Şubat 13



Vergi Tahsildarları ve Günahkârlar


Günah girmeseydi, dünyamızın neye benzeyeceğini hayal etmek çok güç. Binlerce yıldan sonra bile doğanın güzelliği, halâ Allah’ımızın görkemini, kudretini ve iyiliğini kanıtlamaktadır. Günahla kararmış zihinlerimiz, dünyamız düşmeseydi, insanlığın ve insan ilişkilerinin nasıl olacağını zar zor kavrayabilir. Emin olduğumuz tek şey, her toplumu ve kültürü etkileyen sınıf ayrımcılığının, önyargıların, kültürel ve etnik sınırlamaların mevcut olmayacağıdır.


Üzülerek söylemek gerekirse, Mesih dönmeden önce bu sınırlamaların yok olması mümkün görünmemektedir. Tam tersine dünyamız kötüye gittikçe, bu engellerin de artacağına şüphe yoktur. Ancak imanlılar olarak, mümkün olduğunca, dünyamıza bunca dert çıkaran ve acı veren bu engelleri aşmak için, özellikle de toplumun reddet- tiği dışlanmış insanlara elimizden gelen yardımı yapmaya çaba göstermek zorundayız.



Matta 9:9–13’ü okuyun. Burada hangi tarzda gerçek Mesih inanlısının özü açıklanmaktadır, sadece İsa’nın sözleriyle değil, aynı zamanda yaptıkla- rıyla da? Özellikle Eski Ahit’ten alınan O’nun şu sözlerine odaklanın: “Çün- kü ben kurbandan değil, bağlılıktan hoşlanırım” (Hoşea 6:6). Hepimiz bir ölçüde, toplumumuza bağlı insanlar olarak, doğal olarak her toplumda var olan önyargılar ve sosyal engellerden etkilendiğimizden, özellikle bu bağ- lamda İsa’nın burada sert bir şekilde kınadığı davranışlara sahip olmaktan kaçınmak için neden çok dikkatli olmalıyız?






“Ferisiler, Mesih’in vergi tahsildarları ve günahkârlarla oturup yemek yediğini görmüşlerdi. O sakin ve kendine hakimdi, nazik, kibar ve cana yakındı; sergilenen bu tabloya hayran kalmaktan başka bir şey ellerinden gelmediğinden ve kendi davra- nışlarından çok farklı olduğundan, bu manzaraya tahammül edemediler. Mağrur Ferisiler kendilerini yücelttiler ve kendileri gibi aydınlanmamış ve böyle imtiyazlarla bereketlenmemiş olanları hor gördüler. Onlar vergi tahsildarları ve günahkârlardan nefret ediyorlar, küçümsüyorlardı. Ancak Allah’ın gözünde onların suçu daha da büyüktü. Göklerin ışığı onların yolunda parlayarak şöyle söylemekteydi, ‘İşte yol bu, oradan yürü’; ama onlar armağanı hiçe saymışlardı.”—Ellen G. White, The SDA Bible Commentary, Cilt 5, S. 1088.





Şubat 14


Ek Çalışma: Ellen G. White, “Yakup’un Kuyusunda,” S. 167–178; “Sus, Sakin Ol,”


  1. 315–324; “Tuzakların Arasında,” S. 443–452; Sevgi Öğretmeni; ve “Helping the Temp- ted,” S. 164–169; “Working for the Intemperate,” S. 171–182; “Help for the Unemployed and the Homeless,” S. 183–200, The Ministry of Healing kitaplarını okuyun.


“O’nun hiçbir zaman desteklemeyeceği tek sınıf, kendilerine özsaygısı olmayan ve başkalarını küçümseyenlerdir.


“Düşmüş insanlara, artık onlar için çok geç olmadığını hissetmesi sağlanmalıdır. Mesih kendi güvencesiyle insanı onurlandırmış ve bu yüzden ona kendi onurunu yerleştirmiştir. O, en dibe düşmüş olanlara bile saygıyla davranmıştı. Düşmanlıkla, fesatlıkla ve iffetsizlikle temas edenler, Mesih için en sürekli acı olmuştu; ancak O duyarlılığının şok olduğunu veya hassas beğenisinin rencide edildiğini gösteren en küçük bir ifadede bulunmamıştı. Kötü alışkanlıklar, sert önyargılar ya da insan varlı- ğının küstah tutkuları ne olursa olsun, O herkese acıyan bir şefkatle yaklaşmıştı. O’nun Ruh’una paydaşlık ettiğimizde, benzer denenmeler ve dertlerle uğraşan, sık sık düşen ve yeniden kalkmaya çabalayan, düş kırıklıkları ve zorluklarla savaşan, ilgi ve yardım beklemeye hasret tüm insanları kardeşimiz gibi değerlendiririz. Sonra onları düş kırıklığına uğratmayan ve reddetmeyen bir tarzda yaklaşacak ve kalplerin- de umudu canlandıracağız.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing, S. 164, 165.



Tartışma Soruları:





Güneşin Batışı: 17:40 (İstanbul)





*Şubat 15–21

Zengin ve Ünlü ile





Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Yas 8:17, 18; Yar 13:5, 6; Yu 3:1–15; Luka


19:1–10; Markos 4:18, 19; Mat 19:16–26.



Hatırlama Metni: “Çünkü her türlü kötülüğün bir kökü de para sevgisidir. Kimileri zengin olma hevesiyle imandan saptılar, kendi kendile- rine çok acı çektirdiler” (1Ti 6:10).


enilir ki, “insanlar ihtiyaç duymadıkları şeyler için, sevmedikleri insanları etkilemek için sahibi olmadıkları parayı harcarlar.”


Bu ifadede ne kadar gerçeklik payı vardır, tartışılabilir; ancak tartışılamaz olan şey, paranın hepimizin üzerinde çok büyük bir etkisinin olduğudur. Kişisel mali alışkanlıklar, geniş bir biçimde bireyin değerlerini temsil ettiğinden, para aslında ruhsal bir meseledir. İşte bu nedenle Kutsal Kitap’ın birçok kez ondan bahsetmiş olmasına şaşırmamak gerekir.


Ayrıca şöhret de çoğu kez zenginliğe eşlik eder. Film yıldızları, seçkin atletler ve ulusal politikacılar çoğunlukla her ikisine de sahiptir. Meşhur kişiler bir tür güçle etkilerler. Ancak İsa herhangi birinin zenginliği veya gücünden etkilenmemişti. O, herhangi bir kişiye ulaşma nedeniyle onlara da ulaşmaya çalışmıştı: onların, paranın satın alamayacağı türde zenginliklere sahip olmalarını istemişti.



*22 Şubat Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Bol Bol Bereketlenmiş


Şubat 16



Düşmüş insanlar olarak kıskançlığa meyilliyiz, özellikle de bizden daha fazla pa- rası olanlara (ne kadar paraya sahip olursak olalım). Oysa Kutsal Kitap, zenginliği veya zengini kayıtsız şartsız kötülemiyor. Yaşamdaki birçok şey gibi sorunlar da ken- diliğinden değil, bilakis onlarla olan ilişkilerimiz neticesinde ortaya çıkıyor.



Zenginlik hakkında Kutsal Yazılar ne gibi bir öğüt sunuyor? Yas 8:17, 18; Yar 13:5, 6; 41:41–43; Eyüp 1:1–3; Dan 4:28–31. Onun bereketlerinin nereden geldiğini unutmamak, İsrail için neden önemliydi?











İbrahim, Yusuf, Mordekay, Ester, Hizkiya, Yoşiya ve Yehoşafat gibi insanların zen- gin oldukları ve aynı zamanda da ruhsal fikirli oldukları konusunda şüphe yok. Oysa Nebukadnessar’ın örneği, herhangi bir kişinin kolayca yapabileceği gibi, zenginliği bir put haline getirmenin tehlikesini göstermektedir. Diğer taraftan, kadim İsrail için zenginliği destekleme konusunda Allah’ın cömertliğini kabul etmek, ruhsal ve maddi bereketler getirmişti. Onlar bu bereketlerin nereden geldiğinin unutulmaması için özellikle uyarılmışlardı (bizler için de iyi bir ders değil mi?).


Kısacası zenginlik, aslında ruhsal yoksunluğu veya kayıtsızlığı göstermez. Çok dindar ve çok imanlı zengin insanlar olduğu gibi, çok iğrenç ve kötü insanlar da vardır. Ne parayı bir tutku haline dönüştürmeliyiz ne de zengin olanları hor görmeli- yiz. Onların da herkes gibi kurtuluşa ihtiyaçları vardır.








Gece Randevusu


Şubat 17



Zengin, yüksek pozisyonlardaki ünlü kişiler, İsa’nın gözünü korkutmamıştı. Mesih, sosyal yönden elit tabakaya ne gücenmiş ne de önlerinde eğilmişti. Kurtarıcı, maddi refahın esenliği, kişisel hoşnutluğu, anlamlı ilişkileri ya da kökleşmiş amacı destekle- meyeceğini biliyordu. En zengin kodamanlar, en basit, en fakir ve en alçakgönüllü Mesih inanlısına nazaran, kolayca en yalnız, en boş ve en kızgın insanlar olabilirlerdi.



İsa’nın Nikodim ile karşılaşmasını analiz edin (Yu 3:1–15). Hangi olaylar, muhtemelen Nikodim’in İsa’nın mesajına ilgisini çekmiş olabilirdi? (İpucu: Bölüm 2:13–25’i inceleyin.) Karanlık ne gibi bir rol oynuyor? İsa’nın Niko- dim’e verdiği mesajın odak noktası nedir?



Nikodim, İsa’nın hizmetiyle açıklanan Allah’ın kudreti ve yetkisine tanık olmuştu, bu nedenle O’nunla buluşmak istedi, ama gizlice. İsa bu gizli teklifi reddetmiş olma- lı, fakat hiç kimsenin mahvolmasını istemediğinden, Nikodim’i krallığa bir adım daha yaklaştırma fırsatını kabul etmişti. Nikodim’in eksikliği maneviydi, maddi değil. Dünyevi maddiyatla ve sosyal açıdan yüksek pozisyonuyla zenginleşmiş olmasına rağmen, ruhsal yönden açlık çekiyordu.


Nikodim, içgüdüsel olarak kendisi gibi bilge İsraillilerin bir dönüşüm geçirmesi gerektiği yönündeki herhangi bir öneriye karşı isyan etmişti. Oysa İsa ısrarlı bir şekil- de Nikodim’e yargı ile kurtuluş arasındaki ebedi seçimi anlattı. İhbar edilme ve alay konusu olma korkusuyla Nikodim, Mesih’in davetini kabul etmeyi reddetti. Görüşme açıkça başarısızlığa uğramıştı. Ancak ekilen o ruhsal tohum, yavaşça onun kalbinin toprağı altında filizlendi.


“Rab’bin göğe yükselmesinden sonra öğrenciler zulüm gördüler ve dağıtıldılar. Niko- dim kendisine karşı olanlara cesurca dayandı. Yahudilerin, İsa’nın ölümü ile yok olması- nı bekledikleri genç imanlı topluluğunu desteklemek için büyük çaba harcadı. Tehlike anında çok dikkatli ve tedbirli olan, öğrencilerin imanını yüreklendiren ve Müjde’nin öğretilerini uygulamak için imkânlar hazırlayan Nikodim, kaya gibi sert ve dayanıklıydı. Bir zamanlar kendisine hürmet eden kişilerce zulüm gördü ve aşağılandı. Bu dünyanın değerlerine göre yoksullaştı; buna karşın İsa ile o gece yaptığı görüşmesinde başlayan imanı asla eksilmedi.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 159.





Zengin ve Kötü Şöhretli


Şubat 18



Saygınlık, her zaman zenginliğe eşlik etmez. Birçokları, zenginliğini gerçekten ağır şartlarda çalışmaya, çalışkanlığa ve Allah’ın bereketlerine borçlu olsa da, diğerle- ri düpedüz sahtekârdır. Daha da kötüsü bazıları paralarını yasal, fakat ahlâksızca kazanır, zira hepimizin de iyi bildiği gibi ahlâksız olan her şey illegal değildir.



Matta 9:10–13’ü Luka 5:27–32, 19:1–10 ile karşılaştırın. İsa’nın karşı- laştığı tenkitin nedeni neydi? Tenkite verdiği reaksiyon, bizlere lütuf konu- sunda ne öğretir?



Zakkay’ın memleketi olan Eriha önemli bir ticaret merkeziydi ve Hirodes’in sara- yına ev sahipliği yapıyordu. Coğrafi konumu nedeniyle vergi toplama merkezi haline gelmişti. Zakkay, yasal olarak bölgesel gümrük memurluğu şefi olarak kolayca zen- ginleşebilirdi. Oysa öykü, onun hırstan ötürü yasal hudutları aşmaya teşvik ettiğini öne sürmektedir. Azimli vatanseverler, en samimi vergi toplayıcılarını bile hor görü- yorlar, onları Roma zalimlerinin maşası olarak görüyorlardı, fakat Zakkay gibi sah- tekârları da oldukça küçümsüyorlardı. Matta (Levi) da Kefernahum’da Hirodes Anti- pa’nın yönetimi altında benzer bir pozisyondaydı. Aslında Roma hükümet temsilcisi rolüne sahip olmak, vatan hainliği olarak, hatta bundan da kötüsü hırsız hainler olarak görülmekteydi.


