PDF İndir - Sebt Günü Çalışma Kitapçığı – 1.çeyrek 2016 – İsyan ve Kurtarış

 

Bu kitapçık Yedinci-Gün Adventistleri Genel Konferansı Yetişkinler için Sebt Okulu Çalışma Kitapçığı ofisi tarafından hazırlanmıştır. Bu kitapçığın hazırlanması Sebt Okulu Geliştirme Komitesinin yönetimi altında olmuştur. Yayınlanan bu kitapçık bu komitenin görüşlerini yansıtmakta olup sadece veya mutlaka yazarın (veya yazarların) görüşleriyle sınırlı değildir.

 

Kutsal Kitap Çevirileri Tablosu

 

Bu çalışma rehberinde, Standart Versiyon 2016 Yılı İlk Çeyreği için izinle kullanılan Kutsal Kitap alıntıları, aşağıdaki gibidir:

 

(Aksi belirtilmedikçe tüm alıntılar Yeni Çeviri’den yapılmıştır.)

 

YÇ. Yeni Çeviri: Kutsal Kitap: Eski ve Yeni Antlaşma (Tevrat, Zebur, İncil). Eski Antlaşma ©2001, 2009 Kitabı Mukaddes Şirketi; Yeni Antlaşma ©1987, 1994, 2001, 2009 Yeni Yaşam Yayınları. Bütün Hakları Saklıdır.

 

  1. Kitabı Mukaddes: Kitabı Mukaddes, Eski ve Yeni Ahit (Tevrat ve İncil): İbrani, Kildani ve Yunani dillerinden son tashih edilmiş tercümedir. ©1941 Kitabı Mukaddes Şirketi.

 

Cosmades. Thomas Cosmades: İncil (Sevinç Getirici Haber) - İncil’in Yunanca Aslından Çağdaş Türkçe’ye Çevirisi. ©2010 Kutsal Söz Yayınları.

 

1 Gökte Kriz—26 Aralık–1 Ocak 6

 

2 Aden Bahçesi’nde Kriz—2–8 Ocak 14

 

3 Küresel İsyan ve Atalar—9–15 Ocak 22

 

4 Anlaşmazlık ve Kriz: Hakimler—16–22 Ocak 30

 

5 Mücadele Devam Ediyor—23–29 Ocak 38

 

6 Çölde Zafer—30 Ocak–5 Şubat 46

 

7 İsa’nın Öğretileri ve Büyük Mücadele—6–12 Şubat 56

 

8 Yoldaşlar—13–19 Şubat 64

 

9 Büyük Mücadele ve İlk Kilise—20–26 Şubat 72

 

10 Pavlus ve İsyan—27 Şubat–4 Mart 80

 

11 Büyük Mücadelede Petrus—5–11 Mart 88

 

12 Azimli Kilise—12–18 Mart 96

 

13 Kurtuluş—19–25 Mart 104

 

İstek Adresi Web: www.menapa.com | E–mail: info@menapa.com

 

Çeviri

 

Şahin Kama

 

Redaksiyon

Bilek Güler

 

Sayfa Tasarım

 

Marisa Ferreira

 

Editör Ofisi 12501 Old Columbia Pike, Silver Spring, MD 20904

 

Web sayfamızı ziyaret edin: http://www.absg.adventist.org

 

Yazar

 

David Tasker

 

Editör

 

Clifford R. Goldstein

 

Kapak ve Sayfa Tasarımı

 

Lars Justinen

 

İçindekiler

 

Bir şekilde (kesin olarak ne sebeple olduğunu bilmiyoruz ama bir şekilde) günah Tanrı’nın mükemmel yaratışında ortaya çıktı ve bu günah büyük mücadele anlayışımızın başlangıç noktası oldu. Yine de bir şeyi çok iyi biliyoruz: İnsanoğulları olarak bu mücadelenin ortasında kaldık. Bu hiç birimizin kaçamayacağı bir savaştır.

 

Fakat başlangıçta öngörülen bu şekilde değildi. Yaratılış “iyiydi” ve Allah tarafından “bereketlenmişti.” Her ne kadar Rab bu mükemmel yaratılışın Sağlayıcısı olarak biliniyorduysa da, O, Adem ve Havva’ya onlar için yaratmış olduğu her şeyin sorumluluğunu verdi. Şeytan Adem ile Havva’yı kurnazlık ve hile ile aldattığı ve onların sadakatini Allah’tan kendi üzerine çektiği anda dünya büyük mücadeleye dâhil oldu. Eğer Allah’ın onlara söylediği sözlere sadık kalmış olsalardı, O’nun açık emirlerini yerine getirmiş olsalardı, ızdırapla, denemelerle ve acılarla dolu olan bildiğimiz dünya hiç bir zaman var olmazdı.

 

“Şeytan, Allah’ın karakterini yanlış tanıtarak insanların Yaratıcı hakkında yanlış bir anlayışa kapılmalarını ve bu sayede O’na sevgiyle değil, korkuyla ve nefretle bakmalarını sağlama çabalarını; ilahi yasanın bir kenara bırakılması ve insanları onun gerekliliklerinden muaf olduklarını düşünmelerine yönlendirmek için gösterdiği gayreti; ve aldatmalarına karşı gelmeye cüret eden herkese zulmünü, tüm çağlarda kararlılıkla sürdürmüştür. Bunlar, ataların, peygamberlerin ve elçilerin, şehitlerin ve reformcuların tarihinde izlenebilir.”—Ellen G. White, Büyük Mücadele, s. 12, 13.

 

Tüm bu olanları önceden, “dünyanın kuruluşundan önce” (Efesliler 1:4) görmüş olan Allah, bu trajediye karşılık olarak kendi kurtarma planını devreye soktu. Bu bizim Kurtarış Planı olarak bildiğimiz plandır. Bu Kurtarış, Yaratılış 15. bölümde anlatılan Allah’ın İbrahim’le buluşmasında, Allah hayvan parçaları arasından geçtiği zaman, önceden gösterilmişti. Bu kadim tören İbrahim için ve dolayısıyla hepimiz için bir güvence idi; günahın sebep olduğu soruna çözüm sunmak için Allah’ın bizzat çalıştığının güvencesi.

 

Evet, Allah insanlığın tüm isyanlarının sorumluluğunu bizzat taşımayı ve yaptığımız tüm kötülüklerin sonuçlarına bizzat katlanmayı taahhüt etti. Allah insan soyu ile olan ilişkisini, insanların birbirleriyle ilişkilerini ve insanlığın diğer tüm yaratılış ile olan ilişkisini ancak bu yolla düzeltebilirdi.

 

Bu önemli bağlamda Şeytan’ın yaratılışı tahrif etmek ve Allah’ın halkını yok etmek için doyumsuz bir arzusu olduğunu görüyoruz. Onun yöntemleri Kutsal Kitap’ta, iyiyi ve kötüyü temsil eden kardeşler arasında, ailelerde ve kuşatılmış uluslar içinde geçen öykülerde açıklanmıştır. Zulüm, kıtlık, kölelik ve sürgün dönemlerinde, felâket sonrası yeniden inşa harcanan için yılgın çabalarda, bölünmüş bağlılıklarda ve putperest eylemlerin ayartısında görülür.

 

Kutsal Yazılar boyunca Allah sürekli olarak Şeytan’ın amaçlarını boşa çıkarıyor. İsa’nın İmmanuel, yani “Tanrı bizimle” olarak gelişi, Adem ve Havva’dan çalınan hükümdarlığı kurtardı. Adem’in düştüğü yerde İsa başarılı oldu. Hizmeti süresince, yaratılış üzerindeki ve kötülüğün güçleri üzerindeki yetkisini gösterdi. Göğe dönmeden hemen önce takipçilerine yeniden görev verdi ve Pentikost günü onları Kendi göksel krallığının sınırlarını genişletmeleri için güçlendirdi.

 

İsa çarmıhta kesin zaferi kazandı. Fakat bağlılığımızı nereye göstereceğimize karar vermek her zaman zor olmuştur. Bir yanda kazanmış taraf, diğer yanda ise kaybetmiş taraf var. Aslında tercihin çok açık ve kolay olması gerekirdi, fakat buna rağmen mücadele hâlâ şiddetle devam ettiğinden ve aldatmacalar sürekli mevcut olduğundan, kalplerimizi ve aklımızı yanına çekme savaşı halen devam ediyor. Bizim umudumuz ve duamız odur ki, bu çeyrek yılın dersleri bu aldatmacalardan bazılarını bizlere göstersin ve böylece sadece Mesih’i seçmeye değil, O’nunla kalmamıza da yardımcı olsun. Çünkü söz verdiği gibi, “sonuna kadar dayanan kurtulacaktır” (Matta 24:13).

 

Yeni Zelandalı olan David Tasker, Güney Pasifik Bölümü alan sekreteridir ve Eski Ahit üzerine doktora yapmıştır. Kendi ülkesinde pastörlük görevinde bulunmuş, Solomon Adaları’nda hizmet başkanlığı yapmıştır. Pasifik Adventist Üniversitesi Kutsal Kitap Araştırmaları bölümünde (Papua Yeni Gine) ve Uluslararası Adventist İleri Araştırmalar Enstitüsü’nde (Filipinler) dersler vermiştir. Eşi Carol ile birlikte iki evli oğulları (Nathan ve Stephen) ve üç torunları vardır.

 

İsyan ve Kurtarış

 

*26 Aralık–1 Ocak

 

Gökte Kriz

 

Sebt Günü

 

KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Yşa. 14:4, 12–15; Hez. 28:2, 14 12–19; Yu. 12:31; Vah. 12:7–16; Luka 10:1–21.

 

HATIRLAMA METNİ: “ ‘Kurtarış, tahtta oturan Tanrımız’a ve Kuzu’ya özgüdür!’ ” (Vahiy 7:10).

 

Allah’ın yönetiminin temelinde sevgi yasası olduğundan, tüm akıllı varlıkların mutluluğu, bu yasanın muazzam doğruluk ilkelerine mükemmel uyum sağlamalarına bağlıdır. Allah tüm yaratıklarından sevgi hizmeti–O’nun karakterinin takdir edilmesinden kaynaklanan bir hizmet görmek ister. Zoraki itaatten hoşlanmaz; bu nedenle Kendisine gönüllü hizmet etmeleri için tüm varlıklara özgür irade verir.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 34.

 

Tüm yaratılan varlıklar sevgi bağlılığını ikrar ettikleri müddetçe, evrende baştan başa mükemmel uyum vardı. Bu uyum biri isyan edene kadar sürdü ve her şey değişti. Lusifer Allah’tan daha iyi bir iş çıkartabileceğini düşündü. Allah’ın mevkiini ve bundan kaynaklanan itibarı da istedi.

 

Onun güç arzusu “gökte savaş” a yol açtı (Vahiy 12:7). Şeytan Adem ve Havva’yı Aden bahçesindeki yasak ağaçta aldatarak bu savaşı dünyaya getirdi ve o zamandan beri bu savaşın sonuçları ile yaşıyoruz. Kurtuluş planı Allah’ın isyan ile başa çıkma yolu ve Şeytan’ın bozduğu düzeni ve uyumu yeniden sağlama planıdır.

 

*2 Ocak Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

 

27 Aralık

 

Gökteki Düşüş

 

Yeşaya 14:4, 12–15 ayetlerini okuyun. Babil kralı ile ilgili hangi tanımlamalar, burada sadece insan olan bir hükümdardan çok daha büyük birinden söz edildiğini gösteriyor?

 

Hiçbir dünyasal kral gökten düşmemiştir; bu gerçek 12–15. ayetlerin bir kraldan, hatta Babil kralından daha büyük birine odaklandığını gösteriyor. Dahası, göğe yükselme, meleklerden daha yüksek bir konumda olma ve en kuzeydeki dağda toplantıya başkanlık etme tasvirleri kadim Yakın Doğu’da bilinen ilahlık tanımlarıdır. Burada, böyle bir “çifte” peygamberlik sözünde, Şeytan’ın hırsları açıkça ortaya çıkarılıyor.

 

İsa Yeruşalim’in yıkılışını tarif ederken benzer bir yöntem kullanıyor (Matta 24). Öğrenciler tapınağın yıkılışı hakkında sormuş olmalarına rağmen, İsa cevap verirken hem Yeruşalim’in Romalılar tarafından MS.70 yılındaki yıkılışını, hem de daha büyük bir gerçek olan dünyanın sonunu tasvir ediyor. Aynı şekilde Yeşaya da dünyasal bir kralın niteliklerini tanımlıyor, fakat tüm bunları sadece insan olan bir kraldan daha büyük ve daha azametli birine de atfediyor.

 

Hezekiel 28:2, 12–19 ayetlerini okuyun. Şeytan burada nasıl tasvir ediliyor?

 

Hezekiel 28:13 ayetinde “Tanrı’nın bahçesinde” mevcut olan, daha sonra başrahibin göğüslüğünde de bulunacak olan tüm değerli taşlarla bezenmiş, Tanrı’nın tahtında koruyucu keruv olarak atanmış olan mükemmel bir varlık tasvir edilmektedir. Ne var ki, bu mükemmel varlık “güzelliğinden ötürü” kendi kendisini lekeledi.

 

İnsani kıyaslamalar kullanarak verilen bu tasvirler, ilahî gerçekleri anlamamızı sağlamaktadır. Peygamberler kendi gerçek tanımıyla anlaşılması daha zor olabilecek bir şeyi açıklamak amacıyla, bizim için daha yakın ve daha kolayca anlaşılabilir kavramları kullanmışlardır. Yerde olan bizler için gökte olanları anlamak zor olabilir. Fakat dünyasal hükümdarların bariz ve yıkıcı politik hırslarının neden olduğu sonuçları hepimiz anlayabiliriz. Yeşeya ve Hezekiel, tarihin bir noktasında, her şeyin Allah’ın koyduğu düzende güzel ve mükemmel olduğu bir dönemde, anlaşılmaz bir şekilde meydana gelen ve her şeyin yıkıcı bir hırs nedeniyle bozulduğu bu değişim hakkında bize anlayış sağlıyor.

 

Mükemmel bir ortamda mükemmel bir Tanrı tarafından yaratılmış olan mükemmel bir varlık gurur yüzünden kendi kendisini mahvedebiliyorsa, bu durum düşmüş varlıklar olan bizlere bu duygunun gerçekte ne kadar ölümcül olduğu hakkında ne söylüyor?

 

Pazar

 

28 Aralık

 

Bu Dünyanın Egemeni

 

Yuhanna 12:31, 14:30 ve 16:11 ayetlerini okuyun. İsa neden Şeytan’a bu dünyanın egemeni diyor?

 

Allah Adem ve Havva’yı Aden Bahçesi’ne yerleştirdiği zaman onlara Aden’in yönetimini emanet etti ve suda, gökte ve karada yaşayan tüm hayvanların sorumluluğunu verdi (Yaratılış 2:8, 15; 1:26, 28). Adem tüm hayvanlara isim verdiğinde, onlar üzerinde vekilharç (sorumlu) olduğunu göstermiş oldu. Genellikle bir şeye yalnızca o şey üzerinde yetkisi olan kişi isim verebilir; böylece Adem tüm yaratıkları isimlendirerek dünyanın egemeni olduğunu açıkça gösteriyordu.

 

Adem bu egemenlik alanını kaybettiğinde, Şeytan çok hızlı bir şekilde boşluğu doldurdu. İsa’nın Golgota’daki kurbanlığı sayesinde mümkün hale getirilen insan neslinin iyileştirilmesinin bir kısmı, kurtarılmış olanlara Adem ve Havva’nın başlangıçta sahip olduğu Allah’la birlikte sonsuzluk boyunca “krallar ve rahipler” olarak (Vahiy 1:6, 5:10) hüküm sürme ayrıcalığı verildiğinde tamamlanacak.

 

Eyüp kitapçığının ilk bölümleri bize Adem’in kaybının ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Burada evrenin taht odasına göz atma fırsatı bulduğumuzda, insan neslinin günaha düşüşten beri nasıl doğaya tabi hale geldiğini de görebiliriz.

 

Eyüp 1:6, 7 ve 2:1, 2 ayetlerini okuyun. Şeytan neden Tanrı oğullarının toplantısında kendisini dünyada gezip dolaşan biri olarak tanıtıyor?

 

“Gezip dolaşmak” veya “ileri geri yürümek” sadece turistlerin yaptığı bir eylem değildir. Kutsal Yazı’da bu bir sahiplik belirtisidir. Allah İbrahim’e ülkeyi verdiği zaman ona toprakları boydan boya dolaşmasını söyledi (Yaratılış 13:17), Musa ve Yeşu’ya da benzer bir vaatte bulundu (Yasanın Tekrarı 11:24, Yeşu 1:3). Bir anlamda, Şeytan “bu dünyanın ilahı” (2. Korintliler 4:4) olarak havasını atıyordu.

 

Şeytan’ın Eyüp kitapçığının ilk iki bölümünde kendini tanıtışı, Yaratılış üçüncü bölümde olanlar ile benzerlik gösteriyor. Şeytan cennette bir sorun başlatıyor ve bundan mağdur olan insanları acı çekmek üzere ardında bırakıyor.

 

Şeytan’ın bu dünyadaki faaliyetine ait ne gibi kanıt bulabiliriz? Tüm bu karışıklığın bir gün sona ereceği vaadinden nasıl umut çıkarabilirsiniz?

 

Pazartesi

 

29 Aralık

 

Gökte Savaş

 

Gökte savaşın ne anlama geldiğine dair hiçbir fikrimiz yok; yani Şeytan ve meleklerinin gökten atılmalarının dışında ne tür bir fiziksel savaş yapıldığını bilmiyoruz. Doğrusu, Kutsal Kitap bu göksel mücadelenin fiziksel sonucu hakkında bir şey söylemiyor. Bunun yerine, dünyamızdaki ruhsal sonuçları ile ilgileniyor.

 

Vahiy 12:7–16 ayetlerini okuyun. Göğü ve sonra da dünyayı etkileyen büyük mücadele hakkında bize ne söylüyor?

 

Yuhanna’nın “kardeşlerimizin suçlayıcısı” ile galip gelenler arasında süregelen savaş ile ilgili olarak olumlu konuştuğuna dikkat edin. Yuhanna bu savaşı kurtuluşla ve Allah’ın krallığının gelişiyle bağdaştırıyor (Vahiy 12:10, 11). Bölüm boyunca bu olumlu temanın altı çiziliyor ve bu tema büyük mücadelenin önemli bir yönüdür.

 

  1. bölümün tüm içeriğine dikkat etmemiz çok önemli. Burada üç büyük tehdit tanımlanıyor, fakat her birini olağanüstü bir kurtuluş izliyor. Heyecan verici bir görümde, Mesih ile Şeytan arasındaki mücadele, bütünüyle birbirine denk olmayan güçler arasında geçiyormuş gibi Yuhanna’ya gösterildi.

 

Mesela, büyük kırmızı ejderha (Şeytan, Vahiy 12:9) doğmak üzere olan bebeği (İsa) yemeye hazırlanıyor. Hangi bebek kurtulabilir bundan? Fakat O kurtuluyor ve Allah’ın tahtına götürülüyor.

 

Bundan sonra ejderha anneye (Allah’ın halkını simgeliyor; bkz. Vahiy 12:13) zulüm etmeye kalkışıyor. Daha yeni doğum yapmış bir anne ejderhaya karşı kendini ne kadar savunabilir? Ama o da mucizevî bir şekilde kurtuluyor (14. ayet).

 

Allah’ın seçilmişlerini yok etmek için üçüncü girişiminde, ejderha kadının ardından sel gibi su akıtıyor (15. ayet). Sele karşı bir kadın mı? Ancak tekrar, Allah duruma el koyuyor ve kadını kurtarıyor (16. ayet).

 

Şimdi ejderha dikkatini kadının soyundan geri kalanlara çeviriyor. Onlara karşı savaşıyor ve çok öfkeli. Tarih, Allah’ın halkının yıllar boyunca nasıl kovalandığını, baskı gördüğünü ve zulme maruz kaldığını açıkça gösteriyor. Çoğunlukla öykünün orada bitmediğini unutarak mücadelenin imkânsızlığını görüyoruz ve imanlıların nasıl hayatta kalacağını merak ediyoruz. Hikâye Vahiy 14. bölümde devam ediyor. Orada imanlıların Allah’ın tahtının önünde durduklarını görüyoruz, yani onlar da kurtarılmışlar.

 

Sizden daha büyük güçler tarafından ezilmiş hissettiğiniz zamanlarda, her şeyden büyük olan Rab’de cesaret bulmayı nasıl öğrenebilirsiniz?

 

Salı

 

30 Aralık

 

Şeytan Gökten Atıldı

 

Gördüğümüz gibi gökteki savaş gökle sınırlı kalmadı, dünyayı da etkiledi. Anlaşılan Şeytan (“kardeşlerimizin suçlayıcısı”, Vahiy 12:10) bir müddet hâlâ Allah’ın tahtının önüne gelebiliyordu ve Allah’ın halkını suçluyordu. Eyüp bu saygısızlığa maruz kalan Kutsal Kitap karakterlerinden birisiydi.

 

Luka 10:1–21 ayetlerini okuyun. Burada İsa’nın Şeytan hakkındaki sözlerinin anlamı neydi?

 

İsa yetmişleri göndermeden önce onlara yanlarına para veya yedek giyecek almamalarını (Luka 10:4) ve girdikleri evlerde ev sahipleri için Allah’tan bereket dilemelerini söyledi (5. ayet). Onları kurtlar arasındaki kuzular olduklarını söyleyerek uyardı (Luka 10:3); bu endişe, ejderhanın Allah’ın halkı ile savaşmaya teşebbüs ettiği Vahiy 12. bölümde de yansıtılmıştır.

 

Öğrenciler sevinç içinde döndüklerinde (Luka 10:17) cinlerin kendilerine boyun eğdiklerini bildirdiler, bu haber İsa’ya büyük mutluluk vermiş olmalı (Luka 10:21). İsa’nın Şeytan’ın gökten yıldırım gibi düştüğüne dair sözleri işte bu bağlamdadır. O öğrencilerini, sevinçlerinin şeytanî güçler üzerindeki başarılarına dayalı değil, isimlerinin gökte yazılı olmasına dayalı olması için uyarıyor (Luka 10:20). Bu hatırlatma insanın kurtuluşunu ait olduğu yere, Kurtarıcımız’ın ellerine kesin olarak teslim etmektedir. Düşmanı yenmiş olan biz değil, İsa’dır.

 

Fakat İsa’nın takipçilerine, İsa’nın kazanmış olduğu kurtuluşa tanıklık etme ayrıcalığı verilmiştir. Luka 10:17–20 ayetlerindeki bu olayda, İsa’nın bu büyük mücadelede Kendi halkına Şeytan üzerinde etkili olan gücü vermesiyle tanıklık işine bağlantı yapılıyor. Bu tanıklık işi Şeytan’ın bu dünyadaki insanlar üzerindeki gücünü sarsıyor ve insanlığa başlangıçtaki işleri olan Allah’ın krallığını genişletme işine geri dönme fırsatı sağlıyor.

 

Düşmanımızdan güçlü olabilmek ancak İsa’nın çarmıhtaki zaferi sayesinde mümkündür. Pavlus, İsa’nın “yönetimlerin ve hükümranlıkların elindeki silahları aldığını” 0ve onlara karşı zafer kazandığını belirtiyor (Koloseliler 2:15). Allah’ın halkı İsa’da galiptir. Şeytan’ın ölümü garantilenmiştir. Allah’ın halkına bir daha çamur atamasın diye, “Bu dünyanın egemeni dışarı atılacak” (Yuhanna 12:31). Savaşın Rabb’e ait olmasına kesinlikle sevinebiliriz!

 

“Adlarınızın gökte yazılmış olmasına sevinin.” Bu sözler üzerinde durun. Bize ne söylüyorlar ve böyle büyük bir sevincin sebebi nedir?

 

Çarşamba

 

31 Aralık

 

Devam Eden Savaş

 

Yeni öldürülmüş zehirli bir yılanı elinize alırsanız çekilme refleksiyle zehrini enjekte etmesine neden olabilir. Aynı şekilde Şeytan’ın ısırıkları da hâlâ ölümcüldür. Çarmıhta yenilmiş olabilir, fakat henüz tehlike geçmiş değil.

 

Yuhanna 16:33 ayetini okuyun. İsa öğrencilerini kötülüğe karşı devam eden mücadele ile ilgili nasıl uyardı?

 

İsa takipçilerinin hayatlarının kolay olmayacağını açık bir şekilde ortaya koydu, fakat O, zorluklar yerine onların Kendisinde sahip olabilecekleri zafere odaklandı. Bu güvence üzerinde derinlemesine düşünen Pavlus, Roma’daki imanlılara Allah’ın Şeytan’ı onların ayaklarının altında ezeceğini kesin bir dille bildirdi (Rom. 16:20). Yuhanna da son günlerdeki kiliseye aynı şeyi, Kuzu’nun kanı vasıtası ile zaferlerinin güvencede olduğunu söyledi (Vahiy 12:11).

 

İbraniler 12:1, 2 ayetlerini okuyun. “Tanıklar” kimdir ve bize nasıl cesaret veriyorlar? İbraniler 11. bölüme bakınız.

 

İbraniler 11. bölümde bazı ünlü iman kahramanlarının yaşamları özetleniyor. Habil mükemmel bir kurban sunar ve ölmüş olmasına rağmen hâlâ unutulmaz. Hanok sürekli Allah’a yaklaşır ve böylece Allah ile birlikte olmak üzere doğrudan göğe alınır. Nuh görülmeyen olaylara karşı insanları uyarır ve günah içinde boğulmuş bir dünyaya kurtuluşu sunar. İbrahim vaat edilen bir ülkeye gitmek için büyük bir medeniyeti terk eder. Sara çocuk doğuramayacak kadar yaşlı olmasına rağmen, vaat edilmiş bir oğul doğurur. Musa kralın sarayında yaşamak yerine kendi halkıyla birlikte sıkıntı çekmeyi seçer. Son olarak Rahav, Allah’ın büyüklüğüne tanıklık eder (Yeşu 2:9–11). Bu kişiler İbraniler 12:1 ayetinde bahsi geçen büyük tanıklar bulutunu meydana getirenler arasındadır. Onlar bir oyunu seyreden izleyiciler gibi pasif tanıklar değillerdir, aksine, Allah’ın sadık olduğuna ve karşılaştıkları her türlü zorlukta onları güçlendirdiğine dair aktif olarak bizlere tanıklık ederler. Bizler bu büyük savaşta yalnız değiliz.

 

İbraniler 11. bölümde adı geçenlere bir bakın. Onlar kimdiler ve nasıldılar? Onların kusursuz ve hatasız değil, aksine hepimiz gibi korkuları, tutkuları ve zayıflıkları olan insanlar oldukları gerçeğinden ne gibi teşvik alabilirsiniz?

 

Perşembe

 

1 Ocak

 

EK ÇALIŞMA: Günah Lusifer’in içinde neden peydahlandı, bilmiyoruz. Ellen G. White bize “Lusifer yavaş yavaş kendini yükseltme arzusuna kapılmaya başladı” diyor—Atalar ve Peygamberler, s.35. Bunun mükemmel bir varlık içinde meydana gelmiş olması, Allah’ın yönetiminin bir parçası olan özgür irade ve özgür seçim gerçeğini güçlü bir şekilde ortaya çıkarıyor. Allah tüm zeki varlıkları iyi olarak yarattı; iyi bir ahlâki doğaya sahip ahlâklı varlıklardı. İçlerinde kötülüğe karşı hiçbir eğilim yoktu. Öyleyse, günah Lusifer’in içinde nasıl peydahlandı? Cevap şudur: bunun bir cevabı yoktur. Günah için bir mazeret yoktur. Günah için bir mazeret bulunabilseydi, eninde sonunda bunun için Allah sorumlu tutulabilirdi. İnsanlar olarak bizler sebep/sonuç ilişkisine alışkınız. Fakat günahın bir sebebi yoktur; kısacası, günah için bir gerekçe yoktur. Günah mantıksız ve anlamsızdır. Lusifer, özellikle Tanrı’nın ayrıcalıklı bir varlığı olduğundan, davranışlarını aklayamaz. Lusifer bir şekilde özgür iradeyi suistimal ederek kendisini kirletti ve “ışık taşıyıcı” varlıktan “düşman” anlamına gelen Şeytan’a dönüştü. Anlamadığımız birçok şey olmasına rağmen, kutsal bir hediye olan özgür irade ve özgür seçim ile ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini bilecek kadar bir şeyler anlamalıyız.

 

TARTIŞMA SORULARI:

 

Şeytanın Allah’a karşı isyanında kıskançlık büyük bir rol oynadı. Sizin kendi tecrübelerinizde, kıskançlık ne gibi hasarlara yol açtı? Bu çok yaygın duyguya karşı savaşmayı nasıl öğrenebiliriz?

 

Harika bir hediye olan özgür irade ve özgür seçim üzerinde daha fazla düşünün. Bu hediyeleri her gün nasıl kullanıyoruz? Bu hediyeyi yanlış kullanmanın bazı korkunç sonuçlarına bakın. Bu hediyeyi doğru kullanmayı nasıl öğrenebiliriz?

 

Özgür irade ve özgür seçim bağlamı içinde yasanın rolü hakkında düşünün. Yalnızca Allah’ın bir yasasının olması bile, özgür irade gerçeğine bir tanıklık olmalıdır. Eğer yasayı yerine getirmeyi seçebilecek ahlâklı varlıklar olmasaydı, o halde Allah’ın ahlâki yasasının amacı ne olurdu ki? Yasanın sonuçları üzerinde ve insanın özgürlüğü hakkında söyledikleri üzerinde daha fazla düşünün.

 

Özellikle dünyanın belli bölgelerinde Şeytan’ın gerçek olduğu fikrini güçlü bir şekilde reddetme eğilimi var. Böyle bir görüş Kutsal Kitap’tan çıkarılabilecek en temel anlayışa bile neden çok aykırıdır?

 

Cuma

 

*2–8 Ocak

 

Aden Bahçesi’nde Kriz

 

Sebt Günü

 

KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Yar. 1:28, Rom. 8:17, Mat. 6:26, Yar. 2:15–17, 3:1–7, 10–19.

 

HATIRLAMA METNİ: “Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.” (Yaratılış 3:15).

 

Dünyanın yaratılışından sonra Allah her şeyin “çok iyi” olduğunu ilân etti (Yaratılış 1:31). Fakat şu anda gayet açık ki, dünyadaki her şey “çok iyi” değil. Yüzyıllar boyunca çeşitli –izm’lerin ve ideolojilerin bir şeyleri düzeltmeye çabalarına rağmen, dünyamız kaosa, güvenlik problemine, şiddete, savaşa, çevre kirliliğine, zulme ve sömürüye doğru gitmeye devam ediyor. 20. yüzyıl gelecek hakkında ve insanların geleceği iyileştirmek için neler yapabileceği hakkındaki her türlü iyimserlikle başladı ise de, 21.yüzyıl bu iyimserliği kesinlikle kaybetti; üstelik bunun çok iyi nedenleri de var.

 

Bu duruma nasıl düştük? Cevap, gökte başlayan ve maalesef dünya tarihinin başlarından itibaren dünyaya da sirayet eden büyük mücadelede gizlidir.

 

Bu hafta Şeytan’ın insanın özgür iradesini nasıl suistimal edebildiğine ve böylece bugün dahi tecrübe ettiğimiz tahribatın nasıl başladığına göz atacağız. Düşüş öyküsü, insanlar olarak tek emniyetimizin sadece Allah’ın bize söylediklerine inanmakta değil, daha da önemlisi, bize söylediklerine itaat etmekte de olduğunu bizlere güçlü bir şekilde hatırlatmaya devam eder.

 

* 9 Ocak Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

 

3 Ocak

 

Üç Bereketleme

 

Yaratılış bağlamında, “Tanrı bunun iyi olduğunu gördü” ifadesi Yaratılış 1. bölümde yedi kez geçer: ışık (1:4); kuru toprak ve deniz (10. ayet); tohum veren bitkiler ve tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları (12. ayet); Güneş, Ay ve yıldızlar (16. ayet); denizleri dolduran balıklar ile gökyüzünde uçan kuşlar (21. ayet); ve yaban hayvanları, evcil hayvanlar ve sürüngenler (25. ayet). Nihayet Allah’ın işi bittiğinde şu cümleye ulaşıyoruz: “Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü” (Yar. 1:31).

 

Allah yarattığı her şeyin “çok iyi” olduğunu ilân etmesinin yanı sıra, bir adım daha ileri giderek yarattıklarını üç özel alanda “bereketledi”.

 

İlk olarak deniz canlılarını ve kuşları bereketledi. Onları “verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın” diyerek teşvik etti (1:22). İkinci olarak, Adem ve Havva yaratıldıkları zaman Allah onları da benzer bir teşvikle bereketledi: “Verimli olun, çoğalın; yeryüzünü doldurun” (1:28).

 

Yaratılış 1:22, 28 ayetlerini okuyun. İki bereketleme de aynı şekilde başlıyor, ancak Adem ve Havva için fazladan eklenen nedir?

 

İnsanlar, balıklar ve kuşlar ile birlikte ilahî teşviki paylaşıyorlar; verimli olmak ve çoğalmak. Fakat fark, Adem ve Havva’ya dünya ve tüm canlılar üzerinde sorumluluk verildiği zaman ortaya çıkıyor. Burada Allah’ın suretinde yaratılmış olmanın önemine dair bir belirti görüyoruz. Yaratıcı ilk atalarımızı yaratılmış olan âlemi Kendisiyle birlikte yönetmeye ve gözetmeye davet etti (Rom. 8:17; İbr. 1:2, 3).

