluğu şu sorunun cevabını düşünüyordu: Topluluğumuz bir şekilde bir gecede ortadan kalksa, toplumumuzdaki insanlar bizi özler miydi? Yanıt basitti: Hayır, özlenmezlerdi. Toplumları onlara güven duymuyordu.


Cevaptan memnun olmayarak, artık duvarlar inşa etmek yerine köprüler kurmaya karar verdiler. Doğru bildiklerinden taviz vermemeye dikkat ederek, hâlihazırda Allah’ın işini yapan kuruluşlarla işbirliği içinde çalışmaya başladılar. Bu kuruluşlarla, tek seferlik projeler yaparak değil, toplumlarına büyük fayda sağlayan sürekli bir programı devam ettirerek, yakın ilişkilerini sürdürdüler. Şüphesiz, kiliseye karşı tavırlar çok geçmeden değişti.


Elçilerin İşleri 2:42–47 ayetlerini oku. İlk kilisede “bütün halkın beğenisini kazanmış” (Elç. 2:27) olmalarıyla kilisenin büyümesi arasında nasıl bir bağlantı vardı? Bu bölümde bahsedilen değerleri kilisenizin değerleriyle karşılaştır.


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Markos 5:18–20; Luka 8:38, 39; Elçilerin İşleri 5:12–16 ayetlerini oku. Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti] kitabında 17–28. sayfalardaki “Our Example [Örneğimiz]”; Selected Messages [Seçme Mesajlar], 3. kitap, 236–240. sayfalardaki “The Grace of Courtesy [Nezaketin Zarafeti]” (bilhassa 238, 239. sayfaları); Çağların Arzusu kitabında 511–517. sayfalardaki “İsa Çocuklan Kutsuyor” [Sevgi Öğretmeni, s. 503–508] ve My Life Today [Bugünkü Hayatım] kitabında 242. sayfadaki “Relieve the Oppressed [Baskı Altındakileri Kurtarmak]” bölümlerini oku.


Şüphesiz, sizin ve kilisenizin toplumunuzun yararı için diğer kiliselerle ve kuruluşlarla işbirliği yapabileceği sayısız yol vardır. Yerel kilisenizin toplumunuzun ihtiyaçlarının neler olduğunu bilmesi ve mümkün olduğu ölçüde bu ihtiyaçları karşılamak için diğerleriyle uyum içinde çalışması çok önemlidir. Toplum içinde, hatta diğer kiliseler arasında güven tesis etmenin daha iyi bir yolu var mı? Kiliseniz ile onun hedef kitlesi arasında karşılıklı güven tesis edildiğinde onların İsa’ya doğru yürüyebilmeleri için zemin hazırlanmış olur, zira “bu iş meyvesiz olmayacaktır, olamaz.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti], s. 144. İhtiyacı olanlara ulaşmak ve iyilikte bulunmak gibi basit bir eylemle kaç kişinin kazanıldığını ya da kazanılacağını yalnızca Allah bilir.


TARTIŞMA SORULARI:


Toplumda sağlam bağlar oluşturma ve itibar sahibi olma fikriyle, İsa’nın Matta 10:22 ayetinde yer alan “Benim adımdan ötürü herkes sizden nefret edecek. Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır” uyarısını nasıl bağdaştırabiliriz? Şiddetli bir çelişki gibi görünen bu durumun üstesinden nasıl gelebiliriz?


Şu soruya cevabınızı derste tartışın: Gerçek iman neye benzer? Yani, biz gerçekten kurtaran imanla İsa’ya iman ediyorsak, iman etmeyenlerle aramızdaki fark ne olacak?


Bizimle aynı inançtan olmayan kişilerden gelen hediyeler/bağışlar sorusu, üzerinde dikkatlice düşünmemiz gereken bir konudur. Çarşamba günkü derste gördüğümüz üzere, Ellen G. White İsa’ya iman etmeyen kişilerden hediye almak hakkında olumlu konuşmuştur. Ancak Ministry of Healing [Şifa Hizmeti] kitabında (s. 340), alkollü içecek sektöründe faaliyet gösterenlerden (kendi kiliselerinde “iyi ve düzenli” üyeler olsalar dahi) para alan kiliseleri sertçe eleştirmiştir. Bu kişilerden alınan paranın “kan lekeli ve lanetli” olduğunu söylemiştir. İyi bir amaç için bile olsa, kimden bağış kabul edeceğimiz veya genel olarak kiminle işbirliği yapacağımız hususunda doğruyu yanlıştan nasıl ayırabiliriz?


Cuma


2 Eylül


*3–9 Eylül


İsa Onlara “Ardımdan Gelin” Dedi


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Yuhanna 10:1–5, 16; Luka 9:2; Va. 14:6, 7; Luka 19:1–10; Elç. 26:11–27; Va. 3:20.


HATIRLAMA METNİ: “[Koyunlar] bir yabancının peşinden gitmezler, ondan kaçarlar. Çünkü yabancıların sesini tanımazlar” (Yuhanna 10:5).


M.S. 362 yılında Roma imparatoru Julianus, paganizmi hayata döndürmek için seferberlik başlattı. Hristiyanlık Roma İmparatorluğu’nu ele geçiriyordu, bu nedenle kendisi ve pagan liderler endişe içindeydiler. Julianus’un önde gelen bir pagan rahibe tavsiyesi endişesini açıklıyor ve Hristiyanlığın nasıl bu kadar hızlı büyüdüğüne dair ipucu veriyordu: “Yoksulların [pagan] rahipler tarafından ihmal edilmeleri ve görmezden gelinmeleri neticesinde, kafir Celilelilerin [Hristiyanlar] bunu gözlemlediklerini ve kendilerini onların iyiliğine adadıklarını düşünüyorum... Yalnızca kendi yoksullarına değil, bizim yoksullarımıza da destek oluyorlar; herkes bizim halkımızın bizden yardım alamadığını görüyor.”—Alıntı yapan: Rodney Stark, Cities of God [Allah’ın Kentleri] (San Francisco: HarperCollins Publishers, 2006), s. 31.


Romalılar, liderleri İsa Mesih öldüğünde Hristiyanlığın solup gideceğine bel bağlamışlardı. Aksine, rekor sayıda Roma vatandaşı İsa’yı takip ediyordu. Onlar bu “sorunu” nasıl açıkladılar? İsa’nın takipçileri O’nun sevgisini etraflarındakilerin temel ihtiyaçlarını karşılayarak gösteriyorlardı. İsa bu dünyadayken bunu yapmıştı; O’nun takipçileri de bunu yapmalıdır.


Öyleyse, İsa’yı takip etme teklifi verildiğinde birçoklarının bunu kabul etmesine şaşmamalı.


*10 Eylül Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

4 Eylül


O’nun Sesini Tanırlar


Yuhanna 10:1–5, 16 ayetlerini oku. Bu ayetler bizim, İsa’nın temsilcileri olarak, toplumlarımızdaki insanları İsa’ya götürmeye çalışırken onlarla sağlıklı ve sevgi dolu ilişkiler geliştirmemiz gereğinin önemini nasıl örneklemektedir? Onlara O’nun sesini işitmeyi öğrenmelerinde nasıl yardımcı olabiliriz?


İnsanları İsa’ya çekmede bir arkadaşın fısıltısı bir yabancının bağırmasından daha güçlüdür. Bize güvenmeyi öğrenen arkadaşlar edindiğimizde, İyi Çoban (Yuhanna 10:11, 14) bizim aracılığımızla çalışarak bu insanların O’nun sesini duymalarına, bilmelerine ve takip etmelerine yardımcı olabilir.


Tabii ki başkalarının İsa’nın sesini tanımalarına yardım edebilmemiz için, öncelikle kendimizin O’nun sesini tanıyor olmamız gerekir. Şeytan’ın kurnaz sesiyle İsa’nın sesini ayırabilecek ilahî muhakeme yeteneğine ihtiyacımız var. Gerçekten de, büyük mücadele gerçeğini ve insanların İsa’yla kurtarıcı bir ilişkiye girmelerine engel olmak için büyük gizlilikle çalışan bir düşmanımız olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız.