Ancak Mesih yılmamıştı. Sosyal baskılara göğüs geren İsa, onlarla yemek yemiş, kâhinlerin ve halkın yoğun eleştirilerine karşı koymuştu. İsa’nın onlarla iletişimi sayesinde bu hor görülen adamlar sonunda müjdeyi kazandılar, Matta sadece on iki öğrenciden biri olmakla kalmayıp, aynı zamanda Yeni Ahit’in yazarlarından biri oldu! Yine, insanlar hakkında birtakım ruhsal yargılamalar yaparken dikkatli olmalıyız.


Tüm günahlar aynı ölçekte olmasa da ve bazıları gerçekten sosyal yönden diğerlerin- den daha kötü olsa da (iyi niyetle bile olsa), hepimiz Allah’ın önünde Mesih’in doğ- ruluğuna ihtiyaç duyan insanlar olarak eşitiz.








Altın Kaplı Mesaj


Şubat 19



Şu pasajı analiz et: Markos 4:18, 19; Luka 1:51–53; 6:22–25; 12:16–21; 16:13. Bu ayetler ne gibi pratik uyarılar içermektedir? Burada hangi ruhsal ikazlar bulunmaktadır? Bu Kutsal Yazılar, zenginler arasından öğrenciler yetiştirmede nasıl kullanılabilir?







Denilir ki, bizler şeylere sahip değiliz, şeyler bizlere sahiptir. Maddi varlıklar tara- fından tüketilmek o kadar kolay ki; bu yüzden İsa yukarıda, “zenginliğin aldatıcılığı- na” karşı uyarıda bulunmuştur.


Paranın ya da onun peşinde koşmanın, ruhsal önceliklerimizi nasıl kolayca kör- leştirdiğini düşün. Zenginliği onları kör etmiş olanlara ulaşma çabalarımızda bu gerçeği hep göz önünde tutmamız ne kadar önemli.


Aynı zamanda, hepimizin realite testine ihtiyacı var. Bazı insanlar sanki yargıda kendilerine şu soru sorulacakmış gibi yaşarlar, Ne kadar para kazandın?


Mesih yanlış konumlandırılan önceliklerimizi tersine çevirir. Mal sahibi olmak ya- saklanmamış olsa da, bunlar uygun konuma yerleştirilmelidir. Maddi varlıklar, insan- lığa yarar sağlaması için tasarlanmış Allah’ın araçlarıdır. Stoklanmak yerine paylaşıldı- ğında, bir bereket kaynağı olurlar. Eğer stoklanırlarsa bir lanet haline gelirler.


İster zengin olsun ister fakir, materyalist insanlar ebedi mutluluklarını geçici zevklere kurban etme tehlikesi içerisindedirler. Ebedi doyum, bozulan ve modası geçen fantezilerle yer değiştirmektedir. İnsanlar ya Allah’a ya da paraya hizmet eder, hiçbir zaman ikisine birden değil. Zengin veya fakir, herkes şunu hatırlamalıdır: “İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur?” (Markos 8:36).








Tehlike Yaratan İfadeler


Şubat 20



Matta 19:16–26’yı inceleyin. Bu pasajda ne gibi ruhsal tehlikeler açıklanmış- tır? İmanlılar günümüzün “genç zengin yöneticilerine” nasıl yarar sağlayabilir?






O, referanslara, vasıflara, bol maddi kaynaklara, sorgulanmamış bir ahlâka ve sı- nırsız özsaygıya sahipti! Genç öğrenci adayı, kurtuluş için samimiyetle Usta’nın for- mülünü talep etmişti. Mesih pohpohlanabilir miydi? “Nihayetinde üst sınıfı imana getiriyoruz!” Açıkçası böyle bir keyif, Mesih’in aklını kirletmiyordu. Bu ricacı eğer bir tavsiye beklediyse, feci şekilde düş kırıklığına uğrayacaktı. Aksine Mesih, itaatin mi- nimum standardı olarak On Emir’i tesis etmişti. Belki de genç yönetici kendisini kutluyordu. Kendi ölçümüyle ilk engeli aşmıştı. Oysa ki Mesih diğer dini liderlerin sahip olduğu, talep edilen doğruluğu aşmıştı. Bu standart, bu adaya uyum sağlaması için düşürülebilir miydi? Yahuda kendinden geçmiş olmalıydı. Halkla ilişkiler için çalışan kişi çok mutlu olmalıydı. Yanında zengin destekçiler olmasını başkalarının nasıl algılayacağını bir düşün.


Oysa ki ruhsal eksiklikler ne hoş görülebilir ne de küçümsenebilir, zira İsa’nın hizmeti kutsaldır. Tavize tolerans gösterilemez. Her bencilce müsamahadan feragat edilmelidir. Mesih üç adımlı bir süreç belirlemişti: Varını yoğunu sat, parasını yoksullara ver, Beni izle. Bu, ruhsal anlamda tehlikeli bir bölgeydi. Genç olsa da, öğrenci adayı oldukça büyük bir servet biriktirmişti. Lüks evler, harika üzüm bağları, verimli tarlalar, moda kıyafetler, mücevher koleksiyonları, hizmetkârlar, hayvanlar, belki de hızlı at arabaları—bütün bunlar şimşek hızıyla aklından geçmişti. Allah’ın şartları esnek değildi. Ne pazarlık ne de anlaşma fiyatı indirebilirdi: her şey İsa için- dir; dünyevi yücelik göksel hazinelerle yer değiştirecektir.


“Zengin genç yönetici gibi ilgilendiğini göstermek, ebedi yaşam mirasını samimi- yetle arzu etmek amacıyla acaba kaç kişi Mesih’e geldi! Ancak onlara bunun bedeli sergilendiğinde,—onlara her şeyden, evlerden ve arazilerden, eşinden ve çocukla- rından vazgeçmeleri gerektiği ve yaşamlarını feda etmeleri gerektiği söylendiğinde— hüzünle oradan ayrıldılar. Onlar göklerin hazinelerini ve Allah’ın yaşamı ile ölçülebi- len bir yaşam sürmek isterler fakat dünyevi hazinelerini bırakmak istemezler. Yaşam tacını elde etmek için her şeylerini teslim etmek istemezler.”—Ellen G. White, The Advent Review and Sabbath Herald, Nisan 19, 1898.




Şubat 21

Ek Çalışma: Ellen G. White, “Nikodim,” S. 151–160; “Levi–Matta,” S. 249–260; “Sende Eksik Olan Tek Şey,” S. 518–523; “Zakay,” S. 541–546, Sevgi Öğretmeni; “Ministry to the Rich,” S. 209–216, The Ministry of Healing kitaplarını okuyun.


“İhmal edilmiş yoksullara olan görevimizle ilgili çok şeyler söylendi; ihmal edilmiş zenginlere de biraz ilgi gösterilemez miydi? Birçokları bu sınıfa çaresizce bakıyor ve dün- yevi görkemle gözleri kamaşarak ve körleşerek yanlış hesaplarla ebediyeti kaybedenlerin gözlerini açmak için çok az şey yapıyor. Binlerce zengin adam hiçbir uyarı almaksızın mezara gittiler. Ancak ne kadar ilgisiz görünseler de, zenginler arasında birçokları ruhsal bir yükün altındadırlar. ‘Parayı seven paraya doymaz, zenginliği seven kazancıyla yetin- mez.’ Umudunu saf altına bağlayıp, ‘güvencim sensin’ diyenler, ‘yücelerdeki Tanrı’yı yadsımış olurlar.’ ‘Kimse kimsenin hayatının bedelini ödeyemez, Tanrı’ya fidye veremez: (Çünkü hayatın fidyesi büyüktür, kimse ödemeye yeltenmemeli).’…


“Zenginlik ve dünyevi şöhret, ruhu hoşnut edemez. Zenginler arasında birçok ki- şi ilahi bir güvence, ruhsal bir umut arzu eder. Birçoğu, amaçsız yaşamlarındaki monotonluğa son verecek bir şey ararlar. Birçoğu, iş yaşamlarında sahip olmadıkları bir şeyin ihtiyacını hissederler. Aralarında çok azı kiliseye giderler; zira çok az bir yarar sağladığını sanırlar. Duydukları öğreti kalplerine dokunmaz. Onlara kişisel olarak ricada bulunmayalım mı?”—Ellen G. White, The Ministry of Healing, S. 210.


Tartışma Sorusu:


¤ Yeni imana gelenler arasında zengin olanlar, bebeklik çağındaki Mesih imanlıların hareketini maddi bakımdan desteklemede önemli bir rol oy- namışlardı. İstisnalar olsa da, yapılan bağışlar varlıklı imanlıları karakteri- ze etmişti. Allah’ın krallığı, her tür sosyal sınıftan samimi bir yüreğe sahip insanları kapsamaktadır. Mesih inanlılarının, zengin insanlardan ne gözle- ri korkmalı ne de onlardan etkilenmelidir, aksine onların da kurtulabile- cekleri yönündeki Allah’ın vahyini korkusuzca ilan etmelidirler. Teolojiden ve ilkelerden hiçbir zaman taviz verilmemesi gerektiğini anlayarak, inanlı topluluğun zenginlerin de orada kolayca paydaşlık yapmasına olanak vere- cek ne gibi pratik değişiklikler yapabilir? Varlıklı olanlar arasından öğren- ciler yetiştirmek için, inanlı topluluğun ne gibi bir müjdeci strateji izliyor? Zenginlere ulaşmada, inanlı topluluğun ne gibi gerçekçi şeyler yapabilir?

¤ Ellen G. White’ın yukarıdaki alıntıda kullandığı Kutsal Kitap ayetlerine bakın. Bu sözlerin özü nedir? Mutluluğun zenginlikte ve maddi varlıklarda bulunacağını düşünenlerin, yanlış bir yolda olduklarını fark etmelerine nasıl yardımcı olabiliriz?


Güneşin Batışı: 17:48 (İstanbul)





*Şubat 22–28

Kudretli Olanı


Öğrenci Yapmak




Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Rom 13:1–7, Markos 2:23–28, Mat 8:5–13,


26:57–68, 27:11–14, Elç 4:1–12.


Hatırlama Metni: “Böylece Tanrı’nın sözü yayılıyor, Yeruşalim’deki öğrencilerin sayısı arttıkça artıyor, kâhinlerden birçoğu da iman çağrısına uyuyordu” (Elç 6:7).

öyle bir lütfa ihtiyaçları oluncaya dek öğrencilere şehitlerin cesareti ve sabrı verilmemişti. Böylece Kurtarıcı’nın vaadi gerçekleşti. Petrus ve Yuhanna Yük- sek Kurul’un önünde tanıklık ettiklerinde insanlar buna şaştılar ve onların İsa


ile birlikte olduğunu anladılar. Elç 4:13. Sefanya ile ilgili olarak şöyle yazılıdır: “Ku- rulda oturanların tümü dikkatle Sefanya’ya bakınca, yüzünün bir melek yüzüne benzediğini gördüler. [Elç 6:15]. Ancak bu insanlar Sefanya’nın sözünü güçlü kılan bilgeliğe ve ruha karşı koyamadılar.” [Elç 6:10] Pavlus Sezar’ın sarayında yaşadıkları ile ilgili olarak şöyle der: “İlk savunmamda benden yana çıkan olmadı. Hepsi beni terk etti. Bunun hesabı onlardan sorulmasın. Ama Tanrı bildirisi benim aracılığımla tam olarak açıklansın ve bütün Uluslar bunu duysun diye Rab yardımıma geldi ve beni güçlendirdi. Aslanın ağzından böyle kurtuldum. 2Ti 4:16, 17.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 337.



*29 Şubat Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Otoriteye Saygı


Şubat 23



Yüzyıllar boyu insanlar devletin rolünü ve işlevini anlamak, vatandaşların onunla nasıl bir ilişki içerisinde olması gerektiği konusunda sorun yaşamışlardır. Yöneticile- re, yönetme hakkını kim verir? En iyi yönetim biçimi nedir? İnsanlar her zaman devlete itaat etmeli midir? Eğer değilse, neden? Bunlar, bugüne dek uğraştığımız bir yığın sorudan sadece birkaçıdır.



Romalılar 13:1–7’yi okuyun. Burada bizler için ne gibi önemli bir mesaj vardır? Bu ayetler ve öğretilen mesaj nasıl suistimal edilebilir? Tarihte bu- nun hangi örneklerini görüyoruz? İnanlı topluluğu olarak bu hatalardan, kendi tarihimizde olduğu kadar genelde Hıristiyan kilisesindeki hatalardan ne öğrenebiliriz?










Mesih’in zamanındaki Roma İmparatorluğunu baskı ve vahşet karakterize etmiş- ti. Roma lejyonları sivil ulusları korkutmuş ve sindirmiş, onları zor kullanarak impa- ratorluğa katmışlardı. Yüzbinlerce insanın mallarına el konulmuş, hapse atılmış ve katledilmişti. Roma tarafından izin verilen kukla hükümetler, Roma’dan bile daha zalim davranmışlardı. Ancak ilginç olan şey, İsa hiçbir şekilde bu hükümete ne isyan taraftarı olmuş ne de vergi verilmesini esirgemişti (bkz. Luka 20:25). İsa’nın sivil itaatsizliğe karşı tek eylemi—para bozanların masalarını devirmesi—kâhinlerin suistimaline yönelik bir tepkiden kaynaklanmaktadır. Romalılara karşı değildir.