 

Yaratılış öyküsündeki üçüncü bereketleme yedinci gün Sebti’dir (Yar. 2:3). İnsanların hayvanlardan çok daha ileri olduğu burada bir kez daha onaylanıyor; onlar diğer canlıların hiç birinin yapamayacağı bir şekilde, Allah’la birlikteliğin tadını çıkarmak için yaratılmışlardı. Burada Yaratılışta insanlara özel bir yer verildiğinin kesin bir kanıtını görüyoruz. İsa bu noktanın altını çizdi: “Gökte uçan kuşlara bakın! Ne eker, ne biçer, ne de ambarlarda yiyecek biriktirirler. Göksel babanız yine de onları doyurur. Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz?” (Matta 6:26). Diğer canlıları aşağılamadan, insanların yeryüzünde eşsiz ve özel olduklarını açıkça belirtti.

 

Evrim teorisi gibi başlangıçla ilgili alternatif görüşlerin insanlığa (dolayısıyla her bir bireye) veremeyeceği itibarı, Kutsal Kitap’ın Yaratılış öyküsü ne şekilde veriyor? İnsanın kökenine ilişkin Kutsal Kitap öyküsünün ışığında kendinize sorun: Herkese lâyık oldukları şekilde davranıyor musunuz?

 

Pazar

 

4 Ocak

 

Ağaçtaki Denenme

 

Allah her şeyi sınırları açıkça tanımlanmış bir ayrımlar dizisi ile yarattı: ışık ile karanlık, yukarıdaki sular ile aşağıdaki sular, kara ile deniz, gece ile gündüz, türlerine göre canlılar, diğerlerinden ayrılmış bir gün, bir adamdan ayrılmış bir kadın ve diğerlerinden ayrılmış bir ağaç.

 

Yaratılış 1:4, 6, 7, 14, 18, 21, 24, 25 ayetlerini okuyun. Açıkça belirlenmiş sınırların insanlığın yaratılışından bile önce çizilmiş olması neden önemli?

 

Allah insanı, yerdeki hayvanları ve kuşları topraktan yaratmasının yanı sıra (Yar. 2:7,19), lezzetli meyveleri olan güzel ağaçları da “yerden bitirdi” (8. ve 9. ayetler, Kitabı Mukaddes). Allah ayrıca, içinde bir bahçe diktiği özel bir kara parçası da seçti. Bizler onun güzelliğini ancak hayal etmeye çalışabiliriz; bugün gördüğümüz harika bahçeler muhakkak ki Aden bahçesinin yalnızca bir yansımasıdır. Özellikle dikilmiş bu Aden bahçesinin ortasında (dünyanın geri kalanından ayrılmış) iki eşsiz ağaç bulunuyordu: yaşam ağacı ile iyiliği ve kötülüğü bilme ağacı. İkinci ağacın meyvesi yenilmemeliydi, aksi halde ciddi sonuçlar doğurabilirdi (Yaratılış 2:17).

 

Yaratılış 2:15–17 ayetlerini okuyun. Burada ayırma fikri onların Allah’a itaatlerinin denenmesinde nasıl gösterilmiş?

 

Ayrım açık ve somut: diğer tüm ağaçların meyvesinden ye, fakat bu diğerlerinden ayrılmış, farklı olan ağaçtan yeme. Allah’ın sözlerinde herhangi bir belirsizlik yoktu. Adem ve Havva ahlâklı varlıklar olarak yaratılmışlardı, ahlâk ise özgür irade olmadan var olamaz. Burada bu özgürlüğü nasıl kullanacaklarını görmek için bir sınav yapılıyordu. “Bilgi ağacı itaatlerine ve Allah’a sevgilerine yönelik bir deneme haline getirilmişti. Rab bahçedeki her şeyin kullanımına ilişkin olarak üzerlerine yalnızca bir yasak yüklemeyi uygun görmüştü; fakat O’nun iradesini hiçe sayacak olurlarsa günahın suç yükünü üstleneceklerdi.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 53.

 

Hayatınızda kesinlikle kendinizden ayırmanız gereken ne gibi şeyler var?

 

Pazartesi

 

5 Ocak

 

Düşüş: Birinci Bölüm

 

Diğer tüm hayvanlardan daha “kurnaz” olarak tanımlanan yılan (Yar. 3:1) Kutsal Kitap tarihi boyunca güçlü bir sembol haline gelmiştir. Musa insanların ölümcül yılanların sokmalarıyla ölmelerini durdurmak için direk üzerinde bir tunç yılan kaldırdı (Say. 21:5–9). Aynı tunç yılan yaklaşık yedi yüzyıl sonra putperestlik ve büyücülük için kullanılan bir nesneye dönüştü ve kral Hizkiya tarafından yok edildi (2Kr. 18:4). Vahiy kitabında “eski yılan” açıkça “İblis veya Şeytan” olarak tanımlanıyor (Va. 12:9).

 

Yaratılış 3:1–5 ayetlerini okuyun. Şeytan Havva’yı kandırmak için hangi taktiği kullandı?

 

Yılan tarafından dile getirilen ilk sözler kötümser ve şüpheci sözlerdi: “Tanrı gerçekten ... dedi mi?” (Yar. 3:1). Havva bir yılanın kendisi ile neden konuştuğunu sorgulayacağına, hemen imanı yok edici alaylı lafların içine çekildi. Şeytan “Tanrı gerçekten ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” (Yar. 3:1) diye sorduğu zaman, (orijinal metnin diline göre) Allah’ın onlara tüm ağaçların meyvelerinden yemeyi yasakladığını ima ediyordu. İşin gerçeği, Allah’ın onlara yasakladığı şey bu değildi.

 

Burada Allah’ın karakteri sorgulanıyor. Bu O’na doğrudan bir saldırıdır. Yılan Havva’nın kafasını karıştırmış olmalı, zira cevabı Kutsal Kitap kayıtlarına göre Allah’ın bildirmediği bir detay içeriyor: “Kadın, ‘Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz’ diye yanıtladı, ‘ama Tanrı, `Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz` dedi’” (Yar. 3:2, 3; Yar. 2:17 ile karşılaştırın). ‘Ona dokunmayın’ bölümünü herhalde kafasının karışmış olmasından ötürü eklemişti.

 

Şeytan’ın bu noktaya kadarki başarısı onu cesaretlendirdi; böylece Allah’ın otoritesini açıktan sorguladı: “Kesinlikle ölmezsiniz” (Yar. 3:4). Şeytan’ın o anda ağaçta bulunarak meyveye dokunuyor ve hayatta kalıyor olması, söylediklerini inandırıcı hale getirdi. Hemen ardından nihaî düşünceyi ağzından çıkarttı: “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız” (5. ayet). Ayartıcı Allah’ı hilekâr olmakla kalmayıp üstüne onlardan bazı iyi şeyleri de saklıyormuş gibi gösterdi.

 

Şeytan gerçeği yalan ile karıştırdı. İnsanların inandığı doğru ve yalan karışımı bazı şeyler nelerdir? Özellikle ilâhiyat açısından bu neden her zaman ölümcül bir karışımdır?

 

Salı

 

6 Ocak

 

Düşüş: İkinci Bölüm

 

Allah Adem ile Havva’yı yaratmaya karar verdiği zaman, onların Kendi suretinde ve Kendi benzerliğinde yaratılacaklarını söyledi (Yar. 1:26). Ayartıcının “oltasındaki” yem, yasaklı meyveyi yerlerse “Tanrı gibi” olabilecekleriydi. Gerçekte ise onlar zaten Tanrı’nın benzerliğindeydiler. O’nun suretinde yaratılmışlardı, ama üzücü gerçek şu ki ayartının heyecanıyla bu kutsal gerçeği gözden kaybetmişlerdi.

 

Ayrıca, onların asıl yiyecek sağlayıcıları Allah’tı, fakat Adem ile Havva’nın isyanının bir parçası da Allah tarafından belirlenen sınırların dışında bir şeyi yemeyi seçmeleriydi. Bu, birisinin evine yemeğe davet edilip, onların sofrasında yemek yerine dolaplarını ya da buzdolaplarını karıştırıp beğendiğiniz şeyleri yemeye benziyor. Bu ev sahiplerinize hakaret olmakla kalmaz, aynı zamanda onlarla olan ilişkinize değer vermediğinizi de gösterir.

 

Yaratılış 3:4–7 ayetlerini okuyun. Ayartıcı Havva’ya meyveden yediğinde gözlerinin açılacağına dair güvence vermişti. Gözleri açıldığında ne gördüler ve bu yeni görme yetisi neyi temsil ediyor?

 

Havva’nın hissettikleriyle aklı başından gitti (Yar. 3:6). Ağaç güzeldi ve Havva dişlerini meyveye geçirdiğinde daha yüksek bir varoluş düzeyine geçtiğini hayal etti. Yaşadığı tecrübeyi Adem’le paylaştığı zaman, evet, gözleri açıldı, (7. ayet) fakat gördüklerinden dolayı utandılar.

 

Buradaki önemli bir mesele, Allah’ın tüm iyi şeylerin Sağlayıcısı olduğunu reddetmek ve bunun yerine insanî ihtiyaçlar için insan yapımı çözümler üretmektir (bu durumda, yeme arzusu). Allah daha önce Adem ile Havva’ya yiyecekleri konusunda güvence vermiş ve onlara yemek seçeneklerini sunmuştu. Onların yasak ağaçtan yemeleri bu sağlayışın dışına çıkmak demekti ve özellikle kendilerine özgü şartlar (özgür irade) göz önüne alındığında mazur görülemez bir güven eksikliğinin göstergesiydi.

 

Bugün bizler için ne tür (sıklıkla çok çekici, hoşnut edici ve vaatlerle dolu gözüken) bir “yasak meyve” mevcut? Güçlü bir aldatmaca ile birlikte sunulduğu zaman aynı hataları yapmamayı nasıl öğrenebiliriz?

 

Çarşamba

 

7 Ocak

 

Sonuçlar

 

Sonsuz hayata başladığımızda ve epey vakit geçirdikten sonra dahi, ağaçtaki tek bir olayın ne kadar büyük bir hasara yol açtığını tam olarak anlamayabiliriz. Allah’ın yaratılış haftası boyunca yaptıkları çözülmeye başladı. Allah’ın kurduğu ilişkiler çatlamıştı: insan ile Allah arasında (O’ndan saklandılar), birbirleri arasında (Adem yaşadığı sıkıntı yüzünde Havva’yı suçladı), insanlar ve çevre arasında (yılan düşman haline geldi, toprak artık diken verecekti ve insan çok ter dökmeden toprak yiyecek vermeyecekti).

 

Yaratılış 3:10–19 ayetlerini okuyun. Adem ile Havva’nın bahaneleri, halihazırda ne kadar zarar gördükleri ve ne hale geldikleri hakkında bize ne gösteriyor?

 

Allah’ın bu bahanelere nasıl karşılık verdiğine dikkat edin. Adem ile Havva, Allah’ın kendilerini kurtarabilmesi için, önce yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmeliydiler; bu nedenle Allah onlara kendi şahsi davranışlarının sonuçlarını ayrıntılı olarak açıkladı. İlk olarak yılan lanetlenmişti. Toprak yemeliydi, kadın ondan nefret edecekti ve onun başını ezecekti (Yar. 3:14, 15).

 

Bundan sonra Rab Havva’ya çocuk doğururken çok acı çekeceğini söyledi (Yar. 3:16). Bu arada Adem ise kral gibi yaşayacağı yerde yiyecek temin etmek için zahmet çekecek ve ter dökecekti (Yar. 3:17–19).

 

Adem ile Havva şimdi ya isyana devam etme, ya da Allah’a dönme seçenekleri ile karşı karşıyaydı. Hatalarının sorumluluğunu kabul etmeleri Allah’a dönüş için ilk adımdı. Fakat bu kabulleniş dahi günah yüzünden insanlığın karşı karşıya kaldığı sorunu çözmeye yeterli değildi.

 

İnsan neslinin geleceğini güvence altına almak için başka bir yol olmalıydı. Böylece Allah bir Kurtarıcı’ya işaret eden hayvan kurbanını sundu (Yar. 3:21). Onlara günahı, kaybı ve bozulan ilişkileri getiren bir canlıydı, yılandı; onarmayı, uzlaşmayı ve geleceği güvence altına alacak olan Kurtarıcı’ya işaret eden de bir canlı, bir kuzu olacaktı (Yar. 3:15). Yine de, Kral’ın vekilleri olarak dünya üzerinde hüküm sürmek yerine, Adem ile Havva şimdi yeryüzüne ve birbirlerine eskisinden daha fazla bağımlıydılar. “Daha düşük seviyedeki canlılar arasında Adem kral niteliğindeydi ve Allah’a sadık kaldığı sürece tüm dünya onun hâkimiyetini kabul etti; ancak günah işlediğinde bu hâkimiyet hakkı kaybedildi.”—Ellen G. White, Education [Eğitim], s. 26.

 

Düşüşün hemen ardından bizlere kurtuluş umudu verilmişti. Yaratılış 3:15 ayetine bakın. Bu umudu nasıl sahiplenebilirsiniz? Geçmişteki seçimleriniz ne olursa olsun, sizin için de geçerli olduğunu bilerek, bu umutla mutlu olmayı nasıl öğrenebilirsiniz?

 

Perşembe

 

8 Ocak

 

EK ÇALIŞMA: Aden bahçesinden ve orijinal Yaratılış’tan çok uzakta olmamıza rağmen, yaratılışta Allah’ın iyiliğini bizlere anlatan daha pek çok şey var. Etrafınıza bakın: sadece inanılmaz güzelliği değil, aynı zamanda inanılmaz tasarımı da görebiliriz, bunların tümü de Yaratıcımız’ın sevgisine tanıklık eder. Örneğin elmalar, portakallar, mandalinalar, çilekler, böğürtlenler, avokadolar, domatesler, limonlar, ıhlamurlar, karpuzlar, bademler, cevizler, armutlar, erikler, havuçlar, bezelyeler, muzlar, ananaslar, narlar, brokoliler, kıvırcıklar, Brüksel lahanaları, soğanlar, ahududular, kirazlar, kerevizler, papayalar, ıspanaklar, kavunlar ve dahası hakkında düşünün. Tüm bunların bu kadar lezzetli olması (gerçi bazı insanlar Brüksel lahanasını sevmiyor!), bizim için çok faydalı olmaları, kendi tohumlarını taşıyarak topraktan çıkıp büyümeleri sadece şans eseri mi? Tabi ki hayır. Ne var ki, herkes bu nimetlere ulaşma şansına sahip değil, seller, kıtlıklar ve salgın hastalıklar var ve insanlar aç kalabiliyor. Bu tabii ki günah yüzünden dünyamızda meydana gelen hasarın kadar büyük olduğuna tanıklıktır. Fakat sadece bir an için yaratılışın maruz kaldığı hasarın “ötesine” geçebilsek ve yaratılışın kendisini bir görebilsek – vaaay! Allah’ın sevgisine ne güçlü bir tanıklık. Sadece unutmamamız gerekir: umut yaratılışın kendisinde değil, yalnızca Yaratıcı’nın Kendisi’ndedir.

 

TARTIŞMA SORULARI:

 

İnsanlar olarak, ölmemiz hiçbir zaman tasarlanmamıştı. Bir sapma olan ölüm, insanların hiç bilmemesi ve tatmaması gereken bir şeydi. Bu yüzden, hepimizin ölüm için hissettiği evrensel nefret, kuşkusuz ki Aden Bahçesi’nden yanımızda getirdiğimiz şeylerden kalan bir izdir. Kutsal Kitap’ın bize vermiş olduğu tüm sonsuz yaşam vaatleri üzerinde düşünün. Bunlar bize ölümün korkunç travması ile şimdi baş etmemizde nasıl yardımcı olabilirler?

 

Yaratılmış dünyanın hangi bölümleri size Allah hakikatini ve Allah’ın bize olan sevgisini güçlü bir şekilde anlatıyor?

 

Yaratılış 3. bölümde Adem ile Havva’nın günahlarını haklı çıkarmaya nasıl çalıştıklarını tekrar okuyun. Bunu yapmak neden çok kolay? Biz hangi yollarla aynı şeyi yapmaya çalışıyoruz? Yani, soyumuzu, çevreyi veya diğer insanları ne sıklıkla hatalarımızın sebepleri olarak suçluyoruz? Bu tehlikeli zihniyetten nasıl kurtulabilir ve yaptıklarımızın sorumluluğunu üstlenebiliriz?

 

Cuma

 

*3–15 Ocak

 

Küresel İsyan ve Atalar

 

Sebt Günü

 

KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Yar. 4:1–15; 3:9, 10; 4:9; 6:1–13; Mez. 51:1; Yar. 22:1–19; 28:12–15.

 

HATIRLAMA METNİ: “Seninle birlikteyim. Gideceğin her yerde seni koruyacak ve bu topraklara geri getireceğim. Verdiğim sözü yerine getirinceye kadar senden ayrılmayacağım” (Yaratılış 28:15).

 

Düşüşü takip eden hikâyeler aldatma ve bozulmuş ilişkiler temalarını ilk görüldüğü Aden bahçesinden alarak daha derin seviyelere taşır. Bu dönem boyunca mücadele tüm yerküreye yayılır ve çeşitlenir.

 

Kayin ve Habil öyküsünün içinde ibadet, tarih boyunca tekerrür eden, uyumsuzluk ve ölüm için bir hızlandırıcıya dönüşür.

 

Tufan öyküsü isyan ve günahın Allah’ın yarattığı her şeyin nasıl çökmesine sebep olduğunu gösterir. Günah yaratılışı bozmakla kalmaz, onu yok eder.

 

Mücadelenin içinde İbrahim’in tecrübesi önemli bir teşviktir, burada Allah isyanın sonuçlarını Kendi üzerine alma isteğini gösterir. O bizim yerimize geçecekti.

 

Daha sonra, Yakup ile Esav’ın ve Yusuf ile kardeşlerinin hikâyelerinde, Şeytan’ın aileleri ve insan gruplarını yok etmek için bozulmuş ilişkilerin aralıksız etkileşimini araç olarak kullandığını görüyoruz.

 

Oysa tüm bunlar olurken, Allah’ın sadakati yılmış çocuklarını besleyerek ve destekleyerek devam ediyor.

 

*16 Ocak Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

 

10 Ocak

 

Kayin ve Habil

 

Yaratılış 4:1–15 ayetlerini okuyun. Bu bizlere günahın ne kadar derin kökleştiği hakkında ne anlatıyor?

 

Kayin’in doğumunda Havva çok mutluydu. Henüz doğurduğu çocuğun Yaratılış 3:15 ayetinde sözü verilen Kurtarıcı olduğuna tüm kalbiyle inanmıştı. “‘RAB’bin yardımıyla bir oğul dünyaya getirdim’ dedi” (Yar. 4:1). Metinin kelimesi kelimesine tercümesi şöyle anlaşılabilir, “Bir adam doğurdum: Rab.” En temel anlamıyla, bu açıkça Havva’nın Rabb’in vaat ettiği Kişi’yi doğurduğunu düşündüğünü gösterir (Yar. 3:15).

 

Kayin’in çocukluk yıllarındaki neşe ve yeni ebeveynlerin ilk bebeklerinin gelişimini gururla izlemeleri hakkında hiç bir şey söylenmiyor. Hikâye hızlıca ikinci doğuma atlıyor ve sonra iki genç adamın ibadet ettiğini görüyoruz. Fakat çoğu zaman gördüğümüz gibi, ibadet konusundaki farklar trajediye yol açıyor.

 

Yaratılış 3:9, 10 ve 4:9 ayetlerini okuyun. Her biri günah işledikten sonra Allah onları sorgularken, Adem’in tepkisi ile Kayin’in tepkisini karşılaştırın. Benzer olan nedir? Farklı olan nedir?

 

Kayin’e kıyasla Adem’in duygularındaki farklara dikkat edin. Adem kafası karışmış, korkmuş, ve utanmış gözüküyor (Yar. 3:10), Kayin ise kızgın (Yar.4:5), alaycı ve isyankâr (Yar.4:9). Kayin, Adem’in yaptığı gibi zayıf bir bahane sunmak yerine, bariz bir yalan söylüyor.

 

Fakat umutsuzluktan bir miktar umut ve iyimserlik ortaya çıktı. Şit’in doğumu ile birlikte Havva tekrar Vaat Edilen Kişi’yi doğurduğunu düşünür (Yar. 4:25). “Şit” ismi “yerleştirmek, koymak” anlamındaki kelimeden gelir. Aynı kelime Yaratılış 3:15 ayetinde yılanla mücadele edip başını ezmesi için devreye sokulacak Kurtarıcı için de kullanılmıştır. Yaratılış 3:15 ayetine bir kez daha paralel olarak, Havva yeni oğlunu Habil’in yerini alacak “tohum (soy)” olarak tanımladı. Böylece, onca umutsuzluk ve felâket ortasında bile, iyi ve kötü arasındaki büyük mücadele yayılmaya devam ederken, insanlar hâlâ kurtuluş umuduna tutunuyor. O olmadan neyimiz var ki?

 

Adem ve Havva’nın oğullarının ölümü üzerine yaşadıkları kederi düşünün. Diğer oğulları tarafından öldürülmesi de üzerine tuz–biber ekmişti. Bu şekilde iki oğullarını da kaybettiler. Taze günahın kendisinin çok daha ötesinde, günahın sonuçları da olduğundan nasıl sert bir ders çıkarabiliriz?

 

Pazar

 

11 Ocak

 

Tufan

 

Yaratılış 6:1–13 ayetlerini okuyun. Burada iyi ve kötü arasındaki büyük mücadelenin, hatta bu kez öncekilerden daha yoğun bir şekilde, nasıl ifade edildiğini görüyoruz?

 

Tufanda Yaratılış’taki özel işlerin kısmi olarak tersine çevrildiğini görüyoruz; Allah’ın ayırmış olduğu şeylerin birçoğu yeniden bir araya getiriliyor. Yukarıdaki sular ile aşağıdaki sular, kara ile deniz, denizdeki balıklar, havadaki kuşlar ve yeryüzüne dağılan tüm canlılar, hepsi bir araya getiriliyor. Öyle görünüyor ki, dünya geriye “şekilsiz ve boş” olmaya doğru gidiyor (Yar. 1:2).

 

Kötülüğün güçleri kazanıyor gibi görünmesine rağmen, Allah’ın üstün yaratıcı zekâsı hâlâ çalışıyor. O değişik unsurları tekrardan ayırarak yeni bir yaratılış başlatıyor. İlk olarak Nuh’u (doğru ve kusursuz bir adam) yozlaşmış, şiddetçi, her düşüncesi kötülük olan ve büyük kötülükler yapan zamanın insanlarından ayırıyor (Yar. 6:8, 9 ayetlerini 5, 11–13 ayetleri ile karşılaştır). Sonra Allah Nuh’a dev bir gemi inşa etme işini veriyor. Daha sonra küçük bir insan grubunu, kuşları ve hayvanları ayırıyor ve onları gelmekte olan felâketten canlı olarak kurtulabilmeleri için gemide güvene alıyor. Allah’ın lütfu ile yaşam devam edecek ve eskisinin kalıntıları üzerinde yeni bir dünya yükselecek. Yeni bir yaratılış söz konusu.

 

Fakat mükemmel olmaktan çok uzak. Tufandan bir süre sonra Nuh ve ailesi tekrardan yerleşirlerken, bize insan iyiliğinin zayıflığı hatırlatılıyor. Nuh sarhoş oluyor ve utanç verici şeyler meydana geliyor (Yar. 9:20–27). Böylece, iman kahramanlarından biri bile (İbr. 11:7) kötü zamanlar yaşamış oluyor. Büyük mücadele, sadece büyük ölçekte değil, aynı zamanda her bir bireyin kalbinde de devam ediyor.

 

Kutsal Kitap Tufanı tüm hayatın silinmesi olarak tanımlıyor (Yar. 7:4). Kutsal Kitap’ta başka yerlerde benzer bir ifade de, Kurtarıcı’nın günahları affetmekteki eylemlerini tanımlamak için kullanılıyor (Yşa. 25:8, 43:25, Mez. 51:1). Ya hayatlarımız siliniyor, ya da günahlarımız. Bu açık gerçek, konuların gerçekte ne kadar siyah ve beyaz olduklarını nasıl gösteriyor?

 

Pazartesi

 

12 Ocak

 

İbrahim

 

İbrahim (ilk ismi Avram) Allah’a sadakati ile tanınsa da, aslında onun hayat tecrübeleri daha çok Allah’ın ona karşı sadakatini göstermektedir.

 

Allah İbrahim’e iki kez oğul sahibi olacağı güvencesini verdi. Bunu ona ilk kez İbrahim yaklaşık 75 yaşındayken (Yar.12:2, 4), yaklaşık on yıl kadar sonra da (Yar. 13:16) bir kez daha söyledi.

 

Nihayetinde, hatta İbrahim’in onca tökezlemelerinden sonra, vaat edilen çocuk –antlaşmanın oğlu– doğdu ve Allah’ın sadakati zaman zaman tereddüde düşen hizmetçisine gösterilmiş oldu (bkz. Yar. 17:19, 21; Yar:21: 3–5).

 

Yaratılış 22:1–19 ayetlerini okuyun. Tüm büyük mücadele göz önüne alındığında burada nasıl bir umut ortaya konuyor?

 

“Allah İbrahim’e oğlunu kurban etmesini emrederek onun imanını denerken, aynı zamanda müjde gerçeğini onun aklına işlemek için de bunu yapıyordu. İnsanların kurtuluşu için ebedî ve ezelî Allah’ın gerçekleştirdiği kurbanın büyüklüğü hakkında kendi tecrübelerinden bir şeyler anlasın diye, korkunç sınavın karanlık günleri boyunca çektiği ıstıraba izin verilmişti. Oğlunu kurban olarak sunmasının dışında hiç bir deneme İbrahim’in ruhunda böyle bir acıya sebep olamazdı. Allah, Kendi Oğlu’nu ıstırap ve utanç dolu bir ölüme teslim etti. Allah’ın Oğlu’nun alçalmasına ve ruhunun acılarına tanıklık eden meleklerin, İshak’ın durumunda olduğu gibi araya girmelerine izin verilmemişti. ‘Yeter’ diye bağıracak bir ses yoktu. Yücelik Kralı, düşkün insan neslini kurtarmak için Kendi canını verdi. Allah’ın sonsuz merhametine ve sevgisine daha ne kadar güçlü bir kanıt verilebilir? ‘Öz Oğlu’nu bile esirgemeyip O’nu hepimiz için ölüme teslim eden Tanrı, O’nunla birlikte bize her şeyi bağışlamayacak mı?’ (Romalılar 8:32).

 

İbrahim’den istenen fedakârlık yalnızca kendi iyiliği için değildi, sadece gelecek nesillerin yararına da değildi; fakat aynı zamanda gökteki ve diğer dünyalardaki günahsız zeki varlıkların eğitilmeleri içindi de. Mesih ile Şeytan arasındaki mücadele sahası, kurtuluş planının yürürlüğe konulduğu saha, evrenin ders kitabıdır. İbrahim Allah’ın vaatlerine inançsızlık gösterdiği için, Şeytan onu meleklerin önünde ve Allah’ın huzurunda antlaşmanın şartlarına uymamakla suçlamış ve bereketlerine lâyık olmadığını ileri sürmüştü. Allah tüm göğün huzurunda Kendi kulunun sadakatini kanıtlamayı, kusursuz itaatten daha azının kabul edilmeyeceğini göstermeyi ve gözlerinin önünde kurtuluş planını bütünüyle açmayı arzuluyordu.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 154, 155.

 

Salı

 

13 Ocak

 

Yakup ve Esav

 

Allah’ın amaçları ile bireyin isyanı arasındaki mücadele, Yakup ile Esav’ın öyküsünde daha da gelişiyor. Eski zamanlarda ilk doğan oğulun babasının ölümünden önce ondan bereketleme (ilk oğulluk hakkı) alması gelenekti. Bu ailenin mal varlığının büyük bir kısmını da içeriyordu; böylece en büyük oğul ailenin refahından sorumlu oluyordu.

 

Esav aldatılarak bu büyük şereften mahrum kaldıktan sonra Yakup’tan nefret etti ve babaları öldükten sonra onu öldürmeyi planladı (Yar. 27:41). Rebeka, bir kaç gün sonra işlerin yoluna gireceğini düşünerek, güvende kalması için Yakup’u uzaklara gönderdi (Yar. 27:43, 44). Bu bir kaç gün yirmi yıla dönüştü ve Rebeka Yakup’u bir daha görmedi.

 

Yaratılış 28:12–15 ayetlerini okuyun. Yakup’un düşünde nasıl büyük bir umut vardı?

 

Allah İbrahim’e verdiği vaatleri tekrarlayarak, Yakup’a planların işlediği güvencesini veriyordu. Yakup’un hareketleri Allah’ın planını görmezden geliyor gibi gösterse de, Allah hâlâ onun yanındaydı. Ne var ki, Yakup 20 yıl boyunca önce evliliğinde sonra da ücreti için kayınpederinin aldatmalarına maruz kalmak zorunda idi (Yar. 29:20, 23, 25, 27; 31:7). Ancak kaderin bir cilvesidir ki, karısı için çalıştığı bu yıllar, aynı Rebeka’nın Yakup’un kendisinden uzak kalacağını düşündüğü zaman gibi, ona bir kaç gün gibi göründü (Yar. 29:20).

 

Yakup eve geri dönmeye karar verdiği zaman, ilk önce Lavan onu kovaladı (Yar. 31:25, 26), daha sonra da Esav onu karşılaması için 400 adam yolladı. İki durum da hayatî tehlike arz ediyordu ve Allah ikisine de müdahil olup onu kurtardı; ilkinde Lavan’a Yakup’a zarar vermemesini söylemek için rüyada görünerek (Yar. 31:24); daha sonra da Yakup ile güreşip kalçasını sakatlayan kişi olarak (Yar. 32:24–30). Yakup’un baston ile sekerek yürümesi Esav’ı etkileyerek Yakup’un bir tehdit oluşturmadığına ikna etmiş olmalı. Armağanlar önceden gönderilmişti ve Yakup’un dikkatli konuşması da eklenince her şey iki kardeş arasındaki kırgınlığı iyileştirmeye yeterli gözüküyordu. Onları bir arada en son babalarını gömerken görüyoruz (Yar. 35:29); böylece Esav’ın önceden tasarlamış olduğu cenaze töreninden sonra Yakup’u öldürme planları artık unutulmuştu.

 

Akılsızca seçimlerin hem masum hem de suçlu kişilerin başına getirdiği tüm bu acı ve ızdıraba bakın. Bir şey yapmadan önce düşünmeyi, düşünmeyi ve düşünmeyi nasıl öğrenebiliriz?

 

Çarşamba

 

14 Ocak

 

Yusuf ve Ağabeyleri

 

Yakup’un kardeşi Esav’a yaptıklarının karşılığında Esav’dan daha beterini hak ettiği gibi, benzer bir durumu Yusuf ve kardeşlerinin öyküsünde de görüyoruz.

 

Burada tekrar, birisine diğerlerine karşı iltimas geçilmesi nedeniyle kardeşin kardeşten nefret etmesi olayına tanık oluyoruz (Yar. 37:3, 4). Uzun ve renkli giysi, çizgili yatak çarşafından yapılmamıştı. Orijinal sözcük bunun ayrıcalıklı insanlar tarafından giyilen, zengin nakışlarla ve renkli el işleri ile süslü, yapılması yaklaşık bir yıl süren pahalı bir kaftan olduğunu ima ediyor.

 

Bundan sonra, Yusuf ağabeylerine rüyasını anlatınca (Yar. 37:5–11) kendisine karşı daha da çok nefret ve kıskançlık doğmasını sağladı. Böylece ilk fırsatta ondan kurtulmayı planladılar (Yar. 37:19, 20). Kardeşler onu hayatlarından bu kadar kolay çıkardıkları için birbirlerini tebrik etmiş olmalılar. Fakat hiçbiri, Allah’ın bu durumu yıllar sonra kendilerini kurtarmak için kullanacağını aklından bile geçiremiyordu.

 

Yaratılış 45:4–11 ayetlerini okuyun. Yusuf’un gördüğü büyük resim neydi? Odaklandığı temel nokta neydi?

 

Zincire vurulmuş halde bir devenin arkasından yürüyen ve çocukluğunun geçtiği evin bulunduğu tepeler uzaklarda kaybolurken onlara doğru bakan bir çocuk olarak, Yusuf’un aklından neler geçmiş olabileceğini bir düşünün. Daha sonra müzayede için bir taşın üstüne çıkarılması ve meraklı alıcıların fiyat teklifi vermeden önce onu yakından kontrol ederken dürtüklemeleri ve aşağılamaları. Pek çok kişi bundan daha az acı ve aşağılamadan ötürü imanlarından vazgeçtiler.

 

Yusuf kızmayı ve Tanrı karşıtı olmayı seçebilirdi, fakat o bu üzücü kavganın, hayatında etkileyici bir şekilde sahnelenen büyük mücadelenin ortasında imanını sürdürmeyi seçti. Kısa sürede ülkenin en önemli askerî personelinden birinin ev halkına uyum sağladı ve Allah’ın lütfuyla çok geçmeden Potifar’ın güvenini kazandı (Yar. 39:1–4). Nihayetinde, köle Mısır’da lider oldu.

 

Bu hikâye, içindeki inanılmaz derecedeki ailesel işlev bozukluğu, ihanet ve kötülüğe rağmen, mutlu bir sonla bitiyor. İşler Yusuf’un hayatında olduğu gibi iyi gitmiyor gibi göründüğü zamanlarda imanınızı sağlam ve davranışlarınızı zarif tutmaya nasıl devam ediyorsunuz?

