Mayıs 11Pazartesİ


  


İsa’nın Dua Yaşamı



İsa’nın dua anları arasından bazıları sadece Luka’da kaydedilmişti. Yaşamındaki büyük anlarda dua eden İsa’ya bakalım.


  1. İsa vaftizi esnasında dua etti (Luka 3:21). “O’nun önünde yeni ve önemli bir dönem başlıyordu. Şimdi daha geniş bir alanda hayatının en büyük mücadelesine giriyordu.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 94. O, kendisini Golgota’daki çarmıha götürecek yolda, geniş çaptaki halk hizmetine dua etmeden başlamaya cüret etmemişti.

  1. İsa 12 öğrencisini seçmeden önce dua etti (Luka 6:12, 13). Hiçbir lider takipçilerini rasgele seçmez. Fakat İsa sadece takipçilerini seçmekle kalmadı, O’nun şahsiyetini ve hizmetini tamamen anlayan ve kendini özdeşleştirenleri seçti. “Bu, o zamana kadar insana verilen en önemli görevdi ve önem bakımından İsa’nın görevinden sonra geliyordu.”— Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 272.

  1. İsa öğrencileri için dua etti (Luka 9:18). Öğrencilik İsa’ya mutlak bir itaati ve O’nun kimliğini anlamayı gerektirir. Onikiler’in O’nun kim olduğunu anlaması için İsa “dua ederken yalnızdı” ve sonra onlara şu çok önemli soruyu yöneltmişti: “Sizce ben kimim?” (Luka 9:20).

  1. İsa dağdaki dönüşümden önce dua etti (Luka 9:28–36) ve Allah’ın “sevgili Oğlu” olduğu yolunda göklerin onayını aldı. O ana kadar ve sonrasındaki ayartılar, Baba ile Oğul arasındaki yakın ilişkiyi değiştiremeyecekti. Dua aynı zamanda öğrencilerin “O’nun görkeminin şahitleri” olmalarını da sağladı (2Pe 1:16).

  1. İsa Getsemani’de dua etti (Luka 22:39–46). Bu belki de kurtuluş tarihindeki en önemli duadır. Burada gökle dünyayı bağlayan bir Kurtarıcı’yı görüyoruz ve böyle yapmakla, O üç önemli ilkeyi tesis etti: Allah’ın isteminin ve gayesinin önceliği; kan ve ölüm pahasına da olsa bu önceliği gerçekleştirmeye söz verme; ve Allah’ın gayesini gerçekleştirme yolunda bulunan her ayartının üstesinden gelme cesareti.

  1. İsa dua ederek yaşamını Allah’ın ellerine teslim etti (Luka 23:46). Çarmıhtaki son sözlerinde şöyle demişti, “Baba, ruhumu ellerine bırakıyorum!” İsa bizlere duanın nihai gayesini verdi. Doğumda ve ölümde, düşmanlar veya dostlar arasında, uyurken veya uyanıkken, dua bizi sürekli Allah ile birleştirmelidir.


Bu örnekler, sana kendi dua yaşamın hakkında ne söylüyor?






Mayıs 12Salı


  


Örnek Dua: 1. Bölüm



Luka 11:1–4’ü okuyun. Bu ayetler, duanın nasıl işlediği konusunu anlamamıza nasıl yardımcı olur?






“Baba,” Allah’ı tarif etmede Mesih’in favori tarzıdır ve dört Müjde’de en az 170 kez kaydedilmiştir. Allah’ı Baba olarak ifade ederken, Allah’ın bir Şahsiyet olduğunu, insanlarla en samimi şekilde ilişki içine girebildiğini kabul etmiş oluruz. Allah, gerçek, sevgi dolu ve insani bir baba kadar kişiseldir. Fakat O göklerdeki Baba’dır. O dünyevi babalarımızdan farklıdır, zira o her şeye kadir, her şeyi bilen, her zaman her yerde mevcut ve en mükemmel tarzda kutsaldır.


“Göklerdeki Baba” ifadesi, bizlere ebediyen Allah’ın kutsal ve kişisel olduğunu, Hıristiyanlığın ne felsefi bir düşünce ne de her şey demek olan panteistik bir tanrı kavramı olmadığını hatırlatır.


“Adın kutsal kılınsın” (Luka 11:2). Burada da Allah’ın kutsallığı konusunda bir başka anımsatıcı vardır. Rab’bi takip ettiğini iddia edenler, O’nun ismini sözleriyle ve eylemleriyle kutsamalıdırlar. O’nu takip ettiğini iddia edip de O’na karşı günah işlemek, bu ismi kirletir. Matta 7:21–23’deki İsa’nın sözleri, Allah’ın ismini kutsal saymanın ne demek olduğunu daha iyi kavramamıza yardımcı olabilir.


“Egemenliğin gelsin” (Luka 11:2). Müjdeler, Allah’ın egemenliğini 100 kezden fazla anarlar: yaklaşık 40 kez Luka’da, 50 kez Matta’da, 16 kez Markos’da ve 3 kez Yuhanna’da. Hem lütuf egemenliğinin şimdiki gerçekliğini, hem de gelecekteki lütuf egemenliği vaadini açıklamak ve tesis etmek için İsa gelmiştir. İlk krallığa girmeden ikincisine giriş olmayacaktır ve öğrencilerinin ilkini tecrübe edip ikincisini beklemeleri, Kurtarıcı’nın arzusudur.


“Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de Senin istediğin olsun” (Mat 6:10). Allah’ın istemi, göklerde tanınmış ve itaat edilmiştir. İsa bu gerçeği ele alarak, aynı şekilde yeryüzünde de olacağı umuduna dönüştürmüştür. “Yeryüzünde” ifadesi, genelliği değil, özelliği öne sürmektedir. Yeryüzünde Allah’ın istediği olsun ama bizimle başlasın, kişisel olarak her birimizle.



Rab’bi tanıyor musun, yoksa sadece O’nun hakkında bir şeyler mi biliyorsun? Dua yaşamın, seni O’na nasıl daha yaklaştırabilir?



Mayıs 13Çarşamba


  


Örnek Dua: 2. Bölüm



“Her gün bize gündelik ekmeğimizi ver” (Luka 11:3). Rica, ver sözcüğüyle sona eriyor. Bu sözcük ister bir milyonerin dudaklarından dökülsün, isterse sürekli isteyen bir öksüzün, dua güvenceye bağımlılığın ve kabul etmenin bir ifadesidir. Hepimiz Allah’a bağımlıyız ve emredici “ver” ricası, bizleri Allah’ın tüm armağanların kaynağı olduğunu kabul etmeye zorlar. O, Yaratıcı’dır. O’nda yaşar, hareket eder ve mevcudiyemize sahip oluruz. “Bizi yaratan O’dur, biz de O’nunuz” (Mez 100:3).



Allah, ihtiyacımız olan her şeyi veren Baba’dır. Bu vaadin ışığında, Luka 11:9–13’de hangi büyük güvenceyi bulabilirsin?




“Günahlarımızı bağışla” (Luka 11:4). “Biz de bağışlıyoruz” diye devam eden dua, eğer Allah’ın bağışlamasını gerçekten kalplerimizde kabul edersek, başkalarını da bağışlamaya hazır ve razı olacağımızı vurgulamaktadır. Mantıken, eğer başkalarını bağışlamazsak, Allah’ın bağışlamasını da gerçekten kabul etmemiş oluruz (Mat 6:14). “Allah’ın bağışlayıcılığı yalnızca bizi mahkûmiyetten kurtardığı adli bir eylem değildir. Yalnızca günahın bağışlanması değil, aynı zamanda günahtan kurtulmadır. Kalbi dönüştüren şey, kurtaran sevginin akmasıdır.”—Ellen G. White, Bereket Dağı’ndan Düşünceler, S. 108. Bu yüzden, Mesih’in öğrencileri olarak, ilahi lütfun genişleyen halkası içinde yaşamaktan, bir yandan Allah’ın hayırseverliğini elde ederken, diğer yandan bizlere karşı olanlara O’nun sevgisini ve affını uzatmaktan sevinç duyarız.


“Ayartılmamıza izin verme, bizi kötü olandan kurtar” (Luka 11:4). İki hususa dikkat etmek gerekir. Birincisi, ayartı günah değildir. “Ayartı” için kullanılan Grekçe isim, peirasmos’dur. Grekçede –asmos ile biten isimler normalde bir süreci tarif ederler, sonucu değil. Kutsal Yazı, ayartıya bitmiş bir ürün olarak bakmaz; belli bir ürüne ulaşmak için kullanılan bir metod, bir süreçtir. Ayartı günah olmasa da, ona ürün vermek günahtır. İkincisi, Allah ayartının yaratıcısı değildir (Yak 1:13). Allah ayartıların gelmesine izin verebilir, fakat O hiçbir zaman birini günaha cezbetmek için ayartmaz. Bu nedenle dua, kötüye karşı koymak için nihai gücün kaynağı olan Allah’ı tanımaktır.



