Sebt Günü Çalışma Kitapçığı – 2.çeyrek 2016 – Matta Kitabı - 2 bölüm

*7–13 Mayıs


Yahudilerin ve

Ulusların Rabbi


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Mat. 14:1–21, Çık.. 3:14, Mat. 14:22–33, Yşa. 29:13, Mat. 15:1–20, Mat. 15:21–28.


HATIRLAMA METNİ: “Ben, Rab, seni doğrulukla çağırdım, elinden tutacak, seni koruyacağım. Seni halka antlaşma, Uluslara ışık yapacağım” (Yeşaya 42:6).


İsa Matta 15:24 ayetinde kayıtlı olan sözlerinde açıkça “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim” diyor. Şüphesiz, Mesih’in dünyasal hizmeti öncelikle İsrail ulusuna yönelikti.


Fakat tüm Kutsal Kitap’ın da gösterdiği gibi, Allah’ın önemsediği tek halk İsrail değildi. Allah’ın İsrail’i seçmesinin sebebi, onlar aracılığıyla dünyadaki tüm halkları bereketlemekti. “Gökleri yaratıp geren, yeryüzünü ve ürününü seren, dünyadaki insanlara soluk, orada yaşayanlara ruh veren Rab Tanrı diyor ki: ‘Ben, Rab, seni doğrulukla çağırdım, elinden tutacak, seni koruyacağım. Seni halka antlaşma, Uluslara ışık yapacağım. Öyle ki, kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları, cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın’” (Yşa. 42:57).


Allah tüm dünyayla İsrail aracılığıyla, daha doğrusu İsrail’den çıkacak Mesih aracılığıyla iletişim kuracaktı. Bu hafta Rabb’in kurtuluş ihtiyacı içindekilerin tümüne yardım elini uzatmasının başka örneklerini göreceğiz.


*14 Mayıs Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

8 Mayıs


Açları Doyurmak


İsa’nın en çok bilinen işlerinden biri de “kadınlar ve çocuklardan başka” beş bin kişiyi doyurmasıdır (Matta 14:21). Ancak Yeni Ahit’teki diğer tüm hikâyelerde olduğu gibi, bu hikâye de İsa’nın yaptığını daha derinlemesine anlamamıza yardımcı olan bir bağlam içersinde meydana geldi.


Matta 14:1–21 ayetlerini okuyun. Doyurma mucizesinden hemen önce ne oldu ve ardından meydana gelen olayda nasıl bir rol oynamış olabilir?


Kendinizi o anda İsa’nın öğrencilerinin yerine koyun. Şüphesiz bir Allah adamı olan Vaftizci Yahya’nın henüz başı vurulmuştu. Öğrencileri bunu biliyordu, çünkü İsa’ya bunu onlar söylemişti. Metinlerde belirtilmemesine rağmen, bu olay onların cesaretini akıl almaz ölçüde kırmış olmalıydı. Şüphesiz, bu onların imanını denemişti. Ne var ki, İsa’nın bundan sonra yaptığı, özellikle böyle bir moral bozukluğundan sonra, onların imanlarını büyük ölçüde desteklemiş olmalı.


Bununla birlikte, öğrencilerin imanını ne kadar arttırmış olursa olsun, bu hikâyenin çok daha derin bir anlamı var. İsa’nın Yahudi halkını beslemesi herkese Allah’ın çölde İsraillilere verdiği “man”ı hatırlattı. “Yahudilikte ortaya çıkan geleneğe göre Mesih bir Fısıh Bayramı’nda gelecek ve gelişiyle birlikte tekrar man yağmaya başlayacaktı... Bu yüzden İsa Fısıh Bayramı’ndan hemen önce beş bin kişiyi doyurduğunda, insanların O’nun Mesih olup olmadığını ve O’nun daha büyük bir mucize, yani manı geri getirerek herkesi sürekli olarak doyurma mucizesini yapmak üzere olup olmadığını tartışmaları şaşırtıcı değil.”—Jon Paulien, John: The Abundant Life Bible Amplifier [Yuhanna: Bereketli Hayat Kutsal Kitap Şerhi] (Boise: Pacific Press Publishing Association, 1995) s. 139, 140.


Bu tam da halkın istediği türden, onların dışa yönelik ihtiyaçlarını karşılayacak bir Mesih’ti. O anda kalabalık İsa’yı kral yapmaya hazırdı, fakat İsa kral olmaya gelmemişti ve O’nun bunu reddedişi onları çok büyük hayal kırıklığına uğratacaktı. İsa onların dar ve dünyasal beklentilerinden çok daha fazlasını yapmaya gelmiş olmasına rağmen, onların kendi beklentileri vardı ve bunlar karşılanmadığında birçoğu İsa’dan uzaklaşacaktı.


Allah’tan beklentilerin ne şekilde çok dar olabilir?


Pazar


9 Mayıs


Tüm Yaratılışın Rabbi


Doyurma mucizesinden sonra İsa öğrencilerine teknelerine binmelerini söyledi (Mat. 14:22). Onları kargaşa ve baskıdan uzaklaştırmak istedi. İyi bir öğretmen öğrencilerini üstesinden gelmeye henüz hazır olmadıkları şeylerden korur. Ellen G. White şöyle yazıyor: “İsa öğrencilerini çağırarak kayığa binip hemen Kefernahum’a dönmelerini ve halkı göndermek için Kendisini orada bırakmalarını buyurdu... Onlar bu plana itiraz ettiler; fakat İsa şimdi onlara karşı daha önce hiç takınmadığı yetkili bir tavırla konuşuyordu. Daha fazla itiraz etmenin yararsız olduğunu biliyorlardı ve sessizce göle doğru döndüler.”—Çağların Arzusu, s. 378 [Sevgi Öğretmeni, s. 358].


Matta 14:23–33 ayetlerini okuyun. Bu ayetler İsa’nın kim olduğu ve kurtuluşun niteliği hakkında ne açıklıyor?


Dehşet içindeki öğrenciler su üstünde yürüyerek kendilerine doğru gelenin kim olduğunu merak ederlerken, durumu açığa vuran bir an gerçekleşiyor. İsa onlara “Benim, korkmayın” diyor (27. ayet). Buradaki “Benim” ifadesi, “Ben varım” anlamına gelen Grekçe ego eimi ifadesini tercüme etmenin başka bir yoludur. Bu Allah’ın Kendi adıdır. (Ayrıca bkz. Çık. 3:14.)


Kutsal Yazı tekrar tekrar Rabb’i tüm doğayı denetim altında tutarken göstermektedir. Örneğin 104. Mezmur, Allah’ın yalnızca Yaratıcı değil aynı zamanda Gözetici olduğunu ve O’nun gücü aracılığıyla dünyanın var olmaya ve doğa kanunlarının işlemeye devam ettiğini açıkça göstermektedir. Burada deistlerin tahayyülündeki, dünyayı yaratan ama onu kendi başına bırakan tanrıyı ima eden hiç bir şey yoktur. Yahudiler veya Uluslar, hepimiz varlığımızın süregelmesini gölü sakinleştiren Rabb’in destekleyici gücüne borçluyuz. (Ayrıca bkz. İbr. 1:3.)


Petrus’un “Ya Rab, beni kurtar!” haykırışı (Matta 14:30) bizim kendi durumumuzu yansıtmalı, zira Rab İsa bizi kurtarmazsa kim kurtarır? Petrus’un o durumdaki çaresizliği, düşmüş dünyamızın bize gösterdikleri karşısındaki kendi çaresizliğimizi yansıtmaktadır.


Senden çok daha büyük ve kontrol edemeyeceğin güçlerin insafına kalmış olman açısından, gerçekten de ne kadar çaresiz olduğunu düşün. Bu gerçeklik İsa’ya olan bağlılığını güçlendirmene nasıl yardımcı olmalı?


Pazartesi


10 Mayıs


İkiyüzlünün Kalbi


“Rab diyor ki, ‘Bu halk bana yaklaşıp ağızlarıyla, dudaklarıyla beni sayar, ama yürekleri benden uzak. Benden korkmaları da insanlardan öğrendikleri buyrukların sonucudur’” (Yşa. 29:13). Rab bu sözleri eski İsrail’e söylemiş olsa da, burada günümüzdeki kilise için nasıl bir mesaj var? Rabb’in onları uyardığı iki temel husus nedir ve aynı şeyi yapmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?


Yeşaya’nın bu sözleri yazmasından yüzyıllar sonra, İsa din önderleriyle yaşadığı bir anlaşmazlıkta bunları tekrarlıyor.


Matta 15:1–20 ayetlerini oku. Buradaki özel mesele nedir ve İsa bunu çözmek için ne yapıyor?


İsa Kefernahum’a döndükten sonra bir ara Yahudi öğretmenlerle insanı kirletenin ne olduğu hakkında bir tartışmaya girdi. Din öğretmenleri yasaya dış temizlikle ilgili türlü kurallar eklemişlerdi. Örneğin, eller belirli kurallara göre yıkanmalıydı. Fakat İsa’nın öğrencileri bu kuralı dikkate almıyorlardı, Yeruşalim’den gelen yazıcılarla Ferisiler bunu dillendirdiklerindeyse İsa her zamanki gibi cevap verdi.


Kısacası, İsa herkesi kolayca tuzağına düşürebilecek bir şeyi şiddetle kınıyor: ikiyüzlülük. Kim bazen, kendi de aynı şeyi ya da daha beterini yapmış veya yapıyor olmasına rağmen, (sözlü olarak veya içinden) başka birini yaptığı şeyden dolayı mahkûm ederek, bunu işlememiştir ki? Dikkatli olmazsak, hepimiz başkalarının hatalarını görürken kendi hatalarımıza karşı kör olma eğiliminde oluruz. Bu yüzden ikiyüzlü olmak hepimize doğal gelebilir.


Hepimiz diğerlerinin ikiyüzlülüğünden nefret ederiz. Başkalarının ikiyüzlülüğünü görmek de her zaman çok kolaydır. Başkalarındaki ikiyüzlülüğü görme yeteneğimizin yalnızca bizim ikiyüzlülüğümüzün bir dışavurumu olmamasını nasıl sağlayabiliriz?


Salı


11 Mayıs


Masadan Dökülen Kırıntılar


İsa Kendi halkı olan Yahudileri besledikten, iyileştirdikten ve onlara vaaz ettikten sonra, çarpıcı bir karar alıyor. Yahudi bölgesini terk ediyor ve yabancıların, yani Yahudi olmayan Ulusların bölgesine giriyor.


Matta 15:21–28 ayetlerini okuyun. Bu hikâyeyi nasıl anlamalıyız?


Ses tonunu ve yüz ifadelerini bilmediğimizden, birçok yönden bu okunması zor bir hikâye. Başlangıçta İsa kadını görmezden geliyor gibi görünüyor; daha sonra onunla konuştuğundaysa, sözleri çok sert gibi: “Çocukların ekmeğini alıp köpeklere atmak doğru değildir” (26. ayet).


Siz bu yaklaşımı deneseydiniz ne olurdu? Biri sizin patates kızartmanızdan biraz istiyor ve siz “Patateslerimi köpeklere atmak doğru değildir” diye cevaplıyorsunuz. Arkadaş kazanmak için iyi bir yol olmasa gerek, değil mi?


Fakat burada üzerinde düşünülmesi gereken bir kaç şey var.


Birincisi, o zamanlar Yahudilerin diğer ulusları sokaklarda koşan uyuz köpekler gibi gördüğü doğruydu. Fakat İsa burada “küçük köpek” (ya da “yavru köpek”, “kuçucuk”) olarak çevrilebilecek, daha sevecen bir Grekçe terim kullanıyor. Bu sözcük evlerde bakılan ve sofradan beslenen ev köpeklerini anımsatıyor.


İkincisi, bu Kenanlı kadın İsa’ya “Davut Oğlu” diye sesleniyor. Bu onun İsa’nın Yahudiliğinin farkında olduğunu gösteriyor. Her iyi öğretmen gibi, İsa onunla konuşuyor ve belki de onu deniyor. Craig Keener şöyle yazıyor: “Belki de İsa, kendisine Yahudi olmayanların zaman zaman cin kovmaları için başvurduğu birçok gezgin büyücüden biri gibi davranmasın diye, kadının kendisinin gerçek görevini ve kimliğini anlamasını istiyor. Yine de kesinlikle kadını İsrail’in ilahî tasarıdaki önceliğini fark etmeye çağırıyor, bu farkındalık kadın açısından kendi bağımlı halinin itirafını da içerecekti... Bu, Naaman’ın Aram nehirlerini tercih etmesine rağmen Elişa’nın ona Şeria Irmağı’nda yıkanmasını şart koyması ile karşılaştırılabilir... böylece sonuç olarak Naaman’ı İsrail’in Tanrı’sını ve topraklarını kabul etmeye yönlendirmişti (2. Krallar 5:17–18).”—The Gospel of Matthew: A Socio-Rhetorical Commentary [Matta’nın Müjdesi: Sosyo-Retorik Bir Yorum], s. 417.


Son olarak, muhtemelen bu kadın üst sınıftan bir Grek olup, “Sur çevresinde ikamet eden fakir Yahudilere ait ekmeği sürekli olarak alan bir sınıfa mensuptu... Şimdiyse... İsa güç ilişkilerini tersine çeviriyor, zira sunduğu bu ‘ekmek’ öncelikle İsrail’e aittir... bu ‘Grek’, gezgin bir Yahudi’den yardım dilenmelidir.”—The Gospel of Matthew: A Socio-Rhetorical Commentary [Mattanın Müjdesi: Sosyo-Retorik Bir Yorum], s. 417.


Bu anlaşılması kolay bir bölüm değil, fakat İsa’ya güvenmemiz gerekiyor. Aynı kuyu başındaki kadınla yaptığı gibi, İsa bu kadınla da konuşarak ona değer veriyor. Kadın oradan kızı iyileşmiş ve Davut Oğlu’na imanı büyümüş olarak ayrıldı.


Çarşamba


12 Mayıs


Ulusların Rabbi


Matta 15:29–39 ayetlerini okuyun ve Matta 14:13–21 ile karşılaştırın. Bu iki hikâye arasındaki benzerlikler ve farklılıklar nelerdir?


Birçok insan müjdelerde, ilki Yahudilere, ikincisi Yahudi olmayan Uluslara ilişkin olmak üzere, iki farklı kalabalıkları doyurma hikâyesi olduğunun farkında değil. Her iki olayda da, İsa halka “şefkat” gösteriyor.


Uluslardan binlerce insanın bu genç Öğretmen’den öğrenmek, sevgi görmek ve doyurulmak üzere çıkıp gelmelerini hayal etmek harika bir şey. Bugün, geriye bakarak ve müjdenin evrenselliğini anlamış olarak bizler (ne de olsa şu anda bunu okuyan birçok kişi Yahudi değil), bu olayın hem Yahudilere hem de Uluslardan olanlara ne kadar beklenmedik ve inanılmaz geldiğini kolaylıkla gözden kaçırabiliriz. Şüphesiz İsa herkesi sırça köşklerinden dışarı çıkarıyordu.


Fakat bu başlangıçtan beri Allah’ın tasarısıydı, yani dünyanın tüm halklarını İsa’ya çekmek. İbranice Kutsal Yazılar’daki sarsıcı bir ayet bu gerçeğe tanıklık ediyor: “‘Ey İsrailliler, benim için Kûşlular’dan ne farkınız var?’ diyor Rab. ‘İsrailliler’i Mısır’dan, Filistliler’i Kaftor’dan, Aramlılar’ı Kîr’den çıkaran ben değil miyim?’” (Amos 9:7).


Allah burada ne diyor? Sadece İsrail’in değil, bütün insanların meseleleriyle de ilgilendiğini mi? Filistlilerle de mi ilgileniyor? Eski Ahit’i dikkatlice okuyunca bu gerçek defalarca ortaya çıkar. Bu gerçeğin üstü yüzyıllarca örtülü kalmışsa da, Yeni Ahit kilisesi oluşurken birçok yeni imanlı bu temel Kutsal Kitap gerçeğini öğrenmek zorunda kalmıştı.