 

Perşembe

 

15 Ocak

 

EK ÇALIŞMA: Şüphesiz, bu hikâyelerin de gösterdiği gibi, bu dünyadaki yaşam büyük mücadelenin ortasında her zaman bizim istediğimiz gibi gerçekleşmeyebilir. Örneğin, Adem ile Havva yeni doğan çocuklarını kollarına aldıklarında, birinin diğerini öldürmesini öngörmemişlerdi. Sippora Musa ile evlendiğinde, kesinlikle hayal ettiği gibi bir geleceğe sahip olmadı. Sizce Lea’nın evlilik hayatı bir genç kız iken düşlediği gibi miydi? Gencecik Yeremya ise –arzuları ve umutları her ne idiyse– kendi ulusu tarafından azarlanmayı, cezalandırılmayı ve hain yerine konmayı kesinlikle düşünmemişti. Davut ile Bat-Şeva, sonuç olarak yaşadıkları öyküden başkasını tercih etmezler miydi (şüphesiz Uriya da)? Peki ya İsa? Şüphesiz İsa dünyaya ölmek için geldi; meselenin özü buydu. Fakat O’nun insanî yanı, bizimle aynı topraktan doğmuş olan yanı, Getsemani’de “Baba, mümkünse bu kâse benden uzaklaştırılsın” (Matta 26:39) diye haykıran yanı tarafından bakıldığında; dövülmüş, küçümsenmiş, dalga geçilmiş ve 33 yaşında çarmıha gerilmiş olmak kesinlikle kimsenin umacağı bir şey değildi. Şüphesiz hayat bizi kirletebilir, kirletiyor da. Fakat bu şaşırtıcı olmamalı, değil mi? Düşmüş ve günahlı dünyada ne bulmayı bekliyorsunuz, cenneti mi? Aden çoktan yok oldu. Fakat geri gelecek. Geri geldiği zaman yaşamlarımızın şu anki durumu ile daha sonra olacak halleri arasındaki fark, arzuladıklarımız ile bunun yerine sahip olduklarımız arasındaki farktan sonsuz derecede daha büyük olacak.

 

TARTIŞMA SORULARI:

 

Allah’a imanını sürdüren ve sürdürmeye gerek görmeyen kardeşler arasındaki önemli farklılıklar nelerdir?

 

Kardeş rekabetleri ve kıskançlıklarının Allah’ın aileler için tasarladıklarını gölgeliyormuş gibi göründüğü günümüzde, bu ailelerin yarına olumlu bakmaları nasıl mümkün? Kilisenizdeki ailelerin Allah’ın kendileri için hazırladığı daha büyük hedefleri görmelerini sağlamak amacıyla neler yapılabilir?

 

Topluluğunuzda hayatlarının anlamsız ve değersiz olduğunu düşünen ve bu dünyada kendilerini yalnız hisseden insanlar için neler yapılabilir?

 

Hayatınız umut ettiğiniz gibi iyiye gitmiyorsa dahi, sonsuz yaşam vaadi hayal kırıklığının sizi bunaltmamasını nasıl sağlayabilir?

 

Cuma

 

*16–22 Ocak

 

Anlaşmazlık ve Kriz: Hâkimler

 

Sebt Günü

 

KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Hak. 4, Hak. 6, Hak. 14, İbr. 11:32, 1Sa. 2:12–25, 8:1–7.

 

HATIRLAMA METNİ: “Hanna şöyle dua etti: ‘Yüreğim RAB’de bulduğum sevinçle coşuyor; Gücümü yükselten RAB’dir. Düşmanlarımın karşısında övünüyor, kurtarışınla seviniyorum!’” (1. Samuel 2:1).

 

Hâkimler dönemi kutsal tarih içinde karmakarışık bir dönemdi. Allah’ın halkı Rabb’in gözünde kötü olanı yaptı, Rab onları zalim birinin ellerine “teslim etti”, halk Rabb’e yakardı ve Rab ülkeye barış getiren bir kurtarıcı çıkardı. Yani, aynı üzücü döngü tekrar başlayana kadar.

 

İsrail’in hâkimlerinden biri olan Debora, etrafındaki erkeklere telkin ettiği güvenle de dikkate değer birisiydi. O ve Yael, erkekler korkaklıklarından ve iman eksikliklerinden dolayı cesarete gereksinim duyduklarında onları cesaretlendiren kadın kahramanlardı. Büyük mücadelede tekrarlanan yardımcı temalardan biri de, Gidyon’un hikâyesinde, Allah’ın halkı imkânsızlıklarla karşılaştıklarında görülüyor.

 

Şimşon son hâkimlerden biriydi. Ondan sonra ulus anarşiye ve umutsuzluğa düştü. O, Allah’a kulluk etmekten çok putlara tapınmakla ilgilenen vatandaşları gibi, Allah’ı takip etmekten çok kadınların peşinden gitmekle ilgilenen isteksiz bir kahramandı.

 

Samuel ulusa umut getirir. Onun yönetimi altında krallar içeren yeni bir önderlik altyapısı inşa edilmişti, son yaptıklarından biri de geleceğin kralı Davut’u meshetmekti.

 

*23 Ocak Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

 

17 Ocak

 

Debora

 

Debora’nın hikâyesi büyük mücadele temasına ilginç ayrıntılar ekliyor. Burada Allah’ın halkının zulüm altında acı çektiğini ve imkânsızlıklar ile karşılaştığını görüyoruz. Bu, Vahiy 12. bölümde gördüğümüz yedi başlı ejderha ile yeni doğmuş bebek arasındaki son derece adaletsiz olan mücadele ile paralellik gösteriyor (bkz. ilk haftadaki Salı dersi).

 

Bu hikâyedeki ana karakterler Kenan kralı Yavin, onun ordu komutanı Sisera ve o zamana göre oldukça sıra dışı seviyede otorite ve etki sahibi olan, peygamber ve hâkim (karşıt taraflar arasındaki hukukî anlaşmazlıkların arasını bulan) bir kadın.

 

Hakimler 4. bölümü okuyun. Burada büyük mücadele temasının ne şekilde ifade edildiğini görüyoruz? İsrail’in değersizliğine rağmen, sonunda zaferi onlara tek başına kim getirdi?

 

Bu hikâyenin kadın kahramanı, kendini Allah’ın halkı arasında görmekten korkmayan ve Allah’ın düşmanlarının bozguna uğratılmasında çok önemli bir rol oynayan Hever’in karısı Yavel’dir. Onun eylemlerini bizim bugünkü bakış açımızdan değerlendirmek kolay değil. Varmak istediğimiz sonuç ne kadar doğru olursa olsun, o sonuca ulaşmak için kandırmaca ve şiddete başvurmayı onun eylemleriyle aklamaya çalışmak ise, yapmamamız gereken bir şeydir.

 

Çatışmaya uzanan yoldaki konuşmalarda, Debora Barak’a savaşın Allah’ın savaşı olacağı güvencesini verdi (kesinlikle büyük mücadelenin bir yansıması). Allah’ın bunu nasıl yapacağını açıklamak için iki fiil kullanılıyor (Hak. 4:7). Rab Sisera’yı Barak’ın eline “teslim edeceği” Kişon Vadisi’ne “çekecek” (bu sözcük ağla balık tutmayı hatırlatıyor). Debora’nın şükran ezgisi (Hakimler 5) bazı ayrıntıları gösteriyor. Sisera’nın atlı arabaları şiddetli yağmur nedeniyle Kişon Irmağı yakınlarındaki dar geçitten geçerken batağa saplandı. Göklerden ve bulutlardan yağmur “boşandı” ve “sarsılan” dağlardan sular coşarak geldi (5:4, 5), ani bir sel oluşturarak düşman askerlerini uzaklara süpürdü ve İsrail kurtarıldı (5:21).

 

Bu savaşçı adamların Debora’ya duydukları güveni düşünün. Bu bir yere kadar iyiydi (şüphesiz), fakat başkalarına ne kadar güvenmemiz gerektiği konusunda neden her zaman dikkatli olmalıyız?

 

Pazar

 

18 Ocak

 

Gidyon

 

Hakimler 6:1 ayetini okuyun. Burada ne oluyor? Bkz. Hakimler 6:10

 

Debora’dan sonra ülke 40 yıl boyunca barışın tadını çıkardı, fakat çok geçmeden yine zalimlerin eline düştüler. Bu seferkiler, müttefikleriyle birlikte İsrail’e girip yeni ekilmiş ekinleri yok eden ve hayvanlarını çalan Midyanlılardı (Hak. 6:3–5). İsrailliler büyük ölçüde fakirleşti ve Allah’a yakardılar (Hak. 6:6, 7). Fark ettiler ki, asortik ilahları şimdi işe yaramıyorlardı.

 

Hakimler 6:12–16 ayetlerini okuyun. Rabb’in meleği Gidyon’a ne dedi ve Gidyon’un tepkisi ne oldu? Bu işlerin başlarına neden geldiğini bilmesi gerekmez miydi? Bkz. Hakimler 6:7–10.

 

Gidyon’un haksız şikâyetine rağmen (itaatsizlik etmişlerdi; bu yüzden zulme uğramışlardı), Allah tekrar onları kurtarmaya hazırdı, fakat bu sefer Gidyon aracılığıyla. Gidyon’un kendisini tamamen farklı bir şey olarak görmesine rağmen, Allah’ın Gidyon’u “yiğit savaşçı” diye adlandırması ne kadar ilginç: “Ey Efendim, ben İsrail’i nasıl kurtarabilirim? Ait olduğum boy Manaşşe oymağının en zayıf boyudur. Ben de ailemin en genç adamıyım” (Hak. 6:15). Şüphesiz, Gidyon’un gücünün en önemli unsurlarından biri kendi önemsizliğinin ve zayıflığının farkında olmasıydı.

 

Hakimler 6:36–40 ayetlerinde, Gidyon’un Rabb’e ne sorduğuna da dikkat edin. Yani kendi zayıflığının ve karşılarındaki tüm zorlukların farkında olarak, Allah’ın orada bulunduğuna dair güvence aradı. Dolayısıyla, burada tamamen Allah’a muhtaç olduğunun farkına varmış bir adam görüyoruz. Hakimler 7. bölümde Gidyon’un halkına zulmedenlere karşı muhteşem başarısını ve Allah’ın İsrail’i kurtarışını okuyabiliriz.

 

Bu kurtarma sürecinde Rab neden düşmüş insanları kullanmayı seçti? Yani, o an İsrail için gerekeni yapmak üzere “on iki tümenden fazla melek” (Mat. 26:53) çağıramaz mıydı? Hem büyük mücadele içinde hem de müjdenin yayılmasında, düşmüş insanlık olarak ne rol oynuyoruz?

 

Pazartesi

 

19 Ocak

 

Şimşon

 

İyi kötü arasındaki savaşın hatları Şimşon’un öyküsünde bulanıklaşıyor. Onun hayatı, Rabb’in meleğinin onun doğumundan itibaren bir Nezîr (adanmış kişi) olacağını duyurmasıyla, etkileyici bir biçimde başlıyor. Melek Şimşon’un anne ve babasına bu özel bebek için nasıl hazırlanmaları gerektiğini öğretiyor. Annesine alkollü içki içmemesi ve yasak yiyecek yememesi söylendi (Hak. 13:4, 13, 14; ayrıca Levililer 11. bölüme bakınız). Gerçekten, Allah’ın Şimşon için özel planları vardı; maalesef olaylar olması gerektiği gibi gerçekleşmedi.

 

“Şimşon tam erkekliğe girdiği günlerde, ilahî görevini yerine getirmesi gereken zamanda; diğer zamanlardan daha da çok Allah’a sadık kalması gereken zamanda; İsrail’in düşmanlarıyla ilişki kurdu. Kendi seçtiği bir nesneyle birlik olduğunda Allah’ı daha iyi yüceltip yüceltemeyeceğini, ya da bunu yaparak kendini hayatının amacını gerçekleştiremeyecek bir konuma getirip getirmediğini sorgulamadı. Allah öncelikle Kendisini şereflendirmek isteyen herkese bilgelik vaat etmiştir; fakat benliğini tatmine odaklananlara verilen bir vaat yoktur.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 563.

 

Hakimler 14:1–4 ayetlerini okuyun. Şimşon’un kadınlara karşı zaafını Allah’ın “Filistlilere karşı fırsat” olarak kullanması nasıl mümkündür? (4. ayet).

 

Şimşon Filistlilere karşı bir kaç yolla “kullanıldı”, her biri kişisel pürüzlere karşı öfkeli tepkilerdi. Önce borcunu ödemek için 30 adam öldürdü ve giysilerini alarak düğününe geri döndü (Hak. 14:19). Daha sonra karısı sağdıcına verilince onların ekinlerini yok etti (Hak. 14:20, 15:1–5). Sonra karısını ve karısının babasını öldüren Filistlilerden öç almak için birçoğunu öldürdü (Hak. 15:6, 7, 8). Filistliler bunun intikamını almaya çalıştığında (Hak. 15:9, 10), bin Filistliyi bir eşeğin çene kemiğiyle öldürdü (Hak. 15:14, 15). En sonunda da, onu kör ettikleri için tapınaklarını çökertti ve 3.000 Filistliyi öldürdü (Hak. 16:21, 28, 30).

 

İşte size kusurlu bir kahraman. İbraniler 11:32 ayetinde epey yüceltilmiş kişilerle aynı listede yer almasına rağmen, Şimşon’dan örnek almak isteyeceğimiz çok az şey var gibi görünüyor. Belli ki bu hikâyede gözle görünenden fazlası var. Allah’ın Şimşon ile neler yapabileceğini düşünün. Peki ya biz? Bizden bekleneni verebilseydik ne kadar daha fazlasını yapabilirdik?

 

Salı

 

20 Ocak

 

Rut

 

Rut’un hikâyesi Allah’ın halkını tehdit eden devasa ordular yerine, daha küçük bir şeyden bahsediyor: neredeyse ortadan kalkmak üzere olan, fakat bunun yerine hayata döndürülen bir aile. Hikâye iki daha büyük tema daha içeriyor: Allah’ın yarattıklarının yok edilmesi ve halkının tehdit altında olması; ancak bunun yanı sıra Rut gerçekte her zaman kişisel seviyede yürütülen büyük mücadeleden bahsediyor.

 

Yahuda ülkesinin hâkimler zamanında kıtlıktan muzdarip olması şaşırtıcı değil (Rut 1:1, Yas. 28:48, 32:24; ayrıca bkz. Hak. 17:6, 21:25). Bu, antlaşma halkının Allah’ı terk ettiğinin bir göstergesiydi. Günah ve isyan süt ve bal akan ülkeyi verimsiz ve kurak bir bölgeye dönüştürmüştü, fakat Rut kitabında Allah “halkının yardımına yetişti” ve onlara tekrar “yiyecek sağlayıp” topraklara yeniden hayat verdi (Rut 1:6).

 

Elimelek, eşi Naomi ve iki genç oğulları kendilerine bir gelecek kurmak istedikleri için ilk önce Moav topraklarına gittiler. Düşman ülkesi geçici bir rahatlık verdi, ama kocası ile iki oğlu öldü ve nihayetinde Naomi memleketine geri dönmeye karar verdi.

 

Rut 1:8, 16, 17 ayetlerini okuyun. Rut’un Naomi ile gitmek istemesinin önemi nedir?

 

Rut İsrail’i defalarca yok etmek istemiş olan düşman bir ulustandı, fakat Allah’ın halkından olarak anılmayı ve onların Tanrısı’na tapmayı seçti. Ayrıca, kabul edildiği vatanda, sadece Boaz’ın gözünde değil (Rut 2:10) kendisini tanıyan insanların gözünde de lütuf buldu (Rut 2:11). Boaz da Rut’un Allah’ın gözünde lütuf bulduğundan emindi (Rut 2:12), böylece ona hayranlığını bir adım ileri götürüp onunla evlenmeyi kabul etti (Rut 3:10, 11).

 

Fakat Boaz’dan daha yakın, Rut ile evlenirse ölmüş adamın toprağı üzerinde hak iddia edebilecek bir akraba vardı. Fakat bu daha yakın akraba, başka bir eş mali planlarını karıştıracağından dolayı, evlenmeyi düşünmüyordu (Rut 4:6). Bu aşamada, tanık olan topluluk Rut’u İsrail tarihinin büyük kadınlarına benzeterek bereketledi (Rut 4:11, 12). Bu benzetme, Rut Mesih’in atalarından biri olduğu zaman tam anlamıyla yerine geldi (Rut 4:13, 17; Mat. 1:5, 6).

 

İşte size bir “onlar erdi muradına” hikâyesi. Maalesef Kutsal Kitap’ta bunlardan çok fazla yok. Tabii ki, Kutsal Kitap haricinde de çok fazla yok. Burada yine de hayatın inişlerine ve çıkışlarına rağmen sonunda Allah’ın arzusunun galip geldiğini görüyoruz. Bu da O’nu seven ve O’na güvenen herkes için iyi haberdir.

 

Çarşamba

 

21 Ocak

 

Samuel

 

Samuel kitabının başlangıcı ile büyük mücadelenin ne ilgisi var? Yaratılışın düzenine karşı açık bir tehdit ve sınırlara dayanmış dev ordular yok. Kötülüğün saldırısının üstü örtülü, fakat kesinlikle aynı ölçüde gerçek.

 

  1. Samuel 2:12–25 ayetlerini okuyun. Bu üzücü ayetlerde açıklanan kötülüğe karşı iyilik gerçeğini nasıl görüyoruz?

 

“Ancak her ne kadar [Eli] halkı yönetmek üzere atanmıştıysa da, kendi ailesini yönetemiyordu. Eli müsamahakâr bir babaydı. Huzura ve rahata düşkün biri olarak, çocuklarının kötü alışkanlıklarını ve tutkularını düzeltmek için yetkisini kullanamıyordu. Onları yola getirmek ya da cezalandırmak yerine, isteklerine boyun eğiyor ve kendi başlarına buyruk yaşamalarına izin veriyordu.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 575.

 

Onların aksine, rahip gibi giyinmiş küçük bir çocuk görüyoruz (1.Sam. 2:18, 19). İsa gibi, “...giderek büyüyen genç Samuel RAB’bin de halkın da beğenisini kazanmaktaydı” (1Sa. 2:26, Luka 2:52). Tabi ki bu Samuel, sonunda İsrail’de güçlü ve imanlı bir lider oldu. “Samuel’in RAB’bin bir peygamberi olarak onaylandığını Dan’dan Beer-Şeva’ya kadar bütün İsrail anladı” (1.Sam. 3:20).

 

Yine de bu, her şeyin iyi gittiği anlamına gelmiyor. Ulus Filistlilerle savaşta karşı karşıya geldi ve Eli’nin iki oğlu öldürüldü; Filistliler Allah’ın sandığını ele geçirdiler ve bu haberi duyan 98 yaşındaki Eli öldü (1Sa. 4:14–18).

 

Ne yazık ki Samuel de Eli’yle aynı sorunla karşılaşacaktı: imanda ve bağlılıkta kendi izinden gitmeyen oğullar (1Sa. 8:1–7).

 

Samuel Allah’ın halkının tarihinde bir geçiş noktası olarak iz bıraktı. O hâkimlerin sonuncusuydu ve büyük mücadelenin gelişimi içerisinde anahtar bir şahsiyetti. Onun sağlam etkisi, kritik zamanlarda halkı yönlendirdi. Oğullarının onun izinden gitmemesi çok yazık oldu, fakat Allah insan hanedanlarına bağlı değildir. İhtiyarlar sapkınlıklarının sonucunda bir kral talep ettiler. Fakat yüzyıllar boyunca tarih bunun akıllıca bir hareket olmadığını ortaya çıkaracaktı.

 

Ev hayatlarımız ne kadar iyi veya kötü olursa olsun, büyük mücadelede kime hizmet ettiğimizden kendimiz sorumluyuz. Yaptığınız hata her neyse, bugün, şu anda, Rabb’in huzurunda onu düzeltmek için asla çok geç olmadığını neden her zaman hatırlamalısınız? Yarın çok geç olabilir, ama bugün değil.

 

Perşembe

 

22 Ocak

 

EK ÇALIŞMA: Kutsal Kitap’ın insanın günahının ve kötülüğünün üstünü örtmediği bilinir. Eğer öyle yapsaydı, insanın durumunu nasıl doğru olarak tasvir edebilirdi? 1. Samuel 2:12–25 ayetlerinde, Eli’nin oğullarının genç Samuel’e tezat teşkil eder bir halde sunulmasında, insanî kötülüğün bilhassa keskin bir tasviri bulunur. 1.Samuel 2:12 ayetinde “Eli’nin oğulları Belial’ın oğullarıydı. RABB’i tanımıyorlardı” sözlerini okuyoruz. Dikkat edin, ilk olarak zıtlık: Kutsal Kitap dönemi hayatında soy önemli bir rol oynuyordu ve bu soyda “Eli’nin oğulları” bunun yerine artık “Belial’ın oğulları” olmuşlardı. Belial zengin anlamlar içeren bir kelimedir ve neredeyse her zaman olumsuz olarak, birçok değişik biçimde ve bağlamda kullanılır. Aslında, “hayır”, “değil” veya “olmadan, olmaksızın (–siz, –sız)” anlamlarına gelen İbranice bl ve bli kökleri ile bağlantılıdır. Belial sözcüğünün kendisi “değersiz,” “işe yaramaz” anlamına gelir, başka yerlerde de Eli’nin oğulları için kullanıldığı şekilde kullanılmıştır; yani başka adamlar da “Belial’ın oğulları” olarak adlandırılmıştır (2Ta. 13:7, 1Kr. 21:13). Özdeyişler 6:12 ayetinde kötü ile aynı anlamda kullanılmıştır. (Diğer bazı kadim yakın doğu yazınlarında, Belial Şeytan’ın başka bir adı olarak görülür.) Kutsal Kitap’ta neredeyse her kullanılışında, olumsuz anlamda ortaya çıkar. Allah’ın suretinde yaratılmış insanoğulları olarak, bir amaç ve anlam dâhilinde yaratılmışlardı; oysa ki Kutsal Kitap’a göre bu adamlar değersizdiler, “değersizliğin oğulları”ydılar. Ne acıklı bir hayat israfı. Bizler ya Rabb’in yanında, O’nun için anlamı ve amaçları olan bir şeyler yapan kişileriz, ya da sonuç olarak değersiziz. Tüm var oluşumuzun ve hayatımızın amacımızın sadece Allah’tan geldiğini düşünecek olursak, bu da mantıklı.

 

TARTIŞMA SORULARI:

 

Kutsal Kitap büyük mücadelede tarafsız bölge olmadığını açıkça ortaya koyuyor: bizler ya bir tarafta ya da diğer taraftayız, ya Mesih’in ya da Şeytan’ın tarafındayız. Ancak, bildiğimiz hayat her zaman böyle net ve çarpıcı zıtlıklarla gelişmez, değil mi? Bazen doğru veya yanlış kararın ne olduğundan bile emin olamayız; hatta ahlakî durumlarda bile. Ne yapılması gerektiğini belirlemek her zaman kolay değildir. “Doğru” seçimin hangisi olduğunu anlamanın zor olduğu zamanlarda, doğru seçimleri yapmak için ne gibi yollardan yardım arayabiliriz?

 

Saygı duyduğunuz veya hayran olduğunuz kişiler sizi ne şekilde hayal kırıklığına uğrattılar? Aynı zamanda, size karşı saygı veya hayranlık duyan kişileri siz ne şekilde belki de hayal kırıklığına uğrattınız? Bu olaylardan iman, güven, lütuf ve insanî zaaf hakkında ne öğrendiniz?

 

Cuma

 

*23–29 Ocak

 

Mücadele Devam

Ediyor

 

Sebt Günü

 

KONUYLA İLGİLİ METİNLER: 1Sa. 17:43–51, 2Sa. 11:1–17, 1. Krallar 18:21–39, 2. Krallar 19:21–34, Ester 3:8–11, Nehemya 1.

 

HATIRLAMA METNİ: “Onlara Tanrı’nın bana nasıl destek olduğunu ve kralın söylediklerini anlattım. Onlar da, ‘Haydi, onarmaya başlayalım’ dediler. Var güçleriyle bu hayırlı işe başladılar” (Nehemya 2:18).

 

Davut’un, İlyas’ın, Hezekiel’in, Ester’in ve Nehemya’nın hayatlarını karşılaştırdığımızda, aynı temalar ortaya çıkıyor: Allah kötülüğün istikametini tersine çevirmek için “önemsiz” insanları kullanabilir. Bu hikâyeler aracılığıyla, dev engellere rağmen, kötülüğün ezici baskısı altında eğilmek zorunda olmadığımızı görebiliriz. Bunun yerine dik durabiliriz, ama sadece antlaşmasının vaatlerine sadık olan ve bizim için bu vaatleri İsa’da yerine getiren Allah’ın gücü ile. Allah’ın halkı O’nun kudretiyle dayandığında, kötülüğün kuvvetlerinin son zaferi kazanacak kadar güçlü olmadığını görecekler.

 

Bizim için odak noktası ve zorluk, O’nun kurtarışında sevinmektir. Bu, bazen kendimizi içinde bulduğumuz ezici zorluklar ve boyumuzu aşan sıkıntılar düşünüldüğünde, her zaman bir anlam ifade etmez. Allah’ın kurtarışında, henüz bunun gerçekleşmesinden önce sevinmek, etrafımızda meydana gelen olayların mantıklı bir sonucundan ziyade, bir iman eylemi ve ibadettir. Öte yandan, Mesih’in bizim için yaptığı şey nedeniyle, Allah’ın sadık oluşuna güvenmek gerçekten de yapabileceğimiz tek mantıklı şeydir.

 

*30 Ocak Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

 

24 Ocak

 

Davut, Golyat ve Batşeva

 

Hayat karmaşıktır, bu nedenle biz insanlar da karmaşığız. Düşünün: evrenin yaratıcısı olan Allah’ın suretinde yaratılmış ve sonradan kendilerini kirletmiş varlıklar. Hem iyilik hem de kötülük potansiyelimizin olağanüstü seviyelere erişebilir olmasına şaşmamalı. Bir de, bazı insanlar çok büyük “iyilik” seviyelerine ulaşırken, diğerlerinin ne yazık ki aşırı günahkârlığa düşmeleri o kadar basit değil. Aslında her iki aşırı uç aynı kişide de görülebilir! İyi haber, bir noktada en düşük seviyede olan birilerinin, Allah’ın lütfuyla, O’nun için ve insanlık için büyük işler yapmış olmalarıdır. Tabii ki tersi de olabilir: yukarılarda olanlar diplere düşebilirler. Şeytan gerçektir, büyük mücadele gerçektir, Rab’le bağlantılı olmazsak en iyimiz bile düşmanımıza yem olabilir (1Pe. 5:8).

 

  1. Samuel 17:43–51 ayetlerini okuyun. Davut’un ağzından zaferini anlamak açısından çok önemli olan hangi kelimeler çıkıyor? Buna karşıt olarak 2. Samuel 11:1–17 ayetlerini okuyun. Burada aynı adamda ne kadar şiddetli bir tezat görüyoruz? Fark yaratan neydi?

 

Golyat’ı yenen Davut ile kendi arzusuna ve kibrine yenilen Davut aynı kişiydi. Bu adam zaten kaç kadına sahipti? Sonra bir kadın daha görür, üstelik evli bir kadın, bunun üzerine “savaş Rabb’indir” (1Sa. 17:47) veya “İsrail’de Tanrı var” (1Sa. 17:46) gibi sözler birdenbire nereye gider? Davut’un sadece “savaşın Rabb’in olduğunu” bilmekle kalmayıp, aynı zamanda bu savaşta Allah’ın zırhı içinde dövüşmeyi de bilmesi gereken bir zaman olmuşsa, bu Ela Vadisi’nin savaş alanında değil, hepimizin içinde büyük mücadelenin sürdüğü yer olan kalbinin derinliklerindeydi.

 

Batşeva’yla korkunç bir şekilde düşüşünün ardından aklı başına geldikten sonra, Davut’un hayatı boyunca sürecek kederi ve suçluluk duygusu oldu. Acısı onu 51. Mezmur’u yazmaya sevk etti, burada temiz bir kalp (10. ayet) ve Allah ile paydaşlığının onarımı için (11. ve 12. ayetler) yalvarmaktadır. Büyük evrensel çatışmada güçlü adamlar da en düşük rütbedeki zayıf kişiler kadar yaralanmaya açıktır. Fakat Allah samimiyetle tövbe eden herkesle çalışmaya isteklidir.

 

Şu anda kendinizi düşünün: başarıları, hayal kırıklıklarını, zaferleri, düşüşleri. Bu hikâyelerden aldığınız dersleri şu an karşılaştığınız herhangi bir duruma nasıl uygulayabilirsiniz?

 

Pazar

 

25 Ocak

 

Onların Yüreklerini Döndürmek

 

Tişbeli İlyas Kutsal Kitap’taki en renkli karakterlerden biri olmalı. Onu ilk kez, hayretler içindeki bir kralın karşısında durup ona gelecek üç yıl yağmur yağmayacağını söylerken görüyoruz (1Kr. 17:1). Bir krala yaklaşmak da, ondan kaçmak da kolay değildi, fakat bu deri kemerli tüylü adam (2Kr. 1:8) muhafızları atlatarak Allah’ın bildirisini iletir, sonra yaklaşık 12 kilometre ilerideki dağa kaçar.

 

O günler İsrail’in kuzey krallığı için sıkıntılı zamanlardı. Birçoğu Rabb’i terk etmişlerdi (1Kr. 19:10) ve O’nun yerine bereket tanrılarına tapıyorlardı. Yağmur yağmayacağını söylemek, çiftçileri zengin eden ekinlerin ve sürülerin bereketli olmasını sağlamak üzere yağmur getirdiği sanılan Baal’ı doğrudan sorgulamak anlamına geliyordu. Yaygın dinî ritüeller verimlilik ve kazanç üzerine odaklanmıştı.

 

Gelecek üç yıl bereket tanrıları aciz kalmışlardı. Bundan sonra İlyas tekrar kralın karşısına çıkar ve Aşera’nın (bereket tanrıçası) ve Baal’ın tüm peygamberleri ile kendisi arasında bir hesaplaşma talep eder: bir adam 850 kişiye karşı (1Kr. 18:17–20).

 

Belirlenen gün gelip kalabalıklar Karmel dağının zirvesinde toplandığında, İlyas halka seslenir: “Daha ne zamana kadar böyle iki taraf arasında dalgalanacaksınız [topallayacaksınız]?” (1. Krallar 18:21). Boğalar seçilir ve kurban edilmek üzere hazırlanır, insanlar hangi tanrının gökten ateş yağdırabilecek kadar güçlü olduğunu görmek için bekler. Antik verimlilik dinlerinde boğa en güçlü nesneydi. Muhakkak ki bereket tanrıları güçlerini gösterecekti.

 

  1. Krallar 18:21–39 ayetlerini okuyun. Buradaki açık büyük mücadele gerçeğine rağmen, İlyas gerçekte İsrail’de ne olmasını istedi ve bu bize bugün neden bu kadar uygun?

 

  1. Krallar 18:37 ayeti her şeyi anlatıyor. Mucize, ne kadar etkileyici olsa da, başlı başına asıl konu değildi: konu İsrail’in antlaşmaya bağlılığıydı. Kalplerini kimin döndürdüğüne de dikkat edin. O Rabb’in Kendisiydi, hatta mucizenin gerçekleşmesinden bile önce. Fakat Allah kalpleri Kendisine döndürmek için zorlamaz. O Kutsal Ruhu’nu gönderir, insanlar da o Ruh’a karşılık vererek önce O’na dönmeyi seçmelidirler; ancak bundan sonra O’nun gücüyle bu seçimlerinin gerektirdiği gibi davranabilirler. Bugün de durum farklı değil. Her kalbin atmasını sağlayan sadece Allah’ın gücüdür. Fakat O, bu atan kalplerden birini bile Kendisini takip etmeleri için zorlamaz.

 

Pazartesi

 

26 Ocak

 

Meydan Okuma Sözleri

 

Yeni süper güç Asur krallığı kuzey İsrail krallığını işgal edip yaşayanları Mezopotamya’ya dağıttığı günlerde, Hizkiya Yahuda kralıydı (2. Krallar 18:9–12). “Bundan böyle onlar aracılığıyla atalarının ülkesinde yapamayacağı şeyi, onları putperest uluslar arasına dağıtarak gerçekleştirmeye çalışacaktı. İnsanlığın Kurtarıcısı aracılığıyla sağlanan aftan pay almayı seçen herkesi kurtarma planının yerine gelmesi gerekiyordu; İsrail’in üzerine getirilen sıkıntılarla da, Kendi yüceliğini yeryüzünün tüm uluslarına bildirmenin hazırlığını yapıyordu.”—Ellen G. White, Peygamberler ve Krallar, s. 292.

 

Birkaç yıl sonra Asur kralı Sanherib dikkatini Yahuda’ya çevirdi ve tüm güçlü şehirlerini ele geçirerek onları ağır haraca bağladı (2. Krallar 18:13–15). Hizkiya’nın tapınak ve saray hazinesini boşaltmasına rağmen, Asur kralı memnun olmadı ve Yeruşalim’in teslim olmasını görüşmek üzere memurlarını gönderdi.

 

Asurlular bundan sonra çevrelerindeki halkların ilahlarının kendilerini Asur ordusundan kurtaramadığından bahsederek halkla alay ettiler ve Yahudilerin neden kendi Tanrıları’nın bundan daha iyisini yapabileceğini düşündüğünü sordular. (Bkz. 2. Krallar 18:28–30, 33–35.)

 

Bundan sonra Hizkiya yapabileceği tek şeyi yaptı: dua etti (2. Krallar 19:15–19). Allah Yeşaya’yı daha önce Hizkiya’yı cesaretlendirmesi için kullanmıştı (2. Krallar 19:6), şimdi de bu peygamberi tekrar ona gönderdi.

 

  1. Krallar 19:21–34 ayetlerini okuyun, özellikle 21. ve 22. ayetlerin üzerinde durun. Bu korkunç bunalımın ortasındaki Kendi halkına Allah’ın mesajı neydi?

 

Tüm bunların sonucu, dev Asur ordusu Yeruşalim surları etrafında ordugâh kurduğunda görüldü. Kuşatılan şehrin korkmuş ahalisi bir sabah uyandıklarında, galip ordunun kuşattığı şehrin savunmalarını hızla yarıp geçerek öldürücü darbeyi vurmasını değil, göz alabildiğine her yere dağılmış, ölümcül bir hareketsizlikle yerde yatan askerleri gördüler (2. Krallar 19:35). Rezil olan Asur kralı memleketine döndü, fakat yalnızca iki öz oğlunun elinden sonu gelecekti (2. Krallar 19:36, 37).