Yine de, insanların İsa’nın sesini tanımalarına yardım eden güçlü kanallar olabiliriz. O, doğa aracılığıyla (Günaha Düşüşün yıkımlarına rağmen), tam vaktinde karşımıza çıkan tesadüfî görünen işler aracılığıyla, Kutsal Ruh’un etkisiyle, dindar insanlar aracılığıyla ve Kendi Sözü’yle konuşmaktadır. (Bkz. Ellen G. White, Mesih’e Doğru Adımlar, s. 85–91 [Cennete Giden Yol, s. 67–72].) Biz bu sesi tanıdıkça ve ona itaat ettikçe, başkalarına da rehber olabiliriz. İsa’nın da bir keresinde uyardığı gibi, körlerin kör kılavuzları olmayı kesinlikle istemeyiz (bkz. Matta 15:14).


Neden İsa’nın insanları kendisine çekmede bu kadar etkili bir gücü vardı? Çünkü O’nun fedakârca Kendisinden verme örneğine direnmek zordur. O’nun bedeni olan biz, O’nun Kendi hayatını içimizde yaşamasına izin vererek bencilliği bir kenara atar ve bir hizmetkârın doğasına bürünürsek, başkaları da bizdeki Mesih’in çağrısına doğru çekileceklerdir.


İyi Çoban’ın temsilcileri olarak, insanlara O’nu takip etmelerini teklif ettiğimizde O’nun hizmetinin niteliklerini yansıtmalıyız. Hem sözde, hem de İsa’nın özverili sevgisini yansıtan hakiki hizmette sahicilik, hizmet ettiklerimizin kulaklarını açar ve toplum ile kilise arasındaki engelleri yıkar.


Başkalarının Çoban’ın sesini duymalarına yardım edebileceğin somut yollar neler?


Pazar


5 Eylül


Aramalıyız


Luka 19:10, Markos 1:17, Luka 9:2 ve Vahiy 14:6, 7 ayetlerini oku. Tüm bu ayetlerde ortak olan bir kilit nokta nedir? Yani, bu ayetler bize ne yapmamızı söylüyorlar?


Bir Yedinci Gün Adventist cemaati yıllar boyunca, sanki kilisemiz insanları sihirli bir şekilde kendisine çekecek devasa bir mıknatısmış gibi, “Rab, lütfen toplumumuzdaki insanları kilisemize ve Sana çek” diye dua etmişti. Evet, kimi zaman insanlar, görünürde bizim gösterdiğimiz bir çaba olmaksızın, Allah’ı aramak için kiliselerimize geliyorlar.


Peki, seneler geçse ve toplumdan hiç kimse kapınızdan içeri girmezse kiliseniz ne yapmalıdır? Yalnızca insanların gelmesi için dua etmeye odaklanıyorsanız, İsa’nın canlar kazanma yöntemini uygulamıyorsunuz demektir. O halkın arasına karışmış, sosyalleşmiş ve kurtarılacak insanları arayıp bulmuştur. “Canların bize gelmelerini beklememeliyiz; onları bulundukları yerlerde aramalıyız. . . . Müjde kendilerine götürülmediği takdirde onun asla ulaşamayacağı büyük kalabalıklar vardır.”—Ellen G. White, Christ’s Object Lessons [Mesih’in Örnek Dersleri], s. 229.


Bu arama düşüncesi çeşitli mecazlarla örneklenebilir:


  1. Çoban yolunu şaşırmış tek koyunu aramak için ağıldaki 99 koyunu bırakır (bkz. Mat. 18:10–14). İsa bu hikâyeyi “küçükleri” besleyerek günah işlemekten korumamız tavsiyesi bağlamında anlatmaktadır. “Küçükler” gerçek anlamda çocuklar olabileceği gibi, henüz olgunlaşmamış Hristiyanlar da olabilir. Yollarını şaşırıp dünyaya dönerlerse, İsa gibi biz de onları aramalı ve sevgiyle O’na geri getirmeliyiz.

Buradaki nokta, yukarıdaki ayetlerde de olduğu gibi benzerdir: kaybolanı etkin bir şekilde aramalıyız. Onlara ulaşmak için çaba göstermeliyiz. Her ne kadar ara sıra sokaktan geçen biri içeri girip “Bana Allah’ı, kurtuluşu, gerçeği öğretin” dese de, genel kaide bu değildir, öyle değil mi?


  1. Kayıplara ulaşmada “İsa’nın yöntemi, meyvesiz olmayacaktır, olamaz.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti], s. 144. Ancak biz yalnızca “aşağı dallardaki meyvelere”, yani zaten bizim Hristiyan dünya görüşümüzü paylaşan kimselere, örneğin diğer mezheplerden Hristiyanlara mı odaklanıyoruz? “Ulaşması güç meyveler”e, yani dindar olmayanlara, ateistlere, Müslümanlara, Yahudilere, Hindulara, Budistlere vb. ulaşmak için ne yapıyoruz? Tarihsel olarak, Hristiyan dünya görüşüne sahip insanlar Adventizmi kabul edilebilir bulurlar, ancak İsa’yı farklı dünya görüşlerine sahip inanç gruplarıyla paylaşma işini çok daha iyi bir şekilde yapmalıyız.

Pazartesi


6 Eylül


Köprü


Bazen bir kilisenin sağlık, kişisel finansman, çatışma yönetimi vb. alanlarda toplum hizmeti mesaj iletme programları olur. Kilise şunu sorabilir: İnsanları “Ardımdan gel” aşamasına getirmek için gerekli köprü nedir? Bunun yerine, köprünün Kim olduğunu sormalıyız. Yanıt: Sizsiniz! “Müjdenin lehine en güçlü kanıt, seven ve sevilen bir Hristiyandır.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti], s. 470. Etkinlikten etkinliğe, programdan programa katılan öğrenmeye meraklı ziyaretçileri tutmada başarılı olan kiliseler, Allah’ı gerçekten seven ve uzun süreli arkadaşlıklar kurmaya istekli üyelerle bereketlenirler.


Öte yanda ise, ziyaretçilere olan yaklaşımlarında dikkatsiz, hatta onlara karşı ilgisiz olan kilise üyelerinin, kilisenizin mesaj iletmesinde son derece olumsuz bir etkisi olabilir. “Rab, hiçbir zaman ihtida etmemiş veya zamanında ihtida etmiş olmasına rağmen yeniden uzaklaşmış kilise üyeleri yüzünden, artık birçok canı gerçeğe getirmek için çalışmıyor. Bu kendini adamamış üyelerin yeni mühtediler üzerinde nasıl bir etkisi olurdu? Bunlar, Allah’ın halkının taşıması gereken Allah tarafından verilen mesajı etkisiz hale getirmezler mi?”—Ellen G. White, Testimonies for the Church [Kilise İçin Tanıklıklar], 6. cilt, s. 371.


Luka 19:1–10 ayetlerini oku. Zakkay neden İsa’yı bir anlığına görebilmek için ağaca tırmanma ihtiyacı hissetti? Bu hikâyeden hangi ruhsal dersleri çıkarmalıyız?


Eriha’da İsa’ya ulaşılmasına engel olanlar Zakkay’ın İsa’ya yaklaşmak için çok hevesli olduğuna dikkat etselerdi ve bu “günahkârı” Kurtarıcı’nın ayağına sevgiyle davet etselerdi ne olabilirdi, düşünün.


Aramızdan İsa’nın etrafındaki “kalabalığın” parçası olanlar, O’nun çabalayan, günahkâr insanlığa duyduğu sevgiyle öylesine “aşılanmış” olmalılar ki, biz “bulaşıcı” Hristiyanlar haline geldik. Allah’ın bizim gibi günahkârlara duyduğu sevginin ve lütfun derinlemesine farkında olursak, kalabalığın dışında bulunan ruhsal yönden zayıfları şevkle arar ve şefkatle İsa’ya götürürüz.


Kilisendeki yeni yüzlere nasıl davranıyorsun? Onlarla konuşmak için çaba gösteriyor musun? Yoksa onlara başkalarının hizmet edeceğini düşünerek bu insanları görmezden mi geliyorsun? Cevabın senin hakkında ne söylüyor ve neyin değiştirilmesi gerekiyor olabilir?