Luka 11:1–4’ü inceleyin. Tüm konu üzerinde düşünün. Bu konulardan her birinin duayla zenginleştirilip derinleştirilmesini ne şekilde tecrübe edebilirsin?




Mayıs 14Perşembe


  


Dua Hakkında Daha Fazla Dersler



Öğrencilerine bir dua örneği verdikten hemen sonra, İsa onlara gece yarısı gelen bir dost benzetmesiyle (Luka 11:5–13), ısrarcı dua ihtiyacını öğretmişti. Sonra hizmetinin sonuna yaklaşırken, takipçilerine duada tövbekâr ve alçakgönüllü olma ihtiyacını hatırlatmıştı (Luka 18:9–14). Bu benzetmelerin her ikisi de, duanın sadece dini bir rutin değil, canlı bir Allah ile ısrarlı bir yürüyüş, konuşma ve yaşamak olduğunu gösterir.


Luka 11:5–8’i okuyun. İsa bu benzetmeyi duada ısrarcı olmayı teşvik etmek için söylemiştir. Dua rutin bir hale getirilmemelidir. Aksine dua ilişkinin temeli olmalıdır—Allah’a mutlak, ısrarlı ve sürekli bir güven içinde. Dua, ruhun nefes alışıdır: o olmazsa ruhsal açıdan ölürüz. İsa, dostça olmayı reddeden bir komşu benzetmesini vermektedir. Gece yarısı birkaç somun ekmek için dostunun sürekli ricaları nafiledir. Fakat sonunda böyle bir komşu bile kapının ısrarla, sürekli çalınması karşısında pes eder. Duada ısrarcı olan birine Allah da ne kadar karşı koyabilir ki? Böyle bir ısrarcılık Allah’ın fikrini değiştirmez fakat bizim güvenimizi pekiştirir.



Luka 18:9–14’ü okuyun. Burada dua hakkında ne gibi önemli bir ders vardır?






Ferisi, yaptığı şeyler temelinde, doğru işleriyle Allah’ın onayını alacağı beklentisi içindeydi. Vergi görevlisi ise Allah’ın affına sığındı ve Allah’ın lütfu temelinde kabul edilmeyi rica etti. Allah’ın kabulü, kim ve ne olduğumuz temelinde değil, bilakis sadece O’nun lütfu aracılığıyla gelir. Sadece pişman, alçakgönüllü ve ruhu kırık olanlar bu lütfu alır.


“Başarının ve zaferin sırrı yumuşak huyluluk ve alçakgönüllülükte yatar. Çarmıhın dibinde eğilenleri yücelik tacı beklemektedir.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 349.



Rab’bi tanımayanlar, o kadar kötü olmadıkları konusunda kendilerini ikna etmek için, sözümona kendilerinden daha kötü olanlarla kıyaslarlar. Bu neden ruhsal bir aldanıştır? Başkalarının bizden daha kötü olması ne kadar önem taşır?



Mayıs 15Cuma


  


Ek Çalışma: “Yardım, destek ve güç almak üzere günlük ve samimi dua ile Allah’a dönen can, asil tutkulara, gerçeğe ve göreve dair net anlayışlara, eyleme dair yüce amaçlara ve doğruluk için sürekli açlık ve susamışlığa sahip olacaktır. Allah’la iletişimi sürdürdüğümüzde, kalplerimizde hüküm süren ışığı, huzuru ve dinginliği, başkalarıyla olan ilişkimiz sayesinde onlara da aktarmamız mümkün hale gelir. Allah’a dua ile elde edilen güç, zihni düşünceliliğe ve özene alıştırmak için azimli bir çaba ile birleştiğinde, insanı günlük vazifelerine hazırlar ve ruhu tüm koşullarda huzurlu bir halde tutar.”—Ellen G. White, Bereket Dağı’ndan Düşünceler, S. 83.


“Allah’a Babamız dediğimizde, O’nun tüm çocuklarını kardeşlerimiz olarak tanımış oluruz. Hepimiz büyük insanlık dokusunun bir parçasıyız, tek bir ailenin fertleriyiz. Niyazlarımıza, kendimiz gibi komşularımızı da dahil etmeliyiz. Yalnızca kendisi için bereket isteyen kişi, doğru şekilde dua etmiyor demektir.”—Bereket Dağı’ndan Düşünceler, S. 100.



Tartışma Soruları:


¤ Luka’nın İsa ile Kutsal Ruh’u ilişkilendirmesi sadece Müjde ile bitmiyor. Kimse, Mesih inanlısının yaşamında Kutsal Ruh’un zorlayıcı dinamiğine, görevlerine ve onun vekillerine dikkat etmeksizin, Hıristiyan tarihi hakkında Luka’nın ikinci cildi olarak yazılan Elçilerin İşleri kitabını okuyamaz. Aslında İsa’nın diriliş sonrasında öğrencilerine çarmıha gerilmiş ve dirilmiş Kurtarıcı mesajıyla dünyanın sonuna dek gitmeden önce “yücelerden gelecek güçle kuşanıncaya dek” (Luka 24:49) Yeruşalim’de kalmaları için verdiği talimatlarını sadece Luka kaydetmiştir. Sonra Luka, Elçilerin İşleri kitabına İsa’nın Kutsal Ruh vaadini (Elç 1:7, 8) ve Pentikost’ta gerçekleşen vaadi (Elç 2) tekrarlayarak başlamaktadır. Tüm bunlar bize inanlı topluluğunun yaşamında Kutsal Ruh’un merkezi rolü hakkında ne söylemektedir?


   


¤ Dua eylemi, hangi bakımdan Allah’a olan bağımlılığımızı ve ihtiyacımızı kabul etmektir? Luka 18:9’u okuyun. Bunu takip eden benzetmede İsa’nın ima ettiği derin ruhsal sorun neydi?




Güneşin Batışı: 20:14 (İstanbul)



Konu 8*Mayıs 16–22



İsa’nın Hizmeti





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Luka 15:4–7, 11–32; Luka 16:19–31; 18:35–43; 19:1–10.



Hatırlama Metni: “Nitekim İnsanoğlu, kaybolanı arayıp kurtarmak için geldi” (Luka 19:10).



E


ğer İsa’ya bir hizmet raporu yazacak olsaydık, O’nun kendi sözlerini tekrarlamaktan daha iyi bir şey yapamazdık: “kaybolanı arayıp kurtarmak.”


Kaybolan neydi? Ölüme maruz, korkuyla, düş kırıklığıyla ve çaresizlikle dolu olarak Allah’a yabancılaşan insanlığın ta kendisi. Eğer bizim adımıza hiçbir şey yapılmasaydı, hepimiz kaybolacaktık.


İsa’ya şükürler olsun ki, hepimizin umutlu olması için çok iyi nedenlerimiz var.


“Adem ve Havva günah işlediklerinde Tanrı’nın sevgisinden ve dostluğundan uzaklaştılar. Günah yeryüzünü cennetten ayırdı ve insanlar Tanrı ile konuşamaz oldular. Ama Mesih sayesinde insanlar tekrar Tanrı’yla birleşebildi. Ölümü aracılığıyla Mesih, dünya ile Tanrı arasında bir köprü oldu... Mesih, zayıf ve güçsüz günahkârları Tanrı’ya getirerek sonsuz gücün kaynağı ile tekrar iletişimde bulunmalarını sağladı.”—Ellen G. White, Yol, Gerçek ve Yaşam, S. 17–18.


Yaratılış’tan Vahiy’e kadar Kutsal Kitap, kaybolan insanlığı arayan Allah’ın öyküsüdür. Luka bu gerçeği üç önemli benzetmeyle betimlemiştir: kaybolan koyun (Luka 15:4–7), kaybolan para (8–10. ayetler) ve kaybolan oğul (11–32. ayetler).



*23 Mayıs Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



PazarPazar  Mayıs 17


  


Kaybolan Koyun ve Kaybolan Para



Luka 15:4–7’yi okuyun. Allah’ın bizlere olan sevgisi hakkında ne söylüyor? Kaybolan koyunu aramaya gidenin çoban olduğunu anlamak neden çok önemlidir?




Bizlere bakmayan ve ilgisizmiş gibi görünen bir dünyada, bu benzetme ürkütücü bir gerçeği açıklıyor: Allah bizleri o kadar çok seviyor ki, bizleri kendisine getirmek için ardımızdan geliyor. Sık sık Allah’ı arayan insanlardan bahsederiz; aslında Allah bizleri aramaktadır.


