PDF İndir - École Du Sabbat, 1er trimestre 2019 – Le livre de l'Apocalypse

 

Bu kitapçık Yedinci-Gün Adventistleri Genel Konferansı Yetişkinler için Sebt Okulu Çalışma Kitapçığı ofisi tarafından hazırlanmıştır. Bu kitapçığın hazırlanması Sebt Okulu Geliştirme Komitesinin yönetimi altında olmuştur. Yayınlanan bu kitapçık bu komitenin görüşlerini yansıtmakta olup sadece veya mutlaka yazarın (veya yazarların) görüşleriyle sınırlı değildir.


Kutsal Kitap Çevirileri Tablosu


Bu çalışma rehberinde, Standart Versiyon 2016 Yılı İlk Çeyreği için izinle kullanılan Kutsal Kitap alıntıları, aşağıdaki gibidir:


(Aksi belirtilmedikçe tüm alıntılar Yeni Çeviri’den yapılmıştır.)


YÇ. Yeni Çeviri: Kutsal Kitap: Eski ve Yeni Antlaşma (Tevrat, Zebur, İncil). Eski Antlaşma ©2001, 2009 Kitabı Mukaddes Şirketi; Yeni Antlaşma ©1987, 1994, 2001, 2009 Yeni Yaşam Yayınları. Bütün Hakları Saklıdır.


  1. Kitabı Mukaddes: Kitabı Mukaddes, Eski ve Yeni Ahit (Tevrat ve İncil): İbrani, Kildani ve Yunani dillerinden son tashih edilmiş tercümedir. ©1941 Kitabı Mukaddes Şirketi.

Cosmades. Thomas Cosmades: İncil (Sevinç Getirici Haber) - İncil’in Yunanca Aslından Çağdaş Türkçe’ye Çevirisi. ©2010 Kutsal Söz Yayınları.


1 Davut Oğlu—26 Mart–1 Nisan 6


2 Hizmet Başlar—2–8 Nisan 14


3 Dağdaki Vaaz—9–15 Nisan 22


4 “Kalk ve Yürü!” İman ve İyileştirme—16–22 Nisan 30


5 Görünen ve Görünmeyen Savaş—23–29 Nisan 38


6 Mesih’te Dinlenmek—30 Nisan–6 Mayıs 46


7 İsa’nın Öğretileri ve Büyük Mücadele—6–12 Şubat 56


8 Yoldaşlar—13–19 Şubat 64


9 Büyük Mücadele ve İlk Kilise—20–26 Şubat 72


10 Pavlus ve İsyan—27 Şubat–4 Mart 80


11 Büyük Mücadelede Petrus—5–11 Mart 88


12 Azimli Kilise—12–18 Mart 96


13 Kurtuluş—19–25 Mart 104


İstek Adresi Web: www.menapa.com | E–mail: info@menapa.com


Çeviri


Şahin Kama


Redaksiyon

Bilek Güler


Sayfa Tasarım


Marisa Ferreira


Editör Ofisi 12501 Old Columbia Pike, Silver Spring, MD 20904


Web sayfamızı ziyaret edin: http://www.absg.adventist.org


Yazar


Andy Nash


Editör


Clifford R. Goldstein


Kapak ve Sayfa Tasarımı


Lars Justinen


İçindekiler


Massachusetts, Winchester’da, Rick Hoyt adlı bebek doğarken göbek bağının boynuna dolanması nedeniyle nefessiz kaldı ve beyninde oluşan hasar nedeniyle el ve ayaklarını kontrol edemez hale geldi. Aylar sonra, doktorlar ailesine Rick’in kalan yaşamını bitkisel hayatta geçireceğini söylediler ve bir bakım merkezine konulmasını önerdiler.


Sports Illustrated dergisinde Hoyt ailesiyle ilgili bir haber hazırlayan Rick Reilly “Fakat Hoyt’lar buna inanmadılar” diye yazdı (20 Haziran 2005). “Rick’in gözlerinin odada kendilerini izlediğini fark ettiler. Rick 11 yaşına geldiğinde onu Tufts Üniversitesi’nde mühendislik bölümüne götürerek, iletişim kurmasını sağlayacak herhangi yol olup olmadığını araştırdılar.


“Dick Hoyt kendisine ‘Mümkün değil, zira beyninde hiç bir şey olmuyor’ cevabı verildiğini söylüyor.


“Dick ‘Ona komik bir şey söyle’ diye karşılık verdi. Onlar da yaptılar. Rick güldü. Anlaşılan, beyninde aslında birçok şey oluyordu.”


Daha sonra onu “başının yanıyla bir düğmeye dokunarak göstergeyi kontrol edebileceği bir bilgisayara bağladılar, Rick nihayet başkalarıyla iletişim kurabiliyordu.” Bu teknoloji ona yeni bir hayata başlama imkânı sağladı. Ve bu yeni hayata başka şeyler de dâhil oldu, örneğin babasının onu tekerlekli sandalyeyle ittiği bir yardım maratonu. Yarıştan sonra Rick şöyle yazdı: “Baba, koştuğumuz sırada sanki artık engelli değilmişim gibi hissettim!”


Babası Rick’e bu hissi mümkün olduğunca sık yaşatmaya karar verdi. Dört yıl sonra Boston Maratonu’nda birlikte koştular. Sonra birisi onlara triatlonu (yüzme, koşu ve bisiklet gibi 3 farklı dalda yarışmalardan oluşan müsabaka) önerdi, o zamandan beri de babasıyla birlikte yüzlerce atletizm müsabakasına katıldılar (babası onu itiyordu veya çekiyordu).


Rick “Hiç şüphem yok” diye yazdı, “benim babam Yüzyılın Babası.”


Rick Hoyt ile pek çok ortak noktamız var, zira bizi seven, hatta Dick Hoyt’un Rick’i sevdiğinden bile daha çok bizi seven, bizi gözeten ve biricik oğlunu bizim için kurban etmeye istekli olmuş olan bir Babamız var.


Rick’e olduğu gibi, günahın trajik ve zayıflatıcı etkileri hepimizi kötürüm etti. Kendi gücümüzle yaşadığımız hayat, bizim yaşamamız amaçlanan hayata neredeyse hiç benzemiyor. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım, kendimizi asla kurtulmaya yetecek kadar geliştiremeyiz. “Günah nedeniyle içinde bulunduğumuz durum doğaya aykırıdır ve bizi iyileştiren güç doğaüstü olmalıdır, aksi halde değeri olmaz.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing (Şifa Hizmeti), s. 428. Biz dışarıdan kurtarılmalıyız, zira şimdiye kadar anlaşılmış olacağı üzere, kendi kendimizi kurtaramayız.


İşte bu nedenle insanlar zaman zaman kendilerine dışarından gelecek bir yardımın, bir Kurtarıcı’nın beklentisiyle geceleyin gökyüzüne bakıyorlardı. Ruhsal atalarımız İsrailliler umut edilen bu Kurtarıcı’yı Davut Oğlu olarak biliyorlardı, biz ise O’nu Nasıralı İsa adıyla tanıyoruz.


Bu çeyrekteki konumuz olan Matta Müjdesinde, İsa’nın hikâyesinin ilhamla yazılmış bir hali verilmektedir. İsa’ya inanan Yahudi bir imanlı ve İsa’nın ilk öğrencilerinden biri olan Matta, İsa’nın hikâyesini bizzat O’nun Ruh aracılığıyla ilham ettiği bakış açısından anlatıyor. Matta’nın ana konusu Markos, Luka ve Yuhanna’yla ortak olarak İsa’nın beden alması, hayatı, ölümü, dirilişi ve göğe yükselişi olmasına rağmen, Matta güçlü bir şekilde İsa’nın Vaat Edilmiş Mesih olduğu gerçeğine odaklanıyor. Matta okuyucularının İsrail’in kurtuluşunun peygamberler tarafından önceden bildirilen ve Eski Ahit’te yer alan tüm örneklerin işaret ettiği İsa’da olduğunu bilmelerini istedi.


Hitap ettiği kitle öncelikle Yahudiler olmasına rağmen, onun umut ve Kurtuluş mesajı bize de hitap ediyor. Rick Hoyt gibi bizim de kendi başımıza asla yapamayacağımız bir şeyi bizim için yapacak bir Kişi’ye ihtiyacımız var.


Matta ise, tam da bunu yapan İsa’nın hikâyesini anlatıyor.


Doktor Andy Nash, Tennessee eyaletinin Collegedale kentindeki Güney Adventist Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve pastördür. Yazdığı kitaplardan bazıları: Haystacks Church [Saman Yığını Kilisesi] ve The Book of Matthew: “Save Us Now, Son of David.” [Matta Kitabı: “Bizi Şimdi Kurtar, Davut Oğlu”].


Matta Kitabı


*26 Mart–1 Nisan


Davut Oğlu


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Matthew 1; Mark 12:35–37; Isa. 9:6, 7; Rom. 5:8; John 2:25; Jer. 29:13; Matt. 2:1–14.


HATIRLAMA METNİ: “O halkını günahlarından kurtaracak” (Matta 1:21, Cosmades).


Kutsal Ruh’un ilhamıyla yazan Matta, kitabına bir soyağacıyla başladı; ancak bu herhangi bir soyağacı değil, İsa Mesih’in soyağacı. Üstelik soyağacıyla başlamakla kalmadı, birçok insanın kendi atası olarak kabul etmek istemeyeceği bazı kişileri içeren bir soyağacıyla başladı.


Belki de, kendisi de bir anlamda dışlanmış biri olduğu için, Matta kendisini bu atalarla bağdaştırabiliyordu. Ne de olsa o düşmana satılmış, orada oturup kendi halkı Yahudilerden vergi toplama fırsatına sahip olmak için aslında Roma’ya ödeme yapan Yahudi bir vergi görevlisiydi. Muhakkak ki o kendi ulusu tarafından sevilen biri değildi.


Bununla birlikte, insanlar dış görünüşe baksa da Allah yüreklere bakar. Şüphesiz, Rab Matta’nın yüreğine bakarak onu seçti ve horlanmış vergi görevlisi O’nun öğrencilerine dâhil oldu. Matta da, çağrıldığı zaman, İsa’da yeni bir hayata sahip olmak için eski hayatını bırakıp çağrıyı kabul etti.


Böylece Matta Rabbi’ni izledi, kayıtları tuttu ve bir gün kendi halkına ve tüm dünyaya bir şeyi geri verecekti. Fakat bu bir vergi makbuzu değil, İsa’nın hayat hikâyesinin değerli bir anlatımı olacaktı.


*2 Nisan Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

27 Mart


Yaratılışın Bir Kaydı


“...Davut oğlu İsa Mesih’in soy kaydı şöyledir:” (Matta 1:1).


Matta en baştan itibaren eserini bir “kayıt” (“kutsal yazı” anlamına da gelebilen Grekçe biblos sözcüğü), yani İsa’nın atalarının “soy kaydı” olarak adlandırıyor. Hatta “soy” veya “nesil” olarak tercüme edilen Grekçe sözcük, “yaratılış” olarak da tercüme edilebilecek bir sözcükten türetilmiştir. Dolayısıyla, Matta kendi Müjdesi’ne “bir yaratılış kitabı” ile başladı denebilir.


Tıpkı Eski Ahit’in dünyanın yaratılışıyla başladığı gibi, Matta (dolayısıyla tüm Yeni Ahit) kitabı da Yaratıcı’nın Kendisine ve yalnızca Yaratıcı’nın gerçekleştirebileceği Kurtarış işine ilişkin kayıtla başlıyor.


Şu ayetler İsa hakkında bize ne anlatıyor? Yuhanna 1:1–3, İbraniler 1:1–3, Mika 5:2, Markos 12:35–37.


“Rab İsa Mesih ezelden beri Baba ile birdi; O, ‘Allah’ın sureti’, O’nun büyüklüğünün ve ihtişamının sureti ve ‘yüceliğinin parıltısı’ idi...


İsa, aramızda yaşamak için gelerek, hem insanlara hem de meleklere Allah’ı açıklayacaktı. O Allah’ın Sözü’ydü; Allah’ın duyulabilir hale getirilmiş düşüncesiydi.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 19 [Sevgi Öğretmeni, s.13].


İsa’nın insanî yanına değinmeden önce (bkz. Yuhanna 1:14) Mesih’in tanrılığı hakkında yazarak başlayan (bkz. Yuhanna 1:1–4) Yuhanna’nın aksine, Matta’nın öncelikli düşüncesi Mesih’in ilahîliği değildi. Bunun yerine Matta büyük ölçüde Mesih’in insanlığına, “İbrahim oğlu, Davut oğlu” olan Mesih’e odaklanıyor. Daha sonra Nasıralı İsa’nın gerçekten de Eski Ahit’teki peygamberlik sözlerinde önceden bildirilen Mesih olduğunu okuyucularına göstermek arzusuyla, İbrahim’den itibaren İsa’nın doğumuna kadar O’nun insan atalarının silsilesini izliyor.


Tabi ki aile ve soy önemlidir. Fakat aynı zamanda, müjde söz konusu olduğunda, ebeveynlerimizin, büyükbabalarımızın ya da atalarımızdan herhangi birinin kurtuluşumuzla ilgisi yoktur. Bunun yerine ne önemlidir ve neden önemlidir? Bkz. Gal. 3:29.


Pazar


28 Mart


Kraliyet Soyu


Yahudilerin Mesih’in gelişine ilişkin düşünceleri çeşitli olsa da, bir şey kesindi: Mesih Davut’un soyundan gelecekti. (Bugün dahi Mesih’i bekleyen birçok dindar Yahudi, O’nun Davut’un soyundan gelmesi gerektiğine inanıyor.) Matta müjdesine işte bu yüzden o şekilde başladı; İsa’nın kimliğini Mesih olarak tespit etmek istiyordu. Mesih Yahudi ulusunun babası olan İbrahim’in zürriyeti (Yar. 22:18, Gal. 3:16) ve Davut’un soyundan olacağı için, Matta en baştan İsa’nın soyunu açıklayarak sadece İbrahim’e (İsraillilerin çoğunun bağlı olduğu kişiye) değil, kral Davut’a da nasıl doğrudan bağlı olduğunu göstermeyi amaçlıyor. Birçok yorumcu Matta’nın aklındaki hedef kitlesinin öncelikle Yahudiler olduğunu düşünüyor; bu nedenle de o Nasıralı İsa’nın Mesih olarak kimliğini tesis eden kanıtları güçlü bir şekilde vurguluyor.


Aşağıdaki ayetleri oku. Matta’nın vurgulamak istediği noktayı anlamamıza nasıl yardımcı oluyorlar?


2Sa. 7:16, 17 ______________________________________________


Yşa. 9:6, 7 ________________________________________________


Yşa. 11:1, 2 _______________________________________________


Elç. 2:29, 30 ______________________________________________


Tüm bunlar Matta Müjdesi’nin neden şu şekilde başladığını anlamamıza yardımcı oluyorlar: “...Davut oğlu İsa Mesih’in soy kaydı şöyledir:” (Matta 1:1). Öncelikle ve en önemlisi, İsa Mesih “Davut oğlu” olarak tanımlanıyor. Yeni Ahit’in İsa’nın bu tasviriyle başladığı gibi, sonuna doğru İsa şu sözleri de söyler: “Ben İsa, kiliselerle ilgili bu tanıklığı sizlere iletsin diye meleğimi gönderdim. Davut’un kökü ve soyu Ben’im, parlak sabah yıldızı Ben’im (Va. 22:16). İsa, diğer tüm niteliklerinin yanı sıra, “Davut’un kökü ve soyu” olarak kalmaya devam ediyor.


İsa’nın insanî doğasına ve O’nun esasî insanlığına ilişkin ne kadar da güçlü bir tanıklık: Yaratıcımız hayal etmekte bile zorlanacağımız bir yolla Kendisini bizimle bağdaştırıyor.


Pazartesi


29 Mart


İsa’nın Soy Ağacının İlk Kısımları


Davut’un yanı sıra, İsa’nın soy ağacında başka kimi görüyoruz? Matta 1:2, 3.


Kadınlar çoğunlukla soyağaçlarında sayılmazlardı bile; öyleyse Tamar adındaki bir kadın neden burada anılmış? Her şeyden önce, o kimdi ki?


Tamar, Yahuda’nın iki oğluyla sırayla evlenmiş olan Kenanlı bir kadındı. Bu iki oğul da Tamar henüz çocuk doğurmamışken kötülük içinde öldüler. Kayınpederi Yahuda, Tamar’a üçüncü oğlu yeterince büyüdüğünde onunla evlendireceği sözünü verdi. Fakat bu hiçbir zaman gerçekleşmedi.


Peki, Tamar ne yaptı? Fahişe kılığına girerek, onun Tamar olduğunu aklından bile geçiremeyen Yahuda’nın ta kendisiyle birlikte oldu. Aylar sonra Tamar’ın gebeliği meydana çıktığında, Yahuda ahlaksız Tamar’ı ölüme mahkûm etmek için harekete geçti; ta ki Tamar bebeğinin babasının Yahuda olduğunu ortaya koyana kadar.


Her ne kadar kulağa kalitesiz bir pembe dizi gibi gelse de, bu yine de İsa’nın insanî soyunun bir parçası.


Matta 1:4, 5 ayetlerini oku. Başka kim, biraz şaşırtıcı bir şekilde, bu listede yer alıyor?


Kenanlı fahişe Rahav mı? Anlaşılan öyle. İsrailli casuslara Kenan’da koruma sağladıktan sonra Allah’ın halkına katıldı ve göründüğü üzere İsa’nın atalarından biriyle evlendi.


Soyağacında başka kim vardı? Matta 1:5, 6.


Rut erdemli bir kadındı, fakat kendi kabahati olmasa da, nefret edilen Moavlılar’dan (sarhoş haldeki Lut ile kızlarından biri arasındaki ensest ilişkiden doğan çocuğun soyundan) geliyordu. Uriya’nın karısı Bat–Şeva ise, kocası savaştayken Kral Davut’un bencilce yanına çağırttığı kadındı. Davut da bir Kurtarıcı’ya ihtiyacı olan bir günahkârdı. Davut’un pek çok üstün özelliği vardı, fakat kuşkusuz örnek bir aile babası değildi.


Allah bizi hatalarımıza ve yetersizliklerimize rağmen kabul ediyorsa, diğer insanları hatalarına ve yetersizliklerine rağmen aynı şekilde kabul etmeyi nasıl öğrenebiliriz?


Salı


30 Mart


Biz Daha Günahkârken


Aşağıdaki ayetler insan doğası hakkında ne söylüyor? Bu düşüncelerin doğruluğunu gösteren ne gibi güçlü kanıtlarımız var? Rom. 3:9, 10; 5:8; Yu. 2:25; Yer. 17:9.


Sık sık belirtilir ama tekrara değer; Kutsal Kitap insan doğası ve insanlık hakkında pembe bir tablo çizmez. Aden Bahçesinde günaha düşüşten (Yaratılış 3) son günlerde Babil’in yıkılışına kadar (Vahiy 18), insanlığın üzücü durumu aşikârdır. Örneğin, kilisenin “imandan dönüş”ten önceki ilk günlerini (2Se. 2:3) idealize etme eğiliminde olsak da, bu bir hatadır (bkz. 1Ko. 5:1). Hepimiz düşmüş, bozulmuş insanlarız, buna bizzat İsa’nın geldiği soy da dâhildir.


İlahiyatçı Michael Wilkins şunları yazdı: “Bu soyağacının gerçekliği ve ihtimal dışı oluşu Matta’nın okuyucularını şaşırtmış olmalı. İsa’nın ataları sıradan insanların tüm zaaflarına, ancak potansiyeline de sahip olan insanlardı. Allah kurtuluşu gerçekleştirmek için onlar aracılığıyla çalıştı. İsa’nın geldiği soyda doğruluk örneği yoktur. O’nun soyunda zina edenleri, fahişeleri, kahramanları ve Ulusları buluyoruz. Kötü Rehavam yine kötü olan Aviya’nın babasıydı, o da iyi kral Asa’nın babası oldu. Asa iyi kral Yehoşafat’ın babasıydı, o da kötü biri olan kral Yoram’ın babası oldu. Allah Kendi amaçlarını gerçekleştirmek için, hem iyi hem de kötü olan nesiller boyunca çalışıyordu. Matta Allah’ın Kendi amaçlarını gerçekleştirmek için, ne kadar dışlanmış ya da hor görülmüş olursa olsun, herkesi kullanabileceğini gösteriyor. Bunlar İsa’nın kurtarmak için geldiği insanların hakiki örnekleridir.”—Zondervan Illustrated Bible Backgrounds Commentary: Matthew [Zondervan Resimli Kutsal Kitap Arkaplanları Yorumu: Matta] (Grand Rapids: Zondervan, 2002), s. 9.


Bu, sadece başkalarına bakarken değil, kendimize bakarken de hatırlamamız gereken bir noktadır. Hangi Hristiyan yolculuğunun bir noktasında cesaretini yitirmemiş, imanını ya da İsa’ya gerçekten dönüp dönmediğini sorgulamamıştır ki? Aslında sık sık cesaretimizin kırılmasına yol açan bizin düşmüş doğamız, günahlarımız ve yetersizliklerimizdir. Böylece, bu umutsuzluğun ortasında, Allah’ın tüm bu şeyleri bildiği ve Mesih’in aynı bizim gibi olan insanlar için bu dünyaya geldiği gerçeğinden umut alabiliriz ve almalıyız.


Cesaretinin kırıldığı ruhsal umutsuzluk anlarında Kutsal Kitap’ın hangi vaatlerine tutunabilirsin?


Çarşamba


31 Mart


Davut’un İlahî Oğlu’nun Doğumu


Matta 1. ve 2. bölümler arasında bir noktada, gecenin bir vaktinde İsa doğdu. Muhtemelen o gün 25 Aralık değildi. İlahiyatçılar, rahip Zekeriya’nın tapınak hizmetinin zamanlamasına göre, İsa’nın koyunların halen dışarıda otladığı sonbahar aylarında, muhtemelen Eylül sonlarında veya Ekim’de doğmuş olabileceğini belirtiyorlar.


Yahudi Mesih’i arayan ve O’na ibadet eden ilk kişilerden bazılarının Uluslardan olması da kaderin bir cilvesi. İsa’nın kendi halkından pek çok kişi (ve yarı Yahudi paranoyak kral Hirodes) ne tür bir Mesih beklediklerini bildiklerini sanırlarken, doğudan gelen gezginler açık fikirli ve açık yürekliydiler. Bu yıldız bilimciler (bilge adamlar) İranlı saygın filozoflardı, nereden gelirse gelsin gerçeği aramaya hayatlarını adamış kişilerdi. Kendilerini daha sonra bizzat Kendisi “Gerçek” olan Kişi’ye ibadet ederken bulmuş olmalarına şaşmamalı. Bağlam farklı olmasına rağmen, burada yüzyıllar önce söylenmiş olan sözlerin doğruluğuna bir örnek görüyoruz: “Beni arayacaksınız, bütün yüreğinizle arayınca beni bulacaksınız” (Yer. 29:13).


Matta 2:1–14 ayetlerini oku. Bu bilge adamların davranışıyla Kral Hirodes’in davranışı arasında nasıl bir zıtlık görülüyor?


İsa’yı öldürmeye çalışan ulusun kralının aksine, bu paganlar saygıyla eğilip İsa’ya ibadet ederler!


Bu hikâye, kilise üyeliğinin Allah’la doğru ilişki içinde bulunmanın garantisi olmadığını bize güçlü bir şekilde hatırlatmalı. Ayrıca, gerçeği doğru şekilde anlamanın çok önemli olduğunu da hatırlatmalı. Hirodes ve rahipler Mesih’e ilişkin peygamberlik sözlerini daha iyi anlasalardı, Hirodes İsa’nın korktuğu gibi bir tehdit olmayacağını bilirdi. Bu “Yahudilerin Kralı”nın, en azından Hirodes’in o anki politik gücünü koruması açısından, kendisinden endişelenilecek biri olmadığını anlardı.


Daha fazla ışıkla bereketlenmiş bir topluluk olan Yedinci Gün Adventistleri olarak, bu ışığın otomatik olarak bizim Allah’la doğru ilişki içinde olduğumuz garantisini verdiği aldanışına düşmekten kendimizi nasıl koruruz? Aynı zamanda, bu gerçeğin bize sağladığı Allah’ın karakterinin takdiri sayesinde, O’nunla birlikte daha samimi bir yürüyüş için bu ışık bize nasıl yardımcı olabilir?


Perşembe


1 Nisan


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White’tan yapılan şu alıntıya bir bak: “Her günahkâr İsa’ya bu şekilde gelebilir. ‘Doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, Kendi merhametiyle [bizi kurtardı].’ Titus 3:5. Şeytan size bir günahkâr olduğunuzu ve dolayısıyla Allah’tan bereket almayı ümit edemeyeceğinizi söylediğinde, ona Mesih’in günahkârları kurtarmak için dünyaya geldiğini söyleyin. Allah’ın gözünde lütuf bulmamızı sağlayabilecek hiçbir şey yoktur; ancak şimdi ve her zaman ileri sürebileceğimiz mazeret, O’nun kurtarıcı gücünü bir zorunluluk haline getiren mutlak çaresiz durumumuzdur.”—Çağların Arzusu, s. 317 [Sevgi Öğretmeni, s.296–297]. Ne kadar da güçlü bir fikir: Kurtarıcımız olarak Mesih’i bir ihtiyaç haline getiren, bizim bu “mutlak çaresiz durumumuz”. İster İsa’ya ilk gelişimiz olsun, ister tüm hayatımız boyunca O’nunla yürümüş olalım, bu gerçek değişmez. İsa’nın insanî yanının soy kaydında yer alanlar gibi, hepimiz lütfa ihtiyacı olan günahkârlarız. Yasaya itaatimiz olsun, günaha ve ayartıya karşı galip gelmemiz olsun, Mesih’te gelişmemiz olsun, tüm bunlar her ne kadar Hristiyan yaşantısının birer parçası olsa da, kurtuluşun sonuçlarıdır, asla sebepleri değil. İster çarmıhtaki hırsız olsun, ister İsa’nın ikinci gelişinde dönüştürülecek olan bir aziz olsun, hepimiz “O’nun kurtarıcı gücünü bir zorunluluk haline getiren mutlak çaresiz bir durum”dayız. Bu temel gerçeği asla unutmamamız ne kadar da önemli.


TARTIŞMA SORULARI:


Bu hafta gördüğümüz üzere, Hirodes’in peygamberlik sözleri hakkındaki çok yanlış düşünceleri, korkunç şeyler yapmasına sebep oldu. Günümüzde peygamberlik sözlerine ilişkin bazı yanlış anlamaları bir düşün. Örneğin, birçok kişi imanlı Hristiyanların gizlice ve sessizce göğe alınacağına, ailelerinin ve arkadaşlarının “geride bırakılarak” bu insanların neden aniden kaybolduğuna akıl erdiremeyeceklerine inanıyorlar. Peygamberlik sözlerine ilişkin böylesi bir yanlış anlayışa sahip olmanın potansiyel tehlikeleri nelerdir? Ya da, dünya tarihinin son olaylarından biri olarak Yeruşalim’deki tapınağın yeniden inşa edilmesinin ve hayvan kurbanlarının yeniden başlamasının gerektiği fikrine ne demeli? Peygamberlik sözlerini doğru şekilde anlamanın gerçekten ne kadar önemli olduğunu bize aşılayabilecek olan, peygamberlik sözleri hakkındaki diğer yanılgılar nelerdir?


Çoğunlukla, birçok kültürde ve toplumda, ebeveynlerinizin kim olduğu ve hangi sınıf insanlar arasında doğduğunuz çok önemli görülür. Bu geleneğin tüm tarih boyunca süregeldiği anlaşılıyor, hatta bugün bile birçok yerde kökleşmiş halde. Bu dünyasal fikir, müjdenin temsil ettiği her şeye neden çok aykırıdır? Ayrıca, “yeniden doğma” fikri, bizim içinde doğduğumuz veya başkalarının içinde doğdukları sınıf ya da sosyal yapı konusuna bakışımızı nasıl etkilemelidir?


Cuma


*2–8 Nisan


Hizmet Başlar


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Mat. 3:1–12; 2Pe. 1:19; Flp. 2:5–8; Mat. 4:1–12; Yşa. 9:1, 2; Mat. 4:17–22.


HATIRLAMA METNİ: “Onlara, ‘Ardımdan gelin dedi, Sizleri insan tutan balıkçılar yapacağım” (Matta 4:19).


Yaşadığımız hayatın anlamının ve amacının ne olduğu ve onu nasıl yaşamamız gerektiğini bilmek, insanlığın en büyük sorunlarından biri olmuştur. Ne de olsa, koltuğumuzun altına sıkıştırılmış, nasıl yaşayacağımızı öğreten bir kullanma kılavuzuyla birlikte doğmuyoruz, değil mi?


İyi bir aileden gelen 17 yaşındaki uyuşturucu bağımlısı genç “Hayatın anlamını bir türlü anlayamıyordum” dedi. “Hâlâ da anlamıyorum, ama benden başka herkesin anladığını sanmıştım, sanki benim bilmediğim ama başka herkesin bildiği bir sır vardı. Herkesin neden burada olduğumuzu anladığını ve bir yerlerde benden gizli, mutlu bir şekilde yaşadıklarını düşünüyordum.”


Avusturyalı yazar ve bilim felsefecisi Paul Feyerabend, otobiyografisinde şöyle itiraf etti: “Böylece günler birbiri ardınca geçiyor, fakat insanın yaşamını neden sürdürmesi gerektiği net değil.”


Kutsal Kitap, müjde ve İsa’nın öyküsü ile O’nun bizim için yaptıkları işte bu nedenle kayda geçirilmiştir. Hayatın en ivedi sorularına cevapları İsa’da, O’nun dünyaya (insan olarak) gelmeden önceki var oluşunda, doğumunda, yaşamında, ölümünde, gökteki hizmetinde ve ikinci gelişinde bulabiliriz. Bu hafta İsa Mesih’in yeryüzündeki yaşamının ve işinin başlangıcını inceleyeceğiz; bu yaşam ve iş bize hayatlarımızın anlamını tam olarak verebilecek tek şeydir.


*9 Nisan Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

3 Nisan


Vaftizci Yahya ve “Mevcut Gerçek”


Matta 3. bölüm Vaftizci Yahya’nın metin içinde kaydedilmiş ilk sözü olan bir emirle başlar: “Tövbe edin!” (Mat. 3:2). Bir anlamda bu, Allah’ın ilk günahtan beri insanlara söylemekte olduğu şeylerin bir özetidir: Tövbe edin, bağışlayışımı kabul edin, günahlarınızı bırakın, böylece Kurtuluş bulursunuz ve canlarınız rahata kavuşur.


Bu mesaj ne kadar evrensel olursa olsun, Yahya ona ayrıca belirgin bir “mevcut gerçek” bildirisi, yani o döneme mensup insanlar için özel bir mesaj ekliyor (2Pe. 1:12).


Matta 3:2, 3 ayetlerini oku. Vaftizci Yahya’nın, tövbe, vaftiz ve itiraf için yaptığı çağrıyla birlikte, vaaz ettiği mevcut gerçek mesajı neydi? Ayrıca bkz. Matta 3:6.


Yahya ayrıca burada tüm Yeni Ahit boyunca yapılan bir şeyi yapıyor. Eski Ahit’ten alıntı yapıyor. Eski Ahit’in peygamberlik sözleri Yeni Ahit’te hayat buluyor: pek çok kez, İsa olsun, Pavlus, Petrus veya Yuhanna olsun, hepsi Yeni Ahit’te olanları onaylamak, açıklamak, hatta kanıtlamak için Eski Ahit’ten alıntı yapıyorlar. Elbette ki Petrus’un, İsa’nın hizmeti hakkında konuşurken, bizzat kendisinin de tanık olduğu mucizeler bağlamında dahi, yine “peygamberlik sözlerinin kesinliğine” (2Pe. 1:19) vurgu yapması boşuna değil.


Matta 3:7–12 ayetlerini oku. Yahya’nın liderlere yönelik mesajı ne? Yahya’nın sert sözlerine rağmen, onlara bile burada nasıl bir umut sunuluyor?


Yahya’nın vaaz ettiği her şeyin odak noktasının İsa olduğuna dikkat edin. O zaman dahi her şey İsa hakkındaydı; O’nun kim olduğu ve ne yapacağı hakkındaydı. Müjde duyurulmuş olmasına rağmen, Yahya ayrıca son bir hesaplaşmanın olacağını açıkladı: buğday ve deliceler son kez birbirinden ayrılacaktı ve bu ayrımı yapacak olan peygamberlik sözlerinde önceden bildirilmiş Kişi olacaktı. İşte bu, Müjde’nin yargıdan nasıl ayrılamaz olduğuna daha fazla kanıt teşkil etmektedir. Ayrıca burada, Yahya’nın (İsa’nın ilk gelişinin doğrudan bağlamı içinde) Mesih’in ikinci gelişi hakkında da konuşmasında, Kutsal Kitap’ta İsa’nın birinci ve ikinci gelişinin tek bir olay olarak ele alınmasının bir örneğini görüyoruz.