Romalılar 4:1–12 ayetlerini okuyun. Müjde ve müjdenin evrenselliği bu ayetlerde ne şekilde ortaya konulmuştur?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Bir Hristiyan, dinî olmayan bir okulun kampüsünde öğrencilerle Allah’ın varlığı hakkında konuşuyordu. Tüm yaygın savları kullandıktan sonra, farklı bir yön izleyerek şöyle dedi: “Bilisiniz ya, ben birçoğunuzla aynı yaştayken Allah’a inanmıyordum. Bazen bir şey beni Allah’ın var olabileceğine ikna ettiğinde, her seferinde bu fikri kafamdan uzaklaştırmaya çalışıyordum. Neden? Çünkü bir şey bana, Allah gerçekten de varsa, (yaşam şeklim nedeniyle) başımın büyük belada olduğunu söylüyordu.” Öğrencilerin ruh hali aniden değişti. Onlarca vicdan, aynı anda, kendi kendilerine karşı savaşmaya başladı. Birdenbire rahatsız olan tüm bu yüzlerin arkasındaki sürtünme nedeniyle neredeyse salonun ısısı artmıştı. Konuşmacı besbelli dinleyenlerin bam teline basmıştı. Bu öğrenciler Hristiyan değildiler ve dolayısıyla muhtemelen On Emir’le çok ilgilenmiyorlardı, fakat ahlakî olarak hayatlarındaki her şeyin doğru olmadığının ve bir Tanrı varsa verecek çok büyük hesaplarının olduğunun yine de farkındaydılar. Allah’ın ahlakî standartlarına uygun yaşaması gereken Hristiyanlar olarak bizim ise, ahlakî bir Tanrı gerçeğiyle karşılaştığımızda rahatsız olmamız gerekmez, bu da müjdenin vaadi sayesindedir. İster Yahudi, ister Yahudi olmayan Uluslardan olalım, günahkârlığımızla yüzleştiğimizde, bize “Yasa’nın gereklerini yaparak değil” imana dayalı olarak sunulmuş olan Mesih’in doğruluğuna sığınabiliriz (Rom. 3:28). Günahlarımızın ciddi bir şekilde farkına vardığımızda, “öyleyse şimdi, Mesih İsa’da olanlara, bedene göre değil, ama Ruh’a göre yürüyenlere mahkûmiyet yoktur” (Rom. 8:1, Candemir) vaadinin gereğini talep edebiliriz. Yahudi olsun, Uluslardan olsun, fark etmez. “Yaş, sınıf, milliyet veya dinsel ayrıcalıktan kaynaklanan ayrımlar olmaksızın, herkes O’na gelmeye ve yaşamaya çağrılır.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 403 [Sevgi Öğretmeni, s. 389].


TARTIŞMA SORULARI:


Matta 16:1–12 ayetlerini oku. İsa “Ferisler’in ve Sadukiler’in mayasından kaçının” (Matta 16:6) dediğinde, sence ne demek istedi? Öğrenciler önce İsa’nın gerçek mayadan bahsettiğini sandılar. Fısıh Bayramı boyunca, Yahudiler mayadan kaçınma konusunda dikkatliydiler; bu nedenle İsa’nın onlara mayalı ekmek almamalarını söylediğini sandılar. Fakat İsa’nın aklında daha derin bir şey vardı. Bu neydi?


Mesih’in tüm insanlığa duyduğu sevgi Hristiyanlığın ilk ve öncelikli mesajı olmalıdır. Ne de olsa bizler de mücadele eden günahkârlarız. Hiçbirimizin İsa Mesih’ten başka umudu yok. Maalesef gönderdiğimiz mesaj zaman zaman yargıdan, kibirden ve üstünlükten kaynaklanıyor gibi görünebilir. İsa’nın ardından giderek, tüm insanlara şefkatimizi kilise olarak nasıl daha iyi gösterebiliriz?


Cuma


13 Mayıs



*14–20 Mayıs


Petrus ve Kaya


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal. 4:4, İbr. 7:26, Mat. 16:13–20, Ef. 2:20, Mat. 16:21–27, 17:1–9.


HATIRLAMA METNİ: “İsa onlara, ‘Siz ne dersiniz’ dedi, ‘Sizce ben kimim?” (Matta 16:15).


“Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı” (Matta 16:21).


Yeni Ahit çok açık: İsa ölmeliydi. Çarmıh’ın gitgide büyüyen gölgesiyle karşı karşıya kalan İsa, şöyle dua etti: “Şimdi yüreğim sıkılıyor, ne diyeyim? ‘Baba, beni bu saatten kurtar’ mı diyeyim? Ama ben bu amaç için bu saate geldim.” (Yuhanna 12:27). “Zamanın başlangıcından önce” Allah tarafından tasarlanmış olan ilahî plan buydu (Titus 1:2, ayrıca bkz. 2Ti. 1:9).


Bu yüzden İsa çok acı çekeceğini ve öldürüleceğini ve de üçüncü gün dirileceğini söylemekle kalmadı, bu şeylerle yüzleşmesi gerektiğini söyledi. Allah’ın karakteri, yasanın kutsallığı ve özgür irade gerçeği göz önünde bulundurulursa, O’nun ölümü insanlığı günahın cezasından kurtarabilecek tek yoldu.


Bu hafta Petrus’a ve İsa “zamanın başlangıcından önce” planlanan ölümüne doğru giderken O’nun hizmetine Petrus’un nasıl karşılık verdiğine odaklanacak olsak da, İsa’nın hikâyesine devam edeceğiz.


*21 Mayıs Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

15 Mayıs


“Sen Mesih’sin”


Neredeyse başlangıçtan beri İsa’yla birlikte olan Petrus’un ne hissettiğini düşünün. İyileştirmeler, cinlerin kovulmaları, kalabalıkların doyurulması, harika öğretiler, doğaya hükmetme, ölülerin diriltilmesi ve su üzerinde birlikte yürümek gibi inanılmaz olaylara birbiri ardına tanıklık ederken, aklından neler geçmiştir? Günden güne, tarih boyunca kimsenin göremediği şeylere tanıklık ederken, kafasında ne gibi sorular (örneğin, Vaftizci Yahya’nın böyle aşağılayıcı bir şekilde ölmesine İsa’nın neden izin verdiği) dolanıyordu? Ne de olsa İsa, insan bedeninde olan ve insanlığa bedende (bizzat) hizmet eden Allah’tı (Gal. 4:4; İbr. 7:26, Yşa. 9:6, Luk. 2:10, 11). Bu yüzden, etrafında bulunanlar, O’nunla birlikte yaşayanlar ve öğrencileri eşsiz tecrübeler yaşayacaklardı.


Matta 16:13–17 ayetlerini oku. İsa öğrencilerine hangi soruyu sordu ve Petrus’un cevap veren tek kişi olarak kaydedilmiş olmasının önemi nedir? Ayrıca, onun cevabı neden çok önemli?


Petrus’un İsa’nın “yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih” (16. ayet) olduğunu açıklaması, tüm Kutsal Yazılar’daki en dikkat çekici kısımlardan biridir. Petrus İsa’yı Meshedilmiş Kişi anlamına gelen “Mesih” olarak adlandırdı ve bu ikrarıyla İsa’nın Mesih, yani İbrahim’e ve daha sonra İsrail’e verilen antlaşma vaatlerini yerine getirecek olan Kişi olduğunu (sonradan anlaşıldığı üzere, doğru olarak) söylüyordu (bkz. Gal. 3:16).


Petrus ayrıca İsa’yı Filipus Sezariyesi bölgesinde de Mesih olarak ilan etti. Burası Yahudi olmayan Uluslar’ın ülkesiydi. Önceki günlerde, Petrus İsa’nın sadece Yahudilerle değil Uluslarla da ilgilendiğini görmüştü. Kutsal Ruh’un yardımıyla, Petrus İsa’nın (başkalarının ortaya attığı üzere) Yahudi bir peygamberden çok daha fazlası olduğunu fark etmişti. İsa’nın hizmeti Vaftizci Yahya’nın, İlyas’ın veya Yeremya’nın hizmetinden çok daha kapsamlıydı. Aslında bu görev tüm insanlığı kapsıyordu; bu nedenle İsa Kendisini tüm insanlarla özdeşleştirerek, “İnsanoğlu” olarak adlandırıyor. Kutsal Kitap’ın ileriki bölümlerinin de gösterdiği gibi, Petrus’un İsa hakkında ve İsa’nın yapmak üzere geldiği şeyin yeterliliği ve evrenselliği hakkında öğreneceği daha çok şey vardı.


İsa senin hayatında yaptığı, hakkında başkalarına tanıklıkta bulunabileceğin şeyler neler? Bu tür şeyleri her zaman hatırlaman ve paylaşman neden iyidir?


Pazar


16 Mayıs


“Bu Kayanın Üzerine”


Petrus’un İsa’nın “yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih” olduğuna dair cesur iman ikrarının hemen ardından, İsa Petrus’a cevap olarak bir şey söylüyor.


Matta 16:17–20 ayetlerini oku. İsa Petrus’a ne söyledi ve O’nun demek istediğini nasıl anlamalıyız?


“Bu kayanın üzerine” ifadesi Hristiyan kilisesi içinde tartışmalı bir konu olmuştur. Katolikler “kaya”yı Petrus olarak yorumlayıp, Petrus’un ilk papa olduğunu ileri sürüyorlar. Protestanlar ise, bu yorumu (haklı olarak) reddediyorlar.


Kutsal Kitap’taki kanıtların ağırlığı açık bir şekilde Kaya’nın Petrus değil, İsa’nın Kendisi olduğunu destekliyor.


Öncelikle, Petrus birkaç yerde kaya imgesiyle kendisinden değil, İsa’dan söz ediyor (bkz. Elç. 4:8–12, 1Pe. 2:4–8).


İkincisi, tüm Kutsal Kitap boyunca Allah’ın ve Mesih’in imgesi kayadır; buna karşın insanlar zayıf ve güvenilmez olarak görülür. “Çünkü mayamızı bilir, toprak olduğumuzu anımsar” (Mez. 103:14). “Önderlere, sizi kurtaramayacak insanlara güvenmeyin” (Mez. 146:3). Yuhanna’nın da İsa hakkında yazdığı gibi: “insan hakkında kimsenin O’na bir şey söylemesine gerek yoktu. Çünkü kendisi insanın içinden geçenleri biliyordu” (Yuhanna 2:25). Ayrıca, Petrus’un içinde ne olduğunu da biliyordu (Matta 26:34).


Buna karşın, aşağıdaki ayetler bize Kaya’nın gerçekten kim olduğu ve kilisenin kimin üzerine kurulduğu hakkında ne diyorlar? (1Ko. 10:4, Mat. 7:24, Ef. 2:20).


“İsa bu sözleri söylediğinde kilise ne kadar da güçsüz görünüyordu! Yalnızca bir avuç imanlı vardı ve cinlerin ve kötü insanların tüm gücü onlara karşı yönelecekti; yine de Mesih’in izleyicileri korkmamalıydı. Güçlerinin kaynağı Kaya’nın üzerine kurulu olduklarından, hiç kimse onları deviremezdi.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 413 [Sevgi Öğretmeni, s. 403].


İnsanların yanılabilirliği ve zayıflığı konusunda kendi tecrübelerin nasıl? Bu tecrübeleri yalnızca Kaya’ya yaslanmanı sağlamak üzere nasıl kullanabilirsin?


Pazartesi


17 Mayıs


Petrus’un Şeytan Olması


Matta 16:21–23 ayetlerini oku. İsa Petrus’a karşı niçin aniden çok sertleşti?


Petrus’un sorunu İsa’yı korumaya çalışması değildi. O İsa’yı yönetmeye çalışıyordu. O artık İsa’yı takip etmiyordu; İsa’ya kendisini takip etmesini söylüyordu.


İsa “Çekil önümden, Şeytan!” (23. ayet) dedi, çünkü çölde Şeytan’ın kendisinin yaptığı gibi, Petrus da Mesih’in görevine karşı bir tehdit haline gelmişti.


Markos 8:33 ayetinde bu konuşma sırasında İsa’nın dönüp öğrencilerine baktığı kayıtlıdır. O onları kurtarmaya gelmişti. Bunun aksine Kendisi denenmeyecekti, hele ki Kendi öğrencilerinden biri tarafından, o öğrenci kendini ne kadar iyi niyetli sanarsa sansın.


Simun Petrus yolculuğunda ne kadar gelişmiş olsa da, hâlâ İsa’nın Kendisi dâhil etrafındaki şeyleri kontrol etmeye çalışıyordu. Bu bakımdan Petrus başka bir öğrenciden çok farklı değildi: Yahuda İsa’yı kendi fikrince bir Mesih’in olması gerektiği içime göre yönetmeye ve planlarını uygulamaya çalışmıştı. Fakat Yahuda’nın aksine, Petrus samimiyetle pişmandı ve terbiye edilerek affedilmeye istekliydi.


Matta 16:24–27 ayetlerini oku. İsa “Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır” (25. ayet) sözleriyle ne demek istedi?


Bizler, hayallerimizin peşinden gitmemizi, istediklerimize ulaşmak için her şeyi feda etmemizi söyleyen bir kültürde yaşıyoruz. Fakat İsa bize tersini söylüyor; O bizi hayallerimizden vazgeçmeye ve onları Kendisine emanet etmeye çağırıyor. Petrus ve diğer öğrenciler gerçek imanın ne olduğunu yavaş yavaş öğreniyorlardı. Gerçek iman, en çok istediğiniz şeyin peşinden gitmenin heyecanlı tecrübesi değildir. Gerçek iman, en çok istediğiniz şeyi bırakmanın acı verici tecrübesidir. Hayallerinizi bıraktığınız zaman “hayatınızı kaybediyorsunuz.” Aynı zamanda da, onu buluyorsunuz.


İsa’yı izlemek etmek için kaybetmek zorunda kaldığın bazı şeyler neler? Belki o zamanlar çok önemli gibi geliyorlardı, fakat şimdi geriye baktığında nasıl görünüyorlar?


Salı


18 Mayıs


Gökten Gelen Teşvik


Matta 17:1–9 ayetlerini oku. Burada ne oldu ve bu olay hem İsa’nın Kendisi hem de öğrenciler için neden çok önemliydi?


İsa “göğün sevgisi ve paydaşlığının içinde yaşamıştı; fakat Kendisinin yaratmış olduğu dünyada yalnızlık içindeydi. Şimdi gök kendi habercilerini İsa’ya göndermişti; bunlar melek değil, fakat acıya ve sıkıntılara dayanmış, Kurtarıcı’nın dünyevî hayatındaki denenmesinde O’nun duygularını paylaşabilecek adamlardı. Musa ve İlyas, Mesih’le birlikte çalışmışlardı. İsa’nın insanların kurtuluşu için duyduğu özlemi paylaşmışlardı... Tahtın etrafındaki tüm meleklerin yerine seçilmiş olan bu adamlar, İsa’nın acı çekeceği olaylar konusunda O’nunla konuşmaya ve göğün O’nun acılarını paylaştığı güvencesiyle O’na teselli vermeye gelmişlerdi. Görüşmelerinin ana konusu, dünyanın umudu, her insanın kurtuluşuydu.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu. s. 422, 425 [Sevgi Öğretmeni, s. 414].


Allah’ın Oğlu İsa’nın, Kendi insanî yönüyle, acılardan ve umutsuzluklardan kendi paylarını almış bu adamlardan teselli ve cesaret almaya ihtiyacının olması ne kadar da etkileyici. Luka onların O’nunla “İsa’nın Yeruşalim’de gerçekleşecek ölümünü ” görüştüklerini kaydeder (Luka 9:31, Cosmades). Gerçekleşecek sözcüğüne dikkat edin, sözcüğün orijinali “yerine getirecek” olarak da tercüme edilebilir, bu da insanlığın kurtuluşu için İsa’nın ölümünün gerekliliğine ilave kanıttır. Mevzubahis olan bu kadar şey varken, göğün ihtiyacı görüp bu teşviği göndermesine şaşmamalı.


Ayrıca, hâlihazırda görmüş ve duymuş oldukları tüm şeylerin yanında, Petrus, Yakup ve Yuhanna’nın inanmak için daha fazla nedenleri olacaktı. İlk baştaki korkularını aştıktan sonra, buluttan gelen ses de kesinlikle teşvik edici olmuştur. Matta’nın “İsa gelip onlara dokundu, ‘Kalkın korkmayın!’ dedi” şeklindeki kaydı da ne kadar açıklayıcı (Matta 17:7). İsa karşılaşmak üzere olduğu bunca şeyin ortasında bile öğrencilerini rahatlatıyor ve teşvik ediyor.


Kim olduğumuz ya da adanmışlığımızın ve imanımızın ne kadar güçlü olduğu fark etmeksizin, hepimiz zaman zaman teşviğe ihtiyaç duyabiliriz. Bu aynı zamanda tanıdığınız birinin de buna ihtiyaç duyabileceği manasına gelir. Şu anda teşvik verebileceğiniz, tanıdığınız kim var?


Çarşamba


19 Mayıs


İsa ve Tapınak Vergisi


Matta 17:24–27 ayetlerini oku. Burada ne oluyor ve bu bize İsa hakkında ne söylüyor?


Bütün Yahudiler tapınak vergisi ödemek zorunda olmasına rağmen, rahipler, Levililer ve din öğretmenleri (hahamlar) bundan muaftılar. Bu nedenle İsa’nın tapınak vergisini ödemiş olup olmadığı sorusu aynı zamanda O’nun hizmetini sorgulamak anlamına geliyordu.


Ellen G. White Petrus’un Mesih’in mutlak yetkisine tanıklık edebileceği bu fırsatı kaçırdığını yazıyor. “Vergi görevlisine cevabında İsa’nın vergiyi ödeyeceğini söyleyerek, rahiplerin ve yöneticilerin kabul ettirmeye çalıştığı O’nun hakkındaki yanlış anlayışı adeta onaylamış oluyordu... Rahipler ve Levililer tapınakla bağlantılarından ötürü vergiden muaf idiyseler, tapınak Babası’nın evi olan İsa onlardan çok daha muaf olmalıydı.”—Çağların Arzusu, s.433, 434 [Sevgi Öğretmeni, s. 424].