“Kendisini İsa’ya teslim eden kişi, O’nun nazarında tüm dünyadan daha değerlidir. İsa, tek kişi için bile olsa kendi ilahi egemenliğinde kurtarılabilmesi için çarmıhtaki büyük acıya katlanırdı. Uğruna kendi canını feda ettiği insanlığı asla terk etmeyecektir. Kendisini takip edenler, O’nu terk etmeye karar vermedikçe, İsa, onları asla terk etmeyecek, daima kendi himayesi altında tutacaktır.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 473–474.


Luka 15:8, 9’u okuyun. Bu benzetme sadece Luka’da mevcuttur. Kaybolan paranın iki anlamı olabilir. Birincisi, İsa zamanında birçok yoksul insan vardı ve bir sikke (drahma) çoğu evi birkaç günlük bir kazanç olarak, açlıktan ancak korumaya yetecek bir paraydı. İkincisi, evliliğin bir işareti olarak bazı kadınlar on adet bozuk paradan oluşan bir başlık taşırlardı—yoksul ailelerin uzun zamanda biriktirebileceği büyük bir miktar.


Her iki durumda da kayıp ciddi bir meseleydi. O zaman kadın, büyük bir hüsran ve derin bir kederle kandili yakar (belki de evin penceresi yoktur ya da küçüktür), süpürgeyi eline alır ve bozuk parayı bulana dek evi baştan başa süpürürdü. Bulunca içini büyük bir neşe kaplar ve bu sevinci arkadaşlarıyla paylaşırdı.


“Para, toz ve süprüntü arasında yatmasına rağmen, yine de gümüş veya altın bir paradır. Sahibi onu değerinden ötürü arar. Aynı şekilde her bir can da, günahla ne kadar alçaltılmış olursa olsun, Allah’ın gözünde kıymetli sayılır. Madeni paranın üzerinde hâkim gücün tasviri ve imzası olduğu gibi, insan da yaratıldığı zaman Allah’ın suretini ve imzasını taşıyordu; şimdi ise günahın etkisi yüzünden zarara uğramış ve soluklaşmış olsa da, bu imzanın izleri her canın üzerinde kalmıştır.”—Ellen G. White, Christ’s Object Lessons, S. 194.



Modern bilim ve felsefe bizlere kaderimizle hiç ilgilenmeyen anlamsız bir evrende şans eseri yaratılmış varlıklardan başka bir şey olmadığımızı söyler. Bu iki benzetmede ne gibi tamamen farklı bir dünya görüşü sergilenmektedir?



Mayıs 18Pazartesİ


  


Kaybolan Oğul Benzetmesi: 1. Bölüm



Sevginin bağışlayıcı doğası üzerine tarih boyunca hep anlatılan en güzel kısa öykü, yalnızca Luka tarafından aktarılan ve seven bir baba ile iki kayıp oğlu olarak da adlandırılan, kaybolan oğul benzetmesidir (Luka 15:11–32). Oğullardan biri, babasının sevgisinden ziyade, uzak bir ülkenin kanunsuzluğunu seçmişti. Diğer oğul evde kalmayı yeğlemiştir ancak baba sevgisini veya kardeşin anlamını tam olarak bilmemektedir. Benzetme yedi bölümde incelenebilir, dördü kaybolan oğul, ikisi Baba ve biri büyük kardeş bağlamında olmak üzere.


  1. “Bana ver” (Luka 15:12). Küçük oğulun babasının mirasından pay isteme kararı, ani ve düşüncesizce değildi. Günah, uzun bir zaman sonra yanlış yere yerleştirilen öncelikler üzerinde kuluçkaya yatar. Küçük oğul, uzak ülkelerin parıltısını ve cazibesini arkadaşlarından duymuş olmalıydı. Evdeki yaşam çok katıydı. Sevgi mevcuttu ama onun da kendi sınırları vardı; uzak ülke ona sınırsız bir yaşam sunmaktaydı. Baba çok koruyucu, sevgisi de çok kucaklayıcıydı. Oğul özgürlük istedi ve engelsiz bir özgürlük arayışında isyanın tohumu vardı.

  1. “Neden ben?” (Luka 15:13–16). Oğul tüm payını paraya çevirdi ve “uzak ülkeye” doğru yola koyuldu. Uzak ülke, babasının evine oldukça uzak bir yerdi. Sevginin himayeci gözleri, yasanın koruyucu çiti, lütfun her zaman kucaklayıcılığı uzak ülkeye yabancıydı. “Sefahat içinde yaşam” (Luka 15:13) sürdürdüğü uzak bir ülkeydi. “Sefahat” sözcüğü için kullanılan Grekçe (asotos), Yeni Ahit’te bir isim olarak üç kez daha geçer: sarhoşluk için (Ef 5:18), asilik (Titus 1:6) ve “namussuzluk, şehvet, sarhoşluk, alemcilik, içki partileri ve ilke tanımayan putperestlik” (1Pe 4:3, 4) ifadelerini de içine alan bir sefahati ifade eder. Tanrısız bir yaşamın bu gibi zevkleri onun sağlığının ve servetinin tükenmesine yol açmış ve kısa zamanda parasız, dostsuz ve aç kalmıştır. Parıltılı yaşamı bir bataklığa yuvarlanmıştır. Sürekli açlık çektiğinden, bir Yahudi açısından çok onur kırıcı olsa da, domuz gütmek için birinin yanında iş bulmuştu.

  1. “Beni kabul et (yap)” (Luka 15:17–19). Kaybolan genç halâ bir oğul olduğundan, son bir cesaretle geriye dönme kararı aldı. Böylece oğulun “aklı başına geldi” ve yuva denilen yeri, baba denilen kişiyi ve sevgi denilen ailevi bağı hatırladı. Eve geri döndü, aklında babasına ricada bulunmak için bir konuşma hazırlamıştı: “Beni yap.” Yani beni ne istersen yap, fakat senin dikkatli gözünün önünde, himaye eden sevginin içinde olayım. Baba’nın kalbinden daha iyi bir yuva var mı?


Dünya çok çekici gözükebilir. Dünyada bazen “o kadar da kötü değil” diye bir düşünceye kapıldığın ne gibi özel ayartılar var?



Mayıs 19Salı


  


Kaybolan Oğul Benzetmesi: 2. Bölüm



  1. Eve dönüş (Luka 15:17–20), bir pişmanlık seferiydi. Sefer, “aklı başına geldiğinde” başlamıştı. Babasının eviyle kıyasladığında nerede olduğunu fark etmesi, onun “kalkarak” babasına “gitmesine” yol açmıştı. Dört kısımdan oluşan bir konuşmayla, kaybolan oğulun eve dönüşü, tövbenin gerçek anlamını tarif etmektedir.

Birincisi, babanın “babam” olarak kabul edilmesi mevcuttur (18. ayet). Kaybolan oğulun artık babasının sevgisine ve affına sığınmaya ve güvenmeye ihtiyacı vardır, tıpkı bizim Göksel Baba’nın sevgisine ve affına güvenmeyi öğrenmemiz gerektiği gibi.


İkincisi, itiraf: kaybolan oğulun yaptığı şey, bir yargı hatası değil, Allah’a ve babasına karşı işlediği günahtır (18. ayet).


Üçüncüsü, pişmanlık: “Ben artık layık değilim” (19. ayet). Allah’ın kıymetine zıt olarak birinin kendi değersizliğini kabul etmesi, gerçek tövbenin oluşması açısından zaruridir.


Dördüncüsü, rica: “Kabul et” (19. ayet). Allah’ın istemine itaat etmek, tövbenin varış yeridir. Oğul eve gelmişti.


  1. Bekleyen baba (Luka 15:20, 21). Bekleyiş ve hasret, keder ve umut, kaybolan oğulun evden ayrıldığı anda başlamıştı. Babası “uzaktan” onu gördüğünde hasret sona erdi ve derhal “ona acıdı, koşup boynuna sarıldı ve onu öptü” (20. ayet). Bekleyen baba kadar, başka hiçbir imge Allah’ın karakterini daha iyi ortaya koyamaz.

  1. Sevinçli aile (Luka 15:22–25). Baba oğlunu kucakladı, ona yeni bir kaftan giydirdi, parmağına yüzük taktı, ayağına çarık giydirdi ve bir şölen düzenledi. Aile kutlama yaptı. Evi terk etmek bir ölüm olmuşsa, dönüş bir diriliş idi ve sevinmeye değerdi. Kaybolmuş olsa da o bir oğuldu ve her tövbe eden oğul için göklerde sevinç vardır (7. ayet).

