PDF İndir - Sebt Günü Çalışma Kitapçığı – 3.çeyrek 2015 – Müjdeciler

 

Standart Sebt Günü


Çalışma Kitapçığı


Temmuz / Ağustos / Eylül 2015





Müjdeciler





SEBT GÜNÜ



ÇALIŞMA KİTAPÇIĞI




STANDART VERSİYONU







MÜJDECİLER





Yazarlar:



Børge Schantz / Steven Wayne Thompson




TEMMUZ – AĞUSTOS – EYLÜL



2015









Eski Antlaşma (Tevrat ve Zebur)       Yeni Antlaşma (İncil)



Yar


= Yaratılış


Mat


= Matta


Çık


= Çıkış


Mar


= Markos


Lev


= Levililer


Luk


= Luka


Say


= Çölde Sayım


Yu


= Yuhanna


Yas


= Yasa


Elç


= Elçilerin İşleri


Yşu


= Yeşu


Rom


= Romalılara Mektup


Hak


= Hakimler


1Ko


= Korintlilere 1. Mektup


Rut


= Rut


2Ko


= Korintlilere 2. Mektup


1Sa


= 1. Samuel


Gal


= Galatyalılara Mektup


2Sa


= 2. Samuel


Ef


= Efeslilere Mektup


1Kr


= 1. Krallar


Flp


= Filipililere Mektup


2Kr


= 2. Krallar


Kol


= Koloselilere Mektup


1Ta


= 1. Tarihler


1Se


= Selaniklilere 1. Mektup


2Ta


= 2. Tarihler


2Se


= Selaniklilere 2. Mektup


Ezr


= Ezra


1Ti


= Timoteyus’a 1. Mektup


Neh


= Nehemya


2Ti


= Timoteyus’a 2. Mektup


Est


= Ester


Tit


= Titus’a Mektup


Eyü


= Eyüp


Flm


= Filimun’a Mektup


Mez


= Mezmurlar (Zebur)


İbr


= İbranilere Mektup


Özd


= Süleyman’ın Özdeyişleri


Yak


= Yakup’un Mektubu


Vai


= Vaiz


1Pe


= Petrus’un 1. Mektubu


Ezg


= Ezgiler Ezgisi


2Pe


= Petrus’un 2. Mektubu


Yşa


= Yeşaya


1Yu


= Yuhanna’nın 1. Mektubu


Yer


= Yeremya


2Yu


= Yuhanna’nın 2. Mektubu


Ağı


= Ağıtlar


3Yu


= Yuhanna’nın 3. Mektubu


Hez


= Hezekiel


Yah


= Yahuda’nın Mektubu


Dan


= Daniel


Vah


= Vahiy (Esinleme)


Hoş


= Hoşea




Yoe


= Yoel




Amo = Amos Ova = Ovadya Yun = Yunus Mik = Mika Nah = Nahum


Hab = Habakkuk Sef = Sefanya Hag = Hagay Zek = Zekarya Mal = Malaki



İçindekiler



1     Allah’ın Müjdeci Doğası (27 Haziran–3 Temmuz)............. 6


2     İbrahim: İlk Müjdeci (4–10 Temmuz)............................ 13


3     Alışılmadık Müjdeci (11–17 Temmuz)........................... 20


4     Yunus Destanı (18–24 Temmuz).................................... 27


5     Sürgündeki Müjdeciler (25–31 Temmuz)....................... 34


6     Ester ve Mordekay (1–7 Ağustos)................................... 41


7     İsa: Müjdeleme Ustası (8–14 Ağustos)........................... 48


8     Kültürlerarası Müjdecilik (15–21 Ağustos).................... 63


9     Petrus ve Uluslar (22–28 Ağustos)................................. 70


10     Müjdeci olarak Filipus (29 Ağustos–4 Eylül)..................... 77


11     Pavlus: Özgeçmiş ve Çağrı (5–11 Eylül)............................ 84


12     Pavlus: Görev ve Mesaj (12–18 Eylül)............................... 91


13     Tüm Dünya Duymalı mı? (19–25 Eylül)............................ 98



Editör Ofisi 12501 Old Columbia Pike, Silver Spring, MD 20904


Web sayfamızı ziyaret edin: http://www.menapa.com



Yazarlar                                                             Pacific Press Koord.


Børge Schantz / Steven Thompson                 Wendy Marcum



Editör                                                                     Sayfa Tasarım


Clifford R. Goldstein                                  AngelOS



Editör Sekreteri                                        Çeviri


Soraya Homayouni                                   AngelOS



Bu kitapçık Yedinci-Gün Adventistleri Genel Konferansı Yetişkinler için Sebt Okulu Çalışma Kitap- çığı ofisi tarafından hazırlanmıştır. Bu kitapçığın hazırlanması Sebt Okulu Geliştirme Komitesinin yönetimi altında olmuştur. Yayınlanan bu kitapçık bu komitenin görüşlerini yansıtmakta olup sade- ce veya mutlaka yazarın (veya yazarların) görüşleriyle sınırlı değildir.



İstek Adresi Web: www.menapa.com


E–mail:   info@menapa.com























Standart Sebt Günü


sa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: ‘Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencile- rim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin; size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben,


dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.’ ” (Mat 28:18–20).


Daha ne kadar açık olabilirdi ki? Burada İsa, dirilmiş olan İsa, tapındıkları İsa (17. ayet) halkına, hem de inanlı topluluğunun ilk günlerinde, çağrıyı ve görevi vermektedir: dünyanın her ulusundan öğrenciler yetiştirin. Nokta.


Ayrıca Celile’de on bir kişiye ve yıllar sonra Patmos adasındaki Yuhanna’ya söy- lenmiş olan bu sözler arasındaki ilişkiyi görmek zor değildir: “Bundan sonra göğün ortasında uçan başka bir melek gördüm. Yeryüzünde yaşayanlara–her ulusa, her oymağa, her dile, her halka–iletmek üzere sonsuza dek kalıcı olan Müjde’yi getiri- yordu—yüksek sesle şöyle diyordu: ‘Tanrı’dan korkun! O’nu yüceltin! Çünkü O’nun yargılama saati geldi. Göğü, yeri, denizi, su pınarlarını yaratana tapının!’ ” (Vah 14:6, 7, ayrıca bkz. 8–12 ayetler).


Denilebilir ki, Vahiy 14’deki üç meleğin mesajları, dünya tarihindeki son günler için şartlara göre uyarlanmış Büyük Görev’dir.


Hiç şüphe yok: Allah inanlı topluluğuna, halkına dışarıya erişmesini ve müjdeyi tüm dünyaya yaymasını söylemişti. Bizlere yapılan çağrı budur. İsa hakkındaki gerçeği ve O’nun bizler için ne yaptığını yaymak (Yuhanna 3:16), şu anda bizler için ne yaptığı (Rom 8:34) ve gelecekte bizler için ne yapacağı (1Se 4:16), gerçekten görevimizdir.




Müjdecilik sözcüğü, “bir hizmeti gerçekleştirmek için göndermek veya gönderil- mek” demektir. Yani, insanlar bir şey yapmak amacıyla dışarıya gitmektedirler. Bü- yük Hizmet bağlamında yaptıkları şey, dünyaya müjdeyi yaymaktır.


Bu çeyrek yılda öncelikle hizmete, onu bilmeyenlere müjdenin iletilmesi için Al- lah’ın kullandığı araçlara bakacağız. Hizmet, insanlığın kurtarılması sürecinde Allah’ın yüce aktivitesinin ana unsurudur. Böylece, Allah’ın gayesinin kaybolanlara hizmet etmeleri için Kutsal Kitap’taki bireylerin yaşamında nasıl gerçekleştiğini araştıracağız.


Sonunda bu görev Allah’ındır, bizim değil. Allah’ın kalbinden kaynaklanmıştır. Al- lah’ın sevgisini temel alır. Ve Allah’ın istemiyle gerçekleşir.


/ Ağustos / Eylül


Allah’ın görev vaadini ve ilgisini daha iyi an- lamak için bu çeyrek yıldaki çalışmalarımız, kurtuluş tarihinin şu modelini temel almıştır:


  1.   Allah erkekleri ve kadınları yaratmış ve on- lara özgür bir irade vermiştir.

  1.    İlk adam ve kadın, Allah’a itaatsizlikle bu özgür iradeyi ihlâl etmiş ve Cennet’i terk etmek zorunda kalmışlardır.

  1.      Allah onları Cennet’e geri getirmek için güç kullanmamıştır.

  1.    Onların yerine ölmesi ve onları Kendisi ile uzlaştırması için Allah Oğlu’nu göreve göndermiştir.

  1.   Allah’ın gayesi, kurtuluş teklifinin tüm insanlarca bilinmesini sağlamak ve böy- lece Kurtuluş’a sahip olmaları için yolu açmaktır.

En temel seviyede görev, tüm dünyanın İsa’yı ve her birimiz için ne yaptığını öğ- renmesini, O’nun şimdi ve ebediyen bizlere ne vaat ettiğini anlamasını sağlamaktır. Kısacası, bu vaatlerin neler olduğunu bilen bizlere, bunu aynı şekilde başkalarına da söyleme çağrısı yapılmıştır.



Børge Schantz, PhD (Fuller), Loma Linda Üniversitesi profesörlerindendir. O ve karısı Iris, Afrika’da ve Ortadoğu’da 14 yıl boyunca hizmet etmiştir. Aralık 2014’de vefat etmiştir. Yardımcı yazar Steven Wayne Thompson, emekli olmadan önce İngiltere’deki Newbold College’de başkanlık (1984–1990), Avustralya’daki Avondale College teoloji fakültesinde dekanlık ve okutmanlık yapmıştır (1991– 2008).





*Haziran 27–Temmuz 3

Allah’ın Müjdeci Doğası












Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Yar 1:26–28; 2:15–17; 1Yu 2:16; Yu 3:14, 15;


2Ko 5:21; Matta 5:13, 14.



Çalışma Kitapçığı


Hatırlama Metni: “Bakın, onu halklara tanık, önder ve komutan yaptım” (Yeşaya 55:4).



ünyamız bir kargaşa içindedir ve insanlar olarak böyle bir karmaşanın en büyük nedeni de bizleriz. Düşmüş yaratıklar olarak günahkâr olduğumuzdan dolayı özümüzde kötülük vardır. Ne kadar çok geliştiğimizi, ilerlediğimizi


zannetsek de, geçmiş yüzyıl tarihi pek de cesaret verici değildir. Daha bu yüzyılın çeyreğine bile gelmemiş olan bizler açısından da işler pek öyle parlak görünmüyor. Eğer geçmiş geleceğin habercisi ise, bir zamanlar İngiliz bir siyasetçinin de söylemiş olduğu gibi, bekleyeceğimiz tek şey, “kan, emek, gözyaşı ve terdir.”


Ancak her şey yitirilmemiştir. Tam tersine, İsa Mesih günahlarımız için ölmüş ve O’nun ölümü sayesinde kurtuluş, yenilenme ve her şeyin yeniden yapılması vaadine sahibiz. “Bundan sonra yeni bir gökle yeni bir yeryüzü gördüm. Çünkü önceki gökle yeryüzü ortadan kalkmıştı” (Vah 21:1).


Bizler, başımızın çaresine bakmamız için soğuk ve ilgisiz bir evrenin uçsuz bucak- sızlığı içerisinde tek başımıza bırakılmadık. Bunu hiçbir zaman başaramazdık; bize karşı dizilmiş olan güçler, bizden çok daha güçlüdür. İşte bu yüzden, bu işi hiçbir zaman kendimiz başaramayacağımızdan, Allah’ın bizler için bir kurtuluş planı vardır.



*4 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.





Haziran 28


Allah Erkeği ve Kadını Yarattı


İnsanın sürekli sorduğu sorulardan birisi de şudur, Nereden geliyorum? Kutsal Ki- tap’ın ilk iki bölümünde (aslında tüm Kutsal Kitap boyunca), birçoklarının bir insanın sorabileceği en önemli soru olduğunu düşündüğü bu soruya yanıt verilmektedir. Her şeyden evvel, sadece nereden geldiğimizi bilmekle, kim olduğumuzu, neden var oldu- ğumuzu, nasıl yaşamamız gerektiğini ve nihayetinde nereye gittiğimizi bilmek yolunda iyi bir başlangıç yapmış oluruz.



Yaratılış 1 ve 2’ye göz gezdirin, fakat özellikle Yaratılış 1:26–28’e odaklanın. Bu ayetlerde görülen bütün diğer şeylere zıt olarak, insanlığın yaratılışında ne gibi büyük farklılıklar ortaya çıkmaktadır? Bu yaratılışın diğer kısımlarına nazaran insanlar konusunda göze çarpan şey nedir?



  1.   Erkek ve kadın, tüm yaratılanlar içinde en son yaratılmıştı. Araştırmaları ve hima- ye etmeleri açısından görünen tüm yaratılışa sahiptiler.

  1.    Allah’ın erkek ve kadını yaratma üslubu diğer yaratıklardan farklıydı. Bu noktaya kadar “... olsun” (ışık, gök kubbe, su, balıklar ve kuşlar, hayvanlar, vs.) ilahi buyruğu vardı. Şimdi ise buyruk bir danışmaya dönüşmüştü: “İnsanı ... yaratalım” Üçlübirliğin üç şahsiyeti—Baba, Oğul ve Kutsal Ruh—bu konuda birbirlerine danışmışlardı. Bu iki bölüm, dünyanın ve onun üzerindekilerin yaratılışıyla meşgul olmasına rağmen, asıl odak noktasının bizzat insanlığın yaratılışı olduğuna hiç şüphe yoktur.

  1.    O ana dek yaratılan başka hiçbir şey için söylenmemiş bir ifade olarak, erkek ve kadın Allah’ın suretinde ve benzerliğinde yaratılmıştı. Ayet, Allah’ın suretinde ve benzer- liğinde yaratılmanın ne demek olduğunu söylemese de, insanın nispeten Yaratıcılarının karakterini yansıtması anlamında olmalıdır. Başka yaratıklarda görülmeyen bir şekilde, insanların ahlaki kapasitesi olduğundan (kelebekler güzel olabilir ama doğru ve yanlış sorusu ile boğuşmazlar), Allah’ın suretinde ve benzerliğinde yaratılmak, kesinlikle in- sanların bir ölçüde O’nun ahlaki karakterini yansıtması demek olmalıdır.

  1.   Erkek ve kadın, hâkimiyete, Allah’ı yeryüzünde temsil etme ve yaratılışın geri kala- nını yönetme yetkisine sahipti. Bu çağrı, sorumluluğu gerektirmektedir.







Özgür İrade


Haziran 29



Allah’ın Yaratılış öyküsüne yerleştirdiği uyarı, “iyiyle kötüyü bilme ağacından” (Yar 2:9) yememekti. O halde başlangıçtan itibaren, diğer canlılarda görülmeyen fakat insanlığa bağışlanan ahlaki unsuru görebiliriz. Dün de söylediğimiz gibi, ahlaki yargının verimi, insanların Allah’ın suretinde ve benzerliğinde olduğunu ortaya koy- duğu bir yoldur.



İnsanlıkta yer alan özgür iradenin gerçekliği hakkında Yaratılış 2:15–17 ne söylüyor?


Allah, insanları otomatik olarak O’nun isteğini yerine getiren canlılar olarak yara- tabilirdi. Bu, ışık, güneş, ay ve yıldızlar gibi diğer şeylerin yaratılış tarzıydı. Onlar başka hiçbir seçim unsuru olmaksızın Allah’a itaat ederler. Onlar eylemlerine yön veren doğa yasaları aracılığıyla otomatik olarak Allah’ın istemini gerçekleştirirler.


Ancak erkek ve kadının yaratılışı çok özeldi. Allah onları kendisi için yaratmıştı. Allah onların kendi seçimlerini yapmalarını, hiçbir baskı altında kalmaksızın gönüllü olarak O’na tapmalarını istemişti. Aksi takdirde O’nu sevemezlerdi, zira sevgi, gerçek sevgi olmalıdır, özgürce verilmelidir.


İlahi kaynağından dolayı, insanın özgür iradesi Allah tarafından korunmuş ve saygı gösterilmiştir. Yaratıcı, erkeklerin ve kadınların en derin ve kalıcı seçimlerine karışmaz. Yanlış seçimlerin neticeleri vardır, bazen de çok korkunç sonuçları olabi- lir, fakat itaate veya boyun eğmeye zorlamak, yüce Rabbimizin karakterine zıttır.


İnsanın özgür iradesi ilkesinin üç önemli çıkarımı vardır:


Dini yönden: her şeye kadir Allah, bireysel iradeyi ve seçimleri tek yönlü olarak yönlendirmez.


Ahlaki yönden: bireyler kendi eylemlerinden ahlaki bakımdan sorumludurlar.


Bilimsel yönden: vücudun ve beynin eylemleri tamamen sebep ve sonuç tarafın- dan belirlenmez. Fiziksel yasalar eylemlerimizi kapsar, fakat özgür irade eylemleri- mizi, özellikle de ahlaki olanları seçme hakkına sahip olmamız anlamına gelir.








Düşüş


Haziran 30



“Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar” (Yar 3:6, 7).



Küçük bir meyveyi yemek, aslında günahkâr bir eylem değildi. Ancak bunun berabe- rinde getirdiği koşulları da düşünmek zorundayız. Adem ve Havva, Allah tarafından O’nun suretinde yaratılmış, özgür iradenin temsilcileriydi. Bu, Allah’ın vurguladığı isteğe razı olan bir özgürlüğü—fakat aynı zamanda da görevi—içermektedir. Onlar meyveyi, şiddetli bir gereksinimden dolayı değil, aksine tercihen yemişlerdi. Bu, Adem’in ve Hav- va’nın, Allah’ın açık ve belirgin talimatlarını hiçe sayarak, kendi özgür iradeleriyle yaptık- ları bir eylemdi.


Aynı şekilde bizler de, kendi açımızdan Allah’ı izleyip izlememeyi, Allah’ın Söz’üne de- ğer vermeyi ya da küçümsemeyi seçmek zorundayız. Allah kendi Söz’üne inanması için kimseyi zorlamaz. O bizleri hiçbir zaman kendisine itaat etmemiz ve O’nu sevmemiz için zorlamaz. Allah bizim kendimiz için hangi yolu izleyeceğimizi seçmemize izin verir. Fakat sonunda, yaptığımız seçimlerin sonuçları ile yaşamaya hazırlıklı olmak zorundayız.


Adem ve Havva meyveyi yemekle, aslında Allah’a O’nun mükemmel bir idareci ol- madığını söylemiş oldular. O’nun hükümdarlığına itiraz edildi. Onlar asi olduklarını kanıtladılar ve bunun sonucu insan ırkına günah ve ölümü getirmiş oldular.


“Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Adem’i Aden bahçesin- den çıkardı. Onu kovdu. Yaşam ağacının yolunu denetlemek için de Aden bahçesinin doğusuna Keruvlar ve her yana dönen alevli bir kılıç yerleştirdi” (Yar 3:23, 24).


Adem ve Havva Cennet’i terk etmek zorunda kaldılar. Bu gerekli fakat insaflı bir so- nuçtu. Rab, isyankâr insanlığın yaşam ağacına yaklaşmasına izin veremezdi. Sevgi dolu bir şefkatle, Adem ve Havva’nın, günahın getirmiş olduğu korkunç durumu sürdürmele- rini önlemek açısından onları ölümsüz yapan meyveden ayırdı. (Bizimki gibi bunca acı, ızdırap ve kötülükle dolu bir dünyada ebediyen yaşamanın nasıl olacağını bir hayal et!) Adem ve Havva, hoş bir bahçeden, dışarıdaki daha sevimsiz bir toprağı işlemeleri için çıkarıldılar (23, 24. ayetler).






Temmuz 1


Bizi Kurtarmak için Allah’ın İnsiyatifi


Kutsal Kitap, ilk ebeveynlerimizin düşüşünden sonra, onları aramaya gelenin Al- lah olduğu göstermektedir, aksi değil. Buna karşın adam ve kadın kendilerini Rabbin mevcudiyetinden saklamaya çalışmışlardı. Düşmüş insan ırkına ilişkin ne güçlü bir mecaz: onları aramaya gelen Biri’nden, onları kurtarabilecek tek Kişi’den kaçtılar. Adem ve Havva bunu Aden’de yapmışlardı ve Kutsal Ruh’un aramalarına teslim ol- madıkça, günümüzde de insanlar halâ aynı şeyi yapmaktadırlar.


Şükürler olsun ki, Allah ne ilk ebeveynlerimizi bir kenara fırlatıp attı, ne de bizleri fırlatıp atar. Allah’ın ilk kez Aden’de Havva ve Adem’e “Neredesin?” (Yar 3:9) diye seslenmesinden bu güne dek O bizleri halâ çağırmaktadır.


“Tanrı dünyaya harika bir armağan olarak Kendi Oğlunu verdi. Bu eşsiz armağan, yeryüzünü merhamet havası ile doldurdu. Bu, ciğerlerimize çektiğimiz hava kadar gerçektir. Mesih’in hayat veren bu lütfunu kabul edecek olursak, İsa Mesih’te büyü- yeceğiz.”—Ellen G. White, Hakikat Yolu ve Hayatımız, S. 53.


Tabii ki Allah’ın müjdeleyici işlevinin en büyük göstergesi, İsa’nın enkarnasyo- nunda ve hizmetinde görülebilir. İsa bu dünyaya birçok şey yapmak için gelmiş olsa da—Şeytan’ı yıkmak, Baba’nın gerçek karakterini açıklamak, Şeytan’ın suçlamaları- nın yanlış olduğunu kanıtlamak, Allah’ın yasasının tutulabilir olduğunu göster- mek—en önemli sebep, bizleri ebedi ölüm olan günahın nihai sonucundan kurtar- mak için, insanlığın yerine çarmıhta ölmekti.



Bu ayetlerden her biri bizlere İsa’nın ölümü hakkında ne öğretiyor?


Yu 3:14, 15



Yşa 53:4–6



2Ko 5:21



Allah, “günahı bilmeyen Mesih’i bizim için günah sunusu yaptı”. Öyle ki, “Mesih sayesinde Tanrı’nın doğruluğu olalım”. İsa’nın, günahkâr olan bizlerin günahlarını ve acılarını üzerine alması ve böylece Allah’ın önünde tıpkı İsa gibi doğru sayılmamız fikri, “büyük değişim” olarak adlandırılmaktadır.







Görevin Mecazları


Temmuz 2



Kaybolan insanlığı kurtarma görevi, Allah’ın bir insiyatifidir. Allah’ın kurtarıcı görevi, her birimize duyduğu sevgiyle motive olmaktadır. Bundan daha derin bir sebep olamaz. Allah, tüm dünyaya kurtuluşu getirsin diye bir görevle Mesih’i gönderdi. Sadece Yuhan- na’nın Müjdesi bile, kırk kezden fazla bildiriyle İsa’nın hizmetinin evrensel boyutunu içermektedir (Örn. bkz. Yu 3:17, 12:47). Mesih, Baba tarafından dünyayı kurtarmak için gönderildiği gibi, Mesih de öğrencilerini şu sözlerle göndermektedir, “Baba beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum” (Yu 20:21).



Matta 5:13, 14’ü okuyun. Bu ayetlerde kullanılan iki mecaz nelerdir ve ne için kullanılmışlardır?




Tuz ve ışık mecazları, imanlının insanlığa etkisi konusunda ana işlevleri vurgulamak- tadır. Tuz, ilişkide bulunulan kitlelere katılarak dahili olarak etki ederken, ışık ulaştığı herkesi aydınlatarak, harici olarak etki eder. Tuz mecazında geçen dünya ifadesi, iman- lıların karışmasının beklendiği erkek ve kadınları kastederken, dünyanın ışığı ifadesi ise aydınlanmaya ihtiyaç duyan karanlıktaki insanların dünyasını kastetmektedir.


İsrail halkı, Allah’ın onlara verdiği ahlaki prensipler ve sağlık kurallarına göre yaşa- maya teşvik edilmekteydi. Onlar ışık olup cezbetmeliydiler—seni “uluslara ışık yapaca- ğım” (Yşa 49:6). Sağlık, refah, Allah’ın Sebt’ine sadık kalmak ve diğer buyruklar konu- sunda onların müşterek varlıkları, çevrelerindeki uluslara Yaratılış ve Kurtuluş’a ilişkin Allah’ın güçlü eylemini ilan edecekti. Onların refahını gözlemleyen uluslar da onlara yaklaşacak ve Rabbin öğretilerini öğreneceklerdi. (Aslında fikir buydu.)


Mesih geldiğinde, O da tanıklığın bir diğer yolu olarak tuzdan bahsetti. Dünyaya olan etkileri aracılığıyla, imanlılar dünyanın bozuluşunu frenleyeceklerdi. İnançsızlar, ahlaki idrakin imanlılar tarafından izlenebilir oluşundan dolayı çoğunlukla kötü davranışlardan alıkonulmaktadır. İmanlılar, sergiledikleri erdemleriyle bozulan dünyaya iyi bir etki bırakmakla kalmaz, aynı zamanda da kurtuluş konusunda imanlı mesajlarını paylaşmak için insanların arasına karışırlar.






Temmuz 3


Ek Çalışma: Allah’ın müjdeci doğası konusunda bazı görüşlerle meşgul olduk. Müjdecilik, üçlübirliğin bir teşebbüsüdür. Müjdecilik, Enkarnasyon’u üstün bir şe- kilde imanlılar ve müjdecilik açısından merkezi olan İsa Mesih ile ilişkilidir. İsa, yaşamı ve ölümüyle, tüm insan ırkı için kurtuluşun yolunu açtı. O’nun takipçileri, müjdecileri olarak bizler, İsa’nın onlar için ne yaptığı konusundaki müjdeli haberi insanların bilmesini sağlamalıyız.


“Yeryüzündeki Mesih’in inanlı topluluğu müjdeci amaçlarla organize olmuştur ve Rab yüksek ve alçak, zengin ve yoksul herkese, inanlı topluluğunun planlı çalışmala- rı ve çeşitli yollarla gerçeğin mesajını duyurmasını görmeyi arzu etmektedir. Herkes yabancı bölgelerde şahsi çalışmalar yapmaya çağrılmamıştır fakat herkes dualarıyla ve müjdeci çalışmalara yapacakları katkılarla, bir şeyler yapabilir.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 6, S. 29.



Tartışma Soruları:


¤ Kaynağımız konusundaki soruyu düşünün. Kaynağımız neden çok önem- lidir? Kaynağımız konusunda doğru bir anlayış, kim olduğumuzu ve varlı- ğımızın gayesinin gerçekte ne olduğunu daha iyi anlamamıza nasıl yardımcı olabilir?


¤ Şu alıntı, yeryüzündeki özgür iradeyi, sevgiyi ve kötülüğü anlamamıza nasıl yardımcı olur? “Nitekim Allah sevgi dolu yaratıklar yaratmak istiyorsa (kendi mükemmel sevgisinin suretinde), tercihleri nedeniyle yeryüzünde acı ve kötülüğe neden olabilecek özgür varlıklar yaratmalıdır. Sevgi ve öz- gürlüğün dinamiği, insani özgürlüğümüzle sevgide gelişme toleransına Allah’ın izin vermesini gerektirir. Sevgisiz eylemleri tercih eden özgür var- lıklara izin vermek konusunda Allah’ın tek alternatifi, sevgi dolu yaratıklar yaratmaktan tamamen sakınmaktır.”—Robert J. Spitzer, New Proofs for the Existence of God: Contributions of Contemporary Physics and Philosophy, Kindle Edition (Eerdmans Publishing Co., 2010), S. 233.



¤ İsa’nın ölümü, yaklaşık iki bin yıl önce muazzam Roma İmparatorluğu arasında yaşayan küçük bir ulus içerisinde gerçekleşen eylemlerden sadece birisiydi. Ancak bu eylem, her insan varlığı açısından ebedi bir öneme sa- hiptir. Bu eylemi ve onun anlamını bilen, bunu bilmeyenlere söyleyecek olan bizlere ne gibi bir sorumluluk düşüyor? Eğer bunu bilenler bilmeyen- lere söylemezse, onlar bunu başka nasıl öğrenebilir?

Güneşin Batışı: 20:39 (İstanbul)





*Temmuz 4–10

İbrahim: İlk Müjdeci













Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Yar 12:1–3; 14:8–24; İbr 11:8–19; Gal 3:6; Yar


12:6, 7; 18:18, 19.



Kutsal Kitap’ın ilk bölümünde insanlar sunulmuştur ama soyutlanmış bir şe- kilde değil. Bizler varız fakat Allah ile ilişki içerisinde. Bu durum, yaşamları- mızda Allah’ın ne kadar merkezi olması ve bizim O’nsuz neden gerçekten “ta- mam” olmadığımız konusunda ne söylüyor? Ayrıca bkz. Elç 17:28.


Hatırlama Metni: “Örneğin, ‘İbrahim Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.’ Öyleyse şunu bilin ki, İbrahim’in gerçek oğulları iman edenlerdir. Kutsal Yazı, Tanrı’nın öteki ulusları imanlarına göre aklayaca- ğını önceden görerek İbrahim’e, ‘Bütün uluslar senin aracılığınla kutsana- cak’ müjdesini önceden verdi” (Galatyalılar 3:6–8).

ünyadaki en büyük üç dinin, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın bazen “İbra- himî dinler” olarak anılması bir tesadüf değildir. Zira bu üçünün de bir ba- kıma kökeni bu yüce Allah adamına kadar gitmektedir.


İbrahim, imanı tarif eden bir örnek olarak takdir edilse de, bu haftaki çalışmamız bu imanı farklı bir açıdan inceleyecektir. Yani, biz onu müjdeci biri olarak, Rab tara- fından başka bir ülkeye giden ve gerçek Allah, Yaratıcı ve Kurtarıcı hakkında insanla- ra tanıklık yapan biri olarak görmek istiyoruz.


Allah İbrahim’e ve ondan sonra da ailesine üçlü bir amaç (bkz. Gal 3:29) vermiş- ti: (1) insanlığın başlangıç tarihinde kaybolmuş olan Allah’ın egemenliğinin ilahi gerçeğinin alıcıları ve koruyucuları olmaları; (2) Kurtarıcı’nın tarihe giriş yapmasına bir kanal olmaları ve (3) Allah’ın sadık hizmetkârları olarak uluslara ışık olmaları, Rab’bi tanımaya ihtiyaç duyanlara bir ışık olmaları.



*11 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







İbrahim’e Yapılan Çağrı


Temmuz 5



“RAB Avram’a, ‘ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git’ dedi, ‘seni büyük bir ulus yapacağım, seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım, bereket kaynağı olacaksın. Seni kutsayanları kutsayacak, seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Yeryüzündeki bütün halklar senin aracılı- ğınla kutsanacak’ ” (Yar 12:1–3).