İsa’nın Petrus’a verdiği lütufkâr cevaptan pek çok şey öğrenebiliriz. İsa onu aşağılamak yerine yanlışını nazikçe açıklıyor. Dahası, İsa Petrus’un tuttuğu yola çok yaratıcı bir şekilde uyum sağlıyor. Vergiyi öylesine ödemek (ve böylece bundaki yükümlülüğünü kabul etmek) yerine, İsa vergi parasını başka bir yerden, bir balığın ağzından alıyor.


Bu mucize sıra dışı; bu İsa’nın görünürde kendi yararına bir mucize yaptığı tek örnek. Fakat mucizenin amacı bu değildi. Aksine, bu mucize İsa’nın sadece tapınak üzerindeki değil, tüm yaratılış üzerindeki yetkisinin herkese gösterilmesiydi. İnsanî bir bakış açısıyla, İsa’nın bu mucizeyi nasıl yapmış olabileceğini nasıl anlayabiliriz? Petrus’un görmüş olduğu tüm şeyler arasında, oltasını atıp ilk tuttuğu balıkta tam tapınağa borçlu olduğu miktar kadar para bulduğu anda aklından geçenleri düşünebiliyor musunuz? (Bkz. Yşa. 40:13–17.)


İsa ve öğrencileri tapınağa vergi ödemek zorunda olmamalarına rağmen, İsa gereksiz bir çatışmadan kaçınmak amacıyla bunu onlara yine de yaptırdı. Özellikle mutlak olmayan şeyler üzerine gereksiz çatışmalardan kaçınmak için, ortamı sakinleştirmeyi hangi yollarla öğrenebiliriz?


Perşembe


20 Mayıs


EK ÇALIŞMA: İsa’nın Petrus’a yakaladığı ilk balığın ağzından tam gereken miktarda parayı çektirmesi hikâyesi olağandışı, o kadar olağandışı ki bazı uzmanlar gerçekte yaşanmadığını tartıştılar. O sadece “küçük bir masal”dı, bir noktaya değinmek için hoş bir hikâyeydi, daha fazlası değil. Tabi ki bu tamamen yetersiz bir çözüm (hatta çözüm bile değil). Şüphesiz, diğer mucizelere (örneğin hastaları iyileştirme, körlerin gözlerini açma, ölüleri diriltme, açları doyurma) kıyasla, bu tamamen farklı nitelikteydi. Kutsal Kitap’ta yüzen balta demiri (2Kr. 6:2–7) ve kuru toprak üzerinde ıslak yapağı ve ıslak toprak üzerinde kuru yapağı (Hak. 6:36–40) mucizeleri de var; öyleyse bu mucize Kutsal Yazılar’da tamamıyla bilinmeyen bir nitelikte değil. İsa neden sadece parayı Petrus’a verip ödemesini söylemektense, nispeten küçük bir sorunu çözmek için böyle büyük bir mucize gösterdi? Metinde söylemiyor. Fakat, dersin bildirdiği gibi, bu bize şaşırtıcı gelmemesi gereken Allah’ın inanılmaz gücünü gösteriyor. Ne de olsa O’nun inanılmaz gücünün kanıtlarını her zaman görüyoruz. Görünen evrenden çok daha küçük olan bizim var oluşumuz bile Allah’ımızın gücünün harika bir tezahürü. Allah bunu yapabildiyse, belli miktardaki bir paranın belli bir balığın ağzında olması hiçbir şeydir. Farklı bir bağlamda yazılmış olsa da, Pavlus’un sözleri çok doğru: “Tanrı’nın zenginliği ne büyük, bilgeliği ve bilgisi ne derindir! O’nun yargıları ne denli akıl ermez, yolları ne denli anlaşılmazdır!” (Rom. 11:33). Matta’daki anlatım, bu gerçeğin tezahürlerinden yalnızca bir diğeridir.


TARTIŞMA SORULARI:


Petrus’un kendi iradesini Allah’a teslim etme çabası bizim de çabamızdır. Bu çabaya ilişkin etkili bir mecaz, Allah’ın Yahudilere kurban olarak yalnızca en iyi hayvanlarını getirmelerini söylediği Malaki 1. bölümde bulunabilir. “‘Kurban olarak çalıntıyı, topalı, hastayı getirdiğinizde, elinizden kabul mu edeyim?’ diye soruyor Rab” (Mal. 1:13). Allah O’na nasıl kurbanlar getirdiğimizle neden ilgileniyor? Çünkü elimizde tutmayı en çok istediğimiz şeyi O’na emanet etmemizi istiyor. Kendini hayatında en çok nelere sarılırken buluyorsun? Bu şeyleri nasıl Rabb’e bırakabilirsin?


İsa’nın tapınak vergisiyle ilgili meseleyi nasıl idare ettiğini düşün. Durumu kızıştırmak yerine, rahatlamaya bıraktı. Bu, günden güne kendimizi içinde bulabileceğimiz çatışmalarla ilgili olarak bize ne öğretiyor? Ne zaman konuşma, ne zaman susma zamanı olduğunu nasıl biliyorsun?


Cuma



*21–27 Mayıs


Canın Mabutları

(ve İsa’dan Diğer Dersler)


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Vai. 9:10; Mat. 18:1–4; Mat. 18:21–35; 19:16–30; Gal. 3:21, 22; Mat. 19:27.


HATIRLAMA METNİ: “Bu sırada öğrencileri İsa’ya yaklaşıp, ‘Göklerin Egemenliği’nde en büyük kimdir?’ diye sordular” (Matta 18:1).


İnsanlar olarak bizler, çevremizin ve kültürümüzün ürünleriyiz. Bunlar bizim değerlerimizi, inançlarımızı ve davranışlarımızı büyük ölçüde şekillendirir. İster büyük bir metropolde büyümüş olun, ister temiz suyu olmayan bir köyde, fark etmez: içinde büyüdüğünüz kültür ve çevre büyük ölçüde sizi bugün olduğunuz kişi haline getirmiştir. Yeni bir çevreye gidebilecek olsanız bile, içinde büyüdüğünüz çevre ölene dek üzerinizde iz bırakacaktır.


Maalesef içinde bulunduğumuz çevrelerin ve kültürlerin çoğu, bir dereceye kadar Allah’ın krallığının ilkelerinin aleyhine çalışmaktadır. Sonuçta bu dünya düşmüş bir dünya ve onun değerleri, ahlâkı ve adetleri genellikle düşmüş durumunu yansıtır. Başka neyi yansıtabilirler ki? Bizim için yalnızca bunu görmek çok zor, zira kültürümüze ve çevremize fazlasıyla karışmış durumdayız.


Allah’ın kalplerimizdeki işi, diğer şeylerle birlikte, bize O’nun krallığının değerlerini, ahlâkını ve standartlarını göstermektir. Bu hafta göreceğimiz üzere, bu değerler, ahlâk ve standartlar, genellikle içinde doğmuş ve yetiştirilmiş olduğumuz değer, ahlâk ve standartlardan çok daha farklıdır. İsa’nın öğrencilerinin bu dersleri öğrenmeleri gerekti; bizim de öğrenmemiz gerek.


*28 Mayıs Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

22 Mayıs


Alçakgönüllü Olmanın Büyüklüğü


Kim büyüklüğü arzulamaz ki? Yani, kim büyük olmak veya büyük şeyler yapmak istemez? Bu arzu her zaman bencillikten, benlikten ya da kibirden doğacak değil. Bu yalnızca yaptığınız herhangi bir şeyde elinizden gelenin en iyisini yapmak ve belki yaptığınız şeyin başkalarına bereket getirmesini umut etmek de olabilir. (Ayrıca bkz. Vaiz 9:10.)


Fakat sorun “büyüklük” kavramının tanımlamasında başlıyor. Bizim düşmüş insanî zihinlerimizin bu kavramı Allah’ın bakış açısından çok daha farklı anlaması ne kadar da kolay.


Matta 18:1–4 ayetlerini oku. İsa’ya göre gerçek büyüklük nedir ve bunu kendi hayatlarımıza tatbik edebileceğimiz bir şekilde nasıl anlamalıyız?


Gerçek büyüklüğü tanımlamak için, İsa bir çocuğu yanına çağırdı ve onlara göstererek “Kim bu çocuk gibi alçakgönüllü olursa, Göklerin Egemenliği’nde en büyük odur” dedi (4. ayet). İsa büyük bir vaiz, büyük bir işadamı hatta büyük bir hayırsever olmaktan bahsetmedi. Allah’ın gözünde büyüklük, dışa yönelik olarak yaptıklarımız değil, içeride ne olduğumuzdur, her ne kadar içte olan dışa yönelik yaptıklarımızı şüphesiz etkileyecek olsa da.


İsa’nın büyüklük tanımının dünyadaki çoğu insanın tanımından farklı olduğuna dikkat edin. Sonuçta, kim bir sabah uyanır ve hayatta istediği büyüklüğün küçük bir çocuk gibi alçakgönüllü bir şekilde yaşamak olduğuna karar verir ki? Böyle bir şeyi arzulamak bize tuhaf geliyor, ancak bunun nedeni yalnızca dünyanın ilkeleri, fikirleri ve kavramlarıyla çok fazla lekelenmiş olmamız.


Küçük bir çocuk gibi alçakgönüllü olmak ne demektir? Alçakgönüllülüğün göstergelerinden biri itaat, yani Allah’ın Sözü’nü kendi isteklerimizden daha önemli tutmaktır. Hayatında yanlış yoldaysan, bu kendi yolunda olduğun içindir. Çözüm basit: kendini alçalt ve Allah’ın Sözü’ne itaat aracılığı ile O’nun yoluna dön. Adem ile Havva alçakgönüllü kalmış olsalardı günah işlemeyeceklerdi. Hem hayat ağacının hem de iyiyle kötüyü bilme ağacının bahçenin ortasında olduğunu düşünmek ilginç. Genellikle hayat ve yok oluş birbirinden çok uzak değildir. Fark alçakgönüllülüktür.


Allah’ın Sözü’yle çelişen, sadece dünyayla bağlantımız nedeniyle sahip olduğumuz diğer bazı davranışlar ve fikirler neler? Cevabını Sebt günü derste söyle.


Pazar


23 Mayıs


Affetmenin Büyüklüğü


İlk günahın en kötü sonuçlarından biri de kişilerarası ilişkilerde görülmektedir. Adem’in günahı için Havva’yı suçlamaya çalışmasından (Yar. 3:12) yeryüzünde bugüne kadar, neslimiz şahıslar arasındaki çatışmalar nedeniyle perişan olmuş ve yozlaşmıştır. Maalesef çatışmalar sadece dünyada değil, aynı zamanda kilisede de mevcut.


Matta 18:15–35 ayetlerini oku. İsa burada bize ne diyor? Öyleyse neden O’nun bize söylediklerini sık sık dinlemezlik ediyoruz?


Şu gerçeği kabul edelim: bir kişiye doğrudan gidip meseleyi çözmeye çalışmaktansa, o kişinin arkasından şikâyet etmek daha kolaydır. İşte tam da bu yüzden, Rab bize söylemiş olmasına rağmen, bunu yapmak istemiyoruz. Fakat İsa bize doğrudan bizi inciten kişiye giderek ilişkimizi düzeltme girişiminde bulunmamızı öğretiyor. Kişi anlayışlı değilse, daha sonra yapılacaklar için ek talimatlar var.


“Nerede iki ya da üç kişi benim adımla toplanırsa, ben de orada, aralarındayım” (Matta 18:20). Buradaki bağlama bakın; başka bir kişinin eğitilmesi ve geri kazandırılması hakkında. (Biz bu ayeti daha geniş kapsamlı uygulama eğilimindeyiz.)


İsa, küçük bir grup bir imanlıyı geri kazanma girişiminde bulunduğunda Kutsal Ruh’un da orada bulunduğunu söylüyor. Güzel Kurtarış işi budur. Bu da, doğru olanı tevazuyla yaparak ve doğrudan sizi inciten kişiyle konuşarak başlar. Bunu yapanlar içinde bu da başka bir büyüklük örneği olacaktır.


Matta 18:21–35 ayetlerini tekrar oku. İsa burada hangi çok önemli noktaya değiniyor?


İsa “yetmiş kere yedi kez affetmelisin” dediğinde, gerçekte birisini affetmekte sınırımız olmadığını söylüyor. İsa, sadece başkalarının değil bizim de yararımıza olarak, affetmenin gerekliliği konusunda çok ciddi. İsa’nın bu noktaya parmak basmak için anlattığı benzetmenin ne kadar da güçlü olduğuna bakın. Biz birçok şey için affedilmiş olabiliriz; müjde tamamen bununla, bağışlanmayla ilgilidir (bkz. Çık. 32:32, Elç. 5:31, Kol. 1:14), fakat biz başkalarını Allah’ın bizi bağışladığı gibi bağışlamazsak vahim sonuçlarla karşılaşabiliriz.


Öyleyse Çarmıh üzerinde ve bize onun sayesinde verilmiş olan bağışlama üzerinde düşünmek neden çok önemlidir? Allah senin için bunu yaptıysa, seni affetmek bunu gerektirdiyse, ne kadar imkânsız görünürse görünsün başkalarını affetmeyi nasıl öğrenebilirsin?


Pazartesi


24 Mayıs


Canın Mabutları


Matta 19:16–30 ayetlerini oku. Yeni Ahit Hristiyanları olarak, bugün kendimizi bu hikâyeyle nasıl bağdaştırabiliriz? Bundan kendimiz için hangi dersleri alabiliriz?


Bu adam hakkında çok şey söylenmemesine rağmen, göze çarpan birkaç noktayı toparlayabiliriz. Adam zengindi, ileri gelenlerden biriydi (bkz. Luka 18:18) ve görünüşe göre Allah’ın yasasını büyük bir titizlikle yerine getiriyordu. Hayatında bir şeyin eksik olduğunu fark ettiğini de görebiliriz. Bu Martin Luther’in hikâyesinin bir bölümünü hatırlatıyor; dıştan dindar bir keşiş olsa da, içte ruhsal hayatından memnun değildi ve kurtuluş güvencesi konusunda sıkıntılıydı. Her iki durumda da bu adamlar, kendileriyle Allah arasındaki büyük boşluğun kendi dışa dönük işleriyle doldurulamayacağını hissetmişlerdi.


“Bu yönetici kendi doğruluğundan hiç şüphe etmiyordu. Herhangi bir konuda kusuru olduğunu hiç düşünmemişti, yine de bütünüyle hoşnut da değildi. Kendisinin sahip olmadığı bir şeyin eksikliğini hissediyordu. İsa küçük çocukları bereketlediği gibi onu da bereketleyip, canının eksiğini tamamlayamaz mıydı?”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s.518 [Sevgi Öğretmeni, s. 509].


Bazı insanlar bu hikâyede İsa’nın sonsuz hayata iyi işlerimizle sahip olduğumuzu öğrettiğini ileri sürebilir. Ne de olsa, Matta 19:17 ayetinde kayıtlı olan sözlerinde İsa “Yaşama kavuşmak istiyorsan, O’nun buyruklarını yerine getir” diyor. Bu konu hakkındaki tek ayet bu olsaydı, böyle bir iddiada bulunulabilirdi. Fakat bilhassa Pavlus’un yazılarında yer alan diğer birçok bölüm, yasanın kurtarmadığını fakat kurtuluşa olan ihtiyacımızı gösterdiğini öğretir (bkz. Rom. 3:28; Gal. 3:21, 22; Rom. 7:7). Aslında İsa bu adamı yaptıklarından daha fazlasına olan büyük ihtiyacını görmeye yönlendiriyordu. Ne de olsa, yalnızca yasanın tutulması bunu yapabilecek olsaydı, adam yasayı titizlikle tuttuğundan, zaten kurtuluşa sahip olurdu. Müjde kalbe nüfuz etmeli, doğrudan canın mabutlarına gitmeli ve Allah’la ilişkimize engel olan tutunduğumuz ne varsa yok olmalıdır. Bu durumda onun canının mabudu parasıydı. İsa zengin bir adamın kurtuluşunun ne kadar zor olduğunun altını çiziyor; fakat bu diyalogdan kısa bir süre sonra aynen bunun gerçekleştiği güzel bir hikâyeyi Luka kaydediyor (bkz. Luka 19:1–10).


Zengin adamın yerinde olsaydın ve İsa’ya aynı soruyu sorsaydın, sence sana ne yanıt verirdi? Cevabının çıkarımları hakkında düşün.


Salı


25 Mayıs


Bunda Bizim Ne Çıkarımız Var?


Zengin yöneticiyle gerçekleşen diyalogdan hemen sonra ne oldu?


“Bunun üzerine Petrus O’na ‘Bak’ dedi, ‘Biz her şeyi bırakıp senin ardından geldik, kazancımız ne olacak?’” (Matta 19:27).


Bu soruyu neyin teşvik ettiği hakkında ayetler bir şey söylemiyor, fakat büyük ihtimalle zengin adamın İsa’nın yanından ayrılmasına doğrudan bir yanıt olarak söylenmiş olabilir. Anlaşılan Petrus, bu adamın ve İsa’yı reddeden veya bir süre yanında kalıp terk edenlerin aksine, kendisinin ve diğer öğrencilerin O’nun için her şeyi bıraktıklarını ima ediyordu. Onlar kendilerine büyük maliyeti olmasına rağmen, O’na sadık kaldılar. Dolayısıyla, soru şu: Bunda bizim ne çıkarımız var?