“Allah’ın halkı ilahi buluşmanın fermanı olarak insani yönetimi tanıyacak ve kut- sal bir görev olarak ona meşru alan içerisinde itaati öğretecektir. Fakat onun talepleri Allah’ın talepleriyle çatışırsa, tüm insani meşruiyetin üzerinde Allah’ın sözü tanın- malıdır. ‘Rab diyor ki’ ifadesi, kilise veya devlet diyor ki ifadesi için bir kenara atıl- mamalıdır. Mesih’in tacı, dünyevi hükümdarlıklarının taçlarının üzerinde yüceltil- melidir.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 6, S. 402.







“Okumadın mı?”


Şubat 24



Maalesef Mesih’in uğraştığı en güçlü ve etkili kişilerden bazıları, O’na karşı açıkça düşmanlık yapan, zamanın dini liderleriydi.


Onlarla olan karşılaşmalarında bile, İsa hep ıslah edici olmaya çalışıyordu. Mü- nakaşaya girmek istemiyordu; her insanın kurtulması için çaba gösteriyordu, hem de kendisini ölümle cezalandırmak isteyen güçlü ve etkili kişilere karşı bile.



Markos 2:23–28, 3:1–6 ve Matta 12:1–16’yı okuyun. Bu öykülerde İsa’nın—kendisine karşı açık düşmanlığa rağmen—bu insanlara ulaşmak istediğini nasıl görebiliriz? Eğer kapalı olmasaydı, onların kalplerine doku- nacak ne söylemişti ve ne yapmıştı?






Bu insanlarla uğraşırken, İsa’nın dini liderleri etkilemesi gereken kaynaklar ola- rak Kutsal Yazı’ya ve hatta kutsal tarihe başvurması ilginçtir. İsa onlar arasında ortak bir zemin olması gereken kaynaklara başvurmuştu. Örneğin törenlerin üzerinde lütfun öneminden bahsederken, Kutsal Kitap’tan alıntı yapmıştı. Böyle yapmakla, liderleri çok hararetli ve dindar bir şekilde aziz tuttukları ve destekledikleri yasanın daha derin anlamına getirmeye çalışmıştı.


Sebt Günü’nde bir hayvanı çukurdan çıkarmaktan bahseden söylevinde, İsa bu adamların hepsinin çok iyi bildiği en temel kavramlardan olan ılımlılık ve nezakete başvurmuştu. Oysa onların İsa’ya karşı küskünlüğü ve nefreti, bunu bile gölgede bırakmıştı.


Sonuçta, bu etkili liderlere, aralarında yaşayan olağanüstü Adam hakkında muci- zelerin kendisi haykırmış olmalıydı.








Yüzbaşı


Şubat 25



Mesih’in güçlü birçok insanla karşılaşması olumsuz bir şekilde sonuçlansa da, Nikodim ile olduğu gibi dikkate değer istisnalar da olmuştu. Diğer bir yapıcı buluş- ma, Romalı bir yüzbaşıyla (askeri rütbe) olandı.



Matta 8:5–13 ve Luka 7:1–10’u okuyun. Bu öykülerden, güçlü insanlara tanıklık hakkında ne öğrenebiliriz?






Yüzbaşı İsa’nın yaklaştığını öğrendiğinde, Mesih’i gelmekten vazgeçirmek için birkaç dostunu yollamıştı. Yahudi ibadetine ve İsa’nın ruhsallığına derin bir saygı duyduğundan, kendisini Mesih’in şahsi dikkatini çekmeye layık görmemişti. Sonun- da İsa varmadan hemen önce O’na yaklaşmaya cüret etti. Durumu izah etti, Mesih’in tek bir sözle hizmetkârını iyileştirebileceği yönündeki inancını vurguladı. Askeri tec- rübelerine dayanarak, yetkinin ne olduğunu biliyordu. O, komutanının emirlerine itaat ediyordu, astları da ona itaat ediyorlardı. İsa’dan ruhsal bakımdan faydalanmayı hiçe sayan birçok kişi varken, güç ve yetkiyi elinde bulunduran bu adamın (aynı zamanda bir Romalıydı!), böyle derin bir inanca sahip olması ne kadar da şaşırtıcı.


Burada samimi bir kendini soruşturma kârlıdır. Canlı imanı tecrübe etmek yerine, ilgisiz olup olmadığımızı ve sadece doğru doktrinleri benimsemekle yetinip yetinmedi- ğimizi kendimize sormalıyız. Hıristiyanlık içinde büyümüş olanlara nazaran yeni, daha az donatılmış imanlılar imanı daha derin bir şekilde ifade etmiş olamazlar mı? Ruhsal avantajlarımız, kendimize bağımlılık açısından fırsatlar oluşturuyor mu? Ruhsal fırsat- lar, fark edilmeden kaçtı mı? Her olumlu yanıt verişimizde, yanıt Mesih’tir. Herkes yüzbaşının tecrübesinden yararlanabilir. Bu öykü, yüksek pozisyonlardaki insanlar arasında müjdecilik yapanları cesaretlendirmelidir. Ne kadar yirmi birinci yüzyıl yüzba- şısı var? Onların imanı bizlere ilham olsun ve imanımızı güçlendirsin.






Şubat 26


Yargı Günü


Matta 26:57–68; 27:11–14; Luka 23:1–12; Yu 18:19–23, 31–40; 19:8–

12’yi okuyun. Bu güçlü adamlara İsa’nın tanıklığından ne öğrenebiliriz?









İsa’nın dünyadaki geçici ikametinde yaşanan bu final sahnelerinde, Mesih’in ta- kipçileri korkusuz sadakatin acı verici bedeline tanık olmaktaydılar. Tutuklanışından çarmıha gerilişine kadar, Mesih ülkedeki en güçlü şahsiyetlerin huzurunda tanıklık etti: krallar, valiler, kâhinler. O, dünyevi otoriteyle kendinden geçmiş insanlarla tek tek çalıştı. Görünüşte O’nu kontrol ediyorlardı. Askerler, nihayetinde buranın O’nun dünyası olduğundan habersiz, İsa’yı kendi mahkeme salonları arasında, kendi kon- seylerinde, kendi saraylarında ve kendi mahkeme koridorlarında sürüklüyorlardı. Mesih’e karşı ne gibi bir yargı ilan ederlerse etsinler, sonuçta ilan ettikleri yargı ken- dileri aleyhindeydi.


Mesih, öğrenciler yetiştirmek için tanıklık ederken, bazen sonuç bizzat O’nun ar- zu ettiğinden oldukça farklı oluyordu. Pilatus, Kayafa, Hirodes ve diğerleri kalplerini teslim edip tövbe etmiş olsalardı İsa ne kadar çok sevinirdi. İnatla O’nun ricalarını reddetmişler, duygusuzca kurtuluşları için yapılan son daveti kaçırmışlardı.


Aynı şekilde Mesih’in yirmi birinci yüzyıl takipçileri de, öğrenciler yetiştirmek için ta- nıklık yaparken, sonucun çoğunlukla arzu ettiklerinden ve dualarından oldukça farklı olduğunu fark etmelidirler. Ölçülebilir başarı, her zaman onların çabalarına eşlik etme- yebilir. Bu onları ne düş kırıklığına uğratmalı, ne de ileriki tanıklıklarını kısıtlamalıdır. Gerçek öğrencilik, bizzat Mesih gibi, ölene dek sadık kalmaktır, düş kırıklığına uğrayana dek sadakat değil. Dinleyicileri karar vermeye çağırmak, buğdayla samanı birbirinden ayırmak gibidir. Buğday kutlanır, saman yas tutar, hasat ise devam eder. Bununla bera- ber, görünüşte Mesih’in bu adamların huzurundaki başarısız tanıklığı şaşırtıcı bir şeyi ortaya çıkarmıştı, zira Elç 6:7’ye göre sadece öğrencilerin sayısı artmakla kalmıyor, “kâhinlerden birçoğu da iman çağrısına uyuyordu”. Kâhinlerden kaçının o son saatlerde orada olduğunu, İsa’yı dinleyip O’na baktıklarını sadece Allah bilir.







İlk Patlama


Şubat 27



Mesih’in ilk öğrencileri, uygar dünyada müjdeyi faal bir şekilde genişlettiler. Ev- ler, havralar, stadyumlar, mahkeme salonları ve krallık sarayları, kraliyetin ilan edilmesine basamak oldular. Oysa İsa, bu öğrenciler için tutuklamaları, duruşmaları ve muhalif dinleyicileri önbildirmişti (Mat 10:16–20). Maalesef dünyevi güce doy- muş olanlar, Mesih’i almada en yavaş olanlarıydı.


Elç 4:1–12; 13:5–12, 50; 23:1–6; 25:23–26:28 ayetlerinden mümkün olduğun- ca çoğunu okuyun. Birçok insanın öyle aniden dini kabul etmiş fikrine kapılınsa da, hiç de böyle olmamıştı. Bu dramatik sonuçlar, belli başlı şartların görünür bir ürü- nüydü. Tohum ekme zamanı hasattan önce gelir. Mesih müjdeyi sadakatle duyur- muştu. Müjdeciler Yahuda’nın her tarafında tanıklık etmişlerdi. İlk imana gelenler hiç şüphesiz mesajın taşınmasına yardımcı olmuşlardı. Mesih kişisel olarak ölümü yendiğinde, mesajını teyit ettiğinde, eskiden ilgisiz olan binlerce kişi krallığa sıçra- mıştı. Onlar gizlice O’nu izlemişlerdi. Kalpleri O’nun davetlerine yanıt vermişti. Kül- türel faktörler, iş güvenliği ve aile baskısı onların açıkça yanıt vermesini yavaşlatmış- tı. Mesih’in dirilişi engeli ortadan kaldırmış ve bir karar vermeye zorlamıştı.


Sonra tabii ki sahneye Pavlus girdi. Ancak onun tanıklığı evrensel olarak kabul görmedi. Bazen önde gelen adamlar ve kadınlar ona zulmettiler ve kovdular. Taşlan- dı, kamçılandı, hapse atıldı ve bunların haricinde hor görüldü—sık sık kudretli kişilerin kışkırtmalarıyla. Politik güdüler, çoğunlukla onların Hıristiyanlık karşıtı duygularının temelini oluşturuyordu.


Vali Feliks, dini yönden muhalif olanları sakinleştirmek için Pavlus’u hapse at- mıştı. Onun halefi olan Festus ise daha tarafsızdı, fakat Pavlus’u serbest bırakmak için politik iradeye sahip değildi. Kral Agrippa ve kız kardeşi Berniki’nin (Hirodes hanedanlığı neslinden) resmi bir ziyaretinde, Pavlus’un dinlenilmesini teklif etti. Maalesef daha öncekilerde olduğu gibi, onun kurtuluş davetini reddettiler. Benzer reddedilmeler ve zulümlere rağmen Mesih’in yirmi birinci yüzyıl öğrencileri de aynı şekilde azmetmelidirler.






Şubat 28


Ek Çalışma: Ellen G. White, “Yüzbaşı,” S. 295–300; “Hanna ve Kayafa’nın Önünde,” S. 689–704; “Pilatus’un Mahkemesinde,” S. 713–732, Sevgi Öğretmeni; “Ministry to the Rich,” S. 209–216, The Ministry of Healing; “Almost Thou Persua- dest Me,” S. 433–438, The Acts of the Apostles kitaplarını okuyun.



“Zengin, dünyayı seven, dünyaya tapan ruhların Mesih’e yönelmesi bir tesadüf veya kaza eseri olmaz. Bu kişiler çoğunlukla en zor ulaşılabilenlerdir. Onlar için tökezlemeyen veya düş kırıklığına uğramayan erkekler ve kadınların hizmet ruhuyla ve canla başla çaba göstermesi gerekmektedir.


“Bazıları özellikle yüksek kesimler için hizmet etmeye uygundur.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing, S. 213.



Tartışma Soruları:


¤ İsa ne zaman güçlü insanlara tanıklık etse, diğerleri de dinledi. Bazıları yüksek pozisyonlardaydı, bazıları değil. Nikodim ve Aramatyalı Yusuf gibi, eğitim görmüş kâhinler sınıfı arasından birçoğu, kademe kademe imana gelmişti. Mesih’in dini liderlerle karşı karşıya geldiğinde olaya seyirci ka- lanlardan bazıları da aynı şekilde inanmışlardı. Volkanik türbülans genelde dağ kabuğunun altında saklı kalır. Yoğunluğu görsel olarak ölçmek olanak- sızdır. Tam bir ölçüm aktivitesi, özel cihazlar gerektirir. Benzer şekilde, İsa’nın hareketinin patlayıcı potansiyeli, O’nun dünyevi hizmeti boyunca saklı kalmıştı. Ancak O’nun dirilişini takiben krallık püskürmeye geçti, kitlesel dönüşümlere neden oldu, hatta bunlar arasında etkili pozisyonlar- da olan kişiler de vardı. Sadakatle yapılan ekim, sonunda bol bol ürün sağ- ladı. Bu gerçekler, özellikle de güçlü elit kesimler arasında yaptığımız ta- nıklığın istediğimiz gibi etkili olmadığını zannettiğimiz anlarda, düş kırık- lığına uğramamız gerektiği konusunda ne söylemektedir?