Avram—anlamı “baba yücedir” ve ismi İbrahim olarak değiştirilen “birçokların ba- bası”—şimdiki Irak’ta bulunan Ur kentinde büyümüştü. Allah ona aşina olduğu sosyal ve ruhsal bir ortamdan ayrılması ve Allah’ın 100 yıl boyunca ruhsal bir dönüşüme lider- lik ederek onu “imanlının babasına” dönüştürdüğü, alışık olmadığı bir ülkeye göç etmesi için çağrı yapmıştı. Şahsi ve ailevi sorunların ortasında İbrahim birkaç grubun ilk müjde- cisi ve Allah’a olan imanının tanıklığını yapan, saygı duyulan bir lider olmuştu.


Yaratılış 12:1–3’ü okuyun. Burada kendi özel durumumuza uygulanacak ne gibi ilkeler buluyorsun; yani, İbrahim bizim kendi tarzımızda yaşadığı- mız ne gibi tecrübeler yaşamıştı? Ayrıca bkz. İbr 11:8–10.





Ata, geçmişini arkasında bırakması, imana doğru adım atması, inanılmaz görü- nene inanması, Allah’ın ona yapmasını söylediği şeyi yapması için çağrılmıştı. Ve imanının sonucu olarak dünyanın tüm ulusları bereketlendirilecekti.


İbrahim’de olduğu gibi çoğumuz sınandı. Tabii ki bizler Allah’ın doğrudan bizim- le konuşmasını duyamayabiliriz, fakat O bizleri Söz’ünün öğretileriyle ve takdiriyle çağırmaktadır. Bizlerden zenginlik ve onur vaat eden bir kariyeri terk etmemiz iste- nebilir; uygun ve verimli şirketleri bırakarak, ailemizden ayrılmamız istenebilir; aslında kendini inkâr, cefa ve kendini adamak gibi görünen bir yola adım atmamız gerekebilir. Fakat çağrılırsak, nasıl reddedebiliriz?






Temmuz 6


İbrahim’in Krallara Tanıklığı


Lut, İbrahim’in bir akrabasıydı ve bazı seyahatlerinde ona eşlik etmişti. Ürdün’ün sulak yerlerini tercih etmesi, onu Sodom’daki kötü adamlarlarla ilişki içerisine ge- tirmişti (Yar 13:1–13). Oradayken önce İbrahim tarafından (Yar 14:11–16) sonra da iki melek tarafından kurtarıldı (Yaratılış 19).


İbrahim, akrabası Lut’un dertte olduğunu duyunca ona yardım etmeye karar verdi. Lut’u kurtarırken İbrahim kendi ev halkından üç yüzden fazla adamıyla askeri bir güce liderlik etti. Sodom’daki savaşa birçok kral katılsa da, galip gelen İbrahim olmuştu.



Yaratılış 14:8–24’ü okuyun. İbrahim’in eylemi, onun karakteri ve bunun sonucu olarak onun imanı ve Tanrısı hakkında ne söylüyor?








Krallara karşı zafer kazanmasıyla, İbrahim Allah’ın kudretini göstermişti. Bu kur- tarma görevinde bile “imanın babası” uluslara bereket olma yolundaki ilahi çağrıyı kaybetmemişti.


“İbrahim yalnızca ülkeye büyük bir hizmette bulunmakla kalmamış, aynı za- manda cesur bir kişi olduğunu kanıtlamıştı. İbrahim’in inancı, doğru olanı yapma- sında ve ezilenleri savunmasında ortaya konmuştu. Sodom kralı geri dönerken zafer kazananları onurlandırmaya çıktı ve yalnızca tutsakların geri verilmesini diledi. Ga- nimetler zafer kazananlara aitti, ama İbrahim bu talihsizlikten pay kapmayı reddetti. Müttefiklerinin eşit paya sahip olmasını sağladı.”—Ellen G. White, Geçmişten Son- suzluğa, 1. Cilt, S. 67.








İmanın Simgesi


Temmuz 7



Pek mükemmel olmasa da, İbrahim bir Tanrı adamıydı ve defalarca Kutsal Ki- tap’ta, hatta Yeni Ahit’te sadakat konusunda ve imanla kurtuluşun ne anlama geldi- ğine dair bir örnek olarak gösterilmiştir (bkz. Yar 15:6, Gal 3:6).



İbraniler 11:8–19’u okuyun. Bize, kabiliyeti ne olursa olsun Allah adına müjdeci olmak isteyen biri açısından çok önemli olan, İbrahim ve onun imanı hakkında ne söylemektedir?





Rab İbrahim’i kullanmak istiyordu, fakat onun yapması gereken ilk şey, geçmişini ar- kasında bırakmasıydı. Buradaki ders, her birimiz için apaçık olmalıdır, özellikle de geçmi- şi Allah’ın yasası ile uyum içinde olmayanlar için, ki aslında bu hepimizi kapsamaktadır.


Ayrıca ilginç olan şey, İbrahim’in “nereye gideceğini bilmeden” (İbr 11:8) yola çık- tığı gerçeğiydi. Çoğu müjdeci en azından coğrafi anlamda nereye gideceğini bilse de, diğer bakımdan içimizden herhangi biri iman yolunda dev bir sıçrama yapıp kalbini tamamen Allah’a verdiğinde, en azında kısa vadede, gerçekte nereye sürükleneceğini (uzun vadede kesin bir güvencemiz olsa da) bilemez. Eğer bilseydik, bu kadar imanı gerektirmezdi; bu bakımdan bilmemek, gerçekten imanda yaşayabilmenin ön şartıdır.


Diğer bir kritik husus ise, İbrahim’in “mimarı ve kurucusu Tanrı olan temelli kente” (10. ayet) bel bağladığıdır. İbrahim büyük resme bakmaktaydı; burada ne gibi şeylerle, ne gibi zorluklar ve dertlerle karşılaşmış olursa olsun, sonunda her şeyin buna değer olduğunu biliyordu.


Ayrıca o, “vaat edilen ülkede” bir yabancı olmadığını, aksine “yeryüzünde yabancı ve konuk” (13. ayet) olan birçok kişiden birisi olduğunu da biliyordu. Bu dünya ve onun içinde geçen yaşantımız şu an için bizlere ne kadar değerli görünse de (ki şu an için sahip olduğumuz her şey budur), tüm öykü bundan ibaret değildir, uzun vadede hiç değil.


Ve şüphesiz Eski Ahit’teki en büyük iman örneği, Allah’ın emriyle İbrahim’in oğ- luna Moriya Dağı’nda ne yapmak istediğine razı olmasıydı.








Göçebe İbrahim


Temmuz 8



İbrahim’in yaşamı üzerine bir araştırma, Allah’ın gücüne şüphe ve inançsızlığa karşı onun imanının zorlu uğraşlar içerdiğini ortaya koyar. İbrahim’in soyu putpe- restti (Yşu 24:2) ve belki de bu özgeçmişi, onun neden her zaman Allah’ın gücüne tamamen güvenmediğini açıklar. İki kez korkaklık gösterip, Sara’ya gerçeğin sadece bir kısmını söylemesini söylemişti (Yar 12:11–13, 20:2). Sara’dan bir oğlu olacağı kendine söylendiğinde gülmüştü (Yar 17:17). Hatalarına rağmen İbrahim yine de Rab tarafından kullanılmıştı, zira İbrahim halâ O’nun tarafından kullanılmak isti- yordu; bundan dolayı Rab de onun karakterini şekillendirebilmişti.


Allah’ın İbrahim’i bir reformcu ve müjdeci olarak şekillendirme araçlarından bi- risi de onun birçok yere göç etmesiydi. Seyahat aslında bir eğitimdir. Kişiyi yeni fikir- lere ve değişim olanaklarına açar. Yeruşalim’e yapılan hac yolculukları, İsrail ibade- tinin önemli ve gerekli bir parçasıydı. Uzun mesafelere giden, başka yerlerde uyuyan, farklı yemekler yiyen, farklı bir iklimle karşılaşan ve başka insanlarla tanışan hacıla- rın yaşadığı değişimler, onların incinebilir olan imanlarını geliştirmesine yardımcı olmuştur. Kurbanları ve sunularıyla ibadetleri, kutsal dansları ve mezmurları ezbere okumaları, Allah’ın halkının onların kimliklerini ve geleneklerini teyit etmelerini sağlamıştır.


Doğum yeri olan Ur’dan, gömüldüğü yer olan Hevron’a kadar seyahatlerinde, İb- rahim en az 15 coğrafi bölgeyi ziyaret etmişti. Yaşamındaki en önemli reformcu ve müjdeci bölümler, onun seyahatleriyle ilişkilidir.



Şu yerlerde İbrahim’in yaşadığı ruhsal derslerden bazıları nelerdi?


Şekem’deki More (Yar 12:6, 7)



Hevron (Yar 13:18–14:20)



Mamre (Yar 18:1, 20–33)



Moriya Dağı (Yar 22:1–14)





Temmuz 9


İbrahim: Kendi Evinde bir Müjdeci


“Kuşkusuz İbrahim’den büyük ve güçlü bir ulus türeyecek, yeryüzündeki bütün uluslar onun aracılığıyla kutsanacak. Doğru ve adil olanı yaparak yolumda yürümeyi oğullarına ve soyuna buyursun diye İbrahim’i seçtim. Öyle ki, ona verdiğim sözü yerine getireyim” (Yar 18:18, 19). Bu ayetlerde, iman ve Allah’a hizmet konusunda ne gibi önemli dersler bulabiliriz?





“Allah İbrahim’i Söz’ünün öğretmeni olması için çağırdı, büyük bir ulusun baba- sı olsun diye seçti, zira İbrahim’in çocuklarına ve ev halkına Allah’ın yasasının ilkele- rini öğrettiğini görmüştü. Ve İbrahim’in öğretilerine güç veren şey, kendi yaşamının etkisiydi. Onun ev halkı bin kişiden fazlaydı, bunlardan çoğu da aile liderleriydi ve hiç de azımsanmayacak kadarı putperestlikten yeni imana gelmiş olan kişilerden- di.”—Ellen G. White, Education, S. 187.


Müjdeci aktiviteler, Allah’ın planlarıyla uyum içindeki bir aile yaşantısıyla destek- lenirse daha başarılı olacaktır. Kutsal Kitap ve inanlı topluluğu tarihi bizlere ilk inanlı topluluklarının ev ve aile temelli olduklarını söylemektedir. İbrahim’in seçilme ne- denlerinden biri de, Allah’ın onda çocuklarını ve ev halkını Rabbin yoluna yönlen- dirme kabiliyetini görmesiydi. Aile içinde Allah’ın gayesi O’nun müjdecilik işindeki gayesine eşittir; yani “doğruluğun ve adaletin yerine getirilmesi” (Özd 21:3).



İbrahim’in ailesinde, onların Rabbe sadık olduklarını gösteren ne gibi örnekler bulabilirsin? Örn. bkz. İbr 11:11, 20.



Tabii ki Kutsal Kitap’ta, aileleri Rabbin yolunu izlememiş olan Tanrı adamlarının örneklerini de bulabiliriz. Fakat bugünkü ayetlerin işaret ettiği husus açıktır: İbra- him’in imanı ve örneği, ev halkının “Rabbin yolunda yürümeyi” (Yar 18:19) öğren- diğini gösterecek derecede güçlüydü.






Temmuz 10


Ek Çalışma: “İbrahim kendisini çevresindeki insanlardan soyutlamamıştı. Çevredeki uluslarla dostça ilişkiler geliştirmiş, gökteki Tanrı da İbrahim’i kendi temsil- cisi olarak kullanmıştı.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 1. Cilt, S. 204.



Tartışma Soruları:


¤ Binlerce yıldır İbrahim ve İshak’ın Moriya Dağı’ndaki öyküsü imanlıları ürkütüp, etkilerken, bunu acımasız ve barbarca bir eylem olarak görenlerin ise küçümseyip alay etmesine neden olmuştur. Yeniden Yaratılış 22’deki öyküyü okuyun. Buradan ne gibi büyük dersler çıkarabiliriz? Bizlere çarmıh ve günahın korkunç bedeli hakkında ne öğretmektedir? İmanın sıçrama yapmasının neyi gerektirdiği konusunda ne öğretmektedir? Bu öykü neden çoklarını rahatsız etmektedir?


¤ Tanrı adamı İbrahim’in iman zayıflığı gösterdiği iki öykünün yer aldığı Yaratılış 12:11–13, 20:2’yi okuyun. Bu öykülerden ne öğrenebiliriz?



¤ Kutsal Kitap’ın en meşhur ayetlerinden biri Yaratılış 15:6’dır. Burada ne söylenmektedir? Hangi bağlamda verilmiştir? Bu ayet Yeni Ahit’te nasıl kul- lanılmıştı (bkz. Rom 4:3, Gal 3:6, Yak 2:23)? İman, işler ve kurtuluş hakkında ne öğretmektedir?



¤ Aile üyelerinin “Rabbin yolunu” izlemediği büyük dini liderlerden bazı- ları kimlerdi? Aile üyelerinin inançlı olmasına yardım etmede güçlük çe- kenleri teşvik etmesi bakımından onların öykülerinden ne öğrenebiliriz?


Güneşin Batışı: 20:38 (İstanbul)





*Temmuz 11–17

Alışılmadık Müjdeci













Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: 2Kr 5, Mar 1:40–45, 2Kr 2:1–15, Yu 15:5, Rom


6:4–11, Rom 6:1.



Yaratılış’ın İbranicesinde şöyle denmektedir: “Ve Allah Avram’a dedi ki, ‘Kendin için ülkenden çık...” Ona “kendisi için” gitmesi gerektiği söylen- mişti; yani kendi hatırına. Buradan ne anlamalıyız ve bunu kendimize nasıl uygulayabiliriz?


Hatırlama Metni: “Peygamber Elişa’nın zamanında İsrail’de çok sayıda cüzamlı vardı. Bunlardan hiçbiri iyileştirilmedi; yalnız Suriyeli Naaman iyileştirildi.” (Luka 4:27).



aklaşık olarak İ.Ö 970’den 560’ya kadar İsrail krallıklarının tarihini kapsayan Krallar kitabı, Allah’ın halkına ilişkin uyarıcı, dramatik olayları ve geniş kap- samlı siyasi ayaklanmaları kaydetmektedir. Bu öyküler arasında, maceraları


her yaştan çocuk ve yetişkinin hayallerini sarsan gözüpek peygamberler İlyas ve Eli- şa’nın öyküleri yer almaktadır.


Ayrıca Elişa’nın ve İsa’nın hizmetleri arasındaki benzerlikler de çok ilginçtir. Her ikisinin de hizmetlerinde ölüler diriltilmiş, cüzamlılar iyileştirilmiş ve aç insanlar az bir yiyecekle doyurulmuşlardır.


Bu haftaki çalışmamızda bu mucizelerden birisiyle meşgul olacağız: zengin, güç- lü ve çok gururlu bir putperest olan Naaman’ın canlı bir Rabbin kudretine mazhar olması ve alışılmadık bir müjdecinin tanıklığı aracılığıyla iyileştirilen ilk kişi olması.


Bu öyküde geçen birçok ruhsal gerçek arasında, uluslararası gerginlik ve rekabet içinde kültürler arası bir tanıklık örneği bulabiliriz. Ayrıca bu öyküde, kurtuluş pla- nının nasıl işlediğinin örneğini de görebiliriz.



*18 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Her Şeye Sahipti... Ama


Temmuz 12



“Aram Kralı’nın ordu komutanı Naaman efendisinin gözünde saygın, de- ğerli bir adamdı. Çünkü RAB onun aracılığıyla Aramlılar’ı zafere ulaştırmıştı. Naaman yiğit bir askerdi, ama bir deri hastalığına yakalanmıştı” (2Kr 5:1).


Bu ayet, Naaman’ı Asur veya Aram toplumunun üst sırasına yerleştiren en az dört tanım veya ünvan içermektedir. Aram kralına büyük ölçüde etki etmiş, onda büyük saygı uyandırmış ve askeri alanda olduğu kadar dini hususlarda da kralın sağ kolu olan bir adamdı (18. ayet). O aynı zamanda da çok zengindi (5. ayet).


Buna karşın 1. ayette büyük bir “ama” mevcuttur. Naaman’ın tüm kudreti, say- gınlığı ve kahramanlığı, o günlerin en çok korkulan cüzam hastalığının ışığında sö- nük kalıyordu. Ve işte bu zavallı adamın tüm başarılarının üzerine büyük ve karanlık bir gölge salan “ama” işareti buydu. Ancak bu hastalık, onun Allah’ın peygamberiyle ilişki kurmasını sağladı ve bu irtibatla gerçek Allah’a iman eden birisi oldu.



Mar 1:40–45, Luka 8:41–56 ve Mar 2:1–12’yi okuyun. İsa’nın burada gös- terdiği mucizevi şifa gerçeğine karşın bu öykülerdeki ortak payda nedir? Tüm bu insanları İsa’ya getiren şey nedir?



Şahsi yaşamsal bozulmalar, trajediler ve durum değişiklikleri, insanları ruhsal gerçeklere daha açık bir hale getirir ve onların Allah’ı aramaya hazır bir duruma gelmesine neden olur. Fiziksel, psikolojik, siyasi veya diğer felaketler, insanları ilahi gerçeğe yönlendirir. Kişisel kayıplar, ulusal felaketler ve savaşlar, insanların kendile- rinden daha büyük bir güç aramalarına sebep olan güçlü motivatörlerdir. İnanlı topluluğu, şahsi veya toplumsal acılar geçiren insanların bulunduğu bölgelerde ruh- ları kazanma sonuçlarının daha yüksek olduğunun farkındadır.








Alışılmadık bir Tanıklık


Temmuz 13



2Kr 5:1–7’yi okuyun. Burada ne oluyor? Asurlular neden köle bir kızın sözlerini dinlediler? Açığa kavuşacak şeyin ne gibi gizli bir anlamı olabilir?





Kutsal Kitap bize bu genç kızın evde nasıl davrandığı konusunda detaylar vermi- yor fakat orada ailenin ilgisini çekecek bir şeyler yaptığı kesin. Şöyle düşün: evinde yaşayan tutsak bir kızın sözü üzerine bu zengin ve kudretli asker kralına gidiyor, kızın sözlerini iletiyor ve sonra da gitmek için kraldan izin alıyor. Bundan başka, peygambere götürmek için kervanına armağanlar yüklüyor. Açıkçası bu ayetlerde bahsedilenden çok daha fazlası meydana gelmiş olmalı. Ancak Asur’un yönetim çevresinde O’nun bilgisini eken Allah’ın temsilcisi, Asur’un çapulcu grubu tarafından zorla yuvasından koparılan isimsiz küçük bir İbrani köle kızıydı. Yapılan zulmü, bu eylemin anlamsızlığını ve esaret altındaki yaşamını düşünmek yerine, sarsılmaz imanını Samiriye’deki Elişa (3. ayet) aracılığıyla çalışan Allah’ın yaşam değiştirici gücüyle paylaştı. Böylece Babil’deki Daniel ve yoldaşları gibi kendi sıkıntısını Allah’ı yüceltme tarzına dönüştürdü ve bu yüzden Allah onun tutsaklığını, imanını paylaş- ması için bir fırsata çevirdi. Ellen G. White’a göre, “tutsak kızın davranışı, putperest evdeki tavırları, önceki evinde aldığı eğitime tanıklık ediyordu.”—Geçmişten Son- suzluğa, 2. Cilt, S. 146.



Bu bize imanımız, yaşam tarzımız ve eylemlerimizin başkalarını bizlere ve bize emanet edilen gerçeklere doğru nasıl yakınlaştırabileceği konusun- da ne söylemelidir?



Ayrıca ilginç olan başka bir şey de, bu öyküde mektubu aldıktan sonra İsrail kra- lının reaksiyonudur. Ben Tanrı mıyım? Cüzamı nasıl iyileştirebilirim? Onun bu sözleri, hastalığın ne kadar dehşet verici olduğunu ve sadece bir mucizenin şifa sağ- layabileceğini göstermektedir. Hangi sebepten olursa olsun, mektup kralın şifa geti- receği beklentisini ima etmektedir. O bunu yapamayacağını biliyordu ve bu yüzden her şeyin kışkırtma amaçlı bir oyun olduğunu düşünmüştü.







Peygamber Elişa


Temmuz 14



İ.Ö dokuzuncu yüzyılda, peygamber Elişa elli yıldan fazla bir süreye yayılan 18 bö- lümlük bir seriyle karşımıza çıkmaktadır. O, çoğunlukla peygamber okulunun başı olarak hizmet vermekteydi ve geniş çapta halka yönelikti. Hem kişisel hem de ulusal seviyede işaretler ve mucizeler içermekteydi. Nasihati ve yardımı hem krallar hem de halk tarafından dinlenmekteydi.



2Kr 2:1–15’i okuyun. Bizlere Elişa’nın çağrısı ve hizmeti hakkında ne söylemektedir?



Hiç şüphesiz Elişa Allah tarafından çağrılmıştı; kendi çağrısını yine kendi zihnin- de teyit etmiş olması gerektiği yolunda müthiş tecrübelere sahipti. Daha da önemlisi, Ruh’tan “çift porsiyon” talep etmesi, yapmaya çağrıldığı iş için ilahi bir güce ihtiyacı olduğunun farkında olduğunu göstermektedir, zira tek başınayken çaresiz olduğu- nun bilincindeydi. Bu yüzden daha o zamanlarda bile bu Tanrı adamı İsa’nın yüzyıl- lar önce ne söylediğini anlamıştı: “Ben asmayım, siz çubuklarsınız. Bende kalan ve benim kendisinde kaldığım kişi çok meyve verir. Bensiz hiçbir şey yapamazsınız” (Yu 15:5). Rabbin işinde hangi pozisyonda olursak olalım, bu hepimizin farkında olması gereken bir derstir.


Elişa’nın çağrılması öyküsünde açıkça gördüğümüz gibi, aslında bu güç ona ba- ğışlanmıştı. Böylece Elişa kendi rolü ve çağrısı konusunda sağlıklı ve ciddi bir anlayı- şa sahip olduğunu krala yaptığı şu bildiriyle göstermişti: Naaman “İsrail’de bir pey- gamber olduğunu anlasın!” (2Kr 5:8).


Ayrıca bir diğer ilginç husus, bu askeri komutanın ve maiyetinin tüm görkemiyle Elişa’nın belki de Naaman’ın şatafatına kıyasla daha önemsiz ve mütevazi olan evinin kapısı önünde durduğu sahne olmalıydı. Ancak Elişa, Naaman ve askerlerinden pek gözü korkmuşa benzemiyordu. Aslında Elişa bu güçlü çağrıya karşılık vermek için dışarıya çıkmaya bile tenezzül etmemiş; aksine askeri komutana buyruk vermesi için bir elçi yollamıştı! Şam’dan beri yaptığı uzun yolculuğun tek ödülü, Şeria Irmağı’na gidip yıkanmasını belirten, çok yalın bir direktifti! Fakat bu ifade şöyle bir vaade eşlik etmekteydi: “tertemiz olacaksın” (10. ayet).



Kuşkusuz ki bu önemli adamın onuru incinmişti. Belki önemli olan şey de buydu.







Naaman’ın İyileştirilmesi


Temmuz 15



2Kr 5:11–14’ü okuyun. Bu öykü bizlere Naaman ve onun öğrenmek zo- runda olduğu bazı dersler hakkında ne söylüyor? Burada aynı şekilde ken- dimiz için ne ders çıkarabiliriz?



Peygamber Elişa, seçkin konuğu Naaman ile şahsen görüşmüş olup, putperest dinlerde çok yaygın olan cinleri kovucu hareketler ve büyülü formülleri uygulasaydı, belki de Naaman çekinmezdi. Ancak kabulünün iki yönü onun onurunu kırmıştı. Peygamber sadece Naaman ile buluşmak için şahsen evin önüne çıkmamakla kal- madı, aynı zamanda cüzamdan kurtulacağı yer olan Şeria Irmağı’na yönlendirdi.


Protokol açısından Naaman haklıydı. Onu selamlamak için Elişa evin önüne çık- malıydı. Ve suları çamurlu Şeria Irmağı’ndakine oranla daha berrak olduğundan Şam’daki nehirler hiç kuşkusuz daha iyiydi. Ancak Allah, Elişa aracılığıyla Naaman’ı İsrail’deki bir nehir olan Şeria Irmağı’na yönlendirdi. Tüm şifa süreci, ilkin İsrail’de Allah’ın gerçek bir peygamberi olduğunu, ikincisi de Allah’ın itaatkâr bir inancı ödül- lendirdiğini göstermek için tasarlanmıştı.


Naaman’ın beraberindekiler onu yeni, ilahi “kumandana” itaat etmesi ve en azından denemesi için ikna ettiler. Yapması için ondan daha zor bir şey istenmiş olsaydı katlanacağı yolundaki önerileri, onu ikna etmişti. Köle bir kızı dinlemiş ol- mak, ona saygısızlık eden yabancı bir peygamberin ve nihayetinde kendi hizmetkâr- larının davranışlarını sineye çekmek, Naaman için çok zor olmalıydı. Buna karşın şifa konusunda tamamen çaresizdi.


“Bunun üzerine Naaman Tanrı adamının sözü uyarınca gidip Şeria Irmağı’nda yedi kez suya daldı. Teni eski haline döndü, bebek teni gibi tertemiz oldu” (2Kr 5:14).


Naaman’ın şifa görmesi için tek şart, iman ve itaatti. Gururuna galip gelip, ça- murlu Şeria Nehri’nde yedi kez yıkanmak suretiyle Allah’ın istemine itaat eder etmez iyileşmişti.








Yeni bir İmanlı


Temmuz 16



“Şimdi anladım ki, İsrail dışında dünyanın hiçbir yerinde Tanrı yoktur. Lütfen, bu kulunun armağanını kabul et” (2Kr 5:15). Bu sözler, kurtuluş tecrübesini açıklamaya nasıl yardımcı olmaktadır? Bkz. Vah 14:12; 1Yu 5:2, 3; Rom 6:1.



İyileştikten hemen sonra doğrudan Şeria’dan Şam’a dönmek Naaman için kolay olurdu. Ancak bir şükran işareti olarak o ve beraberindekiler peygamberin bulunduğu yere döndüler. Bu kez Elişa ile şahsen görüştüler. İsrail’in Tanrı’sının dünyanın ege- meni olduğu yolundaki itiraf, Kutsal Kitap’ın ana konusudur. Putperest birinden gelen bu sözler, Eski Ahit vahyindeki en üstün vurgulardan biridir. Naaman’ın dönüşümü, onun bu yeni tecrübesinin İsrail’in Tanrı’sı ile ilişkilendirilmesi gerektiğini açıkça orta- ya koymaktadır. Peygamber İsrailliydi, nehir İsrail açısından en önemlisiydi ve yedi rakamı da yaratılışın Allah’ıyla çok açık bir bağlantıydı.


Naaman’da gördüğümüz şey, gerçek imanın nasıl işlediğinin bir örneğidir: Naaman, hiçbir zaman kendi başına kazanamayacağı bir şeyi elde etmişti. Elişa’nın armağanları reddetmesi (2Kr 5:16), kurtuluşun nasıl kazanılamayacak ve satın alınamayacak, bila- kis tamamen Allah’ın lütfu olduğunu göstermektedir. Ancak aynı zamanda yaptıkların- dan dolayı Naaman’ın Elişa’ya bir şeyler verme isteği, onun imana verdiği yanıtı gösterir, ona verilene karşı duyduğu şükrandan dolayı bir yanıtı. Elişa armağanı reddetmişti. Burada o, hiç kimse “Avram’ı zengin ettim” (Yar 14:23) demesin sözüyle, putperest krallara yardım eden ama armağanlarını reddeden İbrahim’in örneğini izlemişti. Elişa armağanı kabul etmenin, Naaman’ın öğrenmesi gereken dersi lekeleyeceğini biliyordu. Şifa Allah’ın işiydi ve tamamen bir lütuf eylemiydi.


“Bu husus her akılda iyice yer etsin: Eğer Mesih’i bir Kurtarıcı olarak kabul edi- yorsak, O’nu bir Yönetici olarak da kabul etmek zorundayız. O’nu, buyruklarına itaat edilmesi gereken Kralımız olarak tanımadığımız sürece, güvenceye ve Kurtarıcımız olarak Mesih’te mükemmel bir imana sahip olamayız. Böylelikle Allah’a bağlılığımızı kanıtlarız. O zaman iman konusunda gerçeğin sesine sahip oluruz, zira bu işleyen bir imandır. Sevgiyle işler.”—Ellen G. White, Faith and Works, S. 16.






Temmuz 17


Ek Çalışma: “Naaman Suriye’deki evine bedende ve ruhta iyileşmiş bir şekilde döndükten yüzlerce yıl sonra, onun harika imanı Kurtarıcı tarafından Allah’a hizmet etmek isteyenlere örnek gösterildi. Kurtarıcı şöyle dedi: ‘Elişa peygamberin zamanın- da İsrail’de çok sayıda cüzamlı vardı. Bunlardan hiçbiri iyileştirilmediği halde, Suri- yeli Naaman iyileştirildi’ (Luka 4:27). Allah İsrail’deki çok sayıda cüzamlıyı es geçti, çünkü imansızlıkları iyiliğe kavuşmalarına engel oluyordu. Doğruluğa kendince bağlı olan ve Allah’ın yardımına ihtiyaç duyan putperest bir soylu, Allah’ın gözünde Allah vergisi ayrıcalıklarını hor gören ve ayaklar altına alan saygısız İsraillilerden daha fazla berekete layıktı.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 150.



Tartışma Soruları:


¤ Yıllar boyunca Naaman’ın iyileşmesinden sonra ne olduğu konusunda büyük tartışmalar yapılmıştı. 2Kr 5:17–19’da, Naaman şöyle söyleyerek güç- lü bir iman ikrarı yapmaktadır, “Çünkü bu kulun artık RAB’bin dışında başka ilahlara yakmalık sunu ve kurban sunmayacaktır” (17. ayet). Ancak bundan hemen sonra, “efendim tapınmak için Rimmon Tapınağı’na girip kendisine eşlik etmemi isteyince, tapınakta onunla birlikte yere kapandı- ğımda RAB bu kulunu bağışlasın” (18. ayet) demektedir. Elişa’nın yanıtın- dan ne gibi bir çıkarım yapılabilir? Hıristiyan müjdecileri yeni imana gel- miş olanlara nasıl bir sabır ve anlayış göstermelidirler, özellikle de farklı bir din ve kültürel özgeçmişle bizlere geliyorlarsa?


¤ Yeni imana gelmiş olanların kültürelleşmesi ne kadar hızlı olmalıdır? “Sarefatlı dul kadın ve Suriyeli Naaman sahip oldukları tüm ışığa göre ya- şamışlardı; bu sayede, Allah’tan uzaklaşmış olan ve rahatlık ve dünyasal şeref için ilkeleri feda eden Allah’ın seçilmiş halkından daha doğru sayıl- mışlardı.”—Ellen G. White, The Acts of the Apostles, S. 416.



¤ Şifa ve kurtuluş, Naaman’a eylemleriyle gösterdiği bir imanla gelmişti. İman ve eylemler arasındaki ilişkiyi tartışın. Her ikisinin de imanlının ya- şamında ve tanıklığında çok zaruri fakat ayrı bir rolü olduğunu anlamak neden çok önemlidir?