 

En umutsuz ve imkânsız gözüken durumlarda bile Rabb’e güvenmeyi nasıl öğrenebiliriz? Neden her zaman aklımızda büyük resmi tutmalıyız, özellikle olaylar her zaman, en azından şimdilik, iyi şekilde sona ermediğinde?

 

Salı

 

27 Ocak

 

Ölüm Kararı

 

Ester’in hikâyesinin geçtiği antik Pers İmparatorluğu’nun kültürünü ve geleneklerini anlamak günümüzde bizim için oldukça zor (şüphesiz, yüzyıllar boyunca çeşitli kültürlerden olan insanlar için de öyle olmuştu). Yine de bir şey kesin: Rab, İsrail ulusuna vaat edilmiş antlaşmanın vaatlerinin, yani İbrahim’e kadar dayanan vaatlerin yerine getirilmesi sürecinde bu imparatorluğu kullanmıştı (bkz. Yar. 12:1–3, Yşa. 45:1, 2Ta. 36:23).

 

Genç Yahudi kızı Ester kendini kraliçe olarak bulmuştu. Onun yükselişi Yusuf’un Mısır’daki veya Daniel’in Babil’deki güzergâhından farklı değildi; o da (Yusuf ve Daniel gibi) tam olarak Rabb’in istediği yerdeydi ve Allah tarafından etkili bir şekilde kullanıldı; bu kullanış büyük mücadele temasının tarih içinde nasıl gerçekleşebileceğini göstermektedir.

 

Ester 3:8–11 ayetlerini okuyun. Allah’ın tasarılarının, özellikle Mesih’in gelişinle ilişkin olarak, Yahudi halkı için olduğunu aklımızda tutarak soracak olursak; bu fermanın uygulanması ne gibi sonuçlar doğururdu?

 

“Kral bu fermanın bütünüyle uygulanmasının getireceği uzun vadeli ve geniş kapsamlı sonuçları hiç düşünmemişti. Bu entrikanın gizli azmettiricisi olan Şeytan, gerçek Tanrı’ya ilişkin bilgiyi koruyanları bu dünyadan silip atmaya çalışıyordu.”—Ellen G. White, Peygamberler ve Krallar, s. 600, 601. Ayrıca, bu insanlar arasından Dünyanın Kurtarıcısı çıkacaktı.

 

Meselenin ibadet konusundan (bkz. Ester 3:5, 8) ve belli bir grup insanın iktidar sahiplerinin yasalarını ve geleneklerini reddetmeleri üzerine başlamış olması ne kadar ilginç. Tabi ki, çağların sonunda şartlar değişecek olmasına rağmen, meselenin ardındaki gerçek —Mesih ile Şeytan arasındaki büyük mücadele— halen aynıdır ve Allah’a sadık kalmak isteyenler Yahudilerin burada karşılaştığına benzer şeylerle karşılaşacaklar. Bizler, dünya tarihinin kapanış sahnelerinde “[canavarın sureti] kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin” (Vahiy 13:15) diyen fermanın çıkacağına ilişkin uyarıldık. Tarihten öğrendiğimiz bir şey var: tarihten ders almadığımız.

 

Neden sıklıkla bizden farklı olanlara karşı şüpheci olma eğilimi gösteriyoruz? Her insanın değerli olduğunu ortaya koyan Yaratılışın ve Kurtarışın güçlü gerçekleri, bu davranışın ne kadar yanlış olduğunu bize neden göstermeli? Son derece kusurlu olan bu eğilimden kalbimizi nasıl temizleriz?

 

Çarşamba

 

28 Ocak

 

Nehemya

 

Nehemya’nın hikâyesi İsrail ulusunun artık politik bir varlığının olmadığı, aksine yabancı topraklara dağılmış bir kalıntı oldukları dönemde başlıyor. İnsanlar antlaşmanın kendi üzerlerine düşen kısmını yerine getirmekte başarısız olsalar da, Allah, her zaman olduğu gibi, antlaşmasının vaatlerine bağlı kalacaktı.

 

Nehemya 1. bölümü okuyun. Onun duasının arka planı nedir? Daniel 9:4–19 ayetlerindeki Daniel’in duasını ne şekilde hatırlatıyor? Her iki durumda da mesele nedir ve bu mesele tüm büyük mücadele sahnesinde nasıl gerçekleşmektedir?

 

Kralın lütfuyla Nehemya’ya Yeruşalim’e dönme ve orada onarım yapma izni verilir. Nehemya geri döndüğünde ilk bir kaç günü sadece etrafa bakarak geçirir. Şehri gece araştırmak ister fakat moloz yığınları o kadar geniştir ki fazla uzağa gidemez (Neh. 2:14); böylece onları incelemek üzere surların dışına gider (Neh. 2:15).

 

Nehemya 2:16–18 ayetlerini okuyun. Sizce Nehemya imkânsız olduğunu düşündükleri bir şey üzerinde çalışmaya başlamaları için liderleri nasıl ikna etti? Nehemya bugün yaşasaydı bizim kilisemize ne öğretebilirdi?

 

Nehemya başlangıçta liderlere niçin geldiğini söylemese de, onun gelişinden rahatsız olan ve Yeruşalim’in gelişmesi için yapılan her işi engellemek için ellerinden geleni yapan bazı kişiler vardı (Neh. 2:10, 19, 20). Duvarları onarma işi başladığında (Nehemya 3) bu yabancı memurlar “öfkeden deliye döndü” (Neh. 4:1) ve bu çabaları alaya aldılar (2. ve 3. ayetler). Allah’ın halkının yaptıkları iş hakkında ciddi olduklarını gördüklerinde (6. ayet), sinirlendiler ve bir saldırı planladılar (7 ve 8. ayetler).

 

Caymak çok kolay olabilirdi; fakat yaptıkları işe karşı geliştirilen her çeşit entrikalara rağmen, inatla devam ettiler. Allah’a güvenen Nehemya, duvarların yeniden inşa edilişini gördü ve düşmanlarının tehditlerini Allah’ın eline bıraktı (Neh. 6:14, 15).

 

Hepimiz engellerle karşılaşıyoruz. Ne zaman vazgeçeceğimizi ve ne zaman devam edeceğimizi nasıl bilebiliriz?

 

Perşembe

 

29 Ocak

 

EK ÇALIŞMA: Kuşkusuz, bu hafta işlediğimiz gibi, Allah’ın Sözü tekrar tekrar Allah’ın kendi halkına olan sadakatini gösteriyor. Tabi ki birçok durumda, olayların gerçekleştiği zamanlarda, bu sadakat her zaman çok açık ve görünür değil. İncelediğimiz olaylarda, hikâyeyi baştan sona kadar görebiliyorduk; Hititli Uriya gibi olaylara dâhil olan bazı karakterler ise görmedi. Bugün biz kendimiz, aynı incelediğimiz insanlar gibi, büyük mücadeleye sonuna kadar karışmış haldeyiz. Sadece onlar da değil, Kutsal Kitap metnine girenler kadar gerçek, fakat hayatlarındaki sorunların böyle iyi şekilde çözümlendiğini her zaman göremeyen birçokları vardı. Bu yüzden Hristiyanlar olarak, özellikle zor zamanlarda (ki sıklıkla olurlar), Pavlus’un harika sözlerini hatırlamak bizler için çok önemli: “Bu nedenle cesaretimizi yitirmeyiz. Her ne kadar dış varlığımız harap oluyorsa da, iç varlığımız günden güne yenileniyor. Çünkü geçici, hafif sıkıntılarımız bize, ağırlıkta hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar büyük, sonsuz bir yücelik kazandırmaktadır. Gözlerimizi görünen şeylere değil, görünmeyenlere çeviriyoruz. Çünkü görünenler geçicidir, görünmeyenlerse sonsuza dek kalıcıdır” (2Ko. 4:16–18). Burada Pavlus bize günlük zahmetlerin, insanlığın kusurlarının ve zayıflıklarının ötesinde bir şey göstermek istiyor: buradaki hayatı zalim bir saçmalıktan öte bir hale getiren tek umudu.

 

TARTIŞMA SORULARI:

 

Nihai umudumuzu gösteren diğer bazı Kutsal Kitap vaatleri nelerdir? Yapabildiğiniz kadarını bir araya getirin ve bunları yalnızken veya ders sırasında yüksek sesle okuyarak, ne söyledikleri üzerine düşünün. Bize nasıl bir resim sunuyorlar?

 

Davut’un düşüşünü bu kadar feci hale getiren, Allah’ın bereketini bu kadar müstesna bir şekilde almış olmasıydı. Kendisine tüm verilenlere rağmen, yine de bu şekilde bir günah işledi. Bununla birlikte, sadece olumsuz tarafa odaklanmak yerine, onun kötü hikâyesinin olumlu tarafı hakkında düşünün: Allah’ın lütfu, çok yüksekten çok aşağıya düşmüş olan birisine bile. Bu, İsa’da sahip olduğumuz kurtuluşun gerçekten ne kadar tam ve mükemmel olduğu hakkında bize ne söylüyor? Ne yapmış olursak olalım, düşüşümüz ne kadar yüksekten olursa olsun, Davut gibi tövbe edersek affa sahip olacağımızdan nasıl emin olabiliriz?

 

Cuma

 

*30 Ocak–5 Şubat

 

Çölde Zafer

 

Sebt Günü

 

KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Mat. 1:20–23, Yu. 9:39, Mat. 3:7–12, 4:1–10, Yas. 34:1–4, Va. 21:10.

 

HATIRLAMA METNİ: “Nitekim İnsanoğlu, kaybolanı arayıp kurtarmak için geldi” (Luka 19:10).

 

Şeytan kendisiyle kadın arasında, kendi soyuyla kadının soyu arasında düşmanlık olması gerektiğini duyduğunda, insan doğasını ahlâksızlaştırma çalışmasının kesintiye uğrayacağını... anladı. Ancak kurtuluş planı daha ayrıntılı olarak açıklandığında, Şeytan melekleriyle birlikte, insanın düşüşüne neden olmakla Allah’ın Oğlu’nu yüce konumundan indirebileceğine sevindi. Tasarılarının şu zamana dek yeryüzünde başarılı olduğunu ve Mesih insan doğasına büründüğünde O’nun da yenilgiye açık olacağını ve böylelikle düşkün insan neslinin kurtuluşunun önlenebileceğini bildirdi.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 66.

 

Bu hafta, çöldeki denenmeyi incelerken, belki Kutsal Kitap’ta daha önce hiç bu kadar net bir şekilde gösterilmemiş olan Mesih ile Şeytan arasındaki açık savaşı, büyük mücadeleyi görebiliriz. Şeytan dünyanın kendisine ait olduğunu iddia etmişti ve Mesih onu geri kazanmaya geldi. Onu geri kazanmasının merkezinde ise kurtuluş planı vardı. İsa’yı doğumundan hemen sonra öldürmeyi başaramayan Şeytan, insan neslinin kurtuluşunu sabote etmek için başka bir yol denedi. Bunun nasıl gerçekleştiğini çöldeki denenmede görüyoruz.

 

*6 Şubat Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.

 

  1. Ders



31 Ocak

 

İmdada Yetişen İmmanuel

 

Matta 1:20–23 ayetlerini okuyun. İsa’ya verilen “İmmanuel” adının anlamı ve önemi neydi?

 

İsa neden “bizimle” olmak için bu dünyaya geldi?

 

Birincisi, Adem’in kaybettiği egemenliği geri vermek için geldi (Rom. 5:12, 15). O kalabalıklara ilham verirken (5.000 kişi O’na taç giydirip kral yapmak istedi) ve çocuklar hozanalarını (halkı düşmanlarından kurtaran birisine yönelik bir tür övgü) söylerken, İsa’nın krallık yönüne (egemenlik sahibi olmasına) dair bir ipucu görüyoruz. Ayrıca bir şekilde hasar görmüş insanları tekrar sağlıklı hale getirdiği zaman (örneğin, kör doğan adam ve 12 yıllık kanaması olan kadın) O’nun yaratılış üzerindeki gücünü, fırtınayı yatıştırdığında ve rüzgâra ve dalgalara sakin olmalarını söylediğinde ise doğa üzerindeki gücünü görüyoruz.

 

İkincisi, O yargı getirmeye ve iblisin işlerini yok etmeye geldi (Yu. 9:39, 1Yu. 3:8). Kötülüğün neden başarılı olduğunu ne kadar sık merak ediyoruz? İsa adaletsizlik sorununun üzerine gider ve bize sonun yakın olduğu güvencesini verir. İsa’nın üzerlerinde gücü olduğunu cinler de kabul ediyordu. Sıklıkla O’nun gerçek kimliğini haykırıyorlardı, hatta bazen İsa bunu açıklamadan önce. Diğerleri korku içinde kaçarken O cine tutulmuşlara huzur verdi ve onların akıl sağlıklarını iyileştirdi.

 

Üçüncüsü, İsa bu dünyaya kayıp olanı aramaya ve kurtarmaya (Luka 19:10) ve onların günahlarını ortadan kaldırmaya geldi (Yuhanna 1:29). O bizim gibi oldu ki, sadık bir Başrahip olabilsin ve bizi Allah’la barıştırsın (İbr. 2:17). “Günahla savaşmak, insanları ondan kurtarmak, onlara lütuf vermek, affetmek, aklamak, yüceltmek. Tüm bunlar başlangıçtan beri olan, şimdi ise İsa Mesih’te yerine gelmiş olan tek antlaşmanın amacıydı.”—N. T. Wright (2009–09–25), Justification: God’s Plan and Paul’s Vision [Aklanma: Allah’ın Tasarısı ve Pavlusun Vizyonu] (Kindle Locations 1462–1463: InterVarsity Press. Kindle Sürümü).

 

Son olarak, İsa bize Allah’ın nasıl olduğunu göstermek için, bize –ve evrendeki izleyenlere– O’nun gerçek karakterinin ne olduğunu açıklamak için geldi (Yuh. 14:9).

 

Mesih’in bu belirtilen geliş sebeplerinin her biri yaşamına ve Rab’le birlikte yürüyüşüne nasıl katkıda bulunabilir ve bulunmalıdır?

 

Pazar

 

1 Şubat

 

İsa’nın Vaftizi

 

Vaftizci Yahya’nın ortaya çıkışı tüm bölgede heyecan dalgası yaratmış olmalı. Burada İlyas peygambere benzeyen bir adam vardı (Mat. 3:4, 2Kr. 1:8). O, insanların 400 yıldır duydukları ilk peygamberlik sesiydi. Allah daha önce hiç bu kadar uzun süre sessiz kalmamıştı. Şimdi O insanlarla bir kez daha konuşuyordu. Anlaşılan önemli bir şey olmak üzereydi.

 

Matta 3:7–12 ayetlerini okuyun. Vaftizci Yahya neden Mesih’in gelişini anlatırken gelmekte olan gazap (7. ayet), ağaçların köküne dayanmış balta (10. ayet), harman yerinin temizlenmesi (12. ayet) ve samanın sönmeyen ateşte yakılması (12. ayet) gibi yargı temalarına bağlantı yapıyor?

 

İnsanlar son günlerde yaşadıklarını düşünüyorlardı. Yahya’nın çölden geldiğini ve onları Ürdün nehri sularını vaftiz aracılığıyla geçmek için cesaretlendirdiğini gördüler. Bu bir anlamda yeni bir Mısır’dan Çıkış gibiydi ve bizzat Mesih’in onları Roma’ya karşı kazanılacak bir zafer düşüncesinden, peygamberler tarafından bildirilmiş olan Allah’ın sonsuz krallığının müjdelenmesine yönlendirmesiyle birlikte, temizlenerek yeni Vaat Edilen Ülke’ye hazırlanmaları için (kurumuş nehir vadisinden yürüyüp geçmek yerine) ıslanmaları gerekliydi. En azından birçok kişi böyle düşünmüştü.

 

Fakat ne İsa ne de Yahya siyasî bir harekete önderlik etmiyorlardı; bu bir kurtuluş olayıydı. Luka’nın Yahya’nın yaptıklarını açıklamak için kullandığı ifadeler, Yeşaya kitapçığından, sürgünlerin Vaat Edilen Ülke’ye dönüşü için Allah’ın yol hazırlayışının tanımlandığı bir alıntıdır (Luka 3:3–6). Yeremya bu özel yolun hazırlanmasının sebebini açıklıyor: toplumun en zayıf ve savunmasızlarının (körler, topallar, hamileler, bebekli anneler) kullanabilmesi için ve yolu Vaat Edilen Ülke’ye dönmek isteyen diğer herkese uygun hale getirmek için (Yer. 31:7–9). Halkın Yahya’ya üşüşmesine şaşmamalı; yakında üzerlerinde olacak Rabb’in büyük günü için kendilerinin de hazır olabilme umutları alevlenmişti.

 

Ne var ki, birçoğunun beklemediği şekilde geldi; onlara söylenmediği için değil ama Kutsal Yazılar’ın anlamını kavrayamadıkları için (Luka 24:25–27).

 

İmanlı insanlar Rabb’in ilk gelişi hakkında ciddi yanlış algılara sahipti. Son günlerde yaşayan imanlı insanlar O’nun ikinci gelişinin niteliği hakkında ciddi yanılgılara düşmekten nasıl korunabilirler?

 

Pazartesi

 

2 Şubat

 

Taşlar Ekmeğe

 

Matta 4:1–3 ayetlerini okuyun. Ne oluyor ve neden? Büyük mücadelenin burada nasıl gerçekleştiğini görüyoruz?

 

“İsa denenmek üzere çöle götürüldüğünde, Allah’ın Ruhu tarafından götürüldü. O ayartıyı davet etmedi. O çöle yalnız kalarak görevi ve işi üzerinde düşünmek için gitti. Yürümesi gereken kanla çizili yol için Kendisini oruç ve duayla hazırlamalıydı. Fakat Şeytan Kurtarıcı’nın çöle gittiğini biliyordu ve bunun O’na yaklaşmak için en uygun fırsat olduğunu düşündü.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 114.

 

İsa’nın denenmesi ile İsraillilerin Mısır’dan çıkışta çölde dolaşma tecrübeleri arasında etkileyici paralellikler var. İsa sudan çıktıktan sonra çöle gitti, orada 40 gün boyunca hiç bir şey yemedi ve denendi. Benzer bir şekilde İsrailliler sudan geçtiler (Kızıldeniz), hiçbir yiyeceklerinin olmadığı çöle girdiler ve orada 40 yıl kaldılar. Yasa’nın Tekrarı 8:2, 3 ayetlerinde bunun nasıl anlatıldığına bakın. “Tanrınız RAB’bin sizi kırk yıl boyunca çölde dolaştırdığı uzun yolculuğu anımsayın! Buyruklarına uyup uymayacağınızı, amacınızın ne olduğunu öğrenmek için sizi sıkıntılara sokarak sınadı. Sizi aç bırakarak sıkıntıya soktu.”

 

Müjdenin anlatımı İsa’nın 40 gün sonra acıktığını söylüyor (Matta 4:2). Bundan sonra, bir anlamda Eyüp’ün tesellici dostları gibi, “yararlı” tavsiye veren biri ortaya çıkar. Bu Şeytan’ın zor durumdaki birilerine “yardım etmeye” gelmesinin ilk tasviri değildi. Zekeriya 3. bölümde Babil sürgününden sonra Yeruşalim’in onarımı zamanındaki başrahibin hikâyesi kayıtlıdır. O bir görümde Allah’ın önünde dururken, sağ yanında birisi belirdi. Sağ yanda duran kişi, her zaman en çok güvenilen dost, gelebilecek her türlü saldırıya karşı koruyan kişi demekti. Fakat Zekeriya 3. bölümdeki güvenilir “sağ kol”, güvenilir dost taklidi yapan “suçlayıcı”dan başkası değildi.

 

Aynı şey çölde İsa’nın başına geldi. “Yardım” etmeye gelen, “Tanrı’nın Oğlu’ysan, söyle şu taşlar ekmek olsun” dediğinde kendini açığa çıkardı (Matta 4:3). Allah tarafından gelen bir meleğin İsa’nın tanrılığı konusunda şüphesi olmaması gerekirdi.

 

Tekrar, İsa’nın verdiği yanıtın (Matta 4:4) Mısır’dan çıkışla bağlantılı bir alıntı olduğuna dikkat edin. “[Tanrı] sizin de atalarınızın da bilmediği man ile sizi doyurdu. İnsanın yalnız ekmekle yaşamadığını, RAB’bin ağzından çıkan her sözle yaşadığını size öğretmek için yaptı bunu” (Yas. 8:3).

 

Ayartıya yenik düşmemek önemli olsa da, başka birini farkında olmadan da olsa ayartıya itmediğinizden emin olmak ne kadar daha önemlidir?

 

Salı

 

3 Şubat

 

Diğer Bir Denenme

 

İlk denenme Çıkış ile benzerlik taşır ama kökleri ilk günaha dayanır. İsa önceliği tutkular yerine Allah’a bağlılığa vererek, Adem’in iyiliği ve kötülüğü bilme ağacında kaybettiklerini telafi etti. Ne var ki, insan neslinin Adem zamanından beri gitgide düşerek açtığı arayı tamamıyla kapatmak için, İsa’nın iki kez daha denenmesi gerekiyordu.

 

Matta’ya göre, ikinci denenme Şeytan’ın İsa’yı tapınağın en yüksek yerine, tahminen dik bir vadiye bakan güneydoğu köşesine götürmesiyle gerçekleşti. Ayartıcının İsa’nın dostu olmadığını gösteren o alaycı ifade tekrar geldi: “Tanrı’nın Oğluysan”.

 

Şeytan burada gerçekten ne yapmaya çalışıyor? İsa atlasaydı bir şeyi kanıtlanmış olacak mıydı? (Mat. 4:5–7).

 

İsa ucuz şovlar ile ilgilenmiyordu. Onun Allah’a güveni hakikiydi, başkalarını etkilemek için yapmacık değildi. İsa’nın Babası’na tam güveni göğü terk edip insan olmasında, acı çekmesinde, yanlış tanıtılmasında, insanların önünde aşağılanmasında ve adaletsizce öldürülmesinde sergilenmişti (bkz. Flp. 2:5–8). Bu O’nun kaderiydi ve O bunun için tamamen hazırdı. O’nun görevi Adem’in ve soyundan gelenlerin kaybettiği dünyayı geri almaktı. İsa’da antlaşmanın tüm vaatleri yerine getirilecek ve dünya bir kurtuluş fırsatına sahip olacaktı.

 

İsa tekrar “Yazılmıştır” diye cevap veriyor, tekrar Yasa’nın Tekrarı kitapçığından alıntı yapıyor ve tekrar Kendi tecrübesi ile Mısır’dan çıkış arasında bağlantı kuruyor: “Massa’da olduğu gibi, Tanrınız RAB’bi denemeyeceksiniz” (Yas. 6:16). Massa İsraillilerin suyun yokluğundan yakındıkları ve Musa’nın su çıkarmak için taşa vurduğu yerdi. Musa bu tecrübeyi değerlendirirken, halkın “‘Acaba RAB aramızda mı, değil mi?’ diye RAB’bi denemiş” olduklarını belirtti (Çıkış 17:7). Tabi ki İsa işin aslını biliyordu ve tuzağa düşmedi, hatta bu sefer Şeytan’ın “Yazılmıştır” ifadesini Kendisine karşı kullanmasına rağmen (Matta 4:4, 6).

 

Dua ettiğimizde Rab’den beklentilerimiz söz konusu olduğunda, mucizeler için Allah’a güvenmek ile haddini bilmezlik arasındaki sınırı görmek her zaman kolay değildir. Birini diğerinden ayırmayı nasıl öğrendiniz? Cevabınızı Sebt günü derste söyleyin.

 

Çarşamba

 

4 Şubat

 

Şeytan’a İbadet

 

Matta’nın anlatımında, ilk denenme tutkular, ikincisi Allah’ı yönlendirmek üzerine odaklanırken, üçüncüsü ise Mesih’in Kendisine, krallığına ve dünyadaki nihaî görevine doğrudan bir meydan okumaydı.

 

Matta 4:8–10, Yasa’nın Tekrarı 34:1–4 ve Vahiy 21:10 ayetlerini okuyun. Şeytan’ın İsa’yı çıkardığı “çok yüksek bir dağ”ın önemi nedir?

 

Kutsal Kitap’ın “ulusları görmek için çok yüksek bir dağa çıkma” temasını kullanış şekline bakarsak, İsa’nın yolculuğunun gezi turu olmadığını görebiliriz. Bu senaryoya eklenmiş peygamberlik görümü var. Musa dağın tepesinden Vaat Edilen Ülke’yi daha sonra olacağı haliyle görür, daha sonra da Yuhanna gelecekteki Yeni Yeruşalim’i görür. Benzer şekilde İsa da antik Roma dünyasının ülkelerinden daha fazlasını görür. Şeytan’ın her şeyi en iyi şekliyle gösterdiğine dikkat edin. O suçu, acıyı ve adaletsizliği değil, zenginlikleri ve göz kamaştırıcılığı gösteriyor.

 

Sonra Şeytan “yere kapanıp bana taparsan, bütün bunları sana vereceğim” der (Matta 4:9). Şeytan Adem ve Havva’yı (zaten Tanrı’nın suretinde oldukları bir zamanda) Tanrı gibi olma isteği ile kandırdığı şekilde, kendisinin Tanrı olduğunu ve dünyadaki uluslara sadece kendisinin sahip olduğunu ve küçük bir saygı eylemine karşılık bunların hepsini kolayca İsa’ya verebileceğini ileri sürdü (bkz. Luka 4:6; Mez. 2:7, 8 ayetleriyle karşılaştırın).

 

Bu sınav bağlılık üzerine odaklıydı. İnsan nesli nihaî bağlılığı kime göstermeliydi? Aden bahçesinde Adem ve Havva yılana boyun eğdiklerinde aslında Şeytan’a bağlılık gösteriyorlardı ve bu salgın hızlı bir şekilde nesilden nesile yayıldı. Doğrudan ilahî müdahale olmasaydı, büyük mücadele Şeytan’ın lehine sonuçlanabilirdi. İnsan nesli ve hatta dünya üzerindeki yaşam devam etmeyebilirdi. Risk o kadar büyüktü.

 

İsa’nın, Yusuf ve Potifar’ın karısı örneğinde olduğu gibi, kötülüğün Kendi yanında durmasına izin vermediğine dikkat edin. İsa Şeytan’a uzaklaşmasını emretti. Yusuf bunu yapamazdı, bu nedenle potansiyel kötülüğün faaliyet alanından ayrıldı (Yar. 39:11, 12). Bizim için de ne kadar basit bir ders.

 

Tüm bu üç denenmede, İsa savunması olarak Kutsal Yazılar’ı kullandı. Pratikte bu bizim için ne anlam ifade ediyor? Yani, denenme ile karşılaştığımızda aynı şekilde zafer elde edebilmek için Kutsal Yazılar’ı nasıl kullanabiliriz?

 

5 Şubat


EK ÇALIŞMA: Yüzyıllar boyunca büyük mücadele temasına değinen yazarlar bulunabilse ve günümüzde bazı müjdeciler bu fikre daha yakında baksa da, hiç kimse büyük mücadele görüşünü Yedinci Gün Adventist Kilisesi kadar kapsamlı bir şekilde geliştirmedi. Mesih ve Şeytan arasındaki gerçek, fiziksel, ahlakî ve ruhsal çatışma, gerçekten de Adventist düşüncenin çok önemli bir ayırıcı özelliğidir. Ve boşuna değil. Kutsal Kitap boyunca, bir müjdeci yazarın “kozmik savaş teması” diye adlandırdığı konu görülmektedir ve bazen (çöldeki denenme konusunun işlendiği bu haftanın dersinde olduğu gibi) bu konu çok kesin ve açık bir biçimde görünür. İyi ile kötü arasındaki bir savaş fikri, belirgin bir dinsel bağlamın dışından bile görülebilir. Şair T. S. Eliot şöyle yazdı: “Dünya döner ve dünya değişir / Ama tek bir şey değişmez. / Ne kadar gizleseniz de, bu şey değişmez: / Sürekli çatışması iyi ile kötü’nün.”—The Complete Poems and Plays [Tüm Şiirleri ve Oyunları], 1909–1950 (New York: Harcourt Brace & Company, 1952), s. 98 Alman ateist düşünür Friedrich Nietzsche şöyle yazdı: “Bir sonuca varalım. İki karşıt değer ‘iyi ve kötü,’ ‘iyilik ve şeytanîlik’ binlerce yıldır dünya üzerinde korkunç bir mücadele içinde olmuşlardır.”—On the Genealogy of Morals and Ecce Homo [Ahlakın Soykütüğü Üzerine ve Ecce Homo] (Vantage Books Edition: Random House, Inc., 1967), s. 52. Kutsal Yazılar, Peygamberlik Ruhu’nun da yardımıyla, bu savaşın gerçek doğasını ve içindeki önemli ebedî meseleleri başka hiçbir şeyin yapmadığı şekilde gösterir.


TARTIŞMA SORULARI:


Mucizeler için Allah’ın vaatlerine güvenmek ile haddini bilmezlik arasındaki sınır hakkındaki Çarşamba gününün sorusuna cevaplarınız üzerinden derste tekrar geçin. Farkı nasıl anlayacağız?


Ayartı birçok formda, şekillerde, ölçülerde, renklerde ve suretlerde, her birimize bulunduğumuz yerlerde ulaşmak için dikkatle tasarlanmıştır. Ve tabi ki, birisini ayartan bazı şeyler, diğer bir kişiyi ayartmaz. Açık günahların yanı sıra, ayartılabileceğimiz daha ne gibi ince yollar vardır?


İsa’nın çöldeki denenmesi ve uğradığı aşağılanma hakkında okuyun. Bunu yaparken, aslında aynı İsa’nın “bizimle olan Tanrı” olduğu gerçeği hakkında düşünün. O “her şey O’nun aracılığıyla var oldu” denilen kişiydi (Yu. 1:3). Buradaki inanılmaz fikri nasıl kavrayabiliriz: bu korkunç savaşı bizim adımıza sürdüren Allah’tır–Allah! Bu gerçeği düşündüğümüzde, başka neyin önemi olabilir?


Cuma


*6–12 Şubat


İsa’nın Öğretileri ve

Büyük Mücadele


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Mat. 11:29; Rom. 4:1–6; Mat. 13:3–8, 18–23; Mat. 7:21–27; Yakup 2:17; Mat. 7:1–5.


HATIRLAMA METNİ: “Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm” (Matta 11:28).


Ne zaman büyük mücadele konusunda düşünsek, onu çok büyük ve çok önemli bir konu olarak düşünme eğilimindeyiz. Yani bu, resmin tamamını görmek için bakış açısı. Bu, çok daha dar kapsamlı yerel bir hikâye veya anlatının aksine, gerçeğin büyük bir bölümünü kapsayan ve açıklayan bir öykü, bir “meta-hikaye” (üstanlatı) olarak adlandırılabilir. Örneğin, çok daha geniş kapsamlı olan Amerikan Devrimi’nin aksine, Paul Revere’in ünlü at sürerek geliş öyküsü yerel bir anlatıdır.


Bununla birlikte, büyük mücadele teması ne kadar büyük ve kapsayıcı, konular ne kadar muazzam olsa da, bu dünyada, günlük hayatlarımızda, Allah’la ilişkimizde, ayartıya ve diğer şeylere karşı tavrımızda günden güne sahnelenmektedir. Tıpkı insanların günlük yaşamlarının daha büyük ölçekteki politik ve ekonomik olaylardan, kimi zaman büyük ölçüde etkilendiği gibi, her birimiz de büyük mücadeleden aynı şekilde etkileniyoruz.


Bu haftanın dersinde, hepimiz büyük mücadelenin ortasında Allah’ın isteğini bilmeye ve yerine getirmeye uğraşırken, İsa’nın son derece gerçekçi ve pratik konular hakkındaki öğretilerine göz atacağız.


*13 Şubat Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

7 Şubat


Rahatlığın Birçok Çeşidi


“Boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur.” (Mat. 11:29). O’nun “boyunduruğunu” yüklenmek canlarımızı nasıl rahata kavuşturur?


Bu teklif İsa’nın daha geniş boyutlu olan insanları düşmandan kurtarma görevinin içinde, kişisel boyuta işaret eden bir tekliftir. O’nun sözleri aslında, halka etraflarındaki ulusların putperestliği yerine atalarının dinine dönerlerse canlarının rahata kavuşacaklarını vaat eden Yeremya’dan uyarlanmıştır (Yer. 6:16).


Dinlenme (rahat, istirahat) kavramı Kutsal Yazı’da bol miktarda bulunur. Bizzat Allah ile başlar. O, Yaratma işini bitirdiğinde dinlendi [istirahat etti] (Yar. 2:2). O’nun istirahati, haftalık olarak kutlanan bir Sebt gününü müjdeledi. İstirahat ayrıca yıl boyunca yıllık bayramlarda (örneğin Lev. 16:31), yedi yılda bir “toprağın Sebti” olarak (Çık. 23:11) ve elli yılda bir jübile yılında, köleler özgür bırakılarak ve borçlar silinerek kutlanıyordu (Lev. 25:10).


Allah Kendi halkıyla birlikteyken (Çık. 33:14), “ne bir düşman ne de kötü bir olay” olmadığında (1Kr 5:4, Yas. 25:19), istirahatin değeri anlaşılabilirdi. İstirahatin tadı, Allah’ın Kendi halkına verdiği topraklarda (Yşu. 1:13), özellikle halkın esaretten ve sürgünden döndükleri zamanda (Yer. 30:10) çıkarılıyordu. İstirahat aynı zamanda yabancılara konukseverlik göstererek (Yar. 18:4) ve düzenli bir aile hayatı sayesinde (Rut 1:9, Özd. 29:17) paylaşılıyordu.


Fakat Allah’ın halkı esaret altındayken onlara rahat yoktu (Çık. 5:4, 5, Ağı. 1:3). İstirahat, çalkalanan deniz gibi rahat duramayan kötülerden kaçar (Yşa. 57:20). Böyle insanlar dinlenmek için ancak ölümü ve mezarı gözleyebilirler (Eyüp 3:11, 13, 16, 17, 18). Vahiy 14:11 ayetinde de, son günlerde büyük mücadelede yanlış tarafta olanlara yönelik, istirahatle ilgili güçlü bir uyarı vardır.