Bugün bizim bakış açımızdan, bu soruyu öğrencilerin ne kadar katı yürekli ve ruhsal açıdan ne kadar anlayışsız olduklarının başka bir göstergesi olarak görebiliriz (ki bir ölçüde bu doğru). Öte yandan, neden Petrus’un sorusu gibi bir soru sormayalım ki? Neden İsa’yı takip ederek ne kazanacağını merak etmesin?


Ne de olsa burada hayat zor, en iyisine sahip olanlar için bile. Hepimiz düşmüş varlığımızın neden olduğu travmalara, hayal kırıklıklarına ve acıya maruz kalıyoruz. 1800’lerde İtalyan aydın Giacomo Leopardi “insan yaşamı hissettiği sürece memnuniyetsizlik ve acıyı da hisseder” diyerek, insanların ağır basan mutsuzluğu hakkında yazdı.


Hayat genellikle bir mücadele ve bu dünyadaki iyilik kötülüğe her zaman denk olmuyor. Öyleyse Petrus’un sorusu çok mantıklı. Hayat zor olduğu için, İsa’yı takip etmenin bize ne faydası var? İsa’nın bizden istediği taahhüdü vermenin karşılığında ne beklemeliyiz?


İsa bu soruyu nasıl cevapladı? (Bkz. Mat. 19:28–20:16.)


İsa’nın Petrus’u bencillik veya benzer bir şeyden ötürü azarlamadığına dikkat edin. Önce ona çok açık bir cevap verdi ve ardından işçilerle ücretleri hakkındaki benzetmeyi anlattı. Bu benzetmenin anlamı üzerine yüzyıllardır büyük tartışmalar devam etmiş olsa da, temel nokta net: İsa’dan bize vaat ettiği şeyi alacaksınız.


Biri sana “İsa’ya hizmet ettiğimde elime ne geçecek?” diye sorsaydı, cevabın ne olurdu?


Çarşamba


26 Mayıs


“Yapabiliriz”


Bugünün konusu olan Matta 20:20–27 ayetlerindeki Yakup ve Yuhanna’nın (ve annelerinin) hikâyesini gerçekten anlayabilmek için, önce Luka 9:51–56 ayetlerini okuyun. Bu olay İsa ve öğrencileri Yeruşalim’e doğru yola çıktıkları zaman, Yakup ve Yuhanna’nın göklerin krallığında İsa’nın sağında ve solunda oturmayı istemelerinden birkaç gün önce meydana geldi.


Matta 20:20–27 ayetlerini oku. Luka 9:51–56 ayetleri bize Yakup ve Yuhanna’nın göklerin krallığında İsa’nın sağında ve solunda oturmaya ne kadar hazır oldukları hakkında ne diyor?


Gökgürültüsü Oğulları olan Yakup ve Yuhanna, çevre bölgelerde müjdecilik yapmak için gönderilmelerinin ardından bile, hâlâ açıkça etraflarındaki insanların kurtuluşundan çok kendi geleceklerinden endişe ediyorlardı. Bu hikâye, kendi çapında, dünkü derste işlediğimiz Petrus’un İsa’yı izleyerek ne kazanabilecekleri sorusuna benzer gibi.


İsa’nın buradaki cevabını dikkatle inceleyin. “Siz ne dilediğinizi bilmiyorsunuz. Benim içmek üzere olduğum kâseyi içebilir misiniz? Ve vaftiz olunduğum vaftizle vaftiz olabilir misiniz?’” (Matta 20:22, Candemir). Başka bir deyişle, İsa’nın gelecekteki görkemiyle özdeşleşmek demek, öncelikle İsa’nın acısı ve ölümüyle özdeşleşmek demektir, onlar bunu tahmin etmemişlerdi ve buna hazır değildiler. Onların hemen “İçebiliriz” (Matta 20:22) yanıtını vermeleri, İsa’nın kendilerini ne hakkında uyardığını bilmediklerini gösteriyor. Eninde sonunda öğreneceklerdi.


Burada kendimiz için düşünmemiz gereken ilginç bir karşıtlık sergileniyor. Dünkü derste de gördüğümüz üzere, İsa’yı takip etmemiz karşılığında bize harika şeyler, hatta “sonsuz yaşam” (Matta 19:29) vaat edildi. Kutsal Kitap ayrıca bu dünyada İsa’yı takip etmenin bir bedeli olduğunu açıkça göstermektedir, bu bedel bazen çok büyük olabilir. İsa’nın Kendisi daha sonra Petrus’a şehit olarak öleceğini söyledi (bkz. Yuhanna 21:18, 19). Tarih boyunca pek çok imanlı İsa’yı takip ettiği için büyük bir bedel ödedi, hatta bugün bile ödüyorlar. Hatta, Rabb’i takip ettiğimiz için büyük bir bedel ödemediysek, yürüyüşümüzde bir şeylerin yolunda gitmiyor olup olmadığını kendi kendimize sormamız akıllıca olur. Bedel ne kadar ağır olursa olsun, yine de ucuz kalır.


Mesih’i takip etmek sana neye mal oldu? Cevabının çıkarımları hakkında iyice düşün.


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Yüzyıllar boyunca bazı insanlar “doğa kanunu” denen bir şeyi tartıştılar. Karşımıza birçok şekil ve formlarda çıksa da, temel fikir davranışlarımızı yönlendirecek ahlakî ilkeleri doğal dünyadan çıkarabileceğimiz fikridir. Bir anlamda, doğanın Allah’ın “İkinci Kitabı’ olduğuna inanan Hristiyanlar olarak, bu fikrin kısmen doğru olduğunu kabul edebiliriz. Örneğin, Romalılar 1:18–32 ayetlerinde, Pavlus’un insanların Allah hakkında doğal dünyadan ne öğrenmiş olmaları gerektiği konusundaki anlatımına bakın. Aynı zamanda, bu dünyanın günahkâr bir dünya olduğunu ve bizim onu günahkâr ve bozulmuş zihnimizle görüyor olduğumuzu da unutamayız. Bu yüzden doğadan yanlış ahlaki dersler çıkarabilecek olmamız bizi şaşırtmamalı. Örneğin, antik çağlarda ölümlü insana ait zihinlerin en büyüklerinden biri olan Grek filozof Aristo, kendi doğa anlayışına dayanarak köleliği savunmuştu. Ona göre, doğa iki sınıf insan ortaya çıkarmıştı, bunlardan biri “diğerlerine göre aşağı derecede olan... insanların yanında bir çeşit vahşi hayvan gibi olanlar”dı. Bu yüzden onlar için “köleliğe tabi bir yaşam yararlıdır.” Bu, dünyasal ilkelerin, değerlerin ve fikirlerin Allah’ın krallığının ilkeleri, değerleri ve fikirleriyle nasıl çatıştığını görebileceğimiz pek çok örnekten sadece birisidir. Bu nedenle, nerede doğmuş ve büyümüş olursak olalım, Allah’ın Sözü’nü araştırarak öğrenmeli ve yaşamımızı yönetmesi gereken ahlakî ve diğer değerler ile ilkeleri ondan çıkarmalıyız. Başka hiçbir şey özünde güvenilir değildir.


TARTIŞMA SORULARI:


İsa bizi kendimizi incitenlerin tümünü affetmeye çağırıyor. Buna kendi ailelerimiz de dahildir. Sizi inciten bir yakınınızı düşünün. Yara izleriniz her zaman kalacak olsa da, affedebilme noktasına nasıl erişebilirsiniz?


Pazar günkü dersteki, toplumunuzun değerlerinin Kutsal Kitap’ın değerleriyle çatışması hakkındaki sorulara verdiğiniz cevapları derste tartışın. Hristiyanlar olarak bu farklılıkları nasıl ele almalıyız?


Bir çocuk gibi alçakgönüllü olmanın büyüklüğü fikri üzerinde daha fazla düşün. Hristiyanlar olarak bu bizim için ne anlama geliyor?


Yedinci gün Adventistleri olarak bizler Allah’ın yasasına, yani On Emir’e itaate inanıyoruz ve bu konuda haklıyız. Allah’ın yasasına itaatin ne kadar önemli olsa da yeterli olmadığı ve gerçek Hristiyanlığın Allah’ın yasasına itaatin yanı sıra bundan daha fazlasını da kapsadığı konusunda, zengin yönetici hikâyesi bize daha neler anlatmalıdır?


Cuma


27 Mayıs


*28 Mayıs–3 Haziran


İsa Yeruşalim’de


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Zek. 9:9, Mat. 21:1–46, Rom. 4:13–16, Vahiy 14:7–12, Elç. 6:7, Mat. 22:1–15.


HATIRLAMA METNİ: “Kutsal Yazılar’da şu sözleri hiç okumadınız mı? Yapıcıların reddettiği taş, işte köşenin baş taşı oldu. Rabbin işidir bu, gözümüzde harika bir iş!” (Matta 21:42).


Matta 20:27 ve 28 ayetlerinde kayıtlı olan sözlerinde, İsa şöyle dedi: “Aranızda birinci olmak isteyen, ötekilerin kulu olsun. Nitekim İnsanoğlu hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.” Burada İsa, sonsuz Tanrı, her şeyi yaratan Kişi, bu dünyada hizmetçi hayatı yaşayan Kişi, kaybolanların, hastaların ve düşkünlerin ihtiyaçlarına hizmet ediyor (ki onların çoğu yine de O’nu küçümsemişti). Böyle bir özveriyi, böyle bir fedakârlığı kavramakta zorlanabiliriz!


Fakat O’nun hizmetçiliği ne kadar inanılmaz olsa da, mucize daha da derinlerde, zira sonsuz Tanrı olan İsa, şimdi buraya gelişinin tüm amacıyla yüzleşiyor: “canını birçokları için fidye olarak vermek.” Bu özveri ve fedakârlık, çok geçmeden meleklerin dahi yakından görmeyi arzu ettiği (1Pe. 1:12) bir sırla doruğa ulaşacaktır, bu da Çarmıh’tır.


Bu haftanın dersinde, İsa’nın birçoklarının arzuladığı ve umut ettiği gibi dünyasal bir kral olarak taç giymeye değil, fakat “Mesih sayesinde Tanrı’nın doğruluğu olalım” diye bizim için “günah sunusu” (2Ko. 5:21) olmak üzere Yeruşalim’e gelişinde gerçekleşen bazı önemli olaylar ve O’nun öğretileri işleniyor.


*4 Haziran Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

29 Mayıs


Önceden Bildirilmiş bir Geliş


Yahudiler Babil’deki 70 yıllık esaretin ardından Yeruşalim’e dönmeye başladı. Tapınaklarını tekrar inşa ettikleri için heyecanlıydılar, fakat temel atılırken, Süleyman’ın muhteşem tapınağını hatırlayanlar bu ikinci tapınağın güzellikte ilkinin yanına bile yaklaşamayacağını fark ettiler. Böylece “hıçkıra hıçkıra ağladılar” (Ezra 3:12).


Halk aralarında duran iki adamdan beklenmedik şekilde teşvik aldı: Hagay adında ihtiyar bir peygamberden ve Zekeriya adında genç bir peygamberden. Hagay halka Süleyman’ın tapınağının gerçek güzelliğinin Süleyman ya da başka birinin ona verdiklerinden gelmediğini hatırlattı. O Süleyman’ın tapınağı değildi. O Allah’ın tapınağıydı. Hagay şöyle dedi: “Her Şeye Egemen Rab diyor ki, ‘Kısa zamanda bir kez daha yeri, göğü, denizi, karayı sarsacağım. Bütün ulusları sarsacağım, değerli eşyalarını buraya getirecekler. Ben de bu tapınağı görkemle dolduracağım.’ Böyle diyor Her Şeye Egemen Rab. ‘Gümüş de, altın da benim diyor’ Her Şeye Egemen Rab. ‘Yeni tapınağın görkemi, öncekinden daha büyük olacak. Buraya esenlik vereceğim.’ Böyle diyor Her Şeye Egemen Rab.” (Hag. 2:6–9).


Genç peygamber Zekeriya söz aldığında umutlar daha da arttı: “Ey Siyon kızı, sevinçle coş! Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı! İşte kralın! O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür. Eşeğe, evet, sıpaya, eşek yavrusuna binmiş sana geliyor! ” (Zek. 9:9).


Bu hayret verici peygamberlik sözleri, Matta 21:1–11 ayetlerinde anlatılan İsa’nın Yeruşalim’e girişine nasıl uygulanır?


“Mesih, kralların giriş yapmasına ilişkin Yahudi geleneğini yerine getiriyordu. Bindiği hayvan İsrail krallarının bindiği hayvandı, peygamberlik sözleri de Mesih’in Kendi krallığına bu şekilde gelmesi gerektiğini önceden bildirmişti. Sıpanın üzerine binmesiyle birlikte zafer çığlıkları göğü inletti. Kalabalık O’nu kralları Mesih olarak selamladı. İsa daha önce asla izin vermediği bu hürmeti kabul etmişti ve öğrenciler bunu büyük umutlarının O’nu tahtına kurulmuş olarak görerek gerçekleşeceğinin bir kanıtı olarak aldılar. Kalabalık özgürlük saatinin çok yakında olduğuna ikna olmuştu. Roma ordularının Yeruşalim’den kovuluşunu ve İsrail’in bir kez daha bağımsız bir ulus oluşunu gözlerinde canlandırdılar.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 570 [Sevgi Öğretmeni, s. 560].


Tekrar tekrar, Kutsal Yazılar’ın nasıl gerçekleştiğini görüyoruz, fakat insanlar o anda bunu anlamadılar. Önyargılı fikirlerin gerçeği nasıl saptırabileceği hakkında kendimize ne gibi dersler çıkarabiliriz?


Pazar


30 Mayıs


İsa Tapınakta


İnsanoğlunun günaha düşüşünün ilk günlerinden beri, hayvanların kurban edilmesi kurtuluş planını, yani gelecek Mesih’e iman aracılığıyla lütuf yoluyla gelen kurtuluşu dünyaya öğretmek için Allah’ın seçtiği araçtı (bkz. Rom. 4:13–16). Bu gerçeğin güçlü bir örneği Yaratılış 4. bölümde Kayin ve Habil’in öyküsünde, diğer şeylerle birlikte ibadet dolayısıyla ortaya çıkan trajedide bulunabilir (ayrıca bkz. Va. 14:712). Böylece Allah İsrail’i Kendi seçilmiş halkı, “rahipler krallığı, kutsal ulus” (Çık. 19:6) olarak çağırdığında, aynı zamanda kurtuluşun daha tamamlayıcı bir açıklaması olarak tapınak sistemini de kurdu. Çöldeki tapınma çadırından Süleyman’ın tapınağına, oradan Babil dönüşünden sonra inşa edilen tapınağa dek, müjde tapınak hizmetlerindeki simgeler ve örneklerle açıklanmıştı.


Fakat ilahî kaynaklı olmasına rağmen, tapınak ve onun ritüelleri günahlı insanlar tarafından yürütülüyordu ve insanların dâhil olduğu hemen her şeyde olduğu gibi bozulma meydana geldi; Allah’ın sevgisini ve lütfunu günahlı dünyaya göstermek için kurduğu bu kutsal hizmette bile. İsa’nın zamanında rahiplerin (hizmetleri yürütme görevinin bizzat emanet edildiği kişilerin!) açgözlülüğü ve para hırsı nedeniyle ilgili hizmetler öyle korkunç bir şekilde çarpıtılmıştı ki, “kurban ibadetinin kutsallığı halkın gözünde büyük ölçüde yok olmuştu.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 590 [Sevgi Öğretmeni, s. 577].


Matta 21:12–17 ayetlerini oku. Allah’a ibadet edenler olarak bizim için burada ne gibi dersler var?


Diğer birçok yerde olduğu gibi, İsa yaptığını doğrulamak için Kutsal Yazılar’dan alıntı yaptı, bu da Rabb’in takipçisi olan bizim tüm dünya görüşümüzde ve ahlak sistemimizde Kutsal Kitap’ı örnek almamız gerektiğine daha fazla kanıt sunuyor. Kutsal Yazılar’dan alıntı yapmasının yanı sıra, körleri ve topalları iyileştirme mucizeleri de vardı. Tüm bunlar O’nun ilahî doğasına ve çağrısına ilişkin daha güçlü ve ikna edici kanıtlar teşkil ediyordu. Tüm bu kanıtlara karşı en duyarlı ve en açık olması gerekenlerin O’na karşı en sert şekilde savaşanlar olması ne kadar da acı verici. Dünyevî hazinelerini ve tapınağın “kâhyaları” ve “gözeticileri” olarak konumlarını kaybetme korkusuyla, birçok kişi tapınak hizmetinin işaret ettiği asıl şeyi, İsa’da kurtuluşu kaybedecekti.


Dünyada herhangi bir şeyi (hatta iyi bir şey bile olsa) kazanma veya elde tutma arzumuzun, gerçekten önemli olan şeyi, yani İsa’da sonsuz hayatı tehlikeye atmasına izin vermediğimizden nasıl emin olabiliriz?