Güneşin Batışı: 20:34 (İstanbul)





*Temmuz 18–24

Yunus Destanı











Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Yunus 1–4, 2Kr 14:25, Yşa 56:7, Yşa 44:8,


Matta 12:40, Vah 14:6–12.



Y


Hatırlama Metni: “Tanrı’nın insanlar arasında ayrım yapmadığını, ama kendisinden korkan ve doğru olanı yapan kişiyi, ulusuna bakmaksızın kabul ettiğini gerçekten anlıyorum” (Elç 10:34, 35).


unus destanı, kendi konforlu bölgesi dışında da iyi çalışan bir İbrani peygam- berin öyküsüdür. Yaklaşık İ.Ö 750’de 2.Yarovam hükümdarlığı zamanında (2Kr 14:25) yaşayan Yunus, başka bir ülkede hizmet etmesi için doğrudan


çağrı yapıldığını bildiğimiz tek Eski Ahit peygamberidir. Tüm ırkların Yaratıcısı’nın kurtuluşu sadece seçilmiş halkıyla sınırlamayı amaçlamadığı gerçeği, Yunus’un za- manındaki popüler Yahudi teolojisi diğer uluslardan olanların da kurtuluştan pay alacaklarının Allah’ın planında yer alacağını kabul etmese de, Eski Ahit’te sürekli tekrarlanmaktadır, özellikle de Yeşaya ve Mezmurlar’da. Bu husus, Yeni Ahit zaman- larında bile Yahudi imanlıların öğrenmekte zorluk çektiği bir dersti.


Yunus’un dört bölümünde, hem olumlu hem de olumsuz bir şekilde, Yunus’un yabancı bir müjdeci olarak gönülsüz öncülük tecrübesine dair dürüst bir kaydını okumaktayız. Burada, yabancılara yönelik hizmetlere ihtiyaç konusunda güçlü bir ricanın yanında, Allah’ın çağrısına karşı kişinin içten ve çok insani tepkisi muhafaza edilmiştir. Kitapta, günümüz müjdecilerinin de karşılaştığı bazı meseleler ve sorun- lara yönelik çözümlere de işaret eden, yabancı müjdeciler ve kültürlerarası tanıklık- lar için birkaç ilke ortaya çıkmaktadır.


*25 Temmuz Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Kusurlu Peygamber


Temmuz 19



2Kr 14:25’i okuyun. Bizlere Yunus hakkında ne söylüyor? Ne tür bir ışık- la sunulmaktadır?





Yunus kitabı haricinde, peygamber diğer bir Eski Ahit pasajında da anılmaktadır, 2Kr 14:25. Burada o, Asurlular tarafından alınan İsrail’in yeniden ele geçirilmesini önceden bildiren saygın bir peygamber olarak anılmaktadır.


Yunus, kuzey İsrail’in Zevulun kentinde, Nasıra’dan birkaç kilometre uzaklıktaki Gat Hefer’de doğmuştu (İbranicesi “üzüm sıkma çukuru”). Bu demektir ki hem İsa hem de Yunus, aralarında yaklaşık 750 yıl fark olsa da, Celile peygamberlerindendi.



Yunus 1:1–3, 9, 12; 2:1–9; 3:3–10’u okuyun. Bu ayetler, iyi olsun kötü ol- sun, onun hakkında ne tür bir tablo sergilemektedirler?





Kitabında Yunus cesaret ve acizliğin garip bir karışımı olarak karşımıza çıkmak- tadır: inatçı, isyankâr fakat öğretilebilir ve itaatkâr. O, Allah’a sadıktı, cesurdu ve duaya inanan bir imanlıydı, fakat aynı zamanda da dar görüşlü, bencil ve kindardı. 2Kr 14:25’de Yunus, Rab’bin kulu olarak tarif edilirken, ismini taşıyan kitapta bir bakıma mahzun ve trajik bir figür olarak betimlenmektedir. Onun böylesine dürüst- çe tarifi, Kutsal Kitap’ın doğruluğunun ve güvenilirliğinin bir işaretidir. Yazarın doğal, insani eğilimi, dini kahramanların kabul edilmeyen yönlerini belirsizleştirmekte ve saklamaktadır. Fakat Ruh’un ilhamı altında Kutsal Kitap yazarları, bu karakterler ne kadar aciz ve sıkıcı olsalar da, insanların yaşamlarında küçük cesaretlerin de oldu- ğunu, istedikleri takdirde Allah’ın onlarla çalışabileceği gerçeğini sergilemektedirler.








Kadim Müjdeci


Temmuz 20



“Ninova’ya git!” Allah’ın Yunus’a buyruğuydu. Eski Ahit’te uluslara yapılan olağan rica, “Siyon’a gelin” olmuştu. Allah’ın İsrail için orijinal planı, onların dinlerini ya- şamaları, onlara kılavuzluk etmek için diğer ulusları cezbetmeleriydi (Yşa 56:7).


Yeni Ahit’te öğrencilerin öncüsü olan Yunus’a (Matta 28:18–20), ona göre put- perestliğin, vahşetin ve totaliterciliğin murdar bir kenti olan Ninova’ya gitmesi söy- lenmişti. Allah ona karadan doğuya doğru gitmesini buyursa da, Yunus deniz yoluyla batıya gitmek için detaylı hazırlıklar yapmıştı. Gönülsüz peygamber Yunus, aksi yöne doğru kaçmıştı.



Yunus 1:3–17’yi okuyun. Bu ilginç öyküden ne gibi dersler çıkarabiliriz?



Yunus’un kaçışına Allah’ın yanıtı, güçlü bir fırtına şeklinde gelmişti. Peygamberi uymasa da, rüzgâr Yaratıcısına itaat etmekteydi (Mar 4:41). Gemiciler dua ederken Yunus uyuyordu (Yun 1:5). Yunus, bu belaya kendisinin sebep olduğunu dürüstçe itiraf etmiş, gerçek Allah ve Yaratıcı’ya tanıklık etmişti. “Ben İbrani’yim” yanıtının, hem dinini hem de milliyetini belirttiğine dikkat edin. Fırtınanın azgınlığında gemici- ler kendilerini ve yolcularını kurtarmaya çalışmışlar, onu gemiden atmaları konu- sunda Yunus’un talimatını yerine getirmeyi ağırdan alarak ona merhamet göstermiş- lerdi. (Gönülsüz peygamber, başkalarını kurtarmak için kendini feda etmeye razıy- dı.) Sonunda razı olduklarında, fırtına durmuş ve deniz sakinleşmişti (15. ayet). Şaşıran denizciler, Yunus Allah’ın çağrısına yanıt vermekten kaçsa da, Yunus aracılı- ğıyla Allah’ın çalışarak imana getirdiği ilk kişilerdi.


Yunus’un kurtuluşu da, geminin kurtuluşu kadar mucizeviydi. Allah “büyük bir balık” hazırladı. İbranice orijinalinde Yunus’u yutarak kurtaran balığın ne tür bir balık olduğu belirtilmiyor. Balığın karnındaki Yunus, kuşkusuz öykünün en iyi bili- nen bölümüdür; ancak Allah’ın sevdiği, merhamet ettiği ve tüm insanların kurtulu- şunu istediği yönündeki derin mesajı gölgelememelidir.








Büyük Balığın Karnında


Temmuz 21



Balığın karnındaki üç günlük tecrübe, Mesih’in ölümü ve dirilişini simgelemektedir (Yun 1:17–2:10, Matta 12:40). Büyük balığı Allah sağlamış ve yönlendirmişti. Bir balina tarafından yutulduktan sonra deniz üzerinde hayatta kalmış insanların öyküleri mevcut olsa da, hizmetkârını içinde kaldığı sürece mucizevi gücüyle desteklediği gibi, bu büyük balığı Allah’ın sağladığını hatırlamalıyız. Yani sonuçta bu, tüm Kutsal Kitap boyunca insanların yaşamına mucizevi bir şekilde karışan, şahsi bir Tanrı olarak açık- lanan Rab’bin doğaüstü bir müdahalesiyle gerçekleşebilen mucizevi bir olaydı.


“Üç gün üç gece” ifadesinin, ölüler diyarının İbranicesi olan Şeol’e hayali yolcu- luğu gerçekleştirmek için gereken zamanı vurgulayan eski bir tasvir olduğu yönünde kanıt vardır. Ona olanları göz önüne aldığımızda, aslında Yunus ölü gibi olmalıydı.


Yunus balığın karnında dua etmeye başlar. Kaptan, boş yere Yunus’a “kalk, Tan- rı’na yalvar” (Yun 1:6) diye çıkışmıştı. Şimdi çaresiz bir durumda kalan Yunus dua etmeye başlar, hem de ciddi olarak. Zaten baştan yapması gerekeni yapması için böyle bir şeyin başına gelmesi gerekiyordu. Yunus’un duasının özeti, bir şükran mezmuru formunda saklanmıştır. Bu tür mezmurlar tipik olarak beş kısmı içerir:


(1)    giriş; (2) derdin tanımlanması; (3) yardım etmesi için Allah’a yalvarış; (4) Al- lah’ın eylemini anlatmak; ve (5) yapılan yemini tutacağına ve Allah’ın kurtarıcı ey- lemine tanıklık edeceğine dair söz vermek. Yani, Rab, eğer beni bu durumdan kur- tarırsan, ben de şunu şunu yapacağıma söz veririm. Hiç bu şekilde dua etmemiş olan var mıdır? Soru şudur, Yapmayı söz verdiğin şeyi yaptın mı?



Matta 12:40’ı okuyun. İsa Yunus’un öyküsünü ele alıp kendisine nasıl tatbik etmektedir? Ayrıca bkz. Yu 2:19–22.




Bölüm şu sözlerle sona ermektedir: “RAB balığa buyruk verdi ve balık Yunus’u karaya kustu” (Yun 2:10). Allah’ın büyük balığa buyruğu, iyi niyetli denizcilerin Yunus için yapmakta başarısız olduğu şeyi yerine getirmişti. Tıpkı Mesih’in öğrencile- rine dirilişinden sonra dünyanın her yerine gitmelerini buyurduğu gibi, Yunus da su altı macerasından sonra diğer uluslardan olanlara gitmiş ve Eski Ahit’teki en başarılı müjdeci olmuştu. Yunus’un kurtuluşu, Allah’ın kurtarıcı merhametine tanıklık et- miştir. Onun yosunlara sarılı bir halde sahile çıkması, Allah’ın günahkâr Asurluları bile kurtarmaya karar verdiğini kanıtlamaktadır.







Ninova Nesli


Temmuz 22



Yunus 3’ü okuyun. Dışarıya yönelik hizmet ve müjdecilik bağlamında, burada ne gibi büyük bir mesaj vardır?



“RAB Yunus’a ikinci kez şöyle seslendi: ‘Kalk, Ninova’ya, o büyük kente git ve sa- na söyleyeceklerimi halka bildir” (Yun 3:1, 2). Ayette geçen iki fiil önemlidir. İlki, Allah burada ikinci kez “Git!” demektedir. Allah pes etmez. Başarısız insanlara ikinci bir şans nasip eder. Yine burada da, ulusların sana gelmesini ümit etmeye tezat, uluslara gitmek fikrini çağrıştıran Yeni Ahit müjdeciliği kavramını görüyoruz.


Diğer bir önemli fiil ise “bildirmek”tir. Bildirmek, Kutsal Kitap’ta her zaman önem taşımıştır. Halâ müjde mesajını yaymanın en etkili yoludur. Allah Yunus’a, sana bir mesaj veriyorum diye vurgulamıştı. Yani, ilan ettiğimiz mesaj Allah’ınki olmalıdır, bizimki değil, çarpıtılmış, değiştirilmiş veya sansürlenmiş sürümü değil.


Allah’ın mesajı genelde uyarı ve vaat, yargı ve müjdedir. O’nun güçlü bildirisi şuydu, “Kırk gün sonra Ninova yıkılacak!” (Yun 3:4). Bu bir yargıydı. Ancak umut, özgürlük ve kurtuluş umudu da vardı (böyle olmalıydı, zira orada mesajı dikkate alıp kurtulan insanlar vardı).


Merkezinde “ebedi müjde” olsa da, Vahiy 14:6–12 yargı hakkında uyarmaktadır. Müjde ve yargı el ele gitmektedir: müjde, bizlere yargının adil bir şekilde getireceği suçlamadan kaçınmak için Allah’ın yolunu sunar.


Yargı öğretilmeden hiçbir müjde içeren vaaz tam etkili olamaz. Bu güçlü unsurla- rı sulandırmaya neden olan “siyasi düzenlemeler” ve dinler arasındaki hatta çeşitli Hıristiyan adetleri arasındaki farkları küçümseyen bir düşünce risklidir. Hizmet verirken, ulaşmaya çalıştığımız insanlara göre sunumlarımızı uyarlamamız gerekir- ken, (bağlamlama, yani herhangi bir konuyu çevresindeki öğeleriyle birlikte ele al- ma), bunu hiçbir zaman Allah’ın bizlere bildirmemiz için verdiği mesaj pahasına yapmamalıyız.


Yunus 3:5–10’da ne oluyor? Ninovalılar iman ediyor, imanlarına göre davranıyor, imanlarını yaşıyor ve kurtuluyorlar.








Yunus’un Matemi


Temmuz 23



Yunus 4:1–11, dünya hizmetine dahil olan peygamberini gönderirken, Allah’ın en büyük engelinin uzaklık, fırtına, denizciler, balık veya Ninovalılar olmadığını teyit et- mektedir. Engel, peygamberin bizzat kendisiydi. Ninovalılar’ın imanı, Yunus’un iman- sızlığı ve kindar ruhuyla tezattır. Kutsal Yazılar’da Yunus, Allah’ı lutfeden, acıyan, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin ve cezalandırmaktan vazgeçen Biri olmakla suçlayan tek kişidir. Allah’ın bu yönlerini gören çoğu kişinin şükredeceğini düşünürüz.


“Yunus Allah’ın, tövbe eden kenti bütün kötülüğüne rağmen esirgemeye yönelik ta- sarısını öğrendiği zaman, O’nun şaşırtıcı lütfundan ötürü ilk sevinmesi gereken kişi kendisi olmalıydı. Ancak o, sahte peygamber olarak görülmekten korktu. Kafası sefil kentteki canların sınırsız değerinden çok kendi şöhretiyle meşguldü. Allah’ın tövbe eden Ninovalılara merhamet göstermesine çok gücenip öfkelendi.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 160–161.



Yunus 4:10, 11’i okuyun. Bu ayetler, günahkâr insan doğasına kıyasla Al- lah’ın karakteri hakkında ne öğretmektedir? Nihai yargıcımızın bir insan değil de Allah olmasından dolayı neden memnuniyet duymalıyız?





Yunus, öfkesini 4. bölümde iki kez göstermektedir. Öfkeliydi, çünkü Allah fikrini değiştirerek Ninova’daki yüz yirmi bini aşkın insanı korumuştu. Aynı zamanda sarma- şık kurudu diye öfkelenmişti. Bencil peygamber, önceliklerini doğru sıraya koymalıydı. Allah’ın babalığını temel alan insan kardeşliğini Yunus’un da anlamasını istemişti Allah. Asi olsalar da, peygamber bu “yabancılar” ile birlikte ortak insanlığı kabul


etmeliydi. 120.000 kişi, keneotundan daha önemli değil miydi?






Temmuz 24


Ek Çalışma: “Yunus kitabı, müjdeciliğin dini temelini anlamak açısından çok önemlidir, zira diğer uluslardan olanlara karşı nasıl davranması gerektiği hususunda Allah’ın halkına verdiği emri ortaya koyar ve böylelikle Yeni Ahit’in müjdeci emrine hazırlayan bir adım olarak hizmet eder. Ancak aynı zamanda Yehova’nın dünya ça- pındaki işine itaatsizlik etmeyi tercih eden özel hizmetkârının bu emre karşı yürüt- tüğü derin direnişinin işaretlerini yakalamak için de önemlidir.”—Johannes Ver- kuyl, Contemporary Missiology (Grand Rapids, Mich.: Wm. B. Eerdmans Pub. Co., 1978), S. 96.


Tartışma Soruları:


¤ “Ninova tarihinde dikkatle araştırman gereken bir ders vardır... Cahil, bozulmuş ve senin yardımına muhtaç kardeşlerine karşı görevini bilmek zorundasın.”—Ellen G. White, The Southern Work, S. 80. Bu kardeşlerimize karşı görevimiz nedir?


¤ Asurlular yaklaşık İ.Ö 885’den 625’e dek kadim yakın doğuda hüküm süren süper güçlerden biriydi. İsrail ve Yahuda, onun gaddar egemenliği altında sürekli acı çekmişti. İsrail kralı Yehu, Asur hükümdarı 3. Şalmane- zer’e haraç vermeye zorlanmıştı. İsrail, sonunda İ.Ö 722 yılında Asur kuv- vetlerine yenik düştü. Bu yüzden, Asur’un dört büyük başkentinden biri olan ve aşk ve savaş tanrıçası İştar’a tapınmanın merkezi olan Ninova’ya Yunus’un gitmeye çekinmesine şaşırmamak gerekir. Allah, ondan savaşçı Asurluları tövbeye çağırması için düşman bölgesinin can damarı olan bir bölgeyi ziyaret etmesini istemişti. Müjdecilik bağlamında burada bizler için ne gibi dersler vardır?


¤ Bakiye kalan inanlı topluluğu, Sebt, sağlık ve eğitim gibi alanlarda Rab’bin nasihatlerinin ve bereketlerinin, ulusların yararına değil de kendi yararları- na verildiğini zannetmekten nasıl kaçınabilir? Vah 3:17, 18’i okuyun.



¤ Vahiy 14:6–12’nin üç melek mesajı, Yunus’un Ninovalılar’a mesajını ne şekilde yansıtmaktadır?



¤ Bazıları Yunus’un öyküsünü otomatikman reddeder, özellikle de balığın karnında geçen bölümünü. Hiç düşünmeden bunu reddetmelerinin nedeni ne olabilir? İnanman için senin ne gibi tahminlere ihtiyacın var?



Güneşin Batışı: 20:29 (İstanbul)





*Temmuz 25–31

Sürgündeki Müjdeciler












Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Daniel 1–12; Yşa 39:5–7; Dan 2:44; Matta 24:14, 15; Yaratılış 41.



Şahsi hatalarına rağmen Allah başka hangi karakterleri kullanmıştı? Başkalarına erişmede, Allah’ın kendisi için çalışabilecek kusurlu ve hatalı insanları kullanması gerçeğinden ne gibi bir umut çıkarabiliriz?


Hatırlama Metni: “Ona egemenlik, yücelik ve krallık verildi. Bütün halklar, uluslar ve her dilden insan ona tapındı. Egemenliği hiç bitmeyecek sonsuz bir egemenlik, krallığı hiç yıkılmayacak bir krallıktır” (Daniel 7:14).


eygamberlik halkı olarak Yedinci–Gün Adventistleri, İsa Mesih’in pek yakında gelişine inanmaktadır. O’nun gelişi bildiğimiz bu dünyaya bir son verecek ve nihayetinde Daniel kitabında da değinildiği gibi, Allah’ın ebedi krallığına götü- recektir: “Göklerin altındaki krallıklara özgü krallık, egemenlik ve büyüklük kutsalla- ra, Yüceler Yücesi’nin halkına verilecek. Bu halkın krallığı sonsuza dek sürecek, bütün uluslar ona kulluk edip sözünü dinleyecek” (Dan 7:27). Bu krallık imanımı- zın zirvesidir; İbraniler kitabının da ifade ettiği gibi (İbr 11:16), “daha iyi bir ülke,” tüm çağlardan Allah’ın halkının inanarak geleceği, “mimarı ve kurucusu Tanrı olan”


(İbr 11:10) bir yerdir.


Fakat Daniel kitabı aynı zamanda müjdeci aktiviteler için bir tür el kitapçığıdır. Bu- radan, ruhsal ve teolojik cehalete düşenlere tanıklık etmeleri için Rab’bin bazılarını nasıl kullanabildiğine dair dersler çıkarabiliriz. Sadakatleri, çabaları ve sarsılmaz iman- ları sayesinde bu imanlılar, sadece yanlışı bilen bu putperestlere yaşayan Tanrı’nın gerçekliğini göstermişler ve bu ebedi krallıkta onlara da bir şans vermişlerdi.



*1 Ağustos Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Sürgün


Temmuz 26



Yeşaya 39:5–7 ve Daniel 1:1, 2’yi okuyun. Bu ayetlerin birbiriyle ilişkisi nedir?



İsminin anlamı, “Allah yargıcımdır” olan Daniel, yenilgiye uğrayan Yeruşalim’den Babil’in başkentine zorla göç ettirilmişti. Daniel kitabı, Babil ve Pers saraylarında onun yaşamına dair bazı işaretler verir. Babil’de üç yıllık “eğitimden” sonra Daniel sivil hizmetkâr ve krallık danışmanı olarak görevlendirildi. Allah’ın kudreti sayesinde normal bir tutsak statüsünü aşarak iki süper gücün en yüksek makamında hizmet eden bir müjdeci olmuştu.


Daniel kitabı, peygamberlik literatürünü içinde barındıran bir hazineden daha fazlasıdır. Okuyucu, İsrail’in Tanrı’sına hiçbir sadakat desteği sağlamayan ve zaman zaman düşmanca olan yabancı bir kültürde İbraniler’in çektikleri zorluklardan bazı- larıyla karşılaşır. Ayrıca tapınağın, kâhinliğin ve kurbanların yokluğunda, gerçeğe olan taahhütlerini sürdürmeyi öğrenen adamlar hakkında harika bir tablo sunar.



Daniel 1:8–13, 5:12, 6:4, 9:3–19’u okuyun. Bu ayetler bize Daniel’i büyük bir müjdeci yapan karakteri hakkında ne söylemektedir?



“Yedinci–Gün Adventistleri adını taşıyan her kurum, Mısır’daki Yusuf, Babil’deki Daniel ve arkadaşları gibi dünyaya hitap etmelidir. Allah’ın takdiriyle bu adamlar gerçek Allah’ın bilgisini putperest uluslara götürebilmeleri için tutsak alınmışlardı. Onlar yeryüzünde Allah’ın temsilcileriydiler. Onlar irtibat kurdukları putperest ulus- lara tavizde bulunmamalıydılar, bilakis imanlarına sadık kalarak gökyüzünü ve yer- yüzünü yaratan Allah’a tapınanlara özel bir şeref kazanmalıydılar.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 8, S. 153.








Tanıklar (Daniel 2–5)



Temmuz 27



Daniel 2’de, gereklilikten dolayı Daniel, Babil’in sahte olanına karşılık gerçek Al- lah’ın kudreti hakkında tanıklık etme fırsatına sahip olmuştu. Yahudi yurttaşlarıyla övgü ilahisi söyledikten ve dualarına yanıt verdiği için şükrettikten sonra (Dan 2:20– 23), kralın rüyasını yorumlamış ve tüm dünyevi krallıklar üzerinde Allah’ın yüceliği- nin ve hâkimiyetinin tanıklığını yapmıştı.



Gerçek Allah hakkında bir şeyler öğrendiğini göstermesi bakımından kral ne söylemişti? Bkz. Dan 2:47.



Daniel 2’de, Daniel’in başka tercihi yoktu: ya krala istediğini verecek ya da öle- cekti. Buna karşın 3. bölümde üç arkadaşı, eğer kralın buyruğuna uysalardı kızgın fırından kurtulabileceklerdi. Buna rağmen imanlı tanıklıklarıyla gerçek Allah’ın kud- retine tanıklık edebilmişlerdi.


“Nebukadnessar dördüncü kişinin şeklinin Tanrı’nın Oğlu gibi olduğunu nasıl bi- lebilirdi? Krallığındaki İbrani tutsaklardan Tanrı Oğlu’nu duymuş olmalıydı. Onlar her şeye hükmeden canlı bir Allah’ın bilgisini vermişlerdi.”—Ellen G. White, The Advent Review and Sabbath Herald, Mayıs 3, 1892.



Daniel 4’de, Kral Nebukadnessar Daniel’in tanıklığı üzerine gerçek Allah hakkında yine hangi itirafı yapmıştı? Bkz. Dan 4:37.



Daniel 5’de, Belşassar’ın sarayının duvarına doğaüstü bir şekilde yazılan yazıları açıklaması için çağrılan Daniel’in Babil sarayında son kez ortaya çıkarak, Babil İm- paratorluğu’nun Medler ve Persler’in eline düşeceğini önbildirdiğini görüyoruz. Kuş- kusuz Belşassar Daniel’in yaptıklarından etkilenmiş olsa da artık çok geçti: kralın kaderi neredeyse mühürlenmişti. Kutsal Kitap’a göre üzücü olan şey Belşassar’ın gerçeği öğrenme ve ona itaat etme fırsatı vardı (bkz. Dan 5:17–23). Bildiğimiz gibi bu fırsatlarından yararlanmadı.








Daniel Pers Ülkesinde


Temmuz 28



“Çukura yaklaşınca üzgün bir sesle, ‘Ey yaşayan Tanrı’nın kulu Daniel, kendisine sürekli kulluk ettiğin Tanrın seni aslanlardan kurtarabildi mi?’ diye haykırdı” (Dan 6:20). Kral Daniel’i “yaşayan Tanrı’nın kulu” olarak anıyor. Bu sözlerle ne ima ediliyor?



Daniel 6’da, imparatorluk ve kralın değişmesine rağmen Daniel halâ pozisyonu- nu koruyordu, hatta terfi ettirilerek 120 satrapın rapor verdiği üç bakandan biri ol- muştu. Kral Darius’un bile onu tüm krallığının başına vezir olarak atamayı düşün- mesi, diğer bakanlarda ve satraplarda kıskançlık uyandırmıştı. Kralı ülke çapında bir ferman çıkarmaya ikna ederek Daniel’i tek başına bırakmayı planladılar. Daniel aslan çukuruna atıldı fakat Allah bu duruma çok üzülen kralın bile karşı çıkamaya- cağı, dramatik bir şekilde duruma el koydu. Daniel’in kurtuluşu kralı o kadar sevin- dirdi ki, ülke çapında Daniel’in Tanrısı’nı yücelten bir krallık fermanı çıkardı.


“Kral Darius dünyada yaşayan bütün halklara, uluslara ve her dilden insanlara şöyle yazdı: ‘Esenliğiniz bol olsun! Krallığımda yaşayan herkesin Daniel’in Tanrı- sı’ndan korkup titremesini buyuruyorum. O yaşayan Tanrı’dır, sonsuza dek var ola- cak. Krallığı yıkılmayacak, egemenliği son bulmayacak. O kurtarır, O yaşatır, gökte de yerde de belirtiler, şaşılası işler yapar. Daniel’i aslanların pençesinden kurtaran O’dur’ ” (Dan 6:25–27).






Temmuz 29

Daniel ve Allah’ın Ebedi Krallığı


Daniel, bu bağlamda önemli olsa da sadece diğer insanların rüyalarını yorumla- yan birisi değildi. Daniel 7–12’de, onun dünyanın süper güçlerinin geleceğini açıkla- yan kendi görümleri vardı. Daniel’in görümleri, dünyevi hükümdarlara, onların planlarına ve entrikalarına rağmen, Allah’ın ulusların nihai kontrolünü elinde tuttu- ğunu özellikle vurgulamaktadır. Sonunda O ve O’nun nihai egemenliği zafer kazana- cak ve bu zafer eksiksiz olacaktır (bkz. Dan 2:44).



Daniel 7:13, 14’ü okuyun. Bu ayetlerde ne tarif edilmektedir ve imanlıla- rın müjdeyi tüm dünyaya yaymaları fikriyle nasıl ilişkilidir?



Bu ayetler başka hangi hususlardan bahsederse bahsetsin, asıl mesele İsa’nın dönüşünden sonra gerçekleşecek olan Allah’ın ebedi egemenliğinin kurulmasıdır. İsa, dönüşüne ilişkin kendisi hakkında hangi unsurları söylemişti?


“Göksel egemenliğin bu Müjdesi bütün uluslara tanıklık olmak üzere dünyanın her yerinde duyurulacak. İşte o zaman son gelecektir. ‘Peygamber Daniel’in sözünü ettiği yıkıcı iğrenç şeyin kutsal yerde dikildiğini gördüğünüz zaman–okuyan anlasın– Yahudiye’de bulunanlar dağlara kaçsın” (Matta 24:14–16).


Matta 24’de dünyanın sonuna ilişkin İsa’nın peygamberlikleri, Daniel’in peygam- berlikleriyle bağlantılıdır. Daniel tarafından önbildirilen “yıkıcı iğrenç şey” (Dan 11:31, 12:11) İsa tarafından kendi zamanında ve daha ileride açıklanmış ve uygu- lanmıştır. Buradaki husus, İsa’nın Daniel kitabını son zamanlarla yakından ilişki- lendirmiş olmasıdır ve tabii ki bu bir sürpriz değildir, zira Daniel birçok yerde zaten çağların sonuna işaret etmişti (Dan 8:17, 19; 11:35; 12:4, 13). Ve İsa’ya göre “Gök- sel egemenliğin bu Müjdesi bütün uluslara tanıklık olmak üzere dünyanın her yerin- de duyurulana dek” (Matta 24:14) son gelmeyecektir.






Temmuz 30


Müjdeci Olarak Daha Çok Sürgün


Daniel, tıpkı Mısır’daki Yusuf ve Musa, Babil’deki Nehemya ve Pers ülkesindeki Es- ter gibi kendi isteği dışında İsrail’den kovulmuş bir Yahudi idi. Onların yaşamları, ruh- sal ve kültürel bakımdan elverişsiz ortamlarda Allah’a sadık kalarak yaşamanın müm- kün olduğunu göstermektedir. Allah’ın yönlendirmesiyle, bu yabancı mekânlarda seç- kin bir yönetici pozisyonuna erişmek bile mümkündü. Her biri yaratıcı ve zengin bir yaşam yaşamış, kendi yuvalarındaki kültürden çok farklı olan karmaşık dini, sosyal, politik ve ekonomik sorunların hünerli bir şekilde üstesinden gelmişti. Onlar sadece sürgünde yaşayan İbrani topluluklarına sadık üyeler olmakla kalmayıp, aynı zamanda kendi yöntemlerince İsrail’in Tanrısı için etkin müjdeciler olmuşlardı.


Sürgündeyken yapılan tanıklık hem pasif mevcudiyeti hem de aktif bildiriyi içerir.



Ester


Daniel


  1.   Açıklanması istenene dek İbrani oldu- ğunu söylemedi

  1.   Açıklanması istenene dek dinini ken- dine sakladı

  1.   Allah onu ve ailesini korudu

  1.   Kendisinin ve halkının yaşamını ko- rumak için yüksek makamlarda tanıklık etti

  1.   Dini özgürlüğü ve dini azınlığın müdafaa haklarını kurmaya yardımcı oldu

  1.   İbrani olarak tanındı

  1.   Dini inancını belli etti

  1.   Allah onu ve dostlarını korudu

  1.   Kendisinin ve halktan bazı kişilerin yaşamını korumak için yüksek makam- larda tanıklık etti

  1.   Dolaylı olarak Kral Koreş’i, sürgündeki İbraniler’in Yeruşalim tapınağını yeniden kurmasına izin vermesi için etkiledi


Yaratılış 41’i okuyun. Yusuf hangi yolla Mısırlılara tanıklık edebilmişti? Onun öyküsü, Babil’de Daniel ve yoldaşlarınınkiyle nasıl bir paralellik içermektedir?