İsa’nın verdiği rahat çok zengin bir pakettir. Yaratıcı ile zaman geçirmemizi sağlayan Sebt hediyesini içerir. İsa’nın sunduğu rahat kayıp durumumuzun bilincindedir ve bizi her şekilde yeniler. Hata yaptığımızda da (sürekli yaptığımız gibi), hâlâ Kurtarıcımız’ın yanında bir istirahat yerine sahip olma güvencemiz vardır.


Sebt günü haricinde, Allah’ın bize verdiği istirahatten zevk almayı öğrenebileceğimiz diğer yollar nelerdir? İsa’da canlarımız nasıl rahata kavuşur? Ayrıca bakınız: Rom. 4:1–6.


Pazar


8 Şubat


Ekmek ve Biçmek


Büyük mücadele teması İsa’nın ekinci benzetmesinde ima edilmektedir. Müjde mesajına verilen dört çeşit yanıt, dünyada sadece “kötü” ve “iyi” olarak tanımlanandan daha fazla çeşit insan olduğunu göstermektedir. Hayat bundan daha karmaşıktır ve müjdeye bizim gerekli olduğunu sandığımız şekilde yanıt vermeyenlere nasıl yaklaşacağımız konusunda dikkatli olmalıyız.


Matta 13:3–8 ve Matta 13:18–23 ayetlerini okuyun. Bu hikâyede ortaya çıkan büyük mücadele gerçeğini nasıl daha net bir şekilde görebiliriz?


Canlar için verilen savaş gerçektir ve düşman insanları kurtuluştan uzaklaştırabileceği her türlü yöntemi kullanmaktadır. Örneğin, yol kenarına düşen tohum konusunda Ellen G. White şöyle yazdı: “Şeytan ve melekleri, müjdenin vaaz edildiği topluluklarda hazır bulunmaktadırlar. Göğün melekleri kalplere Allah’ın sözünün damgasını vurmaya çabalarlarken, düşman sözü tesirsiz hale getirmek için tetiktedir. Ancak habisliğinin denk olabileceği bir ciddiyetle, Allah’ın Ruhu’nun çalışmasını engellemeye çalışır. Mesih Kendi sevgisiyle canı çekmekteyken, Şeytan Kurtarıcı’yı aramak için harekete geçirilen kişinin dikkatini dağıtmaya çalışır.”—Mesih’in Örnek Dersleri, s. 44.


Şöyle bir soru sorulabilir: Çiftçi neden daha dikkatli olamadı ve tohumu yolunun üzerine atarak boşa gitmesini engellemedi? Neden taşları daha özenli bir şekilde kazıp çıkarmadı? Neden daha çok delice temizlemedi?


Müjde tohumlarını ekerken insanî çaba her zaman kısıtlıdır. Bizler her yere ekmeliyiz. Biz iyi ve kötü toprağın belirleyicisi değiliz. Delicelerin ortaya çıkması, basit bir şekilde, bizim en beklenmedik yerlerden bitecek kötülüğü engelleyemeyeceğimizi gösterir. Kurtarılabilecek herkesin kurtarılacağının garantisini sağlayan, arka planda çalışan ürünün sahibi Rab’dir. Biz kendi işimizi yapıyoruz ve O’nun Kendi işini yaptığına güvenmeyi öğrenmeliyiz.


Bu benzetmenin gerçekliğini hangi şekillerde görüyoruz? Neden bazen daha yeni vaftiz olmuş kişilerin kapıdan çıkıp gittiğini görüyoruz? Ya da baştan beri hiç ilgilenmeyen diğerlerini? Ya da imanda sağlam temele oturanları?


Pazartesi


9 Şubat


Kaya Üzerine İnşa Etmek


Etrafımızda gerçekleşen evrensel mücadelede nerede durduğumuz konusu, kaya üzerine ev inşa eden adam benzetmesinde oldukça kişiselleştirilir.


Matta 7:21–27 ayetlerini okuyun. Bu benzetmenin çok korkutucu olan yönü nedir?


Bu hikâyeyi düşündüğünüzde aklınıza ne geliyor? Kaya nerede, kum nerede? Bazı insanlara göre kum sadece sahilde bulunur, fakat bu hikâye muhtemelen bir sahil evi hakkında değil. Daha çok, inişli çıkışlı tepeler arasında, birçok köyün bulunduğu bir vadinin kenarında bir yerde geçiyor olması muhtemel.


İsa iki ev tarif ediyor; birisi sadece yüzeye inşa edilirken, diğerinin ana kayaya kadar inen temelleri var (Luka 6:48). Tepelere yağmur yağıp, ani bir sel kükreyerek aşağı vadiye inene kadar, ikisinin arasındaki farkı anlamak mümkün değil. Ev inşa edenlerden biri için sorun yok, zira ev sağlam bir şekilde sabitlenmiştir; fakat diğerinin bir sorunu var. Güvenli temel olmaksızın sadece yüzeye inşa edilen ev, gürül gürül gelen sel sularına kolaylıkla yenik düşer.


İsa bizim kendimizi ne kadar kandırdığımızı bildiği için bu benzetmeyi paylaştı. Ciddi bir mücadele sürüyor ve buna yardımsız olarak dayanmamızın imkânı yok. İsa kötülüğe karşı galip geldi ve bu nedenle Kaya olarak adlandırılıyor.


Kötülüğe karşı bu kişisel savaş kazanılabilir, fakat ancak hayatlarımızı sağlam bir şekilde O’nun üzerine inşa edersek. O’nun üzerine inşa edebilmemiz ise sadece O’na itaat ile mümkündür. “İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes, evini kaya üzerine kuran akıllı adama benzer” (Mat. 7:24). Bu kadar basit. İman ne kadar önemli bir bileşen olsa da, Kutsal Kitap’a göre eylemsiz iman “ölüdür” (bkz. Yakup 2:17, 20, 26), bu benzetmede ise onun gerçekten de ne kadar ölü olduğunu görüyoruz.


Matta 7:22, 23 ayetlerini okuyun. İsa’nın adıyla cinleri kovmak veya peygamberlikte bulunmak bu insanların içinde bir nevi “iman” olduğunu gösteriyor. Buna rağmen, sonları ne oldu? Kendinize sorun, evinizi hangi temel üzerine kurdunuz ve cevabı nasıl biliyorsunuz?


Salı


10 Şubat


Kimseyi Yargılama


İsa Dağdaki Vaaz’ı hizmetinin ilk zamanlarında verdi. Bu devrimci bir vaazdı. Her şeyden önce, sıradan insanlara Allah’ın gözünde değerli ve kutlu olduklarını (Matta 5:3–12) ve iki paha biçilmez şey, tuz (Matta 5:13) ve ışık (Matta 5:14–16) olduklarını söyledi. O Allah’ın yasasının önemini belirtti (Matta 5:17–19) ama onları iyi işleri ile diğerlerini etkilemeye çalışma konusunda uyardı (Matta 5:20). İsa ayrıca ahlâkın kişinin sadece yaptıkları ile değil, düşündükleriyle de belirlendiğine işaret etti (Mat. 5:21–28), her ne kadar işlerin de düşünceler kadar korunması gerekiyorsa da (Matt. 5:29, 30). Tüm vaazı okuduğumuzda, İsa’nın insanın var oluşu ve ilişkileri ile ilgili her konuya değindiğini görebiliriz (bkz. Mat. 5–7:27).


Matta 7:1–5 ayetlerini okuyun. Büyük mücadele gerçeği bu metinlerde nasıl açıklanıyor? Yani iyi ile kötü arasındaki etkileşim burada nasıl gösteriliyor?


“‘Yargılamayın ki, yargılanmayasınız.’ Kendinizi diğer insanlardan daha iyi görüp, onların yargıcı olarak görevlendirmeyin. Siz güdüleri bilemeyeceğiniz için, başka birini yargılamaya yetkin değilsiniz. Onu eleştirirken aslında kendi kendinizi mahkûm ediyorsunuz; zira kardeşlerimizin suçlayıcısı olan Şeytan’la paydaş olduğunuzu gösteriyorsunuz. Rab ‘İman yolunda olup olmadığınızı anlamak için kendinizi sınayıp yoklayın’ diyor. Bizim işimiz budur.”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, s. 314.


İsa dinleyicilerine “yargılamayın” dediğinde, iki önemli hususu belirtti. Birincisi, kınadığımız şeylerin aynısını biz yaptığımız için başkalarını yargılıyoruz (Mat. 7:1, 2). Dikkati kendi üzerimizden alıyor ve çevremizdeki herkesin bize değil, mahkûm ettiğimiz kişiye bakmasını sağlıyoruz.


İsa’nın belirttiği diğer nokta, genellikle kardeşimizde gördüğümüz problemin, belki de varlığını bile fark etmediğimiz bizim kendi problemimizin sadece bir kısmı olmasıdır. Bizim için kardeşimizin gözündeki talaş parçasını görmek çok kolaydır, ama kendi gözümüzdeki merteği göremeyiz.


Bir insanı yargılamak ile onun davranışlarının iyi veya kötü oluşunu yargılamak arasındaki fark nedir, bu ayrımı yapmak neden çok önemlidir?


Çarşamba


11 Şubat


“Her An Sizinle Birlikteyim”


Matta, kendi Müjde anlatısını İsa’nın söylediği en güven verici sözlerden biriyle bitirir: “İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim” (Mat. 28:20). Pratik anlamda, hayatlarımızda, mücadelelerimizde, başarısızlıklarımızda ve hayal kırıklıklarımızda, hatta Allah’ın beklentilerimizi boşa çıkardığını sandığımız zamanlarda, bu bizim için ne anlama gelmeli?


Matta’nın kendi Müjde’sine benzer sözler ile başlaması ilginçtir. Matta tüm ataları sıraladıktan ve bir meleğin önce Meryem’i daha sonra Yusuf’u ziyaret edişini anlattıktan sonra, doğacak bebeğin İmmanuel, yani “bizimle olan Tanrı” olacağını açıklar (Mat. 1:23).


Allah Kutsal Yazılar’da “Seninle birlikte olacağım” vaadini defalarca verdi. O İshak ile (Yar. 26:24), Yakup ile (Yar. 28:15), Yeremya ile (Yer. 1:8, 19), ve İsrailoğulları ile (Yşa. 41:10, 43:5) birlikte olma sözü verdi. Bu örneklerin birçoğunun bağlamı, Allah’ın sözlerinin duruma en uygun olduğu, sıkıntı ve baskı zamanlarındadır.


Paralel bir ayette benzer sözler kullanılır: “Seni asla terk etmeyeceğim, seni asla yüzüstü bırakmayacağım” (İbr. 13:5). Yazar birkaç ayet sonra ekler: “İsa Mesih dün, bugün ve sonsuza dek aynıdır” (İbr. 13:8). Bu vaat de birkaç defa tekrarlanır. Aslında Musa’nın liderliği Yeşu’ya devrettiği zamandan gelir (Yas. 31:6, 8) ve Musa’nın ölümünden sonra Allah bu ifadeyi Yeşu’ya tekrar söyler: “Seni terk etmeyeceğim, seni yüzüstü bırakmayacağım” (Yşu. 1:5). Davut krallığı Süleyman’a devrederken, benzer bir şekilde Süleyman’a Allah’ın onu terk etmeyeceğini ve yüzüstü bırakmayacağını söyler (1Ta. 28:20).


Asla değişmeyen, her zaman bizimle olan İsa, iman tarihindeki atalarımıza güçlü güvence veren kişidir. Onlar sıkıntılarla ve denenmelerle karşılaştılar, ya da hayatlarının en büyük zorluklarına atılmak üzereydiler, fakat yinede Allah’ın sürekli varlığından emindiler.


Son günlerdeki Mesih’in kilisesi için bu teminatlar önemlidir. İsa’nın dünyanın sonuna kadar bizimle birlikte olma vaadi, giderek, vaftiz ederek ve öğreterek öğrenciler yetiştirme bağlamındadır. Öyleyse, odak noktası büyük mücadele içinde kaybeden tarafta olan insanları kurtarmaktan duyulan sevinçtir.


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Yazar Leon Wieseltier “dünyadaki en üzücü hikâyelerden biri” dediği hikâyeyi yazdı. Adını “S.B.” olarak kodladığı, doğuştan kör olan bir İngiliz’den bahsetti. Ancak iyi haber şuydu ki, S.B. 52 yaşında kornea nakli oldu ve görmeye başladı. S.B. hayatında ilk defa görebiliyordu! Hayatı boyunca etrafında gelişen, fakat kendisi için gerçekten de “gözen ırak” olan dünyayı nihayet görmek onun için inanılmaz derecede heyecan verici olmalıydı. Gelgelelim, Wieseltier bundan sonra hikâyeyi ilk kez okuduğu kitaptan bir alıntı yapıyor. S.B. “dünyayı sıkıcı buldu ve pul pul dökülen boyaları ve kusurları görünce morali bozuldu” diyordu yazar. . . . Nesnelerdeki kusurları gitgide daha çok fark etmeye başladı, boya işlerinde veya tahtalardaki küçük uyumsuzlukları ve izleri inceliyordu, anlaşılan daha mükemmel bir dünya beklentisinde olduğu için bunları üzücü buldu. Parlak renkleri seviyordu, fakat parlaklık solduğunda depresyona giriyordu. Depresyonu ciddileşti ve genelleşti. Yavaş yavaş aktif yaşamaktan vazgeçti ve üç yıl sonra öldü.”—www.newrepublic.com/article/113312. Vay canına! Bir noktada anlamak zor olsa da, diğerinde değil. Dünyamız bozulmuş bir yer. Büyük mücadele burada yaklaşık altı bin yıldır devam ediyor. Altı bin yıllık savaş arkasında büyük bir hasar bırakacak. Ve bu dünyayı daha iyi hale getirme yönündeki tüm çabalarımıza rağmen, gidişat hala doğru yönde gibi gözükmüyor. Aslında, sadece daha kötü olacak. İşte bu nedenle, ancak Mesih’in büyük mücadeledeki zaferi sayesinde elde ettiğimiz Kurtuluş vaadine ihtiyacımız var, bu zafer haçta sağlanmıştır ve herkese karşılıksız sunulmaktadır.


TARTIŞMA SORULARI:


S.B.’nin hikâyesinden kendiniz için ne gibi dersler çıkarabilirsiniz?


Eğer bir şeyi besbelli yanlış yapan bir arkadaşınız veya ailenizin bir bireyi varsa, birincisi yargılamadan, ikincisi yargılayıcı gözükmeden, bu sorunla nasıl bir şekilde ilgilenirsiniz?


Eğer bir şeyi besbelli yanlış yapan bir arkadaşınız veya ailenizin bir bireyi varsa, birincisi yargılamadan, ikincisi yargılayıcı gözükmeden, bu sorunla nasıl bir şekilde ilgilenirsiniz?


Cuma


12 Şubat


*13–19 Şubat


Yoldaşlar


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Luka 5:6–8, 11; Markos 3:14; Matta 8:23–27; Markos 4:35–41; 9:33–37; Matta 20:20–28.


HATIRLAMA METNİ: “Onlar birbirine, ‘Yolda kendisi bizimle konuşurken ve Kutsal Yazılar’ı bize açıklarken yüreklerimiz nasıl da sevinçle çarpıyordu, değil mi?’ dediler.” (Luka 24:32).


İsa hizmetinin ilk günlerinden itibaren yalnız çalışmadı. O, duyuruda, öğretmede ve hizmette yer alacak insanlar seçti. Dört Müjde öncelikli olarak O’nun hayatına, ölümüne ve dirilişine odaklanmasına rağmen, bunu sıklıkla O’na en yakın kişiler olan öğrencileri üzerinden yapıyor.


Böylece, O’nun etrafında büyük mücadele sürerken, öğrencilerinin etrafında da sürdüğünü görebiliriz. İsa’nın “Tamamlandı” diye bağırdığı acı verici sona kadar, Şeytan İsa’yı sendeletmenin ve düşürmenin imkânsız olduğunu anladı. Fakat Mesih’in takipçileri çok daha kolay avlardı. Onların karakter kusurları düşmana içlerine kolayca sızabileceği gedikler verdi.


Gurur, şüphe, inatçılık, kibir, ufak işlerle uğraşma; kusurları her ne idiyse, bunlar Şeytan’a yol açtılar. Sorunlarının yarısı, kendi düşüncelerine göre ne olacağı ve olması gerektiğine ilişkin görüşlere sahip olduklarından, İsa’nın olacaklara ilişkin söylediklerini dinlememeleriydi.


Zor yoldan öğrenecekleri birçok ders vardı. Şüphesiz, aynı şekilde bizim de.


*20 Şubat Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

14 Şubat


Petrus’un Çağrılması


Büyük mücadelede söz konusu olan inanılmaz mesele göz önüne alındığında, İsa’nın hizmette Kendisine yardımcı olarak insanlardan, özellikle de Kendi seçtiği epey kusurlu insanlardan yararlanması hayret verici. Tabi ki, düşmüş insanlığın durumunu göz önüne alırsak, her halükârda seçtiği hiç kimse ahlâki bakımdan kusursuz olamazdı.


İsa Celile Gölü’nün kuzey sahili boyunca arkasında kalabalık bir insan topluluğu ile yürürken, verimsiz geçen bir akşamın ardından sahiplerinin temizlediği iki tekne fark etti. Bu balıkçılar İsa’yı zaten tanıyorlardı. İsa onların havralarında öğretmiş, sözleriyle herkesi şaşkına çevirmişti (Luka 4:31, 32). Hatta İsa havralarında bir adamdan cin kovmuştu ve herkes şaşmıştı (Luka 4:33–36). Onlar İsa’yı Petrus’un evinde Petrus’un kaynanasını iyileştirirken (Luka 4:38, 39) ve o akşam daha sonra diğer pek çok kişiyi iyileştirirken görmüşlerdi.


Sahil boyunca bir kalabalığın İsa’yı takip etmesine şaşmamalı. İsa Petrus’un teknesine bindi, herkesin O’nu görebilmesi için Petrus’a tekneyle sahilden biraz açılmasını söyledi, sonra da halka hitap etti (Luka 5:3). Bitirdiğinde, Petrus’a yeni temizlenmiş ağlarını derin sulara atmasını söyledi. Petrus kesinlikle hiç bir şey tutamayacağını düşündü, fakat İsa’ya duyduğu saygı nedeniyle dediğini yaptı.


Luka 5:6–8 ayetlerini okuyun. Petrus’un tepkisi onun hakkında bize ne öğretiyor ve gözle görünür kusurlarına rağmen İsa’nın onu neden seçtiğini anlamamıza nasıl yardım ediyor?


Petrus’un tepkisi çok çarpıcı. Belki de Yakup’un melekle güreşmesine paraleldir: İlahî Mevcudiyet’in aynı şekilde idrak edilişi ve yoğun bir değersizlik hissi (Yar. 32:24–30). Bir şey açık. Petrus günahkârlığının farkına vardı çünkü Rabb’in orada olduğunu biliyordu. Örneğin, günahkâr oluşunu açıkça itirafı, İsa aralarındayken bile kendi günahkârlıklarının farkına varacaklarına İsa’nın Kendisinin günahkâr olduğunu söyleyen bazı din adamlarının tepkisine çarpıcı bir tezat teşkil ediyor (bkz. Yuhanna 9:24).


Luka 5:11 ayeti onların “her şeyi bırakıp” O’nun ardından gittiklerini söylüyor; bu, ağları yırtılacak kadar dopdoluyken, her şeyi artlarında bırakıp İsa’yı takip ettikleri anlamına geliyor. Burada bizler için nasıl bir mesaj var?


Pazar


15 Şubat


“O’nunla Birlikte”


İsa Celile Gölü kenarında ilk öğrencilerini çağırdığında, onlar İsa’nın kötülük üzerindeki gücüne çoktan tanıklık etmişlerdi. O’nu cinleri kovarken (Luka 4:34–36), hastaları iyileştirirken (Luka 4:38–41), doğaya hükmederken (Luka 5:4–6), günahı açığa çıkarırken ve ardından Petrus’a korkmaması için güvence verirken (Luka 5:10) görmüşlerdi.


Bir süre sonra, İsa gece boyunca dua ettikten sonra (Luka 6:12), izleyicilerini (öğrencilerini) topladı ve bu büyük gruptan on iki kişiyi seçerek onları elçiler olarak adlandırdı (Luka 6:13; “elçi” olarak çevrilen Grekçe apostolos sözcüğü “gönderilen” demektir.) İsa onları göndermeden önce onlarla biraz zaman geçirerek talimatlar verdi (Luka 9:1–5), bunların benzerlerini bir süre sonra daha genişçe bir grup olan yetmişlere verecekti (Luka 10:1–16).


Markos 3:14 ayetini okuyun. İsa elçileri kendi başlarına göndermeden önce onlardan ne yapmalarını istedi? Burada hepimiz için hangi önemli mesaj var?


Çağdaş öğrenciler kaç kez İsa ile zaman geçirmek yerine İsa için koşturmaya ve çalışmaya istekliler? Basit gerçek şu ki, müjde hizmetini yerine getirmek için yola çıktığımızda kendi yapacaklarımızın listesini yapmak için koşuşturmaktan Dünyanın Kurtarıcısı’nı es geçiyoruz ve O’nun yerini kendimiz almaya çalışıyoruz. İsa’nın tek Kurtarıcı olduğunu unutup dünyanın kurtuluşunun bize bağlı olduğunu düşünerek “Mesih kompleksi”ne (kendini Mesih sanmak) kapılmak çok kolaydır.


Hristiyanlık tarihinin büyük kısmının İsa’nın adını taşıma iddiasında bulunan, fakat O’nunla vakit geçirmemiş, O’nu tanımamış ve O’nun tarafından değiştirilmemiş kişiler tarafından kirletildiğini söylemek zorlama olmaz. Dünyamızın veya kilisemizin ihtiyacı olan son şey, İsa’nın adıyla etrafta dolaşan fakat “O’nunla birlikte” olmamış kişilerdir. Şeytan’ın büyük mücadeledeki en büyük taktiklerinden biri, Mesih’in adını taşıyan kişileri çalmak ve onları bu adı kirletmek için kullanmaktaki becerisidir. Bu nedenle, İsa bu adamları göndermeden önce onların, şüphesiz Kendisinden öğrenmeleri için, Kendisiyle birlikte olmalarını istedi.


Bugün, İsa fiziksel ve bedensel olarak burada olmasa da, “O’nunla birlikte” olmak bizim için ne anlama geliyor? Bugün bu zamanı O’nunla birlikte geçirebileceğimiz pratik, gerçek zamanlı yollar nelerdir?


Pazartesi


16 Şubat


İsa’nın Doğa Üzerindeki Hâkimiyeti


Matta 8:23–27, Markos 4:35–41 ve Luka 8:22–25 ayetlerini okuyun. Büyük mücadele gerçeğinin bu ayetlerde nasıl açıklandığını görüyoruz?


Şeytan’ın doğal dünyayı ne derecede etkilediğini tam olarak anlamasak da, Kutsal Yazılar Eyüp’ün hikâyesinde görüldüğü üzere onun etkisinin varlığını ortaya koyuyor (bkz. Eyüp 1:18, 19). Ayrıca Ellen G. White bize şöyle diyor: “Şeytan bugün bile yeryüzündeki ve denizdeki felâketleri kullanarak mümkün olduğunca çok kişinin kaderini belirlemeye çalışıyor.”—In Heavenly Places [Göksel Yerlerde], s.348, bu onun bu alandaki gücünün diğer bir belirtisidir. Şüphesiz, dünyayı durmaksızın vuran doğal afetlerin arasında, dünyamızda gerçekleşen büyük mücadele gerçeğini görüyoruz.


Buradaki hikâyede İsa, öğretmeyle geçen uzun bir günün ardından, akşam yaklaştığında öğrencilerine hep birlikte daha az insanın yaşadığı karşı kıyıya geçmeyi teklif etti. Yolun bir bölümünde aniden korkunç bir fırtına onları vurdu ve dalgalar tekneye bindirerek su almasına neden oldu (Markos 4:37). İsa çok yorgun olduğu için teknenin kıç tarafında yatmış uyuyordu ve her şeyden habersiz gözüküyordu. Öğrenciler fırtınayla savaşmakla çok meşgul olduklarından, belki İsa’nın uyuduğunu fark edene kadar biraz zaman geçmiştir.


Kendisine ilk seslendiklerinde İsa onlara hiç bir şey söylemedi. İçinde bulundukları çıkmazı açıklamak ya da öğrencilere bu durumdan zaferle çıkmak için ne yapmaları gerektiğini bildirmek için onlara herhangi bir vaaz vermedi. O sadece ayağa kalktı, elini havaya kaldırdı ve sanki kavgacı çocuklarmış gibi rüzgâra ve dalgalara sakin olmalarını ve uslanmalarını söyledi.


Bunu gören öğrenciler korkudan şaşkına döndüler. “Onlar ise büyük korku içinde birbirlerine, ‘Bu adam kim ki, rüzgar da göl de O’nun sözünü dinliyor?’ dediler.” (Markos 4:41).


Burada birçok ders olmasına rağmen, bu hikâyede İsa’nın gücünün ne kadar büyük olduğunu ve böylece O’na ne olursa olsun güvenmemiz gerektiğini görebiliriz.


Rabb’in gücünün gerçekliğini doğa üzerinde bile görmemize rağmen, O’nun bu güçle bizi zorlamayacağı bir yer var; irademiz. Bu bize kutsal bir hediye olan özgür seçim hakkında ne kadar dikkatli olmamız konusunda ne söylemeli ve büyük mücadele gerçeği bu hediyeyi kullanırken bizi nasıl daha dikkatli hale getirmeli?


Salı


17 Şubat


En Büyük Kim?


Markos 9:33–37 ayetlerini okuyun. İsa burada öğrencilerine hangi dersi verdi ve İsa’yı izlediğini iddia eden birisi için buradaki mesaj nedir? Ayrıca bkz. Matta 18:3–5.


Öğrenciler arasındaki bu tartışma şüphesiz onların gelecek hakkındaki görüşleriyle bağlantılıydı. Onlar İsa’nın İsrail’i Romalılardan kurtaracağını, Davut’un krallığını tekrar kuracağını ve ulusun Kral Süleyman yönetiminde tecrübe ettiği görkemle, yeni bir kral olarak hükmedeceğini sanıyorlardı. Bu gerçekleştiğinde, şüphesiz Mesih’in yakınındakiler olarak yeniden kurulmuş krallıkta seçkin ve önemli roller oynayacaklarını varsaymışlardı. Fakat bu bile yeterli değildi: krallıkta aralarından hangisinin “en büyük” olacağını öğrenmek istiyorlardı. Eğer bu Lusifer’in telkini değilse, nedir? (Bkz. Yeşaya 14:14).


Matta 20:20–28 ayetlerini okuyun. İsa bu isteğe nasıl karşılık verdi? O’nun belirtmek istediği temel nokta neydi?


Belki de bu içler acısı hadisedeki en büyük hayal kırıklığı yaratan şey bağlamıdır. Onlar İsa’nın çarmıha gerilmek üzere gittiği Yeruşalim yolundaydılar. Ele verileceğini, ölüme mahkûm edileceğini, alaya alınacağını, kamçılanacağını ve çarmıha gerileceğini, bundan sonra da üçüncü gün dirileceğini onlara daha yeni açıklamıştı (Mat. 20:18, 19). O tüm bunları söylemeyi bitirir bitirmez, kimin en büyük olduğu sorusu yine ortaya çıktı. Onlar İsa’nın söylediklerini duymadılar bile. Dinlemedikleri çok açıktı. Kendi dar görüşlü hırslarına gömülmüş olarak, asla gelmeyecek olan dünyasal bir krallıktan ibaret sahte bir mefhuma odaklandılar ve ortadaki asıl mesele olan, İsa’nın kendilerine söylediği, yakında gerçekleşecek olan ölümü vasıtası ile onlara sunduğu sonsuz krallığı gözden kaçırdılar.


Öğrencilerin ne kadar öngörüsüz ve dar görüşlü olduğunu düşünmek kolay. Kendinize bir bakın ve sorun: “Canımı temizlemem gereken ne gibi öngörüsüzlüklerim ve dar görüşlülüklerim var?”


Çarşamba


18 Şubat


Söz’le İlahî Karşılaşma


İsa’nın ölümünden sonraki üçüncü gündü. Öğrencileri hâlâ yaşadıkları sarsıntının etkisi altındaydılar. O’nun Romalıları ezeceğini düşünmüşlerdi, fakat görünüşe göre Romalılar O’nu ezmişti.


İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra birçok öğrenci elçilerle birlikte bir araya geldi. Aralarından bir grup kadın Pazar sabahı erkenden mezarı ziyaret ettiler. Luka onlardan üçünün adını veriyor, fakat İsa’yla birlikte Celile’den gelen başka kadınlar da vardı (Luka 23:55; 24:1, 10). Boş mezardan dönerek “Onbirler’e ve ötekilerin hepsine” orada gördükleri parlak giysili iki adamdan bahsettiler (Luka 24:9).


Luka, Pazar günü öğleden sonra İsa’nın iki öğrencisinin Yeruşalim’den iki–üç saat uzaklıktaki Emmaus köyünde bulunan evlerine yürüdüklerini kaydediyor (Luka 24:13). Anlaşılan hafta sonu olanlarla ilgili konuşmalarına kendilerini o kadar kaptırmışlardı ki, yanlarında yürüyen yabancıyı fark etmemişlerdi. O konuşmalarına katılıp onlara neden bu kadar üzgün olduklarını sormasa, belki de O’nu hiç fark etmeyeceklerdi (Luka 24:17).


Bu soru adı Kleopas olanı gerçekten ateşledi. Yabancı’nın tüm bu olup bitenlerden nasıl bu kadar habersiz olduğuna şaştı. “Hangi olup bitenleri?” diye sordu Yabancı (Luka 24:19).


Luka 24:19–35 ayetlerini okuyun. Bu insanlar anlayışsızlıklarını gösteren hangi sözleri söylediler ve İsa onlara gerçeği nasıl açıkladı?


İsa’nın bilhassa Kutsal Yazılar üzerinde durduğuna dikkat edin. Şeytan’la çöldeki savaşında Kutsal Yazılar’a başvurduğu gibi, İsa burada da bu iki adamı içinde bulundukları karanlıktan çıkarmak üzere Kutsal Yazılar’a başvurdu. Onlara Kendisi ve görevi hakkındaki temel Kutsal Kitap ilkelerini öğrettikten sonra, bu Kutsal Kitap öğretilerini desteklemek amacıyla onlara bazı etkili tecrübeler kazandırdı: ilk olarak, aslında ölümden dirilmiş olduğunu onlara göstermek için Kendisini onlara açıkladı; ikincisi, “gözlerinin önünden kayboldu” (31. ayet). İsa’nın kefaret edici ölümü üzerine, kuşkusuz son derece açık olan bu Kutsal Kitap çalışması ile bu etkili tecrübeler arasında, bu iki kişi iman etmek için birçok sebebe sahip oldular.


Burada, tüm Müjdeler boyunca gördüğümüz gibi, İsa’nın Kutsal Kitap’ı ön planda ve merkezde tuttuğunu tekrar görüyoruz. Öyleyse, Kutsal Yazılar’ın yetkisini sorgulamamıza neden olacak her tür düşünce tarzlarından kendimizi nasıl koruyabiliriz?


Perşembe


19 Şubat


EK ÇALIŞMA: İsa yeryüzünde bedende iken cinleri kovdu (Luka 6:18), umutsuzlara umut verdi (Luka 6:20–23), insanlara Allah’ın agape sevgisini (ilahî sevgiyi) nasıl yaşamaları gerektiğini gösterdi (Luka 6:27–49), yüzbaşının hizmetkârını iyileştirdi (Luka 7:2–10), dul kadının oğlunu diriltti (Luka 7:12–16), fırtınayı yatıştırdı (Luka 8:22–25), Gerasa’da cinli bir adamı iyileştirdi (Luka 8:26–39), 12 yıldır kanaması olan kadını iyileştirdi (Luka 8:43–48), Yair’in ölen kızını diriltti (Luka 8:41, 42, 49–56), hatta Lazarus’u ölümünden dört gün sonra diriltti (Yuhanna 11:39–44). Tüm bunları ve çok daha fazlasını yaptı, yine de insanlar O’na inanmakta zorlandılar. “İsa’nın kendi öğrencileri bile öğrenmekte ve anlamakta zorlanıyorlardı. O’na olan sevgilerine ve O’nun karakterine olan saygılarına rağmen, O’nun Allah’ın Oğlu olduğuna dair imanları sağlam değildi. Sıklıkla ataların geleneklerine başvurmaları ve O’nun söylediklerini sürekli olarak yanlış anlamaları, batıl inançlarından kurtulmalarının ne kadar zor olduğunu gösteriyor.”—Ellen G. White, Manuscript Releases (Yayınlanan El Yazmaları), cilt 18, s.116. İman Allah’ın bir armağanıdır, fakat insanlar bu armağanı reddedebilirler. Bu nedenle Şeytan’ın gerçek olduğu konusunda, büyük mücadelenin gerçek olduğu konusunda ve düşmanın bizi şüpheye düşürmek ve imansızlaştırmak için çok çalıştığı konusunda uyarıldık. Kurtuluş Mesih’in bizim için yaptıklarına iman aracılığıyla elde edilir; Şeytan bunu bilir ve böylece bizi bu imandan döndürmek için her şeyi yapar. Neyse ki (ve bunu her zaman hatırlamalıyız) İsa Şeytan’dan sonsuz derecede daha güçlüdür ve eğer İsa’ya tutunursak Şeytan bizi alt edemez.


TARTIŞMA SORULARI:


“Eğer İsa’nın doğa üzerinde bu kadar çok gücü varsa neden birçok kişi, hatta Hristiyanlar bile, doğal afetlere kurban gidiyor?” diye soran birine nasıl cevap verirdiniz? Büyük mücadele gerçeği bu cevaba nasıl uyuyor?