Pazar


4 Nisan


Çöldeki Tezat


“Bundan sonra İsa, İblis tarafından denenmek üzere Ruh aracılığıyla çöle götürüldü” (Matta 4:1).


Bu sahneyi Şeytan’ın bakış açısından gözünüzde canlandırın. Allah’ın Oğlu olarak tanıdığı İlahî ve Yüce Varlık, şimdi insan ırkını kurtarmak amacıyla kendisini alçaltmıştı (insan bedeni almıştı). Bu, gökte Kendisine karşı savaştığı ve kendisiyle meleklerini gökten dışarı atan aynı İsa’ydı (bkz. Va. 12:7–9). Ama şimdi bu İsa neydi? Yıpratıcı bir çölde, açık bir destekten yoksun, yalnız ve zayıf bir insan. İsa şimdi Şeytan’ın aldatmacaları için kesinlikle kolay bir hedef olacaktı.


“Şeytan ve Mesih ilk olarak çatışma içinde karşılaştıklarında, İsa gökyüzünün hâkimiydi ve gökyüzündeki isyanın lideri olan Şeytan cennetten kovuldu. Onların şimdiki durumları bu kez bunun tam tersiymiş gibi görünür. Şeytan, kendisine göre avantaj saydığını şimdi en iyi şekilde kullanır.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 119 [Sevgi Öğretmeni, s.104].


Tezada bakın: Lusifer bir zamanlar kendini “Yüceler Yücesi’yle eşit kılmak” (Yşa. 14:14) istemiş, İsa ise kendisini göğün görkeminden ayırmıştı. Burada, bu sahnede bencillik ile özverili olma arasındaki muazzam farkı; kutsallığın ne olduğu ile günahın yaptıkları arasındaki muazzam farkı görebiliriz.


Yeşaya 14:12–14 ile Filipililer 2:5–8 ayetlerini karşılaştır. Bu bize İsa’nın karakteri ile Şeytan’ın karakteri arasındaki fark hakkında ne söylüyor?


İsa’yı göksel yüceliğinde tanıyan melekleri düşünün, şu an yüz yüze duran bu iki hasım arasında daha önce hiç yaşanmamış türden bir çatışmaya tanıklık etmiş olmalılar. Her ne kadar biz bunun nasıl sonuçlanacağını bilmenin belirgin avantajına sahip olsak da, melekler (aslında göktekilerin tümü) sonucun ne olacağını bilmiyordu; bu yüzden çatışmayı adeta kendilerinden geçerek, büyük bir dikkatle izlemiş olmalılar.


Şeytan kendisini yüceltti. İsa ise Kendisini alçalttı, hatta ölüme kadar. Bu güçlü tezattan ne öğrenebiliriz ve bu önemli gerçeği kendi hayatlarımıza nasıl uygulayabiliriz? Bu gerçek, özellikle benliğimizin mevzubahis olduğu durumlarda, bazı kararları alma yöntemimizi nasıl etkilemeli?


Pazartesi


5 Nisan


Ayartılma


Matta 4:1–12 ayetlerini oku. Bu ayartılarda ne oldu? İsa neden bu denemelerden geçmek zorundaydı? Bu hikâyenin kurtuluşla ne ilgisi var? İsa çok zor şartlar altında bu güçlü ayartılarla nasıl başa çıktı, bu bize ayartılara karşı koymak hakkında ne anlatmalı?


Matta 4:1 görünürde tuhaf bir fikir olan bir ifadeyle başlıyor: İsa’yı denenmek üzere çöle sevk eden Kutsal Ruh’tu. Ayartılmaya sevk edilmemek için dua etmemiz gerekiyor. “Ayartılmamıza izin verme. Bizi kötü olandan kurtar” (Mat. 6:13). Öyleyse Kutsal Ruh neden İsa’yı bu yola sevk etti?


Cevap bir önceki bölümde, İsa’nın vaftiz olmak için Yahya’ya gelişinin öyküsünde bulunuyor. Yahya’nın karşı çıktığını gören İsa “Şimdilik buna razı ol! Çünkü doğru olan her şeyi bu şekilde yerine getirmemiz gerekir” diyor (Matta 3:15). Tüm doğruluğu yerine getirmek için, yani insanlığın mükemmel örneği ve mükemmel temsilcisi olmak üzere gerekli olanları yapmak için, günahsız olmasına rağmen İsa’nın vaftiz olması gerekiyordu.


Çöldeki denenmede, İsa’nın Adem’in geçtiği aynı yoldan geçmesi gerekiyordu. Adem’den beri hiçbirimizin kazanamadığı, denenmeye karşı zaferi elde etmesi gerekiyordu. Böyle yaparak da “Mesih, Adem’in başarısızlığını telâfi etmeliydi” (Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 117 [Sevgi Öğretmeni, s.101]).


Bu zaferle İsa, günah için hiçbir mazeretimiz olmadığını, günaha hiçbir gerekçe gösterilemeyeceğini ve denendiğimiz zaman düşmenin kaçınılmaz kaderimiz olmayıp, bunun yerine iman ve adanmışlıkla galip gelebileceğimizi gösteriyor. Bize söylendiği gibi: İblis’e karşı direnin, sizden kaçacaktır. Tanrı’ya yaklaşın, O da size yaklaşacaktır. (Yakup 4:7, 8).


Bu olay, günahlarımız için hiçbir özrümüz olmadığını bize güçlü bir şekilde göstererek, nasıl Mesih’in doğruluğunu bizim için zaruri hale getiriyor? Bu örtü olmadan ve günahlarımız aklanmadan, yargıda kendi doğruluğumuzla durmak zorunda olduğumuzu hayal edin! Nasıl bir umudumuz olabilirdi?


Salı


6 Nisan


Zevulun ve Naftali Yöresi


Matta 4:12 ayeti Yahya’nın hapsedildiğini ve böylece hizmetinin sona erdiğini söylüyor. Bu noktada İsa’nın hizmeti “resmi olarak” başlar. İsa’nın Yahya’yla ilgili haberi duyduğu zaman Celile’ye dönmesinin nedeni metinde yazmıyor, yalnızca bunu yaptığı yazıyor. (Ayrıca bkz. Markos 1:14–16 ve Luka 4:14.) Belki de Yahya henüz vaaz etmekteyken, İsa rekabet görüntüsü olmasın diye dikkat çekmemeye çalışmıştır? Matta 4:12 ayetindeki, Kutsal Kitap’ın çağdaş Türkçe çevirisinde (ve Halk Dilinde İncil’de) “döndü” olarak tercüme edilen Grekçe fiil, diğer üç Türkçe İncil çevirisinde (Kitabı Mukaddes, Cosmades ve Candemir) kullanıldığı gibi, tehlikeden kaçınma anlamında “çekildi” olarak da tercüme edilebilir. Yani, her zamanki gibi ihtiyatlı olan İsa, belki de sorun çıkmasını önlemeye çalışıyordu.


Matta 4:13–16 ayetlerinde (ayrıca bkz. Yşa. 9:1, 2) yer alan, İsa’nın Zevulun ve Naftali bölgelerine yerleşmesiyle ilgili kısmı oku. Bu ayetler İsa’nın hizmeti hakkında ne diyorlar?


Zevulun ve Naftali Yakup’un iki oğluydu (bkz. Yar. 35:23–26), onların soyundan gelenler sonuçta güzel kuzey bölgelerine yerleşen oymaklardan ikisini oluşturuyordu.


Maalesef bu iki oymak Allah’a imanlarını bırakan ve dünyasal şeylere dönen 10 oymak arasındaydı. Birçok Eski Ahit peygamberi bu kuzey oymaklarının günahkârlıklarını, dünyasallıklarını ve kötülüklerini azarlamıştı; sonunda topraklarını Asurlular istila etmiş ve onları o günlerde bilinen dünyanın dört bir yanına dağıtmışlardı. Onların yerine İsrail’e Yahudi olmayan uluslar yerleştiler ve Celile karışık nüfuslu, karmakarışık ve karanlık bir yere dönüştü. Celile’nin en ünlü peygamberi Yunus’tu, bu da onların adanmışlık seviyeleri hakkında bize bir şey ifade etmeli.


Celile’deki sorunlar ne olursa olsun, Yeşaya kitabında bu karanlık Zevulun ve Naftali bölgesi için bile şu güzel peygamberlik sözü vardı: “Ölümün gölgelediği diyarda yaşayanlara ışık doğdu” (Matt. 4:16). Başka bir deyişle, buraya (ihtiyacın en çok olduğu yere, insanların kaba, geri kafalı ve medeniyetsiz sayıldığı yere) İsa geldi, yaşadı ve aralarında hizmet etti. Fakat İsa’nın Kendisi ne kadar yüce olursa olsun, başkaları uğruna kendini alçaltmaya istekli olduğunu görüyoruz. Burada da, İsa’nın hizmetinde Eski Ahit’in ne kadar merkezde olduğunun başka bir örneğini görüyoruz.


İnsanları hizmet ve tanıklık etme çabalarımıza değmez görme ayartısından nasıl kaçınabiliriz? Bu tavırda çok yanlış olan nedir?


Çarşamba


7 Nisan


Balıkçıların Çağrılması


“Tövbe edin! Çünkü Göklerin Egemenliği yaklaştı” (Matta 4:17). Aynı Yahya gibi, İsa da hizmetine bir tövbe çağrısı ile başladı. Yahya gibi O da insanlığın düşkün haldeki durumunu ve tüm insanların tövbe etme ve Allah’ı tanıma ihtiyacında olduklarını biliyordu. Bu yüzden, O’nun ilk duyurusunun (en azından Matta kitabında kaydedildiği üzere) tövbeye çağrı olması şaşırtıcı değil.


Matta 4:17–22 ayetlerini oku. Bu ayetler İsa’nın hayatlarımıza yönelik çağrısının bütünlüğü hakkında bize ne diyor?


Bu unutulmuş bölge Celile’de, dört genç adam (ikişer kardeş) tarafından devam ettirilen küçük bir balıkçılık ortaklığı vardı. Bu adamlar görünüşe göre Allah’a sevgi duyuyorlardı, zira bazıları bir süreliğine Vaftizci Yahya’yı takip etmişlerdi. Fakat Vaftizci Yahya onları şaşırtarak, kendi bölgelerindeki başka bir genç adama yönlendirmişti.


Bu adamlar Nasıralı İsa’ya yaklaştılar ve O’nunla zaman geçirmek istediler (bkz. Yuhanna 1. bölüm). Bu kültür böyleydi: insanlar öğretmene yaklaşır ve takipçisi olmak için izin isterlerdi. Fakat öğrencilerinin kim olacağı konusunda son karar öğretmene aitti. Ve bir öğretmen sizi öğrencisi olmanız için çağırdığında, bu çok heyecanlı bir andı.


Birçok kişi, İsa’nın öğrencileri gölde çağırdığı anın onların İsa’yla ilk karşılaştıkları zaman olduğu fikrine çocukluğundan beri alışkındır. Fakat Yuhanna kitapçığının ilk beş bölümünden, bu adamların İsa’yla birlikte (görünüşe göre aralıklı olarak) bir yıl geçirmiş olduklarını anlıyoruz.


“İsa eğitim görmemiş balıkçıları seçti, zira onlara kendi zamanlarının yanlış gelenekleri ve adetleri öğretilmemişti. Onlar doğal yeteneklere sahip, mütevazı ve öğrenmeye açıktılar; yani İsa’nın Kendi işinde çalışmak üzere eğitebileceği adamlardı. Toplumun çeşitli kesimleri arasında, günlük işlerinin yükünü sabırla taşıyan, ancak harekete geçirilmeleri halinde kendilerini dünyanın en saygın insanlarıyla eşit kılacak güçlere sahip olduğunun bilincinde olmayan birçok kişi vardır. O gizli yeteneklerin ortaya çıkması için hünerli bir elin dokunuşu gereklidir. İsa’nın Kendisiyle çalışma arkadaşları olmak üzere çağırdığı kişiler de böyleydi; İsa onlara Kendisiyle arkadaşlık etme avantajını verdi.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 250 [Sevgi Öğretmeni, s.227].


Perşembe


8 Nisan


EK ÇALIŞMA: Bir müjdeci kasabaya geldi ve toplantısını şöyle tanıttı: “Kutsal Kitap’tan bir sayfayı yırtıp çıkaran vaizi gelip görün!” Şüphesiz, bu tanıtım bir kalabalık topladı. Sonra onların önünde durarak Kutsal Kitap’ını açtı, şaşkın bakışları arasında bir sayfayı yırttı. “Bu sayfa” dedi, “asla buraya ait olmadı. Bu, Eski Ahit’le Yeni Ahit’i birbirinden ayıran sayfadır.” Şov yaptığı konusunda kim ne düşünürse düşünsün, vaiz iyi bir noktaya değinmişti. Bu iki kitap gerçekten birdir. Tüm Yeni Ahit boyunca Eski Ahit’ten alıntılar yapılır. Yeni Ahit’teki olaylar defalarca, hem İsa’nın Kendisi hem de Yeni Ahit yazarları tarafından, Eski Ahit dayanak alınarak açıklanır ve doğrulanır. İsa “Kutsal Yazılar yerine gelmeli” ifadesini, çeşitli şekillerde, ne kadar sık kullandı? İster defalarca Eski Ahit yazılarına işaret eden İsa’nın Kendisi olsun (bkz. Yu. 5:39, Luk. 24:27, Mat. 22:29, Yu. 13:18), ister her zaman Eski Ahit’ten alıntı yapan Pavlus (Rom. 4:3, 11:8, Gal. 4:27), ister Eski Ahit’e yaklaşık 550 gönderme barındıran Vahiy kitabı olsun, Yeni Ahit sürekli olarak kendisini Eski Ahit’e bağlar. Eski ve Yeni Ahit kitapları, Allah’ın insanlara kurtuluş planına ilişkin verdiği yazılı vahiyleridir. Şüphesiz, Eski Ahit’tin kurban sistemi gibi bazı bölümleri artık Hristiyanlar için bağlayıcı olmasa da, Eski Ahit’i bir şekilde Yeni Ahit’ten daha aşağı bir statüye indirme hatasını hiçbir zaman yapmamalıyız. Kutsal Kitap her iki Ahitten oluşur ve her ikisinden de Allah ve kurtuluş planı hakkında hayatî gerçekler öğreniriz.


TARTIŞMA SORULARI:


Şeytan’ın İsa’yı çeşitli şekillerde denediğini ve İsa’nın her durumda bu ayartılara ve ayartıların ardındaki tuzaklara yenik düşmediğini görebiliriz. Burada Allah’ın Sözü’nün ne kadar merkezî olduğuna da dikkat et. İsa Rabb’in kendisi olmasına rağmen, şimdi “günahlı insan benzerliğinde” (Rom. 8:3) olarak, Kutsal Yazıları İblis’in ayartılarına karşı savunma aracı olarak kullandı. İsa’nın Kendisi dahi bunu yapmak zorunda idiyse, bu bize bilhassa ayartılarla boğuşurken Kutsal Kitap’ın hayatlarımızda ne kadar merkezî ve hayatî önemde olması gereği hakkında ne söylemeli? Her ne kadar prensip olarak Kutsal Kitap’ı ayartıya karşı savaşımızda kullanmamız gerektiğini bilsek de, pratikte bunu nasıl yapıyoruz? Kutsal Kitap’ı hepimizin karşılaştığı saldırılara dayanmamıza yardımcı olarak kullanabileceğimiz bazı yollar nelerdir?


Alçakgönüllülük Hristiyanlar için neden çok önemli bir özelliktir? Alçakgönüllü olmayı ve öyle kalmayı nasıl öğrenebiliriz? Bu önemli alanda bize yardım etmesi açısından Çarmıh nasıl bir rol oynamalı?


Cuma


*9–15 Nisan


Dağdaki Vaaz


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Matta 5–7, Rom. 7:7, Yar. 15:6, Mika 6:6–8, Luka 6:36, Mat. 13:44–52, Rom. 8:5–10.


HATIRLAMA METNİ: “İsa konuşmasını bitirince, halk O’nun öğretişine şaşıp kaldı. Çünkü onlara kendi din bilginleri gibi değil, yetkili biri gibi öğretiyordu” (Matta 7:28, 29).


Çıkış kitabında, Allah’ın İsrailoğullarına Mısır’dan çıkışta önderlik ettiğini, onları Kızıl Deniz’de “vaftiz ettiğini”, 40 yıl çölde dolaştırdığını, belirtiler ve harikalar yaptığını ve onlarla bir dağın tepesinde bizzat buluşarak onlara yasasını verdiğini görüyoruz.


Matta kitabında, İsa’nın Mısır’dan çıkıp geldiğini, Ürdün Irmağı’nda vaftiz olduğunu, kırk günlüğüne çöle gittiğini, belirtiler ve harikalar yaptığını ve İsrail’le bir dağda bizzat buluşarak aynı yasayı güçlendirdiğini görüyoruz. İsa İsrail tarihi boyunca yürüdü, İsrail oldu ve tüm antlaşma vaatleri O’nda yerine geldi.


Dağdaki Vaaz verilmiş olan en etkili vaazdır. O’nun sözleri sadece o anki dinleyicilerini değil, vaazdaki hayatları değiştiren mesajları yüzyıllar boyunca, hatta günümüze dek, duyan herkesi derinden etkiledi.


Bununla birlikte, bu vaazı sadece dinlemekle kalmamalı, uygulamalıyız da. Bu hafta, İsa’nın Dağdaki Vaaz’da söylediklerini işlerken (Matta 5-7), O’nun sözlerini hayatımıza uygulamamız konusunda Matta 13. bölümde kayıtlı olan söylediklerini de inceleyeceğiz.


*16 Nisan Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

10 Nisan


İlkeler ve Standartlar


Matta 5–7. bölümlerde yer alan Dağdaki Vaaz’a bir göz at. Aşağıdaki boşluklara vaazdan aklında en çok kalan şeyi ve bunun sana söylediklerini özet olarak yaz.


“Muhtemelen insanlık tarihinde başka hiçbir dini söylev, Dağdaki Vaaz kadar ilgi görmemiştir. Hristiyan olmayan birçok filozof ve eylem adamı, İsa’ya tapmayı reddetmelerine rağmen yine de O’nun ahlâkına hayran kalmışlardır. Yirminci yüzyılda dağdaki vaazın en ünlü Hristiyan olmayan hayranı Mohandas Gandhi’ydi.” Craig L. Blomberg, The New American Commentary: Matthew [Yeni Amerikan Kutsal Kitap Şerhi: Matta] (Nashville: B&H Publishing Group, 1992), cilt 22, s. 93, 94.


Bu vaaza birçok farklı şekilde bakıldı. Bazıları onu, Allah’ın bizi çağırdığı ve Dağdaki Vaaz’da gösterilen ilahî standarda göre hepimiz yetersiz olduğumuz için, bizi diz çökmeye ve tek kurtuluş umudu olarak İsa’nın doğruluğunu talep etmeye zorlayan, son derece yüksek bir ahlâki standart olarak görüyor. Başkaları onu toplumsal ahlâka ilişkin bir söylev, bir barışseverlik çağrısı olarak görüyor. Bazıları onda sosyal müjde, Allah’ın krallığını dünyaya insan çabası ile getirme çağrısı görüyor.


Bir anlamda belki de herkes bu vaaza kendinden bir şeyler katıyor, zira bu vaaz hayatımızın en önemli alanlarına çok güçlü bir şekilde dokunuyor; böylece hepimiz ona kendimizce tepki veriyoruz.


Ellen G. White şöyle yazdı: “Dağdaki Vaaz’da, yanlış eğitimin sonucunda gerçekleştirilen işi tersine çevirmeye ve dinleyicilerinin Kendi karakterini ve krallığını doğru şekilde algılamalarını sağlamaya çalıştı... O’nun öğrettiği gerçekler, Kendisini izleyen kalabalık için olduğu kadar, bizim için de aynı derecede önem taşır. Bizim de onlar gibi Allah’ın krallığının temel ilkelerini öğrenmeye ihtiyacımız var.”—Çağların Arzusu, s. 299 [Sevgi Öğretmeni, s.280]


Bu nedenle, ona ne eklersek ekleyelim, Dağdaki Vaaz bize Allah’ın krallığının temel ilkelerini veriyor. O bize Kendi krallığının yöneticisi olarak Allah’ın kim olduğunu ve O’nun krallığının tebaası olarak Allah’ın bizi nasıl olmaya çağırdığını anlatıyor. Bu dünyanın geçici krallıklarının ilke ve standartlarından, sonsuza dek sürecek olan tek krallığın ilke ve standartlarına köklü bir dönüş çağrısıdır. (bkz. Dan. 7:27).


Pazar


11 Nisan


Yasaya Karşı Vaaz


Bazı Hristiyanlar Dağdaki Vaaz’ı “Allah’ın Yasası”nın yerini alan yeni bir “Mesih’in yasası” olarak görüyorlar. Yasacılık sisteminin yerine artık lütuf sisteminin geldiğini, ya da İsa’nın yasasının Allah’ın Yasası’ndan farklı olduğunu söylüyorlar. Bu görüşler Dağdaki Vaaz’ın yanlış anlaşılmasından kaynaklanır.


Aşağıdaki ayetler yasa hakkında ve Dağdaki Vaaz’ın bir şekilde yasanın (yani On Emir’in) yerini aldığı fikri hakkında dolaylı olarak ne diyor? (Mat. 5:17–19, 21, 22, 27, 28; ayrıca bkz. Yakup 2:10, 11; Rom. 7:7).


Craig S. Keener şöyle yazıyor: “Birçok Yahudi emirleri lütuf bağlamında anladı... İsa’nın pratikte daha büyük lütuf talep etmesinden... şüphesiz lütuf ışığında krallığın taleplerini kastettiği anlaşılıyor (Mat. 6:12; Luk. 11:4; Mar. 11:25; Mat. 6:14, 15 ve Mar. 10:15 ayetleriyle karşılaştırın). Müjde anlatımlarında, İsa kendini alçaltanlara, Allah’ın yönetme hakkını kabul edenlere, pratikte ahlâki kurallara uymakta yetersiz kalsalar bile kucak açıyor (5:48). Fakat İsa’nın duyurduğu krallık lütfu, Batı Hristiyanlığının büyük kısmında kabul gören işlerin olmadığı lütuf değildi; Müjdelerdeki krallık mesajı onu alçakgönüllülükle benimseyenleri dönüştürür, tıpkı kibirlileri, dinsel açıdan ve sosyal açıdan kendini yeterli görenleri kırıp geçtiği gibi.”—The Gospel of Matthew: A Socio-Rhetorical Commentary [Matta’nın Müjdesi: Sosyo-Retorik Bir Yorum] (Grand Rapids: William B. Eerdmans Publishing Company, 2009), s. 161, 162.


Yaratılış 15:6 ayetini oku. Bu, kurtuluşun baştan beri imanla olduğunu anlamamıza nasıl yardımcı olur?


İsa Mesih’in imanı yeni bir iman değildi; ilk günahtan beri aynı imandı. Dağdaki Vaaz, işlerle kurtuluşun yerini alan lütufla kurtuluş değildi. O zaten baştan beri lütufla kurtuluştu. İsrailoğulları, Sina dağında kendilerine itaat etmeleri söylenmeden önce Kızıldeniz’de lütuf ile kurtulmuşlardı. (Bkz. Çık. 20:2.)


Rab’le ve O’nun yasasıyla kendi tecrübelerin, kurtuluşun neden baştan beri yasayla değil de imanla olması gerektiği konusunda sana ne öğretmeli?


Pazartesi


12 Nisan


Ferisiler’in ve Din Bilginlerinin Doğruluğu


Matta 5:20 ayetini oku. İsa “Doğruluğunuz din bilginleriyle Ferisiler’inkini aşmadıkça, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz!” derken ne demek istedi?


Kurtuluş baştan beri imanla olmasına rağmen, itaati ciddiye alan her dini oluşuma (Yedinci Gün Adventizmi gibi) yasacılık sızabileceği gibi, uygulanması gerektiği şekliyle baştan beri bir lütuf sistemi olmasına rağmen, Yahudiliğin de içine yasacılık sızdı. Mesih’in zamanında, dini liderlerin birçoğu (fakat hepsi değil) “tövbekârlıktan, şefkatten ve sevgiden yoksun” bir çeşit “sert dinî tutuculuk” içine düşmüştü ve “dünyayı yozlaşmadan koruyabilecek bir etkileri kalmamıştı.”—Ellen G. White, Bereket Dağından Düşünceler, s.55, 56.


Dışa dönük davranışlar, özellikle insan yapımı olanlar, hayatları ve karakterleri değiştirme gücüne sahip değildir. Sevgiyle etkisini gösteren iman tek gerçek imandır (Gal. 5:6); dışa dönük eylemleri Allah’ın gözünde makbul hale getirebilecek olan yalnızca budur.


Mika 6:6–8 ayetlerini oku. Bu ayetler hangi şekilde Dağdaki Vaaz’ın özetidir?


Eski Ahit zamanında bile kurbanlar bir sonuç değil, sonuca götüren bir araçtılar; bu sonuç Allah’ın takipçilerinin Allah’ın sevgisini ve karakterini yansıtarak yaşadıkları hayattı, bu da ancak Allah’a tam teslimiyetle ve O’nun kurtarıcı lütfuna mutlak surette muhtaç olduğumuzun bilincinde olarak gerçekleştirilebilirdi. Ferisilerin ve din bilginlerinin çoğu, dışa yönelik dindarlık ve iman görünümlerine rağmen, kesinlikle Rabb’in takipçilerinin yaşaması gereken hayat tarzının örneği değildiler.


Yalnızca imanla kurtuluş öğretisine ve seni sadece İsa’nın doğruluğunun kurtarabilecek olmasına büyük bir inancın olsa dahi, yasacılığın ince ince bile olsa inancına sızmadığından nasıl emin olabilirsin?


Salı


13 Nisan


Krallığın İlkeleri


İsa’nın belki en radikal öğretisi Matta 5:48 ayetinde bulunur. Ayeti oku. Özellikle günahkârlar olarak, bunu nasıl yapabiliriz?


Dağdaki Vaaz’daki tüm öğretilerin içinde, en şaşırtıcı ve en “uç” öğretilerden biri bu olmalı. “Gökteki Babanız” gibi yetkin (mükemmel) olmak? Bunun anlamı nedir?


Bu ayeti anlamak için gereken hayatî unsur metnin başındadır: “Bu nedenle”. Yani, bu varılan bir sonucu ima eder, daha önce söylenenlerden çıkarılan bir neticedir. Daha önce ne gelmiştir?


Matta 5:43–47 ayetlerini oku. Matta 5:48 ile kapanan bu ayetler, İsa’nın bu ayette söylemek istediğini daha iyi anlamamıza nasıl yardımcı oluyorlar? Ayrıca bkz. Luka 6:36.


Böyle bir fikir Kutsal Kitap’ta ilk kez karşımıza çıkmıyor. Çok daha geride, Levililer kitapçığında (19:2), Rab Kendi halkına şöyle diyor: “Kutsal olun, Çünkü ben Tanrınız Rab kutsalım.” Luka kitapçığında (6:36), İsa şöyle dedi: “Onun için Babanız merhametli olduğu gibi siz de merhametli olun” (Candemir).


Burada, Matta 5:43–38 ayetlerindeki bağlamın tümü, ne kadar önemli olsa da, kurallara ve standartlara dışa dönük bir riayet değildir. Aksine, bu bölümün tüm odak noktası insanları sevmek, fakat sadece sevilebilecek olanları değil, dünyasal standartlara göre normalde sevmeyeceğimiz insanları da sevmektir (tekrar ediyoruz, bu Allah’ın krallığının standartlarıyla ilgili, insanların standartlarıyla değil).


Burada hatırlamamız gereken önemli şey, Allah’ın bizde gerçekleştirmeyeceği hiçbir şeyi bizden istememesidir. Kendi başımıza bırakılırsak, günahlı ve bencil kalplerimiz tarafından yönetilirsek, kim düşmanını sevebilir? Dünyada işler böyle yürümez, ama biz şu anda başka bir krallığın vatandaşları değil miyiz? Bize, kendimizi Tanrı’ya adarsak, “sizde iyi bir işe başlamış olan Tanrı’nın bunu Mesih İsa’nın gününe dek tamamlayacağına” (Flp. 1:6) dair vaat verilmiştir; Tanrı bizi dönüştürerek, O’nun bizi sevdiği gibi, bizim de başkalarını sevmemizi sağlamaktan daha büyük hangi işi yapabilir?


Düşmanlarını seviyor olsaydın, hayatın şu anda ne kadar farklı olabilirdi?


Çarşamba


14 Nisan


Krallığın Sözlerini Kabul Etmek


İsa’nın vaaz ettiği tek yer dağ değildi. O krallığa ilişkin aynı bildiriyi tüm İsrail’de vaaz etti. Matta 13. bölümde İsa’nın bir teknede öğrettiği kayıtlıdır, bu esnada “bütün kalabalık kıyıda duruyordu” (Matta 13:2). Daha sonra İsa, Kendi sözlerini sadece duymanın değil uygulamanın da önemini vurgulamak amacıyla, halka benzetmeler anlattı.


Matta 13:44–52 ayetlerini oku. Dağdaki Vaaz’da açıklanan gerçekleri hayatımıza nasıl uygulayacağımızı anlamamızın özel önemi hakkında, bu benzetmelerde ne söyleniyor?


Bu hikâyelerin ilk ikisinde, iki nokta öne çıkıyor. Her ikisinde de ayrılık fikri var; gerek bir inci olsun, gerek tarladaki bir hazine, yeni bir şeye sahip olmak için sahip olunan bir şeyi elden çıkarmak. Diğer önemli nokta ise, her bir adamın bulduğu şeye verdiği büyük değer. Her iki durumda da, onu almak için tüm mal varlıklarını sattılar. Kurtuluşu satın alamayacak olmamıza rağmen (Yşa. 55:1, 2), benzetmelerin vurguladığı nokta açık: bu krallıkta, yani bu dünyada sahip olduğumuz hiç bir şey, gelecek krallıkta hakkımızı kaybetmemize değmez.


Dolayısıyla, Allah’ın bizden istediklerini hayatlarımıza uygulamak için, dünyadaki her şeyden, bedendeki her şeyden kendimizi ayırma ve Allah’ın Ruhu’nun bizi doldurmasına izin verme seçimini yapmamız gerekiyor (bkz. Rom. 8:5–10). Bu kolay olmayabilir; benliğe karşı ölmeyi ve haçımızı taşımamızı gerektirir. Fakat bize verilen vaatlerin değeri her zaman gözümüzün önünde olursa, yapmamız gereken seçimleri yapmak için gerekli tüm teşvike sahip oluruz.


Son benzetmeyi oku (Mat. 13:47–50). Burada da bir ayrılıktan bahsediliyor. İlk iki benzetmedeki ayrılık, üçüncü benzetmede ne olduğunu anlamamıza ne şekilde yardımcı oluyor?


Perşembe


15 Nisan


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, Çağların Arzusu kitabında 298–314. sayfalardaki [Sevgi Öğretmeni, s. 279—294] “Dağdaki Vaaz” bölümünü ve Bereket Dağından Düşünceler kitabını oku.


Matta 13:44–46 ayetlerindeki benzetmede, adamlar çok değerli bir şey buldular. Bilhassa İsa’nın anlattığı üçüncü benzetmeden sonra (Matta 13:47–50), bağlamı dikkate aldığımızda, buldukları şey hakikatti; “kızgın fırında” sonsuz yıkımın karşıtı olan sonsuz yaşama yönlendiren “hakikat”. Bu önemli, zira biz “hakikatin” en iyi ihtimalle modası geçmiş, en kötü ihtimalle tehlikeli sayıldığı bir zamanda yaşıyoruz. Maalesef bu, bazı Hristiyanların da benimsediği yanlış bir fikirdir. Yine de, bu benzetmelerin mesajı sadece hakikatin var oluşu değil, bu hakikatin her insanın hayatında sonsuza dek sürecek bir değişiklik yapacak olmasıdır. Bu şaşırtıcı olmamalı. Kutsal Kitap mutlak gerçek fikrine dayalıdır. Ne de olsa, İsa şöyle demişti: “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im. Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez” (Yu. 14:6). Eğer bu mutlak gerçeği belirtmiyorsa, ne belirtir? Tabi ki, Pavlus gibi hakikat bilgisine vakıf biri dahi “bilgimiz sınırlıdır” (1Ko. 13:9) diyebiliyorsa, daha bilmediğimiz pek çok şey olduğu açıktır. Fakat onun bilgimizin “sınırlı” olduğu şeklindeki ifadesi başlı başına bilinmesi gereken daha çok hakikat olduğunu ima eder, bu hakikat sonsuz yaşam yönünde veya sonsuz ölüm yönünde tam anlamıyla fark yaratır. Sonsuz yaşam mı, sonsuz ölüm mü? Bundan daha kesin olamaz.