¤ Ellen G. White yukarıdaki ifadesinde, bazılarının özellikle güçlü insanla- ra ulaşmaya uygun olduğunu yazmıştı. Bu özelliklerden bazıları neler olabi- lir? Aynı zamanda, yeterli olmadığını zannettiğimiz insanları kısıtlamamak konusunda neden dikkatli olmalıyız?




Güneşin Batışı: 17:57 (İstanbul)





*Mart 1–7


Ulusları Öğrenci Yapmak



Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Yşa 56:6–8; Mat 11:20–24; Yu 12:20–32; Rom 15:12; Elç 1:7, 8.



Hatırlama Metni: “Çünkü evime bütün ulusların dua evi denecek”


(Yeşaya 56:7).



esih’in mesajı, başlangıçta her yerde herkes için tahsis edilmişti. Müjde daha başlangıçta tüm dünyaya yayılmıştı, çünkü o evrensel olarak uygulanabilirdi.  Şüphesiz ki, bu kavram öğrencilerin düşünce yapısını zorladı. Onların ilk reaksiyonu, örneğin Mesih’in Samiriyeli kadınla görüşmesi, bu zorluğu göstermektedir. Onlar Mesih olarak İsa’nın, sadece Yahudi peygamberliklerini ve umutlarını gerçekleş- tireceğini düşünmüşlerdi. Bir bakıma peygamberleri gözden kaçırmışlar veya yanlış yorumlamışlardı, özellikle de mesajı tüm insanlığı kapsayan Yeşaya’yı. Ulusların Arzu- su İsa, sadece tek bir grupla sınırlandırılmamalıdır. Kurtuluş, Yahudiler’eydi, fakat herkes içindi. Mesih’in takipçileri ulusal hudutları, uluslararası çatışmaları, dil farklı- lıklarını ve diğer zorlukları aşmalıydı, zira O bizzat kültürlerarası müjdeciliğin şablo-


nunu tesis etmişti.


Yedinci–Gün Adventistleri olarak bu çağrıyı özellikle Vahiy 14:6’da görmekteyiz— “Bundan sonra göğün ortasında uçan başka bir melek gördüm. Yeryüzünde yaşayan- lara—her ulusa, her oymağa, her dile, her halka—iletmek üzere sonsuza dek kalıcı olan Müjde’yi getiriyordu”.



*8 Mart Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Peygamberlerin Kehaneti


Mart 2



Kadim peygamberler Yahudi olmayanların (diğer uluslardan olanlar) dini açıdan dö- nüşümünün önbildirisini yapmışlardı. Kâfir tanrılar, putperest ibadetler ve yıkıcı yaşam tarzları, Yehova’ya kesin bir teslimiyet ve imanla boyun eğeceklerdi. İsrail’in düşmanları, ruhsal bilgeliğe susamış olarak Yeruşalim’e akın ederek, onlara katılmak için yalvaracak- lardı. İsrail’in görevi, Allah’ın evrensel davetini çevredeki uluslara yaymaktı.


Maalesef İsrail’in hizmet tutkusu, dünyevi etkilerle rayından çıktı. Büyük vizyon, halinden memnun olmanın verdiği rahatlığın altına gömüldü. Mesih’in gelişi bu vizyonu yeniden diriltti, en azından bazıları için.



Yeşaya 56:6–8; Mika 4:1, 2; Yunus 3:7–10; 4:1’i okuyun. Bu ayetler bizle- re evrensel olarak dışarıya yönelik hizmetler konusunda ve bunun anlaşıl- masının İsrail’de bazılarıyla sınırlı olması konusunda ne öğretir?






İsrail, uluslara ışık olmalıydı. İsraillilerin sahip olduğu harika avantajları gören putperest uluslar, İsrail’in tek dinli inancını araştırabilir ve böylece içlerinden çoğu gerçek Tanrı’ya dönebilirdi.


Maalesef genelde işler böyle yürümedi, İsrail o denli içine kapanmıştı ki, daha büyük gayeyi ve sık sık onlara birçok şey sunan Allah’ı gözden kaçırdı.


Modern imanlılar da benzer bir zorlukla karşılaşmaktalar. Müjdenin gelişmesini desteklemek için kendilerini adayacaklar mı, yoksa kendi içlerine kapanarak daha büyük gayelerini unutacaklar mı? Bu düşündüğümüzden de kolay bir tuzaktır.


“Dışarıya yönelik işin başarıyla sonuçlanması için Rabbin adına övgülerle ve şük- ranlarla sesimizi yükseltelim.


“Hiçbir zaman hata yapmayan Generalimiz halâ bizlere şöyle sesleniyor: ‘İlerle- yin. Yeni bölgelere girin. Standardı her ülkede yükseltin. “Kalkın, parlayın; çünkü sana ışık geldi ve Rabbin görkemi senin üzerinde doğdu.” ’


“Parolamız şu olmalı: İleri, hep ileri. Allah’ın melekleri yolu hazırlamak için biz- lerden önce gidecekler. Tüm dünya Rab’bin görkemiyle ışıldayıncaya dek ‘öbür böl- geler’ için yükümlülüğümüz hiç sona ermeyecek.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 6, S. 28, 29.







Vay Halinize!


Mart 3



Matta 11:20–24, Luka 4:25–30, 17:11–19, ve Yu 10:16’yı okuyun. Bu ayet- lerde ne gibi önemli bir mesaj verilmektedir? Burada yazılanları nasıl ele almalı ve kendimize, zamanımıza ve bağlamımıza tatbik etmeliyiz? Burada çok dikkat etmemiz gereken hangi ilke açıklanmaktadır?










Mesih, birçok avantaja sahip kendi halkından gerçek çağrıya ve amaca yanıt verme- sini istemişti. Seçilmiş bir halk olsa bile, kurtuluşun doğuştan gelmediğini görmesini istedi. Bu, genlerle geçen ya da doğuştan kazanılan bir hak değildi. Bu, bilinçli bir şe- kilde yapılacak bir seçimdi, hem de İsrailli olmayanların bile yapacağı bir seçim.


Atletizm antrenörleri, bazen rakip okullarla veya organizasyonlarla kıyaslayarak atletlerini teşvik ederler. “Eğer onlar gibi bütün ciddiyetinle, tüm enerjinle ve yoğun bir şekilde idman yaparsan sen de başarıya ulaşırsın.” Antrenörün asıl motivasyonu, onları küçük düşürmek değil, aksine onları geliştirme arzusudur.


Aynı şekilde İsa’nın istediği, zaten bazı Yahudi olmayanların yaptığı gibi, kendi halkının da kurtuluşun doluluğunu paylaşmasıdır. Hiç şüphesiz O’nun sözleri bazı- larını mahcup etmişti, çünkü bu gerçekler, her ne kadar onlar tarafından bilinse ve anlaşılsa da, İsa onların duymak istemediği sözleri vaaz etmişti.


Bazı insanlar, başkalarının sahip olmadığı ruhsal avantajlara sahip olabilir, fakat bu avantajlara sahip olanlar şunu fark etmelidir ki, kendilerine ne verilmiş olursa olsun, hepsi de kendileri için değil, O’nun yüceliği için kullanılması gereken Al- lah’tan verilmiş bir armağandır.








“İsa’yı Görmek İstiyoruz”


Mart 4



Yuhanna 12:20–32’yi okuyun. Müjde mesajının evrenselliği bu ayetlerde nasıl açıklanmıştır?






Yeruşalim söylentilerle çalkalanıyordu. Mesih’in zafer dolu girişi daha yeni ger- çekleşmişti. Ama Hozana’lar yerini çabucak sorulara bırakmıştı. Daha sonra ne ola- cak? İsa kral tacını giyecek mi?


Fısıh için bir araya gelenler arasında Grek inananlar vardı. Filipus’a söyledikleri söze dikkat edin, “Efendimiz, İsa’yı görmek istiyoruz.” Diğer bir deyişle onlar İsa’yı görmeye gelmişlerdi. O’nunla olmak istiyorlardı. O’ndan öğrenmek istiyorlardı. Me- sih’in evrensel karakteri ve mesajı hakkında ne büyük bir tanıklık! Ancak aynı şeyi söylemesi gerekenlerin, O’ndan kurtulmak isteyenlerle aynı olması ne kadar üzücü.


Grekler, belki de Grekçe bir isim taşıdığı için Filipus’a yaklaşmışlardı. Ticari bir balıkçılık merkezi olan Beytsayda’dan geldiğinden—bu nedenle kültürel bir kay- naşma noktasıydı—muhtemelen onların dilini de konuşuyordu. Ayet, İsa’nın derhal orada olmadığını akla getirmektedir. Belki de yakınlarda Yahudiler için ayrılan bir yerde ibadet ediyordu.


Ancak İsa daha sonra öğrencilerine ve dış avlu içerisinde Grek görüşmecilere katı- larak, onların isteklerini yerine getirdi. Onlara ne söylediğine dikkat edin: “Her kim ki” ifadesi, O’nu takip etmek isteyen her erkek, her kadın, Yahudi, Grek anlamını taşımaktadır, bu mümkündür, fakat bunun bir bedeli olacaktır.



Bedel neydi? Bundan ne anlamalıyız? Bkz. Yu 12:25.







Sonra bu yabancılar daha oradayken, göklerden yargı mesajını ve zaferi teyit eden gök gürültüleri geldi. İsa duyulan bu sesin kendisi için değil, oradaki Yahudiler ve Grekler için olduğunu, böylece imanlarının güçlendirileceğini söyledi. Mesih’in söz- leri, derhal O’nun ölümünün tüm dünya için olduğunu teyit etti.







Engelleri Aşmak


Mart 5



Yuhanna 7:35, 8:48, ve Luka 10:27–37’yi okuyun. Bu ayetler, hangi ba- kımdan tüm uluslar arasında öğrenciler yetiştirmeye çalışan imanlılar içe- risinde neden bölgesel, etnik ve diğer engellerin olmaması gerektiğini gös- termektedir?






Liderlerden bazıları İsa’yı sınır tanımamakla ayıplıyorlardı. Ne müthiş bir ironi: O’nu ve O’nun mesajını kabul etmek için ön saflarda yer alması gerekenler, yine O’na karşı en sert savaşanlardı. İsrailli kâhinler, diğer İsrailli olmayanlar O’nu Mesih olarak kabul ettiğinde, Tanrı’nın Oğlu’nu küçümsemişlerdi. Kendilerini ruhsal avan- tajlara sahip olduğunu zannedenler (ve belki de haklı görenler) için ne kadar güçlü ve ciddi bir ders!


Mesih’i kınarken, O’nu sadece cin çarpmış biri olarak yaftalamakla kalmayıp, ay- nı zamanda bir Samiriyeli olarak çağırmakla daha da kötüsünü yapmışlardı. Hatta O’nun Grekler arasında yaptığı tanıklıkla alay etmişler, böylece kendi ulusundan ve inancından olmayanları hor gördüklerini açıkça ortaya koymuşlardı. İsrailli liderler, İsa’nın Greklere öğretme düşüncesini bir türlü kabul edemiyorlardı. İsa bu görüşe, etnik kökenin üzerinde karakteri vurgulamak suretiyle ters düşmüştü.


Ayrıca, Allah’ın yasasını gerçek anlamda yerine getirmenin ne demek olduğu hakkında güçlü bir ruhsal ders vermek amacıyla İsa’nın Samiriyeli öyküsünü kul- lanması çok ilginçtir. Hiç şüphesiz dini liderler, Levili yasası ve murdar olma hak- kındaki anlayışı çarpıtmakla, daha önceden yaralı adamın etrafından dolanarak geçmişlerdi. Hor görülen yabancı, bir Samiriyeli, yabancı birinin hayatını kurtarmak- la, etnik önyargıya vicdani olarak karşı gelmişti. Sadece kendi etnik, sosyal veya kül- türel bir geçmişe sahip olmadığından dolayı, ihtiyaç içinde olan birini hor gören herkese ne kadar iğneleyici bir sitem.








Büyük Görev


Mart 6



Romalılar 15:12; Elç 1:7, 8; Yu 11:52, 53; Matta 28:19, 20’yi okuyun. Bu- radaki mesajın özü nedir ve bu mesaj, Vahiy 14’deki üç melek mesajıyla nasıl iyi bir uyum içerisindedir?










Vahiy 14’deki üç melek mesajında vurgulanan ebedi müjde, her ırksal, etnik, ulu- sal ve coğrafi sınırı aşıncaya dek, Allah’ın nihai işi tamamlanmamış demektir. Kutsal Yazı kesin zamanlamayı açıklığa kavuşturmadan, anlaşılır bir dille bu müjdenin tüm dünyaya yayılacağını vurgulamaktadır. Allah’ın zaferi ve bunun ilanı garanti edilmiştir.


Bu mesajın uluslarca kabulü önbildirilmiştir. Bunun olması gerekiyor, ancak kim kendisini Allah’ın lütuf kanalı olmaya adayacaktır? Müjdenin gelişme sürecini gecikti- recek ırksal, etnik ve dil engellerini yıkmada Mesih’e kim katılacaktır? Kim cüzdanını ve çantasını boşaltacaktır? Göksel amacın gelişmesi adına, dünyevi konforundan ve ailevi ilişkilerinden kim feragat edecektir? Bunlar, hepimizin kendisine sorması gere- ken sorulardır. Kim olursa olsun ve nerede olursa olsun, başkalarına erişmek için ne yapıyoruz? Kardeşleri tüm dünyaya yayılıp müjdenin vaaz edilmesi için seve seve ya- şamlarını ortaya koyarken, bazı inanlıların ırksal klişelere, kültürel önyargılara ve şey- tani olarak tasarlanmış sosyal engellere izin vermesi ne kadar talihsiz.