Temmuz 31



Ek Çalışma: “Kalabalıklar daha geniş bir müjdeciliğe çağırılacaklardır... Tüm dünya müjdeye açılmaktadır... Dünyamızın her köşesinden, sevgi Tanrısı’nı bilmek için günaha tutulmuş kalplerin çığlığı yükselmektedir... Onların çığlıklarına yanıt ver- mek için bilgiyi alan bizlere, bunu paylaştığımız çocuklarımıza destek olmaktadır. Müjdenin ışığının parladığı her haneye ve okula, her ebeveyne, öğretmene ve çocuğa kriz anında İsrail tarihindeki ciddi dönüm noktasında Ester’e sorulan şu soru sorula- caktır, ‘Kim bilir, belki de böyle bir gün için krallığa geldin?’ ”—Ellen G. White, The Adventist Home, S. 484, 485.



Tartışma Soruları:


¤ Daniel kitabındaki peygamberlikleri tartışın, özellikle de Daniel 2, 7 ve 8’dekileri. Sadece Kutsal Kitap’ın peygamberliğinin güvenilirliği açısından değil, Allah’ın geleceği önceden görmesi açısından bunlar hangi bakımdan güçlü tanıklıklardır? Örneğin, Daniel 2, 7 ve 8’de bizlere dört krallıktan üçünün isminin verilmesine dikkat edin. Bu husus, Allah’ın Söz’üne ve vaat- lerine güvenmeyi öğrenmemiz konusunda bizlere nasıl yardımcı olmalıdır?


¤ Daniel kitabında ve diğer öykülerde (örn. Yusuf gibi) öyle mucizeler vardır ki, çevrelerindeki putperestlere yaptıkları tanıklıklara büyük ölçüde güvenilir- lik sağlamıştır. Aynı zamanda, onların karakterlerinin hangi yönü, tanıklıkları- na daha fazla güven duyulmasını sağlamıştır? Yani, karakter ve sadakat, Al- lah’ın gerçekliği ve O’nun yaşamımızda neler yapabileceği konusunda başkala- rına belirtiler ve mucizelerden bile daha fazla tanıklık yapabilir mi?



¤ Çarşamba günkü çalışmamızda gördüğümüz gibi Matta 24:14, müjdenin dünyanın her tarafına duyurulması gerektiğini ve sonra sonun geleceğini söylemektedir. Bu, bizleri yapmaya çağırdığı iş tamamlanana dek İsa’nın geri gelmeyeceği anlamına mı gelmektedir? Tartışın.


Güneşin Batışı: 20:23 (İstanbul)





*Ağustos 1–7

Ester ve Mordekay











Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Ester 1–10, 1Ko 9:19–23, Yu 4:1–26, Elç 17:26, Matta 22:21, Rom 1:18–20.



Yaşamımıza bakıp kendimize şunu sormamız çok önemli: Yaşamım dünyaya ne tür bir tanıklık sergiliyor? Yanıtın sana ne söylüyor?


Hatırlama Metni: “Şu anda susarsan, Yahudiler’e yardım ve kurtuluş başka yerden gelecektir; ama sen ve babanın ev halkı yok olacaksınız. Kim bilir, belki de böyle bir gün için kraliçe oldun” (Ester 4:14).


ster, Pers İmparatorluğu’nun tehlikeli siyasi merkezinde üst düzeyde özel bir görevi gerçekleştirmek için kullanılmıştı. Onun görevi, dikkat çekici zıtlıklar serisi içermekteydi. O zamanlar süper bir güç içerisinde hor görülen etnik ve dini bir azınlıkta yaşayan yetim bir kadın üye, Pers kralının karısı olmuştu. Bu sıfırdan zengin olan birinin masalı değildi. Aksine o hiçlikten çıkarılmış ve çok özel bir göreve hazır- lanmıştı. Bu onun için başlangıçta gizli olsa da, riskli bir stratejik çalışmayı gerektiriyor-


  1. Daha sonra ırkını ve imanını tehlikeli bir biçimde ifşa etmek zorunda kalacaktı.

Kuzeni ve sütbabası Mordekay tarafından desteklenerek, Pers İmparatorluğunun entrikalarla dolu sarayında tanıklık yapmaya cüret etmesi, halkını kurtarmış, onların düşük sosyal statülerini tersine çevirmiş ve onları imparatorluk çapında hayranlık uyandıran objeler yapmıştı.


Kuşkusuz ki onun sadakati neticesinde, gerçek Allah’ın bilgisi, onları esir alan putperestler arasında yayılmıştı. Senin için “tipik” bir müjdecilik öyküsü olmasa da, Ester ve Mordekay’ın öyküsü, tuhaf şartlarda bile tanıklığın ne demek olduğunu anlamamıza yardımcı olacak bazı ilginç ilkeler sunmaktadır.



*8 Ağustos Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Ester Pers Ülkesinde


Ağustos 2



Ester 1:2–20’yi okuyun. Burada ne olmaktadır? Bugün kendi görüş açı- mızdan, bu öyküyü anlamayı zor kılan ne gibi şeyler vardır? (Okurken bir- çok detayın sergilenmediğini hatırlayın.)



Kral Ahaşveroş’un soylularına ve görevlilerine verdiği bir hafta süren şöleni müs- rifçe görünse de, siyasi gücün zirvesindekiler için verilmiş olsa bile birçok imanlı tarafından kabul edilebilir bir şey değildir. Bu gibi fırsatlarda alkolün sınırsızca tüke- tilmesi beklenirdi (Ester 1:7, 8). Böyle ziyafetler, alışılmadık şeylerden değildi. Özel durumlardan ötürü kadim kralların binlerce konuğu ağırladığı kayıtlar mevcuttur. Bu koşullarda içilen aşırı içki, kralın erkeklerden oluşan sarhoş konuklarına eğlence sunması için karısı Vaşti’nin huzuruna getirilmesi buyruğunda görüldüğü gibi mut- laka kralın yargısını olumsuz olarak etkilemişti. Bu durum onun hem evli bir kadın hem de kral ailesinin bir üyesi olarak itibarını zedeleyecekti. Yanıtı ne olursa olsun, statüsünü kaybetme çıkmazıyla karşılaşacaktı ve otokratik yöneticilerin temel arzula- rına rağmen özsaygısını koruduğu cesurca seçimi, okuyucuyu ilkelerine bağlı bir kadının göstereceği iyi davranışı anlamaya hazırlayacaktır, erkeklerin baskın olduğu bir krallık sarayında olsa bile.


Ancak bu arada Ester’in eylemlerine odaklanmamız gerekmektedir. Ester 2:3, bize bu kadınların gönüllü olmadıkları izlenimini vermektedir. Kral fermanını vermişti ve Ester de gelmek zorundaydı. Eğer reddetmiş olsaydı, sonucun ne olacağını kim bilebilir?



1.Korintliler 9:19–23’ü okuyun. Bu ayetlerde görülen ilkeleri, Ester’e olanlara nasıl uygulayabiliriz? Yoksa uygulanıyor mu?











Ester Kralın Sarayında



Ağustos 3




Ester 2:10, 20’yi okuyun. Milliyetin veya dini üyeliğin en azından bir sü- reliğine saklı kalmasını gerektiren ne gibi durumlar ortaya çıkabilir?




İsa ile kuyu başındaki kadının öyküsünün anlatıldığı, Yu 4:1–26’yı oku- yun. İsa, kendi halkı arasında bile bu kadar açık davranmazken, Mesih ol- duğu konusunda ona neden açıkça konuşmuştu? Bu öykü, belki de Morde- kay’ın Ester’e söylediklerini anlamamıza nasıl yardımcı olabilir?




Mordekay, Ester’i iki kez milliyetini ve ailevi özgeçmişini açıklamaması için uyar- mıştı. Bu durum, gizlenme ihtiyacını sorgulayan bazı yorumcuları rahatsız etmişti, özellikle de Yahudilerin tehdit edilmediği zamanlarda. O, kim olduğu konusunda ve tapındığı Tanrı hakkında açık sözlü davranarak bu putperestlere tanıklık yapamaz mıydı? Veya Pers sarayında bir Yahudi olarak eksik güvenilirliği tartışma konusu edile- bilir ve halkı için yalvardığında milliyetini açıklaması krala erişmesini engelleyebilir miydi? Ancak bu tehlike daha ortaya çıkmadan önce de Mordekay onu kimliğini açık- lamaması için uyarmıştı. Gerçek şu ki Kutsal Kitap bize onun neden ona böyle söyledi- ğinin sebebini açıklamıyor; ancak İsa’nın örneğinde de gördüğümüz gibi, her koşulda her şeyin birdenbire açıklanması gerekmez. İhtiyatlı olmak bir erdemdir.


Bu arada İsa neden kendi halkına değil de kuyu başındaki bu kadına açıkça ko- nuşmuştu?


“İsa onlarla konuşurken çok daha temkinliydi. Yahudilerden saklanan ve öğren- cilerin de daha sonra gizli tutmaları buyurulan gerçek, bu kadına açıklandı. İsa ka- dının diğer insanları kendisinin yanına çekmek için kendi bilgisinden yararlanaca- ğını gördü.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 173.






Ağustos 4


“Bu Gibi Zamanlarda” (Ester 2:19–5:8)


Ester 3:1–5’de, öykünün gayesi ortaya çıkmaya başlıyor. Bir Yahudi olan Morde- kay—putperestliğe karşı gelen buyrukları izleyerek—yalnızca bir insan olan Ha- man’ın önünde yere kapanmayı reddetmişti. Öfkeden kuduran Haman da bunu kendisine bir hakaret olarak algılayarak intikam yolları aradı. Mordekay, davranışıyla bir bakıma bu putperestlere gerçek Allah hakkında tanıklık ediyordu.



Bütün Yahudileri ortadan kaldırmak için Haman ne gibi bir bahane kul- lanmıştı? Bu durum, bizlere kültürel farklılıkların tüm insanlığa karşı biz- leri kör etmesine izin vermenin ne kadar kolay olduğu konusunda ne söy- lemektedir? Ester 3:8–13; ayrıca bkz. Elç 17:26.



Haman’ın komplosu açığa çıktığında Mordekay kederini açıkça ifade etmek için Es- ter kitabında anılan Yahudi dini adetlerinden birini kullanmıştı: “giysilerini yırttı, çula sarınıp başından aşağı kül döktü, yüksek sesle ve acıyla feryat etti” (Ester 4:1). Bu arada Ester de kralın huzuruna çıkmaya hazırlanıyordu. Haman’ın komplosunu engel- leme planının bir parçası olarak, davet edilmeden kralın huzuruna cesurca çıkmakla, Pers krallık yasasını çiğneyen bir Yahudi olacaktı. Kral onu içeri aldı ve onun şölen davetini kabul etti. Ester artık tüm Pers ülkesindeki Yahudi sürgünlerinin karşılaştığı dramda söz sahibi olmuştu. Ester bu öyküde kendini inkâr etme, kahramanlık (Ester 4:16), taktik (Ester 5:8) ve cesaret (Ester 7:6) sergilemektedir.


“Kraliçe Ester sayesinde, Rab halkı için muhteşem bir kurtuluş gerçekleştirmişti. Hiçbir gücün onları kurtaramayacağı zannedilen bir anda, Ester ve ona eşlik eden kadınlar oruç, dua ve hızlı davranmakla meseleye el atmışlar ve halklarına kurtuluşu getirmişlerdi.


“Eski Ahit zamanlarında Allah’ın amacını gerçekleştirmek için kadınların yaptık- ları işlere yönelik bir araştırma, bugünkü aciliyetle yüzleşmemiz konusunda bizlere ders vermelidir. Ester zamanındaki Allah’ın halkı gibi kritik ve seçkin bir konuma getirilmemiş olabiliriz; fakat çoğunlukla imana gelmiş kadınlar daha mütevazi pozis- yonlarda bile önemli bir rol oynayabilirler.”—Ellen G. White Comments, in The SDA Bible Commentary, Cilt 3, S. 1140.







Mordekay ve Haman


Ağustos 5



Ester 5–8’e göre, Ester halkını nasıl kurtarabilmişti?





Ester’in verdiği iki şölen, öyküyü kritik bir noktaya getirmektedir. Aynı zamanda planlanan etnik imhanın iptal edilmesini de kaydetmektedir. Öykü gerçek onur ve kendini onurlandırma arasındaki farkı da ortaya çıkarmakta ve hainin cezalandırılma- sını belirtmektedir. Bu saray entrikalarının geniş kapsamlı neticeleri vardı. Mutlak hükümdarın ve sarayının perde arkasında çevirdiği işler konusunda bizlere ipuçları vermektedir. Ester ve Mordekay, halkın kurtuluşu hakkında Allah’ın antlaşma vaatleri- ne olan inançlarını, pozisyonlarını, içinde yaşadıkları kültürün bilgilerini kullanmıştı.


Bu arada Mordekay, sakin bir hizmet yaşamı olmasına rağmen, Haman önünde diz çökmeyi reddetmek suretiyle inancını belli etmişti. İnsanlar buna dikkat ederek onu uyarmışlardı fakat o imanından taviz vermeyi reddetmişti (Ester 3:3–5). Bu hiç şüphesiz başkalarına yapılan bir tanıklıktı.



Ester 6:1–3’ü okuyun. Bize Mordekay hakkında ne söylüyor? Yabancı ül- kelerde bulunan Allah’ın halkının işlevi hatta tanıklık etmesi konusunda ne gibi dersler çıkarabiliriz?





Mordekay açıkça Rabbi izliyor olsa da, içinde yaşadığı ulusun egemenine de sada- kat ve bağlılık göstermişti. Bir insanın önünde diz çökmeyi reddederken, krala karşı yapılan komployu açıklamak suretiyle, yine de iyi bir vatandaş olduğunu göstermişti. Bu eyleminden dolayı onun onurlandırıldığı konusunda bilgi sahibi olamasak da, o büyük bir ihtimalle herhangi bir ödül beklemeksizin bu eylemi yapmış ve sonra kendi yoluna gitmişti. Öykünün de gösterdiği gibi, aslında tam vaktinde yaptığı iyi eylem, ödülden fazlasını hak etmişti. Onun bu örneği belki de şu sözlerle vurgulana- bilir: “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin” (Matta 22:21).





Ağustos 6


Bazı Gayri Museviler Yahudi Olduğunda


Ester 8’i okuyun. Özellikle 17. ayete odaklanın. Dışarıya yönelik hizme- timizde ve tanıklığımızda bu ifadelerden ne anlamalıyız?


Kuşkusuz, Ester kitabı dışarıya yönelik müjdeleme hizmeti ve tanıklık hakkında “tipik” bir öykü değildir. Ancak yine de bu senaryoya benzer bir şeyi sona yaklaşırken görebiliriz. Kralın Yahudiler adına verdiği şu fermanın neticesinde, “ülkedeki halk- lardan çok sayıda kişi Yahudi oldu; çünkü Yahudi korkusu hepsini sarmıştı” (Ester 8:17). Dinin yayılmasında korku ve endişenin yeri olmadığından dolayı bazı yorum- cular onların değişim tecrübesinin gerçek bir dönüşüm olmadığını iddia etmektedir- ler. Bu doğru olsa da, uzun süreçte bu insanların başlangıçtaki güdüleri ne olursa olsun, Kutsal Ruh’un işleyişine yanıt verip vermediklerini kim bilebilir, özellikle de kendi inançları ile tek gerçek Tanrı’ya inandıktan sonraki inançları arasındaki büyük farkı gördükten sonra?



Romalılar 1:18–20’yi okuyun. Burada öğretilen kavramlar, bu insanlarda nasıl etkili olabilir, özellikle de bu öykü bağlamında?





Yahudilere karşı verilen fermanın orijinalinde, Yahudiler sadece öldürülmekle kalmayıp, bunu yapanlara onların “mülklerini de yağmalaması” (Ester 3:13) söy- lenmektedir. Ayrıca Yahudilere de öldürme izni verildiğinde, onların da düşmanları- nın mülklerini “yağmalamaları” söylenmektedir (Ester 8:11). Ancak Ester kitabında üç kez (9:10, 15, 16) Yahudilerin “yağmaya el uzatmaması” özellikle söylenmekte- dir. Ayetlerde neden olduğu söylenmese de, üç kez anılmış olması gerçeği, bu eyleme yapılan vurguyu göstermektedir. Büyük ihtimalle onlar bundan kaçınmışlardı, zira hırstan değil, kendini savunma güdüsünden dolayı böyle hareket ettiklerinin bilin- mesini istemişlerdi.






Ağustos 7


Ek Çalışma: Ellen G. White, “Kraliçe Ester’in Günleri,” Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 354–357.



“Ahaşveroş’un Yahudilere karşı çıkardığı fermanın bir benzeri Allah’ın halkına karşı çıkarılan fermana benzeyecektir. Günümüzde gerçek kilisenin düşmanları Sebt buyruğunu tutan küçük topluluğa baktıklarında Mordekay’ı görmektedir. Allah hal- kının yasaya gösterdiği saygı Rab korkusunu bir kenara bırakıp O’nun Sebtini ayaklar altına alanları sürekli azarlamaktadır.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 357.



Tartışma Soruları:


¤ Yahudilere karşı verilen ferman ile son çağlarda “canavarın işareti” meselesiyle ön plana çıkacak olan şey arasında ne gibi paralellikler vardır?


¤ Hem kadim Yahudiler hem de Hıristiyanlar, Ester kitabının Eski Ahit kriterlerinde doğru bir yere sahip olup olmadığını tartışmaktadırlar. Ne Ölü Deniz tomarlarını üreten topluluğun kullandığı Eski Ahit’te ne de ka- dim Türkiye ve Suriye kiliselerinde kullanılan Eski Ahit’te karşımıza çık- mamaktadır. Ester kitabında 190 kez putperest kralın adı ima edilirken, Allah’ın adı gözükmemektedir. Dua ve oruç anılırken, kurban, tapınak veya ibadetten hiç bahsedilmemektedir. Nihayetinde bağışlama ve merhamet konusunda antlaşma vaadi anılmamaktadır. Ancak yine de Rab onun Kutsal Kitap arasında bulunmasını layık görmüştür. Neden? Çok zor şartlarda olsa bile, Allah’ın yaşamımızda iyilik için çalıştığı gerçeğinden nasıl güçlü bir ders çıkarabiliriz?



¤ Müjdecilerin ve diğer kişilerin, kimlikleri ve işleri hakkında açıkça söz etmedikleri zamanları düşünün. Eğer varsa, özellikle müjdecilik bağlamın- da aynısını yapmamız açısından, onların geçerli sebeplerinden bazıları nelerdir? Örneğin, bazen özellikle Hıristiyan tanıklığına düşman olan ülke- lerde müjdeciler kim oldukları konusunda neyi söylememeleri konusunda çok dikkatlidirler. Eğer hemen kim olduğumuzu açıklamaya çekiniyorsak, aldatıcılığa veya yalancılığa kaçmadan bunu nasıl yapabiliriz?

Güneşin Batışı: 20:16 (İstanbul)





*Ağustos 8–14

İsa: Müjdeleme Ustası


Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: 2Ti 1:8, 9; Yşa 42:1–9; Dan 9:24–27; Luka


2:8–14; Matta 10:5, 6; Elç 1:1–14.



E


Hatırlama Metni: “İsa yine onlara, ‘Size esenlik olsun!’ dedi. ‘Baba beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum’ ” (Yu 20:21).



utsal Yazı’ya göre Üçlübirliğin ana eylemi müjdeciliktir. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh insanlığı kurtarma işine dahildir. Onların Söz’ü Düşüş’te başlamıştır ve sona kadar sürecektir. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh o zaman bu kurtarılmış dün-


yayı ilahi istemle tam bir birlik içinde restore edecektir.


Müjdeler’e göre hizmetinin başarıya erişmesi için İsa radikal bir değişimle insan kı- lığına girmiştir. İsa Mesih’te tarih anlam kazanmakta, Allah’ın tüm hizmeti uyumlu olmakta ve anlamlı bir mevcudiyet için insanın en derin ihtiyaçları gerçekleşmektedir.


Yeni Ahit’te bizler İsa Mesih’in enkarnasyonunun gayesiyle tanışmaktayız. Burada O’nun hizmet programını nasıl özetlediğini görmekte ve İsa’nın diğer uluslardan ve diğer inançlardan olan insanlarla nasıl buluştuğuna yönelik ipuçları bulmaktayız. Al- lah’ın Söz’ünde, düşmüş insanlık adına Allah’ın müthiş kurtarıcı eylemini görebiliriz.



*15 Ağustos Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







ELLEN G. WHITE SERİSİ HAKİKAT YOLU VE HAYATIMIZ


Orijinal Adı: Steps to Christ


Çağımızın bilim ve teknik alanında kaydettiği olağanüstü gelişme- ler, maddi gereksinimlerimizin karşılanmasını bir dereceye kadar kolaylaştırmıştır diyebiliriz. Fakat maddi gereksinmelerimizin yanı sıra bir de ruhumuzun gereksinimleri vardır. Dileğimiz, çağımızın kaydettiği ilerlemeler yanında bunların da gelişmesi ve insan ru- hundaki boşluğun daha asil duygularla dolabilmesidir.


Bu yapıt, ruhsal yaşantımızın bu gereksinimini karşılamaya yar- dımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır. Yüz yirmiden fazla dile çev- rilmiş olan kitap, yazarın Türkçe olarak yayınlanmış ilk kitabıdır.




ELLEN G. WHITE SERİSİ


SEVGİ ÖĞRETMENİ (1. ve 2. CİLT)


ELLEN G. WHITE


Orijinal Adı: The Desire of Ages


Tanrısal konularda son derece derin bir bilgiye sahip olan yazar Ellen G. White, bu kitapta İsa’nın yaşamındaki harikulade öğretileri ve önemli olayları tarih sırasına göre anlatırken, O’nun yaşamının farklı güzelliklerini ve ilahî hazinenin değerli gerçeklerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermiştir.


Bu kitap, okuyucuyu gökyüzünün kutsal hazinesiyle ilgili olarak onun hayal bile edemeyeceği kadar iyi bilgilendirmektedir.





ELLEN G. WHITE SERİSİ SEVGİNİN ZAFERİ ELLEN G. WHITE


Orijinal Adı: The Great Hope


Kitap, Büyük Mücadele’nin son 10 bölümünü ele almaktadır. Uğrunda savaştıkları şey için çok önemli olan iki tarafın, iyinin ve kötünün arasında geçen evrensel savaşın nasıl başla- dığından ve nasıl sonlandırılacağından bahsetmektedir. Güzel olduğu kadar şok edici bir yolculuğa çıkmaya hazırlanın. Okuduktan sonra artık aynı kişi olmayacaksınız.







ELLEN G. WHITE SERİSİ BÜYÜK MÜCADELE


Orijinal Adı: The Great Controversy


Eğer evrende anlam ve adalet varsa, masumlar neden suçlularla birlikte acı çekiyor? Ölümden sonra yaşam var mı? Gerçek nedir?


Bu kitap yanıtları vermektedir; ve yanıtları güvence içermektedir. Yaşamın anlamı vardır! Evrende yalnız başımıza değiliz. Bizimle ilgilenen birisi var! Birisi gerçekten de insanlık tarihiyle ilgilenmiş, hatta insanlığa bizzat katılmış, O’na ulaşabilmemizi, O’nun da bize ulaşabilmesini olanaklı kılmıştır. Güçlü eli bu gezegeni tutan ve yakında esenliğe kavuşturacak olan birisi vardır.


Bu kitabın sayfalarını çeviren hiç kimse, kitabın sadece şans eseri mi eline geçtiğini sormadan bırakmayacaktır.



ELLEN G. WHITE SERİSİ GEÇMİŞTEN SONSUZLUĞA 1. CİLT


Orijinal adı: Patriarchs & Prophets


Nereden geldik? Uluslar arası gerilimler uygarlığı neden yıkımla tehdit ediyor? Suç oranı neden yükseliyor? Ahlâksal standartlar neden geriliyor? Tanrı bütün bunlara kayıtsız mı kalıyor? Sorun- ları çözmemize yardımcı olacak herhangi bir şey yapıyor mu?


Beş kitaplık bir serinin ilki olan bu kitap, sıraladığımız bu soruları yanıtlamaktadır. Dünyamızın nasıl oluştuğuna, insan- lığın nasıl başladığına ışık tutmaktadır. Binlerce yıl önce gök- lerde başlayan trajik isyan anlatılmakta, Tanrı ve Şeytan ara- sında gelişerek yeryüzünün bütün sakinlerini etkisi altına alan mücadele ortaya konulmaktadır.


Yazar dünyamızda var olan doğruyla yanlış, gerçekle yanılgı arasındaki savaşı tanımlamaktadır.


ELLEN G. WHITE SERİSİ


GEÇMİŞTEN SONSUZLUĞA (2. CİLT)


ELLEN G. WHITE


Orijinal Adı: Prophets & Kings


Peygamberlerin öyküsü, 1. ciltte kaldığı yerden devam ediyor. Davut’un oğlu Süleyman, İsrail Krallığına tarihinin en zengin ve en görkemli dönemini yaşattı. Bu ciltte, Tanrı’nın seçtiği halkın O’nun isteğini yapmaktan nasıl adım adım uzaklaştığını görüyo- ruz. Yaptıkları seçimin sonuçlarına acı ve ıstırap içinde nasıl katlandıklarını, sonunda Tanrı tarafından nasıl dışlandıklarını okuyoruz. Yaşamımızda lanet ve belalar yerine bereketlere ka- vuşmak için sakınmamız gereken hataları bize öğreten bir kitap...







BATIL İNANÇLAR – Kapılma ve Kurtulma


Yazar: Kurt Hasel


Orijinal Adı: Der Zauber des Aberglaubens


İster Avrupa’dan alınmış olsun –bu kitapta bolca örneği olduğu gibi– ister Çin’de karşımıza kemik biçiminde, isterse Türkiye’deki gibi nazar biçiminde çıkmış olsun, batıl inançlar her devir ve kültürde olagelmiştir.


Çünkü insanlar nerede olurlarsa olsunlar, üç temel soruya yanıt arayıp durdular.


  •      Geleceği nasıl bilebilirim?

  •      Nasıl mutlu olabilirim, olumsuz etkilerden nasıl korunabilirim?

  •      Ölümden sonra ne olacak, ölülerle nasıl iletişim kurabilirim?




BİNLERCESİ KIRILACAK


Yazar: Susi Hasel Mundy


Orijinal Adı: A Thousand Shall Fall



Hitler Almanya’sında inançlarını sürdürmeye cüret eden bir asker ve ailesinin nefes kesen öyküsü.











YETENEKLİ ELLER


Yazar: Carson / Murphey Orijinal Adı: Gifted Hands


Aynı zamanda filmi de yapılmış olup, en çok satan kitaplar listesinde yıllardır milyonlarca adet satan bu kitapta ölmekte olan çocuklara ikinci bir şans veren olağanüstü bir cerrahın öyküsü anlatılmaktadır. Dr. Ben Carson, beyin cerrahisinde- ki umut olmayan yere umut getiren yeniliklerle tüm dünya- da tanınmaktadır.








KADERİ DEĞİŞTİREN – KUTSAL KİTAP ÇALIŞMA KİTAPÇIKLARI SERİSİ


5 adet kitapçıktan ve 1 adet promosyon kitabından oluşan bu seride Kutsal Kitap’ın Yaratılış öyküsünden, son bölüm olan Vahiy kitabına kadar tüm bölümler, kendi kültürümüze has öykü- lerle süslenerek, anlaşılır ve kolay bir dille anlatılmış olup, hem inanlı topluluğunuz, hem ken- diniz, hem de çevrenizdeki insanlar için muhteşem bir başvuru kaynağı olacaktır.







EN ZENGİN MAĞARA ADAMI


Yazar: Batchelor / Toker


Orijinal Adı: The Richest Caveman


Gerçekten yaşanmış bir öykü… Milyoner bir baba ile gösteri dünyasında çalışan bir annenin oğlu olan genç Doug Batchelor, paranın satın alabileceği her şeye sahipti. Mutluluk hariç her şeye. Uyuşturucu kullandı, okulda kavgalar çıkardı ve intihar düşüncesiyle hayaller kurdu. Kendinden tiksinen ve hayatın hiçbir amacı olmadığına inanan Doug, yaşayabileceği tüm eğ- lence ve heyecanları yaşamayı kafasına koydu. Onun aradığı mutluluk sürekli kendisinden kaçıyordu, ta ki bir dostun mağa- rasında bıraktığı tozlu bir kitabı bulana dek. Bundan sonra olanlar ancak mucize olarak açıklanabilir.




RUHLAR DÜNYASINA YOLCULUK


Yazar: Roger J. Morneau


Orijinal Adı: A Trip into the Supernatural


Gerçekten yaşanmış öyküler ve deneyimler içeren bir kitap. Küçüklüğünde ve savaş zamanında yaşadığı deneyimler Roger’i Allah’tan uzaklaştırmış, sonunda O’ndan nefret etmesine ve satanistlerin bir kulübüne katılmasına neden olmuştu. Fakat daha sonra sevgi dolu bir Tanrı’yı keşfederek iblislere ibadetten ayrılmak istedi. İşte Roger’in satanizmin dehşet verici dünya- sından ilahî müdahaleyle kurtuluşunun öyküsü.






BEREKET DAĞINDAN DÜŞÜNCELER


Yazar: Ellen G. White


Orijinal Adı: Thoughts From the Mount of Blessing


Mesih’in Mutluluk Vaatleri Dağı’ndan söylemiş olduğu sözler, zamanın sonuna dek gücünü koruyacaktır. Her bir cümle, gerçeğin hazine dairesinden gelen bir mücevherdir. Bu konuş- mada ifade edilen ilkeler, tüm çağlar ve tüm sınıflardan insanlar için geçerlidir. Mesih, ilahî enerji ile, birbiri ardınca pek çok sınıfı, doğru karakterler edindikleri için bereketlenmiş olarak ilan ederken, onlara olan inancını ve umudunu açıkladı. Herkes, Yaşam Kaynağı’nın verdiği yaşamı sürerek, O’na iman aracılığıy- la, O’nun sözlerinde ortaya konulan standarda ulaşabilir.








DVD SERİSİ:



BİZİM MİRASIMIZ


Orijinal Adı: Our Heritage – SDA Church History Yedinci–Gün Adventistleri tarihinin anlatıldığı bir DVD.










YEDİNCİ GÜN


Orijinal Adı: The Seventh Day


5 DVD’den oluşan Türkçe altyazılı bu sette Yedinci–Gün Sebt’inin tarihçesi detaylı olarak anlatılmaktadır. Hiç merak ettiniz mi, dün- ya üzerindeki yaşam bir tesadüfle mi başladı? Neden haftanın 7 günü var? Allah haftanın bir gününü neden diğerlerinden ayrı tuttu? Yaratılıştan bugüne dek Sebt Günü’ne inanan insanların izlerini süreceğiz.