Pazartesi


31 Mayıs


Meyve Yok


İsa’nın tapınağı temizlemesi bir merhamet eylemiydi. Alım satım yapılan yer uluslara ayrılmış bölgeydi ve İsa Kendi evinin tüm halklar için dua ve ibadet yeri olmasını planlamıştı.


Fakat temizleme aynı zamanda bir yargı işiydi de. Tapınağı yöneten rahipler ellerindeki tüm halkları bereketleme fırsatını mahvetmişlerdi; onların yargı günü yakındı. İsa’nın Kendi ilahî çağrısını göstermek için yaptığı her şeye rağmen, bu adamlar yine de onu ısrarla reddettilerse, kendi üzücü seçimlerinin sonuçlarını biçmelerinden başka ne olabilirdi ki?


Matta 21:18–22 ayetlerini oku. İsa incir ağacını lanetlemesi, tapınağı temizlemesiyle ne bakımdan ilgilidir?


İsa incir ağacını, Yahudi ulusunun birçok önderinin kendi ektiklerini nihaî ve geri dönülmez olarak biçmelerine ilişkin canlandırılmış bir benzetme olarak lanetledi. Yine de, bu benzetmenin tüm dini önderlerle ilgili olmadığını unutmamalıyız. Birçoğu aslında İsa’ya Mesih olarak iman etti. “Tanrı Sözü giderek gelişiyor, Yeruşalim’de öğrencilerin sayısı gitgide çoğalıyordu. Rahiplerden oluşan büyük bir topluluk da İman’a katıldı.” (Elç. 6:7, Cosmades). Fakat aynı incir ağacının meyve vermediği gibi, yakında yürürlükten kalkacak olan tapınak hizmeti de meyve vermemişti.


Bu eylem ve İsa’nın sert sözleri, O’nun hizmeti boyunca gösterdiği şefkat ve kaynaşma derslerini hâlâ öğrenmeye çalışan öğrencilere güçlü bir şok yaşatmış olmalı. Bu, dünyayı yargılamaya değil kurtarmaya gelmiş olduğunu ilân eden İsa’ydı; “İnsanoğlu insanların canlarını yok etmeye değil, ancak kurtarmaya geldi” (Luka 9:56, Candemir) diyen aynı İsa’ydı. O’nun hizmetinde yaptığı her iş ve söylediği her söz, günahkâr insanlığı yenilemeye, insanlara O’ndaki yeni yaşam umudunu ve vaadini göstermeye adanmıştı. Bu yüzden böyle katiyetle ve sertlikle konuşması ve hareket etmesi onları şaşırttı, bu nedenle Matta, öğrenciler İsa’nın yaptığını görünce “şaşkına döndüler” diye yazdı.


Şüphesiz, er ya da geç insanlar Allah’ın merhametini ve lütfunu tamamen reddederler (bkz. Yar. 6:13, 15:16, 19:24, Va. 22:11). Yine de, başkaları hakkında, hatta kendimiz hakkında, bu tür yargılarda asla kendimiz bulunmayıp bunu Allah’a bırakmamız neden çok önemlidir?


Salı


1 Haziran


Taş


Eğer birkaç gün ömrünüz kalmış olsaydı, bu günlerde ne yapardınız? İsa’nın yaptığı şeylerden biri, dinleyicileri üzerinde derin bir etki bırakacak hikâyeler anlatmaktı.


Matta 21:33–46 ayetlerini oku. Aşağıdakilerin her biri kimi temsil ediyor?


Toprak sahibi: ___________________________________________


Bağcılar: _______________________________________________


Köleler: ________________________________________________


Oğul: __________________________________________________


İsa’nın Mezmurlar 118:22 ve 23 ayetlerinden yaptığı alıntıya dikkat edin. Mesih reddedilen taşa ilişkin peygamberlik sözünü aktarırken, İsrail tarihinde meydana gelmiş bir olaya gönderme yaptı. Olay ilk tapınağın yapımıyla bağlantılıydı. Süleyman’ın tapınağı inşa edilirken, duvarlarda ve temelde kullanılacak olan dev taşlar bütünüyle taşocağında hazırlanıyordu. Bunlar binaya getirildikten sonra üzerlerinde herhangi bir alet kullanılmamalıydı, ayrıca keski ve çekiç sesi duyulmamalıydı. İşçiler bunları yalnızca yerlerine koymalıydı. Temelde kullanılmak üzere, olağandışı büyüklükte ve özel bir şekilde olan bir taş getirilmişti. Fakat işçiler bunu koymak için uygun bir yer bulamadılar ve onu reddettiler. Yolları üzerinde kullanılmadan dururken onlara rahatsızlık veriyordu. Uzun süre reddedilmiş bir taş olarak kaldı.


“Fakat köşe taşını koyma zamanı geldiğinde yapıcılar uzun süre yeterli büyüklükte, sağlamlıkta ve uygun şekilde olan, o özel yere uyacak ve üzerine gelecek olan büyük ağırlığı taşıyabilecek taşı aradılar... Fakat en sonunda dikkatler uzun süredir reddedilen taşa çevrildi... Taş kabul edildi, belirlenen yerine getirildi ve tam tamına uygun bulundu.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 598 [Sevgi Öğretmeni s. 586].


Matta 21:44 ayetini tekrar oku. Kendini taşla ilişkilendirmenin iki değişik yolu tasvir edilmiş: biri taşın üzerine düşmek ve parçalanmak; diğeri taşın sizin üzerinize düşmesi ve altında ezilmeniz. İkisi arasındaki çok önemli fark nedir? (Ayrıca bkz. Mez. 51:7 ve Dan. 2:34).


Çarşamba


2 Haziran


Lütfun Bedeli


Kutsal Kitap’ın harika haberi, bizi İsa’nın çarmıhtaki kurbanlığı aracılığıyla günahın ve ölümün bu karmaşasından kurtaran sevgi dolu Allah tarafından yaratılmış oluşumuzdur. Tüm Kutsal Kitap boyunca değişik şekillerde görünen tema budur. Bunu ayrıca aşağıda, İsa’nın anlattığı benzetmede de görebiliriz.


Matta 22:1–15 ayetlerini oku. Bu benzetme imanla kurtuluş hakkında ne öğretiyor?


Bu benzetme sert görünse de, çok önemli konuların söz konusu olduğunu hatırlamak gerek: her bir insan için sonsuz hayat veya sonsuz yok oluş. Buna karşıt olarak, başka neyin gerçekten önemi olabilir?


İnsanlığın kurtuluşunu sağlamanın Allah’a neye mal olduğunu görmek için Çarmıha baktığımızda, bu konuların ne kadar geniş ve derin ve anlaşılmaz derecede kapsamlı olduğunu görebilmeliyiz. Sonsuz Tanrılığın Bir Kişi’sinin, Allah’ın günaha karşı gazabının en şiddetli kısmını kendi üzerine almasından söz ediyoruz. Bundan daha ciddi bir şey olamaz. Bu sonsuzluk boyunca araştıracağımız bir konuysa, şu anda bunu zor algılamamız şaşırtıcı değil.


Bu nedenle benzetmedeki bu güçlü ve değişmez sözler bize verildi. Allah herkesin düğün şöleninin bir parçası olması için tam hazırlık yaptı (bkz. Va. 19:7); gerekli olan her şey merhametle, öyle ciddi bir bedelle sağlandı ki, hiçbir benzetme bunu hakkıyla gösteremez. Dolayısıyla, düğüne çağrılmış olanların buna “aldırmamaları” ve kendi işlerine gitmeleri yeterince kötüydü. Hatta bazıları kendilerine bu merhametli daveti getirenlere saldırdılar. Tavizsiz cevaba şaşmamalı.


“Düğün giysisi” ne anlama gelir? Ayrıca bkz. Va. 19:8


Giysi Mesih’in doğruluğunu, kutsalların yaşamlarında ve eylemlerinde açığa çıkan doğruluğu temsil eder. Giysisiz adam, kurtuluşun ve lütfun getirdiği ayrıcalıkları isteyen, fakat müjdenin yaşamlarını ve karakterlerini değiştirmesine izin vermemiş olan sözde Hristiyanları temsil ediyordu. Davete karşılık verenler için, büyük masraf edilerek her türlü hazırlık yapılmıştı. Öyleyse bu benzetmenin de gösterdiği üzere, Allah’ın krallığına girmek için sadece kapıya gelmekten daha fazlası gerekiyor.


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Londra gazetesinin manşeti şöyleydi: “Apartman dai resinde ölen kadın üç yıl orada kaldı: Joyce’un iskeleti koltuk üstünde ve televizyon açık halde bulundu” (www.theguardian.com/film/2011/Oct/09/joyce-vincent-death-mystery-documentary). Londra’da bir apartmanda üç yıldır ölüydü ve kimse onu özlemedi mi? Onu kontrol etmek için kimse aramadı mı? Bilhassa iletişimin neredeyse sınırsız olduğu bu çağda, bu nasıl olabilir? Hikâye ilk kez ortaya çıktığında, özellikle Londra’daki insanlar afalladılarsa da, uluslararası bir haber oldu. Kadın nasıl bu kadar uzun bir süredir ölmüş olabilir ve kimse bunun hakkında bir şey bilmezdi? Ancak, müjdenin ve bize sağlanması büyük bir bedele mal olan kurtuluşun vaadi ve umudu olmadan, hepimiz Londralı zavallı kadın gibi aynı kayıtsızlığa maruz kalmaya mahkûmuz. Fakat bu durum daha da kötü, zira bizi bulacak kimse olmayacak, hatta ölümümüzün üzerinden üç yıl, hatta üç milyar yıl geçse bile, ağıt yakacak biri bulunmayacak. Güncel bilimsel fikir birliğine göre, “Kozmik Isı Ölümü” veya buna benzer neşeli bir isim verilen olayla, er ya da geç tüm evren tükenecek ve ölecek. Fakat Çarmıh’ın bize söylediği bu görüşün yanlış olduğudur; sonsuz kayıtsızlık yerine, yeni bir gökte ve yeni bir yeryüzünde sonsuz hayat vaadine sahip olabiliriz. Önümüzde böyle inanılmaz derecede harika bir beklenti her zaman mevcutken, İsa’da bize sunulan şeyi elde etmemize herhangi bir kimsenin veya herhangi bir şeyin engel olmasına izin vermemeyi nasıl öğrenebiliriz?


TARTIŞMA SORULARI:


Ölümün ne kadar nihaî ve ne kadar güçlü olduğunu ve binlerce yıldır onu yenmek için harcanan tüm insanî çabaların ne kadar boş olduğunu düşün. Bir dereceye kadar, yapabileceğimiz en iyi şey cesetlerimizi korumaya almaktır ki, bunun ölümü yenmesini beklemek ancak motoru yanmış bir arabaya bir kat boya atıp yeniden çalışmasını beklemek gibi bir şey olur. Öyleyse, ölümü bizim yerimize yenmenin Tanrı’nın Oğlu’nun ölümü ve dirilişi gibi çok çarpıcı ve dramatik bir bedeli olmasına şaşmamalı. Bu bize tüm umutlarımızın ve tüm inandıklarımızın merkezinde Çarmıh olması gerektiği konusunda ne söylemeli?


İsa’nın doğruluğunu giyinmiş olmanın ne demek olduğu üzerinde daha fazla düşün. Bu konudaki uygun ve dengeli bir anlayış bizi ucuz lütuf veya yasacılık tuzağına düşmekten nasıl koruyabilir ve her iki aşırı uçtan uzak durmamız neden çok önemlidir?


Cuma


3 Haziran


*4–10 Haziran


Son Günlerdeki Olaylar


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Çık. 19:5, 6; Mat. 23; Yu. 12:20–26; Mat. 24; 1Se. 4:16.


HATIRLAMA METNİ: “Kendini yücelten alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir” (Matta 23:12).


İsa’nın ikinci gelişi Hristiyan inancının doruk noktasıdır. İsa’nın ilk gelişi ve çarmıhta ölümü, O’nun ikinci gelişinin çok önemli öncüleridir. Birinci geliş olmadan ikincisi olamazdı ve ikincisi olmadan birincisi sonuçsuzdur. Zaman açısından olmasa bile amaç açısından her ikisi de birbirine ayrılmaz olarak bağlıdır, bu amaç ise insanlığın kurtuluşu ve büyük mücadelenin sonudur. İlk geliş gerçekleşti, tamamlandı ve bitti; şimdi özlemle ve istekle ikinci gelişi bekliyoruz.


Bu hafta Matta 23. bölümde kayıtlı olanları, İsa’nın bazı Yahudi liderlere, tek kurtuluş umutları olan tövbe etmeleri ve Kendisini kabul etmeleri için, son kez çağrıda bulunmasını inceleyeceğiz. Bundan sonra, Matta 24. bölümde, İsa ikinci gelişinden önce gerçekleşecek olan olaylarla ilgili sorulara cevap verdi. İsa burada dönüşünden önce gerçekleşecek olayları Yeruşalim’in yıkılışına bağlayarak, oldukça ciddi bir resim çiziyor.


Yine de, gerçekleşecek şeyler ne kadar zor olursa olsun (savaş, kıtlık, ele verilme vs.) bize “İnsanoğlu’nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geleceği” (Matta 24:30) vaadi verildi. Başka bir deyişle, sıkıntılara ve acılara rağmen, sevinmek için pek çok sebebimiz var.


*11 Haziran Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

5 Haziran


Kör Kılavuzlar


İsrailoğulları’nı güçlü eli ve kudretli koluyla Yeruşalim’e yönlendiren İsa’nın Kendisiydi. Onları Mısır’dan çıkarıp kartal kanatları üzerinde taşıyarak Kendi yanına getirdi. “Bütün uluslar içinde öz halkım olursunuz. Çünkü yeryüzünün tümü benimdir. Siz benim için kahinler krallığı, kutsal ulus olacaksınız” (Çık. 19:5, 6).


Bir anlamda İsa İsrail’e Sina adındaki güzel dağda evlilik teklif etmişti. Çıkış 24. bölümde kayıtlı olduğu üzere, önderler ve ihtiyarlar “dağa çıkarak İsrail’in Tanrısı’nı gördüler. Tanrı’nın ayakları altında laciverttaşını andıran bir döşeme vardı. Gök gibi duruyordu... Tanrı’yı gördüler, sonra yiyip içtiler.” (Çık. 24:911). Mesih, tıpkı bir adamın evlenmek ve harika bir gelecek paylaşmak istediği kadına kadeh sunması gibi, Kendi antlaşmasının kadehini İsrail’e sundu. İsrail kadehi kabul etti ve “Evet, vaat edilen ülkede Seninle birlikte sonsuza dek yaşamak istiyoruz” dedi.


Bu bilgiyi aklında tutarak Matta 23. bölümü oku. İsa İsrail’in önderlerine ne diyor? Hangi uyarı veriliyor? Daha da önemlisi, onları özellikle azarladığı konulardan kendimiz için hangi dersleri çıkarabiliriz? Aynı şeyden suçlu olmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?


Matta 23. bölümde kayıtlı olan sözler, İsa’nın sevdiğine barışmak için son çağrısı idi. Fakat sevdiği O’nu terk etti. İsa onun kararını kabul etti ve son defa evlerinden (yani tapınaktan) çıktı. “Bakın” dedi, “eviniz ıssız bırakılacak!” (Matta 23:38). İsa’nın tapınaktan ayrılmasıyla, tıpkı Rabb’in onları başta kurtardığı çöl gibi ıssız, boş ve terk edilmiş halde kaldı.


Kurtuluş tarihinde büyük bir geçiş gerçekleşmek üzereydi ve bu önderlerle onların aldatacağı kişiler bunu kaçıracaktı. Bu arada diğer pek çokları, Yahudiler ve ardından Uluslar, Kutsal Ruh’un yönlendirmesine açık olarak İsrail’in büyük işini ve çağrısını yerine getirmeye devam edecekti. Onlar İbrahim’in gerçek soyu ve “vaade göre mirasçı” (Gal. 3:29) olacaklardı. Biz de bugün, aynı ilahî çağrıyı almış olarak, aynı halkın bir parçasıyız.


Pazar


6 Haziran


Sonun Belirtileri


İsa’nın Kendisini reddeden Yahudi liderleri azarlamasından sonra, Yuhanna 12:20–26 ayetleri hayret verici bir ricayı kaydeder. “İsa’yı görmek” isteyen Grekler olduğu O’na söyleniyor (21. ayet). Fakat bu Grekler ricalarını ilk önce İsa’ya sadık olan Yahudilere bildiriyorlar. Çok geçmeden çok daha büyük ölçekte benzer bir şey gerçekleşecekti: bazı Yahudiler İsa’yı reddederken, diğerleri Uluslardan olan pek çoklarının O’nun bilgisine ulaşmalarının başlıca aracı olacaklardı. Bu ricanın İsa’nın önderlere evlerinin ıssız bırakılacağını söylemesinden hemen sonra gelmesi ne kadar da hayret verici. Gerçekten, eski çok yakında yerini yeniye, başlangıçtan beri Allah’ın maksadı olana bırakacaktı: Yahudilerin olduğu gibi Ulusların da kurtuluşu.