  1. Büyük Oğul (Luka 15:25–32). Uzak bir ülkeye gitmek için evden ayrıldığında küçük oğul kaybolmuştu; büyük oğul ise bedenen yuvada olsa da, kalbi başka bir ülkede olduğundan dolayı kaybolmuştu. Böyle bir kalp öfkelidir (28. ayet), şikâyetçidir, kendini haklı çıkarır (29. ayet) ve kardeşini kabul etmeyi reddeder. Aksine sadece karaktersiz bir müsrif olan “oğullardan biri” olarak tanır (30. ayet). Büyük oğulun babasına olan tavrı, İsa’yı suçlayan Ferisininkinin aynısıdır: “Bu adam günahkârları kabul ediyor, onlarla birlikte yemek yiyor” (2. ayet). Babanın oğluna söylediği son sözü, tüm tövbekâr günahkârlara karşı göklerin tavrını yansıtmaktadır: “Ama sevinip eğlenmek gerekiyordu. Çünkü bu kardeşin ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu!” (32. ayet).


Kendini büyük oğulun yerine koy. Düşüncesi yanlış olsa da, böyle düşünmesi neden çok “mantıklı” gelmektedir? Bu öykü, müjdenin “mantıklı bir hissin” ötesinde olduğunu nasıl açıklamaktadır?





Mayıs 20Çarşamba


  


Kaybolan Fırsatlar



İsa günah içinde kaybolanları aramaya ve kurtarmaya gelmiş olsa da, sunduğu kurtuluşu kabul etmesi için kimseyi zorlamaz. Kurtuluş bedelsiz ve herkese açıktır, ancak kişinin Allah’ın istemiyle uyumlu bir yaşamla sonuçlanan bu bedelsiz teklifi imanla kabul etmesi gerekir. Böyle bir tecrübeye sadece bu dünyada yaşarken sahip olabiliriz; başka bir fırsat yoktur.



Luka 16:19–31’i okuyun. Bu benzetmenin ana mesajı nedir?




Benzetme sadece Luka’da mevcuttur ve kurtuluş konusunda iki büyük gerçeği öğretir: kurtuluş sürecinde “bugünün” önemi ve ölümden sonra kurtuluş için başka bir fırsatın yokluğu.


Bugün kurtuluş günüdür. Benzetme, zenginliğin doğasında kötü bir şey olduğunu veya yoksul olmanın kaçınılamaz iyiliği konusunda bir şey öğretmiyor. Öğrettiği şey, kurtulmuş olma fırsatının ve kurtulmuş olarak yaşamanın bu dünyada yaşarken kaçırılmaması gerektiğidir. Zengin veya yoksul, eğitimli veya cahil, kuvvetli veya güçsüz olalım, ikinci bir şansımız yoktur. Herkes bugünkü, şimdiki davranışlarıyla İsa tarafından kurtulacak ve yargılanacaktır. “Uygun zaman işte şimdidir, kurtuluş günü işte şimdidir” (2Ko 6:2).


Benzetme, sonsuz ödülün maddi varlıkla hiçbir ilgisinin olmadığını da öğretmektedir. Zengin adam “mor, ince keten giysiler giyer, bolluk içinde her gün eğlenirdi” (Luka 16:19) fakat yaşamın esasını kaçırmıştı: Allah’ı. Allah’ın tanınmadığı yerde insanlara dikkat edilmez. Zenginin günahı zenginliği değil, Allah’ın ailesinin kabul etmeye hazırlandığından daha geniş olduğunu fark etme eksikliğiydi.


Ölümden sonra kurtuluş için ikinci bir şans yoktur. Burada İsa’nın öğrettiği ikinci kaçınılmaz fırsat, ölümden sonra kurtuluş için ikinci bir şansın olmadığıdır. “Bir kez ölmek, sonra da yargılanmak insanların kaderidir” (İbr 9:27). Bu benzetmedeki diğer bir husus, insanların Allah için veya O’na karşı bilinçli bir seçim yapmaları için bizlere şimdi, bu yaşamda yeterli kanıt verildiğini göstermektedir. Ölümden sonra “ikinci şansı” öğreten herhangi bir teoloji büyük bir aldanıştır.



Allah’ın bizi ne kadar sevdiğinden ve bizi kurtarmak için her şeyi yaptığından bahsetmeyi severiz. Bu benzetme, Allah’ın sevgisini ve kurtuluş teklifini bir hak olarak görme tehlikesi hakkında ne öğretmelidir?



Perşembe    Mayıs 21


  


Kördüm Ama Şimdi Görüyorum



İsa’nın kaybolanı aramak ve kurtarmak için geldiği hususundaki hizmet raporu, kutsal bir görevin onaylanmasıdır. O erkekleri ve kadınları tamamlamak, onları fiziksel, zihinsel, ruhsal ve sosyal olarak dönüştürmek için geldi. Luka, İsa’nın iki kırık insanı nasıl bütünleyerek yenilediğini betimlemek için iki örnek vermişti. Birisi fiziksel bakımdan kördü, diğeri ise ruhsal bakımdan; her ikisi de toplum tarafından dışlanmışlardı—biri bir dilenci, diğeri vergi toplayıcısı. Fakat her ikisi Mesih’in kurtarıcı hizmetinin adaylarıydı ve hiç kimse O’nun kalbine ulaşılamayacak kadar uzak değildi.



Luka 18:35–43’ü okuyun. Bu, Allah’a kesin bağlılığımız hakkında ne öğretiyor? Aramızda kim zaman zaman şöyle yalvarmadı, “Bana merhamet et”?




Markos, adamı Bartimay olarak adlandırmaktadır (Markos 10:46). O Eriha’nın dışında bir yerde dilenciydi. Fiziksel bakımdan zor durumda, sosyal bakımdan önemsiz ve sefalete düşmüş biri olarak kendisini aniden göklerin mucizesinin ortasında buldu: “Nasıralı İsa geçiyor” (Luka 18:37) ve imanı kabararak şöyle haykırdı, “Ey Davut Oğlu, halime acı!” (39. ayet). İman ne göz ne kulak, ne ayak ne de elleri gerektirir, sadece dünyanın Yaratıcısı’na bağlanan bir kalp.



Luka 19:1–10’u okuyun. Bu öyküde “kör olan adam kimdi?




İsa’nın karşılaştığı toplumdan dışlanmışlarının sonuncusu olan Zakkay’ın öyküsü sadece Luka’da geçmektedir. İsa’nın kaybolanı arayıp kurtarma görevi, Zakkay ile olan bu öyküde görkemli biçimde gerçekleşmiştir. Zakkay kentteki Ferisilerin gözünde baş günahkâr olarak Eriha’da vergi toplayıcılarının başıydı, ancak bu baş günahkâr Kurtarıcı tarafından arandı ve kurtarıldı. İsa’nın görevini tamamlamak için kullandığı ne kadar acayip yerler ve metodlar. Bir çınar ağacı, cesur bir adamın İsa’nın kim olduğunu görmeye çalışması ve adama aşağı inmesi için çağrı yapan sevgi dolu bir Rab, zira bir öğle yemeği randevusu için kendisini davet ettirmişti. Ama bundan da önemlisi İsa’nın yapacağı bir teslimat vardı: “Bu ev bugün kurtuluşa kavuştu” (Luka 19:9) fakat Zakkay işleri yoluna koymadan önce değil (8. ayet).



Başkalarının yanlışlarını ve eksikliklerini görmek kolay, değil mi? Fakat sık sık kendimizi köreltiriz. Yaşamında, zafere ulaşmanı engelleyecek şekilde göz yumduğun, itiraf etmen gereken ve çok uzağa ertelediğin bazı alanlar nelerdir?


Cuma     Mayıs 22


   


Ek Çalışma: “Mesih, kayıp koyunla yalnızca bir günahkâr kişiyi değil, sapkınlığı seçmiş ve günah tarafından yıkıma uğramış olan bir dünyayı da temsil etmektedir.”—Ellen G. White, Christ’s Object Lessons, S. 190.


Canın değeri hakkında: “Bir canın değerini kim kestirebilir? Onun değerini bilseydiniz, Getsemani’ye gider, orada Mesih’le birlikte, teri büyük kan damlaları gibi düşerken, o ıstırap saatleri boyunca uyanık dururdunuz. Çarmıhın üzerinde kaldırılmış olan Kurtarıcı’ya bakın... Çarmıhın dibinde, Mesih’in hayatını tek bir günahkârın uğruna feda edeceğini hatırlayarak, bir canın değerini kestirebilirsiniz.”—Christ’s Object Lessons, S. 196.



Tartışma Sorusu:


¤ Tüm diğer dinler, insanı Allah’ı arayan biri olarak betimlerken, Hıristiyanlık Allah’ı insanı arayan olarak sergiler: Adem neredesin (Yar 3:9)? Kayin, kardeşin nerede (Yar 4:9)? İlyas burada ne yapıyorsun? (1Kr 19:9)? Zakkay aşağıya in (Luka 19:5). Allah’ın seni aramasıyla ilgili tecrüben neydi?



¤ Salı gününün son sorusuna yeniden bakalım. Büyük oğulun yaptığı vahim hata neydi? Onun davranışında ruhsal açıdan hangi bozukluklar vardı? Aynı davranışa sahip olmak neden düşündüğümüzden bile daha kolaydır? Ayrıca bkz. Matta 20:1–16.