ISSIZ ADADAN GÖNDERİLEN MEKTUPLAR


Orijinal Adı: Letters from a Lonely Isle


2 DVD’den oluşan bu seride Pastör Mark Finley, Kutsal Kitap’ın Vahiy bölümündeki, günümüz Türkiye’sinin Ege Bölgesinde bulu- nan Yedi Kiliseler’i ve Yunanistan’ın Patmos adasını ziyaret etmek- tedir. Bu belgesel, Küçük Asya’da bulunan ve Roma İmparatorluğu zamanında birçok tehlikelerle ve zorluklarla karşılaşan, Efes, İz- mir, Bergama, Tiyatira, Sart, Filadelfiya ve Laodikya inanlı topluluk- larının durumunu anlatmaktadır.








BROŞÜRLERİMİZ:


YEDİNCİ–GÜN ADVENTİST TOPLULUĞU


Yedinci–Gün Adventistleri kimlerdir? Neye inanırlar? Ana dokt- rinleri nelerdir? Tarihçemiz, yaşayışımız nasıldır?






CEP BROŞÜRLERİ SERİSİ – SONUN BELİRTİLERİ:


İSA YENİDEN GELDİĞİNDE


İsa nasıl gelecek? Yeniden geldiğinde ne olacaktır? Belirtiler neler- dir? Nasıl hazır olabilirsin?


BEN KİM’İM?


İsa’nın kim olduğunun açıklandığı bu broşürde O’nun özellikleri çeşitli açılardan ele alınmaktadır.


SONSUZA DEK YAŞAYABİLİRSİN


Sonsuz yaşam nasıl elde edilebilir? Lütuf ne demektir? Nasıl kur- tulunur? Sonsuz yaşam formülü nedir?


HATIRLANMASI GEREKEN BİR GÜN


Sebt (Şabat) Günü’nün anlamı ve öneminin kısaca anlatıldığı bu broşür, onun nasıl tutulabileceğine yönelik kısa talimatlar içer- mektedir.







Aslında öykünün başkahramanı, daha sonra öyküden kaybolan Vaşti’dir. Onun iffeti ve ilkelerine sadık kalması, Ester için yolu açmıştı. Ancak bazı durumlarda ilkeli duruş her zaman iyi sona götürmeyebilir. Eylemlerimizin sonucunu bilmesek bile neden ilkeli bir duruşa sahip olmak zorundayız?


Yeremya


irçok dilde olduğu gibi Kutsal Kitap’ın İbranicesi, söylediklerinden çok farklı anlama gelen deyimler, sözler veya ifadelerle doludur. Buna örnek olarak, iki İbranice söz- cüğün birleşiminden oluşan mi-yittan sözcüğünü verebiliriz: Mi, bir soru zamiri


olan “kim?”; yittan ise “verecek” anlamına gelmektedir. Böylece “kim verecek?” sözcüğü- nü elde ederiz.


İbranice Kutsal Kitap’ta bu ifade, bir istek, bir arzu ve birisinden kötü bir şey isteme fikrini vurgular.


Örneğin Mısır’dan kaçtıktan sonra İsrail halkı çölde zorluklarla karşılaşmış ve şöyle haykırmıştı, “Keşke RAB bizi Mısır’dayken öldürseydi!” (Çıkış 16:3). Buradaki “keşke” ifadesi, mi-yittan’dan gelmektedir. Mezmurlar 14:7’de Davut şöyle inlemişti, “Ah (keş- ke), İsrail’in kurtuluşu Siyon’dan gelse!” İbranicesinde “Ah” denmiyor; mi-yittan deni- yor. Eyüp 6:8’de Eyüp “Ah (keşke) dileğim yerine gelse” diye yalvardığında, “Ah” sözcü- ğü mi-yittan’dan gelmektedir.


Diğer bir yerde de karşımıza çıkıyor, bu kez Yasa’nın Tekrarı 5:29’da. Musa geçmişte Allah’ın takdirlerini anlattıktan sonra, İsrail halkının ölmemesi için onlara Rab ile olan konuşmasını hatırlatmaktadır. Musa’ya göre Rab onların ricalarını kabul etmiş sonra da şöyle söylemişti: “Ah (keşke) benden korksalardı ve bütün buyruklarıma uymak için her zaman yürekten istekli olsalardı!”


“Ah” olarak çevrilen sözcük mü? Evet, mi-yittan.


İnanılmaz! Burada Rab—Yaratıcı Tanrı, uzayı, zamanı ve maddeyi yapan, bir sözüyle dünyamızı var eden, Adem’in burnuna yaşam soluğunu üfleyen Biri—genelde zayıflığı ve insani sınırları çağrıştıran bir ifade telaffuz etmektedir.


İşte size özgür irade gerçeği. Büyük mücadelenin ortasında Allah’ın yapabilecekleri- nin sınırlarından bahsedelim. Mi-yittan’ın buradaki kullanımı, Allah’ın bile özgür iradeyi çiğnemek istemediğini açıklıyor (bir an için yapmış olsaydı, artık bu özgür olamazdı).


Şimdi, eğer Eski Ahit’te, Allah’ın insanların O’na itaat etmeyi arzulamasını ve insan- ların da böyle yapmama eğilimini açıklayan bir kitap varsa, bu çeyrek yılın konusu olan Yeremya kitabı olurdu. Kadim yakın doğudaki büyük jeopolitik değişimlerin arka planını sergileyen Yeremya kitabı, Allah’ın mesajını çoğu kez dinlemek istemeyen insanlara tutku ve sadakatle vaaz eden peygamberin hizmetini ve mesajını nakletmektedir.


Imre Tokics, PhD, Pecel, Macaristan’da Adventist Teoloji Yüksek Okulunda Eski Ahit Departmanı başkanıdır. Eski Ahit ve Musevi Dini Bilimleri profesörü olup aynı zamanda Hukuk Doktoru (LLD) ünvanına sahiptir.








Eski Ahit’te İsa


Ağustos 9



“Bunun için Rabbimiz’e tanıklık etmekten de Onun uğruna tutuklu bulunan ben- den de utanma. Tanrı’nın gücüyle Müjde uğruna benimle birlikte sıkıntıya göğüs ger. Tanrı bizi yaptıklarımıza göre değil, kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal bir yaşama çağırdı. Bu lütuf bize zamanın başlangıcından önce Mesih İsa’da bağışlanmış, şimdi de O’nun gelişiyle açığa çıkarılmıştır. Kurtarıcımız Mesih İsa ölümü etkisiz kıl- mış, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde aracılığıyla ışığa çıkarmıştır.” (2Ti 1:8, 9).


İşlerle kurtuluşun boşunalığı konusundaki ünlü ayetler yanında bu ayetler kurtu- luşun sonsuz tabiatını ortaya koyar; kurtuluşumuzun planının çok ama çok uzun zaman önce formüle edildiğini gösterirler.


O halde tüm Eski Ahit’te İsa Mesih’in öyle ya da böyle açıklanmış olması sürpriz değildir. Özellikle de İsa’nın gerçekten Mesih olduğunu açıkça gösteren peygamber- likler çok dikkat çekicidir.



Hepsi de İsa’yı ima eden şu Eski Ahit ayetlerini okuyun. O’nun hakkında ve O’nun Mesihlik rolü hakkında ne söylüyorlar Yşa 61:1, Dan 9:24–27, Yşa 7:14, 9:6, 42:1–9.









Peygamber Yeşaya, İsa’nın hizmetini şu sözlerle tarif etmişti: “İşte kendisine des- tek olduğum, Gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum! Ruhum’u onun üzerine koydum. Adaleti uluslara ulaştıracak. . . Ben, RAB, seni doğrulukla çağırdım, elinden tutacak, seni koruyacağım. Seni halka antlaşma, uluslara ışık yapacağım. Öyle ki, kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları, cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın” (Yşa 42:1, 6, 7).








Çağların Arzusu


Ağustos 10



İsa Mesih hem inanlı topluluğunun hem de dünyanın Rabbi’dir. O’nun gelişi, Yahudilerin de ötesine yayılan, kurtulmuş olan topluluğun Eski Ahit beklentisinin gerçekleşmesidir. İsa’nın gelişi, özellikle de O’nun acıları ve dirilişi, müjde bağla- mında Yahudi olanlar ile olmayanlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı yeni bir çağa götürmektedir. Yeruşalim en azından bir süre merkez olarak kalacaktı. Ancak ayrılışın nedeni artık Yeruşalim’deki Hirodes’in tapınağı değil, bilakis Mesih’e iman eden Yahudilerdi; onlar canlı bir tapınak haline gelmişlerdi. Bu Hıristiyan Yahudileri, o zamanlar ilk inanlı topluluğunda müjdeyi tüm dünyaya götürmeye çağrılmış olan İsrail’in gerçek “bakiye kalanlarıydı.”


Kurtarıcı olarak Mesih’in evrensel hizmetinin dünya çapındaki bu ilanı, O’nun doğumunda, çocukluğunda ve vaftizinde tekrarlanmıştı.



Şu ayetler İsa’nın dünyaya evrensel hizmeti hakkında ne öğretiyor?


Luka 2:8–14



Luka 2:25–33



Luka 3:3–6



Yu 1:29



Hiç kuşkusuz İsa tüm insanlığın Kurtarıcısı olarak geldi. Hizmet bağlamında bu gerçek bizler için ne anlam ifade ediyor?


“İnanlı topluluklarımızda hizmet ruhu yeniden canlanmalıdır. İnanlı topluluğu- nun her üyesi, hem kendi ülkesinde hem de yabancı ülkelerde Allah’ın işini ileriye götürmeye nasıl yardımcı olacağını öğrenmelidir. Hizmet alanlarında yapılması gere- ken işin ancak binde birlik kısmı yapılabilmiştir. Allah çalışanlarına kendisine yeni bölgeler eklemesi çağrısı yapmaktadır. Sadık çalışanları bekleyen, emek verilmesi gereken zengin iş alanları mevcuttur.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 6, S. 29.







Yahudiler’e Müjde


Ağustos 11



“Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim” (Matta 15:24).


Halkın arasına ilk çıkışıyla, çarmıha gerilişi arasında İsa’nın hizmeti neredeyse yalnızca Yahudiler’e yönelikti, özellikle Celile’de. Rab kendisini önce İsrail’e açıkla- mıştı. Çarmıh’tan önce diğer uluslardan olanlara çok az iyi haberin mesajı vardı. Açıkçası İsa, kaybolan insanlık adına Allah’ın genel hizmetinde yer almaları, amaç edinmeleri ve rol almaları için Yahudi halkını uyandırmak istiyordu. Allah’ın mesajı- nın dünyaya tanıklığı için İsrail büyük bir fırsata sahip olacaktı.



Matta 10:5, 6’yı okuyun. İsa burada neden böyle bir şey söylemişti? Me- sih’in yapmaya geldiği şeye evrensel açıdan bakarak ve genel olarak hizmet bağlamında bu sözleri nasıl anlamalıyız? Bu ayeti Matta 28:19 ile kıyaslayın.



İsa’nın yaşamını ve hizmetini göz önüne aldığımızda, O’nun düşüncesini, idealle- rini, ilkelerini ve planlarını bir yana, bu amaçları gerçekleştirme tarzını başka bir yana koyarak net bir ayrım yapmak zorundayız. Gündelik yaşamında ve hizmetinde, O kendisini Yahudi kültürüyle özdeşleştirmişti, tıpkı Eski Ahit’in Mesih’i önbildirdiği gibi. Ancak O’nun enkarnasyonunun etkisi evrensel çaptadır. O, ölümü ve dirilişi sayesinde dünyanın günahlarını taşıyabilirdi (Yu 1:29).


Burada hizmetin tesis edilmesi için önemli bir dini ilke bulmaktayız. İlk hareket, güçlü ve kalıcı bir coğrafi ve kültürel temel kurmak amacıyla merkez yaratmaya yöneliktir: İsrail ve Yahudi halkı. Bu gerçekleştirildiğinde, hizmet merkezden dışarıya doğru açılarak genişlemelidir.








Diğer Uluslara Müjde


Ağustos 12



İsa zamanının büyük bölümünü, kültürel bağlamda hizmet ederek, Yahudiler arasında geçirmiş olsa da, öğretilerinde ve hizmetinde, görevinin evrensel olduğunu açıkça belli etmişti. Müjde başta İsrail olmak üzere tüm uluslara vaaz edilmeliydi. Diğer ulusların kurtuluşu, Allah’ın planının bir parçasıydı. İsa’nın öğretilerinde so- mutlaşmıştı.



İsa’nın aşağıdaki öğretileri Yahudi olmayan insanlara hizmete nasıl işa- ret etmektedir?


Matta 5:13, 14



Mar 14:9



Luka 14:10–24



Matta 13:36–43



İsa’nın çoğunlukla Yahudiler arasında hizmet etmiş olması gerçeğine karşın, O’nun hizmetinin en baştan beri tüm dünya için olduğunda kuşku yoktur. Daha vaftizinde Vaftizci Yahya açıkça şöyle söylemişti: “Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldi- ğini görünce şöyle dedi: ‘İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!’ ” (Yu 1:29). Dünya (Grekçe kosmos) sözcüğü, Müjdeler’de yaklaşık yüz kez geçmekte- dir. Bunların yarısı, dünya çapında bir Kurtarıcı olarak İsa’yı ima etmektedir.








Büyük Görev


Ağustos 13



İsa, dirilişi ile göğe alınışı arasındaki 40 günü, öncelikle dünya çapındaki müjde- cilikleri için öğrencilerini ve inanlı topluluğunu hazırlamakla geçirmişti. En iyi bili- nen ve alıntısı yapılan diriliş öyküsü, Matta’nınkidir. Ancak bu süreç içerinde, diril- miş olan Mesih’in müjde hizmetine dair vermiş olabileceği daha fazla detay içeren başka durumlar da vardı. Yeruşalim’de iki, Celile’de iki (birisi Taberiye Gölü, biri tepenin doruğunda) olmak üzere İsa’nın belirdiğini ve Elç 1:1–14’de geçen toplantı- ya dair raporu görmekteyiz.



Müjdeler’de ve Elçilerin İşleri’nde, değişik açılardan Büyük Görev öykü- süyle meşgul olan beş adet yapısal ortam söz konusudur: Celile’deki dağda (Matta 28:16–20); masada (Mar 16:14–16); üst odada (Yu 20:19–23); sahilde (Yu 21:15–17); ve göğe alınmadan hemen önce (Elç 1:6–9). Tüm bu olaylar- daki ortak olan anahtar hususlar nelerdir?








Kutsal Ruh’un ve İsa’nın sözlerine itaat etmenin gücü altında elçiler kadim dün- yaya çabucak yayıldılar. Pavlus Akdeniz’in kuzey kıyılarında vaaz verdi; Filipus ise Samiriye’de çalıştı. İlk Hıristiyan geleneğine göre Matta Etiyopya’ya ve Tomas da Hin- distan’a yolculuk yaptı.


Küçük bir grupla işe başlayıp, birçok muhalefete maruz kalsalar da, Rab’bin lüt- fuyla bu sadık takipçiler müjde mesajını dünyaya yayabildiler. Hataları, eksiklikleri, korkuları, şüpheleri ve uğraşları ne olursa olsun, çağrıyı kabul ettiler ve dünyanın kurtuluşu için çalıştılar. Yani, İsa hakkında öğrendiklerini, İsa’dan elde ettiklerini başkalarıyla paylaşmak için çaba gösterdiler. Aslında Hıristiyanlık da bu değil mi?






Ağustos 14


Ek Çalışma: Matta’ya göre İsa, “Göksel egemenliğin bu Müjdesi bütün uluslara tanıklık olmak üzere dünyanın her yerinde duyurulacak. İşte o zaman son gelecek- tir” (Matta 24:14) diye önbildirmişti. Aynı zamanda Kutsal Yazılar diğer bir hususu da açığa kavuşturmaktadır: “O günü ve saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Baba’dan başka kimse bilmez” (Matta 24:36). Ayrıca İsa’nın sözlerine de dikkat edin: “Baba’nın kendi yetkisiyle belirlemiş olduğu zamanları ve tarihleri bilmenize gerek yok” (Elç 1:7).


Müjdenin iyi haberi vaaz edilmiş olup, daha önce hiç olmadığı kadar vaaz ediliyor olsa da ve Mesih’in gelişinin pek yakında olacağına inanıyor olsak da, tarihlere kapı- lıp bunlar üzerinde hiçbir zaman spekülasyonlar yapmamalıyız. “Allah’ın açıklama- dığı zamanlara ve vakitlere ilişkin spekülasyonlara dikkatimizi vermemeliyiz. İsa öğrencilerine ‘uyanık olun’ dedi fakat belirgin bir zaman için değil. O’nun takipçileri, Kaptan’ın emirlerini dinlemek durumundadırlar; Rab’bin gelişinin vakti yaklaşırken onlar gözlemeli, beklemeli, dua etmeli ve çalışmalıdırlar.”—Ellen G. White, Selected Messages, Kitap 1, S. 189.



Tartışma Soruları:





Güneşin Batışı: 20:08 (İstanbul)





*Ağustos 15–21

Kültürlerarası Müjdecilik













Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Yu 4:4–30, Matta 8:5–13, Mar 5:1–20, Matta 15:21–28, Luka 17:11–19, Yu 12:20–32.



Hatırlama Metni: “İşte Kulum, O’nu ben seçtim. Gönlümün hoşnut olduğu sevgili Kulum O’dur. Ruhum’u O’nun üzerine koyacağım, O da ada- leti uluslara bildirecek” (Matta 12:18).

Kendi yerel inanlı topluluğunu düşün. Yukarıda vurgulanan fikre ne kadar iyi bir örnek olmaktadır—yani sonuçta başkalarına erişebilmek adına güç- lü ve kalıcı bir temele sahip midir? Birçok kendi içine kapanmış, kendi ihtiyaçlarını düşünerek tanıklık ve hizmeti ihmal eden inanlı toplulukları- nın karşılaştığı tehlikeden nasıl kaçınabilirsiniz?


sa’nın gençlik yıllarının çoğunu, kuşkusuz bölgede Yahudi olmayanların etkisin- den dolayı “Ulusların yaşadığı Celile” (Matta 4:15) olarak da bilinen Celile’de geçirmesi ne kadar ilginç. Kamu hizmetine başlamadan önce, İsa bu bölgede, Nasıra’da yıllarının büyük bir kısmını geçirmişti. Konumundan dolayı Nasıra, tüccar- ların karavanlarının ve Roma askeri birliklerinin geçtiği ana güzergâhlara yakındı. Bunun neticesinde, İsa tüm gençlik yıllarında Yahudi olmayanlarla ilişki içinde ol-


muş olmalıydı (Mısır’da geçirdiği zamanı saymazsak).


Nasıra’daki reddedilişinden sonra (bkz. Luka 4:16–31), İsa hizmetini kozmopolit bir Celile kenti olan Kefernahum’da yoğunlaştırdı. Diğer uluslardan olanlarla ve on- ların dünyalarıyla ilişkisi, O’nun hizmetini ve öğretisini önemli ölçüde etkiledi. İs- rail’e odaklanmış olsa bile, O’nun ilgisi daha geniş bir dünyayaydı. Vaftiziyle, göğe alınışı arasında geçen üç yıldan fazla bir süre boyunca, İsa en az altı fırsatta diğer uluslardan olan kişilerle doğrudan ilişki kurmuştu. Bu hafta, bu ilişkilerin anlatıldığı müjde öykülerine bakacağız.



*22 Ağustos Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Samiriyeli Kadın


Ağustos 16



İsa’nın zamanında kadim İsrail üç vilayete bölünmüştü: Celile, Samiriye ve Ya- huda. Samiriye, Celile ile Yahuda arasında yer alıyordu. Samiriyeliler, İsrail’in Tanrı- sı’na ibadet ederlerdi fakat Yahudiler gibi değil. İlk hizmet alanı olarak Samiriye elçiler açısından idealdi, zira coğrafi açıdan İsrail’e yakındı.



Yu 4:4–30’u okuyun. İsa’nın Yahudi olmayanlara nasıl tanıklık ettiği ko- nusunda bu öyküden ne öğrenebiliriz? Bu kadına erişebilmek adına İsa hangi yollarla zorunlu geleneklerin dışına çıkmıştı?








Samiriyeli kadın uyanıktı, halkının tarihi konusunda iyi bilgi sahibiydi ve zekice so- rular sormaktaydı. Konuşmayı kendi sorduğu sorularla yönetmekteydi. Buna karşılık İsa, kadına ruhsal açıdan yarar sağlayacak şekilde onun sorularına ve ifadelerine yanıt veriyordu. İsa’nın konuşmayı değiştirdiği tek nokta, evli olmadığını fakat birçok kocaya vardığını bildiği kadına kocasını getirmesini söylediği andı. Tabii ki ona bunu yapması- nı söylemekle İsa ona yaklaşabilmenin yolunu açmıştı ancak kadın bundan rahatsız oldu. Buna karşın böyle davranmakla, İsa ona güçlü bir tarzla tanıklık edebildi.


Ayrıca Yu 4:27’de ne olduğunu da gözden kaçırmamalıyız. Öğrenciler, İsa’nın ya- bancı bir kadınla konuşmasına şaşırmışlardı. İsa birkaç Yahudi geleneğini ihlal etmişti: birincisi, Samiriyeli bir kadından su istemek; ikincisi de onunla yalnız kalmak. İsrail’de bir adam, aile üyesi olmadıkça bir kadınla tek başına kalamazdı. İsa, İsrail’de iken Yahudi adetlerini yerine getirmişti. Ancak Samiriye’de Yahudi bölgesi dışındaydı ve Yahudi geleneklerine bağlı değildi, başka yerde görmüş olduğumuz gibi, İsa insan ya- pımı gelenekler ve buyruklar ile Allah’ın kurallarını birbirinden ayırmıştı.








Romalı Subay


Ağustos 17



Matta 8:5–13’ü okuyun (ayrıca bkz. Luka 7:1–10). Bu öykü, bize en geniş kültürel bölünmelerin bile müjde uğruna ihlal edilebileceği konusunda ne öğretmektedir?



Kefernahum’da yüzbaşı rütbesindeki bir Romalı subay İsa’yı arıyordu. Yahudiler, işgalden dolayı Roma ordusuna karşı kin duyuyordu ve birçok Romalı da Yahudi- ler’den nefret etmekteydi. Büyük kültürel ve siyasi ayrılığa rağmen, burada bu Roma- lı ve Yahudiler arasındaki yakın ilişkiyi görebiliriz.


Luka’nın öyküsünde, yüzbaşının İsa’yı getirmeleri için “Yahudiler’in ileri gelenle- rine” (Luka 7:3) başvurduğu söylenmektedir. Ve ilginç olan, onlar da öyle yapmışlar ve İsa’dan gidip adamın hizmetkârını iyileştirmesini rica etmişlerdi. Bu ihtiyarlar kimdi? Ayet bunu söylemiyor fakat onların diğerlerine nazaran İsa ile daha farklı bir ilişki içinde olduklarını düşünebiliriz.


Görünen o ki, yüzbaşı imanlı bir adamdı; İsa’ya, “yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir” (Matta 8:8) ifadesi, onun İsa’ya olan inancı hakkında müthiş bir tanıklıktır. Yüzbaşı “kendisinin Mesih olduğunu iddia eden Kişi’yi Yahudilerin kendilerinin kabul edip etmeyeceğini görmek için beklemedi. “Tüm insanları aydınlığa kavuş- turmak için dünyaya gelen ışık” (Yu 1:9) onun üzerinde parladığında uzakta olma- sına rağmen, Tanrı’nın Oğlu’nun görkemini fark etti.”—Ellen G. White, Sevgi Öğ- retmeni, S. 297.


Yüzbaşı, Yahudilerin dini duyarlılıklarını anlamış ve saygı göstermişti. Yasaya göre bir Yahudi’nin, Yahudi olmayan birinin evine girmesine izin verilmediğini biliyordu; bu durumda İsa’nın uzaktan hizmet etmesini talep etmişti. Hizmetkâr iyileşmişti. Yahudi olmayan yüzbaşının imanı ödüllendirilmişti. İsa, tüm dünyadan insanların Yahudi atalarıyla bir araya geleceği Mesihî şölenin yapıldığı o büyük günün örneği olarak yüzbaşıya işaret etmişti.








Cinlerle Uğraşmak


Ağustos 18



Luka 8:26–39 ve Matta 15:21–28’i okuyun. Bu öyküler, İsa’nın Yahudi olmayanlarla olan ilişkisini anlamamıza nasıl yardımcı oluyor? İsa’nın Ke- nanlı kadına söylediklerini nasıl anlamalıyız? Ayrıca İsa’nın “antlaşma hal- kının” parçası olmayanlara yapmış olduğu hizmeti gören öğrenciler bundan ne gibi dersler almış olmalıydılar?





Gerasa bölgesi, daha önce Greklerin egemen olduğu bir alandı fakat Yahuda’nın Roma vilayetinin bir parçası olmuştu. Mezarlıkta yaşayan adam açıkça cinlere tutul- muştu ve bu cinnet kendisini korkunç bir şekilde göstermişti. Adam gerçekten ilahi bir yardıma muhtaçtı ve bunu da elde etti.


Cinlerden kurtuluşun Yahudiler’e ait olmayan bir bölgede meydana gelmesi, do- muzların mevcudiyetinden anlaşılmaktadır. İlginç olan şey, domuz sürüsü boğuldu- ğunda meydana gelen ekonomik kayba karşı tepki gösterilmesiydi; kent halkı İsa’nın bölgelerini terk etmesini rica etti. Buna karşılık İsa, iyileştirilen adama orada kalma- sını rica etmişti. O, kendi halkına İsa hakkında tanıklık etmeliydi; ayrıca hiç kuşku- suz değişmiş olan hayatı, sözlerden bile daha güçlü bir tanıklık olacaktı.


Bir sonraki olayda Sur ve Sayda bölgesinden bir çocuk “cine tutulmuştu, çok kötü durumdaydı” (Matta 15:22). Kenanlı bir kadın olan annesi o bölgenin kültürel bir eritme potasını örnekliyordu. Onun Kenanlı soyu, İsrail Yeşu liderliği altında orayı miras olarak aldığında, ülkelerinden sürülmüştü. Yine burada da İsa’nın tam olarak İsrailli olmayanlara eriştiğini görüyoruz.


İsa onunla konuşmasında sert bir dil kullanmış, halkını köpeklere benzetmişti fakat bu onun imanını sınamış ve ihtiyaç duyduğu şifa için tevazu göstermesine neden olmuştu.


“Kurtarıcı bundan memnun olmuştur. Onun kendisine duyduğu imanı sınamış- tır. İsa tavırlarıyla, kendisine İsrail’den dışlanmış gözüyle bakılan kadının artık bir yabancı olmadığını; aksine Tanrı’nın ailesinin bir ferdi olduğunu göstermiştir. Bir çocuk olarak Baba’nın armağanlarını paylaşma hakkına sahiptir. İsa şimdi onun dileğini yerine getirir ve öğrencilerine verdiği dersi bitirir.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 387.


Onların anlayışlarına zıt olarak müjdenin işleyişi sadece Yahudiler için değildi, diğer uluslara da gitmeliydi.







On Cüzamlı


Ağustos 19



Luka 17:11–19’u okuyun. Milliyetimiz ve kökenimiz ne olursa olsun bu- rada bizim için nasıl bir ders vardır?



Öncelikle talihsiz adamların hepsinin İsa’yı tanıdıklarına dikkat edin. O’na hem ismiyle hem de ünvanıyla seslenmişler, müdahale etmesini istemişlerdi. İlginç olan, orada derhal şifa bulmamışlardı. Levililer 14:2’de belirtildiği gibi gidip kendilerini kâhinlere göstermeleri söylenmişti. Onların hemen dönüp gitmeleri, O’na ve O’nun şifa verici gücüne inandıklarını göstermektedir.


Ancak sadece Samiriyeli olan, İsa’nın yaptığı şey için şükretmişti. Diğer dokuzu kâhine gitmeyi unutmamıştı ancak Şifacı’larına teşekkür etmeyi ihmal etmişlerdi. Ayetlerde okuduğumuz gibi Samiriyeli kâhinlere henüz gitmeden geri dönmüştü. Ayet, diğer dokuzunun Yahudi olduğundan bahsetmese de, konumları bunu olası kılmaktadır; Luka’nın onu Samiriyeli olduğunu belirtmesinden ve İsa’nın onu bir “yabancı” (Luka 17:18) olarak anmasından dolayı diğer dokuzunun aslında Yahudi olma olasılığı çok fazladır. Yahudiler’in Samiriyeliler ile ilişkide bulunmamasına karşın, hastalıkları bu engelleri aşmaktadır. Ortak talihsizlikleri ve trajedileri, Albert Schweitzer’in de dediği gibi “acıda paydaşlık” etnik ayrılığı ortadan kaldırmıştı. Ortak ihtiyaçları olan arınma, şifa ve kurtuluş onları hep birlikte İsa’ya getirmişti.


Ancak Samiriyeliler ve diğer yabancılar İsa’nın hizmeti için acil hedef değillerdi— “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim” (Matta 15:24). O, öncelikle Yahudiler arasında sağlam bir müjdeciliğin temelini kurmayı planlamıştı. Ancak hizmeti boyunca takipçilerine müjdenin tüm dünyaya gitmesi gerektiğini kanıt- lamıştı. Bu husus, sadece dirilişinden sonra açıklığa kavuşsa da, İsa bundan önce de dünya hizmetinin onların asıl görevi olacağı yönünde öğrencilerinin zihnini açacak şeyler yapmıştı.








Grekler ve İsa


Ağustos 20



“Bayramda tapınmak üzere Yeruşalim’e gidenler arasında bazı Grekler vardı. Bunlar, Celile’nin Beytsayda Kenti’nden olan Filipus’a gelerek, ‘Efen- dimiz, İsa’yı görmek istiyoruz’ diye rica ettiler. Filipus gitti, bunu Andreas’a bildirdi. Andreas ve Filipus da gidip İsa’ya haber verdiler. İsa, ‘İnsanoğ- lu’nun yüceltileceği saat geldi’ diye karşılık verdi.” (Yu 12:20–23). Bu olay, insanların her yerde kurtuluş, umut ve sadece İsa’da bulunan yanıtlar için samimi feryatlarını anlamamıza nasıl yardımcı olur?





Bu Grekler, muhtemelen bayramda Yeruşalim’e tapınmaya geldiklerinden ötürü Yahudi olmuşlardı. Yorumcular, bu Greklerin Yahudi olmalarına rağmen, Grek is- mine sahip olduğundan dolayı onu kendilerine yakın bulduklarından Filipus’a gittik- lerine dikkat çekmektedir. Böylece öncü müjdecilik işi, kültürel duyarlılığa ve insan- ları Mesih’e kazandırmak isteyen, samimi bir anlayışa sahip yabancı müjdeciler tarafından gerçekleştirilse de, en etkili hizmet, hedef kitleyle aynı özgeçmişe sahip olanlar tarafından yapılır.