Matta 24:1–14 ayetlerinde, İsa hem sadık imanlılar hem de genelde tüm dünya için nasıl bir tablo sunuyor?


İsa ikinci gelişinin ve dünyanın sonunun belirtisine ilişkin sorulara karşılık olarak bu cevabı veriyor. “İsa öğrencilerine cevap verirken Yeruşalim’in yıkılışı ile O’nun gelişinin büyük gününü ayrı ayrı ele almadı. Bu iki olayın tasvirlerini birleştirdi. İsa gelecekteki olayları öğrencilerine Kendi gördüğü gibi açsaydı, onlar bu manzaraya dayanamazlardı. Onlara merhamet ederek bu iki büyük krizin anlatımlarını birbirine karıştırdı ve anlamını araştırmayı öğrencilere bıraktı... Tüm bu konuşma sadece öğrencilere değil, bu dünya tarihinin son sahnelerinde yaşacak olanlara da hitaben yapılmıştı.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 628 [Sevgi Öğretmeni, s. 621, 622].


İsa’nın cevabında bir şey çok açık: O’nun ikinci gelişine doğru yol açan olaylar pek iç açıcı değil. İsa herhangi bir dünyevî ütopya veya bin yıllık dünyevî barış hükümranlığı öngörmedi. Savaş, ihanet, doğal felaketler, zulümle karşılaşan kilise, sahte mesihler ve hatta sahte kardeşler. Burada tasvir edilen en olumlu öngörü, “krallığın... bütün dünyada ilân edilecek” olmasına ilişkin vaat (14. ayet, Candemir).


İsa, Matta 24:13 ayetinde kayıtlı olan sözlerinde, “sonuna kadar dayanan kurtulacaktır” diyor. Seni kolayca yıpratabilecek ve vazgeçmene neden olabilecek sıkıntıların ortasında kendini ruhsal olarak güçlü halde tutabilmek için ne yapabilirsin? Biz bunun başkalarında gerçekleştiğini gördük; neden bunun bize olamayacağını düşünecek kadar akılsız olmamalıyız?


Pazartesi


7 Haziran


Yeruşalim’in Ölümü


Matta 24:15–22 ayetlerini oku. İsa burada ne hakkında konuşuyor? Tekrar, Kendisine sorulan sorulara karşılık olarak nasıl bir resim çiziyor?


“Yıkıcı iğrenç şey” genellikle bir tür küfür veya kutsal bir şeye saygısızlık olarak anlaşılır. İsa açıkça anlaşıldığı üzere MS. 70 yılında meydana gelecek olan Yeruşalim’in yıkılışı hakkında konuşuyor. Dün gördüğümüz gibi, İsa bu olayın tasviriyle ikinci gelişinden önce dünyanın genel durumun tasvirini birbirine karıştırdı. “Mesih Yeruşalim’de, imansızlık ve isyan ile katılaşan ve Allah’ın cezalandırıcı yargısına bir an önce uğramak için acele eden bir dünyanın simgesini görmüştü.”—Ellen G. White, Büyük Mücadele, s. 22.


Yine de, ıssızlığın ortasında bile, Rab kurtulacak olan herkesi kurtarmaya çalışıyor. Konuşmanın Luka’daki anlatımında, İsa öğrencilerine bu iğrenç şey dikilmeden önce kaçmalarını söylüyor: “Yeruşalim’in ordular tarafından kuşatıldığını görünce bilin ki, kentin yıkılacağı zaman yaklaşmıştır. O zaman Yahudiye’de bulunanlar dağlara kaçsın, kentte olanlar dışarı çıksın, kırdakiler kente dönmesin. Çünkü o günler, yazılmış olanların tümünün gerçekleşeceği ceza günleridir.” (Luka 21:20–22).


Yeruşalim’de olan Hristiyanlar bu olanları gördüklerinde İsa’nın verdiği talimat uyarınca şehirden kaçtılar, Yahudilerin çoğu ise geride kaldı ve yok edildiler. Tahminen bir milyonun üzerinde Yahudi Yeruşalim kuşatması sırasında öldü, 97 bin kadar Yahudi ise esir alındı. “Fakat savaşa geçici bir ara verildiğinde, Romalılar Yeruşalim kuşatmasını beklenmedik bir şekilde kaldırdıklarında, tüm Hristiyanlar kaçtı ve söylendiğine göre hiçbiri hayatını kaybetmedi. Çekildikleri yer Ürdün Irmağı’nın doğu eteklerinde, Celile gölünün güneyinde, yaklaşık 27 km uzaktaki Pella şehriydi.”—Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi, cilt 5, s. 499.


Birinin seni bir konuda uyardığı fakat senin onu dinlemediğin ve uyarıldığın şeyin daha sonra başına geldiği bir zamanı düşün. Allah’ın Sözü’ndeki harika vaatleri dinlememizin yanı sıra, onun uyarılarına da kulak vermemiz neden çok önemli?


Salı


8 Haziran


İsa’nın İkinci Gelişi


İsa’nın Matta 24. bölümde kayıtlı olan cevabı, “Senin gelişini... gösteren belirti” (3.ayet), yani Mesih’in hükümdarlığının gelişi hakkındadır.


İsa gelişinden önceki olaylar bağlamında başka hangi uyarıyı veriyor ve bu bildiri tarih boyunca nasıl görüldü? Matta 24:23–26.


Dünyasal bir bakış açısıyla küçük bir takipçi kitlesi olan Celileli gezici bir vaizden fazlası olmayan İsa, yine de birçoklarının O’nun adıyla gelip kendilerinin O olduklarını iddia edeceklerini mi öngörüyor? Tabi ki, yüzyıllar boyunca, hatta bugün bile tam olarak meydana gelen budur ve bize Allah’ın Sözü’nün doğruluğuna dair daha güçlü kanıt veren bir gerçektir.


Matta 24:27–31 ayetlerini oku. İkinci geliş nasıl tasvir edilmiş? O geldiği zaman ne oluyor?


Birçoklarının gelip Mesih olduklarını iddia edecekleri uyarısından sonra, İsa dönüşünün gerçekten nasıl olacağını tasvir ediyor.


Birincisi, İsa’nın ikinci gelişi şahsi ve gerçek bir geliştir. Dünyaya geri dönen İsa’nın Kendisidir. “Rab’bin kendisi... gökten inecek” (1Se. 4:16) sözleri, Mesih’in dönüşünün bir ülkü veya insanlık tarihinde yeni bir çağın başlangıcı anlamına geldiğini iddia edenlerin tezini bariz şekilde çürütmektedir. O’nun dönüşü göğü bir ucundan öbür ucuna dek aydınlatan şimşek gibi görünür olacak. “Her göz O’nu görecek” (Va. 1:7). Borazan imgesi bu olayın sesli olacağını, hatta ölüleri uyandırmaya yetecek kadar yüksek sesli olacağını gösteriyor! En önemlisi de, İsa’nın ilk gelişi mütevazı bir geliş idiyse, ikinci gelişinde İsa tüm düşmanlarını (ve bizim düşmanlarımızı da) yenmiş (1Ko. 15:25) muzaffer bir Kral olarak (Va. 19:16) gelecek.


Dünyamızın geleceği hakkında birçok hengâmenin ve belirsizliğin olduğu bir dönemde, İkinci Geliş vaadinden kişisel güç ve umut çıkarmayı nasıl öğrenebiliriz?


Çarşamba


9 Haziran


Uyanık Kalmak


İsa Mesih’in ikinci gelişi tüm Hristiyan umutlarının doruk noktasıdır; bize verilen tüm sözlerin yerine gelişidir. Olmasaydı, ne olurdu? Herkes gibi biz de öldükten sonra toprağın altında çürür giderdik. İkinci Geliş ve onun sonuçları olmadan, imanımız hakkındaki her şey yalan ve saçmalık olur, ona karşı getirilmiş tüm eleştiriler ve iddialar haklı çıkmış olur.


Öyleyse O’nun dönüşünün özlemiyle bazı Hristiyanların O’nun dönüş tarihini belirlemelerine şaşmamalı. Sonuçta birçok şey bu dönüşe bağlı. Tabi ki, bildiğimiz üzere, Mesih’in dönüşüne ilişkin olarak daha önce verilen tarihlerin hepsi yanlıştı.


Matta 24:36 ve 42 ayetleri tarih belirleyenlerin nerede hata yaptığını nasıl açıklıyor?


Mesih’in ne zaman döneceğini bilmediğimiz için, tam bu nedenle, bize her zaman hazır olmamız ve “uyanık kalmamız” söyleniyor.


Matta 24:42–51 ayetlerini oku. İsa burada uyanık kalmanın ve İkinci Geliş için hazır olmanın ne demek olduğu hakkında ne söylüyor?


İsa çok açık konuşuyor: O’nun ne zaman geri geleceğini bilmiyoruz. Aslında O, O’nu hiç beklemediğimiz bir anda gelecek. Bu yüzden O’nun gelişine her zaman hazır olmalıyız. Ne zaman geleceğini bilmesek dahi, O her an geri gelecekmiş gibi yaşamalıyız. “Tamam, O uzun bir süre gelmeyecek; böylece canımın çektiği her şeyi yapabilirim” düşüncesi, tam da İsa’nın bizi hakkında uyardığı bir düşünce tarzıdır. Biz, ne zaman döneceğine bakmaksızın, Rabb’i sevdiğimiz ve O’nun gözünde doğru olanı yapmak istediğimiz için, sadık olmaya çalışmalıyız. Ayrıca, yargıyla ilgili uyaran, özellikle başka insanlara kötü davrananlara karşı uyarılar içeren tüm ayetlere rağmen, İkinci Geliş’in zamanının gerçekten bir anlamı yok. Er ya da geç, yargı gelecek.


Mesih’in dönüşüne uzun süredir inanan Yedinci Gün Adventistleri olarak, incelikli olarak da olsa bu “kötü köle”nin yaptığı hatayı yapmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Matta 24. bölümde tasvir edilen olaylar bağlamında, İsa ayrıca “Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak” dedi (34. ayet). Bu ayet kafa karışıklığına sebep oldu, zira tüm bunlar açık bir şekilde tek bir nesil zamanında gerçekleşmedi. Dr. Richard Lehmann, Yedinci Gün Adventist İlahiyatı El Kitabı’nda, “nesil” (veya kuşak) olarak tercüme edilen Grekçe sözcüğün çoğunlukla belirli bir grup veya sınıf insan için kullanılan İbranice dôr sözcüğüne karşılık geldiğini belirtiyor, örneğin “inatçı, başkaldırıcı... bir kuşak” (Mez. 78:8) gibi. Bu nedenle İsa bu sözcüğü zamanı veya tarihleri belirtmek için değil, bahsettiği insan sınıfını tanımlamak için kullanıyordu. “Bu Eski Ahit kullanımına uygun olarak, İsa “bu kuşak” terimini, zamana ilişkin bir anlamı olmadan, bir insan sınıfından bahsetmek için kullanmış olmalıdır. Kötü kuşak, kötü nitelikleri paylaşan herkesi kapsayabilirdi (Matta 12:39, 16:4, Markos 8:38).”—Handbook of Seventh-day Adventist Theology [Yedinci Gün Adventist İlahiyatı El Kitabı] (Hagerstown: Review and Herald ® Publishing Association, 2000), s. 904. Başka bir deyişle, kötülük zamanın sonuna kadar, İsa geri gelene kadar var olacak.


TARTIŞMA SORULARI:


Yedinci Gün Adventistleri olarak, gecikme gibi görünen şeylerle nasıl başa çıkıyoruz? Adventistlerin önceki nesilleri İsa’nın kendi yaşadıkları zamanda geleceğine inanmadılar mı? Pek çoğumuz da bunun bizim zamanımızda gerçekleşmesini beklemiyor mu? Aynı zamanda, O’nun dönüşünü belirli herhangi bir zaman diliminde beklemek bir nevi tarih belirlemek anlamına gelmiyor mu? İkinci Geliş’i nasıl ele alacağımız konusunda doğru dengeyi nasıl bulabiliriz? “Kötü köle”nin davranışından sakınırken, aynı zamanda her gazete manşetinde sonun hemen gelmekte olduğunun işaretini görenlerin tavrından nasıl sakınabiliriz? İkinci Geliş’i bekleyen bizler arasındaki tavır ne olmalı?


İsa’nın İkinci Geliş’in nasıl olacağına ilişkin tanımlamasını tekrar okuyun. Bazı popüler İkinci Geliş anlayışlarından farkları nelerdir? Ayetlerin ne kadar açık olduğunu düşünürsek, neden birçokları Kutsal Yazılar’a böylesine aykırı şeylere inanıyor? Kendi görüşlerini savunmak için hangi iddialarda bulunuyorlar ve onlara nasıl karşılık vermeliyiz?


Gecikmeyle birlikte yaşamayı nasıl öğreniriz? Hangi Kutsal Kitap karakterleri gecikmeyle birlikte yaşamak zorunda kaldılar ve onlardan ne öğrenebiliriz? Örneğin, Yusuf, İbrahim ve Sara, Kalev ve Yeşu? Ayrıca, Vahiy 6:9 ve 10 ayetleri gecikme hakkında ne diyor?


Cuma


10 Haziran



*11–17 Haziran


İsa’nın Son Günleri


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Mat. 26:1–16, Luk. 12:48, Mat. 26:17–19, 1Ko. 5:7, Mat. 26:36–46, Mat. 26:51–75.


HATIRLAMA METNİ: “Bu gece hepiniz benden ötürü sendeleyip düşeceksiniz...” (Matta 26:31).


Bu derste, İsa artık çarmıhtan önceki son anlarına giriyor. Dünya, hatta evren, yaratılış tarihinin en önemli anıyla karşılaşmaya başlıyor.


Göze çarpan bir husus, İsa’nın her bir kiliseye yaklaşımını kişiselleştirmesi. Her birinin farklı ihtiyaçları var ve O hepsini karşılıyor.


Bu hafta göreceğimiz olaylardan birçok ders çıkarabiliriz, fakat okurken sadece birine, özgürlük ve özgür irade konusuna odaklanalım. Çeşitli karakterlerin büyük ve pahalı özgürlük armağanını nasıl kullandıklarına bakın. Bu armağanın şu veya bu şekilde kullanılmasından kaynaklanan etkili, hatta ebedî sonuçlara bakın.


Petrus, Yahuda ve kaymaktaşından kapla gelen kadın, hepsi seçim yapmak zorundaydı. Fakat tüm bunlardan en önemlisi İsa’nın kendisi de seçim yapmak zorundaydı, bunların en büyüğü ise O’nun insan doğasının buna karşı haykırmasına rağmen çarmıha gitmekti: “Baba, mümkünse bu kâse benden uzaklaştırılsın. Yine de benim değil, senin istediğin olsun” (Matta 26:39).


İnanılmaz bir ironi var: suistimal etmiş olduğumuz özgür irade armağanı İsa’yı bu son ana getirdi, burada İsa özgür iradeyi suistimalimizin getireceği yıkımından bizi kurtarıp kurtarmamayı (Kendi özgür iradesini kullanarak) seçmek zorundaydı.


*18 Haziran Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

12 Haziran


Güzel Bir İş


Şimdi İsa’nın dünyadaki hayatının son günlerine giriyoruz O’nun daha çarmıha gitmesi, dirilmesi ve Kendisini haça gerilmiş ve dirilmiş olan dünyanın Kurtarıcısı olarak tam anlamıyla açıklaması gerekiyordu. İsa’yı takip edenler O’nu ne kadar seviyor ve takdir ediyor olsalardı da, daha O’nun kim olduğu ve onlar için yapacağı tüm şeyler hakkında öğrenmeleri gereken birçok şey vardı. Geriye baktığımızda, Kutsal Kitap’ın tüm yazılarını ve bilhassa Pavlus’un İsa’nın kefaret edici ölümüne ilişkin etkili açıklamalarını göz önünde bulundurarak, İsa’nın bizim için ne yapacağı konusunda O’nun hikâyenin geçtiği zaman yaşayan takipçilerinin bildiğinden çok daha fazlasını biliyoruz.


Bu bilgiyi aklında tutarak Matta 26:1–16 ayetlerini oku. Bu pahalı hediyenin önemi nedir ve onu İsa’yla nasıl ilişkilendirmemiz gerektiği hakkında bize ne öğretmeli?


Matta’nın İsa’nın başının meshedilmesi hikâyesini (muhtemelen zaferli girişten önce meydana gelmişti) gittikçe gelişen O’nu öldürme tasarısı anlatımı içine nasıl yerleştirdiğine dikkat edin. O’nun kendi halkından bazıları O’na zarar vermeyi planlarken, bu kadın O’na olan sınırsız sevgisini ve adanmışlığını “kaymaktaşından bir kap içinde çok değerli, güzel kokulu yağ” (7. ayet) ile birlikte O’nun üstüne döktü.


Öğrenciler israftan ötürü hayıflanırlarken, İsa kadının yaptığını “güzel” bir iş olarak adlandırdı. Kadın, görünürde müsrifçe olan bu hareketiyle, kalbindeki İsa’ya karşı duygunun gerçek derinliğini gösteriyordu. Kadın ne olacağını veya olacakların ne anlama geldiğini kesinlikle bilmiyorduysa da, İsa’ya çok borçlu olduğunu bileceği kadarını anladı ve bu yüzden de o kadar fazlasını geri vermek istedi. Belki de O’nun şu sözlerini işitmişti: “Kime çok verilmişse, ondan çok istenecek” (Luka 12:48). Bu arada İsa’nın yaptıklarının bu kadının gördüğünden kesinlikle daha fazlasını görmüş olan öğrenciler, yine de olayın anlamını tamamen gözden kaçırdılar.