¤ Zengin adam ve Lazar’ın öyküsünde, İsa ölmüş biri ölümden dirilse bile, buna inanmayan insanlar olabileceği söylemişti. O’nun dirilişine dair güçlü kanıtlar olsa da, bu benzetme bazılarının halâ İsa’nın dirilişine yönelik tepkilerini nasıl önceden bildiriyor?



¤ İsa’nın kurtarıcı hizmetinin en etkili yanı, kör dilenci, Zakkay, Nikodim ve Samiriyeli kadın gibi her türden insana eşit davranmış olmasıdır. Çarmıh, her şeyden çok Allah’ın önünde tüm insanların eşit olduğunu gösterir. Bu önemli gerçek, insanlara olan davranışlarımızı nasıl etkilemelidir, hem de onlara karşı—politik, kültürel, etnik, vs. yönlerden dolayı—daha önceleri kötü hisler beslemiş olsak bile. Bu tavır neden İsa’ya muhaliftir?



¤ Kaybolan oğul öyküsünü, zengin adam ve Lazar öyküsüyle karşılaştırın. Her birinin diğerine üstün gelen yönleri nelerdir?




Güneşin Batışı: 20:21 (İstanbul)



Konu 9*Mayıs 23–29



Usta Öğretmen İsa





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Luka 8:22–25, 4:31–37, 6:20–49, 8:19–21, 10:25–37, Yas 6:5.



Hatırlama Metni: “Yetkiyle konuştuğu için O’nun öğretişine şaşıp kaldılar” (Luka 4:32).



M


esih yeryüzüne geldiğinde, insanlık en alçak noktaya doğru hızla gidiyordu. Toplumun ana temelleri sarsılmıştı. Yaşam sahte ve yapmacık bir hal almıştı... Masal ve sahtelikten bıkmış, düşünceler içerisinde boğulan insanlar inkârcılığa ve materyalizme sığındılar. Sonsuzluğu kendi hesaplarına uymadığı için terk ederek bu anı yaşadılar.


“İlahi olanı kabul etmeye son verdiklerinden, insana saygıya da bir son verildi. Gerçek, onur, dürüstlük, inanç ve merhamet dünyayı terk etti. İnsafsız bir hırs ve sürükleyici bir ihtiras, evrensel kuşkuya gebe kaldı. Güçlüden zayıfa yükümlülük ve minnet duyma fikri, insanın itibarı ve insan hakları, tıpkı bir rüya veya masal gibi bir yana bırakıldı. Sıradan insanlar bir yük hayvanıymış veya tutkuların aşılması için bir basamak taşıymış gibi değerlendirildi. Zenginlik ve güç, kolaycılık ve rahatına düşkünlük, en yüksek ideallermiş gibi görüldü. Fiziksel yozlaşma, zihinsel uyuşukluk, ruhsal ölüm, bu çağı karakterize eden unsurlardı.”—Ellen G. White, Education, S. 74, 75.


Böyle bir ortamda, İsa’nın neden bunları öğrettiğini daha iyi anlayabiliriz.



*30 Mayıs Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



PazarPazar  Mayıs 24


  


İsa’nın Yetkisi



Bir doktor ve araştırmacı olarak Luka, yetki rolüne yabancı değildi. Grek biliminde ve eğitiminde, felsefi yetkiye aşinaydı. Yurttaşlık konularında ve devlet işleyişinde Roma yasasının yetkisini biliyordu. Pavlus’un seyahat arkadaşı olarak, onun kurmuş olduğu inanlı topluluklarına buyurduğu dini yetkiyi biliyordu. Bu nedenle Luka, kişinin tutumunun özünde, kurumun rolünde, devletin fonksiyonunda ve bir öğretmenin takipçileriyle olan ilişkisinde yetkinin önemini anlamıştı. Her seviyede güçle her tür yetkiye aşina biri olarak, Luka okuyucularıyla İsa ve O’nun yetkisinde eşsiz olan bir şeyi paylaştı. Bir marangozun evinde doğup, 30 yılını dünyevi standartlara göre üstün bir şeyi bilinmeyen küçük bir Celile kenti olan Nasıra’da geçirmiş olan İsa herkesle—Romalı yöneticiler, Yahudi araştırmacılar, rabbiler, sıradan insanlar, seküler ve dini güçler—öğretileriyle ve hizmetiyle yüzyüze geldi. Kendi hemşehrileri “ağzından çıkan lütufkâr sözlere hayran kalıyordu” (Luka 4:22). Bir keresinde oğlunu dirilttiği Nainli bir dula umut getirmişti (Luka 7:11–17). Tüm kent korkuya kapılıp şöyle haykırmıştı: “Tanrı, halkının yardımına geldi” (16. ayet). İsa’nın yaşam ve ölüm üzerindeki yetkisi sadece Nain’i değil, “bütün Yahudiye’ye ve çevre bölgeleri” (16, 17. ayetler) heyecanlandırmıştı.



Luka 8:22–25, 4:31–37, 5:24–26, 7:49, 12:8’i okuyun. Bu ayetler, İsa’nın kullandığı yetkinin türü hakkında ne açıklıyor?






Luka sadece dostu Teofilos için değil, aynı zamanda gelecek nesiller için İsa’nın hizmeti aracılığıyla yetkisinin eşsizliğini tesis ettiğini kaydetmek için zaman harcamıştı. Bedene bürünmüş bir Tanrı olarak, O aslında başka hiç kimsede olmayan bir yetkiye sahipti.



Birçok insan Allah adına bir şeyler yapıyor, tabii ki bu da onların eylemlerine birçok yetki sağlıyor. “Allah bunu yapmamı sağladı” derken, O’nun bunu gerçekten yaptığından nasıl emin olabiliriz? Yanıtlarınızı Sebt Günü tartışın.





Mayıs 25Pazartesİ


   


Mesih’in En Büyük Vaazı



Dağdaki Vaaz (Matta 5–7), genellikle literatürde “Hıristiyanlığın özü” olarak tanımlanır. Luka bu vaazdan seçmeleri Luka 6:20–49 ve başka bir yerde sağlamıştır. Luka bu vaazı öğrencilerin “resmi” olarak seçilmesinin hemen ardından konumlandırdığı için (Luka 6:13), bazı araştırmacılar onu “Onikiler’in atanma emri” olarak adlandırmışlardır.


Luka 6:20–49’da sergilendiği gibi, vaaz dört kutsama ve dört kınamayla başlar ve iman yolunun diğer zaruri özelliklerini vurgular.



Luka 6:20–49’daki şu bölümleri incele ve burada vurgulanan ilkeleri yaşamında nasıl benimsediğini kendine sor.



  1.   İmanlının kutluluğu (Luka 6:20–22). Yoksulluk, açlık, ağlayış ve nefret edilme kutluluğa nasıl yol açar?


  1.   Reddedilmişliğin ortasında bir imanlının sevinç nedeni (Luka 6:22, 23).


  1.   Kınamalara karşı korunma (Luka 6:24–26). Dört kınamanın her birini incele. İmanlı kişi bunlara karşı neden korunmalıdır?


  1.   İmanlının Zorunluluğu (Luka 6:27–31). İsa’nın hiçbir buyruğu, sevginin altın kuralı kadar çok tartışılmamış, tutulması zor olarak görülmemiştir. Hıristiyan ahlakı temelde olumsuz değil olumludur. Neyi yapmamayı değil, neyi yapmayı içerir. Düşmanından “nefret etme” demek yerine, “düşmanını sev” demeyi teşvik eder. Mütekabiliyet yasası (“göze göz dişe diş”) yerine, altın kural saf iyilik ahlakını gerektirir (diğer yanağını çevir). Mahatma Gandhi bu altın kuralı uygulayarak, iyilikle kötülüğe karşı direnme yoluyla tüm siyasi felsefeyi geliştirmiş ve bu ilke Hindistan’ın İngiliz kolonileşmesi karşısında bağımsızlığını kazanmasına yardımcı olmuştu. Aynı şekilde Martin Luther King, Amerika’da ırk ayrımcılığının kaldırılmasında bu altın kuralı çalıştırmıştı. Sevginin hüküm sürdüğü yerde kutluluk tahta çıkar.


  1.   İmanlının yolu (Luka 6:37–42). Mesih’in bağışlama, özgürce verme, örnek bir yaşam sürme ve tolerans konusundaki ısrarlarına dikkat edin.


  1.   İmanlının meyve vermesi (Luka 6:43–45).


  1.   İmanlı kurucu (Luka 6:48, 49).