Grekler İsa’nın çarmıha gerilişinden sadece günler önce gelmişti. Onlar hiç kuşku- suz O’nun acıları, ölümü ve nihai zaferinden bahseden sözlerinden çok etkilenmişler- di. (Göklerden gelen ses de onlara bu konuda düşünecek bir şey vermişti.) İsa, onların O’nu “görme” arzularından dolayı cesaret bulmuş olmalıydı. Onların bu teşebbüsü, dünyanın Mesih’te değişmeye başlamasının sinyalini veriyordu. Hatta Ferisiler bile şöyle haykırarak kabul ediyorlardı, “Bütün dünya O’nun peşine takıldı” (Yu 12:19).


Burada gördüğümüz şey, Yahudi olmayan adamların bile İsa’ya gelmek istemele- ridir. O’nun kefaret edici ölümüne hazır olan bir dünyaya ilişkin nasıl bir belirti! Ulusları, kabileleri ve dünyadaki insanları temsil eden bu Grekler, O’na yaklaşmış- lardı. Yakında Kurtarıcı’nın çarmıhı, tüm ülkelerin insanlarını ve daha sonraki tüm zamanları O’na doğru çekecekti (32. ayet). Öğrenciler de dünyayı müjdeyi almaya hazır halde bulacaklardı.






Ağustos 21

Ek Çalışma: “Size şunu söyleyeyim, doğudan ve batıdan birçok insan gelecek, Göklerin Egemenliği’nde İbrahim’le, İshak’la ve Yakup’la birlikte sofraya oturacaklar. Ama bu egemenliğin asıl mirasçıları dışarıdaki karanlığa atılacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak” (Matta 8:11, 12). Bu sözler özel bir bağlamda, özel şahıslar için söylenmiş olsa da, buradaki ilkeyi gözden kaçırmamalıyız. Kendilerine büyük imti- yazlar, ruhsal ve teolojik gerçekler açısından büyük avantajlar verilmiş olanların dikkatli olmaları gerekir. Bizlere verilen gerçekler, bazı durumlarda başka hiç kim- senin vaaz etmediği ve öğretmediği gerçekler konusunda duyarsız kalmak çok kolay- dır. Öncelikle kendimizi bu gerçeklere adadığımızdan emin olmalıyız; sonra da bil- meyenlere bunları öğretmeye istekli olmalıyız.


Tartışma Sorusu:


¤ Çarmıh bizlere tüm insanlığın mutlak genelliğini göstermiştir. Allah’ın önünde hepimiz günahkârız ve hepimiz kurtuluş için lütfa ihtiyaç duyarız. Ancak birçok grup çoğunlukla kendisini diğerlerinden üstün görür. Bu yay- gındır ve tarih boyunca de hep öyle olmuştur. Ya senin durumun, etnik, sosyal, ekonomik veya kültürel grubun ne durumda? Senden farklı olanlara karşı kendinde ne tür bir üstünlük hissi duyuyorsun (kendini aldatma— sen de içinde bu duyguyu besliyorsun)? Bu davranışta yanlış olan şey nedir ve Çarmıh’ın dibinde bunu değiştirmeyi nasıl öğrenebilirsin?


¤ Kuyunun başındaki kadın geriye dönüp İsa hakkında kendi halkına ta- nıklık etmişti. Bu bize görevlerimiz ve halka ulaşmak için o kültürden kişi- leri kullanmanın önemi hakkında ne öğretir?



¤ Grekler İsa’yı görmek istiyorlardı. Hiç kuşkusuz O’nun hakkında bir şey- ler duymuş veya O’nun yaptığı bazı şeyleri bizzat görmüş olmalıydılar. İsa tabii ki şimdi göklerin görkemindedir ve inanlı topluluğu, O’nun halkı O’nu burada yeryüzünde temsil etmektedir. Bu husus, yaşadığımız tarzda bir ya- şam ve sunduğumuz tarzda bir tanıklık hakkında ne anlam ifade etmektedir?




Güneşin Batışı: 19:58 (İstanbul)





*Ağustos 22–28

Petrus ve Uluslar












Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Elç 2:5–21; 10:1–8, 23–48; Rom 2:14–16; Elç


10:9–22; 11:1–10; 15:1–35.


Kendi “konforlu bölgenden” ne kadar uzakta başkalarına hizmet etmeye razısın? Ne kadar uzağa gitmelisin?


Hatırlama Metni: “Petrus onlara şu karşılığı verdi: ‘Tövbe edin, her biriniz İsa Mesih’in adıyla vaftiz olsun. Böylece günahlarınız bağışlanacak ve Kutsal Ruh armağanını alacaksınız. Bu vaat sizler, çocuklarınız, uzaktakilerin hepsi için, Tanrımız Rab’bin çağıracağı herkes için geçerlidir” (Elç 2:38-39).

etrus, diğer uluslardan olanlara kurtuluşu ilan eden ilk elçiydi. O, kuruluşun- dan sonra inanlı topluluğuna yıllar boyunca liderlik etmeyi sürdürdü, hem de Pavlus mükemmel bir şekilde uluslara hizmet etmeye başladıktan sonra bile. Pavlus ile birlikte Petrus, ilk inanlı topluluğuna ve onun liderliğine, en fazla Yahudi-


ler’in, Büyük Hizmet’in evrenselliğini anlamasına yardım etmişti.


Petrus, birleşik bir inanlı topluluğu için çaba göstermiş, Yahudi kültürünün iyi yönlerinden habersiz olan ve adetleri ilahi mutlakların özelliklerini üstlenmeye me- yilli olan diğer uluslardan imana gelmiş olanları birleştirmişti. Tüm öncü müjdeciler gibi, Petrus da ister Yahudi olsun ister olmasın, imanlının yaşamındaki değiştirile- mez ilahi mutlaklar ile kültürel, ilişkisel ve önemsiz sonuçların uygulamaları arasın- da ayrım yapmak zorundaydı. Böylece Yeruşalim konseyinde diğer uluslardan olan- lar hakkında “Onlarla bizim aramızda hiçbir ayrım yapmadı, iman etmeleri üzerine yüreklerini arındırdı” (Elç 15:9) diye ilan eden ve ilk inanlı topluluğunun birliğini tehdit eden meselelerle uğraşan kişi Petrus’du.


*29 Ağustos Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.





Ağustos 23


Pentikost Gününde Petrus


Göğe çıkmadan önce İsa’nın son sözleri müjdeci bir tabiata sahipti: “Yeruşa- lim’de, bütün Yahudiye ve Samiriye’de ve dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız” (Elç 1:8). Yine burada da müjdenin tüm dünyaya yayılması emrini görmekteyiz. Sadece 10 gün sonra, bu çağrı Petrus’un da anahtar rol oynamasıyla gelişmeye başladı.



Elç 2:5–21’i okuyun. Bu olay, müjdenin dünya çapında yaygınlaşması ko- nusunda Allah’ın niyetini ve bu bildiride Yahudiler’in oynayacağı rolü nasıl göstermektedir?





Büyük Görev’in ilk gerçekleşmesi Pentikost gününde oldu. Kutsal Ruh’un dö- külmesinde dünyanın müjdeyi alması amaçlanmıştı. Kutsal Ruh’un bu dökülüşü, Pentikost gününde büyük sonuçlar doğurmuştu. Ancak bu, ileriki yıllarda meydana gelecek daha büyük sonuçların sadece bir ön göstergesiydi.


Petrus’un vaazı, bugün bile geçerli olan birkaç önemli husus içermektedir: Birincisi, Eski Ahit peygamberlikleri ve vaatleri Mesih’te gerçekleşmiştir (Elç


2:17–21), öyle ki bu gerçek O’nun ölümü ve dirilişiyle olduğu kadar (22–24. ayet- ler), O’nun hizmetine eşlik eden güçlü işlerle ve belirtilerle açıklanmıştı.


İkincisi, İsa yüceltilmiş, Allah’ın sağ kolu olarak yerleştirilmiş ve şimdi Mesih ve her şeyin Rabbi olmuştur (33–36. ayetler). Tövbe eden ve vaftiz olan herkes, O’nda günahları için aflık elde eder (38, 39. ayetler).


Burada İsa’ya imanını aktif ve sesli olarak duyuran bir öğrenci Petrus görmekteyiz. O, inanlı topluluğunun ilk günlerinde güçlü bir lider olması için İsa tarafından çağrıl- mıştı. Pavlus’unkine nazaran daha az kozmopolit, etkili ve diğer kültürlere ve dinlere uyarlanabilir olsa da (bkz. Gal 2:11–14), Petrus Yeruşalim’deki Yahudi diasporasına olduğu gibi, müjdenin yaklaşık 15 ulusa yayılmasının yolunu açmıştı. Bu yolla, zama- nındaki Ortadoğu’ya müjdenin götürülmesi için önemli bir araç kullanmıştı.






Ağustos 24


Kornelius’un İmana Gelişi: 1. Bölüm


Elç 10:1–8, 23–48’i okuyun. Yahudi olmayan bu kişinin İsa’nın takipçisi olduğu bu öykü, bize kurtuluş ve tanıklık hakkında ne öğretiyor?








Roma ordusunda putperest bir subay olan Kornelius’un ailesi ve dostlarıyla ima- na gelişine, Centil Pentikostu denilmektedir. Elçilerin İşleri’nde geçen çok önemli bir öykü olup, ilk inanlı topluluğunun karşılaştığı en bölücü meselesidir—Diğer uluslardan olan biri, önce Yahudi olmadan Hıristiyan olabilir mi?


Yeruşalim de dahil tüm Yahuda’da Roma ordusunun karargâhı Sezariye’deydi. Kornelius, burada 600 askere komuta edilen altı bölük içinde İtalyan taburuna yüz- başılık etmekteydi. Onun adı, daha önceleri yıllarca Roma’ya büyük hasarlar veren Kartacalı bir general olan Hannibal’ı yenen meşhur bir Romalı ailesinin soyundan geldiğine işaret etmektedir. Daha da önemlisi, Kornelius Allah’tan korkan, ailesiyle birlikte ruhsal bir paydaşlıktan zevk alan, düzenli olarak dua eden ve muhtaçlara karşı cömert davranan bir adamdı. Allah onun dualarını duymuştu ve ona özel bir mesajla bir melek gönderdi.


“Allah’ın göğün ve yerin yaratıcısı olduğuna inanan Kornelius, O’na saygı gösteri- yor, O’nun yetkisini kabul ediyor ve hayatın tüm meselelerinde O’nun öğüdünü soruyordu. Ev hayatında ve resmi görevlerinde Yehova’ya sadıktı. Evine Allah’ın su- nağını kurmuştu, zira Allah’ın yardımı olmadan tasarılarını gerçekleştirmeye veya sorumluluklarını yerine getirmeye cüret edemiyordu.”—Ellen G. White, The Acts of the Apostles, S. 133.


Ayrıca sonunda Petrus ile karşılaşan Kornelius’a ne olduğuna bakın. Onun önün- de diz çöküp tapınırcasına ayaklarına kapanması, Petrus’u çok şaşırtmış olmalıydı. Böylece burada Allah’ın kayırdığı, inancında samimi olan bu adamın hala birçok gerçeği öğrenmek zorunda olduğunu görebiliyoruz, hem de en temel seviyedekileri; ki hiç kuşkusuz öğrenecekti.






Ağustos 25


Kornelius’un İmana Gelişi: 2. Bölüm


“O zaman Petrus söz alıp şöyle dedi: ‘Tanrı’nın insanlar arasında ayrım yapmadı- ğını, ama kendisinden korkan ve doğru olanı yapan kişiyi, ulusuna bakmaksızın kabul ettiğini gerçekten anlıyorum’ ” (Elç 10:34, 35). Bu sözler bizim için devrim niteliğinde olmasa da, onlar için Petrus’un ağzından çıkan bu sözler şaşırtıcı bir itiraftı. Petrus’un kim olduğunu, nereden geldiğini, daha önceki ve halâ mücadele ettiği davranışlarını hatırlamak zorundayız. (Bkz. Gal 2:11–16.) Ancak hiç kuşkusuz onun Kornelius ile olan tecrübesi, kendi yollarındaki hataları daha açık bir şekilde görmesine yardım etmiş ve Allah’ın müjde mesajıyla ne yapmayı niyet ettiğine dair daha iyi bir resme sahip olmuştu.



Elç 10:33’ü okuyun. Kornelius, Petrus’a, bunca cahilliğine rağmen, Rab’bi izlemenin aynı zamanda O’na itaat etmek demek olduğunu anladığı- nı gösteren ne söylemişti?



Elç 11:14’ü okuyun. Böylesine dindar bir adam olan Kornelius’a bile müjdeyi yaymanın gerekliliğini gösterecek ne söylüyor?




Romalılar 2:14–16, Kornelius ile olanları anlamamıza nasıl yardımcı olmaktadır?




Gördüğümüz gibi, Kornelius diğer uluslardan olup, “Allah’tan korkan” (Elç 10:2) bir kişi olsa da hala daha çok şeyler öğrenmesi gereken biriydi (bizler de değil miyiz?). Ancak onun orucu, duası ve sadaka vermesi, Rab’be açık bir kalbin göstergesiydi; ve böylece zamanı geldiğinde Allah onun yaşamında mucizevi bir şekilde çalışmıştı.


Bu öyküde hatırlanması gereken önemli bir husus, melek ona görünse de, müjdeyi vaaz etmemişti. Aksine melek, Kornelius’un daha sonra ona İsa’yı anlatacak olan Pet- rus’la buluşmasının yolunu açmıştı (bkz. Elç 10:34–44). Burada, Rab’bin dünyaya gönderilecek elçiler olarak insanları nasıl kullandığının bir örneğini görmekteyiz.







Petrus’un Görümü


Ağustos 26



Dün de gördüğümüz gibi, Petrus Kornelius’la ilişki kurduğu anda, diğer Yahudi- ler henüz anlamamış olsa da, diğer uluslardan olanlara karşı tavrında değişiklikler olmuştu (bkz. Elç 10:44, 45). Petrus’u değiştiren ne olmuştu?



Elç 10:9–22 ve 11:1–10’u okuyun. Bu pasajlar, aklının yerine gelmesi için böyle bir şeyin oluşması konusunda, Petrus’un yanlış davranışlarının ne kadar sabit olduğuna yönelik ne söylüyor?



Kornelius’un dönüşümü ve tanıklık görevinde Petrus’un rolü, inanlı topluluğu- nun müjdeciliğinde o kadar önemliydi ki, Allah hem müjdeciyle hem de müjdeyi alan ile doğaüstü bir tarzda iletişim kurmuştu: melek Kornelius’u ziyaret ederken Petrus’a da görüm verilmişti.


Ayrıca gözden kaçırmamız gereken bir diğer husus da, Petrus’un Yafa’da bir derici- nin evinde kalmasıdır (Elç 9:43; 10:6, 32). Dericilik işi (tabaklama) ve dericiler, ölü bedenlerle uğraşıp, bu süreçte hayvan dışkısı ve idrarı kullandıklarından, Yahudiler tarafından itici bulunan kimselerdi. Dericiliğe kentlerde izin verilmiyordu; Simun’un evinin “deniz kıyısında” olduğuna dikkat edin (Elç 10:6).


Petrus’un dericiyle kalması, görümden önce de, onun zaten bazı önceki tavırlarının müjdeye aykırı olduğunu fark ettiğini göstermektedir. Hem Petrus hem de Kornelius’un ailesinin bazı kültürel yüklerden kurtulması gerekiyordu. Petrus’un görümündeki “her türden ... hayvanlar” ifadesi ile temsil edilen tüm insanlar, Allah’ın çocuklarıdır.


Petrus’un Kornelius’a tanıklık yapma çağrısı, tüm insanlar Allah tarafından kabul edilse de, tüm dinlerin eşit ölçüde kabul edilmediğini ima etmektedir. Kornelius zaten “dindar” bir adamdı, tıpkı kadim bir toplumda yaşayan herkes gibi. Bir asker olarak Mitra’yı biliyor olmalıydı ve bir subay olarak imparatorluğun tapınmalarına katılmış olmalıydı. Fakat bunlar Allah tarafından kabul edilemezdi.


Günümüzde, Hıristiyanlığa eşitlik temelinde, Hıristiyanlık dışı dinlere yaklaşanlar için burada bir ders vardır. Bazen siyasi dürüstlük ruhuyla yapılsa da, böyle bir davranış Hı- ristiyanlığın eşsizliği ve kesinliği açısından dini talepleri sulandırmaya yöneltecektir.








Yeruşalim Fermanı


Ağustos 27



Diğer uluslardan olanlara ilk başarılı müjdecilik hizmeti, ilk inanlı topluluğu açı- sından iman aşılanan bu kişilerden neler beklenmesi gerektiği yönünde bazı önemli soruları da su yüzüne çıkarmıştır (Rom 11:17). Kurulmuş olan inanlı topluluğuna diğer dinlerden ve kültürlerden insanlar katıldığında gerginlikler hep olmuştur. Bu durumda, Eski Ahit yasaları ve adetlerinin taleplerine büyük değer veren Yahudi Hıris- tiyanları, yeni imana gelmiş olanların da bu yasaları ve adetleri kabul ederek onlara itaat edeceklerini zannetmişlerdi. Asıl mesele, erkekler için Yahudi topluluğuna girişin temel göstergesi olan ve Yahudiliğin tüm taleplerine uymayı sembolize eden sünnetti. Diğer uluslardan Hıristiyanlığa gelenlerden sünnet olmaları talep edilmeli miydi? Ya- huda’daki bazı Yahudi Hıristiyanları kuşkusuz böyle düşünüyorlardı ve görüşlerini güçlü bir teolojik dille vurguluyorlardı: onlara göre bu kurtuluş için zaruriydi.



Bu önemli meseleyi halletmeye yardımcı olması bakımından Yeruşalim Konseyi’nde ne olmuştu? Elç 15:1–35.





Yeruşalim Konseyi için sünnet meselesi ana neden olsa da, müjdenin yeni iman edenlerden talep etmediği birtakım kültürel uygulamalarla meşgul olmuşlardı. Kon- seyin fermanı (23–29. ayetler), Yahudilerin ve Yahudi olmayan Hıristiyanların pay- daşlık içerisinde bir arada yaşayabileceği ortak bir platform sağlamıştı. Yahudilerin öz değerlerine saygı gösterilmiş ancak diğer uluslardan gelenlerin sünnetten kaçınmala- rına da izin verilmişti. Konseyin kararı hem pratik hem de teolojikti. Ayrılığa varma- dan önce, inanlı topluluğunun bazı meselelerle ve sorunlarla meşgul olması açısın- dan bir örnek oluşturuyordu. Tecrübeli hizmetkârlar, iman için zaruri olmayan şey- lerle çıkmaza girmeden, asıl Hıristiyan inanç meselelerini saptamayı öğrenerek bun- lar üzerinde odaklandılar.






Ağustos 28


Ek Çalışma: Ellen G. White, “Jew and Gentile,” S. 188–200, The Acts of the Apostles kitabını okuyun.


“Petrus bu sözlerin açık yorumunu, yani kendisine neredeyse hemen verilen, yüzbaşıya gitme ve onu Mesih’in imanında eğitme davetini anlattı. Bu mesaj Allah’ın kişiler arasında ayrım yapmadığını, ancak Kendisinden korkan herkesi kabul ettiğini ve tanıdığını gösteriyordu. Petrus, Kornelius’un evinde toplananlara hakikat sözlerini söylerken, hem Uluslar hem de Yahudiler arasından olan dinleyicilerini Kutsal Ruh’un denetim altına aldığına tanık olduğunda yaşadığı şaşkınlığı anlattı. Sünnetli Yahudilerin yüzünden yansıyan aynı ışık ve görkem, sünnetsiz Ulusların yüzlerinde de ışıldıyordu. Bu Allah’ın Petrus’a bir kişiyi diğerinden aşağı görmemesi için uyarı- sıydı; zira Mesih’in kanı tüm kirliliklerden temizleyebilirdi...


“Petrus’un konuşması topluluğu Pavlus ile Barnaba’yı sabırla dinleyebilecekleri bir noktaya getirdi, onlar da Uluslar arasındaki çalışmalarında tecrübelerini anlattı- lar.”—Ellen G. White, The Acts of the Apostles, S. 193, 194.


Tartışma Soruları:


¤ Petrus’un görümü, Eski Ahit’teki besin yasalarının artık geçerli olmadığını desteklemek için öne sürülmüştür—özellikle murdar etleri yemenin haklı çıkarılması konusunda. Görümün anlamı bizzat Petrus tarafından açıklan- mıştı: “hiç kimseye bayağı ya da murdar dememem gerekir” (Elç 10:28). Bu yüzden görüm besinler konusunda değil, diğer insanları etnik kökenine, milliyetine, mesleğine veya dinine bakmaksızın Allah’ın çocukları olarak ka- bul etmek konusundadır. O halde insanlar neden bu iddiayı sanki beslen- meyle ilişkiliymiş gibi kullanmaktadır? Bu durum, Kutsal Yazı’yı ele alırken ne kadar dikkatli olmamız gerektiği konusunda bizlere ne söylemelidir?


¤ Romalılar 2:14–16 üzerinde biraz daha fazla düşünelim. İnanlı toplulu- ğu olarak müjdecilik anlamında bu fikre nasıl bakmalıyız? Yani, kalplerine yasanın yazılı olduğu kişilere neden vaaz etmeliyiz?


¤ Perşembe günkü çalışmamızda Yeruşalim Konseyi’nin günümüz inanlı topluluğu için bir örnek teşkil etmesinden bahsetmiştik. Konsey hakkındaki ayetleri yeniden okuyalım (Elç 15:1–35). Günümüz inanlı topluluğu için şablon oluşturacak belirli şeylerden bazıları nelerdir? Örneğin, şu gibi şey- lere bakın: (1) şahitlik hakkında özel tanıklıklar, (2) müjdenin rolü, (3) Kutsal Yazı’nın rolü, (4) hizmetin rolü ve (5) insanların konseyde birbirle- riyle ilişkileri.


Güneşin Batışı: 19:48 (İstanbul)





*Ağustos 29–Eylül 4

Müjdeci olarak Filipus













Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: 2Ko 4:18, Elç 2:44–47, 4:34–37, 6:1–7, Elç 8,


21:7–10.



Pentikost öyküsü, kendi yaşamımızda da Kutsal Ruh’a olan mutlak ihtiya- cımızı nasıl göstermektedir? Ruh’un yönlendirmesi ile daha iyi bir uyum içinde olmak için ne gibi seçimler yapabiliriz?


Hatırlama Metni: “Ama Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız. Yeruşalim’de, bütün Yahudiye ve Samiriye’de ve dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız” (Elç 1:8).

armıha gerilişi ile göğe alınışı arasındaki 40 gün boyunca dirilmiş Mesih’in asıl ilgilendiği şey dünya hizmetiydi. Yeni Ahit, O’nun Büyük Hizmet’e dair en az beş ifadesini muhafaza eder: Matta 28:18–20, Mar 16:15, Luka 24:47–49, Yu 20:21,


Elç 1:5–8. Hep birlikte, Hıristiyanlara verilen en büyük görevi oluştururlar. Buyruk- lar arasında dışarıya yönelik hizmetler için Yeruşalim’den tüm Yahuda ve Samiri- ye’ye ve nihayetinde dünyanın sonuna dek coğrafi bir strateji bulunmaktaydı. Bu, aslında onların ciddiye aldığı ve gerçekleştirmeye başladıkları bir buyruktu.


Bu coğrafi strateji, müjdeci Filipus’un en belirgin işiydi. Elç 8’e göre onun işi Ye- ruşalim’den başlayarak genişleyen halkalar halinde yayılıyordu. Yani zaman geçtikçe daha da uzaklara erişiyordu.


Müjdeci Filipus kimdi? Allah’ın Söz’ü onun hakkında ve inanlı topluluğunun ilk çağlarında yaptıkları konusunda ne anlatıyor? Son olarak, bu ilk müjdecinin ilham veren kayıtlarından kendimiz için ne gibi dersler alabiliriz?


*5 Eylül Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Müjdeci Filipus


Ağustos 30



“Gözlerimizi görünen şeylere değil, görünmeyenlere çeviriyoruz. Çünkü gö- rünenler geçicidir, görünmeyenlerse sonsuza dek kalıcıdır” (2Ko 4:18). Pav- lus’un burada söyledikleri üzerinde düşünün, özellikle de bu hafta Kutsal Ki- tap’ta birkaç şey dışında hakkında çok az şeyler bildiğimiz müjdeci Filipus üzerinde çalışırken. Göreceğimiz gibi, gerçekleştirdikleri şeyler konusunda çok az şey bilsek de, aslında Filipus iyi işler başarmıştı. Allah için büyük şeyler yapmış ancak pek meşhur olmayan şahsiyetlerden hangilerini tanıyorsun? Pavlus’un sözlerindeki ilkeyi göz önünde tutmak neden hep önemlidir, özellik- le de pek beğeni toplamayan ve dikkat çekmeyen bir iş yaptığımızda? Ayrıca bkz. 1Ko 4:13.



Filipus, “at seven” anlamına gelen çok popüler bir Grek adıydı. Yeni Ahit’te bu adı ta- şıyan dört kişi vardır. İkisinin ek olarak “Hirodes” isimleri vardır ve bunlar, Yeni Ahit çağlarında İsrail’de sert bir yönetim süren Hirodes’in hükümdar ailesinin üyeleriydi. Geri kalan Filipus’ların ise hizmet açısından göze çarpan rolleri vardır.


Birinci Beytsaydalı Filipus, Natanel’i bularak İsa’ya getiren aracı bir öğrenciydi (Yu 1:43–46). O daha sonra Grekleri İsa’ya getirmişti (Yu 12:20, 21).


İkinci Filipus, öğrenci Filipus’tan ayırt edilmesi için Elç 21:8’de “müjdeci” olarak ta- nımlanan Filipus’tur. O, ilk olarak Yeruşalim inanlı topluluğunda daha sonra müjdeci ve hizmetkâra dönüşen (Elç 8:12) bir “tezgâhtar” (Elç 6:2–5) olarak karşımıza çıkmakta- dır. Onun müjdecilik hizmeti yirmi yılı aşkın bir süreye yayılmış olup, Elçilerin İşleri’nde peygamberlikte bulunan dört kızı tarafından desteklenmiştir. Onun özgeçmişi hakkında pek fazla bir şey bilmiyoruz.


“Samiriyelilere müjdeyi vaaz eden Filipus’du; Etiyopyalı haremağasını vaftiz edecek cesareti gösteren Filipus’du. Bir süreliğine bu iki işçinin [Filipus ve Pavlus] tarihçesi ortaktı. Yeruşalim’deki inanlı topluluğunu dağıtan ve yedi diyakonun organizasyonunun etkisini bozan, Ferisi Saul’un şiddetli zulmüydü. Yeruşalim’den kaçış Filipus’un çalışma tarzını değiştirmiş ve Pavlus’a yaşam veren aynı çağrıyı izlemesine neden olmuştu. Pav- lus ve Filipus’un her birinin diğerinin topluluğunda geçirdiği saatler çok değerliydi; İste- fan’ın yüzünde parlayan ışık göklere yansıdığında, onun şehitliği görkemli şekilde zalim Saul’un üzerine şimşek gibi çakarak bu çaresiz yalvaranı İsa’nın ayakları dibine getiren günlerin hatırlandığı anılar heyecan vericiydi.”—Ellen G. White, Sketches From the Life of Paul, S. 204.







Masa Başında Beklemek


Ağustos 31



Elç 2:44–47, 4:34–37’yi okuyun. İlk inanlı topluluğuna dair burada nasıl bir tablo sergilenmektedir?





Kuşkusuz ilk imanlılar arasında her şey bir süreliğine yolunda gitmişti. Tabii ki hepsi de düşmüş ve çok geçmeden bazı gerginlikler baş göstermişti.



Elç 6:1–7’yi okuyun. Ne gibi problemler doğmuş ve inanlı topluluğu bu sorunlarla nasıl uğraşmıştı?





Yeruşalim inanlı topluluğunun hızlı büyümesi beraberinde sosyal gerginlikler ge- tirmişti. Filipus’un bu hususta bir ekibe katılması kararlaştırılmıştı. İmana gelenler, katılımlarıyla kilise liderleri üzerindeki günlük ortak yemek ihtiyacı sorumluluğunu daha da artıran, tüm imtiyazları elinden alınmış ve ekonomik yönden güçlük çeken insanları kapsıyordu. Grekçe konuşan dullara yemeğin adaletsizce dağıtılması, ya- kınmaları artırmıştı. Bu konu çok hassastı, zira İbrani peygamberler dulları ve yetim- leri ihmal etmemeyi hatırlatmışlardı.


Bu ciddi meseleyi çözmek için 12 elçi imanlıları topladı ve Kutsal Ruh’la ve bilge- likle dolu olan yedi adamın seçilmesini önerdiler, böylece bu adamlar “masalara hizmet ederken,” Onikiler de “Söz’ü yayma işine” hizmet edebilecekti (bkz. Elç 6:3, 4). Yedisinin hepsinin de Grekçe isimleri vardı, belki de yardımlaşma işinde ihmal edilen Grekçe konuşan dulları rahatlatmak için. Bunlar arasında, Kutsal Kitap’ta ilk kez anılan Filipus da vardı.


Elçiler, ilave liderliğe ihtiyaç olduğunu tartıştılar, böylece toplumsal yaşam için gerekli olan yönetim işleriyle fazla uğraşmayacaklardı. Allah’ın Söz’üne ve duaya adamaları yönünde kendilerine çağrı yapıldığını vurguladılar.








Filipus Samiriye’de


Eylül 1



İleride elçi ve müjdeci olacak Saul, Kutsal Kitap’ta, ilk Hıristiyan şehidi olan diya- kon İstefan’ın taşlanması olayında ilk kez karşımıza çıkmaktadır. Bu zulüm dalgası, sadece müjdenin ileride daha da yayılmasına yardımcı olmuştu.



Elç 8:1–6’yı okuyun. Yeruşalim’deki inanlı topluluğuna yapılan zulmün sonucu neydi?








Samiriye, Hıristiyanlığın coğrafi yönden yayılması yolundaki ilk duraktı. Samiriye- liler, İ.Ö. 722’de İsraillilerin çoğu Asur’dan sürgün edildiğinde geride kalan İsrail soyundan geldiklerini düşünüyorlardı. Buna karşın Yahudiler, Asurlular İsrail’i zorla ele geçirdiğinde, Samiriyelilerin yabancıların soyundan geldiğini düşünüyordu. Yeni Ahit zamanındaki Yahudi–Samiriyeli ilişkileri, gerginlikler ve şiddetin patlak verme- sine dikkati çekmekteydi. Ancak daha önce de gördüğümüz gibi, İsa kuyu başındaki kadınla meşgul olduğunda onun da buna karşılık kendi halkına “müjdeciliği” baş- latmasıyla, orada zaten hizmet işinin yolunu hazırlamıştı.