“Hizmetteki başarımız, tamamen kendimizi inkâr etmeyle, kendimizi adamayla orantılıdır. Açık ve net çizgilerle ilan edilen müjde mesajının gerçekleşme işini yalnızca Allah bilir. Yeni alanlara girilmekte ve girişken iş yapılmaktadır. Gerçeğin tohumları ekilmekte, birçok zihinde ışık parlayarak Allah’a ilişkin geniş bir bakış açısı getirmekte ve daha doğru bir değerlendirme için karakterleri şekillendirmektedir. Binlerce kişi İsa’da bulunan gerçeğin bilgisine getirildi. Onlara sevgiyle işleyen ve ruhu arındıran iman aşılanmaktadır.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 6, S. 28.





Mart 7

Ek Çalışma: Ellen G. White, “The Great Commission,” S. 25–34; “Pentecost,”


  1. 35–46, The Acts of the Apostles; “Dış Avluda,” S. 613–620, “İyi Samiriyeli,” S. 489–496, Sevgi Öğretmeni kitaplarını okuyun.


“Yaralı adamın yanına bir Samiriyeli geldi ve onu görünce merhamet etti. Bu ya- bancının Yahudi mi yoksa bir Samiriyeli mi olduğunu bile sormadı…


“Peki, komşum kim?” sorusuna böylece kesin bir cevap verilmiş oldu. İsa kom- şumuzun sadece mensubu olduğumuz imanlı topluluğundan ya da bizimle aynı imana sahip biri olmadığını göstermiştir. Bunun soy, ırk, renk ya da sınıf ayrımı ile hiçbir ilgisi yoktur. Yardımımıza ihtiyaç duyan herkes bizim komşumuzdur. Düş- manlık sonucu yaralanmış, incinmiş olan herkes bizim komşumuzdur.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 493.



Tartışma Soruları:


¤ İnanlı topluluğunun dünya çapındaki hizmetine maddi katkımız, müjde görevine yönelik gerçek taahhüdümüz hakkında ne ifade etmektedir? İliş- kimiz neden maddi katkının ötesine geçmelidir? Kaynaklar ne ölçüde inanlı topluluğunun kültürler arası müjdeciliğe yönlendirilmesine ayırılmalıdır?


¤ “Müjde işinin öncelikle görevlilere dayandırıldığını hissetmememiz ge- rekmektedir. Allah, egemenliğiyle ilişkili olan işi yapması için herkese bir görev vermiştir. Mesih’in adını itiraf eden herkes, samimi, tarafsız ve doğ- ruluk ilkelerini savunmaya hazır bir işçi olmalıdır. Allah’ın amacını geliş- tirmek için her ruh aktif bir şekilde katkıda bulunmalıdır. Ne için çağırıl- mış olursak olalım, inanlılar olarak Mesih’i dünyaya tanıtmak için yapacak bir işimiz vardır. Hizmetkârlar olarak başlıca gayemiz, ruhları Mesih’e ka- zandırmaktır.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 6, S. 427. Grubunuzla burada yazılanların ne anlama geldiğini ve çağırıldığımız bu işi sonlandırmaya yardımcı olmak açısından daha fazla neler yapabileceğimizi tartışın.



¤ Yuhanna 12:25’deki İsa’nın sözlerini inceleyin. “Bu dünyada canını göz- den çıkarmak” ne demektir? Bu “nefreti” ne şekilde vurgulamalıyız?


Güneşin Batışı: 18:06 (İstanbul)





*Mart 8–14

Ruhsal Liderleri


Öğrenci Yapmak




Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Luka 6:12–16, Yu 16:7–14, Luka 6:20–49, Yer 50:31, Yşa 57:15, Elç 1.



Hatırlama Metni: “O günlerde İsa, dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Tanrı’ya dua ederek geçirdi. Gün doğunca öğrencilerini yanına çağırdı ve onların arasından, elçi diye adlandırdığı on iki kişiyi seçti” (Luka 6:12, 13).

sa, öğrenciler yetiştirmede çok aktif olsa da, dünyevi ikametinin kısa olduğunun farkındaydı. Bu nedenle dünyadan ayrıldıktan sonra işin devam etmesi açısından, kendisini öğrencilerinin eğitimine adadı. Hem onların Usta Öğretmeni, hem de Usta Antrenörü’ydü. Öğretim ve antrenman aslında ilişkili şeyler olduğundan, öğre- tim genelde bilginin paylaşımını ifade ederken, antrenman ise uygulama ve disiplin


aracılığıyla şekillenme veya niteliği akla getirir.


Öğrencilerin liderlik için hazırlanması, şüphesiz bilginin elde edilmesini içerse de, ruhsal gelişim daha önemliydi. Onların, doktrin ve teoloji konusunda entelektüel bir anlayışın yanında, Allah ile ilgili şeyler, iman, cefa, kutsanma ve kendini adama konusunda tecrübe sahibi olmaları gerekiyordu. Önlerindeki çetin zorluklar açısın- dan, sadece bilgi yeterli değildi. İsa onlara her ikisini de verdi.



*15 Mart Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.







Liderlik Burada Başlar


Mart 9



Mesih’in dünyadaki geçici ikameti oldukça kısaydı. Bu nedenle öğrenci yetiştirici- lerinin eğitimi zorunluydu. Kimin seçilmesi gerekiyordu? Kaç kişi seçilmeliydi? İsa’nın öğrencileri şüphesiz yüzlerceydi. Her biri kitle eğitiminden geçirilmeli miydi? Mesih, liderliğin kitleler için üretilmiş dersler aracılığıyla değil, küçük gruplar içeri- sinde daha etkili bir şekilde geliştirildiğini biliyordu. Mesih’in ilk mezuniyet sınıfı için sınırlı sayıda kişi seçilecekti.



Luka 6:12–16’yı inceleyin. Öğrencilerini seçmeden önce İsa ne yapmıştı ve bu neden çok önemliydi?






Etkili bir seçim, gelişmiş bir bilgelik gerektirir. İsa o bilgeliği talep etmek için gök- sel Baba’ya duayla yaklaştı. Aynı şekilde yirmi birinci yüzyıl öğrenci yetiştirme konu- sunda liderlik adaylarının seçiminde dua öncelikli olmalıdır. Mesih’in, gerekli olan bilgeliği sağlamak amacıyla kapsamlı bir duaya ihtiyaç duyduğuna açıkça inanılıyor- sa, günümüz imanlıları, Büyük Hizmet’in gelişmesini gözetmekle yetkili kişileri se- çerken gereken ilahi bilgelik için daha çok ricada bulunmaları gerekmektedir.


İsa on ikileri seçerek, elçi olarak tayin ederek, onları ruhsal yetkiyle donatılmış temsilciler olarak atadı. Öğrencilerden oluşan büyük bir grup, kıskançlık veya olum- suz hisler beslemeden, bu atanmaya veya görevlendirilmeye tanıklık etti. İsa daha sonra yetmiş iki kişilik geniş bir grubu ve belki de Kutsal Yazı’da kayıt edilmeyen başkalarını görevlendirecekti. Ancak on iki elçi İsa’ya bağlı en yakın kişiler olarak kimliklerini koruyacaktı; onlara daha geniş sorumluluklar yüklenecek ve bu yüzden en sıkı çalışmaya ve taahhüde gerek duyacaklardı. Bu ayarlama, ilk Mesih inanlıları arasında maksatlı bir organize yapılanmayı gerektiriyordu. Mesih, bu organizasyon içerisinde, kendilerine tahsis edilmiş yeteneklerle ve eğitimle orantılı olarak liderleri ruhsal bakımdan yetkilendirmişti.






Mart 10


Bilgi ve Tecrübe, 1. Bölüm


Bilgi, İsa’nın mesajının ayrılmaz parçasıydı. Bilgi tek başına dönüştürmez ama her dönüşüm bilgi içerir. Şüphesiz ki, kavramlar değişikliği başlatmak için doğal bir güce sahip değildirler; oysa Allah’ın Ruh’u insan kalplerinde çalışarak dönüşüm için gerekli olan eşsiz unsurları yapılandırır.



Yuhanna 16:7–14’ü okuyun. Burada İsa, gerçek Hıristiyanlığı anlamak ve yaşamak açısından entelektüel bilginin ne kadar sınırlı olduğunu anlama- mıza yardımcı olacak ne söylüyor?






Allah’ın İlahi Ruh’uyla birleşmiş olan Kutsal Kitap bilgisi, bireyleri ve toplumları dönüştüren ruhsal birleşimi şekillendirir. Öğrenci yetiştirenlerin imanda ve öğre- nimde gayret etmesi gereken husus, bu ikisidir.


Hıristiyanlık, zekâyı, düşünceyi ve tasavvuru çok takdir eder. Tüm Kutsal Kitap boyunca mantıklı düşüncenin mevcudiyeti, Yahudilik içerisinde kendilerine muaz- zam saygı gösterilen öğretmenler ve kadim yazıları korumada yazmanların gösterdiği eşsiz özen, bunların hepsi de bilginin önemini kanıtlamaktadır.


Hıristiyanlık irrasyonel bir iman değildir. Buna karşın, Hıristiyanlık içerisinde be- lirli unsurlar, duygu, his ve tecrübeyi, bilginin üzerine çıkarmıştır. Bu düşünce eği- limi, yalnızca tecrübe anlam taşıdığından, insanların neye inandığının nispeten önemsiz olduğunu ortaya koymaktadır. Belirli gerçeklere itaat ve bağlılığın da nispe- ten önemsiz olduğu farz edilmektedir; ruhsal gerçeklik açısından duygu ve dini coş- ku, ölçüm cetveli haline gelmektedir.


Kutsal Yazı’nın mutlak mevcudiyeti, bu akılsızca cazibeyi tecrübeyle karıştırır. Bil- gi olmaksızın tecrübe, yönünü şaşırmış olan güdümlü bir füzeye benzer. Diğer taraf- tan tecrübe olmaksızın bilgi, cansız ve çoğunlukla kuralcı bir hale gelir. Gerçek dini liderler her iki unsuru da geliştirme ihtiyacını anlamışlardır, sadece kendileri açısın- dan değil, aynı zamanda öğrenci yaptıkları kişiler açısından.






Mart 11


Bilgi ve Tecrübe, 2. Bölüm



Luka 6:20–49’u okuyun. Bu ayetlerde, hem bilgi hem de tecrübe nasıl açıklanmaktadır? Yani, sadece Rab ile olan yürüyüşümüzde değil, aynı za- manda öğrenci yetiştirmede de her ikisine ihtiyaç duyulduğunu gösterecek tarzda nasıl harmanlanmışlardır?






Ruhsal dönüşüm açısından ruhsal bilgi kaçınılmazdır. Mesih de kendisini Usta Öğretmen olarak tanıtmıştı. Deniz kıyısıyla, dağlarla sınırlı açık sınıfların ortasında ve Allah’ın yarattığı harikalarda, Mesih dönüştürücü bilgiyi saçmaktaydı. Bu gerçekleri kabul etmesi için, Kutsal Ruh daha önce katılaşmış olan vicdanları uyandırmaktaydı. Tecrübe olmaksızın öğrenci yetiştirmek tamamlanmamış bir iştir, ancak tecrübe de bilgiyle yönetilmek zorundadır.


Yirmi birinci yüzyılın öğrenci yetiştiricileri, güvenilir ruhsal bilginin kaynağı olan Kutsal Yazı’yı iyice öğrenmek zorundadır. Aynı şekilde onlar popülerliğe veya kolaylı- ğa kapılmadan, doktrin ve öğretileri yaymalıdırlar. Allah, hiçbir şey esirgemeyen, sabırla genç imanlılara hep genişleyen ve takdir edilebilir Hıristiyanlığın yaşam değiş- tirici harika gerçeklerini gösteren olgun imanlılar bekler—özellikle de üç melek mesajının mevcut gerçeğini vurgulayan.



İsa, öğrenci yetiştirme bağlamında, Luka 6:39’da öğrenci yetiştirmeye gayret eden herkesin aklında tutması gereken ne söylemektedir? Burada İsa’nın uyardığı kişiler gibi olmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?











İlk Liderler



Mart 12



Liderleri seçerken, İsa’nın alçakgönüllüler arasında en az eğitim görmüş sınıftan insanları toplamış olması çok ilgi çekici ve önemli bir detaydır. Mesih, Sanhedrin’in öğrenimini veya hitap etme sanatını seçmedi. “Kendini beğenmiş Yahudi öğretmen- lere aldırış etmeyen Usta İşçi, dünyayı yerinden oynatacak gerçekleri ilan etmek için alt sınıftan, eğitimsiz adamları seçti. Bu adamları Kendi kilisesinin önderleri olarak yetiştirmeyi ve eğitmeyi amaçladı. Onlar da başkalarını eğitecekler ve müjde mesajını duyurmak üzere göndereceklerdi. İşlerinde başarılı olabilmeleri için onlara Kutsal Ruh’un gücü verilecekti. Müjde insani güçle veya insani bilgelikle değil, Allah’ın gücü ile duyurulacaktı.”—Ellen G. White, The Acts of the Apostles, S. 17.