İsa’ya ve Kutsal Kitap O’nun hakkında söylediklerine iman etmemizi gerektiren nedenlerden bazıları nelerdir? Bu sebepleri her zaman gözümüzün önünde bulundurmamız neden önemlidir? Ayrıca, birçok geçerli nedenimiz olmasına rağmen, birçok kişi neden imanda zorluk çekiyor? Bizi şüpheye götüren şeyler nelerdir ve onlarla baş etmenin en iyi yolu nedir?


Bu hafta gördüğümüz gibi, İsa Kendisiyle çalışmaları için bazı kusurlu insanları seçti. Bu sana zayıflıklarına rağmen İsa’nın seni nasıl kullanacağına dair nasıl bir umut veriyor?


Cuma


*20–26 Şubat


Büyük Mücadele

ve İlk Kilise


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Elç. 1:6–8, 2:5–12, Yar. 11:1–9, Elç. 4:1–30, 7:54, 10:12–29.


HATIRLAMA METNİ: “Kurul üyeleri, Petrus’la Yuhanna’nın yürekliliğini görüp de bunların eğitim görmemiş, sıradan kişiler olduklarını anlayınca şaştılar ve onların İsa’yla birlikte bulunduklarını farkettiler” (Elçilerin İşleri 4:13).


İsa’nın izleyicilerinde karşılaştığı en büyük engel onların peşin hükümleriydi. Öğrenciler, İsa’nın sözleri O’nun kim olması gerektiği hakkındaki kendi fikirlerine uymazsa, O’na çok az kulak veriyorlardı. İsa’nın göğe yükseldiği ana kadar, öğrenciler hâlâ O’na İsrail’i Romalılardan kurtarması hakkında sorular soruyorlardı.


On gün boyunca Allah’ın huzurunda duayla ve yakın paydaşlıkla, baskın önyargılar nihayet ortadan kalkarak yerini gerçeğe bırakmaya başlamıştı, öğrenciler Allah’ın onlara söylediklerini dinlemeye hazırdılar. Bu durum, İsa’nın ölümünden sonraki ilk Pentikost gününde gerçekleşen inanılmaz olayların yolunu açtı.


Tabi ki kilise hâlâ zorluklar ile karşılaşıyordu, bilhassa da bazıları İsa’yı durdurmaya kararlı olduğu gibi şimdi de kiliseyi durdurmaya kararlı olan yerel din önderleri tarafından.


Böylece, bu haftanın dersinde değişik şekillerde gerçekleşen büyük mücadele temasını göreceğiz. İktidarda olanlar Şeytan’ın verdiği ilhamla gerçeği bastırırlarken, bunun açıkça sergilendiğini göreceğiz. Ayrıca daha zor fark edilir, ancak daha önemli bir alanda, insan kalbinde sergilendiğini göreceğiz.


*27 Şubat Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

21 Şubat


Yeni Bir Başlangıcın Başlangıcı


Dirilişinden sonra İsa, dirildiğini doğrulamak ve Allah’ın krallığını daha iyi anlamalarına yardımcı olmak için 40 gün süreyle çeşitli zamanlarda öğrencilerle görüştü (Elç.1:3, 1Ko. 15:4–7). Ne var ki, İsa göğe yükselmeden hemen önce bir araya geldiklerinde dahi, akıllarındaki ilk düşünce İsa’nın Romalıları nihayet yenilgiye uğratacağı zamanın gelip gelmediğiydi (Elç.1:6).


Ne olması gerektiği konusundaki kendi fikirleri öyle güçlüydü ki, İsa’nın kendilerine söylemekte olduğu şeyleri bile dinlemediler. Dünyanın tanıdığı en iyi Öğretmen’den üç buçuk yıl yakın eğitim aldıktan sonra bile (üniversiteden mezun olmaya denk), öğrencilerin hâlâ akıllarından silmeleri gereken pek çok yanlış görüşleri vardı.


Elçilerin İşleri 1:6–8 ayetlerini okuyun. Böyle bir bilgisizlik karşısında İsa nasıl cevap verdi?


İsa onların her yanlış anlamalarını düzeltmeye çalışarak zaman kaybedeceğine asıl konuya odaklandı. Kutsal Ruh’un güçlendirişi politik sorunlardan çok daha önemliydi.


Öğrenciler İsa’nın bulutlar içersinde yükselişini ve gözden kayboluşunu izledikten sonra, yanlarında duran iki adamı fark ettiler. İki adam onlara İsa’nın döneceğini söylediler. İsa zafer kazanan bir Kral olarak göğe kabul edildiği gibi, onların O’na krallığın İsrail’e iade edilişi konusunda sorarken hayal ettikleri Kral ve Fatih olarak tekrar gelecek. Fakat o gün onların en büyük hayallerini bile aşacak, zira İsa sadece Ortadoğu’daki bir parça toprağın kralı olarak değil, tüm yaratılışın Kralı olarak gelecek.


On bir öğrenci, kafaları anılarla dolu ve kalpleri İsa’nın gösterdiği (en azından bunlardan anladıkları) gerçekler ile yanarak, Zeytin Dağı’ndan Yeruşalim’e döndüler. Fakat onların daha önemli bir şeye ihtiyaçları vardı. İsa onlara Kutsal Ruh kendilerini vaftiz edene kadar bir kaç gün beklemelerini söyledi (Elç. 1:4, 5), zira düşman yenilmiş olmasına rağmen henüz tam olarak işi bitmemişti ve İsa’nın kendilerine vermiş olduğu işi yapabilmeleri için yukarıdan gelecek güce ihtiyaçları olacaktı.


Elçilerin İşleri 1:14 ayetini okuyun. Daha öncesiyle, örneğin Matta 20:20–24 ayetlerindeki örnekle karşılaştırıldığında, şimdi İsa’nın öğrencilerinin birbirleriyle ilişkilerindeki büyük farklılık neydi ve bu davranış değişikliğinde bizim için nasıl bir mesaj var? Kutsal Ruh’un dökülmesine hazırlanmak için benliğinizi hangi şekillerde bir kenara koyabilirsiniz?


Pazar


22 Şubat


Pentikost


İsa’nın izleyicileri on gün boyunca dua ettiler, İsa ile yaşadıkları tecrübelerini Kutsal Kitap’ın ışığında gözden geçirdiler, birbirlerini alçakgönüllülükle kabul ettiler ve nihayetinde Kutsal Ruh’un gerçeği akıllarına işlemesine izin verdiler. Yaratılış sürecinin başlangıcında Ruh’un derin suların üzerinde süzüldüğü gibi, aynı şekilde Allah’ın Ruhu ateşten dillere benzer bir şekilde her bir öğrencinin üzerinde süzüldü (Elç. 2:2, 3). Bu yeni bir başlangıç, yeni bir yaratılıştı.


Elçilerin İşleri 2:5–12 ayetlerini okuyun. Bu ayetlerde belirtilen olayda önemli olan neydi? Yaratılış 11:1–9 ayetleriyle karşılaştırın.


Tufan’dan bir süre sonra, yeryüzünde yaşayanlar göğe erişen bir kule yapmaya karar verdiler (Yar. 11:1–9). Allah onların bu kibirli ve aptalca çabasını (ayrıca planladıkları yeni kötülükleri, Yar. 11:5, 6) engellemek için, onların ortak dillerini karıştırdı ve onları “yeryüzünün dört bucağına” dağıttı (Yar. 11:7–9).


Pentikost gününde Allah tam tersini yaptı. Allah burada yeni bir Babil kulesi inşa eden değil, kötülüğün bir gün sonsuza dek yok edileceği iyi haberini ilan etmeye hazır olan bir grup insan gördü.


“Dünyanın her ülkesinden gelmiş” insanlar o gün Yeruşalim’deydi (Elç. 2:5, Babil kulesindeki dağılma ile karşılaştırın) ve her biri kendi dilinin öğrenciler tarafından konuşulduğunu duyduğunda şaşkınlık içinde bir araya geldiler (Elç. 2:6–11).


Petrus bunu onlara hitap etmek için fırsat olarak kullandı. İnsanları Allah ile buluşmaya hazırlamak için Kutsal Ruh’un dökülüşü hakkında konuştu (Elç. 2:17–21). Mesih’in gerçek görevine işaret etti ve onları O’nu çarmıha gerdikleri için azarladı (Elç. 2:23). “Yüreklerine hançer saplanmış gibi oldular” (Elç. 2:37) ve 3000 kişi vaftiz olarak öğrencilere katıldı (Elç. 2:41).


Şeytan’ın verdiği ilhamla İsa’nın ölümüne onay verenlerden bazıları, şimdi Kutsal Ruh’un etkisi ile İsa’ya iman ediyorlardı. Bu bizlere sadece en kötü günahları affetmekle kalmayıp, en sert kalpleri de değiştirebilen Allah’ın gücü hakkında ne söylüyor?


Pazartesi


23 Şubat


Sadukiler’le Yüzleşme


Elçilerin İşleri 4:1–30 ayetlerini okuyun. Büyük mücadele teması burada nasıl ortaya konuluyor? Bu hangi şekilde tarih boyunca sergilenişinin yalnızca bir örneğidir? Burada Şeytan’ın nasıl çalıştığını görüyoruz ve aynı şekilde Rabb’in nasıl çalıştığını görüyoruz?


“Rahipler ve yöneticiler, Mesih’in kendilerinden daha fazla övüldüğünü gördüler. Dirilişe inanmayan Sadukiler, elçilerin Mesih’in ölümden dirildiğini ilân ettiğini duyduklarında öfkeye kapıldılar, elçilerin dirilmiş Kurtarıcı’yı vaaz etmelerine ve O’nun adıyla mucizeler gerçekleştirmelerine izin verilmesi halinde, diriliş olmayacağı öğretisi herkes tarafından reddedilecek ve Saduki mezhebi çok geçmeden yok olacaktı.”—Ellen G. White, Elçilerin İşleri, s.78.


Bu önderleri en çok kızdıran şey, Rabb’in Petrus aracılığı ile yaptığı iyileştirme oldu (bkz. Elç. 3:1–10). Fakat öğrenciler bu önderlerle karşı karşıya geldiklerinde bocalamadılar. Rahipler “eğitim görmemiş ve sıradan kişiler”den bunu beklemiyorlardı (Elç. 4:13). Öğrencileri odadan dışarı çıkarıp kendi aralarında tartıştılar, bu adamlara İsa’nın adıyla öğretmemelerini emretmeleri halinde uysalca itaat edeceklerini düşündüler (Elç. 4:18). Ne kadar da yanıldılar.


Aksine, öğrenciler geri dönüp diğerlerine katıldılar ve hep birlikte Allah’ı yücelttiler (Elç. 4:24). Daha fazla cesaret için ve Allah’ın daha fazla kişiyi iyileştirmek üzere elini uzatması için dua ettiler (Elç. 4:29, 30). Çok fazla beklemeleri gerekmedi. Öğrencilerin hızla büyüyen şöhreti sayesinde, insanlar Petrus’un gölgesinin üzerlerine düşmesi için geçtiği yollar üzerine hastalarını getirdiler (Elç. 5:15). Yakın kasabalardan büyük kalabalıklar geldi ve hastalarının hepsi iyileştirildi (Elç. 5:16).


Bu noktaya kadar büyük mücadelenin gözler önüne serildiğini görebiliriz: vicdansız önderler gerçeği bastırmaya çalışıyor, imanlı insanlar Kutsal Kitap’larını okuyorlar ve ilahî güç için dua ediyorlar, hastalar iyileştiriliyor ve canlar kazanılıyor. En azından yüzeysel olarak, her şey her zaman burada olduğu gibi yolunda gitmese de, büyük mücadelenin nihayetinde nasıl gerçekleşeceğini ve İsa’nın tüm insanlık için tamamladığı şeyin kesin oluşu nedeniyle nihai zaferin bizim olduğunu asla unutmamalıyız.


Salı


24 Şubat


İstefanos’un Taşlanması


Kilisenin ilk günlerinde yerleşik din kurumuyla karşı karşıya kalanlar sadece elçiler değildi. “Tanrının lütfuyla ve kudretle dolu olan [ve] halk arasında büyük belirtiler ve harikalar yapan” İstefanos (Elç. 6:8) onların önüne getirilmişti. Hatta tanıklığı öyle ikna ediciydi ki, karşıtları onun hakkında yalancı şahitlik ederek suçlayıcı hikayeler uydurdular, bu yüzden de kurulun önüne çıkarıldı (Elç.6:9–14).


Elçilerin İşleri 7:2–53 ayetlerinde, İstefanos kendisini suçlayanlara etkili bir mesaj veriyor. Elçilerin İşleri 7:54 ayeti [Grekçe orijinalinde] “yüreklerine hançer saplanmış gibi oldular” diyor; yani İstefanos’un sözlerinden ikna olmuşlardı. Elçilerin İşleri 2:37–41 ayetlerinde, Petrus’un benzer suçlamalarını duyan başkaları da ikna olmuşlardı. Bu kanaate karşı verilen cevapların farkı neydi ve bu bize Allah’a teslim edilen bir kalbin ne kadar önemli olduğuna dair ne söylüyor?


O noktaya kadar elçiler önderlere kafa tuttukları halde bundan yakayı sıyırmışlardı, fakat İstefanos aynı şeyi yapmaya çalıştığında kızgın bir kalabalık tarafından öldürüldü. İstefanos’un ölümü, yeni akımı ortadan kaldırmak için Şeytan tarafından düzenli bir çabanın başlatıldığını gösteriyordu. Bu noktaya kadar İsa’nın takipçileri taciz ve tehdit edilmişlerdi, fakat İstefanos ilk öldürülen oldu.


Fakat ne bekliyorlardı ki? Şeytan bazı liderlere İsa’yı öldürmelerini telkin edebildiyse, O’nun takipçileri de kendileri için kesinlikle bundan daha azını beklememeliydiler.


Tabi ki tüm büyük mücadele boyunca Rab defalarca yenilgi gibi gözüken durumlardan zafer çıkaracaktı. Burada da durum farklı değildi.


“İstefanos’un ölümünden sonra, Saul olayda oynadığı rolden dolayı Sanhedrin heyetine üye olarak seçildi. Bir süre için, Şeytan’ın elinde onun Allah’ın Oğlu’na karşı isyanını sürdürebilmesi için güçlü bir araç oldu. Ancak çok geçmeden bu acımasız zalim, şimdi yıkmakta olduğu kilisenin gelişmesi için çalışacaktı. Şeytan’dan daha kudretli Biri, Saul’u şehit edilen İstefanos’un yerini alması, Kendisinin adını duyurarak bundan ötürü sıkıntı çekmesi ve Kendi kanıyla gerçekleştirilen kurtuluşun haberini dört bir yana yayması için seçmişti.”—Ellen G. White, Elçilerin İşleri, s. 102.


Bazen açık bir kötülükten ortaya iyilik çıktığını görürüz. Bu harika bir şey. Peki, kötülükten hiç bir iyilik çıkmadığını, aksine daha da çok kötülük çıktığını gördüğümüzde ne yaparız?


Çarşamba


25 Şubat


Değişen Tavırlar


Öğrenciler, kendilerini İsa’nın öğrettiklerini anlamaktan alıkoyan peşin hükümleriyle boğuşmakla kalmıyor, aynı zamanda ulusal önyargıları da paylaşıyorlardı. Bunun bir örneği, İsa’nın içmek için su istediği Samiriyeli kadının hikâyesidir. Öğrenciler O’nun kadınla konuşmasına bile şaştılar (Yuhanna 4:27).


Ulusal önyargılar Sezariye’deki Romalı yüzbaşı Kornelius’un öyküsünde de öne çıktı. Kornelius “dindar bir adamdı [ve] Tanrı’dan korkardı” (Elç. 10:2), bölge halkının da saygı duyduğu birisiydi (22. ayet). Bir melek ona Yafa’da bulunan Petrus’u çağırtmasını söyledi (22. ayet; ayrıca bkz. 38. ayetler).


Bu arada Yafa’da, Petrus dua etmek için dama çıkıyordu (9. ayet). Güneşten koruyan çardak ve serin deniz esintileri ile rahatladı ve açlık hissetmeye başladı, ev sahiplerinin yemeği hazırlamasını beklerken de tuhaf bir görüm gördü. Gök açıldı ve dev bir çarşafa benzer bir şey dört köşesinden aşağıya sarkıtıldı. Çarşafın içinde Petrus’un kirli ya da “murdar” saydığı çeşitli yaratıklar vardı, bunlar arasından istediğini kesip yemesi söylendi (11–14. ayetler).


Petrus’a “murdar” yiyecekleri yemesi söylendiğinde tepkisi ne oldu ve bu görüm ne anlama geliyordu? Elç. 10:12–29.


Bu görümde Allah Petrus’a önemli bir ders öğretiyor. Günümüzde bazı kişiler bunun Allah’ın insanların beslenme düzenini değiştirip ne isterlerse yemelerine izin verdiği zaman olduğunu düşünüyorlar. Petrus’un görümden anladığı bu değildi. Öncelikle bunun anlamını merak etti; ilk başta bu açık değildi (Elç. 10:17). Kornelius’un adamları oraya varıp görevlerini açıkladıklarında, Petrus kendini onlarla birlikte gitmeye zorunlu hissetti (Elç. 10:22, 23). Petrus Kornelius ile karşılaştığında, Kornelius’a görümün anlamını söyleyebilecek durumdaydı. Mesih tüm dünyanın Kurtarıcısı’dır. Yahudi olmayanlar da, Mesih’in kendileri için öldüğü kıymetli canlardır (Elç. 10:34–48).


Petrus hepimizin hâlâ öğrenmesi gereken bir ders öğreniyordu. Mesih’te tüm engeller yıkılmıştır ve Yahudi ile Yahudi olmayan arasında, tüm insanlar arasında artık ayrım yoktur, “tam tersine, Tanrı’dan korkan ve doğru yaşayan herkes hangi ulustan olursa olsun, O’nun tarafından kabul edilir” (Elç. 10:35–Cosmades).


Mesih’te hepimizin bir olduğuna inanmak güzel; Kutsal Kitap’ın öğrettiği budur. Maalesef, kilisede bile her zaman kalplerimizde hissettiğimiz bu değil, öyle değil mi? Öncelikle, sahip olduğumuz ön yargıların nasıl farkına varırız, ikinci olarak da, Allah’ın gücüyle bu ön yargılardan nasıl arınabiliriz?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Rus yazar Fyodor Dostoyevski İsa’nın yeryüzüne dönüşü hakkında yazdı, fakat Kutsal Kitap’ta öngörüldüğü gibi değil. Aksine, bu uydurma hikâyede İsa engizisyon döneminin zirvesinde, din önderlerinin güçlerini kötülük için kullandıkları zamanda geliyor. Engizisyon mahkemesi başkanı mütevazı bir köylü olarak gelen İsa’yı tutukluyor ve hapse atıyor. O gece İsa’yı hapiste ziyaret ediyor ve insanlara özgürlük verdiği için onu paylıyor. “İnsanların özgürlüklerini ellerinden alacağına, onları hiç olmadıkları kadar yücelttin!” diyor. İnsanın iyilik ve kötülüğün bilincinde olduğunda seçme özgürlüğü yerine huzuru, hatta ölümü tercih ettiğini unuttun mu? İnsan için vicdan özgürlüğünden daha çekici bir şey yoktur, fakat daha fazla acıya neden olan hiçbir şey de yoktur.” Küstahlığına ve kötümserliğine rağmen, din adamının haklı olduğu bir nokta var. İnsanların özgürlükleriyle yaptıklarına bir bakın. Acı, kötülük, günah, ızdırap, ölüm, bunların hepsi özgürlükten, ya da özgürlüğün suistimal edilmesinden kaynaklanıyor. Fakat Allah bizi seven varlıklar olarak yarattı ve sevebilmemiz için tek yol özgür yaratılmamızdı. Büyük mücadelenin bu dünyada gerçekleşme biçimi büyük ölçüde insanların yaptıklarından etkilenmiştir ve özgürlüğün kutsal ancak çok pahalı armağanı ile (maliyeti Çarmıh ortaya koyuyor) etkilenmeye de devam ediyor. Bu hafta gördüğümüz gibi, bazıları müjdeyle karşılaştıklarında tövbe ettiler ve kalplerini İsa’ya verdiler; başkaları ise müjdeyle karşılaştıklarında haberciyi öldürdüler. Özgürlük değerli bir hediyedir, fakat onunla ne yaptığımıza çok dikkat etmeliyiz.


TARTIŞMA SORULARI:


Kuşkusuz Yeni Ahit Mesih’te sahip olduğumuz birliğe vurgu yapıyor. Bu, zamanında devrimsel olan, çok güçlü bir fikirdir. Maalesef, 21. yüzyılda bile, halen mevcut olan en büyük kötülüklerden biri kökenci, ırkçı ve ulusçu önyargı. Bu kötülüğün neden olduğu şeylerin gerçek boyutunu ancak Allah bilir. Ayrıca, bunu dünyadan beklememize rağmen, kiliseye, hatta kendi kilisemize ne demeli? Bu ne şekilde ortaya çıkıyor? Böyle bir tavır müjdenin en esasi ve temel öğretisine neden bu kadar zıttır?


Zaman zaman hepimiz Kutsal Ruh tarafından ikna edildiğimizi hissederiz. Bu kanaat gerçekleştiğinde nasıl karşılık veriyorsunuz? Bu, gerçekten kızışan büyük mücadelenin merkezindedir. Kutsal Ruh tarafından ikna edildiğinizde yapmış olduğunuz seçimler kimin tarafında olabileceğinizi nasıl gösteriyor?


Cuma


26 Şubat


*27 Şubat–4 Mart


Pavlus ve İsyan


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Rom. 5:12–21, 1Ko. 3:12–17, 1Ko. 12:14–26, Ef. 6:11–17, 1Ko. 15:12–18.


HATIRLAMA METNİ: “Çürüyen ve ölümlü beden çürümezliği ve ölümsüzlüğü giyinince, Ölüm yok edildi, zafer kazanıldı! diye yazılmış olan söz yerine gelecektir” (1. Korintliler 15:54).


Pavlus’un yazıları büyük mücadele teması ile doludur. Kuşkusuz Pavlus sadece Şeytan’ın gerçek olduğuna değil, O’nun hile ve ölüm işinin gerçekliğine de inanıyordu. Pavlus çeşitli yerlerde Şeytan’ın “hilelerine” (Ef. 6:11), güçlü aldatmacalarına (2Ko. 11:14), hatta doğaüstü güçlerine karşı (2Se. 2:9) uyarıyor.


Fakat Pavlus’u okuyan herkesin bildiği gibi, elçinin odak noktası her zaman Mesih üzerinde ve O’nun bizim için kazandığı nihaî zafer üzerinde olmuştur. Her ne kadar Şeytan Allah’ın antlaşma halkını yüzyıllardır yenmeyi başarsa da, İsa’ya karşı tamamen kaybetti ve İsa’da antlaşmanın tüm vaatleri yerine geldi, böylece iman ve itaatle kurtuluşu talep eden herkesin, ister Yahudi ister diğer uluslardan olsun, kurtuluşu sağlanmış oldu. Mesih’in sadakati aynı zamanda Şeytan’ın nihaî ölümünü (Ibr. 2:14) ve büyük mücadelenin sonunu garantiliyor.


Bu hafta, savaşın gerçekliğini ve bu evrensel çatışmaya dâhil olan bir kilise ve bir imanlılar topluluğu olarak herkesin iyiliği için birlikte çalışarak, nasıl yaşamamız gerektiğini açıklamak için Pavlus’un kullandığı bazı simgelere ve mecazlara bakacağız.


*5 Mart Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

28 Şubat


Adem ve İsa


Pavlus en çok müjdeyi net bir şekilde açıklamasıyla tanınmasına rağmen, onun büyük mücadele hakkındaki açıklamaları da ayrıca çok önemlidir. İyi Haber’i öğretişinin arasında, belirtmek istediği temel noktaları özetliyor: İsa Mesih aracılığı ile “imanla aklandık” (Rom. 5:1); Allah’a aracısız olarak ulaşabiliriz ve bunun umuduyla sevinebiliriz (2. ayet); ve artık sıkıntılar bizi endişelendirmiyor (3–5. ayetler). Ayrıca bize “biz daha günahkârken Mesih bizim için öldü” (8. ayet) ve bizim artık Mesih’in hayatı ve bizim yerimize ölümü ile kurtulduğumuz sözünü veriyor. Ayrıca Allah’ın günaha karşı son yargısından da esirgeniriz (9. ve 10. ayetler) ve O’nunla barıştığımız için seviniriz (11. ayet).


Romalılar 5:12–21 ayetlerini okuyun. Bu ayetlerde büyük mücadele nasıl açıklanıyor?


Pavlus İsa’nın bizim için tüm yaptıklarından bahsettikten sonra, O’nun bunları nasıl yaptığını açıklıyor. Âdem’in bahçedeki ağaçta sebep olduğu hasar onarılmasaydı, sonsuz bir gelecek umudu olmazdı ve Şeytan büyük mücadelede zafer kazanmış olurdu. Âdem yaptığı ile herkese ölüm getirdi (Rom. 5:12). Sina Dağı’nda verilen On Emir bile ölüm ve günah sorununu ortadan kaldıramadı. Yasa sadece günahın ne olduğuna açıklık getirdi. O günaha bir yanıt değildi. Günah ve ölüm sorunu ancak İsa’nın kurbanlığı aracılığıyla çözülebilirdi. İsa, lütuf armağanı olan Kendi hayatı aracılığıyla borcu ödedi (Rom. 5:15, 16).


Şimdi insanlık yeniden onarılabilirdi. Âdem’in günahı yüzünden ölümün “egemenlik sürdüğü” gibi, şimdi de İsa’nın sadakati sayesinde “bol lütuf” ve “aklanma bağışı” hüküm sürebilirdi (Rom. 5:17). Âdem yüzünden cenneti kaybetmemiz adil değildir. Onun yaptığı yanlış seçimde payımız olmamasına rağmen, sonuçlarına katlanıyoruz. Ne var ki, bizim cenneti geri kazanmamız da adil değildir. İsa’nın 2.000 yıl önce yaptığı şeyle bizim hiçbir ilgimiz yoktu. Pavlus savını Romalılar 5:18–21 ayetlerinde özetliyor. İlk Âdem mahkûmiyet ve ölüm getirdi; ikincisi ise barışma ve hayat getirdi.


“Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü” (Rom. 5:8). Oraya kendi adınızı yazın ve vaadi kendiniz için talep edin. Bu size nasıl bir umut veriyor?


Pazar


29 Şubat


Kilise “Binası”


“Mesih’in kilisesi, ne kadar güçsüz düşmüş ve kusurlu da olsa, O’nun üstün ilgisini bahşettiği yeryüzündeki tek odaktır.”—Ellen G. White, In Heavenly Places [Göksel Yerlerde], s. 284.


Ellen G. White’ın bu klasik ifadesi en güzel şekilde Pavlus’un Korintlilere ilk mektubunda örneklenmiştir. 1. Korintliler 3. bölümde Pavlus kiliseyi değişik insanların üzerinde çalıştığı ekine benzetiyor: bir kişi tohumu eker, başka biri sular, fakat onun büyümesinden ve gelişiminden bizzat Allah sorumludur (1Ko. 3:4–9).


Pavlus üzerinde durduğu konuya, şimdi de kiliseyi binaya benzeterek devam ediyor. Birisi temel atar, başkaları da bu temel üzerine inşa eder (1Ko. 3:10). Temel Mesih’ten başkası olmadığı için (1Ko. 3:11), takip edenler ne çeşit malzeme kullandıklarına dikkat etmeliler. Gelmekte olan yargı “inşaat malzemeleri”nin değersiz olanlarını ve uygun olanlarını birbirinden ayıracak (1Ko. 3:12–15).


  1. Korintliler 3:12–15 ayetlerini okuyun. Matta 7:24–27 ayetleri ile karşılaştırın. Büyük mücadelede gerçekten hangi tarafta olduğumuzu gösteren iki şey nedir?

Şimdi aşağıdaki ayete bakın: “Tanrı’nın tapınağı olduğunuzu, Tanrı’nın Ruhu’nun sizde yaşadığını bilmiyor musunuz? Kim Tanrı’nın tapınağını yıkarsa, Tanrı da onu yıkacak. Çünkü Tanrı’nın tapınağı kutsaldır ve o tapınak sizsiniz” (1Ko. 3:16, 17).


İki şeye dikkat etmeliyiz. İlk olarak, buradaki bağlam kiliseden ve kilisenin nasıl kurulduğundan söz ediyor. Öncelikli olarak sağlıktan söz etmiyor. Allah yanlış yaşam tarzı tercihleriyle bedenlerini istismar edenleri yok etmez; onlar kendi kendilerini yok ediyorlar. (Pavlus daha sonra, 1. Korintliler 6:15–20 ayetlerinde, ahlaksal seçimlerimizle bağlantılı olarak bedenlerimizin Kutsal Ruh’un tapınağı olduğu hakkında konuşuyor.)


İkinci konu, bu iki ayetteki siz kelimesi Grekçede çoğuldur. Hedef tekil şahıs değil, bir gruptur. Yani, eğer birisi kiliseyi yıkmak için herhangi bir şey yaparsa, o kişinin başı büyük dertte olacaktır. Allah kiliseyi yıkmaya çalışanları yok edeceği konusunda uyarıyor.


Yaptıklarımızla ve konuştuklarımızla kiliseyi yıkmayıp inşa ettiğimizden nasıl emin olabiliriz?


Pazartesi


1 Mart


Bir Beden Olarak Kilise (İmanlılar Topluluğu)


  1. Korintliler 12. bölümde kilisenin rolü ve işlevleri açıkça anlatılır. Burada kiliseyi, her üyesinin rolü açıkça tanımlanmış ve hep birlikte uyumlu bir bütün olarak çalışan bir bedene benzetilmiş olarak görüyoruz (1Ko. 12:12).

  1. Korintliler 12:14–26 ayetlerini okuyun. Bu bölümün temel mesajı nedir?

Pavlus bir ayak veya kulak kendilerinin bedenin parçası olmadığını söylemiş olsalar ne olabileceğini düşünerek, görünürde saçma bir tarzda konuşuyor. Pavlus daha da ileri giderek, eğer tüm vücut bir gözden veya bir kulaktan oluşsaydı ne olabileceğini düşünüyor (1Ko. 12:17). Düşünün ki büyük bir kulak kapıdan içeri giriyor ve bize “Merhaba” diyor! Bu ne kadar saçma gelse de, insanlar kiliseyi tek sahipleriymiş gibi kontrol etmeye çalıştıklarında gerçekten de meydana geliyor.


Daha öncesinde, Pavlus kilisedeki çeşitli etkinlikleri sıralayarak, her birini Kutsal Ruh’un armağanları olarak tanımlıyor. Bilgelikle konuşanlar var, Kutsal Yazılar konusunda çok bilgili olan diğerleri var (1Ko. 12:8). İmanları ile herkese ilham verenler var, dokunarak iyileştirenler var (1Ko. 12:9). Mucize yapanlar, peygamberlikte bulunanlar, iyi ve kötüyü açıkça ayırt edebilenler ve dil engellerini yıkabilenler var (1Ko. 12:10). İlgili şahısların kendi becerilerine kendilerinin karar vermediklerine dikkat edin. Aksine, Kutsal Ruh değişik geçmişlere sahip bu kişileri kiliseyi inşa etmeleri ve bedene, yani kiliseye birlik getirmeleri için özenle seçmiştir (1Ko. 12:11–13). Bu önemli gerçeğim altını çizmek için, Pavlus sözlerini tekrarlıyor: Her bir üyenin nereye uygun olduğuna Allah karar veriyor (1Ko. 12:18).


En önemlisi, birçok üyeye rağmen sadece bir beden var; her üye hayatî olarak diğerlerine bağlı, kendisini değerli hissetmeyenler bile (1Ko. 12:20–24). Bu karşılıklı bağımlılıkta her bir üyenin iyiliğini ve güvenliğini sağlamak için yerleşik koruma araçları mevcuttur. Bu karşılıklı bağımlılık acılar ve sevinçler paylaşıldığında devreye giriyor (1Ko. 12:26).


Bazı vücutlar, bedenin bir üyesi diğer bir üyesine saldırdığında, bağışıklık sistemi hastalıklarıyla mücadele ediyor. Bu hastalıklar bazen zayıflatıcı, hatta ölümcül olabilir. Okuduğumuz ayetleri bugün için düşünecek olursak, düşman bedene hasar vermek için nasıl çalışıyor ve Rabb’in bu saldırıyı önlemesine yardımcı olmak için O’nun tarafından nasıl kullanılabiliriz?


Salı


2 Mart


Allah’ın Zırhı


Büyük mücadelenin gerçekliği ve gerçek bir düşmana karşı gerçek bir savaşta olduğumuz (Ef. 6:11) Efesliler 6.bölümde Pavlus’un kullandığı savaş imgeleriyle açıklanıyor.


Efesliler 6:11–17 ayetlerini okuyun. Bu ayetler savaşın ne kadar gerçek ve kişisel olduğu konusunda bize ne diyor?


Mesele zırhın çeşitli parçalarının ne işe yaradıkları değil, bunların neyi temsil ettikleridir. Pavlus’un sadece seçili parçaları değil, zırhın tümünü kuşanmamız gerektiğini vurguladığına dikkat edin. Bunu yaparak yerimizde duracağız (Ef. 6:13), bu ifade Kutsal Kitap’ta yargıda suçsuz bulunmayı simgeleyen bir mecazdır (Mez. 1:5 ayetiyle karşılaştırın). Başka bir deyişle, zafer kazanan biz olacağız.


Tüm zırhı bir arada tutan kemer, gerçeği simgeleyen bir mecaz olarak kullanılmış (Ef. 6:14). Yani tüm ruhsal savunmamızı bir arada tutan, gerçektir. İsa sıklıkla “gerçek” hakkında konuştu (Yu. 1:14, 17; 4:24; 8:32; 14:6). Devamında doğruluk zırhı takip ediyor (Ef. 6:14); “doğruluk” İsa’nın söylevlerinde diğer bir anahtar sözcüktür (örneğin Mat. 5:6, 10; 6:33). Eski Ahit’te doğruluk, adaletin yerine getirilmesi ve herkesin adil muamele görmesinin sağlanması olarak anlaşılıyordu.