Filipus’un masabaşı hizmeti, artık Samiriyeliler’e müjdecilik yaptığı bir hizmete dönüşmüştü. Yeruşalim’deki dini zulümden kaçan bir mülteci olarak zaman kay- betmemişti. Hem Yahudiler hem de Samiriyeliler tarafından beklenen Mesih’in gel- diğini ilan etmişti (Elç 8:5, 12).



Elç 8:6–15’i okuyun. Filipus’un Samiriye’deki hizmeti ne kadar başarılıydı?



Filipus bu ilk yabancı hizmet alanında Rab tarafından kuvvetle kullanıldı. Kuyu- daki kadının, “Yahudiler’in Samiriyeliler’le ilişkileri yoktur” (Yu 4:9) ifadesi, artık geçmişte kalmıştı.








Etiyopyalı ile


Eylül 2



Elç 8:26–39’a göre, Filipus’un bir sonraki ilişkisi, hizmeti “dünyanın dört buca- ğına” (Elç 1:8) götürmenin bir diğer adımı olan Etiyopyalı hazine yöneticisiyleydi. Filipus, Samiriye ve Gazze görevleri arasındaki bağlantıydı. Filipus, Yeruşalim’in kuzeyindeki Samiriye’den, kentin güneyinde yer alan Gazze’ye çağrılmıştı. Onun kuzeydeki işi bir grup üzerinde odaklanmıştı; burada ise tek bir kişiye odaklıydı. Filipus Samiriye’de Mesih’i sadece Musa’nın beş kitabından ilan edebilmişti, çünkü tüm Samiriyeliler’in kabul ettiği şey buydu; burada ise Yeşaya’nın kitabını da kulla- nabilmişti, muhtemelen Grekçe çevirisini.



Elç 8:26–39’u okuyun. Okurken şu soruları yanıtlayın:


Etiyopyalı’nın (Yeşaya 53’den) okuduğu ayetler nelerdi ve Filipus’un ken- disini müjdelemesi için neden onlara mükemmel bir fırsat verilmişti?




Filipus’un mucize gösterdiği Samiriye’deki işine kıyasla (Elç 8:6), Etiyop- yalı ile yaptığı tek şey Kutsal Kitap’ı çalışmaktı. Başkalarına hizmet ederken buradan kendimize nasıl bir ders çıkarabiliriz?




Rab’bin Ruh’u, “İsa hakkındaki müjdeyi” açıklayıp, Etiyopyalıyı vaftiz eder etmez Filipus’u oradan uzaklaştırdı. Filipus’un kendi inançlarını ve öğretilerini bu yeni iman etmiş olan adama iletme fırsatı olmamıştı. Etiyopyalı, zaten Rab’bin ibadetçisi olduğundan ve O’nun Söz’üne inandığından, daha önce onun içinde çalışmış Al- lah’ın Ruh’u ve Eski Ahit tarafından yönlendirilerek, Afrika kültürüyle Hıristiyan inancını kucaklaması gerekecekti.






Eylül 3


Müjdeci, Baba ve Evsahibi olarak Filipus


Filipus açıkça Rab’bin işini yapmak için meshedilmişti. Yorumcular, “Rab’bin Ru- hu Filipus’u hemen oradan uzaklaştırdı” (Elç 8:39) ifadesinden, onun Aşdot’a gittiği (40. ayet) ya da mucizevi bir şekilde oraya nakledildiği konusunda fikir ayrılığına düşmüşlerdir. Her durumda da bizler için önemli husus Filipus’un Kutsal Ruh’a itaat ettiğidir; böylece Allah onun Kendisine büyük işler yapması için kullanabilmiştir.



Elç 8:40’ı okuyun. Ona neden “müjdeci” dendiğini anlamamız açısından bizlere Filipus hakkında ne söylüyor?



Elç 21:7–10’u okuyun. Bu birkaç ayetten, Filipus hakkında ne öğrenebiliriz?




Öykünün bu safhasında, Filipus’un dört evlenmemiş kızıyla bir aile adamı olduğu- nu öğreniyoruz. Filipus’un eski görevinden müjdeciliğe çağrılması, onun uzun seyahat- ler yapmasını gerektirmişti. Aşdot ile Sezariye arasında sahil şeridindeki (80 kilometre) “tüm kentleri” takiben Yeruşalim’den Samiriye’ye sonra da Gazze’ye olan seyahatini biliyoruz. Muhtemelen kaydedilmemiş seyahatleri de vardı. Her öncü müjdeci gibi taciz edilmiş, rahatsız edilmiş ve birtakım “inişlere ve çıkışlara” maruz kalmış olabilirdi. Yine de ailesini yöneterek, dört kızının Kutsal Ruh tarafından peygamberlik armağanını almaya uygun hale gelmesine çalışmıştı. Bu, öncü müjdecilik hizmetini yürüten bir ailede, iyi ebeveynliğin ve gerçek dindarlığın önemini kanıtlamaktadır.


Ayet, elçi Pavlus’un Filipus ile “birkaç gün” (10. ayet) kaldığını açıklamaktadır. Yirmi beş yıl önce, daha sonra Pavlus ismini alan Saul, Hıristiyanlara karşı saldırgan ve ateşli bir zalimdi (Elç 9:1, 2). Onun Yeruşalim’deki imanlılara zulmü, Filipus’u Samiriye’ye kaçmaya zorlamıştı (Elç 8:1–5). Şimdi yıllar sonra zalim ve mazlum, Pavlus’a ev sahipliği yapan Filipus’un evinde buluştular. Yahudi olmayan dünyaya müjdeyi getirme amacıyla Mesih’te bir araya gelen kardeşler ve işçiler hakkında ne ilginç bir buluşma!






Eylül 4

Ek Çalışma: Ellen G. White, “The Gospel in Samaria,” The Acts of the Apostles,


  1. 103–111.


“Zulümle dağıtıldıklarında, müjdeci gayretiyle dolu olarak yola çıktılar. Görevlerinin sorumluluğunun farkına vardılar. Ellerinde açlıktan ölmekte olan bir dünya için yaşam ekmeğini tuttuklarını biliyorlardı; ve Mesih’in sevgisi onları bu ekmeği ihtiyacı olan herkes için bölmeye zorluyordu.”—Ellen G. White, The Acts of the Apostles, S. 106.


“Öğrencileri Yeruşalim’den sürüldüklerinde, bazıları Samiriye’de güvenli bir sığı- nak buldular. Samiriyeliler bu müjde habercilerini iyi karşıladılar ve Yahudi mühte- diler bir zamanlar en sert düşmanları olan bu kişiler arasında değerli bir hasat top- ladılar.”—Sayfa 106, 107.



Tartışma Soruları:





Güneşin Batışı: 19:38 (İstanbul)





*Eylül 5–11

Pavlus: Özgeçmiş ve Çağrı



Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Elç 9:1, Flp 3:6, 1Ko 15:10, Elç 9:1–22, 26:18,


Gal 2:1–17.



“Geçmişte kalması gereken” ne gibi kinler, düşmanlıklar ve önyargılar ru- hunu zehirlemektedir? Bunları terk etmenin zamanı gelmedi mi?


Hatırlama Metni: “Rab ona, ‘Git!’ dedi. ‘Bu adam, benim adımı öteki uluslara, krallara ve İsrailoğulları’na duyurmak üzere seçilmiş bir aracım- dır. Benim adım uğruna ne kadar sıkıntı çekmesi gerekeceğini ona göstere- ceğim” (Elç 9:15, 16).

eni Ahit’teki en merkezi şahsiyetlerinden biri, aslında Tarsuslu Saul olan Pav- lus’tu. İsrail halkı için Musa ne ise, ilk inanlı topluluğu için de Pavlus o idi. Fark şudur ki, Musa İsrail’in Allah’ın istemini yapabilmesi için Allah’ın halkını diğer


ulusların arasından çıkartırken, Pavlus diğer ulusların aynı şeyi, yanı Allah’ın istemini yapabilmesi için İsrail’den diğer uluslara Allah’ın Söz’ünü getirmişti.


Pavlus hakkında, birinci yüzyılda yaşamış diğer Mesih inanlılarından çok daha fazla şey bilinmektedir. Geçen iki bin yıl boyunca, Hıristiyanlığın dışarıya yönelik hizmetlerini etkilemesinde önemli ölçüde emeği geçtiğinden dolayı o özellikle hatır- lanmaktadır. Onun Akdeniz havzasındaki uluslara yaptığı müjdeci seyahatler ve akti- viteler, gelecek nesillere müjdecilik hizmeti açısından güçlü bir örnek teşkil etmiştir. Pavlus, sivil, geleneksel ve ahlaki yasaların Yahudi yaşamından zorlukla ayırt edildiği Yahudi adetleriyle, Allah’ın uluslara ebedi mesajı arasındaki dini mutlakları


ayağa kaldıran kişi olarak tanınmaktadır.


Bu hafta, birçok kişi tarafından İsa’dan başka Yeni Ahit’teki en önemli şahsiyet olduğu düşünülen birini inceleyeceğiz.



*12 Eylül Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Tarsuslu Saul


Eylül 6



Saul, Suriye ile Batı Asya arasındaki ticaret yolu üzerinde önemli bir kent olan Tar- sus’da doğmuştu (Elç 22:3). Tarsus, multikültürel bir endüstri ve eğitim merkezi olup, kısa süreliğine Roma’nın meşhur hatibi ve senatörü olan Çiçero’nun yuvasıydı.


Saul’un ailesi, Benyamin soyundan diaspora (İsrail ülkesi dışında yaşayan Yahudiler) Yahudilerindendi. Doğum adı Saul’du (İbranicesi şa’ul, [Allah için] “istenmiş”)—diğer uluslardan olanlara müjdecilik hizmetine başladıktan sonra (Elç 13:9) Pavlus (Latincesi Paulus, meşhur bir Romalı aile) ismini almıştır. Ayrıca Pavlus bir Ferisi olduğundan, muhtemelen bir karısı vardı ancak onun hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Aslında onun ailesi hakkında da hiçbir şey bilmesek de kız kardeşi ve yeğeni anılmıştı (Elç 23:16). Pavlus aynı zamanda bir Roma vatandaşıydı (Elç 22:25–28).


Saul muhtemelen 12 yaşına kadar Tarsus’daki bir havra okulunda eğitim görmüş, ardından ünlü Rabban (öğretmenlere verilen bu saygı ünvanı “rabbimiz” demektir) Gamaliel’den Yeruşalim’de hahamlık dersi almıştı (Elç 22:3). Birçok Yahudi erkeği gibi ticaret öğrendi—çadırcılık mesleğini (Elç 18:3).


Daha önce ifade edildiği gibi, Pavlus bir Ferisi idi (Flp 3:5). Ferisiler (anlamı “ayrılmış olanlar”), Allah’ın tüm yasalarının, hem Musa’nın kitabında yazılı olanların hem de din bilginlerinin nesillerdir sözlü olarak ilettikleri yasaların tüm Yahudiler için bağlayıcı oldu- ğunu diretmekle tanınırlardı. Onların katı yurtseverlikleri ve Yahudi yasalarına detaylı itaatleri, diğer Yahudiler açısından ikiyüzlü ve yargılayıcı olarak görülürdü. Ancak Pavlus, hem kendisinin hem de babasının Ferisi olduğu gerçeğini gizlememişti (Elç 23:6).


Pavlus’un ferisi özgeçmişi, hem Yahudiler hem de diğer uluslardan olanlara yönelik başarılı bir müjdecilik hizmeti açısından önemli bir öğeydi. Bu onu, ilk Hristiyanların tek bildiği Kutsal Yazı olan Eski Ahit hakkında detaylı bir bilgiyle donatmıştı. Bu ona aynı zamanda Eski Ahit yasalarının yazılı ilavelerini ve açılımını da öğretmişti. Böylece o, bir yandan ebedi, Kutsal Yazı temelli ilahi mutlakları, sonra da bağlayıcı olmayan ve İsa’nın diğer uluslardan takipçileri tarafından önemsenmeyecek bir Yahudi kültürünün ilaveleri arasındaki farkı en iyi şekilde tanımlayan elçiydi. Gördüğümüz gibi bu mesele, ilk inanlı topluluğunda çok önemli bir husus olacaktı. Bugün de inanlı topluluğunda kültürün rolü, birtakım meselelere yol açmaktadır.








Pavlus


Eylül 7



Kişilik özellikleri, çevremizdeki yerel, kültürel veya eğitimsel şartlara karşı bireyin verdiği tipik yanıtlardır. Karakter, bireyi birey yapan tavırların, vasıfların ve kabiliyet- lerin bir bütünüdür.



Elç 9:1, Filipililer 3:6, 8; 1.Korintliler 15:9, 10; 1.Timoteos 1:16; Galatya- lılar 1:14; ve 2.Korintliler 11:23–33’ü okuyun. Bu ayetler, bize Pavlus’un karakteri ve kişiliği hakkında ne söylüyor?



Pavlus, kuşkusuz çok inançlı ve azimli bir adamdı. Yeniden doğuş tecrübesinden önce bu azmini ilk inanlı topluluğuna zulmetmek amacıyla kullanmıştı. İstefan’ın taşlanmasını desteklemiş (Elç 7:58), Hıristiyan adamları ve kadınları hapsetmek için insiyatif kullanmış (Elç 8:3), öğrencileri öldürmekle tehdit etmiş (Elç 9:1) ve yabancı bir ülkede Hıristiyanlara yönelik bir baskını organize etmişti (Elç 9:2, Gal 1:13).


Aynı zamanda bunca inanılmaz güçlüğe ve meydan okumaya karşın, yaşamını müjdenin vaaz edilmesine adayan Pavlus’un azmi ve şevkini iyilik için nasıl kullan- dığını da görebiliriz. Sadece inandığı şeye tamamen kendini adamış biri onun yaptı- ğını yapabilir. Ve o her şeyi Mesih için kaybetse de, o bunları Grekçeden gelen bir sözcük olup, çöp gibi faydasız şeyler için kullanılan “süprüntü” saymıştı. Pavlus yaşamda neyin önemli neyin önemsiz olduğunu anlamıştı.


Ayrıca Pavlus alçakgönüllü bir adamdı. Hiç kuşkusuz, kısmen daha önceleri Hı- ristiyanlara yaptığı zulümlerden ötürü, yüce çağrı karşısında kendisini değersiz gör- mekteydi. Ve kurtuluşumuzun tek umudu Mesih’in doğruluğunu vaaz eden biri olarak, kutsal Allah karşısında kendisinin ne kadar günahkâr olduğunu biliyordu ve böyle bir bilgi onu yeterince alçakgönüllü, teslimiyetçi ve şükreden biri yapmaktaydı.


“Tanrı’nın Ruhu bize Tanrı’nın Yasasına uymadığımızı gösterir. O, kalplerimizi araştırdıkça biz üzülmeye başlarız. Mesih’in lekesiz karakterine bakarız ve kendi kötü yollarımızdan nefret ederiz.”—Ellen G. White, Hakikat Yolu ve Hayatımız, S. 25.








Saul’dan Pavlus’a


Eylül 8



Pavlus’un değişiminin anlatıldığı öykü olan Elç 9:1–22’yi okuyun. Bu tec- rübe, onun müjdeci çağrısıyla nasıl bağlantılıdır? Ayrıca bkz. Elç 26:16–18.





Daha başlangıçtan itibaren Rab, hem Yahudiler’e hem de diğer uluslardan insan- lara erişmek için Pavlus’u kullanmaya niyetliydi. Pavlus’un müjdeci ve ilahiyatçı olarak hazırlanışında başka hiçbir olay bu değişimle karşılaştırılamaz; aslında o tanıklığında sık sık bu tecrübeden bahsetmiştir.


“Haydi, ayağa kalk. Seni hizmetimde görevlendirmek için sana göründüm. Hem gördüklerine, hem de kendimle ilgili sana göstereceklerime tanıklık edeceksin” (Elç 26:16). Pavlus, bilmediği bir şey hakkında vaaz veremez ve öğretemezdi. Hayır, aksi- ne Rab bilgisiyle edindiği, her zaman Allah’ın Söz’üyle uyumlu olan kendi tecrübele- rini vaaz edip öğretebilirdi. (Bkz. Rom 1:1, 2.)



Elç 26:18’i okuyun. Pavlus’un işinin sonuçları ne olabilirdi?





Buradan gerçek müjdecilik işine dair beş sonuç çıkarabiliriz:


  1.   İnsanların gözlerini aç. Allah’ı ve İsa’yı gerçek, mevcut, aktif ve cazip kıl.

  1.    Karanlıktan ışığa çık, cahillikten bilgiye—bu müjdenin ana konusudur. (Bkz. Luka 1:78, 79.)

  1.   Şeytan’ın gücünden Allah’a dön.

  1.    Günahlardan bağışlanmayı al. Günah sorununun çözümü vardır. Bu imanlıla- rın canlı, şifa veren ve öz mesajıdır.

  1.    Kutsallar arasında yer edin; bu Allah’ın inanlı topluluğunda üyelik demektir, ırka, cinsiyete veya milliyete bakmaksızın.







Hizmet Alanındaki Pavlus


Eylül 9



“Yeruşalim’den başlayıp İllirikum bölgesine kadar dolaşarak Mesih’in Müj- desi’ni her yerde duyurdum” (Rom 15:19). Bu ayette, hizmete dair ne gibi önemli bir unsur bulmaktayız? Ayrıca bkz. 1Ko 1:23, 2:2, Gal 6:14, Flp 1:15–18.




Pavlus’un tüm müjdeci gayretlerinde bir şey kesindir: nereye gitmiş olursa olsun, Mesih’in ve çarmıhının vaazı, onun mesajının odak noktasıydı. Böyle yapmakla, Mesih’in ona yapmış olduğu ilk çağrıya, İsa hakkında vaaz etmesi gerektiğine sadık kalmaktaydı. Bugünün müjdecileri için mesaj çok açıktır: başka neyi vaaz ediyor ve öğretiyor olursak olalım (ki Yedinci–Gün Adventistleri olarak bizlere dünyayla pay- laşmamız gereken çok şey verilmiştir), dışarıya yönelik tüm hizmetlerimizde ve müjdeleme işinde Mesih’i ve O’nun çarmıhını hep en önde ve merkez noktasında tutmak zorundayız.


Ancak Pavlus, İsa’yı bir tür objektif gerçekmiş gibi vaaz edip sonra da mutlu bir şekilde kendi yoluna gitmemiştir. Onun işinin odak noktası, inanlı topluluklarını kalkındırmak, dünyanın gidebildiği yerlerinde bölge bölge Mesih inanlısı topluluklar kurmaya başlamaktı. Gerçek anlamda onun yaptığı iş, “kilise ekimiydi.”


Pavlus’un müjdecilik işinde başka bir unsur daha vardı.



Koloseliler 1:28’i okuyun. Pavlus burada ne demek istiyor? Yani müjde- ciliği mi yoksa öğrenciliği mi kastediyor?



Pavlus’un birçok mektubu okunduğunda, bunların çoğunlukla müjdeci olmadığı görülebilir, en azından bizim kullandığımız anlamda yani imanlı olmayanlara eriş- mek konusunda. Aksine mektupların çoğu, zaten kurulmuş olan inanlı toplulukları- na yazılmıştı. Diğer bir deyişle, Pavlus’un müjdeci gayretleri, ruhani bir himayeyi, inanlı topluluklarını terbiye etmeyi ve geliştirmeyi içermektedir.


Böylece Pavlus’un müjdecilik aktivitesinde en az üç ana unsuru görebiliriz: İsa’yı duyurmak, inanlı topluluğu kurmak ve bunları besleyip büyütmek.






Eylül 10


Müjdecilik ve Çok Kültürlülük


“Çok kültürlülük,” 1960 basımlı Oxford İngilizce Sözlüğü’nde ilk kez karşımıza çıkan modern bir terimdir. Eskiden birçok insan için sadece iki insanlık kategorisi mevcuttu—bizler ve onlar, bizim kabilemiz ve bizim olmayan kabile. Grekler için Grek olmayanlar “barbardı.” Yahudiler için tüm Yahudi olmayanlar “putperest” idi.


Daha önce de gördüğümüz gibi, Yahudi olmayan imanlıların hizmetteki başarısı, bebek kiliseyi ve onun liderlerini Yahudi/Yahudi olmayanların ayrılığı meselesiyle uğraşmaya teşvik etmişti. Asıl sorun, ilk önce Yahudi olmaksızın, diğer uluslardan birinin Mesih inanlısı olup olamayacağıydı.



Galatyalılar 2:1–17’yi okuyun. Burada ne oluyor ve bu öykü dışarıya olan hizmette ve müjdecilikte “çok kültürlülük” sorununu nasıl sergiliyor?





“Petrus daha sonraki bir tarihte Antakya’yı ziyaret ettiğinde, Uluslardan olan mühtedilere sağduyulu davranışıyla pek çoğunun güvenini kazandı. Bir süre, gökten verilen ışığa uygun olarak davrandı. Şimdiye dek doğal önyargısını yenerek, Uluslar- dan olan mühtedilerle birlikte sofraya oturmuştu. Fakat törensel yasaya gayretle bağlı olan bazı Yahudiler Yeruşalim’den geldiklerinde, Petrus putperestlikten ihtida eden- lere karşı tavrını tedbirsizce değiştirdi... Önderler olarak saygı ve sevgi duyulan kişile- rin zayıflığının bu şekilde ortaya çıkması, Uluslardan olan imanlıların zihinleri üze- rinde çok acı verici bir izlenim bıraktı. Kilise bölünme tehdidi altına girdi.”—Ellen


  1. White, The Acts of the Apostles, S. 198.

Pavlus, Petrus’la bu sorunu çözmüş ve bugün çok kültürlü kiliselerin yaşadığı bu sorunda sağlam bir duruş sergilemişti. Onun diğer uluslardan imana getirdiği kişile- rin, Mesih inanlısı olabilmek için Yahudi olması gerekmeyecekti. Samimi bir Ferisi, Rabban Gamaliel’in öğrencisi, Roma vatandaşı, zalim bir fanatik ve nihayetinde deği- şim geçirerek İsa Mesih’in elçisi olarak Pavlus’un karmaşık özgeçmişi, bir yandan onu ebedi değişmez ilahi mutlaklar yönünden diğer yandan geçici kültürel ve dini araçlar yönünden fazlasıyla ayrım yapmaya yetkilendirmişti.






Eylül 11


Ek Çalışma: “Güçsüzleri kazanmak için onlarla güçsüz oldum. Ne yapıp yapıp bazılarını kurtarmak için herkesle her şey oldum. Bunların hepsini Müjde’de payım olsun diye, Müjde uğruna yapıyorum” (1Ko 9:22, 23).

1.Korintliler 9:19–23’ü okuyun. Modern misyoloji (müjdecilik bilimi), buradaki “bağlamlama” ifadesini Pavlus’un müjdecilik metoduna uyarlamaktadır. Bağlamla- ma, şöyle tarif edilmektedir, “İnsanlara içinde yaşadıkları yerel bağlamda mantıklı gelecek tarzda inanlı topluluğu tesis etmek, insanların en derin ihtiyaçlarını karşıla- yacak ve dünya görüşlerine nüfuz edecek tarzda Hıristiyanlığı sunmak ve böylece onların kendi kültürleri içinde kalarak Mesih’i takip etmelerine olanak verecek şe- kilde Müjde’yi söz ve davranış olarak nakletme teşebbüsü.”—Darrell L. Whiteman, “Contextualization: The Theory, the Gap, the Challenge,” International Bulletin of Missionary Research, Cilt 21 (Ocak, 1997), S. 2.


“Tapınak her zaman gözlerinin önünde olarak yaşayan Yahudi Hristiyanlar, doğal olarak zihinlerinin Yahudilerin ulusal ayrıcalıklarına meyletmesine izin veriyorlardı. Hristiyan kilisesinin Yahudiliğin törenlerinden ve geleneklerinden uzaklaştığını gör- düklerinde ve Yahudi adetlerinin içerdiği hususi kutsallığın yeni imanın ışığında çok geçmeden ortadan kaybolacağını anladıklarında, pek çok kişi bu değişime büyük ölçüde neden olan Pavlus’a içerledi. Öğrencilerin dahi tümü kurulun kararını gönül- lü olarak kabul etmeye hazır değildi. Bazıları törensel yasaya gayretle bağlıydılar ve bu nedenle Pavlus’tan hoşlanmıyorlardı, zira onun Yahudi yasasının zorunlulukları- na ilişkin ilkelerinin gevşek olduğunu düşünüyorlardı.”—Ellen G. White, The Acts of the Apostles, S. 197.



Tartışma Soruları:





Güneşin Batışı: 19:27 (İstanbul)





*Eylül 12–18

Pavlus: Görev


ve Mesaj





Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: 1Ko 1:22–24, 1Ti 6:12, 2Ti 4:7, 1Ko 15:12–22,


Elç 15:38–41.



Eğer birisi sana şöyle sorsaydı, “İsa ile olan tecrüben nedir? Bana O’nun hakkında ne söyleyebilirsin?” ona ne söylerdin?


Hatırlama Metni: “Kardeşler, kendimi bunu kazanmış saymıyorum. Ancak şunu yapıyorum: Geride kalan her şeyi unutup ileride olanlara uza- narak, Tanrı’nın Mesih İsa aracılığıyla yaptığı göksel çağrıda öngörülen ödülü kazanmak için hedefe doğru koşuyorum” (Flp 3:13, 14).


ski Ahit’in peygamberlik mesajlarını, Yahudi tarihini, İsa’nın yaşamı ve öğreti- lerini resmeden Pavlus, hepsi de Mesih’in yaşamı, ölümü ve dirilişi üzerine  odaklı bir kurtuluş tarihi kavramı geliştirmişti. Pavlus, hem Yahudilik hem de Grekoromen toplumdaki kültürel özgeçmişinden dolayı, Yahudi yaşamında İbranile- re özgü sivil, geleneksel ve ahlaki uygulamaların karmaşıklığından müjdeyi yeterli derecede çekip çıkarma ve bunu çok kültürlü bir dünyaya daha erişilebilir yapma


sezisine sahipti.


Pavlus’un imanlılara 13 mektubu, onların yaşamlarına inanç katmıştı. O, doktri- nel olduğu kadar pratik konulara da değinmişti. Kişisel bir Mesih inancı, ilişkiler ve inanlı topluluğunun yaşamı gibi konularda nasihatler vermiş, teşvik etmiş ve uyarılar yapmıştı. Buna karşın mektuplarındaki ana konu, “İsa Mesih ve O’nun çarmıha gerilişi” (1Ko 2:2) idi.


Pavlus sadece mektup adamı değildi. O aynı zamanda, müjdeyi Suriye’den İtal- ya’ya, belki de İspanya’ya kadar götüren mükemmel bir apostolik müjdeci olarak da bilinmektedir. Bir yüzyıl içinde Pavlus, Roma İmparatorluğu’nun dört eyaletinde inanlı topluluklarının kurulmasına katkı sağlamıştı.


Bu hafta Pavlus’a bakacağız—hem hizmetine hem de mesajına.



*19 Eylül Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Grekler ve Yahudiler


Eylül 13



  1. Korintliler 1:22–24’ü okuyun. Bu ayetler, insanların farklı tarzlarda gerçekle olan ilişkisini anlamamıza nasıl yardım etmektedir? Buradan, çeşitli gruplara tanıklık etmek açısından neler öğrenebiliriz?




Mısırdaki kölelikten Çıkış’ta, Allah İsrail’i himaye ettiğine yönelik önemli işaretler bırakmıştı. Daha sonraki Yahudi nesli, Allah tarafından yollanan her yeni elçinin kendisini belirtiler ve mucizelerle belli etmesi beklentisi içine girmişti.


Buna karşın felsefi ve ilmi miraslarının çizgisinde olan Grekler, inanç konusunda insani bilgeliğin gereklerini tatmin eden, rasyonel bir temel aramışlardı.


Pavlus, hedef kitlesinin kültürel ve ruhsal mirasını reddetmemiş, bilakis bunu çarmıhtaki Mesih’i ilan etmek için bir giriş noktası olarak kullanmıştı. Belirti arzu edenler, bunları İsa’nın yaşamında, hizmetinde ilk inanlı topluluğunda bulmuşlardı. Mantıki zerafet ve rasyonellik isteyenler bunu Pavlus’un müjde mesajı için yaptığı iddialarda bulmuşlardı. Her iki tipten insanın nihayetinde tek bir gereksinimi vardı, o da dirilmiş olan Mesih’i tanımak ve “dirilişinin gücünü” (Flp 3:10) bilmek. Pav- lus’un onları bu bilgiye nasıl ulaştırdığı, tanıklık ettiği insanlara bağlıydı.


Pavlus Yahudi dinleyicilere vaaz ettiğinde, vaazlarını İsrail tarihi temelinde ver- mekte, Mesih’i Davut ile ilişkilendirmekte, Eski Ahit peygamberliklerinin Mesih’e işaret ettiğini vurgulamakta ve O’nun çarmıha gerilmesini ve dirilişini önceden bil- dirdiğini söylemekteydi (Elç 13:16–41). Yani, onlara aşina gelen, saygı gösterip inandıkları bir şeyle başlamış ve bu başlangıç noktasından yola çıkarak onları Me- sih’e getirmeye çalışmıştı.


Diğer uluslardan insanlar için Pavlus’un mesajı Yaratıcı, Destekleyici ve Yargıç bir Tanrı’yı; günahın dünyaya girişini; İsa Mesih sayesinde kurtuluşu içermekteydi (Elç 14:15–17, 17:22–31). Pavlus bu insanlarla, Yahudilerden (veya Yahudi inancına inanmış diğer uluslardan olanlarla) farklı olarak, değişik başlangıç noktasından hare- ket ederek çalışmak zorundaydı. Burada da onun amacı onları İsa’ya yöneltmekti.








Askerler ve Atletler


Eylül 14



Hünerli bir iletişimci olan Pavlus, müjdecilik işinde bilinmeyeni açıklamak için bilineni kullanmıştı. Mesih’te yeni yaşama dair pratik gerçeği tanımlamak için Grekoromen dünyası- nın gündelik özelliklerini ele almıştı. Yeni imana gelenlere, öğretilerinde mecazi olarak özel- likle iki alanda hitap etmişti—müsabakalardaki atletler ve hep mevcut olan Roma askerleri.


Tıpkı bizde olduğu gibi, atletik becerilere duyulan düşkünlük Pavlus’un dünyasına da egemendi. Kadim Grekler yarışmalara duydukları sevgiyi, olimpik tarzdaki yarışmaların dört ayrı seriden az olmaması kaydıyla, Yunanistan’ın çeşitli yerlerinde yüzyıllar boyunca sürdürmüşlerdir. Romalılar bunu miras almışlar ve daha sonra atletik yarışmalar dü- zenlemişlerdir. Koşu yarışları en popüler oyunlardı ve tamamen askeri kıyafetle yarışan adamları içermekteydi. Güreş de çok popülerdi. Atletler sürekli antrenman yaparlardı ve kazananlar zengin bir şekilde ödüllendirilirlerdi. Hedef dayanıklılık ve performans oldu- ğundan ırkçılık, milliyetçilik ve sosyal sınıf pek önem taşımıyordu.