“O yağ, verenin taşan yüreğinin bir sembolüydü. O, göksel nehirlerin sularıyla taşana kadar doldurulmuş bir sevginin dışavurumuydu. Öğrencilerin israf diye adlandırdıkları Meryem’in o hoş kokulu yağı, diğerlerinin hassas yüreklerinde kendini binlerce kez tekrarlıyor.”—Ellen G.White, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 5, s. 1101.


Bu hikâye, İsa’da bize verilenlere nasıl karşılık vermemiz gerektiği hakkında bize ne söylemeli? Kendi özgür irademizi kullanarak, O’nda bize verilene karşılık olarak hangi “güzel” işi yerine getirebiliriz?


Pazar


13 Haziran


Yeni Antlaşma


Matta 26:17–19 ayetlerini oku. O zamanın Fısıh Bayramı olmasının önemi nedir? Ayrıca bkz. Çık. 12:1–17, 1Ko. 5:7.


Tabi ki Mısır’dan Çıkış’ın hikâyesi bir Kurtarma hikâyesidir, kendileri için yapamayacak durumda olanların yerine Allah’ın yaptığı kurtarış işidir. İsa’nın çok geçmeden hepimiz için yapacak olduğu şey için ne kadar da uygun bir sembol!


Matta 26:26–29 ayetlerini oku. İsa öğrencilerine ne diyor? O’nun sözleri şu anda bizim için ne anlama geliyor?


İsa onlara Fısıh bayramının daha derin olan anlamını gösteriyordu. Mısır’dan kurtuluş Allah’ın gücünün ve egemenliğinin harika bir tezahürüydü, fakat nihayetinde yeterli değildi. Bu İbranilerin, hatta her birimizin, gerçekten ihtiyacı olan Kurtarış değildi. Bizim İsa’daki Kurtarışa ihtiyacımız var: bu sonsuz hayattır. “Bu nedenle, çağrılmış olanların vaat edilen sonsuz mirası almaları için Mesih yeni antlaşmanın aracısı oldu. Kendisi onları ilk antlaşma zamanında işledikleri suçlardan kurtarmak için fidye olarak öldü” (İbr. 9:15). İsa onlara şarabın ve ekmeğin gerçek anlamlarını gösteriyor; bunların tümü İsa’nın çarmıhtaki ölümüne işaret ediyordu.


Dolayısıyla, İsa’nın ölümüne (geleceğe doğru) işaret eden hayvan kurbanlarının aksine, Rabb’in Sofrası’ndan almak bizim için buna geçmişe doğru işaret ediyor. Her iki durumda da, simgeler bize çarmıhtaki İsa’yı gösteriyor.


Bununla birlikte, Çarmıh hikâyenin sonu değil. İsa öğrencilerine “Babam’ın egemenliğinde sizinle birlikte tazesini içeceğim o güne dek, asmanın bu ürününden bir daha içmeyeceğim” (Matta 26:29) dediğinde, onlara geleceği, yani İkinci Gelişi ve ilerisini işaret ediyor.


İsa’nın biz Babası’nın krallığında O’nun yanında oluncaya dek asmanın ürününden bir daha içmeyeceği sözleri hakkında düşün. Bu bize O’nun bizimle ne çeşit bir yakınlık kuracağı hakkında ne söylüyor? O’nunla bu yakınlığı şimdi tecrübe etmeyi nasıl öğrenebiliriz?


Pazartesi


14 Haziran


Getsemani


Fısıh bayramı haftası boyunca, Kidron Vadisi’nin hemen yukarısında bulunan tapınakta rahipler binlerce kuzu kurban ettiler. Kuzuların kanı önce sunağın üstüne serpiliyor, daha sonra bir kanal yoluyla aşağıya, Kidron Vadisi boyunca akan bir dereye dökülüyordu. Kuzuların kanından dolayı derenin rengi gerçekten de kırmızıya dönmüş olmalı. İsa ve öğrencileri Getsemani Bahçesine giderken bu derenin kırmızı suları üzerinden geçmiş olmalılar.


Matta 26:36–46 ayetlerini oku. Getsemani tecrübesi İsa için neden çok zordu? Orada aslında ne oluyordu?


Kâsenin mümkünse Kendisinden uzaklaştırılması için dua ederken, İsa’nın korkusu fiziksel ölüm değildi. İsa’nın korktuğu kâse Allah’tan ayrı olmaktı. İsa bizim için günah olmak, yerimize ölmek, Allah’ın günaha karşı gazabına bizzat maruz kalmak için Baba’dan ayrılması gerektiğini biliyordu. Allah’ın kutsal yasasının ihlali o kadar ciddi bir durumdu ki, failin ölümünü gerektiriyordu. İsa tam bu nedenle, bizi ölümden korumak için bu ölüm cezasını kendi üzerine almak üzere geldi. İsa için ve bizim için söz konusu olan buydu.


“Çatışmanın konuları önünde dururken, Mesih’in canı Allah’tan ayrılma korkusuyla dolmuştu. Şeytan O’na günahkâr dünyaya kefil olması halinde bu ayrılığın sonsuz olacağını söyledi. O Şeytan’ın egemenliğiyle özdeşleştirilecek ve bir daha asla Allah’la bir olmayacaktı. . . . Korkunç an gelip çatmıştı: dünyanın kaderine karar verileceği andı. İnsanlığın kaderi muallaktaydı. Mesih şimdi dahi suçlu insanoğluna ayrılmış olan kâseyi içmeyi reddedebilirdi. Henüz çok geç değildi. Kan gibi akan terini alnından silip, insanoğlunu günahı içinde mahvolmaya bırakabilirdi. ‘Bırakın günahkâr günahının cezasını çeksin, Ben de Babam’a geri döneyim’ diyebilirdi. Tanrı’nın Oğlu aşağılanmanın ve ıstırabın acı kâsesinden içecek mi? Masum olan, suçluları kurtarmak için, günahın lânetinin getirdiği sonuçlara katlanacak mı?”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 687, 690 [Sevgi Öğretmeni, s. 679, 682].


Özellikle başkalarına yardım etmek söz konusu olduğunda, İsa’nın bizim için yaptıklarını gönüllü olarak yapmış olması hayatımızın her yönünü nasıl etkilemeli? İsa’nın karakterini yaşamlarımızda daha iyi bir şekilde örnek almayı nasıl öğrenebiliriz?


Salı


15 Haziran


Yahuda Ruhunu Satıyor


Yahuda’nın hikâyesi ne kadar da üzücü! Yeruşalim’e son yolculuğundan önce ölmüş olsaydı, kutsal tarihin en saygın kahramanlarından biri olabilirdi. Adı kilise binalarına verilebilirdi. Bunun yerine ismi sonsuza dek satıcılık ve ihanetle birlikte anılacak.


Yuhanna 6:70 ve Luka 22:3 ayetlerini oku. Yahuda’nın yaptıklarını açıklamaya nasıl yardımcı oluyorlar?


Tabi ki, Yahuda’nın yaptığı için Şeytan’ı suçlamak doğrudur, fakat bu bir soru ortaya çıkarır. Yahuda’nın hangi özelliği Şeytan’nın kendisini böyle bir ihanete yönlendirmesine imkân verdi? Ne de olsa, daha önce Şeytan’ın Petrus’u da ele geçirmek istediği bile söylenmişti (bkz. Luka 22:31). Fakat aradaki fark, Yahuda’nın kendini tamamen Rabb’e vermeyi reddetmiş olması olmalı; Şeytan’ın denetimi ele alarak onu yaptığı şeye yönlendirmesine izin veren bazı günahlara, birtakım karakter kusurlarına takılı kalmış olmalı. Tekrar, burada özgür seçimin diğer bir etkili sonucunu görüyoruz.


Matta 26:47–50 ve 27:1–10 ayetlerini oku. Yahuda’nın üzücü hikâyesinden hangi dersleri almalıyız?


Matta 26:47–50 ayetlerinde Yahuda’nın hem başrahiplere ve ihtiyarlara, hem de bir müfrezeye (yaklaşık 600 asker) rehberlik ettiğini görüyoruz. Yahuda için ne muazzam bir iktidar anı! İnsanların gerçekten istediği bir şeyi elde ettiğinizde, burada Yahuda’nın sahip olduğu gibi, muazzam bir güce sahip olursunuz. En azından onların istediği şeye sahip olduğunuz sürece bu iyidir. Fakat onlar sadece sahip olduğunuz şey için sizinle ilgileniyorlarsa, nihayetinde istedikleri şeyi sizden aldıklarında artık size ihtiyaçları kalmaz. Yalnızca birkaç saat içinde, Yahuda yalnız ve hiçbir şeysiz kalacaktı.


Diğer önemli bir ders de Yahuda’nın ruhunu ne uğruna kaybettiğine odaklanır. Otuz parça gümüş mü? Bugünün diliyle, ne tür bir gümüş paranın kastedildiğine bağlı olarak, bu miktar bir aylık ile dört aylık arası bir çalışma ücretine denk gelir. İsterse bu miktarın on veya yüz katı olsun, bakın ona neye mal oldu! Ve hikâyenin gösterdiği üzere, o bu parayı bile kaybetti. Bu ücretin en ufak kısmının bile tadını çıkaramadı; aksine onu kendisine verenlerin ayakları dibine geri attı. Bizi İsa’dan uzaklaştıran her şeyin, ruhumuzu kaybetmemize yol açan her şeyin sonuç olarak Yahuda’ya verilen bu para kadar işe yaramaz olduğuna dair ne güçlü bir örnek. Yahuda sonsuz hayata çok yakındı; fakat onu bir hiç uğruna fırlatıp attı.


Çarşamba


16 Haziran


Petrus’un İnkârı


İsa Yahuda’nın özgür iradesiyle verdiği kararla Kendisine ihanet edeceğini önceden biliyordu, bu, Allah’ın bizim özgür seçimlerimizi önceden bilmesinin bu seçimlerin özgürlüğünü hiçbir şekilde ihlâl etmediğine dair Kutsal Kitap’taki birçok örnekten biridir. Ve O sadece Yahuda’nın ihanetini değil, Petrus’un da, tüm efelenmelerine rağmen, çok önemli bir anda kaçıp onu inkâr edeceğini biliyordu.


Matta 26:51–75 ayetlerini oku. Sence Petrus İsa’yı neden inkâr etti?


Çoğunlukla Petrus’un İsa’yı yalnızca korktuğu için reddettiğini düşünürüz. Fakat, (Yuhanna 18:10 ayetine göre) Romalı askerlere karşı kılıcını çekme cesaretini gösteren Petrus’tu! Petrus hayatını bir zafer parıltısıyla sona erdirmeye istekliydi, ta ki İsa onu durdurana kadar.


Öyleyse, kılıç salladığı o andan, biraz sonrasına, İsa’yı tanıdığını inkâr ettiği o ana kadar, Petrus’un içinde ne değişti? Neden İsa’nın öğrencisi olmadığını söyledi? Petrus neden “Ben o adamı tanımıyorum!” (Matta 26:72) diyor?


Belki de Petrus o Adam’ın kim olduğunu, O’nun ne için geldiğini ve O’nun tutuklanmasının ne anlama geldiğini bilmediğini fark etmişti. Böylece, bir panik anında, O’nu hiç tanımadığını ileri sürdü. Belki de Petrus, İsa’nın ne yaptığını anlamamış olduğunun farkına varınca O’nu inkâr etti. İsa’nın kendi zannınca vazgeçtiğini görünce, o da vazgeçti. Petrus, görmüş olduğu tüm inanılmaz belirtilere ve İsa’nın Mesih olduğuna dair kendi cesur iman ikrarına (Matta 16:16) rağmen, hâlâ İsa’ya tamamen iman etmek yerine kendi anlayışına haddinden fazla güveniyordu. Petrus’un inkârı bize, dünyadaki tüm mucize ve belirtilerin dahi, kalplerimizi O’na tam olarak teslim edene kadar, bizi Allah’a sadık tutmayacağını göstermeli.


Luka’nın anlatısında, Petrus İsa’nın öğrencisi olduğunu üçüncü kez inkar ettiğinde, İsa “arkasına dönüp Petrus’a baktı” (Luka 22:61). Buradaki Grekçe sözcük emblepo (bakmak), ilk karşılaştıklarında İsa’nın Petrus’un ruhunun derinliklerine nasıl baktığını tanımlamak için kullanılan sözcüktür (bkz. Yuhanna 1:42). Petrus’un burada düşmüş olduğu gibi, bizim de düştüğümüz anlarda Allah’ın bize olan sevgisini düşünerek bu olaydan kendimize nasıl bir umut çıkarabiliriz?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: 1959’da iki serseri Kansas’ta bir eve girerek anne–baba ile genç yaştaki iki çocuklarını öldürdü. Katiller bulunmadan önce, katledilen babanın erkek kardeşi yerel bir gazeteye şu mektubu yazdı: “Bu toplum içinde çok fazla hınç var. Hatta birden fazla kez, o adamın bulunduğunda en yakın ağaca asılması gerektiğini söyleyenleri işittim. Bu şekilde düşünmeyelim. Olan oldu ve başka bir canı almak yapılan şeyi değiştiremez. Bunun yerine, Allah’ın bizden istediği gibi affedelim. Yüreklerimizde kin tutmamız doğru değil. Bu işi yapan kimse bununla yaşamanın gerçekten de çok zor olduğunu görecek. Onun iç huzuruna ulaşabilmesi ancak affedilmek için Allah’a gittiğinde olacak. Ona engel olmak yerine dua edelim ki, kendi huzurunu bulabilsin.”—Truman Capote, In Cold Blood [Soğukkanlılıkla] (New York: Modern Library, 2013) s. 124.


İdam cezası hakkındaki soruları bir kenara koyarak, burada Mesih’in hepimize sunmuş olduğu türden lütfun etkili bir ifadesini görebiliriz. Petrus’un affedilemez inkârından sonra bile, Mesih onu affetti ve ona canların kazanılması görevini emanet etti. “Petrus daha henüz İsa’yı tanımadığını bildirmişti; fakat şimdi acı verici bir kederle, Rabbi’nin onu ne kadar iyi tanıdığını ve kalbindeki kendisinin bile bilmediği sahtekârlığı nasıl da doğru okuduğunu fark etti.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s.713 [Sevgi Öğretmeni, s. 700]. O Petrus’un içinde ne olduğunu Petrus’tan önce biliyordu; Petrus’un ne yapacağını da Petrus bilmeden önce biliyordu. Yine de, yaptıklarından dolayı Petrus’un kendisinden başka suçlayabileceği kimse olmamasına rağmen, O’nun sevgisi ve lütfu sürekli kaldı. Benzer hataları yapan insanlarla ilgilenirken, kendimize verilmesini istediğimiz merhameti onlara da uzatmayı öğrenmemiz ne kadar da önemli.


TARTIŞMA SORULARI:


  1. S. Lewis “Her ihtida hikâyesi kutlu bir mağlubiyetin hikâyesidir” yazdı. Bunun anlamı nedir? Bu “mağlubiyet”in ne olduğunu hiç tecrübe ettin mi? Yenilen nedir ve kazanan nedir?

İsa Getsemani’de hikâyesinde, İsa kâsenin Kendisinden uzaklaştırılmasını istiyor, fakat yalnızca “eğer mümkünse.” Bu, söz konusu olan insanlığın kurtuluşu ise İsa’nın Kendi hayatını vermesi gerekeceğinden başka, neyi ima ediyor? Neden? Günahların Taşıyıcısı olan İsa’nın ölümü neden kesinlikle zorunluydu? Büyük mücadele ışığında, Allah’ın günah sorununu çözmesinin başka bir yolu neden olamazdı?


Cuma


17 Haziran



*18–24 Haziran


Çarmıha Gerilmiş

ve Dirilmiş


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Matta 27:11–26; Yuhanna 3:19; Yşa. 59:2; Matta 27:45, 46, 49–54; İbr. 8:1–6; Matta 28:1–20.


HATIRLAMA METNİ: “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi.” (Matta 28:18).


Bir İngiliz dergisindeki reklamda bilim için vücudunu bağışlayacak biri aranıyordu. Bilim adamlarının Mısır mumyalama yöntemi üzerinde çalıştıkları ve ölümcül bir hastalığı olup ölümünden sonra bedenini bağışlamaya hazır gönüllü aradıkları yazılıydı. Reklamda yer alan iddiaya göre, bu bilim adamları Mısırlıların bunu nasıl yaptığının sırrını çözmüşlerdi ve vücut “imkân dâhilinde yüzlerce, hatta binlerce yıl boyunca korunabilirdi”—(www.independent.co.uk/news/science/now-you-can-be-mummified-just-like-the-egyptians-1863896.html).