Salı


7 Eylül


Buyruk


İsa ve öğrencileri insanları iyileştirmişler ve sonra zihinlerini ebedî konularla çevirmişlerdir. (Bkz. Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti], s. 20). Mark Finley bize insanlara Allah’ı tanıtmamanın ruhsal bir ihmal olduğunu hatırlatmaktadır. İsa’nın müjdeleme yöntemi insanlara en büyük ihtiyaç noktalarından dokunmaktı. Bu, tıbbi müjdecilik işidir. Mesih, başka hiçbir şey yapmayarak onları yalnızca fiziksel olarak iyileştirmekle yetinmiyordu. Hedef, İsa’da sonsuz hayattır. Tıbbi müjdecilik işi tanıdığımız kişilere İsa’yı takip etmeyi buyurmakla başlayamaz, ancak sonuç olarak o noktaya varmalıdır. İnsanlara olan sevgimizden ötürü, onlara İsa’nın sunduğu her şeyi sunmaya can atacağız.


Ancak şöyle diyebilirsiniz: “Ben İsa’nın yönteminin ilk kısmını yerine getireceğim, fakat “ardımdan gel” kısmına katılmayacağım. Bu benim armağanım değil.” İlk kısmı yerine getirirseniz, İsa’yı doğal ve kendiliğinden paylaştığınızı görerek şaşırabilirsiniz; üstelik insanların kalplerinin toprağını “işlemiş” olacağınızdan bu gayet doğal ve çok daha kolay olacaktır.


Hizmet ettiğiniz kişileri daha yakından tanıdıkça, inanç hakkında ve Rabb’in sizin için ne anlam ifade ettiği konusunda konuşma fırsatlarını kaçırmayın. Ruhsal konuları gündeme getirme fırsatlarını kollayın. Yeni arkadaşlarınıza aileleri, işleri, inançları hakkında sorular sorun, bu yaklaşım onlarla kişisel tanıklığınızı paylaşma imkânı verecektir.


Aslında, kişisel tanıklıklar en güçlü tanıklık yöntemi olabilir, zira aynı zamanda en az korkutucu olandır. Böylece açıkça vaaz ediyor değil, yalnızca bir hikâye anlatıyor olursunuz; hepimizin İsa’nın yaşamlarımızda yaptıklarına ilişkin kişisel bir hikâyesi olmalıdır.


Elçi Pavlus’un Kral Agrippa’ya kişisel tanıklığını anlattığı Elçilerin İşleri 26:11–27 ayetlerini oku. Başkalarına İsa hakkında tanıklık yapma arayışımızda bu öyküden kendimiz için hangi dersi çıkarabiliriz?


Çeşitli aşamalara dikkat edin. Pavlus Rabb’i tanımadan önce nasıl biri olduğundan bahsetti. Bundan sonra asıl dönüşüm deneyimini anlattı. Sonra da, Allah’ın o zamandan beri kendi hayatında neler yaptığını anlattı. Son olarak da bir çağrıda bulundu.


Bizim hikâyelerimiz Pavlus’unki kadar çarpıcı olmasalar da, senin İsa’yla kendi hikâyen nedir ve bunu doğru zamanda başkalarıyla paylaşmayı nasıl öğrenebilirsin?


Çarşamba


8 Eylül


Arayın, Bulacaksınız


Vahiy 3:20, Matta 7:7, 8 ve Yuhanna 1:12 ayetlerini oku. Bu üç bölüm birbiriyle hangi yönden ilişkili ve bize Rabb’i aramanın ve bulmanın ne anlama geldiği hakkında neler söylüyorlar?


Bu ayetler bir arada, insanların İsa’yı araması, sorması ve O’nu kabul etmeye açık olması gerektiğini gösteriyor. Aynı zamanda, Vahiy 3:20 ayeti İsa’yı kapıda durmuş, birisinin kapıyı açıp O’nu içeri alması için kapıyı çalar bir halde tasvir etmektedir.


Bu fikirler çelişkili değildir. Rab, Kutsal Ruh’un gücü aracılığıyla, insanlar olup bitenlerin farkında olmasalar bile, insanların kalbinde çalışmakta ve onları Kendisine çekmektedir. İnsanlar genellikle hayatın kendilerine sunmadıkları bir şeyi aramaktadırlar. Onları doğru yöne yönlendirmek ve aradıkları şeyin ne olduğunu daha iyi anlamalarına yardım etmek için orada olmak ne büyük bir ayrıcalıktır.


İşin aslı, İsa sizin aracılığınızla toplumunuzdaki insanların yaşamlarının “kapısını” çalabilir, böylece gönüllü bir şekilde “kapıyı açan” ve O’nu kabul edenler O’nunla birlikte gelen bereketlere kavuşur (Vahiy 3:20, Yuhanna 1:12). Ayrıca O, Kendi izleyicilerini O’nun kapısını sormaya, aramaya, çalmaya ve O’nun krallığının “güzel armağanlarını” almaya davet eder.


Kutsal Ruh size birinin Mesih’e “kapıyı açmaya” hazır olduğunu hissettirirse, ona “Benimle birlikte İsa Mesih’i kabul etmek ve O’nun ailesinin bir ferdi olmak için dua etmek istiyor musun?” diye sorun. Aşağıda o kişinin edebileceği örnek bir dua bulunuyor:


“Sevgili Rab İsa, biliyorum ki ben bir günahkârım ve Senin bağışlayıcılığına muhtacım. Senin benim günahlarıma karşılık öldüğüne inanıyorum. Günahlarımdan dönmek istiyorum. Şimdi Seni benim kalbime ve yaşamıma davet ediyorum. Sana Rabb’im ve kurtarıcım olarak güvenmek ve ardından gelmek istiyorum. İsa’nın adıyla, amin.”


Çağrıda bulunmak için doğru zamanı bilmek, ruhsal muhakeme yeteneğini gerektirir. Her ne kadar aşırı girişken olma tehlikesi her zaman mevcutsa da, belki bundan daha kötü olmak üzere, yeteri kadar girişken olamama tehlikesi de her zaman mevcuttur. Bazen insanlar Rabb’i seçmek için sağlam ve sevgi dolu bir itişe ihtiyaç duyarlar. Kimlerin iki seçim –Mesih’te sonsuz hayat, ya da sonsuz kayıp– arasında bocalamakta olabileceğini kim bilir?


Şüphesiz, bizim kutsal bir sorumluluğumuz var.


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Mez. 77:20, Hoş. 11:4, 2Ko. 5:11–21 ayetlerini oku. Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti] kitabında 139–146. sayfalardaki “Teaching and Healing [Öğretmek ve İyileştirmek]” ve 469, 470. sayfalardaki “Help in Daily Living [Günlük Yaşamda Yardım]” ; Christ’s Object Lessons [Mesih’in Örnek Dersleri] kitabında 185–197. sayfalardaki “This Man Receiveth Sinners [Bu Adam Günahkârları Kabul Ediyor]” ve 228–237. sayfalardaki “Go Into the Highways and Hedges [Yollara ve Çit Boylarına Çık]” bölümlerini oku.


Rabb’i seven ve başkalarına İsa’yı anlatmak isteyen genç bir adam vardı. Hitabet yeteneği gelişmiş ve karizmatik olan bu adam güçlü bir tanıktı. İnsanlar onun konuşmasını dinlemeyi seviyorlardı. Ancak sürekli bir sorun vardı: her zaman insanlardan İsa’ya bağlılıkta bulunmalarını istemeye korkuyordu. Bu durum diğer kilise üyelerini şaşırtıyordu, zira genç adam diğer her şekilde Rab için son derece cesur, imanı hakkında açıkça konuşmaya son derece istekli görünüyordu. Sonunda, bu kendisine sorulduğunda, Çarşamba günkü derste gördüğümüz, bunun kendi armağanı olmadığı tezini savundu. O tohum ekmeyi seviyordu; hasadı biçmeyi başkalarına bırakacaktı. Ancak bir süre sonra, her şeyden çok reddedilmekten korktuğunu itiraf etti. Kendisini Rabb’in tanığı olarak her zaman biraz yetersiz hissetmişti (ki bu iyi bir şeydir) ve bu nedenle insanlardan İsa’ya bağlılıklarını istemesinden sonra insanların bu bağlılığı göstermeyeceklerinden korkuyordu. Kilisedeki diğer kişiler tanıklık etmenin bizim için değil, İsa için olduğunu söylediler. Biz her zaman kusurlu tanıklar olacağız. Onları duayla ve sevgiyle İsa’ya yönlendirebilirsek de, ikna ve dönüşüm getirebilecek tek güç olan Kutsal Ruh’un rolünü oynayamayız. Bununla birlikte, İsa’nın sevgisini diğerlerine ulaştıran insanî kanallar olmalıyız.