TARTIŞMA SORULARI:


Herkesin Dağdaki Vaaz’daki ilkeleri uyguladığı bir dünyada yaşamak nasıl olurdu?


İsa bilge ve akılsız yapıcılar hakkındaki benzetmeyi (bkz. Mat. 7:24–27) Celile Gölü kıyılarına bakan bir yerde anlattı. Kuru mevsimde, kıyılardaki taşın ve kumun görünümü neredeyse ayırt edilemez olduğundan, bir yapıcı evini taş olduğunu sanarak kum üstüne inşa edebilirdi. Yağmur mevsimi başladığında, kumlu temel ortaya çıkar ve ev çökerdi. İsa sözlerini duyan ancak uygulamayanları kumlu temele benzetiyor. Hayatlarımızdaki fırtınalar temelimizin kum mu yoksa taş mı olduğunu nasıl ortaya çıkarıyor? En kötü denenmelerin ortasında bile bizi sağlam ve istikrarlı tutacak bir temele nasıl sahip olabiliriz?


Cuma



*16–22 Nisan


“Kalk ve Yürü!” İman ve İyileştirme


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Matta 8; Lev. 13:44–50; Dan. 7:7, 8; Yu. 10:10; Mat. 9:1–8; 1Yu. 1:9.


HATIRLAMA METNİ: “Hangisi daha kolay? ‘Günahların bağışlandı demek mi, yoksa Kalk, yürü demek mi?” (Matta 9:5).


Hayatta en çok korktuğun şeylerin listesini yapsaydın, nasıl bir şey olurdu? Birçoğumuzun listesi aile üyelerinden birinin ölümünü, hatta kendi ölümümüzü içerirdi. Anlaşılabilir bir şey olmasına rağmen, bu düşüncenin ne kadar da dünya merkezli olduğunu düşün. Bu tamamıyla şimdiki hayatlarımız hakkında. Dünyadaki hayatımızı kaybetmek gerçekten en çok korktuğumuz şey mi olmalı, hele ki zaten çok uzun sürmeyeceğini biliyorken?


Bu listeyi Allah yapmış olsaydı, O’nun en korktuğu şey kesinlikle ya ailelerimizin ya da kendimizin sonsuz hayatımızı kaybetmemiz hakkında olurdu.


Muhakkak, Allah fiziksel hastalık ve ölüm hakkında da kaygılanır, ama O bunlardan daha çok ruhsal hastalıklar ve sonsuz ölüm hakkında kaygılanır. İsa her ne kadar birçok kişiyi iyileştirip, ölüleri bile hayata geri getirdiyse de, bunlar geçiciydi. Onların hepsi, İsa’nın Kendi dirilişinde dirilttiği kutsallar hariç, bir şekilde fiziksel olarak öldü. (Bkz. SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 5, s. 550 ve Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 786 [Sevgi Öğretmeni, s. 773–774].)


Kurtuluş planı, bizim yararımıza gerçekleştirdiği her şeye rağmen, bizi dünyasal hastalık ve ölümden esirgemedi. Bunu aklımızda tutarak, hem fiziksel hem de ruhsal birkaç iyileştirme hikâyesini ele alalım ve bunlardan iman hakkında hangi önemli dersleri çıkarabileceğimizi görelim.


*23 Nisan Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

17 Nisan


Dokunulmaza Dokunmak


İsa Allah’ın krallığının ilkelerini tanımladığı Dağdaki Vaazı verdikten sonra Şeytan’ın krallığıyla tekrar karşılaştı; kurtuluş için inleyen ve çürümekte olan insanlarla dolu, soğuk ve karanlık bir yerdi, ilkeleri İsa’nın temsil ettiği her şeye sıklıkla zıt olan bir yerdi. Ve o an, Şeytan’ın hükümdarlığının ne kadar düşmüş ve perişan hale geldiğinin en güzel örneklerinden biri, cüzam hastalığında görülebiliyordu. Bazen Miryam’ın durumunda olduğu gibi bir ilahî ceza türü olarak kullanılmış olsa da (bkz. Say. 12:9–12), Kutsal Kitap’ın genel bağlamında bu hastalık düşmüş ve bozulmuş dünyada yaşamının ne demek olduğuna ilişkin etkili ve korkunç bir örnektir.


Matta 8:1–4 ayetlerini oku. İsa’nın bu cüzamlıyı iyileştirirken ona dokunmuş olması ne bakımdan önemli görülebilir (örneğin bkz. Lev. 13:44–50)?


Cüzamlı İsa’nın ayaklarına kapanarak “Ya Rab, istersen beni temiz kılabilirsin” der. “Yapabilmek” anlamını veren Grekçe sözcük dunamai, İngilizcedeki “dinamit” sözcüğüne benzer. Güçle dolu anlamına gelir. “İstiyorsan, güçle dolusun ve hayatımı değiştirebilirsin.” İsa cüzamlıyı iyileştirmek istediğini söyler ve hemen bunu yapar.


İsa’nın cüzamlıya dokunması, olanları gören kalabalığı ürpertmiş olmalı. Şüphesiz, diğer durumlarda (mesela kayıtlı olan bir sonraki iyileştirmede) yaptığı gibi, İsa sadece bir söz söyleyebilir ve adam iyileşirdi. Neden ona dokundu ki?


“Mesih’in cüzamlı adamı bu korkunç hastalıktan kurtarma işi, O’nun insanın canını günahtan arındırma işinin bir örneğidir. İsa’ya gelen adamın ‘her yanını cüzam kaplamış’tı. Öldürücü zehri tüm bedenine yayılmıştı. Öğrenciler Efendileri’nin ona dokunmasını önlemeye çalıştılar; zira cüzamlı birine dokunan kişinin kendisi de kirli oluyordu. Fakat İsa, elini cüzamlının üzerine koyduğunda, bundan dolayı kirlenmedi. O’nun dokunuşu hayat veren bir güç aktardı. Cüzam temizlendi. Günahın cüzamı da böyledir: kökleşmiş, ölümcül ve insan gücüyle temizlenmesi imkânsız.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 266 [Sevgi Öğretmeni, s.243].


İsa cüzamlıya dokunarak belki de günahımız ne kadar kötü olursa olsun O’nun bu günahtan affedilmek, iyileştirilmek ve arınmak isteyenleri yakınına çekeceğini gösteriyordu.


Bugün cüzam gibi gördüğümüz şeylerden, yani insanları korkuyla ve yargı düşüncesiyle irkilten şeylerden dolayı, şu anda acı çeken kimleri tanıyorsun? İsa’nın örnekliği bu gibi insanlarla nasıl ilişki kurulabileceğini anlamana nasıl yardımcı olabilir?


Pazar


18 Nisan


Romalı ve Mesih


Daniel kitabının Roma’yla çok yakından ilgilenmesinin iyi bir nedeni var (bkz. Dan. 7:7, 8, 19–21; Dan. 8:9–12, 23–25). Bu, Mesih’in zamanında da hüküm sürmekte olan Roma’nın üstün gücünden ötürüdür. Buna rağmen, Roma’nın gücünün sembolü olmakla kalmayıp aynı zamanda bu gücün bir anlamda ifadesi olan Romalı bir subay İsa’ya gelir. Bu adam, hepimize sıkıntı veren yaygın denemelerle ve felâketlerle karşı karşıya, çaresizdir. Dünyasal güçlerin yapabileceklerinin sınırlı oluşu hakkında ne güzel bir ders. En büyük ve en etkili liderler, en zengin kadın ve erkekler, hayatta herkesin karşılaştığı zorlukların çoğu karşısında çaresiz kalırlar. Gerçekten, ilahî yardım olmadan, her birimizin ne umudu olur ki?


Matta 8:5–13 ayetlerini oku. Bu hikâyede iman hakkında ve imanlı olmanın ne demek olduğu hakkında ne gibi önemli gerçekler açıklanıyor? Yedinci Gün Adventistleri olarak, sahip olduğumuz ayrıcalıklar düşünüldüğünde, bu bize ne anlatmalı?


Yüzbaşı, genelde 80–100 arasında askere komutanlık eden bir Roma subayıydı. Yaklaşık yirmi yıldır orduda hizmet etmekteydi ve yasal olarak aile kurmasına izin verilmiyordu. Bu yüzden belki de bu hizmetçi yüzbaşının tek gerçek ailesiydi.


O kültürde Yahudi olmayan birinden daha hor görülecek tek kişi bir cüzamlı olurdu; bu yüzden subay muhtemelen, İsa köleyi iyileştireceğini söylemesine rağmen, evine girmek istemeyebilir diye düşündü. İsa’dan bizzat orada bulunmasını değil, yalnızca O’nun Sözü’nü isteyerek, yüzbaşı bugün bize hitap eden büyük iman gösteriyor: İsa’nın Sözü O’nun dokunması kadar güçlüdür. Bu yüzbaşıya göre, İsa’nın birini iyileştirmesi O’nun için zor değildi. Bir subayın askerine emir vermesi gibiydi, bu da her zaman olan bir şeydi.


Ayrıca, Matta 8:11, 12 ayetlerinde İsa’nın söylediklerine bak. Kendilerine büyük ayrıcalıklar verilmiş olanlar için ne kadar sert bir uyarı. Yedinci Gün Adventistleri olarak bize de büyük ayrıcalıklar verildiğinden, dikkat etmeliyiz.


Günlük uygulamaların ve yaptığın seçimler nelerdir? Daha da önemlisi, bu seçimler imanını nasıl etkiliyor? İmanını geliştirecek seçimlerde bulunmak için ne yapabilirsin?


Pazartesi


19 Nisan


Cinler ve Domuzlar


Matta 8:25–34 ayetlerini oku. Her iki öykü de Allah’ın gücü hakkında bize ne öğretiyor? Burada gördüğümüz O’nun gücünden nasıl rahatlık bulabiliriz, özellikle kendimizden daha büyük şeylerle mücadele ederken?


Yahudi düşüncesine göre doğa ve cinler üzerinde hâkim olmak sadece Allah’ın yetkisiydi. İsa şiddetli fırtınayı basit sözlerle yatıştırdıktan sonra (Matta 8:23–27), Yahudi olmayanların bölgesi olmakla kalmayıp aynı zamanda cine tutulmuş bazı adamların da yaşadığı Celile Gölü’nün doğu kıyılarına ayak bastı.


Markos 5:1–20 ve Luka 8:26–39 ayetleri cine tutulmuş adamların hikâyesinin detaylarını veriyor. Cinler kendilerini “tümen” olarak tanıtıyor. Askeriyede bir tümen 6.000 askerden oluşuyordu. Cinler 2.000 domuzun içine gönderildiler.


Pek çok kişi cinlerin neden domuzlara gönderilmek istediklerini merak etmiştir. Bir inanışa göre cinler en çok boş boş dolaşmaktan nefret eder; bu nedenle kirli domuzlar bile olsa, bir tür evlerinin olmasını tercih ettiler. Başka bir inanışa göre cinler sudan korkarlar, İsa’nın Kendisi de cinlerin kurak yerlerde dolanıp huzur aradıklarını söylemişti (bkz. Matta 12:43). Ayrıca cinlerin Rabb’in kıyamet gününden önce yok edilebileceğine dair geleneksel Yahudi öğretileri de vardı.


Fakat en önemli konu şu: Bu hikâyedeki adamların içinde bulundukları tahrip edici koşullar, Şeytan’ın Allah’ın çocukları için arzuladığı tahrip edici koşulların aynısıdır. Fakat İsa onların hayatlarını tamamıyla değiştirdi. İsa, Şeytan’ın hayatlarımızda yapmaya çalıştığı her şeyi, kendilerini Mesih’e teslim etmeyi seçen herkes için bozabilir ve bozacaktır. Aksi takdirde Şeytan karşısında çaresiziz.


Biz büyük mücadelede ya bir tarafta, ya da diğer taraftayız. Kulağa ne kadar sert ve tavizsiz gelse de, bu gerçek İsa’nın şu sözleriyle olduğundan daha net ifade edilemezdi: “Benden yana olmayan bana karşıdır, benimle birlikte toplamayan dağıtıyor demektir” (Luka 11:23). Hangi tarafta olduğumuz bize bağlı.


Yuhanna 10:10 ayetini oku. “Hırsız ancak çalıp öldürmek ve yok etmek için gelir. Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim.” Bu yalnızca cinliler için değil, kendimiz ve kendi hayatlarımız için de nasıl geçerlidir? Bize burada verilen vaatleri ne şekilde tecrübe edebiliriz ve etmeliyiz?


Salı


20 Nisan


“Kalk ve Yürü!”


Pazartesi günkü derste İsa’nın İsrail’de böyle büyük bir imanı olan kimse bulamadığını söylediği dikkatimizi çekti. Fakat aynı saatlerde İsrail’de, kalbinin iyileşmesini vücudunun iyileşmesinden daha çok arzulayan bir adam vardı.


Matta 9:1–8 ayetlerini oku. Günahlarımız ne olursa olsun ya da ne kadar zarar vermiş olursa olsunlar bağışlanacakları vaadine istinaden, bundan kendimiz için nasıl büyük bir umut çıkarmalıyız? Bkz. Rom. 4:7, 1Yu. 1:9, 1Yu. 2:12.


Yatalak adam İsa’nın önüne getirildiğinde O’nun ilk önce adamın ruhsal durumuyla ilgilenmesi ne kadar da etkileyici. Tabi ki İsa gerçek sorunun ne olduğunu çok iyi biliyordu. Adam fiziksel olarak acınacak durumda olmasına rağmen, Mesih asıl konunun adamın muhtemelen çok günahlı olan hayatı nedeniyle yaşadığı suçluluk duygusu olduğunu biliyordu. Bu nedenle, adamın affedilme arzusunu bilen İsa, günahın hakikatini ve bedelini anlayan herkes için en harika ve en teselli edici olması gereken sözleri söyledi: “Günahların bağışlandı.”


Ellen G. White ekliyor: “Günahın yükünden kurtulmayı fiziksel olarak iyileşmekten daha fazla istiyordu. İsa’yı görebilse, affedilme ve Gökteki Allah’la barışma güvencesini alabilse, Allah’ın isteğine göre, yaşamaya ya da ölmeye razı olacaktı.”—Çağların Arzusu, s. 267 [Sevgi Öğretmeni, s.245].


Bir Yedinci Gün Adventist pastör sıklıkla iyileştirilmemeye yetecek imana sahip olmak hakkında vaaz veriyordu. İmanların en büyüğü şudur: fiziksel durumumuzdan daha derinine bakmak ve bunların yerine ebediyetteki durumumuza odaklanmak. Dualarımız çoğu zaman fiziksel ihtiyaçlarımız hakkındadır ve Allah bu şeylerle ilgilenir. Fakat İsa Dağdaki Vaaz’ında “önce Allah’ın krallığını ve O’nun doğruluğunu aramamız” gerektiğini söyledi. Bu yüzden, sonuç olarak, anlık fiziksel ihtiyaçlarımıza rağmen, pek çok şeyin geçici ve fani olduğu bu dünyada ebediyetle ilgili konuları her zaman gözümüzün önünde tutmamız çok önemli.


Fiziksel mücadelelerimiz ne olursa olsun, en kötü durumda bile, her zaman ve yalnızca geçici olacaklar. Bu gerçeği unutmamamız neden çok önemlidir?


Çarşamba


21 Nisan


Ölüleri Gömmeyi Ölülere Bırakmak


Matta 8:18–22 ayetlerini oku. İsa burada Kendisini izlemenin ne anlama geldiği hakkında bu adamlara ne diyor?


İlk olarak, Matta 8:18–22 ayetlerinde öğrencisi olma isteğiyle İsa’ya yaklaşan iki adam görüyoruz. İkisi de samimi; fakat ikisi de bir şeylerle geriye bağlı gibi. Her düşüncemizi bilen İsa, doğrudan konunun özüne iniyor. İlk adamın geçekten her şeyini (yatağı dâhil!) bırakıp kendisini takip edip etmeyeceğini sorguluyor. Bu bir kimsenin İsa’yı takip ederse mutlaka dünyasal varlıklarını kaybedeceği anlamına gelmez, ama bunu yapmaya hazır olması gerektiği anlamına gelir.


Daha sonra İsa ikinci adama Kendisini ailesinin önüne geçirmeye gerçekten istekli olup olmadığını soruyor. İlk bakışta, İsa’nın ikinci adama söylediği sözler çok sert. Adamın tüm istediği babasını gömmekti. Özellikle bir kişinin anne ve babasını uygun bir şekilde gömmesi Yahudilik imanına göre beşinci emrin bir bölümü kabul edilirken, neden önce bunu yerine getirip daha sonra İsa’yı takip edemezdi?


Bununla birlikte, bazı yorumcular adamın babasının henüz ölmediğini, hatta ölmek üzere dahi olmadığını; yani adamın İsa’ya aslında şunu söylediğini savunuyorlar: İzin ver, ailemle tüm meseleleri çözeyim, sonra Seni takip edeceğim.


İsa’nın cevabı bu yüzden öyleydi.


Başka bir öğrenciliğe çağrı, Matta 9:9–13 ayetlerinde yer alan, hor görülen bir vergi görevlisi olan Matta’nın çağrılmasıdır. İsa bu adamın yüreğini biliyordu; çağrıya gösterdiği tepkiden de anlaşıldığına göre hakikate açıktı. Metinlerden de gördüğümüz üzere, İsa Matta gibi bir adamı çağırmasının nasıl bir tepki meydana getireceğini kesinlikle biliyordu. Bizim bugünkü bakış açımıza göre, Matta gibi birini çağırmanın o günlerde insanların yerleşik düzenini nasıl rahatsız edebileceğini görmek zor. Burada gördüğümüz, müjde çağrısının gerçekten ne kadar evrensel olduğuna dair başka bir örnektir.


Matta 9:13 ayetini oku. Bağlam farklı olsa da, hayvan kurban etme fikrinin yerine İsa’nın kurbanlığını geçirdiğimizde, bu ilke bugün bile nasıl geçerlidir? Yani, ne kadar doğru olsalar da, dini inanç ve uygulamaların Allah’ın gözünde asıl önemli olan şeyleri yapmamızı engellememelerine nasıl dikkat edebiliriz?


Perşembe


22 Nisan


EK ÇALIŞMA: Ellen G. White, Çağların Arzusu kitabında 262—271. sayfalardaki [Sevgi Öğretmeni, s. 239—249] “Beni Pak Kılabilirsin” bölümünü oku.


Almanların bir özdeyişi var: “Einmal ist keinmal.” Sözlük anlamı: “Bir kez olan, hiç olmamıştır.” Bu, sadece bir kez gerçekleşen bir şeyin gerçekleşmiş sayılmadığı fikrinin deyimsel bir ifadesidir. Fark etmez. Yalnızca bir kez gerçekleşmişse, hiç gerçekleşmemiş olmasıyla aynıdır. Katılsanız da katılmasanız da, bu fikri Perşembe gününün dersi bağlamında, önce babasını gömüp daha sonra öğrenci olmak isteyen adama İsa’nın söylediği “Ardımdan gel, bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün” (Matta 8:22) sözlerini dikkate alarak düşünün. İsa yaşayan bir adamın ölü olduğunu ima ederek ne demek istedi? Şöyle ki, “Einmal ist keinmal,” yani “bir kez, hiçbir kez” ise, bu dünyada ardından gelecek bir sonsuzluk olmadan sadece bir kere yaşayacaksanız, siz de hiç doğmamış olsanız bir şey fark etmeyecekti demektir. Şu anda ölü olsanız da fark etmez (bkz. Yu. 3:18). Ahiret hayatına inanmayan dünyevî düşünürler, çok kısa süreliğine ve sadece bir kez yaşanan buradaki anlamsız hayatın harcanarak sonsuza dek kaybedildiğinden şikâyet etmişlerdir. Şu soruyu sormuşlardır: bu kısa sürenin ardından sonsuza dek yok olup unutulursak, bunun ne anlamı olabilir? Öyleyse, İsa’nın söylediği şeylere şaşmamalı. O, bu dünyanın özünde sunduğu gerçekten daha büyük bir gerçeği insanlara göstermeye çalışıyordu.


TARTIŞMA SORULARI:


Yukarıda sunulan fikir ışığında, geri dönerek Matta’da İsa’nın adama babasını gömmesi hakkında ne söylediğini oku. Bu bize yaptığımız her şeyde büyük resmi (“büyük” derken gerçekten büyük demek istiyoruz) akılda tutmanın ne kadar önemli olduğu hakkında ne demeli? Teolojimiz resmin gerçekten ne kadar büyük olduğunu anlamamıza nasıl yardımcı olur?


Allah’ın fiziksel şifa hakkındaki isteğini her zaman bilemeyiz, fakat ruhsal şifa hakkındaki isteğini her zaman biliyoruz. Bu senin dua yaşamını ne şekilde etkilemeli?


Senin için en önemli şeyler nelerdir? Bir liste yap ve derse getir. Önceliklerinden ne öğrenebilirsin? Önceliklerimiz bize kendimiz, dünya görüşümüz, Allah’a ilişkin görüşümüz ve birbirimiz hakkındaki görüşümüz konusunda ne öğretir? Aynı şeyi bir grup ateist yapsaydı liste ne kadar farklı olurdu?


Cuma


*23–29 Nisan


Görünen ve Görünmeyen Savaş


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Mat. 11:11, 12; Va. 5:5; Mat. 12:25–29; Yşa. 27:1; Mat. 11:1–12; İbr. 2:14.


HATIRLAMA METNİ: “Vaftizci Yahya’nın ortaya çıktığı günden bu yana Göklerin Egemenliği zorlanıyor, zorlu kişiler onu ele geçirmeye çalışıyor.” (Matta 11:12).


Her gün yaşam tarzı, ilişkiler, kariyer, öncelikler, eğlence ve arkadaşlar konusunda önemli kararlar veriyoruz. Bu seçimlerin önemini tam olarak kavrayabilmek için, bunların aslında ne hakkında olduğunu kesin olarak anlamalıyız. Perdeyi aralayıp görünmeyen şeyleri görmemiz gerekiyor, zira Kutsal Kitap gördüğümüz şeyleri önemli derecede etkileyen görünmeyen bir gerçeklik olduğunu öğretiyor.


Bilim çağında yaşadığımız için görünmeyen gerçekliklere inanmakta zorlanmamalıyız. Röntgen ışınları, radyo dalgaları ve kablosuz iletişim gibi şeyleri bilen bizler, görmediğimiz şeylere rahatlıkla inanabiliriz. Yaptığımız her telefon görüşmesinde, ya da uydu bağlantısı sayesinde bir şeyler seyrettiğimizde veya dinlediğimizde, bu görülen (ve duyulan) tecrübeleri hakiki hale getiren görünmeyen gerçeklerin ortaya çıkardığı kabuller üzerinde çalışıyoruz.


Gerçekten, Mesih ile Şeytan arasındaki büyük mücadele, her gün tecrübe ettiğimiz görünen dünyanın görünmez arka planını şekillendirmektedir. Bu hafta Matta kitabında (ve başka yerlerde) bu görünmez güçleri ve bunların yaşamlarımızı ve seçimlerimizi nasıl etkilediğini gösteren bölümleri işleyeceğiz.


*30 Nisam Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders


24 Nisan


Matta 11:11, 12


Kutsal Yazı Allah’ın sözüdür ve içinde kurtuluş planı açıklanır. Fakat bazı metinleri anlamak zor olabilir. Gerçi bu şaşırtıcı olmamalı. Ne de olsa doğal hayatın her yönünde anlaşılması zor bir şeyler buluyoruz. O halde bize ruhsal ve doğaüstü doğruları ve gerçekleri gösteren Allah’ın Sözü’nün bölümlerinin anlaşılması ne kadar daha zor olacaktır?


Ellen G. White bu konuyu çok açık bir şekilde ifade etti: “En mütevazı yaşam biçimleri, en bilge filozofların bile açıklayamayacakları bir mesele arz ederler. Her yerde aklımızın alamayacağı harikalar vardır. O halde ruhsal dünyada da anlayamadığımız sırlar bulunduğunu gördüğümüzde şaşmalı mıyız? Güçlük sadece insan aklının zayıflığında ve darlığındadır. Allah Kutsal Yazılar’da bize onların ilahî karakterine ilişkin yeterli kanıt vermiştir, öyleyse biz de O’nun takdirinin bütün sırlarını anlayamadığımız için O’nun sözünden şüphe etmemeliyiz.”—Mesih’e Doğru Adımlar, s. 106, 107 [Cennete Giden Yol, s. 83].


Örneğin, tüm Kutsal Yazılar arasındaki en zor bölümlerden biri Matta 11:11, 12 ayetleridir: “Size doğrusunu söyleyeyim, kadından doğanlar arasında Vaftizci Yahya’dan daha üstün biri çıkmamıştır. Bununla birlikte, Göklerin Egemenliği’nde en küçük olan ondan üstündür. Vaftizci Yahya’nın ortaya çıktığı günden bu yana Göklerin Egemenliği zorlanıyor, zorlu kişiler onu ele geçirmeye çalışıyor.”


Ayetleri oku. Bunları nasıl anlıyorsun? Neyi anlamıyorsun?


  1. ayetin bazı İngilizce çevirilerinin Türkçeye aktarımları şöyle: “Vaftizci Yahya’nın günlerinden bugüne dek, gökten gelen krallık zorla ilerliyor ve zorlu kişiler ona saldırıyor” (ISV). “Ve Vaftizci Yahya’nın vaaz etmeye başlamasından bugüne dek, Göklerin Krallığı zorla ilerliyor ve zorlu kişiler ona saldırıyor” (NLT).

Burada İsa bize ne diyor?


Dünyasal yaşamlarımızda dahi bize sır olarak kalan şeyler nelerdir? Örneğin, sırf güneş hakkında anlamadığımız birçok sır var diye güneşin var olduğuna inanmayı bırakıyor muyuz? Öyleyse, Allah’ın Sözü ve iman hakkındaki sorularla ilgili sırlar ne kadar daha çoktur?


Pazar


25 Nisan


Karanlığın Sınırları


Çağlar boyunca Kutsal Kitap öğrencileri Matta 11:12 ayetiyle sorun yaşamışlardır, çünkü burada krallığı ve insanları tanımlayan kelimeler hem olumlu hem de olumsuz anlamda kullanılabilir. Grekçe basmati fiili hem “zorla ilerleme” hem de “zorbalıktan muzdarip olma” anlamına gelebilir. Grekçe biastes sözcüğü ise “güçlü veya gayretli adamlar” ya da “zorba adamlar” anlamına gelebilir.


Öyleyse, bu ayet göklerin sakin ve mutedil krallığının, hiddetli insanların ona saldırıyor olmasından ötürü, zorbalıktan muzdarip olduğu anlamına mı geliyor? Yoksa göklerin krallığı olumlu anlamda zorla ilerliyor ve ona tutunan gayretli adamlar aslında Mesih’in takipçileri mi?


Mesih’in takipçilerinin krallığı arayışlarında böyle girişken, hatta zorlayıcı olmaları mümkün mü?


Aşağıdaki ayetleri oku. Yukarıda sorulan son soruya ışık tutabilecek ne söylüyorlar?


Mat. 10:34 _______________________________________________


Va. 5:5 __________________________________________________


Mik. 2:13 ________________________________________________


Bazı kişiler, Matta 11:12 ayetinin en olası yorumunun biazomai (genelde olumlu) ve biastes (genelde olumsuz) sözcüklerinin en genel kullanımlarını uygulamak olduğunu savunuyor, bu da bize şu yorumu veriyor: göklerin krallığı “karanlığın sınırlarını kutsal güçle ve muhteşem enerjiyle geri püskürterek” zorla ilerliyor; bu olurken “zorba ve açgözlü adamlar ise onu yağmalamaya çalışıyorlar.”—D.A. Carson, The Expositor’s Bible Commentary With the New International Version: Matthew [Yorumcunun Kutsal Kitap Şerhi, Yeni Uluslararası Tercüme İle: Matta], (Grand Rapids: Zondervan, 1995), s. 266, 267.


Bu yorum Matta’nın daha geniş müjdesine uygun gözüküyor. Hatta bu yorum Kutsal Kitap’a nüfuz etmiş olan fakat Yeni Ahit’te açık hale getirilen bir tema olan karanlık ile ışık, Mesih ile Şeytan arasındaki savaşı, yani daha büyük resmi de yakalıyor. Gerçekten de burada, görünen ve görünmeyen, olup bitenleri ne kadar anladığımız veya anlamadığımızdan bağımsız olarak hepimizin dâhil olduğu, hepimizin bir taraf seçtiği, hepimizin her gün tecrübe ettiği bir savaş var. Büyük mücadelenin ortasındaki yaşam tamamen bununla ilgili.


Pazartesi


26 Nisan


“Savaş Dünya Görüşü”


Dünkü derste gördüğümüz gibi, Matta 11:12 ayetinin mutlak anlamı ne olursa olsun, büyük mücadele gerçeğini ortaya çıkarmaya yardım ediyor. Bir mücadeleyi, yani bir savaşı resmediyor; bu savaş ise, Kutsal Kitap’ın diğer bölümlerinden de bildiğimiz gibi, temelde Mesih ile Şeytan arasındadır.


Aşağıdaki ayetler büyük mücadele gerçeğinin ışığında bize ne anlatıyor?


Mat. 12:25–29_____________________________-_______________


Yşa. 27:1 ________________________________________________


1Yu. 5:19_________________________________________________


Rom. 16:20 ______________________________________________


Yar. 3:14–19______________________________________________


Ef. 2:2; 6:10–13 ___________________________________________


Bu ayetler, hem Eski Ahit’te hem Yeni Ahit’te bulunan, çağdaş bir (Adventist olmayan) ilahiyatçının “Savaş Dünya Görüşü” olarak adlandırdığı, evrende doğaüstü güçler arasında devam eden ve hepimizin bir şekilde dâhil olduğu bir savaş fikrine işaret eden pek çok ayetten sadece bir kaçıdır. Tabi ki bu kavram Yedinci Gün Adventistleri için yeni değil. Kilisemizin ilk kurulduğu günlerden beri teolojimizin bir parçası olmuştur; hatta kilisemizin öncüleri daha kilise resmi olarak kurulmadan önce bu kavramı benimsemişlerdi.


Bu mücadele gerçeğinin kendi yaşamında hangi şekillerde tezahür ettiğini görüyorsun? Yapmak zorunda olduğun seçimlerde ve ayartılarla karşılaştığında nasıl gerçekleşiyor? Bu çatışma gerçeğini anlayışın doğru seçimler yapmana ve ayartılara karşı koymana nasıl yardımcı olabilir?


Salı


27 Nisan


Savaş Çirkinleştiğinde


Gördüğümüz gibi, İsa’nın Matta 11:12 ayetinde kayıtlı olan sözleri ne kadar derin olsa da, Allah’ın krallığının mücadelesiz veya kavgasız kurulmayacağını açıkça gösteriyor. Anladığımız kadarıyla bu kavga büyük mücadeledir ve bugüne kadar şiddetli bir şekilde sürmektedir. Günahın, Şeytan’ın ve kaybolmuşların nihaî olarak yok edilişine kadar da devam edecek. Bu süreç boyunca, zaman zaman çok çirkinleşebilir ve çirkinleşmektedir de.


İsa’nın Matta 11:12 ayetinde kayıtlı sözlerinin bağlamında, büyük mücadelenin hakikatini ve nasıl çirkinleşebileceğini görebiliriz.


Matta 11:1–12 ayetlerini oku. Burada çeşitli seviyelerde gerçekleşen büyük mücadele gerçeğini nasıl görüyoruz? Yani, büyük mücadele burada olanlara anlam vermemize nasıl yardımcı olur?


Öncelikle, liderlere Yahya’yı hapse atmayı kimin telkin ettiğini düşünüyoruz? Burada Şeytan’ın sadece Yahya’yı durdurmak için değil, aynı zamanda İsa’nın imanını zayıflatmak için de girişimde bulunduğunu görebiliriz. Ne de olsa, İsa’nın habercisi olan Yahya böyle bir son ile karşılaştıysa, İsa’nın Kendisi için nasıl bir umut olabilirdi ki?