Hristiyanlar olarak cesetlerimizin korunması konusunda endişelenmemize gerek yok. Allah bize bundan çok daha iyi bir şeyi vaat etti. İsa’nın günahlarımızın cezasını Kendi bedeninde ödediği ölümü ile ardından “uyuyanların ilk ürünü” (1Ko. 15:20, Cosmades) olduğu dirilişi, cesetlerimizin eski çağlardaki firavunlarınki gibi “korunması” için değil (üstelik bu cesetleri gördüyseniz, çok da hoş değiller), aksine sonsuza dek yaşayacak çürümez bedenlere dönüştürülmesinin yolunu açmıştır.


Bu hafta, Matta’nın son bölümlerinde, Rabbimiz’in ölümü ve dirilişine ilişkin bitip tükenmez gerçekleri ve bu iki olayın bize sunduğu umudu işliyoruz.


*26 Mart Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

19 Haziran


İsa ya da Barabba


Matta 27:11–26 ayetlerini oku. Halka verilen seçeneklerin ve onların yaptığı seçimin bazı derin çıkarımları nelerdir?


Ortadaki haçta çarmıha gerilmesi gereken, katil Barabba’ydı. Her iki taraftaki suçlular da muhtemelen onun suç ortaklarıydı. Barabba onun ilk adı değil soyadıydı. Bar “oğlu” demektir, aynı Simun bar Yunus’un “Yunus oğlu” veya Bartalmay’ın (Bartolomeo) “Tolomeo’nun oğlu” anlamına geldiği gibi. Barabba, “abba’nın oğlu” yani “babanın oğlu” demektir. Birçok eski el yazması Barabba’nın ilk adını Yeşu (İsa) olarak kaydeder. Yeşu o dönemde çok yaygın olan, “Yahve kurtarır” anlamına gelen bir isimdi. Yani, Barrabba’nın tam adı “Yahve kurtarır, babanın oğlu” gibi bir anlama geliyordu.


Saçmalığın böylesi!


“Bu adam Mesih olduğunu iddia etmişti. Düzeni değiştirmeye ve dünyayı yoluna koymaya yetkisinin olduğunu iddia etti. Şeytanî bir çılgınlığa kapılmış halde, hırsızlık ve soygun yoluyla edindiği ne varsa kendisinin olduğunu iddia etti. Şeytanî aracılar yardımıyla harika işler yaptı, halk arasından bir takipçi kitlesi edindi ve Roma yönetimine karşı hararetli bir isyan başlattı. Dinî coşku kisvesi altında, isyan ve gaddarlık eğiliminde katı ve acımasız bir caniydi. Pilatus halka bu adam ile masum Kurtarıcı arasında seçim yapmalarını söyleyerek, onlarda adalet duygusunu uyandırmayı düşündü. Rahiplere ve yöneticilere karşı, İsa için halkın sempatisini toplamayı umut etti.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s.733 [Sevgi Öğretmeni, s. 723].


Pilatus yanılıyordu. Kutsal Ruh’un ikna gücü altında olmadıklarında, insanlar kaçınılmaz olarak yanlış ruhsal seçimler yapacaklardır, tıpkı buradaki kalabalığın yaptığı gibi. Sonuçta hepimiz Mesih ile Barrabba arasında, Mesih ile günahkâr ve yozlaşmış dünya arasında, yaşam ile ölüm arasında seçim yapmak zorundayız. “Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü” (Yuhanna 3:19).


İnsanlar neden karanlığı aydınlığa tercih etme eğilimindeler? Kendinde bile bu kalıtsal eğilimi nasıl görebilirsin? Bu sana günahkâr doğamızın hakikati hakkında, hatta daha da önemlisi kendimizi tamamen Rabb’e teslim etme ihtiyacımız hakkında ne söylemeli?


Pazar


20 Haziran


Çarmıha Gerilmiş Vekilimiz


“Öğleyin on ikiden üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, ‘Eli, Eli, lema şevaktani?’ yani, ‘Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?’ diye bağırdı.” (Mat. 27:45, 46). Bu haykırışın anlamı nedir? Kurtuluş planı açısından bunun yansımalarını nasıl anlıyoruz?


Matta ilahiyatçılar tarafından “terk edilmişliğin çığlığı” olarak adlandırılan şeyi kaydediyor. Terk edilmişlik, birinin veya bir şeyin yalnız ve muhtaç durumda bırakılması fikrini akla getiriyor. Bu durumda, İsa’nın Babası tarafından terk edildiğini hissettiğini görebiliriz. O anda ülkenin üzerine çöken karanlık ilahî yargıyı simgeliyordu (Yşa. 13:916, Amos 5:1820, Yer. 13:16); İsa Kendi benliğinde günahın korkunç sonuçlarını, yani Baba’dan tamamen ayrılışı tecrübe ediyordu. Bizim yerimize, günaha karşı verilen ve bizim hakkımızda olması gereken ilahî hükmü Kendi benliğinde taşıyordu. “Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir” (İbr. 9:28, ayrıca bkz. 2Ko. 5:21). İsa çarmıhta Mezmurlar 22:1 ayetinin dilini kendine mal ediyor, çünkü insanların tecrübe ettiği şeyi, yani günahın sonucu olarak Allah’tan ayrılışı, benzersiz bir şekilde Kendisi de tecrübe ediyordu. “Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi [O’na] işittiremez oldunuz” (Yşa. 59:2).


Bu numaradan değildi. İsa gerçekten Allah’ın günaha karşı gazabına maruz kaldı; günahlarımızın cezası O’nun üzerine düştü ve böylece günahın yükünü, yani bizim günahımızın yükünü Kendi benliğinde taşırken, canını dehşet ve korku doldurdu. Allah’ın gözünde günah ne kadar kötü olmalı ki, bizim bundan affedilmemiz için Tanrılığın bir üyesinin günahın suçluluk duygusuna ve cezasına maruz kalması gerekti!


Yine de, bu dehşetin ortasında, İsa “Tanrım, Tanrım!” diye haykırabildi. Kendisine tüm bu yapılanlara rağmen, O’nun imanı sağlam kaldı. O, çektiği acılara rağmen, Baba tarafından terk edilmişliği hissetmesine rağmen, sonuna kadar sadık kalacaktı.


Günahın sonucunda Allah’tan ayrılışı hissetmek nasıl bir duygu? Tövbeyle, itirafla ve o günahı terk etme azmiyle birlikte Mesih’in doğruluğunu talep etmek neden geri dönüşümüzün tek yoludur?


Pazartesi


21 Haziran


Yırtılan Perde ve Yarılan Kayalar


Her Müjde yazarı İsa’nın hikâyesini farklı bakış açılarından anlattı, fakat tümü O’nun ölümüne odaklandı. Fakat tapınaktaki perdenin yırtılmasından sonra mezarların açıldığını yalnızca Matta kaydediyor.


Matta 27:49–54 ayetlerini oku. Bu olayların anlamı nedir? Bizim için ne gibi bir umuda işaret ediyorlar?


İsa, kalabalığın O’nun gerçek sözlerinden habersiz bir şekilde İlyas’ın gelip O’nu kurtarması sözleriyle O’nunla dalga geçmesinden hemen sonra öldü. Onların alayı İsa’nın Kendi halkından pek çok kişi tarafından nasıl yanlış anlaşıldığının diğer bir etkili fakat aynı zamanda üzücü örneğiydi.


Matta bunun ardından tapınaktaki perdenin yukarıdan aşağıya yırtıldığını yazıyor. Simgeler çok açık: kurtuluş tarihinde yeni bir çağ başlamıştı. Çok uzun zamandır İsa’ya işaret eden kurban hizmetleri artık gerekli değildi. Eski dünyasal örnek şimdi çok daha iyi bir şeyle değiştirilmişti.


İbraniler 8:1–6 ayetlerini oku. Bu ayetler bize dünyasal tapınağa ne olduğunu ve onun yerini neyin aldığını anlamamıza yardımcı olması için ne anlatıyorlar?


Matta sadece perdenin yırtıldığını değil, kayaların yarıldığını ve bazı ölülerin dirildiklerini de kaydediyor; bunlar ancak İsa’nın bizim yerimize günaha Kefaret olarak ölmesiyle tamamlamış olduğu şey sayesinde olabilecek olaylar. Bu yüzden Matta’nın bu bölümünde, eski sistemin asla gerçekleştiremeyeceği şeylerin meydana geldiklerini görebiliriz. “Çünkü boğalarla tekelerin kanı günahı ortadan kaldıramaz” (İbr. 10:4). Tabi ki yalnızca İsa günahları ortadan kaldırabilirdi, İsa’nın günahlarımızı ortadan kaldırmasının bizim için harika sonucu ve harika vaat ise ölümden diriliştir. Bu vaat olmadan, elimizde hiçbir şey yoktur. (bkz. 1Ko. 15:13, 14, 19). Bu önceki dirilişlerde (sayısını bilmiyoruz), bu çağın bitiminde bizim dirilişimizin vaadini ve umudunu görebiliriz.


Salı


22 Haziran


Dirilmiş Mesih


Hristiyan imanı sadece çarmıha değil boş mezara da odaklanır. Gerçek şu ki, Hristiyan olmayanlar dâhil olmak üzere dünyadaki insanların çoğunluğu Nasıralı İsa isimli bir adamın çarmıhta öldüğüne inanır. İsa’nın yaşadığı zamandan çok sonrasına gitmeden, Romalı tarihçi Tacitus’un şu sözleri gibi tarihsel kaynaklar buluyoruz: “Nero... Hristiyan diye adlandırılan, halk tarafından iğrençliklerinden dolayı nefret edilen bir sınıfa en şiddetli işkenceleri uyguladı. Bu sınıfa adını veren Hristos adında birisi, Tiberius’un hükümdarlığı döneminde valilerimizden Pontus Pilatus’un elinden en büyük cezaya çarptırılmıştı.”—Tacitus, MS. 57–117 (www.causeofjesusdeath.com/jesus-in-secular-history).


Gerek o zaman, gerek günümüzde, İsa adındaki tarihsel bir kişinin mahkûm edilerek çarmıha gerilip gerilmediği konusunda çok az tartışma var.


Zor olan bölüm Diriliş’tir: Cuma günü öğleden sonra ölen Nasıralı İsa’nın Pazar sabahı tekrar canlanmış olması fikridir. Birçok insanın boğuştuğu konu bu. Sonuçta bir Yahudi’nin Yahudiye’de Romalılar tarafından çarmıha gerilmesi sıradan bir olaydı. Peki ya bir Yahudi’nin çarmıha gerildikten sonra ölümden dirilmesi? Bu tamamıyla başka bir konudur.


Fakat dirilmiş bir İsa’ya iman olmadan, Hristiyan imanından söz edilemez. Pavlus şöyle yazdı: “Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanımız da boştur... Eğer yalnız bu yaşam için Mesih’e umut bağlamışsak, herkesten çok acınacak durumdayız” (1Ko. 15:14, 19). İsa’nın ölümünü O’nun dirilişi takip etmeliydi, çünkü O’nun dirilişinde kendi dirilişimizin güvencesine sahibiz.


İsa’nın dirilişi hikâyesi söz konusu olduğunda, iki seçeneğimiz var. İlk seçenek, hikâyeyi İsa’nın yalnız kalmış birkaç takipçisinin, aynı bugün tanınmış birisi öldüğünde onunla ilgili anıları canlı tutmaya çalıştığımızda yaptığımız gibi, O’nun anısını canlı tutmak için yazdıkları duygusal propaganda olarak görmektir. Diriliş hikâyesine ilişkin ikinci seçenek ise, bunu olağanüstü bir olaya ilişkin ilk elden bilgi olarak, daha sonra şimdiye dek yaşamış her insanı etkilediği şeklinde yorumlanan gerçek bir olay olarak kabul etmektir.


Matta 28:1–15 ayetlerini oku. İsa neden kadınlara (9. ayette, NKJV) “sevinin” diyor? Tabi ki, O dirildiği için, Efendileri geri geldiği için mutlu olabilirler. Fakat İsa’nın dirilmesine sevinmeyi gerektirecek asıl sebep nedir?


Çarşamba


23 Haziran


Büyük Görev


Birçok insan için İsa’nın yaptığı en zor anlaşılan şeylerden birisi de O’nun göğe geri dönmesi ve müjde hizmetini insanlara emanet etmesidir. Ne kadar sık O’nu ve kendimizi hayal kırıklığına uğratıyoruz ve Müjdelerin de gösterdiği gibi O’nun ilk takipçileri de buna istisna değildiler. Yine de, Mesih hizmeti bize emanet ederek bize karşı olan sevgisini ve bizim O’na olan ihtiyacımızı gösteriyor.


Matta 28:16–18 ayetlerini oku. İsa’nın “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi” (18. ayet) sözlerini Daniel 7:13, 14 ayetleriyle karşılaştır. Bu ayetler birbiriyle nasıl ilişkili?


Bu Müjde’nin son ayetleri olan Matta 28:19–20 ayetlerini oku. İsa burada ne diyor ve sözlerinin bizimle alakası nedir?


Ellen G. White, Diriliş’ten sonra Celile’deki bir dağda 500 kadar imanlının toplandığını belirtiyor. (bkz. 1Ko. 15:6.) O’nun verdiği müjdeleme görevi sadece öğrenciler için değil, tüm imanlılar içindi. Şöyle yazıyor: “Canları kazanma işinin yalnızca atanmış din görevlilerinin işi olduğunu düşünmek ölümcül bir yanılgıdır. Müjde, göksel esinlemenin geldiği herkese emanet edilmiştir. Mesih’in hayatını alan herkes, insan kardeşlerinin kurtuluşu için çalışma görevine atanır. Kilise bu iş için kurulmuştur ve onun kutsal yeminlerini üzerine alan herkes dolayısıyla Mesih’in çalışma arkadaşı olmaya söz vermiştir.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 822 [Sevgi Öğretmeni, s. 807].


Kendini sıklıkla Mesih’in çalışma arkadaşı olarak düşünüyor musun? Müjdeyi kendi dünyana götürmede hangi şekillerde daha aktif olabilirsin?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Diğer tüm Müjde yazarlarının da yaptığı gibi, Matta İsa’nın dirilişi hakkında yazdı. Yine yazar kardeşlerinin yaptığı gibi, sonrasında başlı başına Diriliş’in anlamı hakkında neredeyse hiçbir şey yazmadı. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna, Diriliş hikâyesini tasvir etmiş olsalar da, Hristiyan imanı için çok önemli olmasına rağmen bize Diriliş’in gerçek bir teolojik açıklamasını vermediler. Çarmıhın anlamı hakkında en detaylı açıklamayı Pavlus’un yazılarından alıyoruz. “Oysa Mesih, ölmüş olanların ilk örneği olarak ölümden dirilmiştir. Ölüm bir insan aracılığıyla geldiğine göre, ölümden diriliş de bir insan aracılığıyla gelir. Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşama kavuşacak” (1Ko. 15:20–22). Pavlus ayrıca şunu yazdı: “Vaftizde O’nunla birlikte gömüldünüz, O’nu ölümden dirilten Tanrı’nın gücüne iman ederek O’nunla birlikte dirildiniz” (Kol. 2:12). Petrus da bu çok önemli konuda bir şeyler söylüyor: “Bu olay vaftizi simgeliyor. Bedenin kirden arınması değil, Tanrı’ya yönelen temiz vicdanın dileği olan vaftiz, İsa Mesih’in dirilişiyle şimdi sizi de kurtarıyor” (1Pe. 3:21). Müjde yazarlarının neden ayrıntılı açıklamalara girmediğini bilmiyoruz ama, bazı araştırmacılar bunu onların yazdıklarının doğruluğuna daha fazla kanıt olarak görmüştür. Sonuçta, olaylardan yıllar sonra yazarken, bu fırsatı neden insanların Diriliş hakkında inanmalarını istedikleri yönde detaylı açıklama vermek için kullanmadılar? Bu bir sahtekârlık olsaydı, neden onu istedikleri anlama çekme fırsatını kullanmasınlardı ki? Aksine, tüm bunların ne anlama gelmesini gerektiğine ilişkin teolojik açıklamalarla süsleme gayretine girmeden, yalın olarak hikâyeyi anlatıyorlar.


TARTIŞMA SORULARI:


İsa’nın ölümü anında Eski Antlaşma’daki tapınak perdesi baştan aşağı yırtıldı ve bu olay yeni bir Başrahibin, İsa Mesih’in yönetimindeki Yeni Antlaşma’nın öncüsü oldu. “Bu nedenle, ey kardeşler, İsa’nın kanı sayesinde perdede, yani kendi bedeninde bize açtığı yeni ve diri yoldan kutsal yere girmeye cesaretimiz vardır. Tanrı’nın evinden sorumlu büyük bir kâhinimiz bulunmaktadır” (İbr. 10:19–21). Artık bizzat Mesih’in Kendisinin Başrahibimiz olarak hizmet ettiğinin farkında olmak sana nasıl hissettiriyor?


Matta’nın Müjdesi birçok ders ve konuyu içeriyor. İsa’nın burada sunuluşuyla ilgili olarak seni bilhassa etkileyen şeyler neler? Bu Müjde’yi araştırmak Hristiyan olmanın ve İsa’nın öğretilerini takip etmenin ne anlama geldiğini daha iyi anlamana nasıl yardımcı olabilir?