TARTIŞMA SORULARI:


İnsanlardan İsa’ya bağlılıkta bulunmalarını istemeye korktuğunu söyleyen birisine ne söylerdin?


Yuhanna 1:9 ayeti şöyle diyor: “Dünyaya gelen, her insanı aydınlatan gerçek Işık vardı”. Bu ayet Rabb’in her insana kurtuluşla ulaşmaya çalıştığını anlamamıza nasıl yardımcı oluyor?


Kilisen ziyaretçilere ne kadar sıcak yaklaşıyor? Kapıdan giren yabancılarla daha iyi ilgilenmek için neler yapabilirsin?


En son ne zaman yoldan geçen birisi öylesine kilisene girdi? Kilise buna nasıl karşılık verdi?


Sınıfta kendi dönüşüm hikâyeleriniz hakkında konuşun. Başkalarına tanıklık etmek için bunları nasıl kullandınız veya kullanabilirdiniz?


Cuma


9 Eylül


*10–16 Eylül


Son Günlerde Şehir Hizmetleri


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Elç. 18:1–28; Çık. 2:23–25; Mat. 13:3–9, 18–23; Yu. 15:12, 13; 2Pe. 3:9.


HATIRLAMA METNİ: “Sizi sürmüş olduğum kentin esenliği için uğraşın. O kent için Rabb’e dua edin. Çünkü esenliğiniz onunkine bağlıdır” (Yeremya 29:7).


Üç meleğin mesajları, müjdenin “her ulusa, her oymağa, her dile, her halka” iletilmesini gerektirmektedir (Vahiy 14:6). Dolayısıyla, bu mesaj insanların yaşadığı her yerde onlara götürülmelidir. Günümüzde de pek çok insan şehirlerde yaşadığından, gitmemiz gereken yerler şehirlerdir.


Aslında, şehir çalışmaları yapma zorunluluğu Birleşmiş Milletler istatistik uzmanlarının kayıtlı tarihte ilk kez dünya nüfusunun çoğunluğunun büyükşehirlerde yaşadığını açıkladığı 2007 yılında artmıştır. Günümüzde şehir hizmetleri Yedinci Gün Adventist müjdeleme stratejisinin temel konusu haline gelmiştir.


Adventist müjdeleme teşkilatı birçok ülkede büyükşehir bölgelerinin dışındaki küçük kasabalarda ve kırsal bölgelerde şehirlerden daha çok şey gerçekleştirmiştir. Araştırmalar, bazı önemli kentsel bütünlerde halkın çoğunluğunun Yedinci Gün Adventist Kilisesi’ni hiç duymadıklarını, dolayısıyla “üç meleğin mesajı” hakkında hiçbir şey bilmediklerini göstermiştir.


Bu nedenle, dünyaya ulaşmak için şehirlere ulaşmamız gerektiği çok açıktır.


*17 Eylül Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

11 Eylül


Şehirlerin Doğası


Şehirler birçok farklı kültürü, etnik grubu, dili ve dini bir araya getirir. Öteden beri, her grubun kendi “mahallesi,” yani tanımlanmış bölgesi vardı. Günümüzde, giderek artan bir şekilde, büyükşehir bölgelerinin her yerinde her tür insan birbirlerinin bitişiğinde yaşamaktadır. Bu çok kültürlülük risk ve karmaşaya yol açsa da, aynı zamanda Müjde için büyük bir fırsat da sunmaktadır. Şehirlerin dışında bulunan daha geleneksel kültürel ortamlara göre, çoğunlukla yeni fikirlere daha fazla hoşgörü, yeni dinleri dinlemek için daha fazla istek gösterilmektedir. Şehir, aksi durumda Yedinci Gün Adventist mesajına yaklaşması mümkün olmayan birçok kişiye erişmeyi sağlayabilir.


Pavlus’un kentlerde kiliseler kurma arayışının bir örneğini görmek için Elçilerin İşleri 18:1–28 ayetlerini oku. Orada yaptıklarından neler öğrenebiliriz?


Bu kent merkezlerinde, tıpkı günümüz kentlerinde olduğu gibi, birçok farklı dil, kültür ve etnik gruptan oluşan bir mozaik vardı. Pavlus belirli alanlardan insanlar bularak bunlarla bağlar kurdu. Yahudi inancıyla, Roma vatandaşlığıyla ve eğitimini almış olduğu çadır yapımı işiyle bağlarını paylaşan insanlar buldu. Bu vasıflarını geçinmek için kullandı. İman etmiş ve kendileri de müjdeci olmuş olan bir çiftin evinde kaldı. Kovulana kadar havrada öğretti, sonra bir imalının evinde ev kilisesi kurdu. Kendisi oradan ayrıldığında gruba önder olarak atayabileceği, yeterli sayıda yeni imanlıları eğitti ve onlara akıl hocalığı yaptı.


Açıkça anlaşıldığı gibi, Pavlus kentin çok kültürlü ve çok dinli ortamında rahatlıkla çalışabiliyordu (ayrıca bkz. 1Ko. 9:20–23). İçinde bulunduğu çevreye uyum sağlamayı biliyordu ve ulaşmaya çalıştığı kişilerin ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayacak şekilde gerçeği sunmayı öğrenmişti.


Bireyler olarak biz ve bir bütün olarak yerel kilisemiz, toplumlarımıza ulaşabilmek amacıyla, aralarına karışmak için nasıl daha donanımlı olabiliriz?


Pazar


12 Eylül


İniltileri Duymak


Mesih Yeruşalim’i, Kefernahum’u ve zamanının diğer kentlerini dolaşırken, hastalar, sakatlar ve yoksullar O’nun, yani Şifacı’nın etrafını sararlardı. Yüreği acı çeken insanlık için çarpıyordu.


Şehirde her şeyin daha fazlası vardır: daha fazla insan, daha fazla bina, daha fazla trafik ve daha fazla sorun. Bu durum kiliseler için büyük zorluk teşkil eder. Müjdeyi paylaşanlar etraflarındaki muazzam insan ihtiyaçlarını görmezden gelip sadece mesajın kendisine odaklanamazlar, zira böyle bir yaklaşım mesajı itibarsızlaştırır. Eylemlerimiz sözünü ettiğimiz merhameti, lütfu ve umudu örneklemezse, sözümüz gücünü yitirecek, kitlelerin dikkatini çekmek için yarışan pek çok sesten biri olarak kalacaktır.


Mısır’dan Çıkış 2:23–25, 6:5, Mezmur 12:5, Romalılar 8:22 ve Eyüp 24:12 ayetlerini oku. Bu ayetlerde bizim için hangi mesaj var?


Dünyamız yaralı bir yer. Günahın ağırlığı ve acısı altında inliyor. Kim olursak olalım, hiçbirimiz bu gerçekten kaçamayız.


Bu acı bize tanıklık için güçlü fırsatlar da sunuyor. Ancak burada dikkatli de olmak zorundayız. Bir kilisenin gösterdiği dostluk açısından üye olmayanlarca nasıl algılandığı söz konusu olduğunda, toplum faaliyetleri ile ihtiyaçları gerçekten karşılayan sürekli hizmet arasındaki farkı anlamak gerek. Toplumdaki insanların zihinlerinde, yılda bir kere herhangi bir bayramda ailelere yemek dağıtan bir kiliseyle, büyük bir şehirdeki belirli bir Adventist kilise tesisi gibi bir kilise arasında fark var.


Bu kilise ne yapıyor? Her gün faaliyet gösteren bir toplum merkezinde toplanıyor. İnsanlar her sabah oraya gidip sıcak kahvaltı yiyebilirler! Hatta bu büyük bir kilise bile değil. Yalnızca yetmiş beş kadar üyesi var, ancak onlar kendilerini tamamen mahallelerindeki komşularının ihtiyaçlarını karşılamaya adamışlar. Bu büyük bir iş, ancak adanmışlık ve ihtiyacı olanlara yardım etme zorunluluğu duygusu gerektiriyor.


Tüm kiliselerimiz mahallelerimizden muhakkak yükselen iniltilere yanıt vermeye yardımcı olacak bir şeyler yapsaydı, bunun toplumlarımız üzerinde etkisini düşünün.