Hem sonra şüphesiz ki Şeytan İsa’nın ve Yahya’nın takipçilerinin kendi kendilerine şu soruyu sormalarını sağlayabilirdi: Bu Nasıralı İsa birçok harika işler yapabiliyorsa ve bu kadar güçlüyse, neden Kendi kuzeni olan Yahya gibi imanlı ve iyi bir adamın zindanda çürümesine izin veriyor?


Ayrıca, Yahya’nın kafasına şüpheleri sokanın kim olduğunu sanıyoruz? Neden buradayım? Neden beni kurtarmıyor? Bu yüzden “ Gelecek Olan sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?” (Matta 11:3) diye sormasına şaşmamalı. Unutmayın ki bu Yahya, İsa’yı vaftiz eden, “Tanrı’nın Ruhu’nun güvercin gibi inip üzerine konduğunu ” (Matta 3:16) gören ve göklerden gelen sesi “Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum” (Matta 3:17) dediğini işiten aynı Yahya’ydı. Şimdiyse, tüm olanlara rağmen, şüphelerle mi dolmuştu? Tabi ki, Yahya’nın durumu ne kadar kötüyse de, (en azından kısa vadede) daha da kötüye gidecekti ve bu sadece daha fazla şüpheyi beslemeye devam edebilirdi (Markos 6:25–28).


Şu anda şüphe etmene neden olan bir şey varsa, şüpheyi uzaklaştıracak ve Allah’ın iyiliğine güvenmen için tüm harika sebepleri fark etmeni sağlayacak ne gibi konulara odaklanabilir, üzerinde durabilir ve hakkında dua edebilirsin?


Çarşamba


28 Nisan


Kaybedilmiş Bir Dava


Tarih boyunca insanlar savaşlara girmişlerdir. İnsan doğasındaki bir şey, bir gruptan insanların diğerine mensup olanları katletmek ve eşyalarını yağmalamak istemesine sebep olmaktadır. Katherine Tait, babası İngiliz filozof Bertrand Rusell hakkındaki bir kitapta, babasının Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında Almanya’ya karşı savaş ihtimali üzerine İngiltere sokaklarındaki sevince ilişkin kaygısını yazdı. “O Victoria dönemine özgü iyimser bir kendiliğinden gelişim inancıyla, zamanı geldiğinde tüm dünyanın İngilizlerin bilgece yolunu takip ederek eskiden kalma barbarlıktan medeni bir kendi kendine yönetim biçimine geçeceklerine güvenerek büyümüştü. Sonra birden, sevgili yurttaşlarını Almanca konuşan çok sayıda insan kardeşlerini katletme beklentisiyle sokaklarda dans ederken buldu.”—My Father Bertrand Russell [Babam Bertrand Rusell] (İngiltere: Thoemmes Press, 1997), s. 45. Bu aynı düşünceyi tarih boyunca neredeyse tüm halklar arasında çoğaltınca, düşmüş insan doğası gerçeğini en önemli ve korkunç biçimlerinden birinde görüyoruz.


Şimdi, bu insan savaşlarının çoğunda, kimse sonucu önceden bilmiyordu. İnsanlar kazanan tarafta mı, kaybeden tarafta mı olacaklarını bilmeden savaşa gidiyordu.


Evrenimizin “Savaş Dünya Görüşü” içerisinde biz büyük bir avantaja sahibiz: savaşı halihazırda kimin kazandığını biliyoruz. Mesih bizim için kesin zaferi kazandı. Çarmıh’tan sonra, kimin Galip olduğuna ve galibiyetin meyvelerini kimlerin paylaşabileceğine dair soru kalmadı. Şeytan’ın davası gerçekten de kaybedilmiş bir davadır.


Aşağıdaki ayetler bize büyük mücadelenin sonucu hakkında ne diyorlar? İbr. 2:14, 1Ko. 15:20–27, Va. 12:12, 20:10.


Şeytan gökteki savaşı kaybettiği gibi, yeryüzündeki savaşı da kaybetti. Fakat nefret ve intikam duygusuyla hâlâ yutup yok edebileceği kişileri arıyor (bkz. 1Pe. 5:8). Mesih’in zaferi ne kadar tam olsa da, savaş halen şiddetle devam etmektedir ve tek korunağımız kendimizi zihnen ve bedenen kazanan tarafta konumlandırmaktır. Bunu da her gün yaptığımız seçimlerle gerçekleştiririz. Bizi zafer güvencesine sahip olduğumuz kazanan tarafa geçiren seçimleri mi, yoksa yenilginin kesin olduğu kaybeden tarafa geçiren seçimleri mi yapıyoruz? Ebedî kaderimiz bu sorunun cevabına bağlıdır.


Perşembe


29 Nisan


EK ÇALIŞMA: Aramızda büyük mücadele gerçeğini kim bilmez? Biz bu savaşı biliyoruz çünkü onu her gün içimizde hissediyoruz. Bozulmuş bir dünyada, korku ve acıyla lanetlenmiş bir dünyada yaşıyoruz. Yılanın bahçenin ortasındaki tek bir ağaçla sınırlanmadığı, fakat tüm bahçenin yılanlarla dolu olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Her çeşit yolla gelen, imanda ve duada gayretli olmayanları kolayca tuzağa düşüren ayartı fısıltılarıyla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Bizi bekleyen pek çok tuzağa düşmememiz için, İsa’nın “Uyanık durup dua edin” dediğine şaşmamalı. Bu tuzakların Hristiyanlar için belki de en tehlikesi “Ayartıya yenik düştüğünde, çok ileri gitmiş olursun. Seni kollarına geri kabul edecek lütufkâr bir Allah yoktur” yalanına inanmaktır. Kim şu veya bu zamanda bu sesin kulaklarına fısıldadığını duymamıştır ki? Bu fikir bir bakıma doğrudur: bir kere bile olsa ayartıya yenik düştüğünüzde, kendinizi hiçbir zaman geri getiremeyeceğiniz kadar ileri gitmiş olursunuz. İsa işte tam da bu nedenle geldi, hepimizin düştüğü yerde bizim için zaferi kazandı ve zaferini bize sundu. Tüm müjde bunun hakkındadır, İsa büyük mücadelede bizim için kendi başımıza asla yapamayacağımız şeyi yapıyor. Ancak aynı zamanda, her gün, her saat, her dakika O’nun tarafında yer almayı seçmeliyiz, bunu da O’nun Sözüne itaat ederek ve bize sahip olabileceğimiz güvencesini verdiği zaferin vaatlerini talep ederek yapabiliriz, kurtuluşumuzun teminatı olarak da yalnızca O’nun bizim için sağladığı doğruluğa dayanırız.


TARTIŞMA SORULARI:


Dört bir yanımızda var olan, fakat duyularımızla hiçbir şekilde algılayamadığımız diğer bazı fiziksel gerçekler nelerdir? Tekrar, bu gerçek zihnimizin gözle göremediğimiz diğer güçlerin ve enerjilerin varlığına açılmasına nasıl yardımcı olmalı? Bu görünmeyen gerçeklerin varlığının farkında olmamız büyük mücadele gerçeğini anlamamıza nasıl yardımcı olabilir?


Birçok Hristiyan büyük mücadele görüşüne inanmıyor ya da bu mefhuma sahip değil. Bunu görmemeleri için ne gibi sebepleri olabilir? Buna karşı hangi iddiaları ileri sürebilirler ve bunları nasıl cevaplardın? Eğer birine büyük mücadele üzerine ders veriyor olsaydın, hangi ayetleri kullanırdın?


İsa’nın çarmıhta zaferi kazanmasının üzerinden çok uzun zaman geçmesine karşın neden hala buradayız sorusu ile nasıl başa çıkıyorsun? İsa ölümünün, dirilişinin ve göğe yükselişinin ardından neden hemen geri gelmedi ve şeytanı kesin olarak yok etmedi?


Cuma



*30 Nisan–6 Mayıs


Mesih’te Dinlenmek


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Mat. 11:28–30; 12:1, 2; Luk. 14:1–6; Yu. 5:9–16; Mat. 12:9–14; Yşa. 58:7–13.


HATIRLAMA METNİ: “Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm” (Matta 11:28).


“Mesih yasanın canlı temsilcisiydi. O’nun yaşamında yasanın kutsal kaidelerine hiçbir şekilde itaatsizlik yoktu. Kendisini mahkûm etmek için fırsat kollayan tanıklardan oluşan bir ulusa ‘Hanginiz Bana günahlı olduğumu kanıtlayabilir?’ diyebiliyor ve hiç kimse O’na karşı çıkamıyordu.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 287 [Sevgi Öğretmeni, s. 267].


İsa’nın hayatı Allah’ın yasasının, yani On Emrin anlamını tümüyle yansıtıyordu. O Allah’ın yasasının insanlar arasında, insan bedeninde yaşayan haliydi. Dolayısıyla, O’nun hayatını inceleyerek, emirleri tutmanın ne demek olduğunu ve emirleri kuru ve ruhsuz bir yasacılığa sapmadan tutmanın yolunu öğreniyoruz.


Tabi ki bu emirlerin içinde yedinci gün Sebti de yer alıyor.


Bu hafta Matta Kitabı’nı incelemeye devam ederken Sebt’le ilgili anlaşmazlıkların bazılarına bakacağız ve Sebt’i tutmanın anlamının İsa’nın yaşamında tezahür ettiğini göreceğiz. Zira yasa gerçekten de Allah’ın karakterinin yansımasıysa ve yasa İsa’da somutlaşmışsa, O’nun dördüncü emri nasıl tuttuğunu ve onun hakkında öğrettiklerini öğrenerek Allah’ın karakteri hakkında daha çok şey öğrenebiliriz; daha da önemlisi bu karakteri hayatlarımızda nasıl yansıtabileceğimizi öğrenebiliriz.


*7 Mayıs Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

1 Mayıs


Mesih’in Hafif Boyunduruğu


İsa, Matta 11:20–27 ayetlerinde kayıtlı olan sözlerine Celile’de O’nun hizmetini kabul etmeyen bazı şehirleri sertçe azarlayarak başlar. O’nun azarını ve mahkûmiyet uyarısını çok korkunç hale getiren şey, bu şehirlere gerçeği bilmeleri için büyük imkânlar verilmiş olmasıdır. O, yani Gerçek (Yu. 14:6), onların arasında bedende, yani bizzat bulunmuştu. Bu yeterli değilmiş gibi orada birçok “mucizeler” de yapmıştı (Mat. 11:20); buna rağmen tövbe etmeyi reddettiler. Gerçekten, Kendisi de Kefarnahum’da yaptığı “mucizeler” (Matta 11:23) Sodom’da yapılmış olsaydı, Sodom “bugüne dek ayakta kalırdı” dedi. Başka bir deyişe, onlar Sodomlulardan bile daha kötüydüler.


Bundan hemen sonra, 25–27. ayetlerde, İsa Baba’ya teşekkür ederek ve İkisi arasındaki yakın ilişkiden söz ederek O’na dua etmeye başlar. Ayrıca, bir bakıma bu şehirler tarafından reddedilişinin neden çok acı olduğunu daha da açıkça göstererek, her şeyin Kendisine Baba’dan verildiğini kabul eder.


Matta 11:28–30 ayetlerini oku. İsa burada ne diyor ve bu söyledikleri neden tam da az önce söylediklerinden hemen sonra, burada yer alıyor?


İnançsızlığı kınayıp Baba’yla yakınlığını yineledikten sonra, İsa yorgun olan herkese Kendisinde rahatlık sunuyor. Başka bir deyişle, İsa halka başkalarının Kendisini reddederek yaptığı hatayı yapmamalarını söylüyor. O söylediğini yapma yetkisine ve gücüne sahiptir; burada da O’na gelerek canlarınızın rahata kavuşacağını söylüyor. Bağlamı da dikkate aldığımızda, bu rahat O’nu reddedenlerin sahip olmadıkları ve olamayacakları huzuru, kurtuluş güvencesini ve umudu da kapsamaktadır.


İsa bize rahat vereceğini söylerken başka neyi kastediyor? Bu tembellik etmek anlamına mı geliyor? Her şeye kabul anlamına mı geliyor? Tabi ki hayır. İsa’nın bizim için çok yüksek standartları var; bunu Dağdaki Vaaz’da gördük. Fakat İsa’yla ilişki bizi yormayı amaçlamaz. O’ndan öğrenerek, O’nu ve karakterini örnek alarak, hayatın pek çok sıkıntı ve zahmetinden rahat bulabiliriz. Göreceğimiz üzere, bu rahatın bir ifadesi de Sebt gününü tutmakta bulunur.


İsa’nın burada bize sunduğu vaadi nasıl tecrübe ediyorsun? “Yumuşak huylu ve alçakgönüllü” olmanın hafif bir yük taşımayla ne ilgisi var?


Pazar


2 Mayıs


Bir Dinlenme Günü Hakkında Kargaşa


Hristiyan dünyasının çoğunun iddia ettiği gibi, yedinci gün Sebti yürürlükten kalktı, yerine başka gün geldi veya tamamlandıysa (her ne demekse), İsa neden Sebt gününün nasıl tutulması gerektiği konusuyla bu kadar çok ilgilendi?


Aşağıdaki ayetleri oku. Bu anlatımlarda, tartışmalı konular nelerdir ve neler değildir? Mat. 12:1, 2; Luk. 14:1–6; Mar. 2:23–28; Yu. 5:9–16.


İsraillilerin Babil’e sürgüne gitmelerinin bir sebebinin de ulusun Sebt gününü bozması olduğunu bilen Ferisiler, bunun tekrar olmasını engellemek istemişlerdi. Bu nedenle, Sebt gününün kutsallığı koruma düşüncesiyle, Sebt günü ne yapmaya izin verilip neye verilmeyeceği üzerine kurallar ve düzenlemelerden oluşan koca bir sistem meydana getirmişlerdi. Bu kurallardan bazıları nelerdi?


Bir tavuk Sebt günü yumurtlarsa, o yumurta yenilebilir mi? Ferisilerin çoğunluk görüşüne göre, tavuk yumurtası için beslenen bir tavuksa Sebt günü yumurtladığı yumurtayı yemek uygun değildi, zira tavuk Sebt günü çalışmış oluyordu. Fakat bir tavuk yumurtası için beslenen bir tavuk değilse, yani sadece besi amaçlı bir tavuksa, o zaman yumurtayı yemek uygundu, zira bu tavuğun öncelikli işi değildi. (Ayrıca, yumurtası için beslenen bir tavuğun Sebt günü yumurtladığı yumurtanın daha sonra o tavuğun Sebt’i bozduğu için öldürülmesi koşuluyla yenebileceği şeklinde bir fikir de vardı.)


Sebt günü aynada kendine bakman uygun mudur? Cevap? Hayır, çünkü beyazlamış bir saçını görürsen onu koparmaya teşvik olabilirdin ve bu da hasat gibi, dolayısıyla da Sebt gününün ihlali olurdu.


Sebt günü evinde yangın çıkarsa elbiselerini kurtarmaya çalışmak uygun mudur? Cevap: sadece bir takım elbiseni kurtarabilirsin. Fakat üzerine bir takım elbise giyersen, o zaman diğer bir takımı da kurtarabilirsin. (Bu arada, evin yanarsa söndürmek için Yahudi olmayan birinden yardım istemek uygun değildir, fakat Yahudi olmayan kişi kendiliğinden yangını söndürüyorsa bu uygundur.)


Sebt günü tükürmek uygun mudur? Cevap: taş üzerine tükürebilirsin, fakat yere tüküremezsin, zira kerpiç veya harç yapıyor olursun.


Gülüyor olabiliriz, ama sadece Sebt günü konusunda değil imanımızın her yönüyle ilgili olarak, aynı şeyi kendi yöntemlerimizle yapmaktan, yani gerçekten önemli olan şeyleri gözden kaybedip önemsiz şeylere odaklanmaktan nasıl kaçınabiliriz?


Pazartesi


3 Mayıs


İsa’nın Cevabı


İsa’nın içinde hizmet ettiği ortam böyleydi: Sebt gününü tutmak için gereken ancak Sebt gününün asıl amacını mahveden çok sert imkânsızlıklar. O gün işlerimizden dinlenmek için bir gündü; Allah’a ibadet ve iş günleri boyunca yapamadığımız şekilde diğer imanlılarla paydaşlık edebileceğimiz bir gündü; çocukların o gün anne–babalarının kendileri için diğer günlerde olabileceğinden daha müsait olduğunu bildiği bir gündü; özellikle Yaratıcımız ve Kurtarıcımız’ın bizim için yaptıklarına sevinme günüydü.


İsa’nın Ferisilerin ağır boyunduruğuna nasıl karşılık verdiğini görmek için Matta 12:3–8 ayetlerini oku. Ayrıca 1. Samuel 21:1–6 ayetlerini oku. İsa’nın burada yürüttüğü mantık nedir?


İsa onlara daha sonra çok daha güçlü bir tonda söyleyeceği şeyleri (bkz. Matta 23:23, 24) söylüyor ve onların gerçekten önemli olan şeylere odaklanmaları gerektiğini bildiriyordu. İsa, Davut’un kaçarken tapınaktan sadece rahiplerin yemesi gereken ekmekleri aldığı, bilinen hikâyeyi hatırlatıyor. O durumda, Davut’un ve beraberindekilerin aç oluşları başka bir amaca yönelik bir tapınak ritüelinden daha önemliydi. Aynı şekilde, İsa’nın takipçilerinin açlığı da, başka bir amaca yönelik Sebt ilkelerinden (ekin biçmekle ilgili) daha önemliydi.


İsa ayrıca rahiplerin Sebt günü tapınakta yaptıkları işi de örnek olarak veriyor. Sebt günü din hizmeti işi yapmaya izin verilmiştir. Aynı şekilde, Sebt günü İsa’nın maiyetindekilerin çalışmasına izin veriliyor, çünkü İsa ve O’nun işi tapınaktan daha büyüktü.


İsa’nın burada veya başka bir yerde Sebt’i tutma konusunda söylediği hiçbir şey, tuttuğumuz ilahî emrin önemini hiçbir şekilde azaltmadı. O onları Sebt’ten değil, Sebt’in ne olması gerektiğini gizleyen anlamsız kurallardan özgür kılmaya çalışıyordu; Sebt ise Yaratıcımız ve Kurtarıcımız olan Mesih’te sahip olduğumuz rahatın bir ifadesi olmalıdır.


“Mesih’in günlerinde Sebt o kadar çarpıtılmıştı ki, Sebt’in tutulması sevgi dolu Göksel Baba’nın karakterini yansıtmak yerine bencil ve keyfince hareket eden insanların karakterini yansıtıyordu.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 284 [Sevgi Öğretmeni s. 264]. Kendi davranışlarına bir bak ve bunların benlik ve keyfîlik karakterinden çok sevgi dolu Göksel Baba’nın karakterini yansıtmasını sağlamak için neler yapabileceğini kendine sor.


Salı


4 Mayıs


Sebt Gününde Şifa Vermek


Müjdeleri okumak ve yazarların kaydettiği İsa ile dini liderler arasında geçen tüm Sebt günü hadiselerini görmek oldukça ilginç. Eğer Sebt günü yürürlükten kaldırılmak üzere idiyse, neden dört Müjde yazarı da İsa’nın din önderleriyle Sebt gününü tutma konusundaki mücadelesini Müjdelere, bazı durumlarda pek çok anlatımla, dâhil etti? Müjdelerin İsa’nın hizmetinden yıllar sonra kaleme alındığını hatırladığımızda, bu nokta daha da dikkat çekici hale geliyor. Uzmanlar kesin tarihler konusunda farklı görüşlerde olsalar da, birçoğu müjdelerin İsa’nın ölümünden en az 20–30 yıl sonra kaleme alındığını düşünüyor. Öyleyse, yedinci gün Sebti (yaygın bir iddiaya göre) Pazar günüyle değiştirildiyse, bu değişiklik İsa’nın hayatının ilhamla yazılmış anlatımlarının hiçbirinde kesinlikle ima edilmedi. Dolayısıyla, yedinci gün Sebti’nin yürürlükten kaldırılmadığı, değiştirilmediği veya yerine başka gün getirilmediğine dair güçlü bir kanıtımız var, en azından İsa’nın dört müjdede kaydedilmiş bir emri veya örneğiyle böyle bir şey kesinlikle olmadı. Tersine, İsa’nın emirlerine ve örnekliğine odaklanacak olursak, müjdeler bize yedinci gün Sebti’nin geçerliliğinin devam ettiğini gösteriyor.


Matta 12:9–14 ayetlerini oku. Buradaki mesele nedir ve neden başka bir tartışma sebebi olabilir?


“Başka bir Sebt günü, İsa havraya girerken eli kurumuş bir adam gördü. Ferisiler ne yapacağını görmek için sabırsızlıkla O’nu izliyorlardı. Kurtarıcı Sebt günü şifa verdiğinde yasaları çiğneyen biri sayılacağını çok iyi biliyordu, yine de Sebt’i çevreleyen geleneksel taleplerin duvarlarını yıkmakta tereddüt etmedi... Yahudiler arasında benimsenen bir ilkeye göre, iyilik yapma fırsatı olduğunda yapmamak kötülük yapmak sayılıyordu; hayat kurtarmayı ihmal etmek öldürmek demekti. Böylece İsa öğretmenlere kendi alanlarında karşılık verdi.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 286 [Sevgi Öğretmeni s. 266].


Yine, bir önceki Sebt olayında olduğu gibi, İsa insanlara yasanın daha yüce amacını, yani imanlı yaşamın yüce amacının tamamen neyle ilgili olduğunu göstermeye çalışıyordu. Bu adamlar insan ürünü kendi Sebt kurallarını bozmaktansa eli sakat olan adamı acısı ve ızdırabıyla baş başa bırakmaktan memnundular; bu kurallar o kadar çarpıktı ki, Sebt günü bir öküz kuyuya düşerse çıkarırlar, fakat bir insan kardeşlerinin acısını dindirmezlerdi.


Yerleşik inanç uygulamalarımızın imanımızı Allah’ın bizi çağırdığı şekillerde yaşamamızın önüne geçmemesi için ne kadar da dikkatli olmalıyız.


Çarşamba


5 Mayıs


Sebt Gününü Tutmak


Müjde kayıtlarından anlaşılabileceği üzere, İsa Sebt gününü yürürlükten kaldırmadı. Yaptığı tek şey, insanların sonradan üzerine koyduğu külfetli yüklerden kurtararak Sebt’i eski konumuna getirmek oldu. Yüzlerce yıl sonra Hristiyanlar hâlâ Sebt günü dinleniyor ve ibadet ediyorlardı. Beşinci yüzyılda yaşayan tarihçi Sokrates Skolastikus şöyle yazdı: “Neredeyse dünyadaki bütün kiliseler her hafta Sebt gününde kutsal sırları (Rabbin Sofrası’nı) kutluyorlardı, fakat İskenderiye ve Roma’daki Hristiyanlar eski bir gelenekten ötürü bunu yapmayı reddediyorlardı.”—Ecclesiastical History [Kilise Tarihi], 5. kitap, s.289. Şüphesiz, tüm bu olaylar hangi nedenle Müjdelere yazılmış olursa olsun, kimseyi Sebt’ten uzaklaştırmak için yazılmamıştı.


Matta 12:12 ayetini tekrar oku ve “Demek ki, Şabat Günü iyilik yapmak Yasa’ya uygundur” ifadesi üzerine odaklan. İsa’nın hitap ettiği en yakın bağlamda bu ne anlama geliyor? Ayrıca bize Sebt gününü tutmanın neyi içermesi gerektiğini söylüyor?


Yahudi yasası hayatı tehlikede olan birisine tıbbi müdahaleye izin verse de, İsa bunu daha da ileri götürdü. İyileştirmelerin, hatta belki başka bir gün yapılabilecek iyileştirmelerin, Sebt günü yapılmasına izin verildi. Tüm bunları aklında tutarak, Matta’nın daha sonraki bölümlerinde İsa’nın ne dediğine bak. “İşte böylece Göklerin Egemenliği için eğitilmiş her din bilgini, hazinesinden hem yeni hem eski değerler çıkaran bir mal sahibine benzer” (Matt. 13:52). Şüphesiz, İsa da açıkça yeni hazineleri ortaya çıkarıyordu.


İşaya 58:7–13 ayetlerini oku. Burada ifade edilen şey Rabb’i gerçekten takip etmenin ve Sebt günü dâhil olmak üzere yasanın ilkelerini hayata geçirmenin ne anlama geldiğini göstermeye nasıl yardımcı olur? Özellikle üç meleğin mesajları bağlamında, “duvardaki gedikleri onaran” ifadesini nasıl anlıyoruz?


Perşembe


6 Mayıs


EK ÇALIŞMA: Birisi şöyle demişti: “Din olsa da olmasa da, iyilik yapan iyi insanlar ve kötülük yapan kötü insanlar olacaktır. Fakat iyi insanların kötü şeyler yapması için din gerekir.” 1600’lü yıllarda Fransız mistik Blaise Pascal’ın ünlü bir ikazı: “İnsanoğlu dinî kanaatleri nedeniyle yaptıkları dışında asla sevinçle ve tam anlamıyla bir kötülük yapmaz.” Bir ölçüde abartılı olsalar da, maalesef bu düşüncelerde doğruluk payı var. Bu gerçek bu haftanın dersinde, Ferisiler ve Sebt günü bağlamı içinde görülebilir. “İsa Ferisilere Sebt günü iyilik yapmanın mı, kötülük yapmanın mı, can kurtarmanın mı, yoksa öldürmenin mi doğru olduğunu sorduğunda, onların kötü amaçlarını yüzlerine vurdu. İsa büyük kalabalıklara mutluluk getirip onların hayatlarını kurtarırken, Ferisiler kin ve nefretle dolu olarak O’nu öldürmenin yollarını arıyorlardı. Onların planladığı gibi, Sebt gününde bir kişiyi katletmek, İsa’nın yaptığı gibi hastaları iyileştirmekten daha mı iyiydi? Allah’ın kutsal gününde birini öldürmeyi düşünmek, merhamet işlerinde ifade bulan şekilde tüm insanları sevmekten daha mı doğruydu?”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 287 [Sevgi Öğretmeni, s. 267].


TARTIŞMA SORULARI:


İsa “Ben kurban değil, merhamet isterim” (Matta 12:7) derken ne demek istiyor? Cevabını hazırlarken şu ayetleri de düşün: Mat. 9:10–13, Hoş. 6:6 ve Yşa. 1:11–17.


Kutsal Yazılar’daki güçlü kanıtlara rağmen, sence neden birçok Hristiyan, hatta İsa’yı seven birçok iyi imanlı, Sebt gününü hâlâ ısrarlı bir şekilde reddediyor? Kutsal Kitap’taki kanıtları göstermenin yanı sıra, bu insanların Sebt gerçeği konusunda belki daha açık fikirli olmalarını sağlayabilmek için başka neler yapabiliriz?


Sebt gününü nasıl tutuyorsun? Sebt gününü tutmak sayesinde daha derin ve daha zengin tecrübeler kazanman için başka neler yapabilirsin?


İsa “boyunduruğumu taşımak kolay, yüküm hafiftir” dedi. Kendine şu soruyu sor: etrafındakilerin yüklerini azaltmalarına ve boyunduruklarını gevşetmelerine hangi şekilde yardımcı olabilirsin?



*7–13 Mayıs


Yahudilerin ve

Ulusların Rabbi


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Mat. 14:1–21, Çık.. 3:14, Mat. 14:22–33, Yşa. 29:13, Mat. 15:1–20, Mat. 15:21–28.


HATIRLAMA METNİ: “Ben, Rab, seni doğrulukla çağırdım, elinden tutacak, seni koruyacağım. Seni halka antlaşma, Uluslara ışık yapacağım” (Yeşaya 42:6).


İsa Matta 15:24 ayetinde kayıtlı olan sözlerinde açıkça “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim” diyor. Şüphesiz, Mesih’in dünyasal hizmeti öncelikle İsrail ulusuna yönelikti.


Fakat tüm Kutsal Kitap’ın da gösterdiği gibi, Allah’ın önemsediği tek halk İsrail değildi. Allah’ın İsrail’i seçmesinin sebebi, onlar aracılığıyla dünyadaki tüm halkları bereketlemekti. “Gökleri yaratıp geren, yeryüzünü ve ürününü seren, dünyadaki insanlara soluk, orada yaşayanlara ruh veren Rab Tanrı diyor ki: ‘Ben, Rab, seni doğrulukla çağırdım, elinden tutacak, seni koruyacağım. Seni halka antlaşma, Uluslara ışık yapacağım. Öyle ki, kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları, cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın’” (Yşa. 42:57).


Allah tüm dünyayla İsrail aracılığıyla, daha doğrusu İsrail’den çıkacak Mesih aracılığıyla iletişim kuracaktı. Bu hafta Rabb’in kurtuluş ihtiyacı içindekilerin tümüne yardım elini uzatmasının başka örneklerini göreceğiz.


*14 Mayıs Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

8 Mayıs


Açları Doyurmak


İsa’nın en çok bilinen işlerinden biri de “kadınlar ve çocuklardan başka” beş bin kişiyi doyurmasıdır (Matta 14:21). Ancak Yeni Ahit’teki diğer tüm hikâyelerde olduğu gibi, bu hikâye de İsa’nın yaptığını daha derinlemesine anlamamıza yardımcı olan bir bağlam içersinde meydana geldi.


Matta 14:1–21 ayetlerini okuyun. Doyurma mucizesinden hemen önce ne oldu ve ardından meydana gelen olayda nasıl bir rol oynamış olabilir?


Kendinizi o anda İsa’nın öğrencilerinin yerine koyun. Şüphesiz bir Allah adamı olan Vaftizci Yahya’nın henüz başı vurulmuştu. Öğrencileri bunu biliyordu, çünkü İsa’ya bunu onlar söylemişti. Metinlerde belirtilmemesine rağmen, bu olay onların cesaretini akıl almaz ölçüde kırmış olmalıydı. Şüphesiz, bu onların imanını denemişti. Ne var ki, İsa’nın bundan sonra yaptığı, özellikle böyle bir moral bozukluğundan sonra, onların imanlarını büyük ölçüde desteklemiş olmalı.


Bununla birlikte, öğrencilerin imanını ne kadar arttırmış olursa olsun, bu hikâyenin çok daha derin bir anlamı var. İsa’nın Yahudi halkını beslemesi herkese Allah’ın çölde İsraillilere verdiği “man”ı hatırlattı. “Yahudilikte ortaya çıkan geleneğe göre Mesih bir Fısıh Bayramı’nda gelecek ve gelişiyle birlikte tekrar man yağmaya başlayacaktı... Bu yüzden İsa Fısıh Bayramı’ndan hemen önce beş bin kişiyi doyurduğunda, insanların O’nun Mesih olup olmadığını ve O’nun daha büyük bir mucize, yani manı geri getirerek herkesi sürekli olarak doyurma mucizesini yapmak üzere olup olmadığını tartışmaları şaşırtıcı değil.”—Jon Paulien, John: The Abundant Life Bible Amplifier [Yuhanna: Bereketli Hayat Kutsal Kitap Şerhi] (Boise: Pacific Press Publishing Association, 1995) s. 139, 140.


Bu tam da halkın istediği türden, onların dışa yönelik ihtiyaçlarını karşılayacak bir Mesih’ti. O anda kalabalık İsa’yı kral yapmaya hazırdı, fakat İsa kral olmaya gelmemişti ve O’nun bunu reddedişi onları çok büyük hayal kırıklığına uğratacaktı. İsa onların dar ve dünyasal beklentilerinden çok daha fazlasını yapmaya gelmiş olmasına rağmen, onların kendi beklentileri vardı ve bunlar karşılanmadığında birçoğu İsa’dan uzaklaşacaktı.


Allah’tan beklentilerin ne şekilde çok dar olabilir?


Pazar


9 Mayıs


Tüm Yaratılışın Rabbi


Doyurma mucizesinden sonra İsa öğrencilerine teknelerine binmelerini söyledi (Mat. 14:22). Onları kargaşa ve baskıdan uzaklaştırmak istedi. İyi bir öğretmen öğrencilerini üstesinden gelmeye henüz hazır olmadıkları şeylerden korur. Ellen G. White şöyle yazıyor: “İsa öğrencilerini çağırarak kayığa binip hemen Kefernahum’a dönmelerini ve halkı göndermek için Kendisini orada bırakmalarını buyurdu... Onlar bu plana itiraz ettiler; fakat İsa şimdi onlara karşı daha önce hiç takınmadığı yetkili bir tavırla konuşuyordu. Daha fazla itiraz etmenin yararsız olduğunu biliyorlardı ve sessizce göle doğru döndüler.”—Çağların Arzusu, s. 378 [Sevgi Öğretmeni, s. 358].