Şu ayetlerde, Pavlus’un okuyucuları imanlı bir yaşam için hangi anahtar dersleri bulabilirler? 1Ko 9:24–27, Gal 5:7, 1Ti 6:12, 2Ti 2:5.




Marius’dan itibaren, Roma imparatorları geçici askerleri tam zamanlı çalışan kariyer savaşçılarıyla takas etti, onları Roma İmparatorluğu boyunca garnizonlarda görevlendir- di, donanımlarını ve silahlarını geliştirdi ve standardize etti. Pavlus’un zamanında asker- ler, ister Roma vatandaşı olsun ister olmasın, çeşitli etnik ve ulusal gruplardan devşiril- mişlerdi. Askerler görev süreleri sona erdiğinde ödül olması bakımından, çatışma za- manlarında onları şahsen savaşa davet eden iktidardaki imparatora tam bir bağlılık yemini ederlerdi.



Pavlus şu ayetlerde, askerlik ile imanlı bir yaşam arasında hangi kıyaslama- ları yapmaktadır? 2Ko 10:4, 5; Ef 6:10–18; 1Ti 6:12; 2Ti 2:3, 4.


Pavlus, muhtemelen son mektubunda hem askerliği hem de atletizmi kendi bakış açısıyla, müjdecilikle dolu imanlı yaşamına uyarlamıştı: “Yüce mücadeleyi sürdürdüm, yarışı bitirdim, imanı korudum” (2Ti 4:7).


Pavlus ve Yasa


Eylül 15


“Öyleyse biz iman aracılığıyla Kutsal Yasa’yı geçersiz mi kılıyoruz? Hayır, tam tersine, Yasa’yı doğruluyoruz” (Rom 3:31). Pavlus burada hangi yasadan bahsediyor?


Pavlus’un mektuplarındaki yasa sözcüğü, yaklaşık yüz otuz kez ve Elçilerin İşleri’nde yaklaşık yirmi kez karşımıza çıkmaktadır. Pavlus, kültürel özgeçmişlerine bakmaksızın, dinleyicilerinin ve okuyucularının “yasanın” birçok anlamlar taşıdığını anlaması için gayret etmişti, özellikle de Yahudiler için. On Emir gibi yasalar, tüm insanlar için her zaman geçerli olmuştur. Fakat Pavlus Eski Ahit’te ve Yahudi kültüründeki diğer türden yasaların Hıristiyanlar açısından yürürlükte olduğunu düşünmemişti.


Elçi, yazılarında geçen yasa sözcüğünü, geniş çapta dini törenleri, sivil yasayı ve arınma yasalarını ima ederek kullanmıştı. O, “yasanın yönetimi altında” (Rom 3:19) olmak ve “yasadan özgür kılınmak” (Rom 7:6) hakkında yazmıştı. Hem “günah yasası- nı” (Rom 7:25) hem de “kutsal olan yasayı” (Rom 7:12) tarif etmişti. “Musa’nın yasası- nı” (1Ko 9:9) ve aynı zamanda “Allah’ın yasasını” (Rom 7:25) anmıştı. Bu ifadeler, Yahudi olmayanlar için kafa karıştırıcı gibi görünse de, İbrani kültürü içinde büyüyenler için bu bağlam onun hangi yasayı kastettiği konusunda çok açıktır.



Romalılar 13:8–10; Romalılar 2:21–24; 1.Korintliler 7:19; Efesliler 4:25, 28; 5:3; 6:2’yi okuyun. Bu ayetler, Allah’ın ahlaki yasasının, On Emir’in çarmıhta hükümsüz olmadığını anlamamıza nasıl yardımcı olmaktadır


Pavlus, kişinin kâhinlik aracılığıyla Allah’a nasıl yaklaşacağını gösteren törensel yasa- ların, İbrani tapınağın ve kurbanların çarmıhtan itibaren geçerliliğini yitireceğini fark etmişti. Onlar bir süre için amaca hizmet etmişti fakat artık onlara ihtiyaç kalmamıştı. (Bu husus, tapınağın yıkılışından sonra daha da açıklığa kavuşacaktı.)


Ancak On Emir ile vurgulanan ahlaki yasadaki durum farklıdır. Pavlus mektubunda On Emir’den bazı alıntılar yapıp bazılarını ima etmekle, ister Yahudi isterse diğer ulus- lardan olsun, tüm insanlar için ahlaki taleplerin ne kadar evrensel olduğunu göstermek- tedir. Pavlus günah içeren uygulamalara karşı yazılarıyla, günahın ne olduğunu tanımla- yan mutlak yasaya önemi hiçbir şekilde eksiltmedi. Bu husus, birine hız limitini ihlal etmemesi söylenirken, aynı zamanda ona hız limitini gösteren levhaların artık geçerli olmadığını söylemek kadar anlamsız olurdu.



Çarmıh ve Diriliş


Eylül 16



“Aranızdayken, İsa Mesih’ten ve O’nun çarmıha gerilişinden başka hiçbir şey bilmemeye kararlıydım” (1Ko 2:2).


Hiç kuşkusuz Mesih’in Çarmıh’ı, Pavlus’un yaşadığı ve öğrettiği her şeyin odak noktasıydı. Fakat Pavlus tek başına Çarmıh’ı öğretmedi; aksine bunu diğer öğretiler bağlamında öğretti; ve bunlardan biri belki de Çarmıh’la en girift şekilde bağlantılı olan, Çarmıh olmaksızın hiçbir işe yaramayan diriliştir.



  1. Korintliler 15:12–22’yi okuyun. Bu ayetler, müjde için İsa’nın ölümü ve dirilişinin ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından ne söylemekte- dirler? Bir uyku olarak ölümün doğru şekilde anlaşılması, bu ayetler açı- sından nasıl bir önem arz etmektedir? Yani, Mesih’te ölenler zaten cennet- teyse, Pavlus burada neyden bahsediyor?


Maalesef diğer dinlerde olduğu gibi Hıristiyan geleneğinin büyük çoğunluğu, güç- lü bir şekilde insan ruhunun ölümsüzlüğüne inanmaktadır. Oysa Pavlus bu inanışa karşı sürekli olarak şunu vurgulamıştı:


  1.   Sadece Allah ölümsüzdür (1Ti 6:16);

  1.   Ölümsüzlük, Allah’ın kurtulanlara bir armağanıdır (1Se 4:16);

  1.   Ölüm, Mesih dönene kadar bir uykudur (1Se 4:13–15; 1Ko 15:6, 18, 20).


Hemen hemen tüm dinlerde ibadet, ruhun ölümsüzlüğü konusundaki yanlış kav- rayış bağlamında sayısız hatalı öğretiler içermektedir. Bu yanlışlar, reenkarnasyon, kutsallara dua etmek, ataların ruhlarına hürmet, ebediyen yanan cehennem ve kanal olma veya astral projeksiyon gibi birçok New Age uygulamaları içermektedir. Bu büyük yanılgılara karşı Kutsal Kitap’ın ölüm konusundaki öğretilerini doğru anlamak, tek gerçek korunmadır. Ayrıca bu gerçeği kabul etmemek yönünde en güçlü eğilimi göste- renlerin, diğer mezheplerden Hıristiyanlar olması ne kadar talihsiz.



Uyumlu Olmak


Eylül 17



Pavlus, güçlü bir kişiliği olan ve amacına sıkı sıkıya bağlı çok çalışkan bir hizmetkâr- dı. Böyle insanlar, birkaç dostu olan yalnız kişiler olabilirler fakat birçok hayranları var- dır. Ancak çoğunlukla seyahatlerinde Pavlus’a eşlik eden iki ya da üç yoldaşı olurdu. Bu yakın yoldaşlardan en az sekizi ismen anılmıştır (Elç 13:2; 15:22, 37; 16:1–3; 19:22; Kol 4:7, 10, 11; Flm 24). Bunlara, Pavlus’un ev halkına sunduğu selamlarına ek olarak Romalılar 16’da 24 kişiye selam etmesi de eklenmelidir.


Elçi ekip çalışmasına inanıyordu, özellikle de öncülük gerektiren görevlerde. Ancak aynı zamanda bu kişilerle bazen anlaşmazlıklar da yaşamıştı.



Elç 15:38–41’i okuyun. Burada ne oluyor ve Rab için çalışan bu büyük işçile- rin insaniyeti hakkında bizlere ne söylemektedir?




“İşte burada Markos, korkudan ve cesaretinin kırılmasından dolayı bunalarak, kendini Rabbin işine yürekten verme hedefinde bir süreliğine sendeledi. Zorluklara alışkın olmadı- ğından, yoldaki tehlikelerden ve mahrumiyetlerden ötürü cesareti kırıldı... Bu kaçış Pav- lus’un Markos’u bir süreliğine kötü, hatta sert bir şekilde yargılamasına neden oldu. Öte yandan Barnaba ise tecrübesizliğinden ötürü onu mazur görme eğilimindeydi. Markos’un hizmeti bırakmasından endişe ediyordu, zira onda kendisini Mesih için faydalı bir işçi olmaya uygun hale getirecek nitelikler görmüştü.”—Ellen G. White, The Acts of the Apost- les, S. 169, 170.


Elçilerin İşleri’nde anlatılanlar, Pavlus’un refakatçilerinden hizmetlerinde sıkıntılara ve tehlikelere direnmelerini beklediğini açıklamaktadır. Pavlus’a göre, birbirine yakın bir ekip minyatür bir inanlı topluluğu oluşturur. O, hizmet açısından iyi bir örnek teşkil etmenin, önemini vurgulamıştı. Takım üyeleri arasında göreve bağlı ve sevgi dolu bir ilişki, çoğunlukla ev halkını temel alan inanlı toplulukları için örnek olacaktır. Takım, aynı zamanda yeni müjdecilerin ve hizmetkârların eğitimi için ideal bir ortam sağlaya- caktır. Tabii ki zaman zaman bazı şeyler Yuhanna Markos’un durumunda olduğu gibi düzgün gitmeyebilir.



2.Timoteos 4:11’i okuyun. Bu ayet, gelişme ve af konusunda ne açıklıyor?



Eylül 18


Ek Çalışma: Elçi Pavlus, kaos teorisindeki kelebek etkisiyle kıyaslanmıştır: Kaliforniya’da kanat çırpan bir kelebek Asya’da kasırgaya neden olur.” Bir yazar ve vaazcı olarak yaptığı hizmeti, Yahudi bir mezhebi, Roma İmparatorluğu’nun kuytu köşelerinden bir dünya dinine dönüştürmüştür. Onun 13 mektubunda ortaya konu- lan bu fikirler, belki de kıyaslanabilir ölçüde kadim Grek edebiyatından bile daha fazla etki yapmıştır.



Tartışma Soruları:


¤ Pavlus, Grekoromen dünyasının entellektüel merkezi olan Atina’ya kaç- makla şehit olmaktan sakınmıştı. Kentler, mülteciler için sığınak sağlar, Hıristiyanlar da dahil. Elçi hiç zaman kaybetmedi; kentin dini anıtlarını gözlemledikten sonra Yahudiler’i ikna etmeye çalıştı ve Pazar yerinde vaaz verdi. Elç 17:16–31’i okuyun. Pavlus bu insanlara nasıl yaklaşıyor ve çeşitli insan gruplarına mesajımızı adapte etmemiz gerektiğini anlamamıza nasıl yardımcı oluyor? Aynı zamanda bu insanlara ulaşmak adına, gerçeği sulan- dırmadığına veya taviz vermediğine dikkat edin. Başkalarına ulaşma teşeb- büslerimizde ana inançlardan taviz vermediğimizden nasıl emin olabiliriz?


¤ Ölülerin durumu neden çok önemli bir öğretidir? Bu gerçeğin karşısın- daki birçok yanılgı ve aldanıştan bazıları, bizleri buna karşı nasıl korur? Ya senin kültürün? Bu gerçeğe set çeken inançlardan bazıları nelerdir?



¤ İman açısından belirtilerin rolüyle, mantık ve sağduyunun rolü üzerinde düşünün. Grubunuzda gönüllü olarak imana nasıl geldiğinden ve belirtiler veya mantık, vs. gibi faktörlerin bu yaşantıdaki rolünden bahsetmek iste- yenlerin konuşmasına izin verin. Ayrıca sadece imana gelmek değil, imanda kalmak açısından ne gibi rolleri olmuştu?



¤ Senin toplumundaki çoğunluğun durumu ne? Ne gibi bir özgeçmişe sa- hipler? Hangi inançlar yaygın? Onların inançlarını ve özgeçmişlerini anladı- ğından dolayı, dikkatli bir şekilde onlara en iyi yaklaşım tarzının ne olabi- leceğini düşün. Onları rencide etmeden, ilişki kurmanı sağlayacak giriş yollarından bazıları nelerdir?


Güneşin Batışı: 19:16 (İstanbul)





*Eylül 19–25



Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Elç 4:12, Mez 87:4–6, Yu 10:16, Rom 2:12–16,


Yu 14:6, Rom 1:18.


Kendi imanını düşün. Temeli nedir? Ona sahip olmanın iyi sebepleri nelerdir? Diğerlerinden farkı nedir ve bu farklılıkları kabul etmek neden önemlidir?


Hatırlama Metni: “Tanrı, duyurduğum Müjde ve  İsa Mesih’le ilgili bildiri uyarınca, sonsuz çağlardan beri saklı tutulan sırrı açıklayan vahiy uya- rınca sizi ruhça pekiştirecek güçtedir. O sır şimdi aydınlığa çıkarılmış ve önce- siz Tanrı’nın buyruğuna göre peygamberlerin yazıları aracılığıyla bütün ulus- ların iman ederek söz dinlemesi için bildirilmiştir. Bilge olan tek Tanrı’ya İsa Mesih aracılığıyla sonsuza dek yücelik olsun! Amin” (Romalılar 16:25–27).

ördüğümüz gibi Rab, başkalarına müjde mesajı götürecek insanları kullanır. Ancak çağlar boyunca milyonlarca kişi kurtuluş planından hiç bir haberi ol- madan öldü. Gerçek şu ki, yaşamış olanların çoğu kurtuluş öyküsünü hiç duymamıştı veya İsa Mesih’te açıklanan Allah’ın lütfunun müjdeli haberini hiç bil- miyorlardı. Bu durum, bizleri iki kalıcı soruya yöneltmektedir. Birincisi, Allah yargı gününde O’nu bilmeyen bu milyonlarca kişiye nasıl muamele edecektir? İkincisi ise


İsa’da olan kurtuluş planı dışında, birinin bildiği bir kurtuluş var mıdır?


Bazıları kurtuluşun sadece küçük bir Hıristiyan cemaatinde olduğunu iddia ede- bilir; buna karşın diğerleri de Allah’a ve sonsuz yaşama götüren tüm dinlerin eşit ölçüde geçerli olduğunu savunabilir.


Sonunda asıl husus, İsa’nın bizlere Allah’ın karakterini açıkladığını hatırlamaktır ve bu da bizlere O’nun tüm insanlık için duyduğu sevgi ve olabildiğince çok insanı kurtarma arzusu hakkında çok şey söylemektedir. Allah adalet Tanrısı’dır ve bunu nasıl hallederse etsin, göklerde şöyle bir haykırış duyulacaktır: “Ey ulusların kralı, Senin yolların doğru ve adildir” (Vah 15:3).


*26 Eylül Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



Eylül 20


Göğün Altında Başka İsim Yok


Bazı Hıristiyanlar, sadece müjdeyi duyup da olumlu yanıt verenlerin kurtulabileceği inancını taşımaktadırlar. Bazen “dışlayıcılar” olarak adlandırılan bu insanlar, Allah’a kasti bir isyanı ifade eden, Hıristiyanlık haricindeki tüm dinleri, düşmüş insanların çatısı olarak değerlendirmektedirler. Onlara göre Hıristiyan olmayanlar, bu nedenle İsa Me- sih’in kurtarıcı lütfunun dışındadır.


Bazı Hıristiyanlar ise bir adım daha ileri giderek, onların kendi cemaatleri ve doktri- nel yapısı haricindekiler için kurtuluşun olmadığını iddia etmektedirler, hem de diğer Hıristiyanlar için bile. Onlar için farklı inançlara sahip diğer cemaatler, kendilerini Al- lah’ın himayesi haricinde tutmuşlardır ve böylece göklerin egemenliğine girme şansları yoktur. Örneğin Papa VIII. Boniface, 1302’deki papalık fetvası Unam Sanctam’da şöyle deklare etmişti, “Her insani yaratığın kurtuluş için Roma Papa’sına tabi olması zorunlu- dur.” Aynı şekilde bazı Protestanlar da kendi cemaatlerine ilişkin buna benzer şeyler düşünmüşlerdi.



Elç 4:12’yi okuyun. Ne söyleniyor ve buradaki sözleri nasıl anlamalıyız?




Buradaki Kutsal Yazı’nın sözleri çok açıktır: kurtuluş sadece İsa Mesih’tedir, göklerin altındaki başka hiçbir isimde değil. Ancak bu sözleri, belirgin olarak söylediği anlamın haricinde okumamak çok önemlidir.


Alevler içindeki binada kalan bir adam düşünün; daha binadan kaçamadan duman- dan dolayı kötüleşiyor ve bayılıyor. İtfaiyeci onu koridorda yatarken buluyor, hemen kucaklayıp dışarıya çıkarıyor ve orada doktorlar ilk müdahalede bulunuyor. Hemen hastaneye yetiştiriliyor ve birkaç saat sonra bilinci tekrar yerine geliyor.


Anlatılmak istenen, kurtarılan kişinin kendisini kimin kurtardığından hiç haberi yok- tur. Aynı şekilde kurtarılan herhangi bir kişi—ister İsa beden alıp gelmiş olsun isterse sonra—sadece İsa aracılığıyla kurtulacaktır, ister o kişi O’nun ismini ya da kurtuluş planını duymuş olsun veya olmasın.


“Ulusların arasında bile yaşam sözünü henüz duymadan önce, kendi yaşamlarını riske atarak Müjde’yi yayanlara yardım edenler vardı. Onların arasında bilmeden Tan- rı’ya ibadet edenler vardı. Kendilerine insani elçilerle ışık ulaştırılmayanlar yok olmaya- caklardır. Tanrı’nın yazılı yasasını bilmedikleri halde onun sesini doğada duymuşlar ve yasanın gerektirdiklerini yerine getirmişlerdir. Yaptıkları işler, Kutsal Ruh’un onların kalplerine ulaştığını ve onların Tanrı’nın çocukları olduğunu doğrular.”—Ellen G. Whi- te, Sevgi Öğretmeni, S. 632.



Ne Kadar Çok Bilmeli?


Eylül 21



Pazar günü kaldığımız yerden devam edecek olursak, Mesih’in işi tek kurtuluş aracını sağlasa da, bazıları Mesih’i açıkça tanımanın, kişinin kurtuluşu açısından gerekli olmadığına inanmaktadır.


Bu, kurtuluşun Mesih’ten ayrı olarak mümkün olduğunu değil, bilakis Allah’ın Mesih’in işinin erdemlerini kime isterse tatbik etmeye muktedir ve razı olduğunu ima etmektedir. Bazıları, Mesih’i tanımayan ve müjdeye hiç maruz kalmamış olup da Kutsal Ruh’un etkisi altında kurtuluş ihtiyacını hisseden ve buna göre davrananla- rın kurtulacağına inanırlar. Dünkü çalışmamızın sonunda geçen Ellen G. White’ın alıntısı hiç kuşkusuz bunu ima etmektedir (Eyüp ve Melkisedek’i düşün).


Aşağıdaki ayetler bu fikri nasıl aydınlatmaktadır?

Mez 87:4–6



Yu 10:16



Elç 14:17



Elç 17:26–28



Rom 2:12–16



“Tanrı ‘herkese, yaptıklarının karşılığını verecektir.’ Sürekli iyilik ederek yücelik, saygınlık, ölümsüzlük arayanlara sonsuz yaşam verecek” (Rom 2:6, 7).


Pavlus burada Hıristiyanlık haricinde bazılarının “yaşamak için itaat etmek” (Lev 18:5) ilkesi sonucu sonsuz yaşamı elde edeceğini söylemektedir. “Vicdanları buna tanıklık ettiğinden” (Rom 2:15) dolayı yasanın gerektirdiklerinin yüreklerinde yazılı olduğunu gösteren bu “Uluslar” için Yargı Günü’nde farklılık olacaktır, çünkü bu insanlar kalplerinde Ruh’un işleyişine yanıt vermişlerdir.






Eylül 22


Üniversalizm ve Plüralizm


Bazı insanlar, neye inanırlarsa inansınlar veya nasıl yaşarlarsa yaşasınlar, sonun- da Allah’ın tüm insan varlığını kurtaracağını öğretmektedirler. “Üniversalizm” müj- deyi hiç duymamış ve ona inanmıyor olsalar da tüm insanların Allah’a bağlı oldukla- rından kurtulacaklarına inanmaktadır. Her şeyden evvel Yuhanna 3:16 şöyle demek- tedir: “Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki...” Bu nedenle, bu düşünceye göre eğer O herkesi seviyorsa, bir insan nasıl kaybolabilir, özellikle de kaybolmak, cehennemde ebediyen eziyet çekmek demekse? Allah sevdiklerini nasıl ebediyen yakabilir? Bu yüzden yanlış bir doktrinin (ebedi işkence) bir diğerine (üniversalizm) nasıl sürük- lediğini görebiliriz.


Üniversalizm ile bağlantılı “plüralizm” ise tüm dinlerin eşit ölçüde geçerli olduğuna ve Allah ile kurtuluşa eşit ölçüde götürdüğüne inanır. Hiçbir din, doğal olarak bir diğe- rinden daha iyi veya daha üstün değildir, en azından bu teolojiye göre. Kaliforniya’daki bir pastör, kilisesinin internet sayfasına, topluluğunun “Hıristiyanlığın hiçbir bakımdan diğer dini inançlardan daha üstün olduğuna inanmadığını” yazmıştı.”


Plüralistler için birçok dini adetler ve inanışlar, semboller ve mecazlar sadece yü- zeysel farklılıklar olup, tüm dinlerin benzer bir özünü gizlerler. Plüralistler örneğin çoğu dinin Allah’ı sevmeyi ve insanları sevmeyi vurguladığına, bunun altın bir kural, bereketli bir gelecek yaşam umudu oluşturduğuna işaret ederler. Onlara göre tüm inançlar özünde aynı şeyi öğretirler; bu yüzden hepsi de Allah’a götüren geçerli yol- lardır ve üyeleri Hıristiyanlık dışı inanca sahip olanlara Hıristiyan inancını zorla ka- bul ettirmeye çalışmak çok şovenist ve küstahça bir davranıştır.


Kutsal Kitap, hem üniversalizm hem de plüralizm hakkında ne söylüyor? Yu 14:6; Vah 20:14, 15; 21:8; Dan 12:2; Yu 3:18; Matta 7:13, 14; 2Se 2:9, 10.






Hiç kuşkusuz, üniversalizm ve plüralizm Kutsal Yazı’ya aykırıdır. Herkes kurtul- mayacaktır ve tüm dinler kurtuluşa eriştirmeyecektir.




Eylül 23


Lütuf İhtiyacı İçindeki Günahkârlar


“Tanrı, Oğlu’nu dünyayı yargılamak için göndermedi, dünya O’nun aracı- lığıyla kurtulsun diye gönderdi.” (Yu 3:17). Bu ayette tüm insanlık için ne gibi yüce bir umut bulunmaktadır? Bu önemli gerçeği nasıl ele alıp kendin için sahiplenebilirsin? Başkalarına erişmede bizleri motive etmesi için na- sıl kullanabiliriz?



Kutsal Kitap’a göre hepimiz günahkârız (Rom 3:23) ve Allah herkesin tövbe etme- sini (Elç 17:30, 26:20, 2Pe 3:9) ve kurtulmasını (1Ti 2:4) arzu ediyor. Aden’deki Dü- şüş’ten itibaren Allah’ın amacı, günah ve isyanın insanlığa getirdiği yıkım ve nihai ebedi ölümden insanlığı kurtarmak olmuştur. Allah’ın bizlere olan sevgisini ve bizleri kur- tarma arzusunu gösteren Çarmıh’tan başka ne kadar çok kanıta ihtiyacımız olabilir ki?


Oysa Kutsal Kitap, O’na alenen isyan edenleri kurtarmayacağı konusunda çok açıktır.



Yaratılış 6:11–13, Romalılar 1:18, 2.Selanikliler 2:12, Vahiy 21:8, 22:15’i okuyun. Bu ayetlerde ne gibi güçlü uyarılar vardır?



Allah tüm insanları sever fakat tüm insanlar lütfa ihtiyaç duyan günahkârlardır ve bu lütuf İsa’da açıklanmıştır. O, inanlı topluluğunu, lütfun bu müjdeli mesajını tüm dünyaya yayması için çağırmıştır.


“Kilise, Allah’ın insanlığın kurtuluşu için atadığı aracıdır. Hizmet etmek için or- ganize edilmiştir ve görevi, müjdeyi tüm dünyaya taşımaktır. Allah’ın planı başlangıç- tan beri, O’nun doluluğunun ve O’nun yeterliliğinin dünyaya O’nun kilisesi aracılı- ğıyla yansıtılması olmuştur. Kilisenin üyeleri, O’nun karanlıktan Kendi harika aydın- lığına çağırdığı kişiler, O’nun yüceliğini açıklamalıdır. Kilise, Mesih’in lütfunun zen- ginliklerinin deposudur; ve kilisenin aracılığıyla, Allah’ın sevgisinin son ve tam belir- tisi, sonunda “göksel yerlerdeki yönetimlere ve hükümranlıklara” dahi bildirilecek- tir. Efesliler 3:10.”—Ellen G. White, The Acts of the Apostles, S. 9.




Görev Çağrısı


Eylül 24



“Güçsüzleri kazanmak için onlarla güçsüz oldum. Ne yapıp yapıp bazıla- rını kurtarmak için herkesle her şey oldum” (1Ko 9:22, 23). Pavlus burada hangi önemli ilkeyi benimsiyor ve aynı tavrı kendi yaşamlarımızda nasıl yansıtabiliriz?





Hizmetlerin Rabbi, bilgeliğiyle af ve kurtuluş mesajını dünyaya götürmesi için in- sanlar aracılığıyla çalışma yolunu seçti. Allah, zayıflıklarına rağmen Kutsal Ruh ve melekler ile hep beraber çalışmaları için erkekleri ve kadınları seçti. İsrail, Eski Ahit zamanlarında Allah’ın sürekli “ışığı” olacaktı fakat onlar sık sık ışıklarını “tahıl ölçe- ğinin altına” (Matta 5:15) sakladılar. Birçok kez almış oldukları bereketler İsrail içerisinde tutuldu. Başkaları arasına karışmak ve paylaşmak yerine, “murdarlıktan” korunmak adına kendilerini uluslara kapattılar.


Allah’ın dünya hizmeti için bir sonraki planı, tuz metodu olarak anılır—gidip “öğrenciler yetiştirmek” (Matta 28:19; Mar 16:15, 20; Elç 1:8). Müjdecilik tarihi, tuz olarak dünyaya giderek, bireylere, topluluklara ve bazen de tüm uluslara müjdeyi götürmeye kendini adayan müjdecilerin öyküleriyle ışıldamaktadır.


Ancak kadim İsrail’de olduğu gibi bu başarılı hizmetler, sık sık insani ve genel an- lamda girişimcilik kusurlarından dolayı belirsizleşmektedir. Bu insani noksanlar şun- ları içermektedir: (1) dışarıya yönelik hizmetlerdeki zayıf planlama, görevi yeterince anlamama; (2) müjdecilik hizmetine, vaaz etmeyi gölgeleyecek şekilde eğitim, sağlık, felaketler anlarında yardım veya gelişme olarak dar bir açıdan odaklanmak; (3) organi- zasyonların gönderilmesinde yetersiz fon ve personel; (4) müjdecilerin görev için elve- rişsiz olması ve (5) müjdenin vaaz edilmesini yasaklayan uluslar.


Tabii ki kimse bunun kolay olacağını söylemiyor. Bizler büyük bir mücadelenin ortasındayız ve düşman, ister yanı başımızdaki komşumuza isterse dünyanın “en ücra” köşelerinde dışarıya yönelik çabalarımıza engel olmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Ancak bizler düş kırıklığına uğramamalıyız, çünkü bizlere güç konu- sunda harika vaatler verilmiştir ve Allah’ın gayesini tüm dünyada gerçekleştireceğin- den emin olabiliriz. Bize söylendiği gibi: “Ağzımdan çıkan söz de öyle olacaktır. Bana boş dönmeyecek, istemimi yerine getirecek, yapması için onu gönderdiğim işi başa- racaktır” (Yşa 55:11).





Eylül 25


Ek Çalışma: Ellen G. White, “Zeytin Dağı’nda,” Sevgi Öğretmeni, S. 621; “Spe- edy Preparation,” Fundamentals of Christian Education, S. 335; “Extension of the Work in Foreign Fields,” Testimonies for the Church, Cilt 6, S. 23.


Yeni Ahit, müjdenin dünya çapındaki kapsamını vurgulamak için “tüm” sıfatının eşlik ettiği iki Grekçe isim kullanmaktadır: Matta 26:13, Mar 14:9, 16:15’de geçen “tüm evren (kozmos)” ve Matta 24:14’de geçen “tüm dünya (ökümen)” Kozmos, düzenli bir varlık alemi için kullanılan daha genel bir ifade olarak gezegeni belirtir- ken (Yeni Ahit’te yaklaşık yüz elli kez geçmektedir), daha spesifik olan ökümen, dünyadaki insan varlığı üzerine odaklanmıştır.


İlk imanlılar için “tüm dünya” ne kadar genişti? Çarmıh olayından birkaç yıl içinde bugünkü Kıbrıs’a, Lübnan’a, Suriye’ye, Türkiye’ye, Makedonya’ya, Yunanis- tan’a ve İtalya’ya ulaşmışlardı. Onların müjdeyi kuzeyde Güney Rusya’ya (kadim İskitler), güneyde Etiyopya’ya, doğuda Hindistan’a ve batıda İspanya’ya kadar uzak diyarlara ilan ettiklerine dair kanıtlar vardır.


İlk Mesih imanlıları tüm dünyaya müjdeyle erişebileceklerine inanmışlar mıydı? Elçilerin İşleri’ne göre Mesih’in inanlı topluluğu “doğum günü” olan Pentikost günün- de, “Allah’ın büyük işlerini” ulusların, coğrafi bölgelerin ve etnik grupların listesinde yer alan konuklara ilan etmeye başlamışlardır (Elç 2:5–11). İnanlı topluluğu, daha ilk günlerinden itibaren dünya çapında verilecek olan hizmetin farkındaydılar. Eğer onlar daha o zamanlar bunu anlamışlarsa, bizler bugün ne kadar çok anlamalıyız?



Tartışma Soruları:





Güneşin Batışı: 19:05 (İstanbul)