Mayıs 26


  


Yeni Bir Aile



İsa’dan önce ve sonra da büyük öğretmenler birlik ve sevgi konusunu öğretmişlerdi fakat genellikle tek bir gruba ait parametreler içerisindeki sevgiye yönelik olarak; yani sınıf, renk, dil, ırk veya din ayrımının görülmediği aile söz konusu olduğunda. Fakat İsa, insanları ayıran engelleri kaldırdı ve onları bölen olağan şeyler arasında ayrımın olmadığı yeni bir aile tipi ortaya çıkardı. Agape sevgisi—hak edilmemiş, ayrıcalıksız, evrensel ve kendini adayan—bayrağı altında Mesih yeni bir aile yarattı. Bu aile, her insanın Allah’ın benzerliğinde yaratılmış olduğunu doğrulayan (Yar 1:26, 27) ve bu yüzden O’nun önünde eşit olan, Yaratılış’ta kutsal bir şekilde saklı orijinal, evrensel ve ideal bir kavramı yansıtmaktadır.


Luka 8:19–21’i okuyun. İsa, ebeveynleri ve çocukları, erkek ve kız kardeşleri aile içerisinde bağlayan bağları ve yükümlülükleri küçümsemeden, her ikisine de Allah’ın sunağında “yerde ve gökte her aile” (Ef 3:15) üyesine yerleştirdiği vücut ve kanın ötesinde bakmıştı. İmanlı öğrencilerin aile yapısı, ortak bir aile bağına sahip olmaktan daha uzak ve bağlantısız olmamalıdır. İsa’ya göre gerçek “aile” testi, kan bağı değil, Allah’ın istemini yapmaktır.



Aşağıdaki ayetler, çoğunlukla insanları bölen (ve sık sık kötü sonuçlara neden olan) ayrımlara ilişkin İsa’nın yıktığı duvarlar konusunda ne öğretiyor?



Luka 5:27–32



Luka 7:1–10



Luka 14:15–24



Luka 17:11–19


   


İsa’nın görevi ve hizmeti, bağışlayıcı kalbi ve kucaklayıcı lütfu, hiç kimseyi hariç tutmamış aksine O’nun çağrısını kabul eden herkesi kapsamıştır. Ebedi sevgisi, O’nu toplumun tüm kesimiyle bir araya getirmiştir.



İnanlı topluluğu olarak bu önemli ilkeyi daha iyi izleyebilmemiz için ne gibi yollar vardır?




Mayıs 27



Sevgi Tanımlandı: İyi Samiriyeli Benzetmesi:


  1. Bölüm


Dört Müjde’den sadece Luka, kaybolan oğul ve iyi Samiriyeli benzetmelerini kaydetmiştir (Luka 10:25–37). İlki sevginin dikey boyutunu, Baba’nın günahkârlara yönelik olağanüstü sevgisini betimlemekte; ikincisi ise bizlere yatay boyutu, insanlar arasındaki bariyerleri reddeden, bilakis İsa’nın “komşu” tanımı içinde yaşayan, tüm insanların Allah’ın çocukları olduğu ve eşit biçimde sevilmeyi ve davranılmayı hak eden insan yaşamını karakterize etmesi gereken tarzda bir sevgiyi göstermektedir.



Luka 10:25–28’i okuyun ve ortaya çıkan iki ana soru üzerinde düşünün. Her bir soru, Hıristiyan inancı ve yaşamıyla nasıl bir ilişki içindedir?



  1.  “Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?” (25. ayet).

   Kutsal Yasa uzmanının sonsuz yaşamı miras almak için bir yol aradığına dikkat edin. Günahtan kurtulup Allah’ın egemenliğine girmek, aslında bir kişinin sahip olabileceği en asil özlemdir, ancak uzman, birçokları gibi sonsuz yaşamın iyi işlerle kazanılabilecek bir şey olduğu şeklinde yanlış bir kanıyla yetişmişti. Belli ki, “günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır” (Rom 6:23) ifadesini bilmiyordu.


  1.  “Kutsal Yasa’da ne yazılmıştır? Orada ne okuyorsun?” (26. ayet).

   İsa’nın zamanında, tıpkı bu uzman gibi, önde gelen Yahudilerin bileklerinde deriden bir muska taşımaları adetti. Bu muska, içerisinde İsa’nın sorusuna verilen yanıtı da içeren, Tevrat’ın büyük bir bölümünden oluşan, deriden yapılmış bir torbacıktı. İsa, yasa uzmanını—muhtemelen muskasında taşıdığı asıl şeye—Yasa kitabında (Yas 6:5) ve Levililer’de (Lev 19:18) yazılanlara yönlendirmişti. O’nun sorusunun yanıtı bileğinde vardı ama kalbinde yoktu. İsa yasa uzmanını büyük gerçeğe yönlendirmişti: sonsuz yaşam, kuralları tutma meselesi değil, bilakis mutlak ve koşulsuz olarak Allah’ın tüm yaratıklarına, daha açık bir dille “komşuya” yönelik bir sevgi çağrısıdır. Ancak yasa uzmanı ya cehaletten ya da kibirden dolayı diyaloğu başka bir soruyla sürdürmüştü: “Komşum kim?”



Gerçekten lütufla kurtulduğunu gösteren harici kanıt nedir? Yani, yaşamında imanla aklandığını gösteren şey nedir?



Mayıs 28


  


Sevgi Tanımlandı: İyi Samiriyeli Benzetmesi:


  1. Bölüm


“Oysa adam kendini haklı çıkarmak isteyerek İsa’ya, ‘Peki, komşum kim?’ dedi” (Luka 10:29).


Yahudi yasası üzerine uzman olan biri, sorunun yanıtını bilmeliydi. İkinci büyük buyruğun yer aldığı Levililer 19:18, “komşu” ifadesini, “halkının çocukları” olarak tanımlamaktadır. Bundan dolayı uzmanın sorusuna ani yanıt vermek ya da onunla ve orada bulunanlarla teolojik bir tartışmaya başlamak yerine, İsa yasa uzmanını ve dinleyicileri daha yüksek bir seviyeye kaldırdı.



Luka 10:30–37’yi okuyun. Bu öyküdeki anahtar unsurlar nelerdir ve başkalarına nasıl davranmamız gerektiği konusunda ne açıklarlar?




Haydutların eline düşen adamdan bahsederken İsa’nın “adamın biri” (30. ayet) ifadesine dikkat edin. İsa neden adamın ırkını veya statüsünü belirtmemişti? Öykünün tüm gayesini anladıktan sonra bu neden önemlidir?


Kâhin ve Levili, yaralı adamı görmüşler fakat geçip gitmişlerdi. Yardım etmemek konusundaki sebepleri ne olursa olsun, bizler için sorular şunlardır: gerçek din nedir ve nasıl vurgulanmalıdır? Yas 10:12, 13; Mik 6:8; Yak 1:27.


Nefret ve düşmanlık Yahudiler’le Samiriyeliler arasındaki ilişkileri belirlemişti ve İsa’nın zamanında her ikisi arasındaki düşmanlık daha da kötüleşmişti (Luka 9:51–54, Yu 4:9). İsa Samiriyeliyi öykünün “kahramanı” yapmakla, meseleyi buradaki durumda Yahudiler açısından olabileceğinden çok daha güçlü bir şekilde açığa kavuşturdu.


İsa Samiriyelinin hizmetini detaylı bir şekilde tarif etti: onun yüreği sızlamıştı, onun yanına gitti, yaralarını sardı, yağ ve şarap döktü, onu hana taşıdı, kalması için avans verdi ve hesap daha fazla tutarsa geri döndüğünde ödeyeceğini vaat etti. Samiriyelinin hizmetinin tüm bölümleri hep birlikte gerçek sevginin sınırsızlığını tarif etmektedir. Ayrıca tüm bunları muhtemelen Yahudi olan birisi için yaptığı gerçeği, gerçek sevginin sınır tanımadığını açıklamaktadır.



Levili ve kâhin kendilerine şu soruyu sormuşlardı: Durup bu adama yardım edersek bize ne olur? Samiriyeli ise şunu sormuştu: Yardım etmezsem bu adama ne olur? İkisi arasındaki fark nedir?



Mayıs 29


   


Ek Çalışma: “İsa tüm yaşamı boyunca ve verdiği derslerde, kaynağını Allah’tan alan ve bencillikten uzak olan hizmetin en güzel örneklerini verdi. Allah kendisi için yaşamaz. O, dünyayı yaratarak ve yeryüzündeki her şeyi gözeterek başkalarına sürekli hizmet etmektedir. “O, güneşini hem kötülerin, hem de iyilerin üzerine doğdurur. Yağmurunu da hem doğruların hem de eğrilerin üzerine yağdırır.” Matta 5:45. Allah, en yüce hizmeti İsa’ya buyurmuştur. İsa kendi örneği ile, hizmet etmenin ne demek olduğunu öğretir. O, tüm yaşamı boyunca Allah’ın Yasası’na bağlı kalarak hizmet etmiştir. İsa herkese hizmet edip yardım elini uzatmıştır. Böylece Allah’ın Yasası’nı uygulamış ve kendi örneği ile bu yasaya nasıl uyacağımızı bize göstermiştir.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 643.