Matta 14:23–33 ayetlerini okuyun. Bu ayetler İsa’nın kim olduğu ve kurtuluşun niteliği hakkında ne açıklıyor?


Dehşet içindeki öğrenciler su üstünde yürüyerek kendilerine doğru gelenin kim olduğunu merak ederlerken, durumu açığa vuran bir an gerçekleşiyor. İsa onlara “Benim, korkmayın” diyor (27. ayet). Buradaki “Benim” ifadesi, “Ben varım” anlamına gelen Grekçe ego eimi ifadesini tercüme etmenin başka bir yoludur. Bu Allah’ın Kendi adıdır. (Ayrıca bkz. Çık. 3:14.)


Kutsal Yazı tekrar tekrar Rabb’i tüm doğayı denetim altında tutarken göstermektedir. Örneğin 104. Mezmur, Allah’ın yalnızca Yaratıcı değil aynı zamanda Gözetici olduğunu ve O’nun gücü aracılığıyla dünyanın var olmaya ve doğa kanunlarının işlemeye devam ettiğini açıkça göstermektedir. Burada deistlerin tahayyülündeki, dünyayı yaratan ama onu kendi başına bırakan tanrıyı ima eden hiç bir şey yoktur. Yahudiler veya Uluslar, hepimiz varlığımızın süregelmesini gölü sakinleştiren Rabb’in destekleyici gücüne borçluyuz. (Ayrıca bkz. İbr. 1:3.)


Petrus’un “Ya Rab, beni kurtar!” haykırışı (Matta 14:30) bizim kendi durumumuzu yansıtmalı, zira Rab İsa bizi kurtarmazsa kim kurtarır? Petrus’un o durumdaki çaresizliği, düşmüş dünyamızın bize gösterdikleri karşısındaki kendi çaresizliğimizi yansıtmaktadır.


Senden çok daha büyük ve kontrol edemeyeceğin güçlerin insafına kalmış olman açısından, gerçekten de ne kadar çaresiz olduğunu düşün. Bu gerçeklik İsa’ya olan bağlılığını güçlendirmene nasıl yardımcı olmalı?


Pazartesi


10 Mayıs


İkiyüzlünün Kalbi


“Rab diyor ki, ‘Bu halk bana yaklaşıp ağızlarıyla, dudaklarıyla beni sayar, ama yürekleri benden uzak. Benden korkmaları da insanlardan öğrendikleri buyrukların sonucudur’” (Yşa. 29:13). Rab bu sözleri eski İsrail’e söylemiş olsa da, burada günümüzdeki kilise için nasıl bir mesaj var? Rabb’in onları uyardığı iki temel husus nedir ve aynı şeyi yapmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?


Yeşaya’nın bu sözleri yazmasından yüzyıllar sonra, İsa din önderleriyle yaşadığı bir anlaşmazlıkta bunları tekrarlıyor.


Matta 15:1–20 ayetlerini oku. Buradaki özel mesele nedir ve İsa bunu çözmek için ne yapıyor?


İsa Kefernahum’a döndükten sonra bir ara Yahudi öğretmenlerle insanı kirletenin ne olduğu hakkında bir tartışmaya girdi. Din öğretmenleri yasaya dış temizlikle ilgili türlü kurallar eklemişlerdi. Örneğin, eller belirli kurallara göre yıkanmalıydı. Fakat İsa’nın öğrencileri bu kuralı dikkate almıyorlardı, Yeruşalim’den gelen yazıcılarla Ferisiler bunu dillendirdiklerindeyse İsa her zamanki gibi cevap verdi.


Kısacası, İsa herkesi kolayca tuzağına düşürebilecek bir şeyi şiddetle kınıyor: ikiyüzlülük. Kim bazen, kendi de aynı şeyi ya da daha beterini yapmış veya yapıyor olmasına rağmen, (sözlü olarak veya içinden) başka birini yaptığı şeyden dolayı mahkûm ederek, bunu işlememiştir ki? Dikkatli olmazsak, hepimiz başkalarının hatalarını görürken kendi hatalarımıza karşı kör olma eğiliminde oluruz. Bu yüzden ikiyüzlü olmak hepimize doğal gelebilir.


Hepimiz diğerlerinin ikiyüzlülüğünden nefret ederiz. Başkalarının ikiyüzlülüğünü görmek de her zaman çok kolaydır. Başkalarındaki ikiyüzlülüğü görme yeteneğimizin yalnızca bizim ikiyüzlülüğümüzün bir dışavurumu olmamasını nasıl sağlayabiliriz?


Salı


11 Mayıs


Masadan Dökülen Kırıntılar


İsa Kendi halkı olan Yahudileri besledikten, iyileştirdikten ve onlara vaaz ettikten sonra, çarpıcı bir karar alıyor. Yahudi bölgesini terk ediyor ve yabancıların, yani Yahudi olmayan Ulusların bölgesine giriyor.


Matta 15:21–28 ayetlerini okuyun. Bu hikâyeyi nasıl anlamalıyız?


Ses tonunu ve yüz ifadelerini bilmediğimizden, birçok yönden bu okunması zor bir hikâye. Başlangıçta İsa kadını görmezden geliyor gibi görünüyor; daha sonra onunla konuştuğundaysa, sözleri çok sert gibi: “Çocukların ekmeğini alıp köpeklere atmak doğru değildir” (26. ayet).


Siz bu yaklaşımı deneseydiniz ne olurdu? Biri sizin patates kızartmanızdan biraz istiyor ve siz “Patateslerimi köpeklere atmak doğru değildir” diye cevaplıyorsunuz. Arkadaş kazanmak için iyi bir yol olmasa gerek, değil mi?


Fakat burada üzerinde düşünülmesi gereken bir kaç şey var.


Birincisi, o zamanlar Yahudilerin diğer ulusları sokaklarda koşan uyuz köpekler gibi gördüğü doğruydu. Fakat İsa burada “küçük köpek” (ya da “yavru köpek”, “kuçucuk”) olarak çevrilebilecek, daha sevecen bir Grekçe terim kullanıyor. Bu sözcük evlerde bakılan ve sofradan beslenen ev köpeklerini anımsatıyor.


İkincisi, bu Kenanlı kadın İsa’ya “Davut Oğlu” diye sesleniyor. Bu onun İsa’nın Yahudiliğinin farkında olduğunu gösteriyor. Her iyi öğretmen gibi, İsa onunla konuşuyor ve belki de onu deniyor. Craig Keener şöyle yazıyor: “Belki de İsa, kendisine Yahudi olmayanların zaman zaman cin kovmaları için başvurduğu birçok gezgin büyücüden biri gibi davranmasın diye, kadının kendisinin gerçek görevini ve kimliğini anlamasını istiyor. Yine de kesinlikle kadını İsrail’in ilahî tasarıdaki önceliğini fark etmeye çağırıyor, bu farkındalık kadın açısından kendi bağımlı halinin itirafını da içerecekti... Bu, Naaman’ın Aram nehirlerini tercih etmesine rağmen Elişa’nın ona Şeria Irmağı’nda yıkanmasını şart koyması ile karşılaştırılabilir... böylece sonuç olarak Naaman’ı İsrail’in Tanrı’sını ve topraklarını kabul etmeye yönlendirmişti (2. Krallar 5:17–18).”—The Gospel of Matthew: A Socio-Rhetorical Commentary [Matta’nın Müjdesi: Sosyo-Retorik Bir Yorum], s. 417.


Son olarak, muhtemelen bu kadın üst sınıftan bir Grek olup, “Sur çevresinde ikamet eden fakir Yahudilere ait ekmeği sürekli olarak alan bir sınıfa mensuptu... Şimdiyse... İsa güç ilişkilerini tersine çeviriyor, zira sunduğu bu ‘ekmek’ öncelikle İsrail’e aittir... bu ‘Grek’, gezgin bir Yahudi’den yardım dilenmelidir.”—The Gospel of Matthew: A Socio-Rhetorical Commentary [Mattanın Müjdesi: Sosyo-Retorik Bir Yorum], s. 417.


Bu anlaşılması kolay bir bölüm değil, fakat İsa’ya güvenmemiz gerekiyor. Aynı kuyu başındaki kadınla yaptığı gibi, İsa bu kadınla da konuşarak ona değer veriyor. Kadın oradan kızı iyileşmiş ve Davut Oğlu’na imanı büyümüş olarak ayrıldı.


Çarşamba


12 Mayıs


Ulusların Rabbi


Matta 15:29–39 ayetlerini okuyun ve Matta 14:13–21 ile karşılaştırın. Bu iki hikâye arasındaki benzerlikler ve farklılıklar nelerdir?


Birçok insan müjdelerde, ilki Yahudilere, ikincisi Yahudi olmayan Uluslara ilişkin olmak üzere, iki farklı kalabalıkları doyurma hikâyesi olduğunun farkında değil. Her iki olayda da, İsa halka “şefkat” gösteriyor.


Uluslardan binlerce insanın bu genç Öğretmen’den öğrenmek, sevgi görmek ve doyurulmak üzere çıkıp gelmelerini hayal etmek harika bir şey. Bugün, geriye bakarak ve müjdenin evrenselliğini anlamış olarak bizler (ne de olsa şu anda bunu okuyan birçok kişi Yahudi değil), bu olayın hem Yahudilere hem de Uluslardan olanlara ne kadar beklenmedik ve inanılmaz geldiğini kolaylıkla gözden kaçırabiliriz. Şüphesiz İsa herkesi sırça köşklerinden dışarı çıkarıyordu.


Fakat bu başlangıçtan beri Allah’ın tasarısıydı, yani dünyanın tüm halklarını İsa’ya çekmek. İbranice Kutsal Yazılar’daki sarsıcı bir ayet bu gerçeğe tanıklık ediyor: “‘Ey İsrailliler, benim için Kûşlular’dan ne farkınız var?’ diyor Rab. ‘İsrailliler’i Mısır’dan, Filistliler’i Kaftor’dan, Aramlılar’ı Kîr’den çıkaran ben değil miyim?’” (Amos 9:7).


Allah burada ne diyor? Sadece İsrail’in değil, bütün insanların meseleleriyle de ilgilendiğini mi? Filistlilerle de mi ilgileniyor? Eski Ahit’i dikkatlice okuyunca bu gerçek defalarca ortaya çıkar. Bu gerçeğin üstü yüzyıllarca örtülü kalmışsa da, Yeni Ahit kilisesi oluşurken birçok yeni imanlı bu temel Kutsal Kitap gerçeğini öğrenmek zorunda kalmıştı.


Romalılar 4:1–12 ayetlerini okuyun. Müjde ve müjdenin evrenselliği bu ayetlerde ne şekilde ortaya konulmuştur?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Bir Hristiyan, dinî olmayan bir okulun kampüsünde öğrencilerle Allah’ın varlığı hakkında konuşuyordu. Tüm yaygın savları kullandıktan sonra, farklı bir yön izleyerek şöyle dedi: “Bilisiniz ya, ben birçoğunuzla aynı yaştayken Allah’a inanmıyordum. Bazen bir şey beni Allah’ın var olabileceğine ikna ettiğinde, her seferinde bu fikri kafamdan uzaklaştırmaya çalışıyordum. Neden? Çünkü bir şey bana, Allah gerçekten de varsa, (yaşam şeklim nedeniyle) başımın büyük belada olduğunu söylüyordu.” Öğrencilerin ruh hali aniden değişti. Onlarca vicdan, aynı anda, kendi kendilerine karşı savaşmaya başladı. Birdenbire rahatsız olan tüm bu yüzlerin arkasındaki sürtünme nedeniyle neredeyse salonun ısısı artmıştı. Konuşmacı besbelli dinleyenlerin bam teline basmıştı. Bu öğrenciler Hristiyan değildiler ve dolayısıyla muhtemelen On Emir’le çok ilgilenmiyorlardı, fakat ahlakî olarak hayatlarındaki her şeyin doğru olmadığının ve bir Tanrı varsa verecek çok büyük hesaplarının olduğunun yine de farkındaydılar. Allah’ın ahlakî standartlarına uygun yaşaması gereken Hristiyanlar olarak bizim ise, ahlakî bir Tanrı gerçeğiyle karşılaştığımızda rahatsız olmamız gerekmez, bu da müjdenin vaadi sayesindedir. İster Yahudi, ister Yahudi olmayan Uluslardan olalım, günahkârlığımızla yüzleştiğimizde, bize “Yasa’nın gereklerini yaparak değil” imana dayalı olarak sunulmuş olan Mesih’in doğruluğuna sığınabiliriz (Rom. 3:28). Günahlarımızın ciddi bir şekilde farkına vardığımızda, “öyleyse şimdi, Mesih İsa’da olanlara, bedene göre değil, ama Ruh’a göre yürüyenlere mahkûmiyet yoktur” (Rom. 8:1, Candemir) vaadinin gereğini talep edebiliriz. Yahudi olsun, Uluslardan olsun, fark etmez. “Yaş, sınıf, milliyet veya dinsel ayrıcalıktan kaynaklanan ayrımlar olmaksızın, herkes O’na gelmeye ve yaşamaya çağrılır.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 403 [Sevgi Öğretmeni, s. 389].


TARTIŞMA SORULARI:


Matta 16:1–12 ayetlerini oku. İsa “Ferisler’in ve Sadukiler’in mayasından kaçının” (Matta 16:6) dediğinde, sence ne demek istedi? Öğrenciler önce İsa’nın gerçek mayadan bahsettiğini sandılar. Fısıh Bayramı boyunca, Yahudiler mayadan kaçınma konusunda dikkatliydiler; bu nedenle İsa’nın onlara mayalı ekmek almamalarını söylediğini sandılar. Fakat İsa’nın aklında daha derin bir şey vardı. Bu neydi?


Mesih’in tüm insanlığa duyduğu sevgi Hristiyanlığın ilk ve öncelikli mesajı olmalıdır. Ne de olsa bizler de mücadele eden günahkârlarız. Hiçbirimizin İsa Mesih’ten başka umudu yok. Maalesef gönderdiğimiz mesaj zaman zaman yargıdan, kibirden ve üstünlükten kaynaklanıyor gibi görünebilir. İsa’nın ardından giderek, tüm insanlara şefkatimizi kilise olarak nasıl daha iyi gösterebiliriz?


Cuma


13 Mayıs



*14–20 Mayıs


Petrus ve Kaya


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Gal. 4:4, İbr. 7:26, Mat. 16:13–20, Ef. 2:20, Mat. 16:21–27, 17:1–9.


HATIRLAMA METNİ: “İsa onlara, ‘Siz ne dersiniz’ dedi, ‘Sizce ben kimim?” (Matta 16:15).


“Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı” (Matta 16:21).


Yeni Ahit çok açık: İsa ölmeliydi. Çarmıh’ın gitgide büyüyen gölgesiyle karşı karşıya kalan İsa, şöyle dua etti: “Şimdi yüreğim sıkılıyor, ne diyeyim? ‘Baba, beni bu saatten kurtar’ mı diyeyim? Ama ben bu amaç için bu saate geldim.” (Yuhanna 12:27). “Zamanın başlangıcından önce” Allah tarafından tasarlanmış olan ilahî plan buydu (Titus 1:2, ayrıca bkz. 2Ti. 1:9).


Bu yüzden İsa çok acı çekeceğini ve öldürüleceğini ve de üçüncü gün dirileceğini söylemekle kalmadı, bu şeylerle yüzleşmesi gerektiğini söyledi. Allah’ın karakteri, yasanın kutsallığı ve özgür irade gerçeği göz önünde bulundurulursa, O’nun ölümü insanlığı günahın cezasından kurtarabilecek tek yoldu.


Bu hafta Petrus’a ve İsa “zamanın başlangıcından önce” planlanan ölümüne doğru giderken O’nun hizmetine Petrus’un nasıl karşılık verdiğine odaklanacak olsak da, İsa’nın hikâyesine devam edeceğiz.


*21 Mayıs Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

15 Mayıs


“Sen Mesih’sin”


Neredeyse başlangıçtan beri İsa’yla birlikte olan Petrus’un ne hissettiğini düşünün. İyileştirmeler, cinlerin kovulmaları, kalabalıkların doyurulması, harika öğretiler, doğaya hükmetme, ölülerin diriltilmesi ve su üzerinde birlikte yürümek gibi inanılmaz olaylara birbiri ardına tanıklık ederken, aklından neler geçmiştir? Günden güne, tarih boyunca kimsenin göremediği şeylere tanıklık ederken, kafasında ne gibi sorular (örneğin, Vaftizci Yahya’nın böyle aşağılayıcı bir şekilde ölmesine İsa’nın neden izin verdiği) dolanıyordu? Ne de olsa İsa, insan bedeninde olan ve insanlığa bedende (bizzat) hizmet eden Allah’tı (Gal. 4:4; İbr. 7:26, Yşa. 9:6, Luk. 2:10, 11). Bu yüzden, etrafında bulunanlar, O’nunla birlikte yaşayanlar ve öğrencileri eşsiz tecrübeler yaşayacaklardı.


Matta 16:13–17 ayetlerini oku. İsa öğrencilerine hangi soruyu sordu ve Petrus’un cevap veren tek kişi olarak kaydedilmiş olmasının önemi nedir? Ayrıca, onun cevabı neden çok önemli?


Petrus’un İsa’nın “yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih” (16. ayet) olduğunu açıklaması, tüm Kutsal Yazılar’daki en dikkat çekici kısımlardan biridir. Petrus İsa’yı Meshedilmiş Kişi anlamına gelen “Mesih” olarak adlandırdı ve bu ikrarıyla İsa’nın Mesih, yani İbrahim’e ve daha sonra İsrail’e verilen antlaşma vaatlerini yerine getirecek olan Kişi olduğunu (sonradan anlaşıldığı üzere, doğru olarak) söylüyordu (bkz. Gal. 3:16).


Petrus ayrıca İsa’yı Filipus Sezariyesi bölgesinde de Mesih olarak ilan etti. Burası Yahudi olmayan Uluslar’ın ülkesiydi. Önceki günlerde, Petrus İsa’nın sadece Yahudilerle değil Uluslarla da ilgilendiğini görmüştü. Kutsal Ruh’un yardımıyla, Petrus İsa’nın (başkalarının ortaya attığı üzere) Yahudi bir peygamberden çok daha fazlası olduğunu fark etmişti. İsa’nın hizmeti Vaftizci Yahya’nın, İlyas’ın veya Yeremya’nın hizmetinden çok daha kapsamlıydı. Aslında bu görev tüm insanlığı kapsıyordu; bu nedenle İsa Kendisini tüm insanlarla özdeşleştirerek, “İnsanoğlu” olarak adlandırıyor. Kutsal Kitap’ın ileriki bölümlerinin de gösterdiği gibi, Petrus’un İsa hakkında ve İsa’nın yapmak üzere geldiği şeyin yeterliliği ve evrenselliği hakkında öğreneceği daha çok şey vardı.


İsa senin hayatında yaptığı, hakkında başkalarına tanıklıkta bulunabileceğin şeyler neler? Bu tür şeyleri her zaman hatırlaman ve paylaşman neden iyidir?


Pazar


16 Mayıs


“Bu Kayanın Üzerine”


Petrus’un İsa’nın “yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih” olduğuna dair cesur iman ikrarının hemen ardından, İsa Petrus’a cevap olarak bir şey söylüyor.


Matta 16:17–20 ayetlerini oku. İsa Petrus’a ne söyledi ve O’nun demek istediğini nasıl anlamalıyız?


“Bu kayanın üzerine” ifadesi Hristiyan kilisesi içinde tartışmalı bir konu olmuştur. Katolikler “kaya”yı Petrus olarak yorumlayıp, Petrus’un ilk papa olduğunu ileri sürüyorlar. Protestanlar ise, bu yorumu (haklı olarak) reddediyorlar.


Kutsal Kitap’taki kanıtların ağırlığı açık bir şekilde Kaya’nın Petrus değil, İsa’nın Kendisi olduğunu destekliyor.


Öncelikle, Petrus birkaç yerde kaya imgesiyle kendisinden değil, İsa’dan söz ediyor (bkz. Elç. 4:8–12, 1Pe. 2:4–8).


İkincisi, tüm Kutsal Kitap boyunca Allah’ın ve Mesih’in imgesi kayadır; buna karşın insanlar zayıf ve güvenilmez olarak görülür. “Çünkü mayamızı bilir, toprak olduğumuzu anımsar” (Mez. 103:14). “Önderlere, sizi kurtaramayacak insanlara güvenmeyin” (Mez. 146:3). Yuhanna’nın da İsa hakkında yazdığı gibi: “insan hakkında kimsenin O’na bir şey söylemesine gerek yoktu. Çünkü kendisi insanın içinden geçenleri biliyordu” (Yuhanna 2:25). Ayrıca, Petrus’un içinde ne olduğunu da biliyordu (Matta 26:34).


Buna karşın, aşağıdaki ayetler bize Kaya’nın gerçekten kim olduğu ve kilisenin kimin üzerine kurulduğu hakkında ne diyorlar? (1Ko. 10:4, Mat. 7:24, Ef. 2:20).


“İsa bu sözleri söylediğinde kilise ne kadar da güçsüz görünüyordu! Yalnızca bir avuç imanlı vardı ve cinlerin ve kötü insanların tüm gücü onlara karşı yönelecekti; yine de Mesih’in izleyicileri korkmamalıydı. Güçlerinin kaynağı Kaya’nın üzerine kurulu olduklarından, hiç kimse onları deviremezdi.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 413 [Sevgi Öğretmeni, s. 403].


İnsanların yanılabilirliği ve zayıflığı konusunda kendi tecrübelerin nasıl? Bu tecrübeleri yalnızca Kaya’ya yaslanmanı sağlamak üzere nasıl kullanabilirsin?


Pazartesi


17 Mayıs


Petrus’un Şeytan Olması


Matta 16:21–23 ayetlerini oku. İsa Petrus’a karşı niçin aniden çok sertleşti?


Petrus’un sorunu İsa’yı korumaya çalışması değildi. O İsa’yı yönetmeye çalışıyordu. O artık İsa’yı takip etmiyordu; İsa’ya kendisini takip etmesini söylüyordu.


İsa “Çekil önümden, Şeytan!” (23. ayet) dedi, çünkü çölde Şeytan’ın kendisinin yaptığı gibi, Petrus da Mesih’in görevine karşı bir tehdit haline gelmişti.


Markos 8:33 ayetinde bu konuşma sırasında İsa’nın dönüp öğrencilerine baktığı kayıtlıdır. O onları kurtarmaya gelmişti. Bunun aksine Kendisi denenmeyecekti, hele ki Kendi öğrencilerinden biri tarafından, o öğrenci kendini ne kadar iyi niyetli sanarsa sansın.


Simun Petrus yolculuğunda ne kadar gelişmiş olsa da, hâlâ İsa’nın Kendisi dâhil etrafındaki şeyleri kontrol etmeye çalışıyordu. Bu bakımdan Petrus başka bir öğrenciden çok farklı değildi: Yahuda İsa’yı kendi fikrince bir Mesih’in olması gerektiği içime göre yönetmeye ve planlarını uygulamaya çalışmıştı. Fakat Yahuda’nın aksine, Petrus samimiyetle pişmandı ve terbiye edilerek affedilmeye istekliydi.


Matta 16:24–27 ayetlerini oku. İsa “Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır” (25. ayet) sözleriyle ne demek istedi?


Bizler, hayallerimizin peşinden gitmemizi, istediklerimize ulaşmak için her şeyi feda etmemizi söyleyen bir kültürde yaşıyoruz. Fakat İsa bize tersini söylüyor; O bizi hayallerimizden vazgeçmeye ve onları Kendisine emanet etmeye çağırıyor. Petrus ve diğer öğrenciler gerçek imanın ne olduğunu yavaş yavaş öğreniyorlardı. Gerçek iman, en çok istediğiniz şeyin peşinden gitmenin heyecanlı tecrübesi değildir. Gerçek iman, en çok istediğiniz şeyi bırakmanın acı verici tecrübesidir. Hayallerinizi bıraktığınız zaman “hayatınızı kaybediyorsunuz.” Aynı zamanda da, onu buluyorsunuz.


İsa’yı izlemek etmek için kaybetmek zorunda kaldığın bazı şeyler neler? Belki o zamanlar çok önemli gibi geliyorlardı, fakat şimdi geriye baktığında nasıl görünüyorlar?


Salı


18 Mayıs


Gökten Gelen Teşvik


Matta 17:1–9 ayetlerini oku. Burada ne oldu ve bu olay hem İsa’nın Kendisi hem de öğrenciler için neden çok önemliydi?


İsa “göğün sevgisi ve paydaşlığının içinde yaşamıştı; fakat Kendisinin yaratmış olduğu dünyada yalnızlık içindeydi. Şimdi gök kendi habercilerini İsa’ya göndermişti; bunlar melek değil, fakat acıya ve sıkıntılara dayanmış, Kurtarıcı’nın dünyevî hayatındaki denenmesinde O’nun duygularını paylaşabilecek adamlardı. Musa ve İlyas, Mesih’le birlikte çalışmışlardı. İsa’nın insanların kurtuluşu için duyduğu özlemi paylaşmışlardı... Tahtın etrafındaki tüm meleklerin yerine seçilmiş olan bu adamlar, İsa’nın acı çekeceği olaylar konusunda O’nunla konuşmaya ve göğün O’nun acılarını paylaştığı güvencesiyle O’na teselli vermeye gelmişlerdi. Görüşmelerinin ana konusu, dünyanın umudu, her insanın kurtuluşuydu.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu. s. 422, 425 [Sevgi Öğretmeni, s. 414].


Allah’ın Oğlu İsa’nın, Kendi insanî yönüyle, acılardan ve umutsuzluklardan kendi paylarını almış bu adamlardan teselli ve cesaret almaya ihtiyacının olması ne kadar da etkileyici. Luka onların O’nunla “İsa’nın Yeruşalim’de gerçekleşecek ölümünü ” görüştüklerini kaydeder (Luka 9:31, Cosmades). Gerçekleşecek sözcüğüne dikkat edin, sözcüğün orijinali “yerine getirecek” olarak da tercüme edilebilir, bu da insanlığın kurtuluşu için İsa’nın ölümünün gerekliliğine ilave kanıttır. Mevzubahis olan bu kadar şey varken, göğün ihtiyacı görüp bu teşviği göndermesine şaşmamalı.


Ayrıca, hâlihazırda görmüş ve duymuş oldukları tüm şeylerin yanında, Petrus, Yakup ve Yuhanna’nın inanmak için daha fazla nedenleri olacaktı. İlk baştaki korkularını aştıktan sonra, buluttan gelen ses de kesinlikle teşvik edici olmuştur. Matta’nın “İsa gelip onlara dokundu, ‘Kalkın korkmayın!’ dedi” şeklindeki kaydı da ne kadar açıklayıcı (Matta 17:7). İsa karşılaşmak üzere olduğu bunca şeyin ortasında bile öğrencilerini rahatlatıyor ve teşvik ediyor.


Kim olduğumuz ya da adanmışlığımızın ve imanımızın ne kadar güçlü olduğu fark etmeksizin, hepimiz zaman zaman teşviğe ihtiyaç duyabiliriz. Bu aynı zamanda tanıdığınız birinin de buna ihtiyaç duyabileceği manasına gelir. Şu anda teşvik verebileceğiniz, tanıdığınız kim var?


Çarşamba


19 Mayıs


İsa ve Tapınak Vergisi


Matta 17:24–27 ayetlerini oku. Burada ne oluyor ve bu bize İsa hakkında ne söylüyor?


Bütün Yahudiler tapınak vergisi ödemek zorunda olmasına rağmen, rahipler, Levililer ve din öğretmenleri (hahamlar) bundan muaftılar. Bu nedenle İsa’nın tapınak vergisini ödemiş olup olmadığı sorusu aynı zamanda O’nun hizmetini sorgulamak anlamına geliyordu.


Ellen G. White Petrus’un Mesih’in mutlak yetkisine tanıklık edebileceği bu fırsatı kaçırdığını yazıyor. “Vergi görevlisine cevabında İsa’nın vergiyi ödeyeceğini söyleyerek, rahiplerin ve yöneticilerin kabul ettirmeye çalıştığı O’nun hakkındaki yanlış anlayışı adeta onaylamış oluyordu... Rahipler ve Levililer tapınakla bağlantılarından ötürü vergiden muaf idiyseler, tapınak Babası’nın evi olan İsa onlardan çok daha muaf olmalıydı.”—Çağların Arzusu, s.433, 434 [Sevgi Öğretmeni, s. 424].


İsa’nın Petrus’a verdiği lütufkâr cevaptan pek çok şey öğrenebiliriz. İsa onu aşağılamak yerine yanlışını nazikçe açıklıyor. Dahası, İsa Petrus’un tuttuğu yola çok yaratıcı bir şekilde uyum sağlıyor. Vergiyi öylesine ödemek (ve böylece bundaki yükümlülüğünü kabul etmek) yerine, İsa vergi parasını başka bir yerden, bir balığın ağzından alıyor.


Bu mucize sıra dışı; bu İsa’nın görünürde kendi yararına bir mucize yaptığı tek örnek. Fakat mucizenin amacı bu değildi. Aksine, bu mucize İsa’nın sadece tapınak üzerindeki değil, tüm yaratılış üzerindeki yetkisinin herkese gösterilmesiydi. İnsanî bir bakış açısıyla, İsa’nın bu mucizeyi nasıl yapmış olabileceğini nasıl anlayabiliriz? Petrus’un görmüş olduğu tüm şeyler arasında, oltasını atıp ilk tuttuğu balıkta tam tapınağa borçlu olduğu miktar kadar para bulduğu anda aklından geçenleri düşünebiliyor musunuz? (Bkz. Yşa. 40:13–17.)


İsa ve öğrencileri tapınağa vergi ödemek zorunda olmamalarına rağmen, İsa gereksiz bir çatışmadan kaçınmak amacıyla bunu onlara yine de yaptırdı. Özellikle mutlak olmayan şeyler üzerine gereksiz çatışmalardan kaçınmak için, ortamı sakinleştirmeyi hangi yollarla öğrenebiliriz?


Perşembe


20 Mayıs


EK ÇALIŞMA: İsa’nın Petrus’a yakaladığı ilk balığın ağzından tam gereken miktarda parayı çektirmesi hikâyesi olağandışı, o kadar olağandışı ki bazı uzmanlar gerçekte yaşanmadığını tartıştılar. O sadece “küçük bir masal”dı, bir noktaya değinmek için hoş bir hikâyeydi, daha fazlası değil. Tabi ki bu tamamen yetersiz bir çözüm (hatta çözüm bile değil). Şüphesiz, diğer mucizelere (örneğin hastaları iyileştirme, körlerin gözlerini açma, ölüleri diriltme, açları doyurma) kıyasla, bu tamamen farklı nitelikteydi. Kutsal Kitap’ta yüzen balta demiri (2Kr. 6:2–7) ve kuru toprak üzerinde ıslak yapağı ve ıslak toprak üzerinde kuru yapağı (Hak. 6:36–40) mucizeleri de var; öyleyse bu mucize Kutsal Yazılar’da tamamıyla bilinmeyen bir nitelikte değil. İsa neden sadece parayı Petrus’a verip ödemesini söylemektense, nispeten küçük bir sorunu çözmek için böyle büyük bir mucize gösterdi? Metinde söylemiyor. Fakat, dersin bildirdiği gibi, bu bize şaşırtıcı gelmemesi gereken Allah’ın inanılmaz gücünü gösteriyor. Ne de olsa O’nun inanılmaz gücünün kanıtlarını her zaman görüyoruz. Görünen evrenden çok daha küçük olan bizim var oluşumuz bile Allah’ımızın gücünün harika bir tezahürü. Allah bunu yapabildiyse, belli miktardaki bir paranın belli bir balığın ağzında olması hiçbir şeydir. Farklı bir bağlamda yazılmış olsa da, Pavlus’un sözleri çok doğru: “Tanrı’nın zenginliği ne büyük, bilgeliği ve bilgisi ne derindir! O’nun yargıları ne denli akıl ermez, yolları ne denli anlaşılmazdır!” (Rom. 11:33). Matta’daki anlatım, bu gerçeğin tezahürlerinden yalnızca bir diğeridir.


TARTIŞMA SORULARI:


Petrus’un kendi iradesini Allah’a teslim etme çabası bizim de çabamızdır. Bu çabaya ilişkin etkili bir mecaz, Allah’ın Yahudilere kurban olarak yalnızca en iyi hayvanlarını getirmelerini söylediği Malaki 1. bölümde bulunabilir. “‘Kurban olarak çalıntıyı, topalı, hastayı getirdiğinizde, elinizden kabul mu edeyim?’ diye soruyor Rab” (Mal. 1:13). Allah O’na nasıl kurbanlar getirdiğimizle neden ilgileniyor? Çünkü elimizde tutmayı en çok istediğimiz şeyi O’na emanet etmemizi istiyor. Kendini hayatında en çok nelere sarılırken buluyorsun? Bu şeyleri nasıl Rabb’e bırakabilirsin?