Şu ayetler, inanlı topluluğunu yönetmesi açısından liderlik için gerekli olan vasıflara sahip olduğu sanılan kişilerin aksine, Mesih’in neden bu adamları seçtiği konusunda bizlere ne söylemektedir? Sef 2:3, Mat 11:29, Yer 50:31, Yşa 57:15.






Ancak İsa’nın neden bu kişileri seçtiği konusunda yanlış varsayımlar yapmamaya dikkat etmeliyiz. İsa eğitimli ve öğrenim görmüş sınıfa karşı değildi; kendisi de genç yaşlarda (Luka 2:46, 47), büyük bir bilgiye sahip olduğunu gösterdi. Belki de çoğun- lukla en eğitimli, zengin veya güçlü insanlar, özellikle de liderler, kendilerini Rab’bin kullanımına tevazuyla adamaya hazır olmadıklarından dolayı böyle olmuş olabilir. Tabii ki her zaman böyle olmayabilir; Rab böyle adamları da kullanmıştı (Nikodim, Aramatyalı Yusuf’u düşünün; ayrıca bkz. Elç 6:7). Çoğu kez bu gibi insanlar Kutsal Ruh’un yönlendirmesine açık değillerdir.









İsa’nın Bıraktığı


Mart 13


Gelecek nesiller, daha önceki çabaların başarısını kanıtlar. Bu gayretler, kalıcı sonuçlar üretirse, bu başarıların altında yatan ilkeler de araştırılmalı ve kopyalanma- lıdır. Mesih’in öğrenci yetiştirme metodu, önemli sonuçlar üretmiş miydi?


Tabii ki üretmişti. O dünyayı değiştirdi. Eğer ilk dini liderlerin eğitiminde Me- sih’in başarısı olmasaydı, aslında hiçbirimiz 2000 yıl sonra bu Kutsal Kitap çalışma- sını okuyor olmazdık.



Elç 1’i okuyun. Bu ilk bölüm, ilk inanlı topluluğunun şekillenmesinde Al- lah’ın atadığı liderlere ihtiyaç duyulması konusunda bizlere neyi göster- mektedir? Onlar bir liderde ne arıyorlardı? (Bkz. 22. ayet) Doğru liderleri seçerken, buradan kendi ihtiyacımıza yönelik ne alabiliriz?




İsa krallığını tesis etti ve bunun gelişimini sürdürmek için gerekli ilkeleri örnek- ledi. Mesih, karanlıktan gün ışığına giden yolda öncülük ederek, tamamen O’na bağımlı olduklarından dolayı, onların zayıflıklarını Kendi kudretiyle kapladığı liderleri seçti. Dini liderler tarafından akademik yönden hafife alınsalar da, Ferisiler’i şu yön- lerden gölgede bırakmışlardı: şeffaflık, tevazu, bağımlılık ve güvenilirlik. İnanlı toplu- luğundaki pozisyonumuz ne olursa olsun, her birimizin böyle özellikler sergilemesi ne kadar çok önemlidir. Zamanla sağlam resmî eğitime sahip olup, sosyal yönden süreklilik gösterenler, inanlı topluluğunun parçası haline gelirler.


“Elçiler, Mesih’in temsilcileri olarak dünyada açık bir etki bırakacaklardı. Alt sı- nıftan adamlar olmaları etkilerini azaltmayacak, aksine arttıracaktı; zira dinleyicile- rinin zihinleri onlardan alınarak, görülmemesine rağmen halen onlarla birlikte ça- lışmakta olan Kurtarıcı’ya götürülecekti. Elçilerin harika öğretileri, cesaret ve güven sözleri, herkesi kendi güçleri ile değil, Mesih’in gücüyle çalıştıklarına ikna edecek- ti.”—Ellen G. White, The Acts of the Apostles, S. 22, 23.






Mart 14


Ek Çalışma: Ellen G. White, “Müjdeyi İlk Duyuranlar,” S. 331–342; “Celile’den Son Yolculuk,” S. 477–488; ve “Dağdaki Vaaz,” S. 279–294, Sevgi Öğretmeni. “The Training of the Twelve,” S. 17–24; “The Great Commission,” S. 25–34; ve “The Se- ven Deacons,” S. 87–96, The Acts of the Apostles kitaplarını okuyun.



“İsa’nın çalışma bölgesi boyunca gerçeği arzulayan insanlar da vardı. Gerçeğe ka- vuşmayı özlemle bekleyen bu insanlara sevgi mesajı gönderme zamanı gelmişti. Öğrencilerin tümü O’nun temsilcileri olarak bu görevi yerine getireceklerdi. İnançlı insanlar böylece onlara ilahi olarak atanan öğretmenler olarak bakmaya yöneltilecek- lerdi ve Kurtarıcı onlardan ayrılması gerektiği zaman onlar öğretmensiz kalma- yacaklardı.


“İlk turda öğrenciler İsa’nın daha önce gittiği ve dostlar edindiği bölgelere gide- ceklerdi. Yolculuk için büyük bir hazırlık yapmayacaklardı. Hiçbir şey onların düşün- celerini yerine getirecekleri bu yüce görevden başka bir yöne çevirmemeliydi ya da bir sonraki çalışmalarına engel olabilecek bir şekilde insanların karşı çıkmasına sebep olmamalıydı.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 333.



Tartışma Soruları:




Güneşin Batışı: 18:14 (İstanbul)





*Mart 15–21

Hasat ve Hasat Kaldıranlar





Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Yu 1:40–46, 4:28–30, Luka 24:4–53, Elç 1:6–


8, Mat 9:36–38, Luka 15.



Hatırlama Metni: “Babam çok meyve vermenizle yüceltilir. Böylelikle öğrencilerim olursunuz” (Yu 15:8).



irçok açıdan bu haftaki çalışmamız, geçen haftanın bir devamı niteliğindedir. Mesih, Allah’ın krallığını ilan etme yolunda belirli bir amaçla ruhsal liderleri atamıştı. İsa’nın kullandığı ilkeler ve metodoloji, günümüz imanlılarının ha-


zırlığı için ruhsal temel olarak aynen kalmalıdır.


Diğer bir deyişle, modern liderlik geliştirme teorileri, hiçbir zaman Mesih’in biz- zat attığı temelin yerine geçmemelidir. Reklam aldatmacaları ve propaganda, ruhsal gelişmeyi baltaladığında, sonuçlar da ruhsal açıdan yüzeysel ve verimsiz olur. Dinî propaganda, tövbenin, değişimin ve ruhsal dönüşümün yerine geçtiğinde, görev de sendeler. Onları ruhsal mücadeleye hazırlamak yerine, üyelik hareketlerini yönet- mek, medya gösterileri yapmak ve halkla ilişkiler kampanyaları yürütmek için lider- ler yetiştirmek, felaketi davet etmek demektir. Gerçek müjdecilik ve öğrenci yetiştir- me, (1) günahkârlığımızı kabul etmeye, (2) gerçek bir kalpten pişmanlığa, (3) ko- şulsuz bir ruhsal teslimiyete ve (4) Allah’ın ilahi mesajını önlenemez bir zorunluluk- la başkalarına yaymaya odaklı olmalıdır.



*22 Mart Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın


Dilencinin Ekmeği


Mart 16



Dünyevi ayrılışına yaklaştıkça Mesih’in ilgisi, çıkarsızca hizmet ettiği ve derin bir sevgi beslediği öğrencilerine odaklanmıştı. Onlar terk edilmemeliydi. İsa göklere geri dönecek olsa da, öğrencilerin O’nun mevcudiyetindeyken hoşnut olduğu ruhsal sami- miyeti desteklemek için Kutsal Ruh görevlendirildi. Ruh’un işi konusunda Mesih’in talimatı o kadar değerliydi ki, Yuhanna birkaç bölümü onun korumasına ayırdı. Belir- leyici unsurlardan biri, Ruh yardım görmeden tanıklık yapmasa bile, Ruh’un Mesih’e tanıklığıydı. Ruh’un eşlik etmesiyle, Mesih’in öğrencileri de aynı şekilde İsa’nın hizme- tine tanıklık edecekti. Allah, müjdeyi yaymak amacıyla, insanî varlıklar tarafından yar- dım görmesine gerek kalmadan melekleri görevlendirebilirdi. Bunun yerine O, bu kutsal çağrı için günahkâr, hata yapan, ne yapacağı bilinmez insanları seçmişti.



Yuhanna 1:40–46; 4:28–30; 15:26, 27; 19:35, 36’yı okuyun. Bu ayetler, ruhları kurtarmada insani ve ilahi işin birlikte çalışması hakkında bizlere ne öğretiyor?






Müjdecilik, günlük konuşma dilinde şöyle tarif edilmektedir, “dilenci, başka bir di- lenciye ekmeğin nerede bulunduğunu söyler.” Andreas hiç şüphesiz burada sahneye girmektedir. Kardeşi Petrus’un yazıları günün birinde Kutsal Kitap’a dahil olacaktı, Petrus’un hizmeti Elçilerin İşleri’nde anlatılmış ve Mesih onu en yakın üç yoldaşından biri yapmıştı. Bu onur hiçbir zaman Andreas’a verilmemişti. Yine de o insanları İsa’ya yöneltme konusunda Mesih’in basit talimatını izlemekle özel bir takdir elde etmişti.


Allah’ın seçtiği araçlardan—müjdecilik, yöneticilik ve liderlik konusunda verimli liderler—kimlikleri, sözleri uzun zamandır unutulmuş olan sadık öğrencilerden kaç tanesi Mesih’e takdim edilmemiştir? Bu insanlar kendiliğinden seçkin hale gelmese de, eğer onlar İsa hakkında sadık bir şekilde tanıklık etmemiş olsalardı, Allah’ın işinin ne kadar kötürüm bir durumda kalacağını düşün. Mesih, ilkin onların yapabi- leceği ölçüde basit işler vererek, öğrencilerini daha büyük bir göreve hazırladı. Sami- riyeli kadın, Filipus ve Andreas, basit tanıklıkların ve gönülden yapılan davetlerin gücünü göstermişlerdi. Bizlere de benzer şeyleri yapma çağrısı yapılmaktadır.







İsa Sabır Önerdiğinde


Mart 17



Luka 24:47–53, Elç 1:6–8, 16:6–10’u okuyun. Ruh için beklemek neden gerekliydi? İlk inanlı topluluğunun dışarıya yönelik müjdeci hizmetinde Ruh’un rolü neydi? Modern imanlılar, hüsrana uğradıklarında Pavlus’un tecrübesinden ne gibi bir cesaret alabilirler? Bu pasajlardan, Allah’ın za- manlamasını sabırla beklemek konusunda ne gibi dersler çıkarılabilir?








İsa, söylevleriyle ve örneklerle öğrencilerine sabırlı olmalarını öğretmişti. Bağnazlık, cehalet, yanlış anlaşılma ve düpedüz komplolarla karşılaşan Mesih yine de sonuna kadar direnmişti. Böyle bir azim, Mesih’in Allah’ın ilahi Ruh’una tam bir bağlılık gös- termesiyle çapalanmıştı. İsa, aynı şekilde öğrencileri de bu bağlılığı tecrübe etmedikçe, krallığın gelişmesinin ciddi bir şekilde tehlike altına gireceğini anlamıştı. Diğer taraftan eğer onlar öncelikli olarak bu dersi öğrenirlerse, gelecekteki hizmetleri göksel bir kaza- nım elde edecekti. Bu nedenle O’nun ayrılırken verdiği buyruk şuydu: “Bekle.”


Mesih, modern imanlıların da bu derse hakim olmalarını arzu etmektedir. İyi maksatlı fakat kendine güvenen imanlılar, Ruh’un kılavuzluğunu sabırla beklemedik- leri takdirde, hem kendilerine hem de Allah’ın krallığına sıkıntı yaşatabileceklerdir.


Elçi Pavlus Bitinya’ya girmek için tutkulu planlar tasarlamıştı; ancak dik kafalı Pavlus bile Allah’ın kılavuzluğuna duyarlıydı ve direnmek yerine Ruh’un müdahale- sini kabul etmişti. Elçi bunun yerine kendisini Makedonya’ya gönderen Ruh’un di- rektifini seve seve kabul etmişti. Onun oradaki gayretlerine sayısız mucizeler eşlik etmişti. Eğer Pavlus kendi tasarılarıyla başının dikine koşuşturmuş olsaydı, Avrupa görevi belirsiz bir zamana dek oyalanmış olacaktı.








Yetkiyi Uygulamak


Mart 18



Şu pasajları karşılaştırın: Markos 6:7–13, Matta 16:14–19, 18:17–20, 28:18–20, Yuhanna 20:21–23. Bunlar bize İsa’nın öğrencilerinin yetkisi hak- kında ne söylemektedir? Bugün bizler için ne anlam taşımaktadır?







“Petrus, inanlı topluluğunun imanının temelini oluşturan gerçeği açıkladı ve böy- lece İsa, onu inananların tümünün temsilcisi olarak onurlandırdı. İsa şöyle dedi: “Göklerin Egemenliğinin anahtarlarını sana vereceğim. Yeryüzünde bağlayacağım her şey, göklerde de bağlanmış olacak; yeryüzünde çözeceğim her şey, göklerde de çözülmüş olacak.”