İyi Samiriyeli benzetmesi “bir hayal ürünü değil, aksine tıpkı anlatıldığı gibi bilinen gerçek bir hikaye idi. Diğer yandan yerdeki yaralı adamın yanından geçip giden haham ve Levili de İsa’yı dinleyen kalabalığın arasındaydılar.”—Sevgi Öğretmeni, S. 491.



Tartışma Soruları:


¤ Pazar günkü çalışmamızın sonunda geçen önemli soruya dönelim. Allah onlara konuştuğu için öyle yaptıklarını söyleyenleri kim duymamıştır ki? Allah’ın bizlerle konuşma yolları nelerdir? Aynı zamanda yaptıklarımızı haklı çıkarmak için Allah’ın otoritesinden yararlanmanın tehlikeleri nelerdir?



¤ Luka 6:24–26’da geçen “dört kınamaya” geri dönelim. Burada İsa’nın dediklerinden ne anlamalıyız? Bu yaşamda gerçekten neye dikkat etmemiz gerektiği konusunda bizleri uyarıyor?



¤ Yetki konusunu düşünün. Yetki nedir? Ne çeşit yetkiler vardır? Diğerleri arasında hangi yetkiler ağır basmaktadır? Yaşamımızda çeşitli türden yetkililerle nasıl bir ilişki kurmalıyız? Yetkililer bizimle anlaşamadıklarında ne olur?



Güneşin Batışı: 20:27 (İstanbul)



*Mayıs 30–Haziran 5



İsa’yı Gündelik


Yaşamda İzlemek





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Luka 11:37–54; 12:4–21, 35–53; Amos 6:1; Luka 8:4–15; 22:24–27.



Hatırlama Metni: “Elçiler Rab’be, ‘İmanımızı artır!’ dediler” (Luka 17:5).



B


üyük bir öğretmen olmasına rağmen, İsa ilahiyat veya felsefe okulu açmadı. O’nun amacı “kaybolanı arayıp kurtarmaktı” (Luka 19:10). O, insanlığa ve düşmemiş dünyalara sadece Allah’ın gerçekte kim olduğunu göstermek için değil, aynı zamanda düşmüş insanlıklarına rağmen, çarmıhta doruğa ulaşan bir esinleme olarak onların günahlarının cezasını ödediğinden dolayı kurtulabilecekleri yolunda Allah’ın karakterini göstermek için geldi.


Böyle yapmakla O aynı zamanda kurtulmuş bir topluluk yarattı, O’nun ölümüyle kurtulmuş olarak, O’nun yaşamını ve öğretilerini kendisine örnek alan bir topluluk.


Bu kurtulmuş topluluğun parçası olma çağrısı, yaşamda statü sahibi olmak için tercih edilecek değil, bilakis bizzat Mesih’e çağıran Biri’ne mutlak sadakat çağrısıdır. O’nun söylediği şey, öğrencinin yaşam yasası halini alır. O’nun arzu ettiği şey, öğrencinin tek yaşam amacı haline gelir. Harici iyiliğin veya doktrinel mükemmelliğin hiçbir değeri, Mesih’e ve O’nun istemine kesin sadakatin yerini alamaz.


Mesih’in ayrıcalıklı olarak içimizde ikamet etmesine borçlu olduğumuz öğrencilik, belirli zorunlu talepler doğurur. Hiçbir rekabete ve vekalete izin verilmez.



*6 Haziran Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 Mayıs 31


  


Sözde Ferisilik



Müjdelerde Ferisiler’e yönelik 80’den fazla referanstan yaklaşık yüzde 25’i Luka’da geçmektedir. Liberal fikirleriyle bilinen Sadukiler’e nazaran Ferisiler doktrinel tutuculuklarıyla tanınmışlardı. Ferisiler lütfa inandıklarını iddia etseler de, çoğunlukla kurtuluşun yasayı tutmakla kazanılacağını öğreten kuralcı kişilerdi.



Luka 11:37–54’ü okuyun. İsa neye karşı uyarıyor ve aynı ilke bugün nasıl gösteriliyor? İsa’nın uyardığı şeylerden bazılarını kendi usulümüzle yansıtmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?






Ferisilere ve din bilginlerine yöneltilen kınamaları incelerken (Luka 11:42–54), kendimizinki de dahil, nesilden nesile geçen gerçek din çağrısını görmekteyiz.


Örneğin ondalık, Allah’ın hükmünü sevinçle kabul etmek olsa da, bu hiçbir zaman insan ilişkilerindeki sevgi ve adalet gibi temel gereksinimleri temsil edemez (42. ayet).


“Adaleti ve Tanrı sevgisini ihmal eden” aynı kişiler, “havralarda en seçkin yerlere kurulmayı” (42, 43. ayetler) severler. Nerede kaldı gerçek iman!


İsa ayrıca gerçek dini harici adetlerle bir tutanların, sanki ölüyle temasta bulunanlar kadar (Luka 11:44; ayrıca bkz. Say 19:16) murdar oldukları konusunda uyarmıştı. Allah’ın gözünde kutsal olanı değersiz bir şeyle karıştırmak ne kadar da kolay.


İsa, “bu yükleri kaldırmak için parmağını bile kıpırdatmadan” (Luka 11:46) başkaları üzerine dayanılmaz yükler bindirerek, eğitimlerini ve tecrübelerini kullanan, yasa konusundaki bu uzmanları kınamıştı.


Aynı zamanda Ferisiler, artık yaşamayan peygamberleri onurlandırırken, yaşayanlara karşı çalışıyorlardı. Hatta İsa konuştuğu anda bile bazıları Tanrı’nın Oğlu’nu öldürmek için komplo kuruyorlardı. Önemli olan peygamberleri onurlandırmak değil, bilakis onların sevgi, merhamet ve yargı konusundaki peygamberlik mesajına kulak vermektir.


Son kınama, en korkunç olanıdır. Kendilerine Allah’ın egemenliğinin anahtarı emanet edilenlerden bazıları emanetçilikte başarısız olmuşlardır. Bu anahtarı bilgece kullanıp, insanların Allah’ın egemenliğine gelmelerine izin vermek yerine, onların üzerine kapıyı kilitlemişler ve anahtarı fırlatıp atmışlardır.




Haziran 1


  


Tanrı’dan Korkun



Üç melekten ilkinin, “Tanrı’dan korkun! O’nu yüceltin!” (Vah 14:7) şeklindeki mesajı, Yedinci–Gün Adventistleri’nin yaşamı ve inancı açısından çok merkezidir. Allah’tan korkmak, çoğunlukla düşünüldüğü gibi bir korku değildir. Bu, Allah’ın kim olduğunu ve O’nun bizler üzerindeki taleplerini fark etmektir. O’na tam bir sadakat içeren iman eylemidir. Allah yaşamımızın—düşüncelerimizin, eylemlerimizin, ilişkilerimizin ve kaderimizin—yegâne tanımlayıcısı ve söz sahibidir. Öğrencilik, sarsılmaz bir temel üzerinde duran bu tür bir “korkuya” dayanır.



Luka 12:4–12’yi okuyun. İsa burada bizlere korku hakkında ne söylüyor?






Pasaj, kimden korkulması ve kimden korkulmaması gerektiğini gösteriyor. Mevcut dünyada sadece bedenimizi etkileyen güçlerden korkmamıza gerek yok. Aksine Allah’tan korkmalı ve itaat etmeliyiz, zira ebedi kaderimiz O’nun elindedir. Ancak Tanrımız—gözleri serçenin üzerinde olan (Luka 12:6) ve başımızdaki saçların sayısını bilen (7. ayet)—sevgi ve şefkat doludur; bu yüzden her birimiz O’nun gözünde son derece değerlidir. Eğer buna gerçekten inanırsak, ne kadar çok dünyevi korku ortadan kalkar?



Luka 12:13–21’i okuyun. İsa burada bizleri neye karşı uyarmaktadır?






İsa, malların paylaşımı konusunda iki kardeş arasındaki çekişmeye karışmayı reddederken, açgözlülüğün kötülüğüne karşı onuncu emrin uygunluğunu vurguladı (Çık 20:17) ve her zaman için geçerli olacak önemli bir gerçeğe parmak bastı: yaşam maddiyata bağlı değildir (Luka 12:15). Zenginlik içindeki aptal adam, kendisiyle kısıtlı olan küçük bir dünyada yaşadı. Onun için başka hiçbir şeyin önemi yoktu. Aynı tuzağa düşmemek için çok dikkatli olmalıyız; bu özellikle maddi serveti bol olanlar için çok önemlidir.