Asker ayakkabıları (Ef. 6:15), uzun yolları yürüyerek esaret altındaki halka Yeruşalim’in yeniden inşa edildiğini ve Allah’ın Kendi halkına yeniden özgürlük verdiğini duyuran müjdecilerden bahseden Yeşaya 52:7 ayetinden alınmış bir ifade olan esenlik müjdesini temsil eder. Bu, kötülüğe karşı savaşın bir bölümünün de insanlara Allah’ın savaşı zaten kazandığını ve kendileriyle, diğerleriyle ve Allah’la barış içersinde yaşayabileceklerini bildirmek olduğunu başka bir yoldan söylemektir.


İman kalkanı (Ef. 6:16) “ateşli okların” hedeflerine ulaşmasını ve sebep olacakları topyekûn yıkımı önler. Kurtuluş miğferi (Ef. 6:17) İsa’nın bizimle paylaştığı taç ile benzerdir (Va. 1:6, 2:10), Ruh’un kılıcı (Allah’ın sözü) ise İsa’nın Şeytan tarafından denenirken kullandığı gibi kullanmamız gereken, tek meşru müdafaa silahımızdır (Mat. 4:4, 7, 10).


Zırhın yetkinliği ve mükemmelliği bize büyük mücadelede tamamıyla Allah’a bağlı oluşumuz konusunda ne diyor? Hiç bir yerimizi korumasız bırakmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?


Çarşamba


3 Mart


Son Düşman


Korint’teki kilise üyelerinin bazılarının diriliş hakkında kafalarının karışık olduğu aşikâr. Pavlus müjdenin anahtar bir öğesi olarak dirilişin önemini ayrıntılı şekilde açıklıyor (1Ko. 15:1–4). Anlaşılan ölen imanlılar hakkında bazı endişeler vardı (1Ko. 15:6) ve bazıları ölenlerin İsa’nın dönüşünü kaçıracaklarını ileri sürüyorlardı (1.Kor. 15:12). Bu Selanik’teki duruma benziyor (1Se. 4:13–17).


  1. Korintliler 15:12–18 ayetlerini okuyun. Ölülerin dirilişinin reddetmek neyi ima ediyor?

Pavlus savını “Eğer yalnız bu yaşam için Mesih’e umut bağlamışsak, herkesten çok acınacak durumdayız” (1Ko. 15:19) diyerek tamamlıyor. Aksine, Mesih gerçekten dirilmiş ve “ölmüş olanların ilk örneği” olmuştur (1Ko. 15:20). Bundan sonra Pavlus Adem’i ve Mesih’i karşılaştırıyor: “Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşama kavuşacak” (1Ko. 15:22) ve genel dirilişin ne zaman olacağını belirtiyor: “Mesih’in gelişinde” (1Ko. 15:23). Bölümün daha ilerisinde iki “Adem”i birbirleriyle karşılaştırarak devam ediyor (1Ko. 15:45–49). İlk insan topraktan yaratılmıştı, fakat göksel İnsan gökten gelmiştir ve O bir gün bizleri değiştirecektir. Bunun anlamı, İkinci Geliş’te meydana gelecek olayların anlatımıyla açıklanıyor: “Evet, borazan çalınacak, ölüler çürümez olarak dirilecek, ve biz de değiştirileceğiz. Çünkü bu çürüyen beden çürümezliği, bu ölümlü beden ölümsüzlüğü giyinmelidir” (1Ko. 15:52, 53).


Adem başlangıçta sonsuza dek yaşamak için yaratılmış olsa da, çok geçmeden insanlık nispeten kısa bir hayat sürme noktasına geriledi. Sonsuz yaşamı miras alacaksak, sonsuza dek sürer hale getirileceğiz ve bize verilecek olan budur.


  1. Korintliler 15:23–26 ayetlerini okuyun. Şu anda büyük mücadeleye gömülmüş olsak da ve her ne kadar ölüm, kötülük ve kirli güçler dünyaya hâkim gibi görünseler de, bu ayetler bize büyük mücadelenin nasıl sona ereceği konusunda ne söylüyor? Gördüklerimizin ötesine bakmayı nasıl öğrenebiliriz ve bu vaatlerin her birimize, kişisel olarak ifade ettiklerini nasıl kavrayabiliriz?

Perşembe


EK ÇALIŞMA: “Günahla yalnızca insan değil, yeryüzü de kötü olanın denetimi altına girmişti ve kurtuluş planıyla eski haline getirilmeliydi. Âdem yaratıldığında kendisine yeryüzünün hâkimiyeti verilmişti. Fakat ayartıya boyun eğerek Şeytan’ın denetimi altına girdi ve elinde tuttuğu hâkimiyet kendisini yenene geçti. Böylece Şeytan ‘bu dünyanın ilâhı’ oldu. Başlangıçta Âdem’e verilmiş olan yeryüzü üzerindeki bu hâkimiyeti gasp etmişti. Ancak Mesih, yaptığı fedakârlıkla günahın cezasını ödeyerek, yalnızca insanı kurtarmakla kalmayacak, aynı zamanda onun elinden kaçırdığı hâkimiyeti de geri getirecekti. Birinci Âdem’in kaybettiği her şey ikinci Âdem tarafından geri getirilecektir.”—Ellen G. White, The Signs of the Times [Vakitlerin İşaretleri], 4 Kasım 1908. Dünyada olanlara bakarken, çok önemli bir gerçek olan Şeytan’ın yenildiğini ve “zamanının az olduğunu” (Vahiy 12:12) unutmamız çok kolay. Kötülük, ölüm ve acı, Mesih’in yaptıkları sayesinde tüm bunların yok edileceği bize vaat edilmiş olsa da, tüm dünyayı istila etmiş bir halde. Ayrıca, bu zamana dek açıkça anlamadıysak, artık anlamalıyız: bunlar biz insanların yaptıklarıyla yok olmayacak, belki dünyayı ve üzerindeki yaşamı bütünüyle yok etmemiz haricinde, ki bunun için zaman verilseydi ve Allah bizi alıkoymasaydı bunu muhtemelen yapardık. Ancak Allah’ın doğaüstü müdahalesi bize vaat edilen değişimleri getirecek. Sorunları kendi başımıza kesinlikle çözemeyiz.


TARTIŞMA SORULARI:


“Kilise, ne kadar güçsüz düşmüş ve kusurlu da olsa, sürekli olarak uyarılmaya ve tavsiyelere ihtiyaç duysa da, Mesih’in üstün ilgisini bahşettiği odaktır. Mesih insanların kalbinde lütuf deneyleri yapıyor ve öyle bir karakter dönüşümü gerçekleştiriyor ki, melekler hayret ederek sevinçlerini övgü ilahileriyle dile getiriyorlar. Günahkâr ve hatalı insanların böylesine dönüştürülebileceğini düşünerek seviniyorlar.” Ellen G. White, “The Signal of Advance [İlerlemenin İşareti],” The Advent Review and Sabbath Herald, 20 Ocak 1903. İsa’nın bizim için ve bizim içimizde çalışarak, bizi değiştirmek için izlediği bazı yollar nelerdir?


Yerel kilisede veya bütün dünya kilisemiz içinde ifade edilen büyük mücadeleyi nasıl görüyoruz? Bizi ayırmak için, zayıflatmak için ve yapmaya çağrıldığımız şeyleri yapmamızı engellemek için kullanılan sorunlar nelerdir? Çok önemli noktalar olduğuna inandığımız konularda insanlar anlaşamadığı zaman, birliği ve iyileşmeyi nasıl sağlayabiliriz?


Cuma


4 Mart


*5–11 Mart


Büyük Mücadelede

Petrus


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: 1Pe. 2:9, 10; Yas. 14:2; 1Pe. 4:1–7; 2Pe. 1:16–21; 2Pe. 3:3–14; Dan. 2:34, 35.


HATIRLAMA METNİ: “Ama siz seçilmiş soy, Kralın kâhinleri, kutsal ulus, Tanrının öz halkısınız. Sizi karanlıktan şaşılası ışığına çağıran Tanrının erdemlerini duyurmak için seçildiniz” (1. Petrus 2:9).


Petrus’un yazıları büyük mücadele teması ile doludur. Belki bu yüzden Şeytan’ın aldatmacalarına kanmanın ne kadar kolay olduğunu herkesten daha iyi biliyordu. Dolayısıyla, mücadelenin ne kadar gerçek olduğunun ciddiyetle farkındaydı. Ne de olsa, “Ayık ve uyanık olun. Düşmanınız İblis kükreyen aslan gibi yutacak birini arayarak dolaşıyor” (1Pe. 5:8) sözlerini yazan Petrus’tu.


Petrus mücadelenin çeşitli şekillerde gerçekleştiğini görüyor. Kilise içerisinde, bir zamanlar imanlılar ile paydaşlık eden fakat şimdi şüpheci olan ve hem Allah’ı, hem de Mesih’in dönüşü ile ilgili hiçbir düşünceyi önemsemeyen kişilerin de dahil olduğu bir mücadelenin sürmekte olduğunu görüyor. Alaycılara karşı sertçe ve güçlü bir şekilde konuşuyor, zira Mesih’in dönüşüne ilişkin vaade olan inanç kaybedilirse geriye hangi umut kalır?


Yine, Petrus belki de kendi hatalarından dolayı imanı bu kadar kesin bir şekilde tasdik ediyor. O başkaları kendisini İsa’nın öğrencisi olmakla suçlayamasın diye alay etmenin, inkâr etmenin ve ortama ayak uydurmaya çalışmanın ne demek olduğunu biliyor. Bu yüzden, imanlıların aldıkları yüce çağrıya ve Rab’de seçilmişliklerine lâyık ve bunları yansıtan bir hayat sürmelerinin ne kadar önemli olduğuna vurgu yapıyor.


*12 Mart Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

6 Mart


Karanlıktan Aydınlığa


  1. Petrus 2:9, 10 ayetlerini okuyun. Bu iki ayette büyük mücadele nasıl görülüyor?

Bu ayetler Çıkış 19:6 ayetindeki “rahipler krallığı ve kutsal ulus” ve Yasanın Tekrarı 7:6 ayetindeki (Yas. 14:2 ayetinde tekrarlanan) “kutsal bir halk,” “Tanrınız RAB, öz halkı olmanız için... sizi seçti” ifadelerinden gelmektedir. Bu güvenceler tabi ki Mısır’dan Çıkış zamanında, Allah’ın halkı kölelikten kurtulup Vaat Edilen Ülke’ye doğru giderken verilmişti. Petrus Mısır’dan Çıkış zamanındaki Allah’ın halkı ile kendi zamanındaki kilise arasında benzerlik görüyor.


Dolayısıyla, Petrus’un sözleri son ürünün değil, aksine sürmekte olan bir işin tanımıdır. Evet, biz O’nun tarafından seçildik ve bizi Şeytan’ın dünyayı içine batırdığı karanlıktan çıkardığı için Allah’ı herkesin önünde yüceltmeliyiz. Fakat bu bizi mükemmel yapmaz veya bir şekilde hedefe vardığımız anlamına gelmez (bkz. Flp. 3:12). Aksine, günahkârlığımızın ve yetersizliğimizin farkında olmak, İsa’yı izlememenin ve hayatlarımızda O’nun doğruluğuna duyduğumuz ihtiyacı hissetmenin taşıdığı anlamın çok önemli bir boyutudur.


“Her günahkâr İsa’ya bu şekilde gelebilir. ‘Doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, Kendi merhametiyle [bizi kurtardı].’ Titus 3:5. Şeytan size bir günahkâr olduğunuzu ve dolayısıyla Allah’tan bereket almayı ümit edemeyeceğinizi söylediğinde, ona Mesih’in günahkârları kurtarmak için dünyaya geldiğini söyleyin. Allah’ın gözünde lütuf bulmamızı sağlayabilecek hiçbir şey yoktur; ancak şimdi ve her zaman ileri sürebileceğimiz mazeret, O’nun kurtarıcı gücünü bir zorunluluk haline getiren mutlak çaresiz durumumuzdur. Kendi kendimize bağımlı olmayı bırakıp, Golgota’daki çarmıha bakarak şöyle diyebiliriz: ‘Ben kendimde hiçbir değer taşımam;/ Sadece Senin çarmıhına bağlı kalırım.’”—Ellen G. White, Çağların Arzusu, p. 317.


“Karanlıktan şaşılası ışığına” (1Pe. 2:9) çağrıldığımızı bilmemizin kesin bir yolu, “bizim için tanrısal bilgelik, doğruluk, kutsallık ve kurtuluş olan” (1Ko. 1:30) Mesih’e ne kadar bağlı olduğumuzun farkında olmaktır.


Yaptığınız işlerden, hatta kendi karakterinizden dolayı bunaldığınızda ve cesaretiniz kırıldığında aklınızdan neler geçiyor? Bu düşünceler geldiğinde onlarla nasıl baş ediyorsunuz? Böyle zamanları ruhsal olarak nasıl kendi yararınıza çevirebilirsiniz?


Pazar


7 Mart


Çevre Baskısı


  1. Petrus 4:1–7 ayetlerini okuyun. Yaşam tarzı seçimlerimiz neden önemlidir ve bunlar Mesih’in dönüşüne hazır oluşumuzu nasıl etkiler?

Petrus imanlıların etraflarındakilerin kendilerini yapmaya zorladıkları şeyleri yaparak hayatlarını yeterince harcadıklarını söylüyor (1Pe. 4:13). Fakat şimdi durum değişmiştir ve imanlılar kalabalığa katılmadıkları için “tuhaf” olarak görülüyor, belki de bu nedenle haklarında kötü niyetli dedikodular yayılıyordur (1Pe. 4:4). Bu yüzden Şeytan, Allah’la birlikte yürüyüşümüzde cesaretimizi kırmaya çalışmak için eski arkadaşlarımızı bile kullanıyor.


Petrus bu saldırılar yüzünden gözlerinin korkmaması için imanlıları cesaretlendiriyor. “Uluslar” tek yargıç olan Allah’a kendileri adına hesap verecekleri için, onların ne düşündüğü hakkında endişelenmeye gerek yok (1Pe. 4:5).


Vurgulamak istediği nokta çok önemli. İnandıkları şeyi dik durarak savunmak yerine diğer insanların beklentilerinin baskısına boyun eğen kaç kişi tanıyorsunuz? Bu, bilhassa “çevre baskısı” olarak bilinen bu durumla mücadele eden gençler için çok zordur.


Başkalarının bizi kabul edip etmeyeceğinden kaygılanmak ve onların fikirlerine, isteklerine ve bizden beklentilerine uymak yerine, Petrus imanlılara ilişkide bulunduğumuz kişilere karşı nezaketle ve sevgiyle davranmayı tembih ediyor (1Pe. 4:8, 9). Bu öylesine eklenmiş bir fazlalık, Hristiyan olarak yapmamız gerekenler listesine sıkıştırmamız gereken ilave bir sorumluluk değildir. Bilakis, bu yapmamız gereken en önemli şeydir ve çevremizdeki insanlarla iletişim kurmanın en önemli yoludur. Belki bu yüzden Petrus dualarımızda ciddi olmamızı tavsiye ediyor (1Pe. 4:7), zira Allah bizim bazen yakınlarımıza karşı nezaketle ve sevgiyle davranmaktansa “Ulusları” memnun etmekte daha gayretli olabileceğimizi biliyor. Onlar için dua etmekle kalmamalı, fakat Allah’ın bizi onların endişelerine karşı daha hassas bir hale getirmesine izin de vermeliyiz. “Asil bir soy ve kutsal bir rahiplik” olarak biz, onların bizi kötü yönde etkilemesine izin vermenin aksine, onları iyi yönde etkilemeye çağrıldık. İsrail’in acı tarihi tam da böyleydi: putperestler İsrail tarafından iyi yönde etkileneceklerine, İsrail’i kötü yönde etkilediler.


Ne tür bir çevre baskısı ile karşılaşıyorsunuz? Nasıl direnebilirsiniz? “Kötülüğü iyilikle yen” (Rom. 12:21) sözleri bu durumlara ne şekilde uygundur?


Pazartesi


8 Mart


Peygamberlik Sözleri Kesinlik Kazandı


  1. Petrus 1:16–21 ayetlerini okuyun. Petrus çok önemli peygamberlik sözleri için ne diyor?

Petrus kendi zamanında birçok şey görmüştü, bu ayetlerde bazılarını sayıyor: İsa’nın dağda görünümünün değişmesi (2Pe. 1:18) ve İsa hakkındaki peygamberlik sözlerinin doğrulanması (2Pe. 1:19). Bu olanların her biri Petrus’u derinden etkilemesine rağmen, o son nokta, yani peygamberlik sözleri üzerinde daha fazla duruyor. Bunun, öğrenciler olarak kendi başarısızlıklarımızla ilgisi olmalı. Petrus kaç kez, söylenenleri zaten bildiğini zannederek, İsa’nın dediklerini dinlemedi? İsa Yeruşalim’de başrahiplerden göreceği muameleyi kaç kez önceden söyledi; ancak birkaç farklı durumda, olaylar tam da İsa’nın söylediği gibi gerçekleştiğinde, Petrus hazırlıksız yakalandı? Belki de tüm bu “başarısızlıkların” en acı verici olanı, Petrus’un Kendisini inkâr edeceğini İsa’nın önceden söylemesiydi. Petrus bunun kesinlikle olmayacağından emindi, fakat bunu yaptığında hayatının en kötü anı olmuş olmalı.


Belki de bu yüzden Petrus nasıl İsa’nın sadık bir izleyicisi olunacağına açıklık getirmeye girişiyor. “Dünyada kötü arzuların yol açtığı yozlaşma”ya mahkûm olanların aksine, “büyük ve değerli vaatler”i izleyenlere bu vaatler aracılığıyla “tanrısal özyapıya ortak olacaklarını” hatırlatıyor (2Pe. 1:4). İmanlıların yozlaşmadan gerçekten kurtulmalarını sağlamak için, Hristiyan yaşamını tanımlayan birbirine bağlı birkaç niteliği sıralıyor: iman, erdem, bilgi, özdenetim, dayanma gücü, Tanrı yoluna bağlılık, kardeşseverlik ve sevgi (2Pe. 1:5–8). Her biri diğeri üzerine inşa olur ve hep birlikte bir pastadaki malzemeler gibi bir bütünü oluştururlar. Pavlus bu aynı nitelikleri ürünler değil, “ürün” olarak adlandırıyor (Gal. 5:22, 23), zira bunlar ayrılamayacak bir bütün oluşturuyor.


Petrus imanlıların bu değerleri yaşamlarının bir parçası haline getirirlerse tökezlemeyeceklerini söyleyerek bir adım daha ileri gidiyor ve onları gayretle “çağrılmışlıklarını ve seçilmişliklerini kökleştirmeye” çağırıyor (2Pe. 1:10).


Petrus’un mektubunu çoktan beridir imanda olan Hristiyan üyelere hitaben yazdığını unutmayın. O bir dizi şartları yerine getirmenin cennet biletini garantileyeceğini hiçbir şekilde ileri sürmüyor. Yalnızca zamanın genel tavır ve davranışlarını karşılaştırıyor ve Hristiyanları enerjilerini olumsuz şeylerden ziyade olumlu şeylere harcamaya davet ediyor.


Salı


9 Mart


Alaycılar


  1. Petrus 3:3–7 ayetlerini okuyun. Petrus burada geçmiş hakkında, şimdiki ve gelecekteki sorunlarla uğraşmamıza yardımcı olabilecek ne söylüyor?

Karanlık ile ışık arasındaki, İsa’nın izleyicileriyle kötülüğün destekçileri arasındaki savaş, doruk noktasına ulaşmak üzere gibi görünüyor. Kükreyerek yemeğini arayan bir aslan gibi dolaşan Şeytan (1Pe. 5:8), bir alaycılar korosu tarafından destekleniyor. Bu alaycılar “akılcı” ve “bilimsel” savlarıyla (2Pe. 3:3, 4) imanlıların imanını etkisiz hale getirmeye çalışırlar. Petrus onları harekete geçiren şeyin şehvetli yaşam tarzlarını sürdürme arzuları olduğunu söylüyor (2Pe. 3:3; ayrıca bkz. Yahuda 18). Her şey her zamanki gibi devam ettiği için İsa’nın gelmeyeceği sonucuna varıyorlar.


Bu alaycılığın çok rahatsız edici bir yönü var. İsa “yine geleceğim” (Yu. 14:1–3) dedi, fakat bu alaycılar “İsa tekrar gelmeyecek” demeye getiriyor (2Pe. 3:4). Bu, Allah’ın “iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin; çünkü ondan yediğin günde mutlaka ölürsün” (Yar. 2:17) dediği Aden Bahçesi’nden gelen bir yankıdır. Fakat Şeytan yılan aracılığıyla “Kesinlikle ölmezsiniz” (Yar. 3:4) dedi. Burada Allah’ın sözüne doğrudan bir yalanlama var, şimdi Aden Bahçesi’ndeki gibi tek bir sesten değil, fakat her yerdeki seslerden oluşan bir korodan geliyor. Bu yalanın bir iyi tarafı, Petrus’un bunu önceden bildirmiş olması. İsa’nın ikinci gelişi fikriyle alay eden birini her duyduğumuzda, kendileri peygamberlik sözünün bir kez daha yerine gelmesi oluyorlar.


Her ne kadar tarih dünyanın daha önce korkunç bir Tufan nedeniyle yıkımına tanık olduysa da, alaycılar bunu bilmek istemiyor. Allah’ın onların kişisel yaşam seçimlerine hiçbir müdahalede bulunmadığını kabul etmek istemiyorlar. Onlar ayrıca dünyayı tufanla yok etmek için su biriktiren aynı Allah’ın, benzer şekilde büyük Yargı Günü’nde dünyayı yakarak yok etmek için ateş biriktirdiği gerçeğinden kaçınıyorlar (2Pe. 3:5–7). Onların yersiz umudu, doğanın her zaman olduğu gibi işleyişine devam edeceğidir.


Yıllar geçerken İkinci Geliş vaadine nasıl sarılıyoruz? Yaptıklarımız neden çok önemli?


Çarşamba


10 Mart


Günü Çabuklaştırmak


İkinci Geliş için bekleyiş bize bitmeyecek gibi gelse de, zaman Allah için sorun değildir. “Rab’bin gözünde bir gün bin yıl, bin yıl bir gün gibidir” (2Pe. 3:8). Eski Ahit’te Rabb’in günü olsun veya Yeni Ahit’te Mesih’in dönüşü olsun, Kutsal Yazılar boyunca son her zaman yakındır.


  1. Petrus 3:8–14 ayetlerini okuyun. Burada bize hangi uzun vadeli umut veriliyor? Ayrıca bkz. Dan. 2:34, 35, 44.

Klasik zaman peygamberlik sözleri bize kötülüğün sürmesine verilen iznin ve Allah’ın bekleyişinin sınırlı olduğunu açıkça söyler. Peygamberlik sözlerinde Allah günaha ve acıya son verme ve dünyayı başlangıçtaki mükemmelliğine tekrar kavuşturma stratejisini ortaya koyar.


Bildiğimiz tüm şeylerin sonuna bakışımız, şimdi nasıl yaşadığımızı etkileyecektir (2Pe. 3:12). Allah’ın küçük dünyamızı yok edeceği fikrine karşı çıkarsak, biz de şüpheci olmaya ve alaycılara katılmaya yatkın hale geliriz. Öte yandan, bunu merhametli Allah’ın etrafımızda kol gezen bu iğrenç yozlaşmayı ve insan hakları ihlâllerini temizlemek için nihayet harekete geçişi olarak görürsek, “doğruluğun barınacağı yeni gökleri, yeni yeryüzünü” güvenle bekleyebiliriz (13. ayet).


Petrus tekrar, davranışlarımız ve kişisel tutumumuz hakkındaki endişelerini dile getiriyor. Bizi “gayretli” ve “lekesiz ve kusursuz” olmaya teşvik ediyor (2Pe. 3:14). Bir sonraki ayet olmasa Petrus’un “işlere” dayanan bir dini savunduğunu sanabiliriz, fakat o, “Rabbimiz’in sabrını kurtuluş sayın” ifadesi ile Pavlus’un aynı imanlılara söylediği sözleri onaylayarak, bu muhtemel yanlış anlamayı düzeltiyor (15. ayet).


Kusursuz olmak bizim amacımızdır. Eyüp bu şekilde tanımlanmıştı: kusursuzdu çünkü “Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınırdı” (Eyüp 1:1). Mesih bizi Baba’ya böyle sunacaktır (1Ko. 1:8, Kol. 1:22, 1Se. 3:13, 5:23). Lekesiz olmak mı? Kurban olacak kuzu böyle olmalıydı (örneğin Çık. 12:5, Lev. 1:3), İsa böyleydi (İbr. 9:14, 1Pe. 1:19), ve kiliseyi Baba’ya bu şekilde takdim ediyor (Ef. 5:27).


Günahı yenme, imanda büyüme, kötülükten kaçınma ve kutsal ve “lekesiz” yaşama çabamızda, neden her zaman bize iman aracılığıyla verilmiş olan İsa’nın doğruluğuna güvenmeliyiz? Gözümüzü bu vaatten ayırdığımızda ne olur?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Petrus alaycıların “her şey yaratılışın başlangıcında olduğu gibi duruyor” diyeceğini belirterek uyardı (2Pe. 3:4). Bu yeni bir şey değildi; aynı duygular Tufan’dan önce de ifade edilmişti. “Zaman geçtikçe, doğada hiçbir değişiklik görülmemesiyle, kalpleri daha önce zaman zaman korkuyla titremiş olanların üzerine cesaret geldi. Şimdi de pek çoklarının akıl yürüttüğü gibi akıl yürüterek, doğanın o doğayı yaratan Allah’ın üzerinde olduğuna ve doğa yasalarının Allah’ın bile değiştiremeyeceği kadar sağlam şekilde yerleşmiş olduğuna kanaat getirdiler. Nuh’un bildirisi doğru olsaydı doğanın yolundan çıkacağını varsayarak, bu bildiriyi dünyanın gözünde bir kuruntu, büyük bir aldatmaca haline getirdiler. Allah’ın uyarısına karşı saygısızlıklarını, kendilerine uyarı verilmeden önceki gibi davranmaya devam ederek gösterdiler. . . . Nuh’un sözlerinde hakikat olsaydı, şöhretlilerin, yani bilgelerin, sağduyuluların ve büyük adamların meseleyi anlayabileceklerini ileri sürdüler.”—Ellen G. White, Atalar ve Peygamberler, s. 97. Bugün “büyük adamlar” bize benzer şeyler söylüyorlar: doğanın yasaları sabit ve yerleşiktir, her şey daha önce olduğu gibi devam ediyor. Evrim teorisi bize bir anlamda şunu öğretiyor: hayat, en azından ilke olarak açıklanabilir doğal süreçlerle, bir gün bilimin bize bütünüyle açıklayacağı doğa yasalarının işleyişiyle, herhangi bir ilaha hiçbir şekilde gerek olmadan var oldu. “Büyük adamlar” o zaman yanılmışlardı ve şimdi de aynı şekilde yanılıyorlar. Pavlus’un “Çünkü bu dünyanın bilgeliği Tanrı’nın gözünde akılsızlıktır” yazmış olmasına şaşmamalı (1Ko. 3:19). Tufan zamanında böyleydi, Petrus’un zamanında böyleydi, aynı şekilde bizim zamanımızda da böyledir.


TARTIŞMA SORULARI:


Petrus, İsa’ya inanmak için birçok nedeni olmasına rağmen, yine de “peygamberlik sözlerinin kesinlik kazandığını” vurguladı. Peygamberlik sözleri bizim için neden bu kadar önemlidir? Peygamberlik sözleri İsa’nın ilk gelişinde O’nun Mesih olduğunu kanıtlamaya nasıl yardımcı oldu? İkinci Geliş için bize nasıl bir umut veriyor? Ne de olsa, peygamberlik sözleri olmaksızın vaat hakkında ve İkinci Geliş umudu hakkında bilgimiz dahi nasıl olabilirdi ki?


Çevre baskısını yalnızca ergenler ve genç yetişkinler söz konusu olarak düşünme eğilimindeyiz. Fakat bu doğru değil, öyle mi? Hepimiz akranlarımız tarafından beğenilmek ve kabul görmek istiyoruz. Ne de olsa, bizi beğenmemelerinin aksine, beğenirlerse iyi bir tanık olmak için çok daha iyi bir fırsatımız olacak, öyle değil mi? Başkalarını memnun etme arzusunda iken, inançlarımızdan taviz vermeye karşı nasıl önlemler alabiliriz? Böyle tavizler vermek neden sandığımızdan daha kolaydır?


Cuma


11 Mart


*12–18 Mart


Azimli Kilise


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Va. 2:1–7, Hoş. 2:13, Va. 2:8–17, Va. 2:18–3:6, Yşa. 60:14, Va. 3:14–22.


HATIRLAMA METNİ: “İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim; ben onunla, o da benimle, birlikte yemek yiyeceğiz” (Va. 3:20).


Yuhanna 12 elçi arasında en son ölendi. Kendi adını taşıyan Müjde’yi ve mektupları yazdığı gibi, büyük mücadeleyi daha iyi anlamamıza yardım eden Vahiy kitabını da yazdı. Şimdilik onun yalnızca yedi kilise tanımına odaklanacağız. Sözlerinden mümkün olduğunca çok şey öğrenmemize imkân sağlayabilmek için, bunları asıl alıcılarının gözünden incelemeliyiz.


Göze çarpan bir husus, İsa’nın her bir kiliseye yaklaşımını kişiselleştirmesi. Her birinin farklı ihtiyaçları var ve O hepsini karşılıyor.


Bir zorluk, tıpkı bugün bizim yaşadığımız gibi, bu kiliseler kendi kimlikleriyle mücadele ediyor olmaları. Bu kiliselerin üyeleri İsa’yı ve O’nun kendilerine verdiği ölmekte olan bir dünyaya tanıklık etmeleri çağrısını açıkça savunuyorlar mı, yoksa Hristiyan gibi görünmeye çalışıp, özel yaşamlarında karanlığın güçlerinden memnun olup, iki tarafı da idare mi ediyorlar? Bu kiliselerin sonuncusu olarak kendimizi görsek de, şartlar ne kadar farklı olsa da birçok bakımdan kiliselerin çağlar boyunca karşılaştığı zorlukların aynılarıyla bizim de karşılaşıyor olduğumuz açıkça ortaya çıkacak.


*19 Mart Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

13 Mart


Efes’teki Kilise


Vahiy 2:1 ayetinde İsa Efes’teki kiliseye hitap ederken, elinde yedi yıldızı tutar ve altın kandilliklerin ortasında yürür bir halde resmediliyor. Bu simgeler önemli hakikatlere işaret ediyor. Altın kandillikler kiliselerdir ve yedi yıldız kiliselerden sorumlu meleklerdir (Va. 1:20). Başka bir deyişle, kiliseler ile Allah’ın gökteki tahtı arasında yakın bir ilişki vardır. Kiliseler büyük mücadelede önemli bir rol oynarlar.


Vahiy 2:1–7 ayetlerini okuyun. Bu ayetlerde büyük mücadelenin hangi şekillerde gerçekleştiğini görüyoruz?


Efes’e gönderilen mesaj onun karakterinin tanımlanması ile başlar. İsa onun güçlü ve zayıf yönlerinin bütünüyle farkındadır. Onları işlerinden, sabırla dayanmalarından, aralarında yalancı öğretmenlere taviz vermemelerinden dolayı övüyor (Va. 2:2, 3, 6), kilise içinde sahte öğretilere taviz verilmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı veriyor. Anlaşılan, karanlığa karşı verilen mücadelede hizmet vermek üzere başlangıçta Allah tarafından seçilen Efes’teki kilise, Şeytan’ın bir karşı saldırısına maruz kalmış. Bu saldırı sahte elçiler olarak, belki de ilk yedi diyakondan biri olan, fakat anlaşılan ayrımcı bir hareket kurmuş olan Nikolas’ın (Elç. 6:5) izleyicileri şeklinde gelmiştir. Sapkınlıkları her neyse, İsa ondan nefret etti (Va. 2:6).


Efes kilisesinin sorunu, “başlangıçtaki sevgisini” kaybetmiş olmasıydı (Va. 2:4). Bu, İsrail’in sapkınlığını yasak aşkının peşinden koşan kişiye benzeten Eski Ahit peygamberlerinin kullandığına çok benzeyen bir dildir (örneğin Hoş. 2:13).


Durum umutsuz görünebilir, fakat İsa umutsuz durumların telafisinde uzmandır. Öncelikle, İsa halkını nereden düştüklerini hatırlamaya ve geri dönerek başlangıçta yaptıklarını sürdürmeye teşvik ediyor (Va. 2:5). Bu, saati “eski güzel günlere” geri çevirme çağrısı değildir; aksine, geçmiş tecrübeleri kendilerine geleceğe doğru rehber olarak kullanma örneğidir.


“Başlangıçtaki sevginden uzaklaştın” (Va. 2:4). Bunu yapmak neden çok kolay? Bize kilise olarak veya şahsi olarak ne oluyor ki, Allah’a karşı sevgimiz soğuyor? Allah’a ve O’nun hakikatine yönelik tutkumuzun yıllar yılı içimizde yanmasını nasıl sağlayabiliriz?


Pazar


14 Mart


İzmir ve Bergama


İsa İzmir’deki kiliseye “Ölmüş ve yaşama dönmüş, ilk ve son olan” olarak tanıtılıyor (Va. 2:8; bkz. Va. 1:18). Bergama’daki kilise için ise, İsa ağzında iki ağızlı keskin bir kılıç olandır (Va. 1:16, 2:12). İsa’nın bu iki kilisenin her birine tanıtılma şeklinin önemi nedir?