Pazartesi


13 Eylül


Şehirlerde Ekmek ve Biçmek


Matta 13:3–9, 18–23 ayetlerini oku. Bilinen bir hikâye olsa da, öğrettiklerini şehirler dâhil olmak üzere toplumlarımıza nasıl hizmette ve tanıklıkta bulunmamız gerektiğini daha iyi anlamamıza yardımcı olması için nasıl kullanabiliriz?


Kırsal çevrede geçiyor olsa da, bu benzetme aslında küçük kasabalar ve kırsal alanlardan çok şehir hizmetlerinde daha önemlidir, zira kentsel alanlarda “toprak” çeşitliliği daha fazladır. Bu da müjdeleme kampanyalarını şehirlerde yürütmenin neden kırsal alanlara göre daha zorlu olduğunu açıklamaktadır.


Farklı toprak koşulları farklı sonuçlar verir, bu da müjdeleme faaliyetlerine yatırım yapmadan önce toprak koşullarının incelenmesini gerektirir. Toplum “toprağının” incelenmesinden sonra kiliseniz bölgede “iyi toprağın” sınırlı olduğunu görürse, sert patikaları yumuşatarak, kayaları kaldırarak ve dikenleri temizleyerek toprağı iyileştirmeyi planlamalısınız. Yani, müjdelemenin başarılı olması için kilise önceden çalışarak toprağı hazırlamalıdır. Bu, bir müjdeleme kampanyasının etkisinde çok ciddi fark yaratabilir.


Kutsal Yazılar, 1. Korintliler 12, Romalılar 12 ve Efesliler 4 bölümlerinde ruhsal armağanları öğretmektedir. Bu bölümler, armağanların çok çeşitli, ancak görevin yalnızca bir olduğunu söylüyor. Toprak koşulları ve tohum ekmeyle ilgili benzetme, şehirlere ulaşmada birçok farklı armağana ihtiyaç olduğunu açıkça örneklemektedir. Ellen G. White, büyük şehirlerde “çeşitli armağanlara sahip kişilerin çalıştırılması gerektiğini” yazmıştır. “Yeni yöntemler kullanılmalı. Allah’ın halkı, içinde yaşadıkları zamanın gerekliliklerinin farkına varmalılar.”—Ellen G. White, Evangelism [Müjdecilik], s. 70. Sahip olduğu ilahî içgörü armağanı sayesinde, şehir hizmetlerinde etkili olabilmek için neyin gerekli olduğunu görmüştür. Günümüzde büyük, çok yönlü bir strateji içinde çalışırken, çok çeşitli yaklaşım ve armağanlara sahip olmak artık daha da gereklidir. Tek bir kampanya veya bir ana proje, uzun vadede çok da fazla bir şey getirmeyecektir. Şehrin büyüklüğü ve karmaşık yapısı bu tür programları kolayca yutar ve birkaç hafta içinde herhangi bir etkinin izi bile kalmaz. Dolayısıyla, önceden daha fazlası yapılmalıdır.


Tanıklık etmeye çalıştığın kişileri düşün. Ne türden topraktalar? Toprağı daha iyi hazırlamaya yardım etmek için ne yapabilirsin?


Salı


14 Eylül


Kişiselleştirin


Yuhanna 15:12, 13; Yakup 1:27 ve Galatyalılar 6:2 ayetlerini oku. Hepsi birlikte, ciddi bir mesaj iletme faaliyetinde son derece önemli olan neyi bize söylüyorlar?


Şehir nüfuslarının büyüklüğünden ötürü, imanın kişisel olduğu gerçeğini gözden kaçırmak kolaydır. Şehirlerde, hatta herhangi bir yerde, insanlara ulaşmanın asıl hedefi, bireylerin Mesih’le kişisel bir ilişki bulmalarıdır. Araştırmalar, iman ederek Yedinci Gün Adventist Kilisesi’ne katılanların büyük çoğunluğunun, Adventist bir tanıdıklarıyla ilişkileri sayesinde katıldıklarını söylediğini gösteriyor. Özellikle mesaj iletmede, arkadaşlıklar sıklıkla özverili olmayı ve başkalarının iyiliği için çalışma isteğini içermektedir.


Toprağı sürme, tohumları ekme, filizleri büyüterek hasada çevirme ve hasadı koruma: tüm bunlar, ortada güçlü bir bağlantı unsuru olduğunda en iyi şekilde yürür. İnsanlarla nasıl arkadaş olacağımızı öğrenmemiz gerekiyor; onları nasıl dinleyeceğimizi öğrenmemiz gerekiyor; onları nasıl seveceğimizi öğrenmemiz gerekiyor. Bunlar herhangi bir mesaj iletme faaliyeti için gerekli unsurlarsa, bireylerin kalabalık nüfus içinde zaman zaman kendilerini kayıp ve ihmal edilmiş hissettikleri şehirlere yönelik hizmetlerde ne kadar daha önemlidirler!


Şehirlerdeki küçük grup hizmetlerinin hayatî önemdeki unsuru, Yeni Ahit’teki (Elç. 2:46) şekliyle “ev kilisesi” biçiminde, ya da daha büyük bir topluluğun içindeki küçük gruplar halinde olabilir. Yerel kilisesi olmayan, ancak üç ya da daha fazla Yedinci Gün Adventisti’nin yaşadığı her mahallede veya banliyöde, bir tür küçük grup kurulmalı ve o toplum içinde faaliyet göstermeye başlamalıdır. (bkz. Ellen G. White, Testimonies for the Church [Kilise İçin Tanıklıklar], cilt 7, s. 21, 22).


Şehir hizmetlerinde bu yaklaşım birkaç sebepten ötürü çok önemlidir. Birincisi, orta büyüklükte şehirlerde bile yüzlerce toplum ve alt kültür içinde ulaşılması gereken farklı kültürel, etnik, dil ve sosyoekonomik grupların oluşturduğu karmaşık mozaik. Bu kesimlerin her birini hedefleyen küçük gruplar olmadığı sürece, Mesih’in görevi tamamlanmış olmayacaktır.


Küçük grup hizmetleri ayrıca imanlıların şehirlerde İsa’yı takip etmelerinin çok zor olmasından ötürü gereklidir. Birçok baskılar, ayartılar, alternatif inanç ve ideolojilerle karşılaşmalar söz konusudur. Bazı imanlılar baskılara dayanamayarak kiliseden çıkarken, diğerleri duygularını korumak için etraflarına sert bir kabuk inşa ederek, İsa’nın sevgi dolu bir temsiline ihtiyaç duyan etraflarındaki insanlara karşı duyarsızlaşmaktadır.


Çarşamba


15 Eylül


Şehirlere Ulaşmak


Mesaj iletmenin ve hizmetin kolay olduğunu hiç kimse söylemiyor. Gerçek şu ki, kolay değiller. İnsanlar günahkâr ve yozlaşmıştır ve doğal olarak ruhsal değillerdir. Pavlus’un kendisi hakkında söylediği gibi, “Yasa’nın ruhsal olduğunu biliriz. Bense benliğin denetimindeyim, köle gibi günaha satılmışım” (Rom. 7:14). Pavlus bile bunu diyorsa, Rabb’i tanımayan veya İsa ile hiçbir zaman hayatı değiştiren bir deneyim yaşamamış insanlara ne olacak?


Üstelik, doğuştan sahip olduğumuz günahkâr doğamız yeterince kötü değilmiş gibi, şehirler her zaman insanların üzerindeki kötü etkileriyle tanınmıştır. İnsanlar, canların düşmanının onları tuzağa düşürerek günaha ve dünyaya bağlı tutmak için kullandığı pek çok ayartıyla karşı karşıyadır. Dolayısıyla, şehirlere ulaşmanın basit bir görev olmamasına şaşmamalı; yine de yerine getirilmesi gereken bir görevdir ve kilise olarak biz de, çağrımıza sadık kalmak için, bunu yerine getirmeliyiz.


Aşağıdaki ayetler genel olarak mesaj iletmenin önemi hakkında bize ne söylüyor?


2Pe. 3:9


1Ti. 2:4


Kutsal Söz’e göre Mesih’in ölümü evrenseldi: Adem ile Havva’dan itibaren, takip eden tüm insanlığı kapsıyordu. Buna tabi ki dünyanın büyük anakent merkezlerinde yaşamakta olan sonsuz kitleler de dâhildir. Bizim için son derece değerli ve sevgili olan muazzam gerçekleri onların da duymaya ihtiyacı var.