“Göklerin Egemenliğinin anahtarları” İsa’nın sözleriydi. Kutsal Yazı’nın tüm söz- leri O’nundu. Bu sözlerin gücü gökyüzünü açmaya ve kapamaya yeter. Onlar insan- ların kabul edildiği ya da reddedildiği şartları bildirirler. Böylece Tanrı’nın Söz’ünü bildirenlerin işi yaşama yaşam katan veya ölüme ölüm katan bir lezzet olur. Onların işlerinin sonsuz sonuçları vardır.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 403.


Baba, İsa’yı görevlendirdiği gibi, Mesih de öğrencilerini görevlendirmektedir. Ruh aracılığıyla Baba, Mesih’i ilahi bir güçle donatmıştı. Ruh aracılığıyla İsa da aynı şekil- de öğrencilerini dünyevi görevleriyle orantılı olarak ilahi güçle donatmaktadır. Hiçbir takipçi, Mesih’in onları kontak yapmasından korkmamalıdır. Gerekli olan her kabili- yet, yetenek ve güç onlara sağlanacaktır.


Bazen insan liderliği, sahip olduğu ilkeleri tanımakta zayıflık duyar. Liderler ge- nişletilmiş bir orantılı güçle görev tahsis etmedikleri zaman, başarısızlık da tahmin edilebilir. Sık sık liderlerin güvensizlik duymalarından ötürü kontrol etme güdüsü, başkalarının düşüncelerini, Allah’ın nasip ettiği yaratıcılığı ve bireyselliğini baskı altına alır. Böylece zayıflatılmış, baskı altına alınmış öğrenciler etkili olamazlar. Bu gibi davranışlar, orkestra şefinin senfoniyi yönetmek yerine her müzik aletini aynı anda çalmaya yeltenmesine benzer.


İsa’nın örneği burada kendisini göstermektedir. Eğer yetkiyi alıkoyma hakkına sahip olup, davranışları belirleyen biri varsa, bu şüphesiz İsa’dır. Bunun aksine O başkalarını etkiyle donattı, onları kendi mevcudiyeti haricinde çalışmakla görevlen- dirdi, ki O’nun tek etkisi talimatları, örnekleriydi ve böylece onları hizmet ve tanıklık yapmaları için yolladı.







Hasat İçin İşçiler


Mart 19



“Kalabalıkları görünce onlara acıdı. Çünkü çobansız koyunlar gibi şaşkın ve perişandılar. O zaman İsa öğrencilerine, ‘Ürün bol, ama işçi az’ dedi, ‘Bu nedenle ürünün sahibi Rab’be yalvarın, ürününü kaldıracak işçiler gönder- sin’ ” (Mat 9:36–38). Bu ayetlerden, bugün kendimiz için ve önümüzde du- ran görev açısından ne gibi önemli bir mesaj alabiliriz?









Ruhsal ürün bol, ama işçiler az. Kalbin toprağı sürülmüştür, ruhsal tohum atıl- mıştır; filizlenme, bol su ve yeterince güneş ışığı, inanılmaz bir büyümeye neden olmuştur. Olgunlaşan ruhlar hasadı beklemektedir, fakat hasatçılar nerede kaldı? Basit, kolayca anlaşılabilir sözcük tasvirlerini kullanarak, İsa yaygınlaşan bir azmi esinlemeye uğraştı.


İmanlılar bazen diğer imanlılarla olan paydaşlıklarına ve birlikteliklerine imren- mekte, hasat için olgunlaşan dünyevi arayıcıları gözardı etmektedir. Belki de mahvo- lan ruhlar için ilahi sorumluluklarını fark etmeden, kilise işleriyle, yurttaşlık sorum- luluklarıyla, geçimleriyle ve diğer mevcut durumu korumak amacıyla yapılan zahme- te değer projelerle meşgul olmaktadırlar. Bunlar hiç şüphesiz iyi şeyler. İyi maksatlı üyeler bazen müjdeciliğin değerini sorgulamakta veya şu duyguları ifade etmektedir- ler: “Pastör, bu müjdecilik işleri tamam, ama zaten kilisedeki insanlar için program- lara ihtiyacımız yok mu?”


Bu oldukça adil bir soru olsa da, şunu da sormalıyız, “İsa, tahılları koruyanların azlığından ne zaman şikâyet etti?” Bunun yerine, O’nun duayla dolu ricası “daha çok işçiydi”.








Kaybolan ve Bulunan


Mart 20



İsa, öğretim yoluyla ve kişisel örnekleriyle öğrencilerine, fahişeler ve vergi toplayı- cıları gibi adı çıkmış olanlar da dahil, günahkârlarla dost olmasını öğretti. Tüm dün- yaya başka nasıl öğrencilik yapacaklardı ki? O’nun öğretileri çoğunlukla bu gü- nahkârlara odaklanmıştı. Onları “kaybolmuşlar” olarak tanımlaması, Mesih’in ne kadar merhametli olduğunu göstermektedir. Onları “isyankârlar” (ki hiç şüphesiz öyleydiler) veya “ayartılanlar” olarak tanımlayabilirdi. Bunun yerine “kaybolan” ifadesini seçmişti.


Kaybolan sözcüğü, diğer sözcüklerde bulunan aynı olumsuz çağrışımı içermez. Düşmüş ruhları kınamak yerine, Mesih’in örneğini izlemeliyiz. Kaybolan sözcüğü, cömert bir ifadedir, çünkü onu bulanlara sorumluluk yüklenmektedir. Küçük düşü- rücü imalar, kaybolan insanları kaçırır. Tarafsız bir dil, kabullenişi ve ilişki kurulma- sı olanağını sağlar. Bu nedenle sadece konuştuğumuz dile değil, sarf etmeyi düşün- düğümüz sözcüklere bile dikkat etmeliyiz, zira düşüncelerimiz başkalarına karşı davranışlarımızı büyük ölçüde etkiler.


Müjde kitapları boyunca, İsa imanlıları bulucular olmaya teşvik etmiştir. Ne türde insanlar olurlarsa olsunlar veya ne tür bir hayat yaşarlarsa yaşasınlar, O bizim onları sevmemizi ve kaybolanlara erişmemizi istemiştir.


“Allah’ın seçmiş olduğu hizmet budur: “kötülük zincirlerini açmak, boyunduruk bağlarını çözmek, ve ezilmiş olanları hür olarak koyvermek, ve her boyunduruğu kır- mak... ve kendi etinden olandan kaçınmamak.” Yeşaya 58:6, 7. Kendinizi yalnızca göksel Babanız’ın sevgisiyle kurtarılmış olan günahkârlar olarak gördüğünüzde, günah içinde sıkıntı çeken diğerleri için şefkatli merhamet duyacaksınız. Sefalet ve tövbeye artık kıskançlık ve kınamayla karşılık vermeyeceksiniz. Bencilliğin buzu eriyerek yürek- lerinizden aktığında, Allah ile duygudaş olacak ve O’nun kayıp olanları kurtarmaktaki sevincini paylaşacaksınız.”—Ellen G. White, Christ’s Object Lessons, S. 210, 211.












Mart 21


Ek Çalışma: Ellen G. White, “Celile’den Son Yolculuk,” S. 477–488; “En Büyük Kim?” S. 425–434; Sevgi Öğretmeni. “The Training of the Twelve,” S. 17–24; “The Great Commission,” S. 25–34; “Pentecost,” S. 35–46; “The Gift of the Spirit,” S. 47– 56; The Acts of the Apostles kitaplarını okuyun.



“Öğrenciler ruhsal ihtiyaçlarını hissettiler ve kendilerini canları kurtarma işine uygun hale getirecek olan kutsal meshediş için Rab’be yalvardılar. Salt kendileri için bir bereket istemediler. Üzerlerinde canları kurtarma yükünün ağırlığı vardı. Müjde- nin dünyaya taşınması gerektiğinin bilincindeydiler ve Mesih’in vaat ettiği kudreti talep ettiler.”—Ellen G. White, The Acts of the Apostles, S. 37.



Tartışma Soruları:


¤ Mesih’in eğitim metodundan, modern öğrenci yetiştiricileri ne gibi ilke- ler çıkarabilir? Böyle bir öğrenimin kendi inanlı topluluğunda nasıl olaca- ğını hayal et.


¤ Perşembe günkü çalışmamızda dil sorununa ve hangi tarz bir dilin kul- lanılacağına bakmıştık. Yedinci–Gün Adventistleri olarak sık sık kullandı- ğımız sözcüklerin neler olduğunu düşünün. Sözcükleri belirli bir tarzda kullansak da, bu türden sözlerimize alışık olmayanların bu ifadeleri nasıl karşılayacağını düşün. Özellikle ulaşmaya çalıştığımız kişilerle olan ilişkile- rimizdeki sözcük seçimimizde nasıl dikkatli olmalıyız?



¤ Daha önce de gördüğümüz gibi, ekmeğin nereden bulunacağı konusun- da “dilenci başka bir dilenciye söyler” ifadesi üzerinde düşünün. Bu ifade, tanıklık ve dışarıya yönelik hizmetlerimizi nasıl tam olarak tasvir etmekte- dir? Bu imgeyi ve anlamını unutmamamız neden önemlidir?



¤ İnanlı topluluğunda durum nasıl? Daha çok kendine ve kendi ihtiyaçla- rına mı, yoksa dışarıya mı odaklı? Dışarıya yönelik hizmetlere odaklanmak, inanlı topluluğuna nasıl yardımcı olabilir? Veya farklı bir şekilde vurgula- mak gerekirse, inanlı topluluğunuz daha çok tanıklık ve dışarıya hizmete odaklıysa, kendi ihtiyaçlarıyla daha mı az ilgilenmiş olur? Dışarıya yönelik hizmetler, bu ihtiyaçları nasıl karşılayabilir?




Güneşin Batışı: 18:21 (İstanbul)



*Mart 22–28

Öğrenciliğin Bedeli




Sebt Günü


Konuyla İlgili Metinler: Luka 12:49–53; Yas 21:15; 1Ko 9:24–27; Mat 18:8, 9; Yu 14:1–3; İbr 11:32–12:4.



Hatırlama Metni: “Size ilişkin umudumuz sarsılmaz. Çünkü  acılarımı- za olduğu gibi, tesellimize de ortak olduğunuzu biliyoruz” (2.Korintliler 1:7).



arih boyunca, milyonlarca isimsiz insan yaşamlarını Mesih için seve seve kur- ban etmiştir. Tutuklanmışlar, işkence görmüşler hatta idam edilmişlerdi. Mil- yonlarca kişi işinden olmuş, alay edilmiş, aileden kovulmuş ve Mesih’i terk etmektense, dini zulme katlanmaya razı olmuşlardı. Sadık insanlarının katlandığı


acıların kapsamını sadece Allah bilir.


Tabii ki Pavlus şöyle uyarmıştı, “Mesih İsa’ya ait olup Tanrı yoluna yaraşır bir ya- şam sürmek isteyenlerin hepsi zulüm görecek” (2Ti 3:12). Petrus ise şöyle söylemiş- ti: “Nitekim bunun için çağrıldınız. Mesih, izinden gidesiniz diye uğrunuza acı çeke- rek size örnek oldu” (1Pe 2:21).


“Refah” vaazcılarının vaatlerine karşılık, lüks otomobiller ve maddi kazanç, imanlılara sağlanan otomatik ikramiyelerden değildir.


Sonunda, öğrenciliğin bedeli ne olursa olsun, nihai ödülü düşünerek bu bedelin yeterince ucuz olduğundan emin olabiliriz.



*29 Mart Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.





Mart 23

Bedeli Hesaplamak: İlk Öncelik


Luka 12:49–53; 14:25, 26; Matta 10:37’yi inceleyin. Bu sert sözleri ne şekil- de anlamalıyız? İsa burada bizlere ne söylüyor?






Modern televizyon yayıncıları bu sözlerden büyük bir skandal yaratabilirlerdi. “Bugün, ünlü bir dini lider olan Nasıralı İsa, öğleden sonra yapmış olduğu söylevinde ailevi nefreti savundu. Analistler bugünkü beyanları, daha önceki yayınlarda komşularla ve düşmanlarla olan sevgi ilişkisi hakkında sarf edilmiş ifadelerle karşılaştırmaktadır. Konudan haberdar olan yorumcular, bunun bir fikir değişikliğine işaret edip etmediği yönünde kaygı duymak- tadırlar. Teyit edilmemiş olan diğer alıntılar, her şeyi satıp, gelirini İsa hareketine devret- meyi öne sürmektedir. Gelişmeleri takip etmek için bizden ayrılmayın.”


Nefret sözcüğünün hangi tarzda kullanıldığı yolunda, Kutsal Kitap’ı daha yakından in- celemek, İsa’nın ne ifade ettiğinin aydınlatılmasına yardımcı olacaktır. Yasa 21:15, çok eşli erkekler hakkında Musa’nın yasalarının meşruiyetini içermektedir. Kutsal Kitap’ın İngilizce King James versiyonu, doğal anlamı izleyerek şöyle çeviri yapmıştır: bu eşlere ilişkin şu ifadede bulunulmaktadır, “biri seviliyor ve diğerinden nefret ediliyorsa”. Musa’nın söyle- mek istediği şey, eğer koca bir eşini diğerlerine tercih ediyorsa, diğerlerini ayrıcalıktan daha mahrum bırakamaz. Diğer İngilizce çeviriler olan New Revised Standard Version ve Mo- dern Language Bible kitaplarında seviliyor sözcüğü seviyor olmuş ve nefret ediliyorsa sözcüğü hoşlanmıyorsa olarak değiştirilmiştir. Tanakh (Yahudi Kutsal Kitabı) ve New American Standard Bible (Protestan) ise sevilen ve sevilmeyen ifadelerinde uzlaşmaya varmıştır. Açıkçası burada kastedilen şey, izafi bir sevgiydi. Bu bağlamda geçen nefret, “daha az sevmeye” işaret edebilir. Buna paralel bir pasaj olan Matta 10:37, bu fikrin güve- nilirliğine katkıda bulunmaktadır.