Vahiy 2:8–17 ayetlerini okuyun. İzmir kilisesindekiler de işleri ve sıkıntılarıyla biliniyor; ancak, belki de aralarındaki “Şeytan’ın havrası” nedeniyle, bunu pek gösteremiyorlar (Va. 2:9). Benzer bir şekilde Bergama kilisesi üyeleri de “Şeytan’ın tahtı” aralarında olmasına rağmen imanlarına bağlı gözüküyorlar (Va. 2:13). Dolayısıyla, büyük mücadele gerçeği burada da görülüyor.


İzmir kilisesindekiler kendilerini bekleyen zor zamanlar, hapse atılacakları, hatta belki de öldürülecekleri konusunda uyarılıyorlar (Va. 2:10). Bergama’da bir kişi zaten imanı yüzünden öldürülmüştü (Va. 2:13). Zor zamanların üzerinde bir süre sınırı olduğu önemli bir husus; yani kötülüğün belli bir noktadan sonra devam etmesine izin verilmiyor (Va. 2:10).


Allah’ın Bergama kilisesinde karşı olduğu birkaç sorun bulunması endişe konusu (Va. 2:14–16). Anlaşılan aralarındaki “Balam’ın öğretisine bağlı” ve “Nikolas yanlılarının öğretisine bağlı” olanlara müsamaha ediyorlar (Va. 2:14, 15).


“Nikolas ve Balam benzer terimler olarak görünüyorlar; Nikolas Grekçe birleşik bir kelimedir (nikao ve laos) ve ‘insanları fetheden’ anlamına gelir. Balam İbranice iki kelimeden türemiş olabilir, baal (‘yıkmak’ veya ‘yutmak’ anlamındaki bela’dan) ve am (‘halk’ demektir), yani ‘halkın yıkımı’ anlamındadır.”—Ranko Stefanovic, Revelation of Jesus Christ: Commentary on the Book of Revelation [İsa Mesihin Vahyi: Vahiy Kitapçığının Yorumu] (Berrien Springs, Mich.: Andrews University Press, 2002), s. 111. İsa tüm kiliseyi sapkınlıklarına devam ederlerse bizzat geleceğine ve ağzındaki kılıç ile onlarla savaşacağına dair uyarıyor (Va. 2:16).


Fakat bu uyarıların arasında bile, İsa iki kiliseye de büyük cesaret veriyor (Va. 2:11, 17).


Vahiy 2:14, 15 ayetlerini okuyun. Bu ayetler öğretinin ne olursa olsun fark etmediği fikri hakkında bize ne diyor? Neden fark eder ve neden önemli şekillerde fark eder?


Pazartesi


15 Mart


Tiyatira ve Sart


Vahiy 2:18–3:6 ayetlerini okuyun. Bu kiliselerdeki sorunlar nelerdir ve biz kilise olarak ve bireyler olarak aynı sorunlarla hangi şekillerde boğuşuyoruz? Bu çatışmalarda büyük mücadele nasıl açıklanıyor?


İsa’nın Tiyatira kilisesine tanıtılış şekli (Va. 2:18) Allah’ın halkı için giderek zorlaşan ve kafa karıştırıcı hale gelen bir zamanı ortaya koyuyor. Alev alev yanan gözler ve ocakta kor haline gelmiş parlak tunca benzeyen ayaklar mecazları karşımıza yalnızca Vahiy 1:14, 15 ayetlerinde çıkmıyor, aslen Daniel 10. bölümde, Daniel’in gözleri “alevli meşalelere” benzeyen ve ayakları “cilalı tunç gibi parlayan” Kişi’yi gördüğü görümde bulunuyor (Daniel 10:6). Daha sonra, zamanın sonunda Mesih ortaya çıkacak ve halkını kurtaracaktır. Allah’ın halkının durumunun en karanlık olduğu anda, adı yaşam kitabında yazılı olanları kurtarmak için bizzat Allah doğrudan müdahale eder (Dan. 12:1).


İsa Sart’taki kiliseye de benzer bir şekilde, Allah’ın Ruhu’na ve yedi yıldıza sahip olan Kişi olarak tanıtılıyor (Va. 3:1, 5:6). Burada yine, kilisesinin güvenliğini sağlamak için hem sahne gerisinde etkin bir şekilde dâhil olan hem de göğün güçlerini arkasına alan bir Kurtarıcı var.


Bu iki kilisenin tanımı derin kaygılar içeriyor. Tiyatira’da işler iyiye gitmesine rağmen (Va. 2:19), Kraliçe İzebel zamanındaki İsrail gibi olmuşlardı. Benzer bir şekilde, Sart’ta da insanlar ruhsal olarak ölüler (Va. 3:1).


Tüm bu sorunlara rağmen, İsa kiliseleri teşvik ediyor. O Tiyatira’da “Şeytan’ın sözde derin sırlarını öğrenmemiş” olan birçok kişiyi tanıyor ve “ben gelinceye dek kadar sizde olana sımsıkı sarılın” diyerek onları cesaretlendiriyor (Va. 2:24, 25). Sart’ta da “giysilerini lekelememiş birkaç kişi var” (Va. 3:4).


İsa işte bu sadık olanlara özel bereketler vaat ediyor. O Tiyatira’ya “sabah yıldızını” (Va. 2:28) vermeyi vaat ediyor (daha sonra bunun Kendisi olduğunu ifade ediyor: Va. 22:16); Sart’a da gökte kesin bir yer vaadi veriyor ve “Babam’ın ve meleklerinin önünde” onların adlarını anacağını bildiriyor (Va. 3:5).


“Bunları yerine getir, tövbe et!” Yerine getirmeniz gereken ne var ve neyden tövbe etmelisiniz? Bu iki fikir birbiriyle güçlü bir şekilde nasıl bağlantılıdır?


Salı


16 Mart


Filadelfya’daki Kilise


Vahiy 3:7 ayetini okuyun. İsa bu kiliseye ne şekilde tanıtılıyor? Bu tanımlamalar O’nun hakkında bize ne söylüyor?


Kilise çok zayıf görünse de, Mesih’in sözüne uyduğu için ve O’nun adını yadsımadığı için övülüyor (Va. 3:8). İsa Şeytan’ın havrasındakilerin yakında gelerek Filadelfyalılara saygı göstereceklerini söyleyerek ilginç bir vaat veriyor (Va. 3:9). Bu, Allah’ın halkına zulmedenlerin, onlara karşı tüm kötü davranışlarına taban tabana zıt bir şekilde bir gün ayaklarına kapanacaklarını belirten Yeşaya 60:14 ayetinden alıntıdır. Buradan, Şeytan’ın havrasının ilk Hristiyanlara hayatı zorlaştırdığını anlayabiliriz. Gördüğümüz gibi, daha önce sözü geçen bazı kiliseler yanlış öğreti yayanlar ve sorun çıkaranlarla mücadele etmişlerdi, ki bu Şeytan’ın kiliselerin aleyhine çalışma yollarından biridir. Anlaşılan Filadelfiya bu kötülük kaynağından nihayet kurtulan kilise.


Vahiy 3:10 ayetini okuyun. Filadelfiya kilisenin sabrını nasıl anlıyorsunuz? İsa onların denenmelerini nasıl sınırlamayı vaat etti? Bu bugün bizim için ne anlam ifade ediyor?


Filadelfiya kilisesinin daha önce sözü edilen kiliselerin geçtiği zor dönemlerden aynı şekilde geçtiği, fakat tutumlarının farklı olduğu anlaşılıyor. Bu kilise, İsa’nın düzeltmeleri gereken bir kusurlarına bilhassa işaret etmediği ilk kilisedir. Yine, “gücünün az” olmasına rağmen, imanları ve Allah’la işbirliği içinde olmaları Kurtarıcı tarafından fark edilmiş ve takdir ediliyor (8. ayet).


Bu kilisedeki galip gelenlere verilen vaatler arasında Allah’ın tapınağında bir sütun olmak, böylece artık girip çıkmak zorunda kalmamaları da var (Va. 3:12). Belki de yaşamlarının her yönüyle önceden beri Allah’la bütünleşmiş oldukları için, kendilerine yeni adlar verilmesiyle Allah’a ait olanlar olarak kesin bir şekilde tanımlanıyorlar.


Tam şu anda aniden gökte olsaydınız, oraya ne ölçüde uyum sağlayabilirdiniz?


Çarşamba


17 Mart


Laodikya’daki Kilise


Laodikya’daki kiliseye de İsa’nın bazı tanımları veriliyor: “Amin, Sadık ve Gerçek Tanık” ve “Tanrı yaratılışının kaynağı” (Va. 3:14). Bu tanımlamalar İsa’nın ilahîliğinin anahtar yönleridir. “Amin” sözcüğü Yeşeya 65:16 ayetine göndermedir, sözcük bu ayette “Sadık Tanrı” olarak tercüme edilmiş ve antlaşmayla bağdaştırılmıştır. İsa antlaşmaya sadık olan Allah, kurtuluş ve onarım vaatlerini yerine getiren Allah’tır. İsa ayrıca Kendi halkına Allah’ın gerçekten nasıl olduğunu gösteren Sadık Tanık’tır (Va. 1:5, 22:16, Yu. 1:18, 14:8–10). O ayrıca Yaratıcı’dır (Kol. 1:16, 17).


Vahiy 3:14–22 ayetlerini okuyun. İsa bu kiliseye ne yapmasını söylüyor? Bu sözler bugün bizim için ne anlama geliyor?


Bu ilk ayetler İsa’nın gerçekte kim olduğunu söyledikten sonra, bu kilisenin kim olduğuna açıklık getirmek gerekiyor. Başka bir deyişle, ancak önce Allah’ı tanırsak kendimizi gerçekten tanıyabiliriz. Bu kilisedeki insanlar kendileri hakkında gerçekte olduklarının tam tersini düşünecek ölçüde kendilerini kandırmışlar (Va. 3:17). İsa bundan sonra gerçekleri görebilmek için gereken net görüşe sahip olmaları ve gerektiği şekilde değişebilmeleri yönünde gerekli adımları atmalarını onlara salık veriyor (Va. 3:18).


Alternatif, iki safhada ilahî yargıdır. İlki, belki bir miktar eski usul anne–baba disiplini gerekebilir (Va. 3:19); bundan sonra ise Allah’ın onları ağız dolusu kötü su gibi “ağzından kusması” ihtimali vardır (Va. 3:16).


Allah’ın huzurundan atılmaya çok yakın olan bu kiliseye, en büyük vaatler veriliyor. İsa onlarla (sadece yakın arkadaşlara ayrılmış bir faaliyet olan) akşam yemeğinde uzun bir zaman geçirmek istiyor (Va. 3:20). Daha sonra onlara Kendisiyle birlikte tahtında oturma sözü veriyor (Va. 3:21).


Yedi kilise aracılığıyla, Allah’ın halkının gitgide soğuması ve O’ndan uzaklaşması şeklinde gelişen olguyu saptamak ilginç. Bu nasıl gerçekleşiyor? Anlaşılan, savaş zaten kazanılmış olmasına rağmen, bazı insanlar hâlâ ısrarla kötülüğe ve karanlığın güçlerine tutunuyorlar. Şüphesiz, bu kiliselerin tarihine baktığımızda, orada büyük mücadelenin orada ortaya konduğunu ve ifade edildiğini görebiliriz. Bu nedenle büyük mücadele İsa’nın ikinci gelişine kadar devam edecek.


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Perşembe dersi Mesih’in ilahîliğine değinmişti. Bu konu neden çok önemli? Ellen G. White şöyle yazdı: “İlahî yasa da Allah’ın Kendisi kadar kutsal olduğundan, onun çiğnenmesine ancak Allah’a eşit biri kefaret edebilirdi. Mesih’ten başka hiç kimse düşkün insanı yasanın lânetinden kurtararak yeniden Gökle uyumlu hale getiremezdi. Mesih günahın suç yükünü ve utancını Kendi üzerine alacaktı; bu günah kutsal olan Allah’ın gözünde o kadar iğrençti ki, Baba ile Oğlu’nu ayırmalıydı. Mesih, mahva uğramış nesli kurtarmak için sefaletin derinliklerine uzanacaktı.” —God’s Amazing Grace [Allah’ın Harika Lütfu], s.42. Bu basit bir mantık: yasa Allah’ın kendisi gibi kutsal; yani, sadece Allah gibi kutsal bir varlık günaha kefaret edebilir. Melekler günahsız olmalarına rağmen Yaratıcı gibi kutsal değiller, zira yaratılmış bir şey nasıl onu yaratan gibi kutsal olabilir? Öyleyse Kutsal Yazılar’ın Mesih’in Allah’ın Kendisi olduğunu tekrar tekrar öğretmesine şaşmamalı. Mesih’in kurbanlığı bir anlamda Allah’ın yasasının kutsallığına odaklanır. Yasa yüzünden, daha doğrusu yasanın çiğnenmesi yüzünden, İsa’nın (kurtarılacaksak) bizim için ölmesi gerekecekti. Aslında günahın ciddiyeti en iyi şekilde ona kefaret etmesi için gereken sonsuz kurbanda görülür; bu ciddiyetin kendisi yasanın ne kadar kutsal olduğuna tanıklıkta bulunur. Eğer yasa yalnızca bizzat Allah’ın kurbanlığının onun isteklerine karşılık verebileceği kadar çok kutsalsa, hepimiz yasanın ne kadar yüce olduğunu gösteren kanıtlara sahibiz demektir.


TARTIŞMA SORULARI:


Çarşamba gününün sorusuna cevabınızı derste tartışın. Cevaplarınızın çıkarımları nelerdir?


“Son zamanlarda, yumuşak huylu ve alçakgönüllü olan İsa’nın mütevazı takipçilerini bulmak için etrafa baktığımda, zihnim epey çalışmıştı.


“İsa’nın tez gelişini beklediklerini söyleyen birçokları bu dünyaya uymaktalar ve Allah’ı memnun etmek yerine etraflarındakilerin beğenilerini daha fazla ısrarla aramaktalar. Onlar, kısa bir süre önce ayrıldıkları sözde kilise gibi, soğuk ve samimiyetsizdirler. Laodikya Kilisesi’ne söylenen sözler onların mevcut durumunu mükemmel şekilde tasvir ediyor.”—Ellen G. White, The Review and Herald, 10 Haziran 1852. Bu sözler yüz elli yıldan uzun bir süre önce yazılmış olsa da, neden bugün bile bizler için büyük ölçüde geçerlidir? Bu, kilisenin ilk zamanlarının bir şekilde “eski güzel günler” olduğu miti hakkında bize ne diyor?


Cuma


March 18


*19–25 Mart


Kurtuluş


Sebt Günü


KONUYLA İLGİLİ METİNLER: Va. 20:1–3, Yer. 4:23–26, 1Ko. 4:5, Va. 20:7–15, Flp. 2:9–11, 2Pe. 3:10.


HATIRLAMA METNİ: “Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı” (Vahiy 21:4).


İnsanlar sık sık kötülüğün en başta neden ortaya çıktığını sorarlar. Cevabın temel bir noktası özgürlüktür. Gerçek özgürlük, gerçek ahlâk özgürlüğü risk içerir, zira insanlar (veya varlıklar) gerçek anlamda özgürlerse, yanlış yapma seçenekleri de olmalıdır.


Yeterince makul, fakat bir sonraki soru geliyor: Öyleyse Allah neden yanlış yaptıklarında onları yok etmedi ve geriye kalan bizi isyanın korkunç sonuçlarından kurtarmadı?


Cevap büyük mücadelenin özüne iner. Bu hafta göreceğimiz üzere Rab bir çeşit “açık” yönetim yürütüyor; O’nunla ve O’nun yollarıyla ilgili birçok sırlara rağmen, O büyük mücadeleyi Kendi özverisi, iyiliği, adaleti, sevgisi ve yasası hakkındaki soruların kalıcı olarak cevaplanacağı bir şekilde çözecek.


Aslında, en azından kaybolanların nihaî kaderi hakkında, cevapları almak için bize bin yıl verilecek (diğer sorular için önümüzde sonsuzluk olacak). İkinci gelişten sonra kurtarılanlar Mesih’le birlikte bin yıl yaşayıp hüküm sürecekler. Daha da inanılmaz olanı, onlar yargıda etkin rol oynayacaklar. Şimdi uzun süredir devam eden büyük mücadele dramının son aşamalarına bakalım.


*26 Mart Sebt Gününe hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



  1. Ders

20 Mart


Şeytanı Bağlamak


Vahiy 20:1–3 ayetlerini okuyun. Burada ne tanımlanıyor ve bize nasıl bir umut veriyor?


Bağlamak veya bağlanmış olmak Kutsal Kitap içersinde çeşitli şekillerde kullanılır. En basit seviyede, bir mahkûmla ilgilidir. İsa Şeytan’ın bağladığı birçoklarını çözdü. Dahası, bağlama eylemi Allah’ın kiliseye kötülüğe karşı verdiği gücü tanımlamak için, yargının temsili olarak kullanılır.


Tehlikeli bir suçlu yakalandığında onu bağlamak gereklidir. Ancak Kutsal Kitap’ta pek çok kez, bağlanan insanların suçlu olduğunu söylemek zor. Vaftizci Yahya kralın ahlakî kötülüklerini kınadığı için zincire vurulmuştu (Mat. 14:3, 4). İsa Getsemani Bahçesi’nde (Yu. 18:12), mahkemesinde (Yu. 18:24) ve ölümünde (Yu. 19:40) bağlanmıştı. Hem Pavlus (Elç. 21:33) hem de Petrus (Elç. 12:6) bağlanmışlardı.


Ayrıca İsa Şeytan’ın bağlamış olduğu insanlarla yüz yüze çok zaman geçirdi. Kırılmış zincirlerle el ve ayak bileklerinden bağlı bir cinli vardı (Mar. 5:3, 4). İsa onu cinlerden kurtarmadan önce, kimse kötülüğü zapt edemiyordu. O iki büklüm olmuş ve belini doğrultamayan bir kadınla karşılaştı ve onu çözdü (Luk. 13:11, 12, 16). O ayrıca Lazar’ı mezardan çıkardı ve kefeninden çözdü (Yu. 11:43, 44). Bir de, kendisi yerine İsa’nın çarmıha gerilmesi için, zincire vurulmuş olmasına rağmen serbest bırakılan Barabba vardı (Mar. 15:7–15). Tüm bu örneklerde Şeytan’ı ya insanları ızdırabın tutsağı olarak tutmaya çalışırken, ya da kötülüğün yayılması için masum insanları bağlarken görüyoruz. Fakat İsa’yı da, Şeytan tarafından umutsuzca hapsedilmiş olan dünyaya kurtuluş ve özgürlük getirmek için ölümün bağlarını kırarken görüyoruz. Sonunda Şeytan bağlanır ve dış karanlığa atılır (Va. 20:1–3).


Ayrıca, İsa’nın Şeytan’ın bağladıklarını serbest bırakma görevinin bir parçası da Kendi izleyicilerini güçlendirmekti. O onlara Şeytan’ın (“güçlü adamın”) bağlanabileceğine ve evinin yağmalanabileceğine dair güvence verdi (Mat. 12:26–29). Başka bir deyişle, Şeytan’ın Mesih’e karşı ve Mesih’in izleyicilerine karşı gücü yoktur, zira Mesih Kendi halkını Şeytan’ın bağlarından kurtarmıştır.


Pavlus’un belirttiği gibi, “Tanrı’nın sözü zincire vurulmuş değildir” (2Ti. 2:9). Bu, İsa’nın Şeytan’ı susturmak için kullandığı araçtır (Mat. 4:4, 7, 10), aynı şekilde biz de ona karşı direnmek için bu gücü kullanabiliriz.


Kötü olanın sizi bağlamak istediği her türlü zincirden sizi kurtaracak hangi vaatleri talep edebilirsiniz?


Pazar


21 Mart


“Niçin” Soruları


Yaratılış kitabının açılış ayetleri yeryüzünü “şekilsiz ve boş” olarak tanımlar (Yar. 1:2). Aynı ifade Yeremya tarafından yeryüzünün son yedi bela ve İkinci Geliş ile yıkımından sonra, dünya üzerindeki her şehrin “Rabb’in önünde... yıkılmış” halini tanımlamak için tekrarlanıyor (Yer. 4:26, KM). Yeremya’nın tanımında insan yok (Yer. 4:25); Yuhanna’nın anlatısında Şeytan kimseyi kandıramıyor (Va. 20:3).


İkinci gelişin dramatik ve evrensel etkileri Vahiy’de bu sahnelerde ne olduğunu açıklayabilir. İlk olarak, İsa izleyicilerine, hazırlamak üzere yeryüzünden ayrıldığı yere onları götürme sözü veriyor (Yu. 14:1–3). Pavlus bu izleyicilerin arasında yaşayanların ve mezarlarından dirilecek olanların bulunduğu ayrıntısını ekliyor (1Se. 4:16, 17). Yuhanna başka bir ayrıntı ekliyor: İkinci Geliş’teki ilk dirilişten sonra, ölülerin geri kalanı bin yıl tamamlanıncaya kadar ölü olarak kalacaklar (Va. 20:5).


Vahiy 20:4 ayetini okuyun. Bu ayette ne tanımlanıyor?


“Onlara yargılama yetkisi verilmişti.” Şimdi sahip oldukları bilgiden daha fazlasını almadan nasıl yargılayabilirlerdi? Kötülerin son yıkımından önce, kurtarılmış olanlara “niçin” sorularının birçoğuna cevap almaları fırsatı verilir. Hatta daha şaşırtıcı bir şekilde, kurtarılmışlar kaybolanların yargılamasında rol bile oynuyorlar.


“Mesih’le birlik olarak kötüleri yargılarlar, onların eylemlerini yasa kitabı olan Kutsal Kitap’la karşılaştırır, her davaya bedende yapılan işlere göre karar verirler. Bundan sonra kötülerin işlerine göre çekmeleri gereken cezanın payı verilir; ve ölüm kitabında adlarının karşısına yazılır.”—Ellen G. White, Büyük Mücadele, s. 661.


Kayıtların açılışı sırasında, Allah’ın yumuşak sesinin sevgi ve sevecenlik sözleri ile sayısız kez kaybolanları çağırdığını göreceğiz. Ne kadar sabırla ısrar ettiyse de, bu dünyanın arzu edilen şaşalı şeylerinin çıkardığı gürültü ile sürekli olarak sesi bastırıldı. O, onlar yaşama kavuşsun diye sonsuz bir ücret ödeyen Kişi olarak tanınmasını sağlayacak bir fırsat için özlemle sessizce bekledi, fakat bunun yerine onlar ölümü seçtiler. Hayatınızda sizi O’nun sesini duymaktan alıkoyan herhangi bir şey var mı? O hâlâ sabırla sizi bekliyor. Hayatı seçin.


  1. Korintliler 4:5 ayetini okuyun. Burada İkinci Geliş’le ilgili olarak bize hangi vaat veriliyor? Şüphesiz birçok cevaplanmamış sorunuzun bulunduğu şu anda, bu vaade nasıl güvenebilirsiniz?

Pazartesi


22 Mart


Son Yargı


Kutsal Kitap zamanlarında yargılama yapılan iki yer vardı: kent kapısı ve kralın tahtının önü. Kapıdaki ihtiyarlar tüm küçük davalara bakarlardı, fakat tüm büyük konular hakkında kral karar verirdi. Onun sözü adaletin sağlanmasındaki son sözdü. Benzer şekilde, Kutsal Kitap Allah’ı Evrenin Kralı olarak tahtta resmederek, adaletin nihayet sağlanacağı güvencesini veriyor (Va. 20:11–15).


Vahiy 20:7–15 ayetlerini okuyun. Bu çok önemli olayları nasıl anlıyoruz?


Vahiy 20. bölümün tamamı bin yıl hakkındadır; yani bu belirli yargı o zaman çerçevesinde içinde gerçekleşir. 11. ayette bir taht, 4. ayette ise birçok taht var, dolayısıyla ikisi aynı sahne değil. Bin yılın başlangıcında değil, sonunda, ikinci dirilişten sonra (Va. 20:5) ve Şeytan’ın kurtulmamış olanlardan oluşan kalabalıkları Kutsal Kenti kuşatmaya ikna etmesinden sonradır (Va. 20:7–9). O sırada Allah’ın büyük beyaz tahtı kentin üstünde görülür. Doğmuş olan tüm insanlar oradadır, bazıları kentin içinde, bazıları dışında. Bu an, İsa’nın önceden belirttiği, bazı insanların kendilerinin neden Allah’ın krallığına alınmadıklarını Allah’a sordukları andır (Mat. 7:22, 23). Ayrıca Pavlus’un bir gün İsa’nın önünde “gökteki, yerdeki ve yer altındakilerin hepsi diz çök[ecek] ve her dil... İsa Mesih`in Rab olduğunu açıkça söyle[yecek]” dediği andır (Flp. 2:9–11).


Allah zaten her şeyi bildiği için, yargının amacı O’nun bilmediği bir şeyi öğrenmesini sağlamak değildir. Amaç Allah’ın yargıyı neden bu şekilde yaptığını herkesin kesin olarak anlamasını sağlamaktır. Her insan ve her melek “Var olan, var olmuş olan kutsal Tanrı! Bu yargılarında adilsin” diyebilecektir (Va. 16:5). Melekler ve insanlar arasında kurtulanların ve kaybolanların hepsi Allah’ın adaletini ve doğruluğunu görecekler.


Bu dramın son perdesi, “ölümün ve ölüler diyarı”nın, ayrıca “adı yaşam kitabına yazılmamış olanlar”ın yok edilişidir (Va. 20:14, 15). İsa ölümün ve ölüler diyarının anahtarlarını elinde tutuyor (Va. 1:18). Her ikisinin de artık var olması için hiç bir neden yok. Kaybolanlar, yaygın olarak öğretildiği gibi sonsuz işkence görmeyecek, fakat yok edilecekler. Sonsuz yaşamın zıddı olarak, onlar sonsuza dek yok olacaklar.


Salı


23 Mart


Yeni Gökler ve Yeni Bir Yeryüzü


Günah ve isyan hoş karşılanmayan davetsiz misafirlerdir. Burada hiç olmamaları gerekiyordu. Akıl almaz zarara yol açtılar, fakat bu zararın sebebi ortadan kalktığına göre, şimdi her şeyi eski mükemmel haline geri getirme zamanı. Bu olana kadar büyük mücadele tamamlanmayacak.


Vahiy 21:1, 2, 9, 10; 22:1–3 ayetlerini okuyun. Yuhanna’nın tanımının ana özellikleri nelerdir? Ne anlama geliyorlar?


Yuhannna yeni gökleri ve yeni yeryüzünü tanımlarken, Petrus’un “gökler büyük bir gürültüyle ortadan kalkacak, maddesel öğeler yanarak yok olacak” (2Pe. 3:10) sözlerini tekrar ediyor. Çok iyi bildiğimiz gibi, dünyanın sadece bir makyajdan daha fazlasına aşırı ihtiyacı var. Tümden yeni bir varoluşa yer açmak için, buradaki her şey tamamen yok edilecek.


Yuhanna ayrıca artık denizin olmayacağından da bahsediyor (Va. 21:1). O bunları hapiste bulunduğu Patmos adasından, kaçmasını denizin engellediği yerden yazıyor. Modern bir gemiyle bile, Yuhanna’nın bu sözleri yazdığı adaya varması saatler alıyor. Yeni yaratılan yeryüzünde kurtulmuşların serbestçe hareket etmelerini veya sevdiklerini görmelerini önleyecek engeller olmayacak.


Yeni Yeruşalim inanılmaz derecede muhteşem olacak gibi görünüyor. Yuhanna sadece Kutsal Kitap zamanındaki kentleri bildiği için, burayı o açıdan tanımlıyor. Ne var ki, kenti ilk yüzyıl Roma mimarisiyle resmeden sanatçıların izlenimleri ona büyük zarar verdi, zira bu “mimarı ve kurucusu Tanrı olan” bir kenttir (İbr. 11:10).


Bizim aklımız bu tanımları çok zor alır. Gerçi bizim için hazırlanmış olan bir şeyi hayal etmemiz ne kadar da hoş. Onu hayalimizde canlandırmamız bile zor. Ayrıca, kentin dev boyutları bize orada alan sıkıntısı olmayacağını bildiriyor. Orada herkes için yer var.


Günahın meydana getirdiği tahribata rağmen, etrafınızdaki doğal dünyanın güzelliğine ve Allah’ın karakteri hakkında bize söylediklerine bakın. Şu an burada gördüklerimiz henüz görmediklerimize dair umuda güvenmemiz için bize nasıl ilham verebilir?


Çarşamba


24 Mart


Artık Gözyaşı Olmayacak


Vahiy 21:3–5 ayetlerini okuyun. Burada gözyaşları ne anlama geliyor?


Hepimiz ağlamanın ne anlama geldiğini yaşayarak tecrübe ettik. Ayrıca başkalarının gözündeki yaşları silmeye de alışkınız: bir anne çocuğunu şefkatle teselli eder; bir yakın arkadaş yoldaşını teselli eder; bir ebeveyn ıstırabın veya trajedinin içinde diğerini teselli eder. Ayrıca bildiğimiz gibi herkesin yüzümüze dokunmasına izin vermiyoruz. Yani, Allah’ın yüzümüze dokunması Yaratıcımız’la çok yakın bir ilişkimiz olduğundan başka ne anlama gelebilir?


Ölüm, acı veya ağlayış olmayan bir dünyayı hayal etmek zor. Acı, ter, gözyaşı ve ölüm, günaha düşüşten beri insanlar için standart olmuştur (Yar. 3:16–19). Fakat Allah o zamandan beri insan nesline aksaklığın ve kaybın umulabilecek tek şey olmadığı güvencesini vermiştir. Allah yol boyunca bir gün bizi kurtaracağının ve Kendi varlığıyla bereketleyeceğinin küçük işaretlerini vermiştir.


Allah, ilk olarak bir Kurtarıcı vaadiyle (Yar. 3:15); bundan sonra tapınaktaki varlığının güvencesiyle (Çık. 25:8); daha sonra Söz’ün beden alması ve aramızda yaşaması gerçeğiyle (Yu. 1:14); son olarak da evrenin tahtını aramıza getirerek (Va. 21:3) bunu yapıyor.


Birçok Kutsal Kitap ayeti, “onların Tanrısı olacağım”, “benim halkım olacaksınız” ve “aranızda yaşayacağım” gibi sözlerle bu antlaşma güvencesinin özetini veriyor. Bir örnek: “Aralarında yaşayacak, aralarında yürüyeceğim. Onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacak” (2Ko. 6:16).


İsa ilk gelişinde, bozulmuş olan antlaşmanın sonuçlarını etkisizleştirmeye geldi. Yeremya bozulmuş antlaşmanın sonuçlarını şu şekilde tanımladı: “Neden haykırıyorsun yarandan ötürü? Yaran şifa bulmaz. Suçlarının çokluğu ve sayısız günahın yüzünden getirdim bunları başına” (Yer. 30:15). İsa sayesinde bu artık geçmişte kaldı. Vahiy 21:3 ayeti esasen bize Kutsal Kitap’ın zirve noktasını verir. Belki kaybolanların sonunda imha edilmesi üzerine gözyaşı döküyoruz, ama bizzat Allah onları silecek ve acı ve ızdırap sonsuza dek “ortadan kalkmış” olacak.


Bu ayetler göğe girdiğimizde Allah’la yakınlık kuracağımızı ima ediyor. Yine de, O’nunla böyle bir ilişki kurmak için o zamana dek beklememize gerek yok. Şimdi dahi, Rabb’e yakın olarak nasıl yürüyebiliriz?


Perşembe


EK ÇALIŞMA: Milenyum ve onu anlayışımız hakkında düşünün. Bize bu konuda çok fazla şey söylenmiş olmasa da, bazı şeyleri bilecek kadar anlatıldı. Birincisi, milenyum kaybolmuşların son yıkımından önce gerçekleşir. İkincisi, son yıkımdan önce, kurtulmuş olanlar bu zamanı birçok soruya cevap bularak geçirirler. O kadar ki, kendilerinin de bu yargıya iştirak etmeleri gerekir. Yani, kendileri yargılarlar. “Kutsalların dünyayı yargılayacağını bilmiyor musunuz?” (1Ko. 6:2). Ayrıca: “Melekleri bile yargılayacağımızı bilmiyor musunuz?” (1Ko. 6:3). Ayrıca bu haftanın dersinde okuduğumuz gibi, bu bin yıl boyunca “onlara [kutsallara] yargılama yetkisi verilmişti” (Va. 20:4). Böylece, bu iki nokta birlikte önemli bir gerçeği ortaya çıkarıyor: kaybolanların hiçbiri milenyumun sonuna kadar, kurtulanlar yalnızca kötülerin neden kaybolduğunu anlamakla kalmayıp, onların yargılanmasında rol alana kadar, yargıya uğramayacaklar. Bu bize Allah’ın karakteri hakkında ve O’nun yönetiminin açıklığı hakkında ne diyor düşünün: tek bir kişi bile kaybolanların nihaî kaderine uğramadan önce, Allah’ın halkı Allah’ın onlar hakkında verdiği son hükümde adaletli olduğunu açıkça görecek. Tabi ki acı verici olacak; fakat daha önce gördüğümüz üzere, bittiği zaman şöyle haykıracağız: “Var olan, var olmuş olan kutsal Tanrı! Bu yargılarında adilsin” (Va. 16:5).


TARTIŞMA SORULARI:


Birçok zor soru cevapsız kalsa da, büyük mücadele gerçeği acı ve ölümün şu anda neden var olduğunu daha iyi anlamamıza nasıl yardımcı oluyor?


Biri size “Rab ile nasıl daha yakın ve samimi yürüyebilirim?” diye sorsaydı, cevabınız ne olurdu?


Gök için şimdi hazır olmak fikri üzerinde biraz daha düşünün. Bunun anlamı nedir? Bu fikri Müjde’nin ışığında nasıl anlıyoruz?


Cevaplanmasını istediğiniz bazı sorular ne? Onlar cevaplanana kadar, bunca felâketin ortasında Allah’ın iyiliğine ve doğruluğuna güvenmeyi nasıl öğreniyorsunuz?