“Allah’ın geçmişte yolladığı mesajlarda bir değişiklik yoktur. Şehirlerdeki çalışma, zamanımız için zarurî çalışmadır. Şehirlerde Allah’ın çalışacağı gibi çalışıldığında, sonuç henüz şahit olmadığımız türde kudretli bir hareketin başlangıcı olacaktır.”—Ellen G. White, Medical Ministry [Sağlık Hizmeti], s. 304.


Şehirlere ulaşma çağrısı kişiseldir. Kendimizin Mesih’le daha derin bir deneyime girmesi çağrısı ve içten yakarışın yanı sıra, kapsamlı bir planlama ve uygulama çağrısıdır. Tamamen uyanış ve yeniden yapılanma temeli üzerine inşa edilmiştir, zira sadece Kutsal Ruh’un gücüyle gerçekleştirilecektir.


Romalılar 10:14, 15 ayetlerini oku. Burada, prensipte Mesih’in takipçileri olma iddiasındaki hepimiz için geçerli olan, ne söylemektedir? Nerede yaşıyor olursak olalım, mesaj iletmede ve hizmette hepimiz nasıl daha etkin olabiliriz?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Ministry to the Cities [Kentlere Hizmet], (Hagerstown, Md.: Review and Herald® Publishing Association, 2012) adlı kitabı oku. Ellen G. White Estate tarafından yayınlanmış, Ellen G. White’ın şehir hizmetleri konusundaki yazılarının çoğunu bir araya getiren bir derlemedir.


Şehir hizmetleri üzerine uzman bir Yedinci Gün Adventisti, Ellen G. White süreli yayınlar dizininde onun şehirlere taşınma ve şehirlerden taşınma üzerine tavsiyelerine ilişkin bir araştırma yaptı. 107 makalenin 24’ü şehirlerden taşınma veya şehir dışında kurumlar tesis etmeyi bildiriyordu. Ancak 75 makale, şehirlere ulaşmak için şehirlere taşınmak için bilhassa talimat veriyordu. Diğer sekiz makale tarafsızdı. Bir kilise tarihçisi, Ellen G. White’ın şehir çalışmaları üzerine tavsiyelerini özetleyen bir çalışma yaptı. Bu çalışma White’ın kurumlarla ilgili olarak şehrin dışındaki istasyonlardan çalışılmasını, yerel kilise işleriyle ilgili olarak ise şehir içinde çalışılmasını savunduğunu gösteriyordu.


Kilisenizin şehirlere ulaşmak için planları neler? Yerel kiliseniz en yakın metropol alanına göre nerede yer alıyor? Hiçbir kilise, şehirlere ulaşma işinin kendileriyle alakalı olmadığını düşünmemelidir. Her Adventist topluluğu bu son derece önemli müjdeleme hedefine bir miktar katkıda bulunmalıdır. Şehirleri görmezden gelmek ve yalnızca metropol bölgeleri dışındaki yerlere ulaşmaya odaklanmak, İsa’nın bize verdiği göreve sadık bir karşılık olmaz.


“Mevcut gerçeği bilen aileler neden bu şehirlere yerleşmesinler?.. Allah’ın kendilerine verdiği ışığı başkalarına yansıtabilmeleri için... şehirlere taşınan sıradan kilise üyeleri olacaktır.”—Ellen G. White, Advent Review and Sabbath Herald, 29 Eylül 1891.


TARTIŞMA SORULARI:


Bize verilen harika mesajı düşün. Sahip olduğumuz umudu, şimdiye dair daha iyi bir hayat vaadini ve sonsuzluğa dair büyük umudu düşün. En sevdiğin bazı ayetler, özellikle İsa’da sahip olduğumuz umudu açıklayan ayetler hangileri? Bunlar neden senin için bu kadar anlamlı? Bunları Sebt günü derste hep beraber paylaş.


Tüm zorlukları, sıkıntıları ve acılarıyla hayatın yalnızca bu olduğunu ve öldükten sonra mezarda çürüdüğünü düşünerek, hiçbir umuda sahip olmamanın nasıl olacağını hayal etmeye çalış. Birçokları, özellikle şehirlerdeki büyük kitleler buna inanıyor. Öyleyse canlar için büyük sevgiye sahip olmayı ve yaşadıkları her yerde onlara ulaşmaya istekli olmayı nasıl öğrenebiliriz?


Cuma


16 Eylül



*17–23 Eylül


Nasıl Bekleyelim?


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Mat. 24:35–25:46, 2Pe. 3, Yak. 2:14–26, Yu. 4:35–38, 1Ko. 3:6–8, Va. 21:1–4.


HATIRLAMA METNİ: “Gayretiniz eksilmesin. Ruhta ateşli olun. Rabb’e kulluk edin. Umudunuzla sevinin. Sıkıntıya dayanın. Kendinizi duaya verin. İhtiyaç içinde olan kutsallara yardım edin. Konuksever olmayı amaç edinin” (Romalılar 12:11–13).


1906 San Francisco depreminden birkaç yıl önce, San Francisco ve Oakland, California’daki Yedinci Gün Adventist kiliseleri vızır vızır çalışıyordu. Üyeler hastaları ve muhtaçları ziyaret ediyorlardı. Yetimlere ev, işsizlere iş buluyorlardı. Hastalara bakıyor, evden eve gezerek Kutsal Kitap’ı öğretiyorlardı. Üyeler Hristiyan kitapları dağıtıyor ve sağlıklı yaşam üzerine dersler veriyorlardı. Kiliseler ayrıca Laguna Caddesi’ndeki kilise binasının bodrumunda çocuklar için bir okul kurmuşlardı. Bir işçi evi açılmıştı ve tıbbi müjdeleme hizmeti sunuyorlardı. Bir sağlıklı yiyecek mağazaları ve bir vejetaryen kafeleri vardı. Üyeler şehir limanında gemi hizmetleri başlatmışlardı ve vaizleri zaman zaman şehirdeki büyük salonlarda toplantılar düzenliyordu.


Ellen G. White bu kiliselere iki “arı kovanı” diyor ve çalışmalarından ötürü sevinç duyuyordu (Advent Review and Sabbath Herald, 5 Temmuz 1900). İkinci Geliş’i beklerken yapmamız gerekenlere ve yapabileceklerimize ne kadar da etkili örnekler. Rabbimiz geri geliyor; bunu biliyoruz. Bizim için hayatî önemdeki nokta ise şu: Beklerken ne yapıyoruz?


Canların kaderi bu cevaba bağlı.


*24 Eylül Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

18 Eylül


Biz İsa’yı Beklerken


Öğrenciler güneş ışınlarının tapınağın üzerine yansımasının muhteşem görüntüsünü hayranlıkla izliyorlardı. İsa, öğrencilerin dikkatini Hristiyan kilisesinin yakın gelecekte ve zamanın sonunda karşılaşacağı gerçeklere çekmek amacıyla, öğrencilerine esrarengiz bir şekilde bir ölçü gerçeklik verdi: “Bütün bunları görüyor musunuz? Size doğrusunu söyleyeyim, burada taş üstünde taş kalmayacak, hepsi yıkılacak!” (Mat. 24:2). O’nun bu sözlerine şaşıran öğrenciler sordu: “Bu dediklerin ne zaman olacak, senin gelişini ve çağın bitimini gösteren belirti ne olacak?” (Mat. 24:3). Bundan sonra, Matta 24:4–31 ayetlerinde kayıtlı olan sözlerinde, İsa dönüşünden önce dünyada gerçekleşmesini beklemeleri gereken şeyleri anlatıyor.


İsa işaretleri açıklarken, “ama bu daha son demek değildir ” (Mat. 24:6) ve “bütün bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır” (Mat. 24:8) diyerek uyarıyor. Öğrencilerin sorusunun doğrudan cevabı 14. ayette geliyor. “Göksel egemenliğin bu Müjdesi bütün uluslara tanıklık olmak üzere dünyanın her yerinde duyurulacak. İşte o zaman son gelecektir” (Mat. 24:14).


Bu konuşmada, Matta 24. bölümün ilk 35 ayeti bizi işaretleri ciddiye almaya sevk ediyor, ancak İsa ayrıca bize “çağın bitimini” (Matta 24:3, NIV) nasıl beklememiz gerektiğini de söylüyor. Başka bir deyişle, durakta otobüs bekliyormuş gibi orada öylece oturup O’nun gelmesini beklemiyoruz. Aksine, Rabb’in ikinci gelişini beklerken yapmamız gereken birçok şey var.