İsa’nın varmak istediği nokta, basit fakat derin bir ima taşımaktadır. Ne zamanki aile birinci, Mesih ise ikinci derece önceliğe sahip olur, o zaman İsa üstünlüğünden feragat eder. Birden çok efendiye kulluk etmek olanaksızdır. Mesih hiç şüphesiz güçlü aile ilişkile- rini desteklemişti. Ancak bu gibi ilişkiler gücünü sarsılmaz temellerden alır. Bu temel, Allah’ı ilkin ve en başta koşulsuz olarak sevmek demektir. Allah her engeli, kesintiyi veya oyalanmayı meneder. Öğrencilik, azami bedeli gerektirir: Mesih’e bölünmemiş bir sadakat.








Çarmıhımızı Taşımak


Mart 24



“Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen, öğrencim olamaz” (Luka 14:27).


Öğrencilik, Mesih’i Kurtarıcı ve Rab olarak kabul etmek demektir. İsa’yı takip et- mek demek, İsa’nın çektiği acıların aynısını senin de çekmeye hazır olman demektir. Bu nedenle mesajımızı tanıtırken dürüst olmalıyız. Tabii ki imanla doğruluğun gör- kemli gerçeği, Mesih’in bağışlaması, İsa’nın pek yakındaki dönüşü, göklerin görke- minin kıyaslanamaz harikaları ve Allah’ın hak edilmemiş lütfu da öğretilmelidir.


Ancak Allah’ın komple mesajını ilan ederken, imanlılar çarmıhı taşımayı da gör- mezlikten gelmemelidirler. Üzülerek söylemek gerekir ki, bazı imanlılar, insanları eyleme çağıran her mesajın meşru olduğunu yanlış bir şekilde düşünmektedirler. Onlar, “ilahi lütuf her şeyi gerçekleştirmiştir,” “ve insan ırkı onu kabul etmekten başka hiçbir şey yapamaz” diye gururla ilan etmektedirler. Ancak İsa aynı kanaatte değildir.



Matta 16:21–25; Luka 21:12–19; Yu 15:17–20; 16:1, 2’yi okuyun. İsa’yı takip etmenin bedeli hakkında bu ayetlerden ne çıkarmalıyız?








Vaftizden önce her aday, o olmaksızın O’nun öğrencileri olmaları kesinlikle mümkün olmayan, bizzat Mesih’in kendisini çarmıhı taşımakla görevlendirdiğini anlamak zorundadır. Bu dönüşüm, sevincinin tadını kaçırdı mı? Tasasız bir yaşama sahip olacakları yönünde gerçekçilikten uzak vaatler, bir bakıma bu sevinci artırır mıydı? Dönüşüm, imanlıları günahın yükünden özgür kılar, öğrenciliğin sorumlu- luklarından değil. İsa’nın ismini almakla ve vaftiz yoluyla bu seçimi aleni bir şekilde göstermekle, her imanlı öğrenciliğin bir bedeli olduğunun farkına varmalıdır. Yoksa bu dünya, Mesih’in sunduğuna layık olmayan neyi sunar? Hiçbir şeyi.








Disiplin Edilmiş Yanıt


Mart 25



Şu pasajları analiz edin: Luka 14:31–33, 1Ko 9:24–27, İbr 12:1–4, 2Pe 1:5–


  1. Bu ayetler bizlere öğrencilik hayatı hakkında ne söylüyor? Burada Kutsal Kitap’ın söylediği gerçeği kendin nasıl tecrübe edindin?







Öğrenciliğin bedeli, disiplini gerektirir. Her dürtü, her hayal, her tutku ve her ar- zu Mesih’e teslim edilmek zorundadır. İster fiziksel ister görünmez olsun her iyelik, her kabiliyet, yetenek ve değerli olan her şey Mesih’in buyruğu altına girmek zorun- dadır. O’na teslim etmediğimiz her şey kaçınılmaz olarak put haline gelerek bizleri mahva sürükler.


Doğrusu Mesih bizlere karakter bozukluklarımızı yenmek için güç sunmaktadır.


Her istek, duygu ve entelektüel eğilim O’nun Ruh’unun yönetimi altında olabilir.


Bugünkü ayetlerimizin bazılarında Pavlus’un kullandığı atletik örneklere dikkat edin. Hiçbir atlet daha yavaş koşmayı, daha aşağıya sıçramayı veya daha kısa mesafe- ye atmayı aklından geçirmez. Hiçbir inanlı da geriye doğru bakmamalıdır, özellikle de dünyevi bir koşucunun gayretli çabalarının ve antrenmanlarının sonucu olarak kazandığı ödülle kıyaslandığında, bu “yarışta” ebedi olan bir şey söz konusuysa.


“Koşucular, yarışma günü geldiğinde en ağır yükü güçleriyle üstlenebilmek için, fiziksel güçleri zayıflatma eğilimi olan her zevki bir kenara bırakıyor, sert ve sürekli disiplin ile kaslarını güçlendirebilmek ve dayanıklı hale getirebilmek için eğitiyorlar- dı. Ebedi menfaatleri söz konusu olan Hıristiyan’ın, arzuları ve tutkuları mantığa ve Allah’ın iradesine tabi kılması ne kadar daha önemlidir! Dikkatinin eğlencelerle, lüksle ya da rahatlıkla dağılmasına hiçbir zaman izin vermemelidir. Tüm alışkanlık- ları ve tutkuları en sıkı disiplin altına alınmalıdır. Allah’ın sözüyle aydınlatılmış ve O’nun Ruhu tarafından yönlendirilen mantık, kontrol dizginlerini tutmalıdır.”— Ellen G. White, The Acts of the Apostles, S. 311.







Bedelleri Kıyaslamak


Mart 26



Şirketler, maliyet–kazanç analizleri sayesinde, önerilen projelerin finansal kapa- sitesini araştırırlar. Belirli teklifler, yatırıma yönelik başarılı bir getiri için gerekli bileşenleri içeriyor mu? Kâr, masrafları karşılıyor mu? Diğer bir sık kullanılan değer- lendirme ise sürekliliktir. Teklif, sürdürülebilir getiriler sunuyor mu?


Öğrenciliğin ödülü de aynı şekilde bedelle kıyaslanmak suretiyle ölçülebilir. Bu bedeller duygusal acıları, sosyal yönden reddedilmeyi, fiziksel işkenceleri, maddi mahrumiyeti, tutuklanmayı ve ölümü içerebilir. Öğrenciliği üstlenen herkes, önce dikkatle dahil olduğu yatırımı hesaba katmalıdır.



Şu ayetler, öğrenciliğin bedellerinden bazıları hakkında bizlere ne söy- lemektedir? Mat 18:8, 9; Luka 6:35; Flp 2:3.





Şu ayetler, yararlar hakkında ne söylemektedir? Luka 18:28–30, Yu 14:1– 3, Vah 22:1–5.





Hiç şüphesiz İsa’yı takip etmenin bedeli yüksek olabilir, belki de bir insanın ya- pabileceği en değerli şey. Doğrusu Mesih’i izlerken, kişi imanının ve taahhüdünün gerçekliğinin çok büyük bir bedele hatta belki de her şeye mal olduğu yolunda ken- dini yoklamalıdır.


Fakat bir şey kesindir: bu yaşamda ne kazancımız olursa olsun, ne gerçekleştirir- sek gerçekleştirelim, kendimiz için neler yapmış olursak olalım, bunlar sadece geçi- cidir. Sonsuza dek devam etmeyecek bir şeydir. Ebediyen yok olacaktır.


Buna karşın İsa aracılılığıyla kazancımız—sonsuz yaşam ve yeni bir gökle yeni bir yeryüzü—her şeyden çok daha değerlidir ve bu dünyanın bizlere verebileceği her şeyden daha değerlidir.








Daha İyi Bir Diriliş


Mart 27



İbraniler 11:32–12:4’ü okuyun. Bu ayetler, sana kişisel olarak bedel hakkında ve öğrenciliğin ödülü hakkında ne söylemektedir?








Burada ne kadar güçlü bir kavram açıklanmaktadır, özellikle de şu ayette: “Ka- dınlar dirilen ölülerini geri aldılar. Başkalarıysa salıverilmeyi reddederek dirilip daha iyi bir yaşama kavuşma umuduyla işkencelere katlandılar” (İbr 11:35).


Bir bakıma hem öğrenci hem de öğrenci yetiştirici olmak, tek potada kaynatılabi- lir: “daha iyi bir diriliş”. Günahtan, acılardan ve ölümden arındırılmış yeni bir dün- yada, yeni bir yaşama diriliş vaadine ve umuduna sahip olduğumuzdan dolayı Me- sih’i takip ederiz. Aynı zamanda bizlere bu umut ve bu vaat verildiği için—İsa’nın yaşamı, ölümü, dirilişi ve başkâhinlik hizmetiyle kesinleştirilmiştir—başkalarını da aynı umuda, aynı vaade ortak etmeye çalışırız. Sonunda, büyük mücadele sona er- meden önce, eğer ikinci gelişte canlı değilsek, ya ilk dirilişi ya da kötülerle birlikte ikinci dirilişi göreceğiz. Hangisinin daha iyi olduğunu kesinlikle biliyoruz. O dirilişte sadece var olmakla kalmayıp, başkalarını da buna yöneltmek için elimizden gelen her çabayı göstermekten daha önemli ne olabilir ki?


Hasat olgunlaştı; milyonlarca kişi öğrenciliğe çağrı için bekliyor. Sadece müjdeyle değil, aynı zamanda Vahiy 14’de geçen üç melek mesajındaki “mevcut gerçek” bağ- lamında Allah’ın dünyaya son uyarı mesajıyla bereketlendirildik.


Bu kadar çok sevdiğimiz bu gerçeklerle ne yapacağız? Bu nedenle şunu soruyo- ruz: Orakçılar nerede? Mesih’in yanı sıra yürüyerek bu riskleri paylaşmak isteyenler nerede? Sadece bir öğrenci olarak değil, aynı zamanda sana neye mâl olursa olsun, öğrenci yetiştirme konusunda Allah’ın davetini kabul edecek misin?






Mart 28


Ek Çalışma: Ellen G. White, “In the Regions Beyond,” S. 219, 220; “Berea and Athens,” S. 241, 242; The Acts of the Apostles kitabını okuyun.



“Allah’ın ateşi gökten iner. Yer parçalanır. Derinliklerinde gizlenmiş olan silahlar dışarı çıkar. Her derin uçurumdan yakıp tüketen alevler fışkırır. Kayalar alev alır. Fırın gibi yanacak olan gün gelmiştir. Maddesel öğeler yanarak yok olur, yer ve yeryü- zünde yapılmış olan her şey yanıp tükenir. Malaki 4:1; 2.Petrus 3:10. Yerin yüzeyi eriyik bir kütle—büyük, kaynayan bir göl gibidir. Tanrısızların yargılanmalarının ve mahvoluşlarının zamanıdır—“RABB’in bir öç günü, Siyon’un davasını güdeceği bir karşılık yılı”dır. Yeşaya 34:8.


“Kötüler yeryüzünde yaptıklarının karşılığını alırlar. Özdeyişler 11:31. ‘Her Şeye Egemen RAB diyor ki, … kendini beğenmişlerle kötülük yapanlar samandan farksız olacak; o gün hepsini yakacak.’ Malaki 4:1. Bazıları bir gün içinde yok edilir, kimileri ise günlerce acı çeker. Hepsi ‘yaptıkları işlere göre’ cezalandırılır.”—Ellen G. White, The Great Controversy, S. 672, 673.



Tartışma Soruları:


¤ İmanı kendisini ölüme götürmüş olan Dietrich Bonhoeffer, The Cost of Discipleship– Öğrenciliğin Bedeli (New York: Collier Books, 1963) adında meşhur bir kitap yazmıştı. Aşağıda bu kitaptan bazı alıntılar yapılmıştır. Burada yazılanlar, bizim bu haftaki çalışmamıza nasıl uymaktadır?


“Eski yaşam geride kaldı ve ondan tamamen feragat edildi. Öğrenci, kendi izafi güvencesinden mutlak güvensiz bir yaşama sürüklendi (yani, gerçek mutlak güvenceye ve İsa’da paydaşlığın güvencesine).”—Sayfa 62, 63.



“İsa’yı takip edersek, belirli kesin adımlar atmalıyız. Çağrıyı takip eden ilk adım, öğrenciyi daha önceki mevcudiyetinden ayırır.”—Sayfa 66, 67.



“Çarmıh, her imanlının üzerine yüklenir. Herkesin tecrübe etmesi gere- ken, imanlının ilk yaşayacağı acı, bu dünyayla olan ilişkisini kesme çağrısı- dır. Mesih insanı çağırdığında, ona gelmesini ve kendini inkâr etmesini teklif eder.”—Sayfa 99.



Güneşin Batışı: 18:29 (İstanbul)