İsa’nın tapınak vergisiyle ilgili meseleyi nasıl idare ettiğini düşün. Durumu kızıştırmak yerine, rahatlamaya bıraktı. Bu, günden güne kendimizi içinde bulabileceğimiz çatışmalarla ilgili olarak bize ne öğretiyor? Ne zaman konuşma, ne zaman susma zamanı olduğunu nasıl biliyorsun?


Cuma



*21–27 Mayıs


Canın Mabutları

(ve İsa’dan Diğer Dersler)


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Vai. 9:10; Mat. 18:1–4; Mat. 18:21–35; 19:16–30; Gal. 3:21, 22; Mat. 19:27.


HATIRLAMA METNİ: “Bu sırada öğrencileri İsa’ya yaklaşıp, ‘Göklerin Egemenliği’nde en büyük kimdir?’ diye sordular” (Matta 18:1).


İnsanlar olarak bizler, çevremizin ve kültürümüzün ürünleriyiz. Bunlar bizim değerlerimizi, inançlarımızı ve davranışlarımızı büyük ölçüde şekillendirir. İster büyük bir metropolde büyümüş olun, ister temiz suyu olmayan bir köyde, fark etmez: içinde büyüdüğünüz kültür ve çevre büyük ölçüde sizi bugün olduğunuz kişi haline getirmiştir. Yeni bir çevreye gidebilecek olsanız bile, içinde büyüdüğünüz çevre ölene dek üzerinizde iz bırakacaktır.


Maalesef içinde bulunduğumuz çevrelerin ve kültürlerin çoğu, bir dereceye kadar Allah’ın krallığının ilkelerinin aleyhine çalışmaktadır. Sonuçta bu dünya düşmüş bir dünya ve onun değerleri, ahlâkı ve adetleri genellikle düşmüş durumunu yansıtır. Başka neyi yansıtabilirler ki? Bizim için yalnızca bunu görmek çok zor, zira kültürümüze ve çevremize fazlasıyla karışmış durumdayız.


Allah’ın kalplerimizdeki işi, diğer şeylerle birlikte, bize O’nun krallığının değerlerini, ahlâkını ve standartlarını göstermektir. Bu hafta göreceğimiz üzere, bu değerler, ahlâk ve standartlar, genellikle içinde doğmuş ve yetiştirilmiş olduğumuz değer, ahlâk ve standartlardan çok daha farklıdır. İsa’nın öğrencilerinin bu dersleri öğrenmeleri gerekti; bizim de öğrenmemiz gerek.


*28 Mayıs Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

22 Mayıs


Alçakgönüllü Olmanın Büyüklüğü


Kim büyüklüğü arzulamaz ki? Yani, kim büyük olmak veya büyük şeyler yapmak istemez? Bu arzu her zaman bencillikten, benlikten ya da kibirden doğacak değil. Bu yalnızca yaptığınız herhangi bir şeyde elinizden gelenin en iyisini yapmak ve belki yaptığınız şeyin başkalarına bereket getirmesini umut etmek de olabilir. (Ayrıca bkz. Vaiz 9:10.)


Fakat sorun “büyüklük” kavramının tanımlamasında başlıyor. Bizim düşmüş insanî zihinlerimizin bu kavramı Allah’ın bakış açısından çok daha farklı anlaması ne kadar da kolay.


Matta 18:1–4 ayetlerini oku. İsa’ya göre gerçek büyüklük nedir ve bunu kendi hayatlarımıza tatbik edebileceğimiz bir şekilde nasıl anlamalıyız?


Gerçek büyüklüğü tanımlamak için, İsa bir çocuğu yanına çağırdı ve onlara göstererek “Kim bu çocuk gibi alçakgönüllü olursa, Göklerin Egemenliği’nde en büyük odur” dedi (4. ayet). İsa büyük bir vaiz, büyük bir işadamı hatta büyük bir hayırsever olmaktan bahsetmedi. Allah’ın gözünde büyüklük, dışa yönelik olarak yaptıklarımız değil, içeride ne olduğumuzdur, her ne kadar içte olan dışa yönelik yaptıklarımızı şüphesiz etkileyecek olsa da.


İsa’nın büyüklük tanımının dünyadaki çoğu insanın tanımından farklı olduğuna dikkat edin. Sonuçta, kim bir sabah uyanır ve hayatta istediği büyüklüğün küçük bir çocuk gibi alçakgönüllü bir şekilde yaşamak olduğuna karar verir ki? Böyle bir şeyi arzulamak bize tuhaf geliyor, ancak bunun nedeni yalnızca dünyanın ilkeleri, fikirleri ve kavramlarıyla çok fazla lekelenmiş olmamız.


Küçük bir çocuk gibi alçakgönüllü olmak ne demektir? Alçakgönüllülüğün göstergelerinden biri itaat, yani Allah’ın Sözü’nü kendi isteklerimizden daha önemli tutmaktır. Hayatında yanlış yoldaysan, bu kendi yolunda olduğun içindir. Çözüm basit: kendini alçalt ve Allah’ın Sözü’ne itaat aracılığı ile O’nun yoluna dön. Adem ile Havva alçakgönüllü kalmış olsalardı günah işlemeyeceklerdi. Hem hayat ağacının hem de iyiyle kötüyü bilme ağacının bahçenin ortasında olduğunu düşünmek ilginç. Genellikle hayat ve yok oluş birbirinden çok uzak değildir. Fark alçakgönüllülüktür.


Allah’ın Sözü’yle çelişen, sadece dünyayla bağlantımız nedeniyle sahip olduğumuz diğer bazı davranışlar ve fikirler neler? Cevabını Sebt günü derste söyle.


Pazar


23 Mayıs


Affetmenin Büyüklüğü


İlk günahın en kötü sonuçlarından biri de kişilerarası ilişkilerde görülmektedir. Adem’in günahı için Havva’yı suçlamaya çalışmasından (Yar. 3:12) yeryüzünde bugüne kadar, neslimiz şahıslar arasındaki çatışmalar nedeniyle perişan olmuş ve yozlaşmıştır. Maalesef çatışmalar sadece dünyada değil, aynı zamanda kilisede de mevcut.


Matta 18:15–35 ayetlerini oku. İsa burada bize ne diyor? Öyleyse neden O’nun bize söylediklerini sık sık dinlemezlik ediyoruz?


Şu gerçeği kabul edelim: bir kişiye doğrudan gidip meseleyi çözmeye çalışmaktansa, o kişinin arkasından şikâyet etmek daha kolaydır. İşte tam da bu yüzden, Rab bize söylemiş olmasına rağmen, bunu yapmak istemiyoruz. Fakat İsa bize doğrudan bizi inciten kişiye giderek ilişkimizi düzeltme girişiminde bulunmamızı öğretiyor. Kişi anlayışlı değilse, daha sonra yapılacaklar için ek talimatlar var.


“Nerede iki ya da üç kişi benim adımla toplanırsa, ben de orada, aralarındayım” (Matta 18:20). Buradaki bağlama bakın; başka bir kişinin eğitilmesi ve geri kazandırılması hakkında. (Biz bu ayeti daha geniş kapsamlı uygulama eğilimindeyiz.)


İsa, küçük bir grup bir imanlıyı geri kazanma girişiminde bulunduğunda Kutsal Ruh’un da orada bulunduğunu söylüyor. Güzel Kurtarış işi budur. Bu da, doğru olanı tevazuyla yaparak ve doğrudan sizi inciten kişiyle konuşarak başlar. Bunu yapanlar içinde bu da başka bir büyüklük örneği olacaktır.


Matta 18:21–35 ayetlerini tekrar oku. İsa burada hangi çok önemli noktaya değiniyor?


İsa “yetmiş kere yedi kez affetmelisin” dediğinde, gerçekte birisini affetmekte sınırımız olmadığını söylüyor. İsa, sadece başkalarının değil bizim de yararımıza olarak, affetmenin gerekliliği konusunda çok ciddi. İsa’nın bu noktaya parmak basmak için anlattığı benzetmenin ne kadar da güçlü olduğuna bakın. Biz birçok şey için affedilmiş olabiliriz; müjde tamamen bununla, bağışlanmayla ilgilidir (bkz. Çık. 32:32, Elç. 5:31, Kol. 1:14), fakat biz başkalarını Allah’ın bizi bağışladığı gibi bağışlamazsak vahim sonuçlarla karşılaşabiliriz.


Öyleyse Çarmıh üzerinde ve bize onun sayesinde verilmiş olan bağışlama üzerinde düşünmek neden çok önemlidir? Allah senin için bunu yaptıysa, seni affetmek bunu gerektirdiyse, ne kadar imkânsız görünürse görünsün başkalarını affetmeyi nasıl öğrenebilirsin?


Pazartesi


24 Mayıs


Canın Mabutları


Matta 19:16–30 ayetlerini oku. Yeni Ahit Hristiyanları olarak, bugün kendimizi bu hikâyeyle nasıl bağdaştırabiliriz? Bundan kendimiz için hangi dersleri alabiliriz?


Bu adam hakkında çok şey söylenmemesine rağmen, göze çarpan birkaç noktayı toparlayabiliriz. Adam zengindi, ileri gelenlerden biriydi (bkz. Luka 18:18) ve görünüşe göre Allah’ın yasasını büyük bir titizlikle yerine getiriyordu. Hayatında bir şeyin eksik olduğunu fark ettiğini de görebiliriz. Bu Martin Luther’in hikâyesinin bir bölümünü hatırlatıyor; dıştan dindar bir keşiş olsa da, içte ruhsal hayatından memnun değildi ve kurtuluş güvencesi konusunda sıkıntılıydı. Her iki durumda da bu adamlar, kendileriyle Allah arasındaki büyük boşluğun kendi dışa dönük işleriyle doldurulamayacağını hissetmişlerdi.


“Bu yönetici kendi doğruluğundan hiç şüphe etmiyordu. Herhangi bir konuda kusuru olduğunu hiç düşünmemişti, yine de bütünüyle hoşnut da değildi. Kendisinin sahip olmadığı bir şeyin eksikliğini hissediyordu. İsa küçük çocukları bereketlediği gibi onu da bereketleyip, canının eksiğini tamamlayamaz mıydı?”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s.518 [Sevgi Öğretmeni, s. 509].


Bazı insanlar bu hikâyede İsa’nın sonsuz hayata iyi işlerimizle sahip olduğumuzu öğrettiğini ileri sürebilir. Ne de olsa, Matta 19:17 ayetinde kayıtlı olan sözlerinde İsa “Yaşama kavuşmak istiyorsan, O’nun buyruklarını yerine getir” diyor. Bu konu hakkındaki tek ayet bu olsaydı, böyle bir iddiada bulunulabilirdi. Fakat bilhassa Pavlus’un yazılarında yer alan diğer birçok bölüm, yasanın kurtarmadığını fakat kurtuluşa olan ihtiyacımızı gösterdiğini öğretir (bkz. Rom. 3:28; Gal. 3:21, 22; Rom. 7:7). Aslında İsa bu adamı yaptıklarından daha fazlasına olan büyük ihtiyacını görmeye yönlendiriyordu. Ne de olsa, yalnızca yasanın tutulması bunu yapabilecek olsaydı, adam yasayı titizlikle tuttuğundan, zaten kurtuluşa sahip olurdu. Müjde kalbe nüfuz etmeli, doğrudan canın mabutlarına gitmeli ve Allah’la ilişkimize engel olan tutunduğumuz ne varsa yok olmalıdır. Bu durumda onun canının mabudu parasıydı. İsa zengin bir adamın kurtuluşunun ne kadar zor olduğunun altını çiziyor; fakat bu diyalogdan kısa bir süre sonra aynen bunun gerçekleştiği güzel bir hikâyeyi Luka kaydediyor (bkz. Luka 19:1–10).


Zengin adamın yerinde olsaydın ve İsa’ya aynı soruyu sorsaydın, sence sana ne yanıt verirdi? Cevabının çıkarımları hakkında düşün.


Salı


25 Mayıs


Bunda Bizim Ne Çıkarımız Var?


Zengin yöneticiyle gerçekleşen diyalogdan hemen sonra ne oldu?


“Bunun üzerine Petrus O’na ‘Bak’ dedi, ‘Biz her şeyi bırakıp senin ardından geldik, kazancımız ne olacak?’” (Matta 19:27).


Bu soruyu neyin teşvik ettiği hakkında ayetler bir şey söylemiyor, fakat büyük ihtimalle zengin adamın İsa’nın yanından ayrılmasına doğrudan bir yanıt olarak söylenmiş olabilir. Anlaşılan Petrus, bu adamın ve İsa’yı reddeden veya bir süre yanında kalıp terk edenlerin aksine, kendisinin ve diğer öğrencilerin O’nun için her şeyi bıraktıklarını ima ediyordu. Onlar kendilerine büyük maliyeti olmasına rağmen, O’na sadık kaldılar. Dolayısıyla, soru şu: Bunda bizim ne çıkarımız var?


Bugün bizim bakış açımızdan, bu soruyu öğrencilerin ne kadar katı yürekli ve ruhsal açıdan ne kadar anlayışsız olduklarının başka bir göstergesi olarak görebiliriz (ki bir ölçüde bu doğru). Öte yandan, neden Petrus’un sorusu gibi bir soru sormayalım ki? Neden İsa’yı takip ederek ne kazanacağını merak etmesin?


Ne de olsa burada hayat zor, en iyisine sahip olanlar için bile. Hepimiz düşmüş varlığımızın neden olduğu travmalara, hayal kırıklıklarına ve acıya maruz kalıyoruz. 1800’lerde İtalyan aydın Giacomo Leopardi “insan yaşamı hissettiği sürece memnuniyetsizlik ve acıyı da hisseder” diyerek, insanların ağır basan mutsuzluğu hakkında yazdı.


Hayat genellikle bir mücadele ve bu dünyadaki iyilik kötülüğe her zaman denk olmuyor. Öyleyse Petrus’un sorusu çok mantıklı. Hayat zor olduğu için, İsa’yı takip etmenin bize ne faydası var? İsa’nın bizden istediği taahhüdü vermenin karşılığında ne beklemeliyiz?


İsa bu soruyu nasıl cevapladı? (Bkz. Mat. 19:28–20:16.)


İsa’nın Petrus’u bencillik veya benzer bir şeyden ötürü azarlamadığına dikkat edin. Önce ona çok açık bir cevap verdi ve ardından işçilerle ücretleri hakkındaki benzetmeyi anlattı. Bu benzetmenin anlamı üzerine yüzyıllardır büyük tartışmalar devam etmiş olsa da, temel nokta net: İsa’dan bize vaat ettiği şeyi alacaksınız.


Biri sana “İsa’ya hizmet ettiğimde elime ne geçecek?” diye sorsaydı, cevabın ne olurdu?


Çarşamba


26 Mayıs


“Yapabiliriz”


Bugünün konusu olan Matta 20:20–27 ayetlerindeki Yakup ve Yuhanna’nın (ve annelerinin) hikâyesini gerçekten anlayabilmek için, önce Luka 9:51–56 ayetlerini okuyun. Bu olay İsa ve öğrencileri Yeruşalim’e doğru yola çıktıkları zaman, Yakup ve Yuhanna’nın göklerin krallığında İsa’nın sağında ve solunda oturmayı istemelerinden birkaç gün önce meydana geldi.


Matta 20:20–27 ayetlerini oku. Luka 9:51–56 ayetleri bize Yakup ve Yuhanna’nın göklerin krallığında İsa’nın sağında ve solunda oturmaya ne kadar hazır oldukları hakkında ne diyor?


Gökgürültüsü Oğulları olan Yakup ve Yuhanna, çevre bölgelerde müjdecilik yapmak için gönderilmelerinin ardından bile, hâlâ açıkça etraflarındaki insanların kurtuluşundan çok kendi geleceklerinden endişe ediyorlardı. Bu hikâye, kendi çapında, dünkü derste işlediğimiz Petrus’un İsa’yı izleyerek ne kazanabilecekleri sorusuna benzer gibi.


İsa’nın buradaki cevabını dikkatle inceleyin. “Siz ne dilediğinizi bilmiyorsunuz. Benim içmek üzere olduğum kâseyi içebilir misiniz? Ve vaftiz olunduğum vaftizle vaftiz olabilir misiniz?’” (Matta 20:22, Candemir). Başka bir deyişle, İsa’nın gelecekteki görkemiyle özdeşleşmek demek, öncelikle İsa’nın acısı ve ölümüyle özdeşleşmek demektir, onlar bunu tahmin etmemişlerdi ve buna hazır değildiler. Onların hemen “İçebiliriz” (Matta 20:22) yanıtını vermeleri, İsa’nın kendilerini ne hakkında uyardığını bilmediklerini gösteriyor. Eninde sonunda öğreneceklerdi.


Burada kendimiz için düşünmemiz gereken ilginç bir karşıtlık sergileniyor. Dünkü derste de gördüğümüz üzere, İsa’yı takip etmemiz karşılığında bize harika şeyler, hatta “sonsuz yaşam” (Matta 19:29) vaat edildi. Kutsal Kitap ayrıca bu dünyada İsa’yı takip etmenin bir bedeli olduğunu açıkça göstermektedir, bu bedel bazen çok büyük olabilir. İsa’nın Kendisi daha sonra Petrus’a şehit olarak öleceğini söyledi (bkz. Yuhanna 21:18, 19). Tarih boyunca pek çok imanlı İsa’yı takip ettiği için büyük bir bedel ödedi, hatta bugün bile ödüyorlar. Hatta, Rabb’i takip ettiğimiz için büyük bir bedel ödemediysek, yürüyüşümüzde bir şeylerin yolunda gitmiyor olup olmadığını kendi kendimize sormamız akıllıca olur. Bedel ne kadar ağır olursa olsun, yine de ucuz kalır.


Mesih’i takip etmek sana neye mal oldu? Cevabının çıkarımları hakkında iyice düşün.


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Yüzyıllar boyunca bazı insanlar “doğa kanunu” denen bir şeyi tartıştılar. Karşımıza birçok şekil ve formlarda çıksa da, temel fikir davranışlarımızı yönlendirecek ahlakî ilkeleri doğal dünyadan çıkarabileceğimiz fikridir. Bir anlamda, doğanın Allah’ın “İkinci Kitabı’ olduğuna inanan Hristiyanlar olarak, bu fikrin kısmen doğru olduğunu kabul edebiliriz. Örneğin, Romalılar 1:18–32 ayetlerinde, Pavlus’un insanların Allah hakkında doğal dünyadan ne öğrenmiş olmaları gerektiği konusundaki anlatımına bakın. Aynı zamanda, bu dünyanın günahkâr bir dünya olduğunu ve bizim onu günahkâr ve bozulmuş zihnimizle görüyor olduğumuzu da unutamayız. Bu yüzden doğadan yanlış ahlaki dersler çıkarabilecek olmamız bizi şaşırtmamalı. Örneğin, antik çağlarda ölümlü insana ait zihinlerin en büyüklerinden biri olan Grek filozof Aristo, kendi doğa anlayışına dayanarak köleliği savunmuştu. Ona göre, doğa iki sınıf insan ortaya çıkarmıştı, bunlardan biri “diğerlerine göre aşağı derecede olan... insanların yanında bir çeşit vahşi hayvan gibi olanlar”dı. Bu yüzden onlar için “köleliğe tabi bir yaşam yararlıdır.” Bu, dünyasal ilkelerin, değerlerin ve fikirlerin Allah’ın krallığının ilkeleri, değerleri ve fikirleriyle nasıl çatıştığını görebileceğimiz pek çok örnekten sadece birisidir. Bu nedenle, nerede doğmuş ve büyümüş olursak olalım, Allah’ın Sözü’nü araştırarak öğrenmeli ve yaşamımızı yönetmesi gereken ahlakî ve diğer değerler ile ilkeleri ondan çıkarmalıyız. Başka hiçbir şey özünde güvenilir değildir.


TARTIŞMA SORULARI:


İsa bizi kendimizi incitenlerin tümünü affetmeye çağırıyor. Buna kendi ailelerimiz de dahildir. Sizi inciten bir yakınınızı düşünün. Yara izleriniz her zaman kalacak olsa da, affedebilme noktasına nasıl erişebilirsiniz?


Pazar günkü dersteki, toplumunuzun değerlerinin Kutsal Kitap’ın değerleriyle çatışması hakkındaki sorulara verdiğiniz cevapları derste tartışın. Hristiyanlar olarak bu farklılıkları nasıl ele almalıyız?


Bir çocuk gibi alçakgönüllü olmanın büyüklüğü fikri üzerinde daha fazla düşün. Hristiyanlar olarak bu bizim için ne anlama geliyor?


Yedinci gün Adventistleri olarak bizler Allah’ın yasasına, yani On Emir’e itaate inanıyoruz ve bu konuda haklıyız. Allah’ın yasasına itaatin ne kadar önemli olsa da yeterli olmadığı ve gerçek Hristiyanlığın Allah’ın yasasına itaatin yanı sıra bundan daha fazlasını da kapsadığı konusunda, zengin yönetici hikâyesi bize daha neler anlatmalıdır?


Cuma


27 Mayıs


*28 Mayıs–3 Haziran


İsa Yeruşalim’de


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Zek. 9:9, Mat. 21:1–46, Rom. 4:13–16, Vahiy 14:7–12, Elç. 6:7, Mat. 22:1–15.


HATIRLAMA METNİ: “Kutsal Yazılar’da şu sözleri hiç okumadınız mı? Yapıcıların reddettiği taş, işte köşenin baş taşı oldu. Rabbin işidir bu, gözümüzde harika bir iş!” (Matta 21:42).


Matta 20:27 ve 28 ayetlerinde kayıtlı olan sözlerinde, İsa şöyle dedi: “Aranızda birinci olmak isteyen, ötekilerin kulu olsun. Nitekim İnsanoğlu hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.” Burada İsa, sonsuz Tanrı, her şeyi yaratan Kişi, bu dünyada hizmetçi hayatı yaşayan Kişi, kaybolanların, hastaların ve düşkünlerin ihtiyaçlarına hizmet ediyor (ki onların çoğu yine de O’nu küçümsemişti). Böyle bir özveriyi, böyle bir fedakârlığı kavramakta zorlanabiliriz!


Fakat O’nun hizmetçiliği ne kadar inanılmaz olsa da, mucize daha da derinlerde, zira sonsuz Tanrı olan İsa, şimdi buraya gelişinin tüm amacıyla yüzleşiyor: “canını birçokları için fidye olarak vermek.” Bu özveri ve fedakârlık, çok geçmeden meleklerin dahi yakından görmeyi arzu ettiği (1Pe. 1:12) bir sırla doruğa ulaşacaktır, bu da Çarmıh’tır.


Bu haftanın dersinde, İsa’nın birçoklarının arzuladığı ve umut ettiği gibi dünyasal bir kral olarak taç giymeye değil, fakat “Mesih sayesinde Tanrı’nın doğruluğu olalım” diye bizim için “günah sunusu” (2Ko. 5:21) olmak üzere Yeruşalim’e gelişinde gerçekleşen bazı önemli olaylar ve O’nun öğretileri işleniyor.


*4 Haziran Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

29 Mayıs


Önceden Bildirilmiş bir Geliş


Yahudiler Babil’deki 70 yıllık esaretin ardından Yeruşalim’e dönmeye başladı. Tapınaklarını tekrar inşa ettikleri için heyecanlıydılar, fakat temel atılırken, Süleyman’ın muhteşem tapınağını hatırlayanlar bu ikinci tapınağın güzellikte ilkinin yanına bile yaklaşamayacağını fark ettiler. Böylece “hıçkıra hıçkıra ağladılar” (Ezra 3:12).


Halk aralarında duran iki adamdan beklenmedik şekilde teşvik aldı: Hagay adında ihtiyar bir peygamberden ve Zekeriya adında genç bir peygamberden. Hagay halka Süleyman’ın tapınağının gerçek güzelliğinin Süleyman ya da başka birinin ona verdiklerinden gelmediğini hatırlattı. O Süleyman’ın tapınağı değildi. O Allah’ın tapınağıydı. Hagay şöyle dedi: “Her Şeye Egemen Rab diyor ki, ‘Kısa zamanda bir kez daha yeri, göğü, denizi, karayı sarsacağım. Bütün ulusları sarsacağım, değerli eşyalarını buraya getirecekler. Ben de bu tapınağı görkemle dolduracağım.’ Böyle diyor Her Şeye Egemen Rab. ‘Gümüş de, altın da benim diyor’ Her Şeye Egemen Rab. ‘Yeni tapınağın görkemi, öncekinden daha büyük olacak. Buraya esenlik vereceğim.’ Böyle diyor Her Şeye Egemen Rab.” (Hag. 2:6–9).


Genç peygamber Zekeriya söz aldığında umutlar daha da arttı: “Ey Siyon kızı, sevinçle coş! Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı! İşte kralın! O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür. Eşeğe, evet, sıpaya, eşek yavrusuna binmiş sana geliyor! ” (Zek. 9:9).


Bu hayret verici peygamberlik sözleri, Matta 21:1–11 ayetlerinde anlatılan İsa’nın Yeruşalim’e girişine nasıl uygulanır?


“Mesih, kralların giriş yapmasına ilişkin Yahudi geleneğini yerine getiriyordu. Bindiği hayvan İsrail krallarının bindiği hayvandı, peygamberlik sözleri de Mesih’in Kendi krallığına bu şekilde gelmesi gerektiğini önceden bildirmişti. Sıpanın üzerine binmesiyle birlikte zafer çığlıkları göğü inletti. Kalabalık O’nu kralları Mesih olarak selamladı. İsa daha önce asla izin vermediği bu hürmeti kabul etmişti ve öğrenciler bunu büyük umutlarının O’nu tahtına kurulmuş olarak görerek gerçekleşeceğinin bir kanıtı olarak aldılar. Kalabalık özgürlük saatinin çok yakında olduğuna ikna olmuştu. Roma ordularının Yeruşalim’den kovuluşunu ve İsrail’in bir kez daha bağımsız bir ulus oluşunu gözlerinde canlandırdılar.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 570 [Sevgi Öğretmeni, s. 560].


Tekrar tekrar, Kutsal Yazılar’ın nasıl gerçekleştiğini görüyoruz, fakat insanlar o anda bunu anlamadılar. Önyargılı fikirlerin gerçeği nasıl saptırabileceği hakkında kendimize ne gibi dersler çıkarabiliriz?


Pazar


30 Mayıs


İsa Tapınakta


İnsanoğlunun günaha düşüşünün ilk günlerinden beri, hayvanların kurban edilmesi kurtuluş planını, yani gelecek Mesih’e iman aracılığıyla lütuf yoluyla gelen kurtuluşu dünyaya öğretmek için Allah’ın seçtiği araçtı (bkz. Rom. 4:13–16). Bu gerçeğin güçlü bir örneği Yaratılış 4. bölümde Kayin ve Habil’in öyküsünde, diğer şeylerle birlikte ibadet dolayısıyla ortaya çıkan trajedide bulunabilir (ayrıca bkz. Va. 14:712). Böylece Allah İsrail’i Kendi seçilmiş halkı, “rahipler krallığı, kutsal ulus” (Çık. 19:6) olarak çağırdığında, aynı zamanda kurtuluşun daha tamamlayıcı bir açıklaması olarak tapınak sistemini de kurdu. Çöldeki tapınma çadırından Süleyman’ın tapınağına, oradan Babil dönüşünden sonra inşa edilen tapınağa dek, müjde tapınak hizmetlerindeki simgeler ve örneklerle açıklanmıştı.


Fakat ilahî kaynaklı olmasına rağmen, tapınak ve onun ritüelleri günahlı insanlar tarafından yürütülüyordu ve insanların dâhil olduğu hemen her şeyde olduğu gibi bozulma meydana geldi; Allah’ın sevgisini ve lütfunu günahlı dünyaya göstermek için kurduğu bu kutsal hizmette bile. İsa’nın zamanında rahiplerin (hizmetleri yürütme görevinin bizzat emanet edildiği kişilerin!) açgözlülüğü ve para hırsı nedeniyle ilgili hizmetler öyle korkunç bir şekilde çarpıtılmıştı ki, “kurban ibadetinin kutsallığı halkın gözünde büyük ölçüde yok olmuştu.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 590 [Sevgi Öğretmeni, s. 577].


Matta 21:12–17 ayetlerini oku. Allah’a ibadet edenler olarak bizim için burada ne gibi dersler var?


Diğer birçok yerde olduğu gibi, İsa yaptığını doğrulamak için Kutsal Yazılar’dan alıntı yaptı, bu da Rabb’in takipçisi olan bizim tüm dünya görüşümüzde ve ahlak sistemimizde Kutsal Kitap’ı örnek almamız gerektiğine daha fazla kanıt sunuyor. Kutsal Yazılar’dan alıntı yapmasının yanı sıra, körleri ve topalları iyileştirme mucizeleri de vardı. Tüm bunlar O’nun ilahî doğasına ve çağrısına ilişkin daha güçlü ve ikna edici kanıtlar teşkil ediyordu. Tüm bu kanıtlara karşı en duyarlı ve en açık olması gerekenlerin O’na karşı en sert şekilde savaşanlar olması ne kadar da acı verici. Dünyevî hazinelerini ve tapınağın “kâhyaları” ve “gözeticileri” olarak konumlarını kaybetme korkusuyla, birçok kişi tapınak hizmetinin işaret ettiği asıl şeyi, İsa’da kurtuluşu kaybedecekti.


Dünyada herhangi bir şeyi (hatta iyi bir şey bile olsa) kazanma veya elde tutma arzumuzun, gerçekten önemli olan şeyi, yani İsa’da sonsuz hayatı tehlikeye atmasına izin vermediğimizden nasıl emin olabiliriz?


Pazartesi


31 Mayıs


Meyve Yok


İsa’nın tapınağı temizlemesi bir merhamet eylemiydi. Alım satım yapılan yer uluslara ayrılmış bölgeydi ve İsa Kendi evinin tüm halklar için dua ve ibadet yeri olmasını planlamıştı.


Fakat temizleme aynı zamanda bir yargı işiydi de. Tapınağı yöneten rahipler ellerindeki tüm halkları bereketleme fırsatını mahvetmişlerdi; onların yargı günü yakındı. İsa’nın Kendi ilahî çağrısını göstermek için yaptığı her şeye rağmen, bu adamlar yine de onu ısrarla reddettilerse, kendi üzücü seçimlerinin sonuçlarını biçmelerinden başka ne olabilirdi ki?


Matta 21:18–22 ayetlerini oku. İsa incir ağacını lanetlemesi, tapınağı temizlemesiyle ne bakımdan ilgilidir?


İsa incir ağacını, Yahudi ulusunun birçok önderinin kendi ektiklerini nihaî ve geri dönülmez olarak biçmelerine ilişkin canlandırılmış bir benzetme olarak lanetledi. Yine de, bu benzetmenin tüm dini önderlerle ilgili olmadığını unutmamalıyız. Birçoğu aslında İsa’ya Mesih olarak iman etti. “Tanrı Sözü giderek gelişiyor, Yeruşalim’de öğrencilerin sayısı gitgide çoğalıyordu. Rahiplerden oluşan büyük bir topluluk da İman’a katıldı.” (Elç. 6:7, Cosmades). Fakat aynı incir ağacının meyve vermediği gibi, yakında yürürlükten kalkacak olan tapınak hizmeti de meyve vermemişti.


Bu eylem ve İsa’nın sert sözleri, O’nun hizmeti boyunca gösterdiği şefkat ve kaynaşma derslerini hâlâ öğrenmeye çalışan öğrencilere güçlü bir şok yaşatmış olmalı. Bu, dünyayı yargılamaya değil kurtarmaya gelmiş olduğunu ilân eden İsa’ydı; “İnsanoğlu insanların canlarını yok etmeye değil, ancak kurtarmaya geldi” (Luka 9:56, Candemir) diyen aynı İsa’ydı. O’nun hizmetinde yaptığı her iş ve söylediği her söz, günahkâr insanlığı yenilemeye, insanlara O’ndaki yeni yaşam umudunu ve vaadini göstermeye adanmıştı. Bu yüzden böyle katiyetle ve sertlikle konuşması ve hareket etmesi onları şaşırttı, bu nedenle Matta, öğrenciler İsa’nın yaptığını görünce “şaşkına döndüler” diye yazdı.


Şüphesiz, er ya da geç insanlar Allah’ın merhametini ve lütfunu tamamen reddederler (bkz. Yar. 6:13, 15:16, 19:24, Va. 22:11). Yine de, başkaları hakkında, hatta kendimiz hakkında, bu tür yargılarda asla kendimiz bulunmayıp bunu Allah’a bırakmamız neden çok önemlidir?