Matta 24:36–25:46 ayetlerini oku. Bu benzetmelerin her biri, Allah’ın halkının İsa’nın ikinci gelişini beklerken ne yapmaları gerektiği hakkında. Rabb’in bize burada ne dediğini özetle. Bundan sonra, hem birey hem de kilise olarak, kendimize şunu sormalıyız: Bu benzetmelerin her birinde Rabb’in bize verdiği talimatları ne kadar iyi yerine getiriyoruz?


İsa burada öğrencilerine gerçek takipçilerinin Kendisinin tekrar gelişini nasıl bekleyecekleri hakkında öğüt vermeye başlıyor. Bu dönemde İsa’nın öğrencileri her zaman hazır olacaktır. Beklerken birbirlerine sevgi, özen ve saygı gösterecek; uyanık olacak, önceden hazırlanacak ve kendi ruhsal durumlarından sorumlu olacaklardır. Allah’ın ellerine verdiği kaynakları çoğaltacak, yeteneklerini ve paralarını Allah yoluna yatıracak, sevgi dolu Tanrılarının gerçek karakterine saygı duyacak ve “en basit kardeşlerimden biri”ni dahi gözeteceklerdir.


Pazar


19 Eylül


Beklediğimiz Sürede Uyanış ve Yeniden Yapılanma


  1. Petrus 3. bölümü oku. Bu bölümdeki uyanış ve yeniden yapılanmayla ilgili öğretileri özetle. Bu ayetler tüm çeyrek boyunca işlediğimiz konuya nasıl uymaktadır?

Allah’ın arzusu “herkesin tövbe etmesi”dir (2Pe. 3:9). Biz Kutsal Ruh’un insanları tövbeye getirme işini yapamasak da, kabul edilmesi halinde tövbeye sevk edecek olan kurtuluş mesajıyla onlara ulaşmak üzere çağrıldık.


Kilise üyeleri olarak bizim de tövbeye yaraşır bir tutum içinde olmamız gerekiyor. Tövbe, uyanış ve yeniden yapılanma sürecinin bir parçasıdır. Uyanış, hayata dönmek, yenilenmek ve eski haline getirilmek anlamlarına geliyor. Yeniden yapılanma (reform), yeniden şekillendirilmek, yani yeni yaratık olmak (2Ko. 5:17) anlamına geliyor. “Aramızda gerçek dindarlığın canlanması tüm ihtiyaçlarımız arasında en büyüğü ve en acilidir. İlk işimiz bunu aramak olmalıdır.”—Ellen G. White, Selected Messages [Seçme Mesajlar], 1. kitap, s. 121.


Dünkü dersteki “nasıl beklemeliyiz” kısımları, uyanış ve yeniden yapılanmanın şartlarını ve sonuçlarını örneklemektedir. Örneğin, 10 bakirenin tümü canlandırılmalı, uykudan uyandırılmalıydı (Matta 25:1–13). Akılsız bakireler Kutsal Ruh’un hayatlarındaki yerini arttırmalıydılar. Kendimizi alçalttığımızda, benliğe öldüğümüzde, özveriyle dua ettiğimizde, Allah’ın Sözü’nü incelediğimizde ve hem sözlerle hem de sevgi eylemleriyle başkalarıyla seve seve paylaştığımızda, son yağmur gücünde Kutsal Ruh’la dolma kapasitemizi arttırırız. Ancak, saatlerce Kutsal Kitap çalışması yapıp yine de bencil bir insan olarak kalabilmek mümkündür. Uyanış ve son yağmur için dua edebilir, ancak bunu bencilce sadece kendimiz için isteyebiliriz. Uyanış her zaman başkaları için özverili kaygı duymaya sevk eder. Kutsal Ruh’la dolduğumuzda, tutkulu, görev ve hizmet odaklı öğrencilere dönüşeceğiz.


Dualarımızda, Kutsal Kitap çalışmamızda ve son yağmur bolluğunda Kutsal Ruh’u isteme odağımızda, uyanış ve yeniden yapılanmaya ihtiyacımız var. Ancak kilise olarak da, tutumlarımızda ve yöntemlerimizde uyanış ve yeniden yapılanmaya ihtiyacımız var. “En basit kardeşlerimizden biri”ne yönelik tutum ve eylemlerimizde uyanış ve yeniden yapılanmaya ihtiyacımız var. Tüm bunlar, bu çeyreğin derslerinin odak noktası olmuştur.


İsa’nın ikinci gelişine ilişkin olarak kendimizi rahatlığa düşmekten nasıl koruyabiliriz? Yani, yıllar geçtikçe, Rabb’in geri dönüşünün gerçekliğinin ve aciliyetini nasıl her zaman gözümüzün önünde bulundurabiliriz?


Pazartesi


20 Eylül


Biz Beklerken Kilisenin Görevi


Yakup 2:14–26 ayetlerini oku. Bu ayetler kim olduğumuzu ve neden burada olduğumuzu nasıl özetliyor?


Pazar günkü derste, öğrencilerin tapınak binalarının güzelliğine işaret etmeye çalıştıklarını gördük. İsa onların dikkatlerini kilisenin iç durumuna ve sonu gelmekte olan dünyaya karşı görevine çekti. Gerçekte kilise bir görev olduğu için vardır, tersi değil.


Yedinci Gün Adventist Kilisesi’nin görevi, Genel Konferans Çalışma Politikası’nda (A 05) ifade edildiği üzere, “tüm halklardan öğrenciler yetiştirmek, Vahiy 14:6–12 ayetlerinde yer alan üç meleğin mesajları bağlamında, sonsuza dek kalıcı olan müjdeyi [göksel egemenliğin müjdesini (Matta 24:14)] duyurmak, onları İsa’yı kişisel Kurtarıcıları olarak kabul ederek O’nun bakiye kilisesiyle birlik olmaya çağırmak, O’na Rab olarak hizmet etmek üzere öğrenciler olarak yetiştirmek ve O’nun çok yakındaki geri dönüşüne hazırlamaktır.” Bu görevi yerine getirmede önerilen yöntemler vaaz etmek, öğretmek ve iyileştirmektir. “İyileştirme” başlığı altında Çalışma Politikası şunu söylüyor: “Kişinin bütünün iyiliği hakkındaki Kutsal Kitap ilkelerini teyit ederek, sağlığın korunmasını ve hastaların iyileştirilmesini önceliğimiz yapıyor, yoksullara ve baskı altındakilere yönelik hizmetimiz aracılığıyla, Yaratıcı’nın şefkatli yenileme çalışmasında O’nunla işbirliği yapıyoruz.”


Bu çeyrek İsa’nın insanlıktaki Kendi suretini yenilemeyi ve bizi toplumlarımızda bütüncül yenilenme araçları olmak üzere Kendisinin takipçileri olarak yetkilendirmeyi istediği fikriyle başladı. “Dünyanın günümüzde ihtiyaç duyduğu şey, bin dokuz yüz yıl önce ihtiyaç duyduğu şeyle aynı: Mesih’in açıklanması. Büyük bir reform çalışması gerekiyor ve fiziksel, zihinsel ve ruhsal yenilenme işi ancak Mesih’in lütfuyla gerçekleştirilebilir.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing [Şifa Hizmeti], s. 143.


Bir kilise üyesi, İsa’nın hizmetini O’nun son günlerdeki kilisesi için örnek ve görev olarak sunan bir seminer dinledikten sonra şunları söyledi: “Dünyanın bizim yaşadığımız bölgesinde, yeni fikirlere ve işleri yapmanın farklı yollarına pek açık değiliz. İsa’nın hizmet yöntemini izlemeyle ilgili olarak bu hafta öğrendiklerimiz aslında yeni değil. Bu eski bir fikir. Yalnızca biz unuttuk.”


“Eylemsiz iman da ölüdür.” İman ve işlerin çok yakın ilişkili olduğu gerçeğini nasıl keşfettin? İşler hangi şekillerde imanını arttırıyor?