Salı


1 Haziran


Taş


Eğer birkaç gün ömrünüz kalmış olsaydı, bu günlerde ne yapardınız? İsa’nın yaptığı şeylerden biri, dinleyicileri üzerinde derin bir etki bırakacak hikâyeler anlatmaktı.


Matta 21:33–46 ayetlerini oku. Aşağıdakilerin her biri kimi temsil ediyor?


Toprak sahibi: ___________________________________________


Bağcılar: _______________________________________________


Köleler: ________________________________________________


Oğul: __________________________________________________


İsa’nın Mezmurlar 118:22 ve 23 ayetlerinden yaptığı alıntıya dikkat edin. Mesih reddedilen taşa ilişkin peygamberlik sözünü aktarırken, İsrail tarihinde meydana gelmiş bir olaya gönderme yaptı. Olay ilk tapınağın yapımıyla bağlantılıydı. Süleyman’ın tapınağı inşa edilirken, duvarlarda ve temelde kullanılacak olan dev taşlar bütünüyle taşocağında hazırlanıyordu. Bunlar binaya getirildikten sonra üzerlerinde herhangi bir alet kullanılmamalıydı, ayrıca keski ve çekiç sesi duyulmamalıydı. İşçiler bunları yalnızca yerlerine koymalıydı. Temelde kullanılmak üzere, olağandışı büyüklükte ve özel bir şekilde olan bir taş getirilmişti. Fakat işçiler bunu koymak için uygun bir yer bulamadılar ve onu reddettiler. Yolları üzerinde kullanılmadan dururken onlara rahatsızlık veriyordu. Uzun süre reddedilmiş bir taş olarak kaldı.


“Fakat köşe taşını koyma zamanı geldiğinde yapıcılar uzun süre yeterli büyüklükte, sağlamlıkta ve uygun şekilde olan, o özel yere uyacak ve üzerine gelecek olan büyük ağırlığı taşıyabilecek taşı aradılar... Fakat en sonunda dikkatler uzun süredir reddedilen taşa çevrildi... Taş kabul edildi, belirlenen yerine getirildi ve tam tamına uygun bulundu.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 598 [Sevgi Öğretmeni s. 586].


Matta 21:44 ayetini tekrar oku. Kendini taşla ilişkilendirmenin iki değişik yolu tasvir edilmiş: biri taşın üzerine düşmek ve parçalanmak; diğeri taşın sizin üzerinize düşmesi ve altında ezilmeniz. İkisi arasındaki çok önemli fark nedir? (Ayrıca bkz. Mez. 51:7 ve Dan. 2:34).


Çarşamba


2 Haziran


Lütfun Bedeli


Kutsal Kitap’ın harika haberi, bizi İsa’nın çarmıhtaki kurbanlığı aracılığıyla günahın ve ölümün bu karmaşasından kurtaran sevgi dolu Allah tarafından yaratılmış oluşumuzdur. Tüm Kutsal Kitap boyunca değişik şekillerde görünen tema budur. Bunu ayrıca aşağıda, İsa’nın anlattığı benzetmede de görebiliriz.


Matta 22:1–15 ayetlerini oku. Bu benzetme imanla kurtuluş hakkında ne öğretiyor?


Bu benzetme sert görünse de, çok önemli konuların söz konusu olduğunu hatırlamak gerek: her bir insan için sonsuz hayat veya sonsuz yok oluş. Buna karşıt olarak, başka neyin gerçekten önemi olabilir?


İnsanlığın kurtuluşunu sağlamanın Allah’a neye mal olduğunu görmek için Çarmıha baktığımızda, bu konuların ne kadar geniş ve derin ve anlaşılmaz derecede kapsamlı olduğunu görebilmeliyiz. Sonsuz Tanrılığın Bir Kişi’sinin, Allah’ın günaha karşı gazabının en şiddetli kısmını kendi üzerine almasından söz ediyoruz. Bundan daha ciddi bir şey olamaz. Bu sonsuzluk boyunca araştıracağımız bir konuysa, şu anda bunu zor algılamamız şaşırtıcı değil.


Bu nedenle benzetmedeki bu güçlü ve değişmez sözler bize verildi. Allah herkesin düğün şöleninin bir parçası olması için tam hazırlık yaptı (bkz. Va. 19:7); gerekli olan her şey merhametle, öyle ciddi bir bedelle sağlandı ki, hiçbir benzetme bunu hakkıyla gösteremez. Dolayısıyla, düğüne çağrılmış olanların buna “aldırmamaları” ve kendi işlerine gitmeleri yeterince kötüydü. Hatta bazıları kendilerine bu merhametli daveti getirenlere saldırdılar. Tavizsiz cevaba şaşmamalı.


“Düğün giysisi” ne anlama gelir? Ayrıca bkz. Va. 19:8


Giysi Mesih’in doğruluğunu, kutsalların yaşamlarında ve eylemlerinde açığa çıkan doğruluğu temsil eder. Giysisiz adam, kurtuluşun ve lütfun getirdiği ayrıcalıkları isteyen, fakat müjdenin yaşamlarını ve karakterlerini değiştirmesine izin vermemiş olan sözde Hristiyanları temsil ediyordu. Davete karşılık verenler için, büyük masraf edilerek her türlü hazırlık yapılmıştı. Öyleyse bu benzetmenin de gösterdiği üzere, Allah’ın krallığına girmek için sadece kapıya gelmekten daha fazlası gerekiyor.


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Londra gazetesinin manşeti şöyleydi: “Apartman dai resinde ölen kadın üç yıl orada kaldı: Joyce’un iskeleti koltuk üstünde ve televizyon açık halde bulundu” (www.theguardian.com/film/2011/Oct/09/joyce-vincent-death-mystery-documentary). Londra’da bir apartmanda üç yıldır ölüydü ve kimse onu özlemedi mi? Onu kontrol etmek için kimse aramadı mı? Bilhassa iletişimin neredeyse sınırsız olduğu bu çağda, bu nasıl olabilir? Hikâye ilk kez ortaya çıktığında, özellikle Londra’daki insanlar afalladılarsa da, uluslararası bir haber oldu. Kadın nasıl bu kadar uzun bir süredir ölmüş olabilir ve kimse bunun hakkında bir şey bilmezdi? Ancak, müjdenin ve bize sağlanması büyük bir bedele mal olan kurtuluşun vaadi ve umudu olmadan, hepimiz Londralı zavallı kadın gibi aynı kayıtsızlığa maruz kalmaya mahkûmuz. Fakat bu durum daha da kötü, zira bizi bulacak kimse olmayacak, hatta ölümümüzün üzerinden üç yıl, hatta üç milyar yıl geçse bile, ağıt yakacak biri bulunmayacak. Güncel bilimsel fikir birliğine göre, “Kozmik Isı Ölümü” veya buna benzer neşeli bir isim verilen olayla, er ya da geç tüm evren tükenecek ve ölecek. Fakat Çarmıh’ın bize söylediği bu görüşün yanlış olduğudur; sonsuz kayıtsızlık yerine, yeni bir gökte ve yeni bir yeryüzünde sonsuz hayat vaadine sahip olabiliriz. Önümüzde böyle inanılmaz derecede harika bir beklenti her zaman mevcutken, İsa’da bize sunulan şeyi elde etmemize herhangi bir kimsenin veya herhangi bir şeyin engel olmasına izin vermemeyi nasıl öğrenebiliriz?


TARTIŞMA SORULARI:


Ölümün ne kadar nihaî ve ne kadar güçlü olduğunu ve binlerce yıldır onu yenmek için harcanan tüm insanî çabaların ne kadar boş olduğunu düşün. Bir dereceye kadar, yapabileceğimiz en iyi şey cesetlerimizi korumaya almaktır ki, bunun ölümü yenmesini beklemek ancak motoru yanmış bir arabaya bir kat boya atıp yeniden çalışmasını beklemek gibi bir şey olur. Öyleyse, ölümü bizim yerimize yenmenin Tanrı’nın Oğlu’nun ölümü ve dirilişi gibi çok çarpıcı ve dramatik bir bedeli olmasına şaşmamalı. Bu bize tüm umutlarımızın ve tüm inandıklarımızın merkezinde Çarmıh olması gerektiği konusunda ne söylemeli?


İsa’nın doğruluğunu giyinmiş olmanın ne demek olduğu üzerinde daha fazla düşün. Bu konudaki uygun ve dengeli bir anlayış bizi ucuz lütuf veya yasacılık tuzağına düşmekten nasıl koruyabilir ve her iki aşırı uçtan uzak durmamız neden çok önemlidir?


Cuma


3 Haziran


*4–10 Haziran


Son Günlerdeki Olaylar


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Çık. 19:5, 6; Mat. 23; Yu. 12:20–26; Mat. 24; 1Se. 4:16.


HATIRLAMA METNİ: “Kendini yücelten alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir” (Matta 23:12).


İsa’nın ikinci gelişi Hristiyan inancının doruk noktasıdır. İsa’nın ilk gelişi ve çarmıhta ölümü, O’nun ikinci gelişinin çok önemli öncüleridir. Birinci geliş olmadan ikincisi olamazdı ve ikincisi olmadan birincisi sonuçsuzdur. Zaman açısından olmasa bile amaç açısından her ikisi de birbirine ayrılmaz olarak bağlıdır, bu amaç ise insanlığın kurtuluşu ve büyük mücadelenin sonudur. İlk geliş gerçekleşti, tamamlandı ve bitti; şimdi özlemle ve istekle ikinci gelişi bekliyoruz.


Bu hafta Matta 23. bölümde kayıtlı olanları, İsa’nın bazı Yahudi liderlere, tek kurtuluş umutları olan tövbe etmeleri ve Kendisini kabul etmeleri için, son kez çağrıda bulunmasını inceleyeceğiz. Bundan sonra, Matta 24. bölümde, İsa ikinci gelişinden önce gerçekleşecek olan olaylarla ilgili sorulara cevap verdi. İsa burada dönüşünden önce gerçekleşecek olayları Yeruşalim’in yıkılışına bağlayarak, oldukça ciddi bir resim çiziyor.


Yine de, gerçekleşecek şeyler ne kadar zor olursa olsun (savaş, kıtlık, ele verilme vs.) bize “İnsanoğlu’nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geleceği” (Matta 24:30) vaadi verildi. Başka bir deyişle, sıkıntılara ve acılara rağmen, sevinmek için pek çok sebebimiz var.


*11 Haziran Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

5 Haziran


Kör Kılavuzlar


İsrailoğulları’nı güçlü eli ve kudretli koluyla Yeruşalim’e yönlendiren İsa’nın Kendisiydi. Onları Mısır’dan çıkarıp kartal kanatları üzerinde taşıyarak Kendi yanına getirdi. “Bütün uluslar içinde öz halkım olursunuz. Çünkü yeryüzünün tümü benimdir. Siz benim için kahinler krallığı, kutsal ulus olacaksınız” (Çık. 19:5, 6).


Bir anlamda İsa İsrail’e Sina adındaki güzel dağda evlilik teklif etmişti. Çıkış 24. bölümde kayıtlı olduğu üzere, önderler ve ihtiyarlar “dağa çıkarak İsrail’in Tanrısı’nı gördüler. Tanrı’nın ayakları altında laciverttaşını andıran bir döşeme vardı. Gök gibi duruyordu... Tanrı’yı gördüler, sonra yiyip içtiler.” (Çık. 24:911). Mesih, tıpkı bir adamın evlenmek ve harika bir gelecek paylaşmak istediği kadına kadeh sunması gibi, Kendi antlaşmasının kadehini İsrail’e sundu. İsrail kadehi kabul etti ve “Evet, vaat edilen ülkede Seninle birlikte sonsuza dek yaşamak istiyoruz” dedi.


Bu bilgiyi aklında tutarak Matta 23. bölümü oku. İsa İsrail’in önderlerine ne diyor? Hangi uyarı veriliyor? Daha da önemlisi, onları özellikle azarladığı konulardan kendimiz için hangi dersleri çıkarabiliriz? Aynı şeyden suçlu olmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?


Matta 23. bölümde kayıtlı olan sözler, İsa’nın sevdiğine barışmak için son çağrısı idi. Fakat sevdiği O’nu terk etti. İsa onun kararını kabul etti ve son defa evlerinden (yani tapınaktan) çıktı. “Bakın” dedi, “eviniz ıssız bırakılacak!” (Matta 23:38). İsa’nın tapınaktan ayrılmasıyla, tıpkı Rabb’in onları başta kurtardığı çöl gibi ıssız, boş ve terk edilmiş halde kaldı.


Kurtuluş tarihinde büyük bir geçiş gerçekleşmek üzereydi ve bu önderlerle onların aldatacağı kişiler bunu kaçıracaktı. Bu arada diğer pek çokları, Yahudiler ve ardından Uluslar, Kutsal Ruh’un yönlendirmesine açık olarak İsrail’in büyük işini ve çağrısını yerine getirmeye devam edecekti. Onlar İbrahim’in gerçek soyu ve “vaade göre mirasçı” (Gal. 3:29) olacaklardı. Biz de bugün, aynı ilahî çağrıyı almış olarak, aynı halkın bir parçasıyız.


Pazar


6 Haziran


Sonun Belirtileri


İsa’nın Kendisini reddeden Yahudi liderleri azarlamasından sonra, Yuhanna 12:20–26 ayetleri hayret verici bir ricayı kaydeder. “İsa’yı görmek” isteyen Grekler olduğu O’na söyleniyor (21. ayet). Fakat bu Grekler ricalarını ilk önce İsa’ya sadık olan Yahudilere bildiriyorlar. Çok geçmeden çok daha büyük ölçekte benzer bir şey gerçekleşecekti: bazı Yahudiler İsa’yı reddederken, diğerleri Uluslardan olan pek çoklarının O’nun bilgisine ulaşmalarının başlıca aracı olacaklardı. Bu ricanın İsa’nın önderlere evlerinin ıssız bırakılacağını söylemesinden hemen sonra gelmesi ne kadar da hayret verici. Gerçekten, eski çok yakında yerini yeniye, başlangıçtan beri Allah’ın maksadı olana bırakacaktı: Yahudilerin olduğu gibi Ulusların da kurtuluşu.


Matta 24:1–14 ayetlerinde, İsa hem sadık imanlılar hem de genelde tüm dünya için nasıl bir tablo sunuyor?


İsa ikinci gelişinin ve dünyanın sonunun belirtisine ilişkin sorulara karşılık olarak bu cevabı veriyor. “İsa öğrencilerine cevap verirken Yeruşalim’in yıkılışı ile O’nun gelişinin büyük gününü ayrı ayrı ele almadı. Bu iki olayın tasvirlerini birleştirdi. İsa gelecekteki olayları öğrencilerine Kendi gördüğü gibi açsaydı, onlar bu manzaraya dayanamazlardı. Onlara merhamet ederek bu iki büyük krizin anlatımlarını birbirine karıştırdı ve anlamını araştırmayı öğrencilere bıraktı... Tüm bu konuşma sadece öğrencilere değil, bu dünya tarihinin son sahnelerinde yaşacak olanlara da hitaben yapılmıştı.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 628 [Sevgi Öğretmeni, s. 621, 622].


İsa’nın cevabında bir şey çok açık: O’nun ikinci gelişine doğru yol açan olaylar pek iç açıcı değil. İsa herhangi bir dünyevî ütopya veya bin yıllık dünyevî barış hükümranlığı öngörmedi. Savaş, ihanet, doğal felaketler, zulümle karşılaşan kilise, sahte mesihler ve hatta sahte kardeşler. Burada tasvir edilen en olumlu öngörü, “krallığın... bütün dünyada ilân edilecek” olmasına ilişkin vaat (14. ayet, Candemir).


İsa, Matta 24:13 ayetinde kayıtlı olan sözlerinde, “sonuna kadar dayanan kurtulacaktır” diyor. Seni kolayca yıpratabilecek ve vazgeçmene neden olabilecek sıkıntıların ortasında kendini ruhsal olarak güçlü halde tutabilmek için ne yapabilirsin? Biz bunun başkalarında gerçekleştiğini gördük; neden bunun bize olamayacağını düşünecek kadar akılsız olmamalıyız?


Pazartesi


7 Haziran


Yeruşalim’in Ölümü


Matta 24:15–22 ayetlerini oku. İsa burada ne hakkında konuşuyor? Tekrar, Kendisine sorulan sorulara karşılık olarak nasıl bir resim çiziyor?


“Yıkıcı iğrenç şey” genellikle bir tür küfür veya kutsal bir şeye saygısızlık olarak anlaşılır. İsa açıkça anlaşıldığı üzere MS. 70 yılında meydana gelecek olan Yeruşalim’in yıkılışı hakkında konuşuyor. Dün gördüğümüz gibi, İsa bu olayın tasviriyle ikinci gelişinden önce dünyanın genel durumun tasvirini birbirine karıştırdı. “Mesih Yeruşalim’de, imansızlık ve isyan ile katılaşan ve Allah’ın cezalandırıcı yargısına bir an önce uğramak için acele eden bir dünyanın simgesini görmüştü.”—Ellen G. White, Büyük Mücadele, s. 22.


Yine de, ıssızlığın ortasında bile, Rab kurtulacak olan herkesi kurtarmaya çalışıyor. Konuşmanın Luka’daki anlatımında, İsa öğrencilerine bu iğrenç şey dikilmeden önce kaçmalarını söylüyor: “Yeruşalim’in ordular tarafından kuşatıldığını görünce bilin ki, kentin yıkılacağı zaman yaklaşmıştır. O zaman Yahudiye’de bulunanlar dağlara kaçsın, kentte olanlar dışarı çıksın, kırdakiler kente dönmesin. Çünkü o günler, yazılmış olanların tümünün gerçekleşeceği ceza günleridir.” (Luka 21:20–22).


Yeruşalim’de olan Hristiyanlar bu olanları gördüklerinde İsa’nın verdiği talimat uyarınca şehirden kaçtılar, Yahudilerin çoğu ise geride kaldı ve yok edildiler. Tahminen bir milyonun üzerinde Yahudi Yeruşalim kuşatması sırasında öldü, 97 bin kadar Yahudi ise esir alındı. “Fakat savaşa geçici bir ara verildiğinde, Romalılar Yeruşalim kuşatmasını beklenmedik bir şekilde kaldırdıklarında, tüm Hristiyanlar kaçtı ve söylendiğine göre hiçbiri hayatını kaybetmedi. Çekildikleri yer Ürdün Irmağı’nın doğu eteklerinde, Celile gölünün güneyinde, yaklaşık 27 km uzaktaki Pella şehriydi.”—Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi, cilt 5, s. 499.


Birinin seni bir konuda uyardığı fakat senin onu dinlemediğin ve uyarıldığın şeyin daha sonra başına geldiği bir zamanı düşün. Allah’ın Sözü’ndeki harika vaatleri dinlememizin yanı sıra, onun uyarılarına da kulak vermemiz neden çok önemli?


Salı


8 Haziran


İsa’nın İkinci Gelişi


İsa’nın Matta 24. bölümde kayıtlı olan cevabı, “Senin gelişini... gösteren belirti” (3.ayet), yani Mesih’in hükümdarlığının gelişi hakkındadır.


İsa gelişinden önceki olaylar bağlamında başka hangi uyarıyı veriyor ve bu bildiri tarih boyunca nasıl görüldü? Matta 24:23–26.


Dünyasal bir bakış açısıyla küçük bir takipçi kitlesi olan Celileli gezici bir vaizden fazlası olmayan İsa, yine de birçoklarının O’nun adıyla gelip kendilerinin O olduklarını iddia edeceklerini mi öngörüyor? Tabi ki, yüzyıllar boyunca, hatta bugün bile tam olarak meydana gelen budur ve bize Allah’ın Sözü’nün doğruluğuna dair daha güçlü kanıt veren bir gerçektir.


Matta 24:27–31 ayetlerini oku. İkinci geliş nasıl tasvir edilmiş? O geldiği zaman ne oluyor?


Birçoklarının gelip Mesih olduklarını iddia edecekleri uyarısından sonra, İsa dönüşünün gerçekten nasıl olacağını tasvir ediyor.


Birincisi, İsa’nın ikinci gelişi şahsi ve gerçek bir geliştir. Dünyaya geri dönen İsa’nın Kendisidir. “Rab’bin kendisi... gökten inecek” (1Se. 4:16) sözleri, Mesih’in dönüşünün bir ülkü veya insanlık tarihinde yeni bir çağın başlangıcı anlamına geldiğini iddia edenlerin tezini bariz şekilde çürütmektedir. O’nun dönüşü göğü bir ucundan öbür ucuna dek aydınlatan şimşek gibi görünür olacak. “Her göz O’nu görecek” (Va. 1:7). Borazan imgesi bu olayın sesli olacağını, hatta ölüleri uyandırmaya yetecek kadar yüksek sesli olacağını gösteriyor! En önemlisi de, İsa’nın ilk gelişi mütevazı bir geliş idiyse, ikinci gelişinde İsa tüm düşmanlarını (ve bizim düşmanlarımızı da) yenmiş (1Ko. 15:25) muzaffer bir Kral olarak (Va. 19:16) gelecek.


Dünyamızın geleceği hakkında birçok hengâmenin ve belirsizliğin olduğu bir dönemde, İkinci Geliş vaadinden kişisel güç ve umut çıkarmayı nasıl öğrenebiliriz?


Çarşamba


9 Haziran


Uyanık Kalmak


İsa Mesih’in ikinci gelişi tüm Hristiyan umutlarının doruk noktasıdır; bize verilen tüm sözlerin yerine gelişidir. Olmasaydı, ne olurdu? Herkes gibi biz de öldükten sonra toprağın altında çürür giderdik. İkinci Geliş ve onun sonuçları olmadan, imanımız hakkındaki her şey yalan ve saçmalık olur, ona karşı getirilmiş tüm eleştiriler ve iddialar haklı çıkmış olur.


Öyleyse O’nun dönüşünün özlemiyle bazı Hristiyanların O’nun dönüş tarihini belirlemelerine şaşmamalı. Sonuçta birçok şey bu dönüşe bağlı. Tabi ki, bildiğimiz üzere, Mesih’in dönüşüne ilişkin olarak daha önce verilen tarihlerin hepsi yanlıştı.


Matta 24:36 ve 42 ayetleri tarih belirleyenlerin nerede hata yaptığını nasıl açıklıyor?


Mesih’in ne zaman döneceğini bilmediğimiz için, tam bu nedenle, bize her zaman hazır olmamız ve “uyanık kalmamız” söyleniyor.


Matta 24:42–51 ayetlerini oku. İsa burada uyanık kalmanın ve İkinci Geliş için hazır olmanın ne demek olduğu hakkında ne söylüyor?


İsa çok açık konuşuyor: O’nun ne zaman geri geleceğini bilmiyoruz. Aslında O, O’nu hiç beklemediğimiz bir anda gelecek. Bu yüzden O’nun gelişine her zaman hazır olmalıyız. Ne zaman geleceğini bilmesek dahi, O her an geri gelecekmiş gibi yaşamalıyız. “Tamam, O uzun bir süre gelmeyecek; böylece canımın çektiği her şeyi yapabilirim” düşüncesi, tam da İsa’nın bizi hakkında uyardığı bir düşünce tarzıdır. Biz, ne zaman döneceğine bakmaksızın, Rabb’i sevdiğimiz ve O’nun gözünde doğru olanı yapmak istediğimiz için, sadık olmaya çalışmalıyız. Ayrıca, yargıyla ilgili uyaran, özellikle başka insanlara kötü davrananlara karşı uyarılar içeren tüm ayetlere rağmen, İkinci Geliş’in zamanının gerçekten bir anlamı yok. Er ya da geç, yargı gelecek.


Mesih’in dönüşüne uzun süredir inanan Yedinci Gün Adventistleri olarak, incelikli olarak da olsa bu “kötü köle”nin yaptığı hatayı yapmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Matta 24. bölümde tasvir edilen olaylar bağlamında, İsa ayrıca “Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak” dedi (34. ayet). Bu ayet kafa karışıklığına sebep oldu, zira tüm bunlar açık bir şekilde tek bir nesil zamanında gerçekleşmedi. Dr. Richard Lehmann, Yedinci Gün Adventist İlahiyatı El Kitabı’nda, “nesil” (veya kuşak) olarak tercüme edilen Grekçe sözcüğün çoğunlukla belirli bir grup veya sınıf insan için kullanılan İbranice dôr sözcüğüne karşılık geldiğini belirtiyor, örneğin “inatçı, başkaldırıcı... bir kuşak” (Mez. 78:8) gibi. Bu nedenle İsa bu sözcüğü zamanı veya tarihleri belirtmek için değil, bahsettiği insan sınıfını tanımlamak için kullanıyordu. “Bu Eski Ahit kullanımına uygun olarak, İsa “bu kuşak” terimini, zamana ilişkin bir anlamı olmadan, bir insan sınıfından bahsetmek için kullanmış olmalıdır. Kötü kuşak, kötü nitelikleri paylaşan herkesi kapsayabilirdi (Matta 12:39, 16:4, Markos 8:38).”—Handbook of Seventh-day Adventist Theology [Yedinci Gün Adventist İlahiyatı El Kitabı] (Hagerstown: Review and Herald ® Publishing Association, 2000), s. 904. Başka bir deyişle, kötülük zamanın sonuna kadar, İsa geri gelene kadar var olacak.


TARTIŞMA SORULARI:


Yedinci Gün Adventistleri olarak, gecikme gibi görünen şeylerle nasıl başa çıkıyoruz? Adventistlerin önceki nesilleri İsa’nın kendi yaşadıkları zamanda geleceğine inanmadılar mı? Pek çoğumuz da bunun bizim zamanımızda gerçekleşmesini beklemiyor mu? Aynı zamanda, O’nun dönüşünü belirli herhangi bir zaman diliminde beklemek bir nevi tarih belirlemek anlamına gelmiyor mu? İkinci Geliş’i nasıl ele alacağımız konusunda doğru dengeyi nasıl bulabiliriz? “Kötü köle”nin davranışından sakınırken, aynı zamanda her gazete manşetinde sonun hemen gelmekte olduğunun işaretini görenlerin tavrından nasıl sakınabiliriz? İkinci Geliş’i bekleyen bizler arasındaki tavır ne olmalı?


İsa’nın İkinci Geliş’in nasıl olacağına ilişkin tanımlamasını tekrar okuyun. Bazı popüler İkinci Geliş anlayışlarından farkları nelerdir? Ayetlerin ne kadar açık olduğunu düşünürsek, neden birçokları Kutsal Yazılar’a böylesine aykırı şeylere inanıyor? Kendi görüşlerini savunmak için hangi iddialarda bulunuyorlar ve onlara nasıl karşılık vermeliyiz?


Gecikmeyle birlikte yaşamayı nasıl öğreniriz? Hangi Kutsal Kitap karakterleri gecikmeyle birlikte yaşamak zorunda kaldılar ve onlardan ne öğrenebiliriz? Örneğin, Yusuf, İbrahim ve Sara, Kalev ve Yeşu? Ayrıca, Vahiy 6:9 ve 10 ayetleri gecikme hakkında ne diyor?


Cuma


10 Haziran



*11–17 Haziran


İsa’nın Son Günleri


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Mat. 26:1–16, Luk. 12:48, Mat. 26:17–19, 1Ko. 5:7, Mat. 26:36–46, Mat. 26:51–75.


HATIRLAMA METNİ: “Bu gece hepiniz benden ötürü sendeleyip düşeceksiniz...” (Matta 26:31).


Bu derste, İsa artık çarmıhtan önceki son anlarına giriyor. Dünya, hatta evren, yaratılış tarihinin en önemli anıyla karşılaşmaya başlıyor.


Göze çarpan bir husus, İsa’nın her bir kiliseye yaklaşımını kişiselleştirmesi. Her birinin farklı ihtiyaçları var ve O hepsini karşılıyor.


Bu hafta göreceğimiz olaylardan birçok ders çıkarabiliriz, fakat okurken sadece birine, özgürlük ve özgür irade konusuna odaklanalım. Çeşitli karakterlerin büyük ve pahalı özgürlük armağanını nasıl kullandıklarına bakın. Bu armağanın şu veya bu şekilde kullanılmasından kaynaklanan etkili, hatta ebedî sonuçlara bakın.


Petrus, Yahuda ve kaymaktaşından kapla gelen kadın, hepsi seçim yapmak zorundaydı. Fakat tüm bunlardan en önemlisi İsa’nın kendisi de seçim yapmak zorundaydı, bunların en büyüğü ise O’nun insan doğasının buna karşı haykırmasına rağmen çarmıha gitmekti: “Baba, mümkünse bu kâse benden uzaklaştırılsın. Yine de benim değil, senin istediğin olsun” (Matta 26:39).


İnanılmaz bir ironi var: suistimal etmiş olduğumuz özgür irade armağanı İsa’yı bu son ana getirdi, burada İsa özgür iradeyi suistimalimizin getireceği yıkımından bizi kurtarıp kurtarmamayı (Kendi özgür iradesini kullanarak) seçmek zorundaydı.


*18 Haziran Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

12 Haziran


Güzel Bir İş


Şimdi İsa’nın dünyadaki hayatının son günlerine giriyoruz O’nun daha çarmıha gitmesi, dirilmesi ve Kendisini haça gerilmiş ve dirilmiş olan dünyanın Kurtarıcısı olarak tam anlamıyla açıklaması gerekiyordu. İsa’yı takip edenler O’nu ne kadar seviyor ve takdir ediyor olsalardı da, daha O’nun kim olduğu ve onlar için yapacağı tüm şeyler hakkında öğrenmeleri gereken birçok şey vardı. Geriye baktığımızda, Kutsal Kitap’ın tüm yazılarını ve bilhassa Pavlus’un İsa’nın kefaret edici ölümüne ilişkin etkili açıklamalarını göz önünde bulundurarak, İsa’nın bizim için ne yapacağı konusunda O’nun hikâyenin geçtiği zaman yaşayan takipçilerinin bildiğinden çok daha fazlasını biliyoruz.


Bu bilgiyi aklında tutarak Matta 26:1–16 ayetlerini oku. Bu pahalı hediyenin önemi nedir ve onu İsa’yla nasıl ilişkilendirmemiz gerektiği hakkında bize ne öğretmeli?


Matta’nın İsa’nın başının meshedilmesi hikâyesini (muhtemelen zaferli girişten önce meydana gelmişti) gittikçe gelişen O’nu öldürme tasarısı anlatımı içine nasıl yerleştirdiğine dikkat edin. O’nun kendi halkından bazıları O’na zarar vermeyi planlarken, bu kadın O’na olan sınırsız sevgisini ve adanmışlığını “kaymaktaşından bir kap içinde çok değerli, güzel kokulu yağ” (7. ayet) ile birlikte O’nun üstüne döktü.


Öğrenciler israftan ötürü hayıflanırlarken, İsa kadının yaptığını “güzel” bir iş olarak adlandırdı. Kadın, görünürde müsrifçe olan bu hareketiyle, kalbindeki İsa’ya karşı duygunun gerçek derinliğini gösteriyordu. Kadın ne olacağını veya olacakların ne anlama geldiğini kesinlikle bilmiyorduysa da, İsa’ya çok borçlu olduğunu bileceği kadarını anladı ve bu yüzden de o kadar fazlasını geri vermek istedi. Belki de O’nun şu sözlerini işitmişti: “Kime çok verilmişse, ondan çok istenecek” (Luka 12:48). Bu arada İsa’nın yaptıklarının bu kadının gördüğünden kesinlikle daha fazlasını görmüş olan öğrenciler, yine de olayın anlamını tamamen gözden kaçırdılar.


“O yağ, verenin taşan yüreğinin bir sembolüydü. O, göksel nehirlerin sularıyla taşana kadar doldurulmuş bir sevginin dışavurumuydu. Öğrencilerin israf diye adlandırdıkları Meryem’in o hoş kokulu yağı, diğerlerinin hassas yüreklerinde kendini binlerce kez tekrarlıyor.”—Ellen G.White, The SDA Bible Commentary [Yedinci Gün Adventist Kutsal Kitap Şerhi], cilt 5, s. 1101.


Bu hikâye, İsa’da bize verilenlere nasıl karşılık vermemiz gerektiği hakkında bize ne söylemeli? Kendi özgür irademizi kullanarak, O’nda bize verilene karşılık olarak hangi “güzel” işi yerine getirebiliriz?


Pazar


13 Haziran


Yeni Antlaşma


Matta 26:17–19 ayetlerini oku. O zamanın Fısıh Bayramı olmasının önemi nedir? Ayrıca bkz. Çık. 12:1–17, 1Ko. 5:7.


Tabi ki Mısır’dan Çıkış’ın hikâyesi bir Kurtarma hikâyesidir, kendileri için yapamayacak durumda olanların yerine Allah’ın yaptığı kurtarış işidir. İsa’nın çok geçmeden hepimiz için yapacak olduğu şey için ne kadar da uygun bir sembol!


Matta 26:26–29 ayetlerini oku. İsa öğrencilerine ne diyor? O’nun sözleri şu anda bizim için ne anlama geliyor?


İsa onlara Fısıh bayramının daha derin olan anlamını gösteriyordu. Mısır’dan kurtuluş Allah’ın gücünün ve egemenliğinin harika bir tezahürüydü, fakat nihayetinde yeterli değildi. Bu İbranilerin, hatta her birimizin, gerçekten ihtiyacı olan Kurtarış değildi. Bizim İsa’daki Kurtarışa ihtiyacımız var: bu sonsuz hayattır. “Bu nedenle, çağrılmış olanların vaat edilen sonsuz mirası almaları için Mesih yeni antlaşmanın aracısı oldu. Kendisi onları ilk antlaşma zamanında işledikleri suçlardan kurtarmak için fidye olarak öldü” (İbr. 9:15). İsa onlara şarabın ve ekmeğin gerçek anlamlarını gösteriyor; bunların tümü İsa’nın çarmıhtaki ölümüne işaret ediyordu.


Dolayısıyla, İsa’nın ölümüne (geleceğe doğru) işaret eden hayvan kurbanlarının aksine, Rabb’in Sofrası’ndan almak bizim için buna geçmişe doğru işaret ediyor. Her iki durumda da, simgeler bize çarmıhtaki İsa’yı gösteriyor.


Bununla birlikte, Çarmıh hikâyenin sonu değil. İsa öğrencilerine “Babam’ın egemenliğinde sizinle birlikte tazesini içeceğim o güne dek, asmanın bu ürününden bir daha içmeyeceğim” (Matta 26:29) dediğinde, onlara geleceği, yani İkinci Gelişi ve ilerisini işaret ediyor.


İsa’nın biz Babası’nın krallığında O’nun yanında oluncaya dek asmanın ürününden bir daha içmeyeceği sözleri hakkında düşün. Bu bize O’nun bizimle ne çeşit bir yakınlık kuracağı hakkında ne söylüyor? O’nunla bu yakınlığı şimdi tecrübe etmeyi nasıl öğrenebiliriz?


Pazartesi


14 Haziran


Getsemani


Fısıh bayramı haftası boyunca, Kidron Vadisi’nin hemen yukarısında bulunan tapınakta rahipler binlerce kuzu kurban ettiler. Kuzuların kanı önce sunağın üstüne serpiliyor, daha sonra bir kanal yoluyla aşağıya, Kidron Vadisi boyunca akan bir dereye dökülüyordu. Kuzuların kanından dolayı derenin rengi gerçekten de kırmızıya dönmüş olmalı. İsa ve öğrencileri Getsemani Bahçesine giderken bu derenin kırmızı suları üzerinden geçmiş olmalılar.


Matta 26:36–46 ayetlerini oku. Getsemani tecrübesi İsa için neden çok zordu? Orada aslında ne oluyordu?


Kâsenin mümkünse Kendisinden uzaklaştırılması için dua ederken, İsa’nın korkusu fiziksel ölüm değildi. İsa’nın korktuğu kâse Allah’tan ayrı olmaktı. İsa bizim için günah olmak, yerimize ölmek, Allah’ın günaha karşı gazabına bizzat maruz kalmak için Baba’dan ayrılması gerektiğini biliyordu. Allah’ın kutsal yasasının ihlali o kadar ciddi bir durumdu ki, failin ölümünü gerektiriyordu. İsa tam bu nedenle, bizi ölümden korumak için bu ölüm cezasını kendi üzerine almak üzere geldi. İsa için ve bizim için söz konusu olan buydu.


“Çatışmanın konuları önünde dururken, Mesih’in canı Allah’tan ayrılma korkusuyla dolmuştu. Şeytan O’na günahkâr dünyaya kefil olması halinde bu ayrılığın sonsuz olacağını söyledi. O Şeytan’ın egemenliğiyle özdeşleştirilecek ve bir daha asla Allah’la bir olmayacaktı. . . . Korkunç an gelip çatmıştı: dünyanın kaderine karar verileceği andı. İnsanlığın kaderi muallaktaydı. Mesih şimdi dahi suçlu insanoğluna ayrılmış olan kâseyi içmeyi reddedebilirdi. Henüz çok geç değildi. Kan gibi akan terini alnından silip, insanoğlunu günahı içinde mahvolmaya bırakabilirdi. ‘Bırakın günahkâr günahının cezasını çeksin, Ben de Babam’a geri döneyim’ diyebilirdi. Tanrı’nın Oğlu aşağılanmanın ve ıstırabın acı kâsesinden içecek mi? Masum olan, suçluları kurtarmak için, günahın lânetinin getirdiği sonuçlara katlanacak mı?”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 687, 690 [Sevgi Öğretmeni, s. 679, 682].


Özellikle başkalarına yardım etmek söz konusu olduğunda, İsa’nın bizim için yaptıklarını gönüllü olarak yapmış olması hayatımızın her yönünü nasıl etkilemeli? İsa’nın karakterini yaşamlarımızda daha iyi bir şekilde örnek almayı nasıl öğrenebiliriz?


Salı


15 Haziran


Yahuda Ruhunu Satıyor


Yahuda’nın hikâyesi ne kadar da üzücü! Yeruşalim’e son yolculuğundan önce ölmüş olsaydı, kutsal tarihin en saygın kahramanlarından biri olabilirdi. Adı kilise binalarına verilebilirdi. Bunun yerine ismi sonsuza dek satıcılık ve ihanetle birlikte anılacak.


Yuhanna 6:70 ve Luka 22:3 ayetlerini oku. Yahuda’nın yaptıklarını açıklamaya nasıl yardımcı oluyorlar?


Tabi ki, Yahuda’nın yaptığı için Şeytan’ı suçlamak doğrudur, fakat bu bir soru ortaya çıkarır. Yahuda’nın hangi özelliği Şeytan’nın kendisini böyle bir ihanete yönlendirmesine imkân verdi? Ne de olsa, daha önce Şeytan’ın Petrus’u da ele geçirmek istediği bile söylenmişti (bkz. Luka 22:31). Fakat aradaki fark, Yahuda’nın kendini tamamen Rabb’e vermeyi reddetmiş olması olmalı; Şeytan’ın denetimi ele alarak onu yaptığı şeye yönlendirmesine izin veren bazı günahlara, birtakım karakter kusurlarına takılı kalmış olmalı. Tekrar, burada özgür seçimin diğer bir etkili sonucunu görüyoruz.


Matta 26:47–50 ve 27:1–10 ayetlerini oku. Yahuda’nın üzücü hikâyesinden hangi dersleri almalıyız?


Matta 26:47–50 ayetlerinde Yahuda’nın hem başrahiplere ve ihtiyarlara, hem de bir müfrezeye (yaklaşık 600 asker) rehberlik ettiğini görüyoruz. Yahuda için ne muazzam bir iktidar anı! İnsanların gerçekten istediği bir şeyi elde ettiğinizde, burada Yahuda’nın sahip olduğu gibi, muazzam bir güce sahip olursunuz. En azından onların istediği şeye sahip olduğunuz sürece bu iyidir. Fakat onlar sadece sahip olduğunuz şey için sizinle ilgileniyorlarsa, nihayetinde istedikleri şeyi sizden aldıklarında artık size ihtiyaçları kalmaz. Yalnızca birkaç saat içinde, Yahuda yalnız ve hiçbir şeysiz kalacaktı.


Diğer önemli bir ders de Yahuda’nın ruhunu ne uğruna kaybettiğine odaklanır. Otuz parça gümüş mü? Bugünün diliyle, ne tür bir gümüş paranın kastedildiğine bağlı olarak, bu miktar bir aylık ile dört aylık arası bir çalışma ücretine denk gelir. İsterse bu miktarın on veya yüz katı olsun, bakın ona neye mal oldu! Ve hikâyenin gösterdiği üzere, o bu parayı bile kaybetti. Bu ücretin en ufak kısmının bile tadını çıkaramadı; aksine onu kendisine verenlerin ayakları dibine geri attı. Bizi İsa’dan uzaklaştıran her şeyin, ruhumuzu kaybetmemize yol açan her şeyin sonuç olarak Yahuda’ya verilen bu para kadar işe yaramaz olduğuna dair ne güçlü bir örnek. Yahuda sonsuz hayata çok yakındı; fakat onu bir hiç uğruna fırlatıp attı.


Çarşamba


16 Haziran


Petrus’un İnkârı


İsa Yahuda’nın özgür iradesiyle verdiği kararla Kendisine ihanet edeceğini önceden biliyordu, bu, Allah’ın bizim özgür seçimlerimizi önceden bilmesinin bu seçimlerin özgürlüğünü hiçbir şekilde ihlâl etmediğine dair Kutsal Kitap’taki birçok örnekten biridir. Ve O sadece Yahuda’nın ihanetini değil, Petrus’un da, tüm efelenmelerine rağmen, çok önemli bir anda kaçıp onu inkâr edeceğini biliyordu.


Matta 26:51–75 ayetlerini oku. Sence Petrus İsa’yı neden inkâr etti?


Çoğunlukla Petrus’un İsa’yı yalnızca korktuğu için reddettiğini düşünürüz. Fakat, (Yuhanna 18:10 ayetine göre) Romalı askerlere karşı kılıcını çekme cesaretini gösteren Petrus’tu! Petrus hayatını bir zafer parıltısıyla sona erdirmeye istekliydi, ta ki İsa onu durdurana kadar.


Öyleyse, kılıç salladığı o andan, biraz sonrasına, İsa’yı tanıdığını inkâr ettiği o ana kadar, Petrus’un içinde ne değişti? Neden İsa’nın öğrencisi olmadığını söyledi? Petrus neden “Ben o adamı tanımıyorum!” (Matta 26:72) diyor?


Belki de Petrus o Adam’ın kim olduğunu, O’nun ne için geldiğini ve O’nun tutuklanmasının ne anlama geldiğini bilmediğini fark etmişti. Böylece, bir panik anında, O’nu hiç tanımadığını ileri sürdü. Belki de Petrus, İsa’nın ne yaptığını anlamamış olduğunun farkına varınca O’nu inkâr etti. İsa’nın kendi zannınca vazgeçtiğini görünce, o da vazgeçti. Petrus, görmüş olduğu tüm inanılmaz belirtilere ve İsa’nın Mesih olduğuna dair kendi cesur iman ikrarına (Matta 16:16) rağmen, hâlâ İsa’ya tamamen iman etmek yerine kendi anlayışına haddinden fazla güveniyordu. Petrus’un inkârı bize, dünyadaki tüm mucize ve belirtilerin dahi, kalplerimizi O’na tam olarak teslim edene kadar, bizi Allah’a sadık tutmayacağını göstermeli.


Luka’nın anlatısında, Petrus İsa’nın öğrencisi olduğunu üçüncü kez inkar ettiğinde, İsa “arkasına dönüp Petrus’a baktı” (Luka 22:61). Buradaki Grekçe sözcük emblepo (bakmak), ilk karşılaştıklarında İsa’nın Petrus’un ruhunun derinliklerine nasıl baktığını tanımlamak için kullanılan sözcüktür (bkz. Yuhanna 1:42). Petrus’un burada düşmüş olduğu gibi, bizim de düştüğümüz anlarda Allah’ın bize olan sevgisini düşünerek bu olaydan kendimize nasıl bir umut çıkarabiliriz?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: 1959’da iki serseri Kansas’ta bir eve girerek anne–baba ile genç yaştaki iki çocuklarını öldürdü. Katiller bulunmadan önce, katledilen babanın erkek kardeşi yerel bir gazeteye şu mektubu yazdı: “Bu toplum içinde çok fazla hınç var. Hatta birden fazla kez, o adamın bulunduğunda en yakın ağaca asılması gerektiğini söyleyenleri işittim. Bu şekilde düşünmeyelim. Olan oldu ve başka bir canı almak yapılan şeyi değiştiremez. Bunun yerine, Allah’ın bizden istediği gibi affedelim. Yüreklerimizde kin tutmamız doğru değil. Bu işi yapan kimse bununla yaşamanın gerçekten de çok zor olduğunu görecek. Onun iç huzuruna ulaşabilmesi ancak affedilmek için Allah’a gittiğinde olacak. Ona engel olmak yerine dua edelim ki, kendi huzurunu bulabilsin.”—Truman Capote, In Cold Blood [Soğukkanlılıkla] (New York: Modern Library, 2013) s. 124.


İdam cezası hakkındaki soruları bir kenara koyarak, burada Mesih’in hepimize sunmuş olduğu türden lütfun etkili bir ifadesini görebiliriz. Petrus’un affedilemez inkârından sonra bile, Mesih onu affetti ve ona canların kazanılması görevini emanet etti. “Petrus daha henüz İsa’yı tanımadığını bildirmişti; fakat şimdi acı verici bir kederle, Rabbi’nin onu ne kadar iyi tanıdığını ve kalbindeki kendisinin bile bilmediği sahtekârlığı nasıl da doğru okuduğunu fark etti.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s.713 [Sevgi Öğretmeni, s. 700]. O Petrus’un içinde ne olduğunu Petrus’tan önce biliyordu; Petrus’un ne yapacağını da Petrus bilmeden önce biliyordu. Yine de, yaptıklarından dolayı Petrus’un kendisinden başka suçlayabileceği kimse olmamasına rağmen, O’nun sevgisi ve lütfu sürekli kaldı. Benzer hataları yapan insanlarla ilgilenirken, kendimize verilmesini istediğimiz merhameti onlara da uzatmayı öğrenmemiz ne kadar da önemli.


TARTIŞMA SORULARI:


  1. S. Lewis “Her ihtida hikâyesi kutlu bir mağlubiyetin hikâyesidir” yazdı. Bunun anlamı nedir? Bu “mağlubiyet”in ne olduğunu hiç tecrübe ettin mi? Yenilen nedir ve kazanan nedir?

İsa Getsemani’de hikâyesinde, İsa kâsenin Kendisinden uzaklaştırılmasını istiyor, fakat yalnızca “eğer mümkünse.” Bu, söz konusu olan insanlığın kurtuluşu ise İsa’nın Kendi hayatını vermesi gerekeceğinden başka, neyi ima ediyor? Neden? Günahların Taşıyıcısı olan İsa’nın ölümü neden kesinlikle zorunluydu? Büyük mücadele ışığında, Allah’ın günah sorununu çözmesinin başka bir yolu neden olamazdı?


Cuma


17 Haziran



*18–24 Haziran


Çarmıha Gerilmiş

ve Dirilmiş


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Matta 27:11–26; Yuhanna 3:19; Yşa. 59:2; Matta 27:45, 46, 49–54; İbr. 8:1–6; Matta 28:1–20.


HATIRLAMA METNİ: “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi.” (Matta 28:18).


Bir İngiliz dergisindeki reklamda bilim için vücudunu bağışlayacak biri aranıyordu. Bilim adamlarının Mısır mumyalama yöntemi üzerinde çalıştıkları ve ölümcül bir hastalığı olup ölümünden sonra bedenini bağışlamaya hazır gönüllü aradıkları yazılıydı. Reklamda yer alan iddiaya göre, bu bilim adamları Mısırlıların bunu nasıl yaptığının sırrını çözmüşlerdi ve vücut “imkân dâhilinde yüzlerce, hatta binlerce yıl boyunca korunabilirdi”—(www.independent.co.uk/news/science/now-you-can-be-mummified-just-like-the-egyptians-1863896.html).


Hristiyanlar olarak cesetlerimizin korunması konusunda endişelenmemize gerek yok. Allah bize bundan çok daha iyi bir şeyi vaat etti. İsa’nın günahlarımızın cezasını Kendi bedeninde ödediği ölümü ile ardından “uyuyanların ilk ürünü” (1Ko. 15:20, Cosmades) olduğu dirilişi, cesetlerimizin eski çağlardaki firavunlarınki gibi “korunması” için değil (üstelik bu cesetleri gördüyseniz, çok da hoş değiller), aksine sonsuza dek yaşayacak çürümez bedenlere dönüştürülmesinin yolunu açmıştır.


Bu hafta, Matta’nın son bölümlerinde, Rabbimiz’in ölümü ve dirilişine ilişkin bitip tükenmez gerçekleri ve bu iki olayın bize sunduğu umudu işliyoruz.


*26 Mart Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


  1. Ders

19 Haziran


İsa ya da Barabba


Matta 27:11–26 ayetlerini oku. Halka verilen seçeneklerin ve onların yaptığı seçimin bazı derin çıkarımları nelerdir?


Ortadaki haçta çarmıha gerilmesi gereken, katil Barabba’ydı. Her iki taraftaki suçlular da muhtemelen onun suç ortaklarıydı. Barabba onun ilk adı değil soyadıydı. Bar “oğlu” demektir, aynı Simun bar Yunus’un “Yunus oğlu” veya Bartalmay’ın (Bartolomeo) “Tolomeo’nun oğlu” anlamına geldiği gibi. Barabba, “abba’nın oğlu” yani “babanın oğlu” demektir. Birçok eski el yazması Barabba’nın ilk adını Yeşu (İsa) olarak kaydeder. Yeşu o dönemde çok yaygın olan, “Yahve kurtarır” anlamına gelen bir isimdi. Yani, Barrabba’nın tam adı “Yahve kurtarır, babanın oğlu” gibi bir anlama geliyordu.


Saçmalığın böylesi!


“Bu adam Mesih olduğunu iddia etmişti. Düzeni değiştirmeye ve dünyayı yoluna koymaya yetkisinin olduğunu iddia etti. Şeytanî bir çılgınlığa kapılmış halde, hırsızlık ve soygun yoluyla edindiği ne varsa kendisinin olduğunu iddia etti. Şeytanî aracılar yardımıyla harika işler yaptı, halk arasından bir takipçi kitlesi edindi ve Roma yönetimine karşı hararetli bir isyan başlattı. Dinî coşku kisvesi altında, isyan ve gaddarlık eğiliminde katı ve acımasız bir caniydi. Pilatus halka bu adam ile masum Kurtarıcı arasında seçim yapmalarını söyleyerek, onlarda adalet duygusunu uyandırmayı düşündü. Rahiplere ve yöneticilere karşı, İsa için halkın sempatisini toplamayı umut etti.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s.733 [Sevgi Öğretmeni, s. 723].


Pilatus yanılıyordu. Kutsal Ruh’un ikna gücü altında olmadıklarında, insanlar kaçınılmaz olarak yanlış ruhsal seçimler yapacaklardır, tıpkı buradaki kalabalığın yaptığı gibi. Sonuçta hepimiz Mesih ile Barrabba arasında, Mesih ile günahkâr ve yozlaşmış dünya arasında, yaşam ile ölüm arasında seçim yapmak zorundayız. “Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü” (Yuhanna 3:19).


İnsanlar neden karanlığı aydınlığa tercih etme eğilimindeler? Kendinde bile bu kalıtsal eğilimi nasıl görebilirsin? Bu sana günahkâr doğamızın hakikati hakkında, hatta daha da önemlisi kendimizi tamamen Rabb’e teslim etme ihtiyacımız hakkında ne söylemeli?


Pazar


20 Haziran


Çarmıha Gerilmiş Vekilimiz


“Öğleyin on ikiden üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, ‘Eli, Eli, lema şevaktani?’ yani, ‘Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?’ diye bağırdı.” (Mat. 27:45, 46). Bu haykırışın anlamı nedir? Kurtuluş planı açısından bunun yansımalarını nasıl anlıyoruz?


Matta ilahiyatçılar tarafından “terk edilmişliğin çığlığı” olarak adlandırılan şeyi kaydediyor. Terk edilmişlik, birinin veya bir şeyin yalnız ve muhtaç durumda bırakılması fikrini akla getiriyor. Bu durumda, İsa’nın Babası tarafından terk edildiğini hissettiğini görebiliriz. O anda ülkenin üzerine çöken karanlık ilahî yargıyı simgeliyordu (Yşa. 13:916, Amos 5:1820, Yer. 13:16); İsa Kendi benliğinde günahın korkunç sonuçlarını, yani Baba’dan tamamen ayrılışı tecrübe ediyordu. Bizim yerimize, günaha karşı verilen ve bizim hakkımızda olması gereken ilahî hükmü Kendi benliğinde taşıyordu. “Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir” (İbr. 9:28, ayrıca bkz. 2Ko. 5:21). İsa çarmıhta Mezmurlar 22:1 ayetinin dilini kendine mal ediyor, çünkü insanların tecrübe ettiği şeyi, yani günahın sonucu olarak Allah’tan ayrılışı, benzersiz bir şekilde Kendisi de tecrübe ediyordu. “Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi [O’na] işittiremez oldunuz” (Yşa. 59:2).


Bu numaradan değildi. İsa gerçekten Allah’ın günaha karşı gazabına maruz kaldı; günahlarımızın cezası O’nun üzerine düştü ve böylece günahın yükünü, yani bizim günahımızın yükünü Kendi benliğinde taşırken, canını dehşet ve korku doldurdu. Allah’ın gözünde günah ne kadar kötü olmalı ki, bizim bundan affedilmemiz için Tanrılığın bir üyesinin günahın suçluluk duygusuna ve cezasına maruz kalması gerekti!


Yine de, bu dehşetin ortasında, İsa “Tanrım, Tanrım!” diye haykırabildi. Kendisine tüm bu yapılanlara rağmen, O’nun imanı sağlam kaldı. O, çektiği acılara rağmen, Baba tarafından terk edilmişliği hissetmesine rağmen, sonuna kadar sadık kalacaktı.


Günahın sonucunda Allah’tan ayrılışı hissetmek nasıl bir duygu? Tövbeyle, itirafla ve o günahı terk etme azmiyle birlikte Mesih’in doğruluğunu talep etmek neden geri dönüşümüzün tek yoludur?


Pazartesi


21 Haziran


Yırtılan Perde ve Yarılan Kayalar


Her Müjde yazarı İsa’nın hikâyesini farklı bakış açılarından anlattı, fakat tümü O’nun ölümüne odaklandı. Fakat tapınaktaki perdenin yırtılmasından sonra mezarların açıldığını yalnızca Matta kaydediyor.


Matta 27:49–54 ayetlerini oku. Bu olayların anlamı nedir? Bizim için ne gibi bir umuda işaret ediyorlar?


İsa, kalabalığın O’nun gerçek sözlerinden habersiz bir şekilde İlyas’ın gelip O’nu kurtarması sözleriyle O’nunla dalga geçmesinden hemen sonra öldü. Onların alayı İsa’nın Kendi halkından pek çok kişi tarafından nasıl yanlış anlaşıldığının diğer bir etkili fakat aynı zamanda üzücü örneğiydi.


Matta bunun ardından tapınaktaki perdenin yukarıdan aşağıya yırtıldığını yazıyor. Simgeler çok açık: kurtuluş tarihinde yeni bir çağ başlamıştı. Çok uzun zamandır İsa’ya işaret eden kurban hizmetleri artık gerekli değildi. Eski dünyasal örnek şimdi çok daha iyi bir şeyle değiştirilmişti.


İbraniler 8:1–6 ayetlerini oku. Bu ayetler bize dünyasal tapınağa ne olduğunu ve onun yerini neyin aldığını anlamamıza yardımcı olması için ne anlatıyorlar?


Matta sadece perdenin yırtıldığını değil, kayaların yarıldığını ve bazı ölülerin dirildiklerini de kaydediyor; bunlar ancak İsa’nın bizim yerimize günaha Kefaret olarak ölmesiyle tamamlamış olduğu şey sayesinde olabilecek olaylar. Bu yüzden Matta’nın bu bölümünde, eski sistemin asla gerçekleştiremeyeceği şeylerin meydana geldiklerini görebiliriz. “Çünkü boğalarla tekelerin kanı günahı ortadan kaldıramaz” (İbr. 10:4). Tabi ki yalnızca İsa günahları ortadan kaldırabilirdi, İsa’nın günahlarımızı ortadan kaldırmasının bizim için harika sonucu ve harika vaat ise ölümden diriliştir. Bu vaat olmadan, elimizde hiçbir şey yoktur. (bkz. 1Ko. 15:13, 14, 19). Bu önceki dirilişlerde (sayısını bilmiyoruz), bu çağın bitiminde bizim dirilişimizin vaadini ve umudunu görebiliriz.


Salı


22 Haziran


Dirilmiş Mesih


Hristiyan imanı sadece çarmıha değil boş mezara da odaklanır. Gerçek şu ki, Hristiyan olmayanlar dâhil olmak üzere dünyadaki insanların çoğunluğu Nasıralı İsa isimli bir adamın çarmıhta öldüğüne inanır. İsa’nın yaşadığı zamandan çok sonrasına gitmeden, Romalı tarihçi Tacitus’un şu sözleri gibi tarihsel kaynaklar buluyoruz: “Nero... Hristiyan diye adlandırılan, halk tarafından iğrençliklerinden dolayı nefret edilen bir sınıfa en şiddetli işkenceleri uyguladı. Bu sınıfa adını veren Hristos adında birisi, Tiberius’un hükümdarlığı döneminde valilerimizden Pontus Pilatus’un elinden en büyük cezaya çarptırılmıştı.”—Tacitus, MS. 57–117 (www.causeofjesusdeath.com/jesus-in-secular-history).


Gerek o zaman, gerek günümüzde, İsa adındaki tarihsel bir kişinin mahkûm edilerek çarmıha gerilip gerilmediği konusunda çok az tartışma var.


Zor olan bölüm Diriliş’tir: Cuma günü öğleden sonra ölen Nasıralı İsa’nın Pazar sabahı tekrar canlanmış olması fikridir. Birçok insanın boğuştuğu konu bu. Sonuçta bir Yahudi’nin Yahudiye’de Romalılar tarafından çarmıha gerilmesi sıradan bir olaydı. Peki ya bir Yahudi’nin çarmıha gerildikten sonra ölümden dirilmesi? Bu tamamıyla başka bir konudur.


Fakat dirilmiş bir İsa’ya iman olmadan, Hristiyan imanından söz edilemez. Pavlus şöyle yazdı: “Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanımız da boştur... Eğer yalnız bu yaşam için Mesih’e umut bağlamışsak, herkesten çok acınacak durumdayız” (1Ko. 15:14, 19). İsa’nın ölümünü O’nun dirilişi takip etmeliydi, çünkü O’nun dirilişinde kendi dirilişimizin güvencesine sahibiz.


İsa’nın dirilişi hikâyesi söz konusu olduğunda, iki seçeneğimiz var. İlk seçenek, hikâyeyi İsa’nın yalnız kalmış birkaç takipçisinin, aynı bugün tanınmış birisi öldüğünde onunla ilgili anıları canlı tutmaya çalıştığımızda yaptığımız gibi, O’nun anısını canlı tutmak için yazdıkları duygusal propaganda olarak görmektir. Diriliş hikâyesine ilişkin ikinci seçenek ise, bunu olağanüstü bir olaya ilişkin ilk elden bilgi olarak, daha sonra şimdiye dek yaşamış her insanı etkilediği şeklinde yorumlanan gerçek bir olay olarak kabul etmektir.


Matta 28:1–15 ayetlerini oku. İsa neden kadınlara (9. ayette, NKJV) “sevinin” diyor? Tabi ki, O dirildiği için, Efendileri geri geldiği için mutlu olabilirler. Fakat İsa’nın dirilmesine sevinmeyi gerektirecek asıl sebep nedir?


Çarşamba


23 Haziran


Büyük Görev


Birçok insan için İsa’nın yaptığı en zor anlaşılan şeylerden birisi de O’nun göğe geri dönmesi ve müjde hizmetini insanlara emanet etmesidir. Ne kadar sık O’nu ve kendimizi hayal kırıklığına uğratıyoruz ve Müjdelerin de gösterdiği gibi O’nun ilk takipçileri de buna istisna değildiler. Yine de, Mesih hizmeti bize emanet ederek bize karşı olan sevgisini ve bizim O’na olan ihtiyacımızı gösteriyor.


Matta 28:16–18 ayetlerini oku. İsa’nın “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi” (18. ayet) sözlerini Daniel 7:13, 14 ayetleriyle karşılaştır. Bu ayetler birbiriyle nasıl ilişkili?


Bu Müjde’nin son ayetleri olan Matta 28:19–20 ayetlerini oku. İsa burada ne diyor ve sözlerinin bizimle alakası nedir?


Ellen G. White, Diriliş’ten sonra Celile’deki bir dağda 500 kadar imanlının toplandığını belirtiyor. (bkz. 1Ko. 15:6.) O’nun verdiği müjdeleme görevi sadece öğrenciler için değil, tüm imanlılar içindi. Şöyle yazıyor: “Canları kazanma işinin yalnızca atanmış din görevlilerinin işi olduğunu düşünmek ölümcül bir yanılgıdır. Müjde, göksel esinlemenin geldiği herkese emanet edilmiştir. Mesih’in hayatını alan herkes, insan kardeşlerinin kurtuluşu için çalışma görevine atanır. Kilise bu iş için kurulmuştur ve onun kutsal yeminlerini üzerine alan herkes dolayısıyla Mesih’in çalışma arkadaşı olmaya söz vermiştir.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 822 [Sevgi Öğretmeni, s. 807].


Kendini sıklıkla Mesih’in çalışma arkadaşı olarak düşünüyor musun? Müjdeyi kendi dünyana götürmede hangi şekillerde daha aktif olabilirsin?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Diğer tüm Müjde yazarlarının da yaptığı gibi, Matta İsa’nın dirilişi hakkında yazdı. Yine yazar kardeşlerinin yaptığı gibi, sonrasında başlı başına Diriliş’in anlamı hakkında neredeyse hiçbir şey yazmadı. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna, Diriliş hikâyesini tasvir etmiş olsalar da, Hristiyan imanı için çok önemli olmasına rağmen bize Diriliş’in gerçek bir teolojik açıklamasını vermediler. Çarmıhın anlamı hakkında en detaylı açıklamayı Pavlus’un yazılarından alıyoruz. “Oysa Mesih, ölmüş olanların ilk örneği olarak ölümden dirilmiştir. Ölüm bir insan aracılığıyla geldiğine göre, ölümden diriliş de bir insan aracılığıyla gelir. Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşama kavuşacak” (1Ko. 15:20–22). Pavlus ayrıca şunu yazdı: “Vaftizde O’nunla birlikte gömüldünüz, O’nu ölümden dirilten Tanrı’nın gücüne iman ederek O’nunla birlikte dirildiniz” (Kol. 2:12). Petrus da bu çok önemli konuda bir şeyler söylüyor: “Bu olay vaftizi simgeliyor. Bedenin kirden arınması değil, Tanrı’ya yönelen temiz vicdanın dileği olan vaftiz, İsa Mesih’in dirilişiyle şimdi sizi de kurtarıyor” (1Pe. 3:21). Müjde yazarlarının neden ayrıntılı açıklamalara girmediğini bilmiyoruz ama, bazı araştırmacılar bunu onların yazdıklarının doğruluğuna daha fazla kanıt olarak görmüştür. Sonuçta, olaylardan yıllar sonra yazarken, bu fırsatı neden insanların Diriliş hakkında inanmalarını istedikleri yönde detaylı açıklama vermek için kullanmadılar? Bu bir sahtekârlık olsaydı, neden onu istedikleri anlama çekme fırsatını kullanmasınlardı ki? Aksine, tüm bunların ne anlama gelmesini gerektiğine ilişkin teolojik açıklamalarla süsleme gayretine girmeden, yalın olarak hikâyeyi anlatıyorlar.


TARTIŞMA SORULARI:


İsa’nın ölümü anında Eski Antlaşma’daki tapınak perdesi baştan aşağı yırtıldı ve bu olay yeni bir Başrahibin, İsa Mesih’in yönetimindeki Yeni Antlaşma’nın öncüsü oldu. “Bu nedenle, ey kardeşler, İsa’nın kanı sayesinde perdede, yani kendi bedeninde bize açtığı yeni ve diri yoldan kutsal yere girmeye cesaretimiz vardır. Tanrı’nın evinden sorumlu büyük bir kâhinimiz bulunmaktadır” (İbr. 10:19–21). Artık bizzat Mesih’in Kendisinin Başrahibimiz olarak hizmet ettiğinin farkında olmak sana nasıl hissettiriyor?


Matta’nın Müjdesi birçok ders ve konuyu içeriyor. İsa’nın burada sunuluşuyla ilgili olarak seni bilhassa etkileyen şeyler neler? Bu Müjde’yi araştırmak Hristiyan olmanın ve İsa’nın öğretilerini takip etmenin ne anlama geldiğini daha iyi anlamana nasıl yardımcı olabilir?