Salı


21 Eylül


Beklerken Son Hasada Hazırlanmak


  1. derste de belirtildiği gibi, İsa göksel egemenlik hakkındaki öğretisinde çiftçilik dilini kullanmıştır. Gördüğümüz gibi, çiftçilik yalnızca bir etkinlik değildir; bir sabır sürecidir! Bu, farklı zamanlardaki farklı kişiler için farklı aşamaları ve farklı işleri olan, düzenli bir şekilde tekrar eden bir döngüdür. Toprağın hazırlanması, tohumların ekilmesi ve hasadın biçilmesi sürecinde Rab tarafından nasıl kullanılabileceğimize ilişkin olarak Kutsal Ruh’un yönlendirmesine ve Allah’ın sağlayışına açık olmalıyız.

Yuhanna 4:35–38 ayetlerini oku. Burada ne tür imgeler kullanılmıştır ve başkaları için nasıl çalışmamız gerektiğine dair bize verilen mesaj nedir?


Gerçek şu ki, insanların kalplerini bilmiyoruz. Kutsal Ruh’un onların hayatlarında nasıl çalıştığını bilmiyoruz. Çeşitli insanlara bakıp hasada hazır olmaları için daha çok zamanları olduğunu düşünebiliriz, ancak gerçekte ihtiyaç duydukları tek şey birilerinin onları İsa’ya bağlılıkta bulunmaya teşvik etmesidir. Her insanın kalbini ve aklını kazanmak için süregelen bir savaş vardır ve Allah bizi insanlara O’nu seçmeleri için yardımcı olmaya çağırıyor.


  1. Korintliler 3:6–8 ayetlerini oku. Mesaj iletme bağlamında burada bize verilen mesaj nedir?

Bir önceki örnekte İsa’nın söylediklerini, Pavlus burada kendi yöntemiyle söylüyor. Mesaj iletme işi bir çiftçinin işine benzer. Her birimiz aynı görevleri yerine getiriyor olmayabiliriz, ancak o iş hala canlara ulaşma ve onları kazanma sürecinin önemli bir parçasıdır. Allah tarafından çeşitli mevkilerde kullanılacak olsak da, sonuç olarak bir canın dönüşümünü sağlayabilecek olan yalnızca Allah’tır.


Başkalarına hizmet etme sürecinde Allah’ın bize verdiği rol ne olursa olsun, müteşekkir ve mütevazı olmayı nasıl öğrenebiliriz? Bu neden gerçekten bir ayrıcalıktır?


Çarşamba


22 Eylül


Bekleyiş Sona Erdi


Bundan uzun yıllar önce, İngiliz yazar Charles Dickens İki Şehrin Hikâyesi adında bir kitap yazdı. Bu iki şehir Londra ve Paris’ti. Kutsal Kitap’ın da bir bakıma iki şehrin hikâyesi olduğu söylenebilir. Bu durumda, iki şehir Babil ve Yeruşalim’dir.


Vahiy 14:8 ayeti ve Vahiy 18. bölümde, elçi Yuhanna Babil’i tanımlar. Babil cinlerin barınağı ve her kötü ruhun uğrağı olmuştu. Bütün ulusların ruhsal fuhuş suçu işlemesine neden olmuştu. Felâketi duyuruldu ve durumu “yıkıldı” olarak ilan edildi. Kötülüğün, sapkınlığın ve Allah’a isyanın simgesi olan bu şehir bir gün bozguna uğratılacak ve yok edilecek.


Vahiy 21:1–4 ayetlerini oku. Yeni Yeruşalim’in Babil’den farkı nedir?


İkinci şehir, Vahiy 21. ve 22. bölümlerde tanımlanan Kutsal Kent, Yeni Yeruşalim’dir. Bu şehir, Güvey’i seçen ve Şeytan’la takipçilerinin bencillik ve ruhsal fuhuşlarını reddedenlere ev sahipliği yapmaktadır. Kurtarılanlar, Allah’ın lütfuyla O’nun buyruklarını yerine getirmiş ve İsa’nın imanını göstermişlerdir (Vahiy 14:12). Sabırlı dayanıklılıkları ve İsa’nın hizmetini kucaklama istekleri, daha yeryüzündeyken göğün krallığını tatmalarını sağlamıştır. İsa’ya iman yoluyla kurtulmuşlar; yalnızca O’nun doğruluğu onları cennete layık kılmıştır. “En basit kardeşlerinden biri” için yaptıkları (Matta 25:40) bu kurtaran imanın tezahürü olmuştur.


Kuzu’nun kanıyla (Vahiy 5), kilisenin şefkatli yenilemedeki rolü yerini sevinçli kutlamaya bırakmıştır (bkz. Vahiy 5:13, 14). Bu mutlu ve Kutsal Şehirde “[Allah] onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı” (Vahiy 21:4). Gerçek barış tekrar sağlanmıştır. Allah’ın sureti, zihinsel, ruhsal ve fiziksel olarak, bütünüyle geri kazandırılmıştır. Büyük mücadele sona ermiştir ve “en küçük atomdan en büyük dünyaya kadar, canlı ya da cansız her şey, gölgelenemeyen bir güzellik ve mükemmel sevinç içinde, Allah’ın sevgi olduğunu ilan etmektedir.”—Ellen G. White, Büyük Mücadele, s. 678 [Sevginin Zaferi, s. 153].


Vahiy 22:21 ayetini oku. Kutsal Kitap’ın son ayeti olan bu ayet tüm inandıklarımızın esasını nasıl yakalıyor?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Mat. 5:16; Kol. 3:17; İbr. 13:15, 16 ayetlerini oku; Ellen G. White, Çağların Arzusu kitabında 627–636. sayfalardaki “Zeytin Dağı’nda” [Sevgi Öğretmeni, s. 621–630] bölümünü oku ve 637–641. sayfalardaki “En Basit Kardeşimden Bile...” [Sevgi Öğretmeni, s. 631–636] bölümünü tekrar oku.


İsa bize geri dönüşünden önce sonun belirtilerinin neler olacağını söylemiştir ve bu belirtiler pek hoş değil. Savaşlar, savaş söylentiler, salgın hastalıklar vb. İnsanlar Allah’ı reddetmek için kötülük bahanesini sıklıkla kullanıyorlarsa, artık muhakkak bol miktarda bahaneleri var ve sona yaklaştıkça bu bahaneler daha da artacak. Bu nedenle Allah’ın halkı için, O’nun izleyicisi olma iddiasındakiler için, O’nun karakterini dünyaya yansıtmak ve insanların Allah’ın nasıl olduğunu daha iyi görmelerine yardımcı olmak artık daha da önemli hale gelmiştir. “Allah’ın önünde kendimizi alçaltsaydık, nazik, saygılı, yufka yürekli ve merhametli olsaydık, şimdi gerçeğe bir yerine yüz dönüş olurdu.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church [Kilise İçin Tanıklıklar], 9. cilt, s. 189. Mesaj iletme ve başkalarına hizmet hakkında ne kadar basit, ama bir o kadar da güçlü bir ifade. Biz İsa’nın ikinci gelişini beklerken, O kilisesinin üyelerinin tüm müjdeyi vaaz etmelerini ve yaşamalarını; kendimizi ve kaynaklarımızı O’nun işine adamamızı; insanları sevmemizi, saymamızı ve umursamamızı; ve hayatlarımızı O’nun doluluğuyla Kutsal Ruh’a açmamızı bekliyor. Bu, dünyadaki tüm savların geçersiz kılamayacağı bir tanıktır.


TARTIŞMA SORULARI:


Derste, “Yeruşalim”de yaşamayla “Babil”de yaşama arasındaki farkın nasıl olacağı hakkında konuşun. İki şehir arasındaki temel farklılıklar neler olurdu? Yani, yerlerin neye benzediği veya içlerinde kimlerin yaşadığı bakımından, temel farklılıklar nerelerde bulunurdu?


Hristiyanlar için en önemli soru “Hristiyan inancında eylemlerin rolü var mıdır?” sorusu değildir. Tabi ki vardır. Bunun yerine, soru şudur: “Eylemler bizleri kurtaramıyorsa, Hristiyan inancındaki rolleri nedir?” Bu soruya, özellikle ihtiyaç sahiplerine ulaşma ve hizmet etme bağlamında, nasıl cevap veririz?


İsa’nın dönüşünü nasıl bekliyoruz? Yani, hayatlarımızda O’nun döneceği gerçeğine olan inancımızı açığa vuracak ne yapıyoruz? Neden İkinci Gelişe inanmayanlardan farklı şekilde yaşamalıyız?