Hepimiz maddi şeylerden zevk alsak da, bunların sana gerçekten ne kadar az bir doyum sağlayacağını düşün, özellikle de sonsuzluk ışığında. O halde, İsa’nın Luka 12:16–21’de uyardığı hatayı yapmak neden çok kolaydır?



Haziran 2


  


Hazırlıklı ve Dikkatli Olun



“İhtiyatlılık ve sadakat, her çağda İsa’nın takipçilerinden talep edilmiştir; ama şimdi ebedi dünyanın eşiğinde duruyoruz, gerçeklere, bunca ışığa, önemli bir işe sahipken çabalarımızı iki kat artırmak zorundayız.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 5, S. 460, 461.



Luka 12:35–53’ü okuyun ve bu ayetlerin size ne anlam ifade ettiğini özetleyin, özellikle de İsa’nın ikinci gelişini uzun zamandan beri bekliyorken.






İmanlılar, umursamaz veya uyuşuk olma lüksüne sahip olamazlar. O’nun kesin gelişi ve bunun bilinmeyen saati, kuşağımızın bağlanmış, kandilimizin dolu ve yanık olmasını gerektirir. Ahiret umudu, yaşamımızı ve işlerimizi, hazırlığımızı ve sadakatimizi etkileyen bir güç olmalıdır. O’nun istemini yeryüzünde gerçekleştiren ve iyi ile kötü hizmetkârları birbirinden ayırarak, esenlikle O’nunla buluşmaya hazırlayan işte bu sadakattir.


“Efendim gecikiyor” (Luka 12:45) bahanesiyle, sadakatin her türlü ihmali, kişinin kendisini Allah’ın en şiddetli yargısına bırakması demektir (45–48. ayetler). Ne kadar çok imtiyaz varsa, o kadar büyük sorumluluk var demektir ve bundan dolayı kendilerine çok verilenlerden, çok şeyler beklenecektir (48. ayet).


Kadim peygamberin, “Vay başına Siyon’daki kaygısızların” (Amos 6:1) şeklindeki yargısı, imanlı öğrenciliğin çok kolay bir şey olmadığı yönünde Mesih’in uyarısında yansıtılmaktadır. Pavlus, imanlının yaşamının ruhsal bir mücadele olduğunu açıklamaktadır (Ef 6:12). Odak noktası, her imanlının Mesih ile Şeytan arasındaki kozmik mücadeleye dahil olduğu ve Çarmıh’ın bu ikisi arasında çok net bir çizgi oluşturduğudur. Sadece çarmıhtaki Mesih’e sürekli bir iman sayesinde nihai zafere ulaşılabilir.



“Kime çok verilmişse, ondan çok istenecek. Kime çok şey emanet edilmişse, kendisinden daha fazlası istenecektir” (Luka 12:48). Bu ayet, Yedinci–Gün Adventistleri açısından ne anlam taşımaktadır?





Haziran 3


  


Verimli bir Tanık Ol



Ebedi meclislerinde Baba, Oğul ve Kutsal Ruh “dünyanın kuruluşundan önce” (Ef 1:4), kurtuluş planını hazırlamışlardı. Yani ilk insan yaratılmadan önce ve tabii ki ilk insanlar günah işlemeden önce, dünyayı kurtarmak için Allah’ın bir planı mevcuttu. Bu plan çarmıhtan kaynaklanmıştı ve çarmıhın iyi haberi dünyadaki herkese söylenmeliydi. Bu tanıklığın sorumluluğu her Mesih inanlısına yüklenmiştir.


“Yeruşalim’de, bütün Yahudiye ve Samiriye’de ve dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız” (Elç 1:8). İsa’nın son yükümlülüğü, Rabbin takipçilerinin tanıklığına yüklediği rolün önemini vurgulamaktadır.



Ekinci ve toprak benzetmesinden bir imanlı ne gibi dersler öğrenmelidir? Luka 8:4–15.








Tanıklık eden birinin ödülü nedir ve ne zaman olacaktır? Luka 18:24–30.








Mina (para) benzetmesi (Luka 19:11–27), tanıklıkta sadakat ve sorumluluk konusunda ne öğretmektedir?






Bu ayetlerin her birinde ve diğerlerinde tehlikeler, sorumluluklar, tanıklık ve imanın getirdiği ödüller açıklanmıştır. Bizlere ciddi bir sorumluluk yüklenmiştir; fakat bizlere verilen şeyleri düşünürsek, bizlerden aslında ne kadar az şey istenmektedir?



Haziran 4


  


Hizmetkâr bir Lider Ol



Luka 22:24–27’yi okuyun. Öğrenciler Son Yemek’e hazırlanırlarken bile aralarında göklerin egemenliğinde kimin en büyük olacağını tartışıyorlardı. İsa onların aptallıklarına nasıl karşılık verdi ve O’nun yanıtında bu kadar çok devrimsel olan şey neydi?






İsa’nın yanıtı, liderlik tarihinde eşsizdir. Firavun, Nebukadnessar, İskender, Jül Sezar, Napolyon ve Cengiz Han, hepsi de liderliği güç ve başkaları üzerinde otorite kurmak olarak görmüşlerdi. Güç söz konusu olduğunda dünya hep böyle işlemiştir.


“Ama siz böyle olmayacaksınız” demişti İsa, “aranızda en büyük olan, en küçük gibi olsun; yöneten, hizmet eden gibi olsun” (Luka 22:26). Evrenin Rabbi böyle söylemekle, liderlik tanımını tersyüz etmişti: “Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, ötekilerin kulu olsun— Nitekim İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi” (Mat 20:26–28).


Kendi tarzının ve liderliğinin ana prensipleri olan hizmetkârlığı ve kendini inkâr etmeyi böyle tanımlamakla, İsa insan ilişkilerine yeni bir dinamik getirmişti: Yerine getirme güçten değil hizmetten kaynaklanır; liderlik otoritesini pozisyondan değil, hizmetkârlıktan alır; dönüşüm tahtla değil, çarmıhla başlar. Yaşamak için ölmek gerekir (Yu 12:24).


Luka 9:46–48’de kimin en büyük olacağı yolunda benzer bir şey ortaya çıkmıştı. Dünyanın ilkeleri halâ İsa’nın öğrencilerinin zihinlerine sabit bir şekilde yerleşmişti.


Usta’nın yanıtı, problemin kaynağına götürmekte ve yaşamın genelinde ve imanlının özel yaşamında en büyük zorluklardan birine parmak basmaktadır. İsa’nın sözleri, özellikle de “aranızda en küçük olan” ifadesinin geçtiği bölüm (48. ayet), dünyanın önceliklerinin nasıl tamamen ters olduğunu göstermektedir.



Burada İsa’nın öğrettiklerinin dünyanın ilkelerine tamamen ters olması gerçeğiyle, O’nun ilkelerini kendi yaşamımızda tatbik ederek nasıl hayata göğüs gerebiliriz?




Haziran 5


   


Ek Çalışma: “Yüreklerimiz kime aittir? Kimi düşünüyoruz? Kimin hakkında konuşmaya bayılıyoruz? Sevgimiz ve yaptıklarımız kimin içindir? Eğer biz Mesih’e aitsek, düşüncelerimiz de O’na ait olmalıdır. Tüm benliğimizle O’na aitiz. O’nun gibi olmayı ve Kutsal Ruh’a sahip olmayı isteriz. O’nun yolunda ilerleyip yaptığımız her şeyde O’nu memnun etmeyi istemeliyiz.”—Ellen G. White, Yol, Gerçek ve Yaşam, S. 45.


“Buradaki yaşamımız, dünyevi günahla sınırlı olmasına rağmen, en büyük neşe ve en yüksek eğitim hizmettedir. Ve günahkâr insanın sınırlarıyla kısıtlanmamış gelecek evrede, en büyük sevinç ve en yüksek eğitim, hizmette olmamızdır—tanıklık ederken, ‘görkemin umudu olan içimizdeki Mesih’ ile ‘bu sırrın yüceliğinin zenginliğini’ yeniden öğreniriz. Koloseliler 1:27.”—Ellen G. White, Education, S. 309.



Tartışma Soruları:


¤ İsa, zengin ve başarılı çiftçiyi akılsız bulmuştu (Luka 12:20). Zengin veya başarılı olmak gerekmez ama Allah’ın gözünde kişiyi akılsız yapan şey nedir?


   


¤ Bazı inanlı topluluklarımızda iki grup görürüz: birincisi hepsi de kendilerine saygı duyulan, itibar gösterilen ve hürmet edilen kişilerden oluşan profesyoneller, idareciler, topluluk liderleri ve etkili kişiler; ikinci grup ise sessiz, kimsenin onların gelip gitmesine aldırış etmediği önemsiz kişiler. İkinci grubun da birinciler gibi kendilerini önemli hissetmeleri için ne yapabilirsin?



¤ İmanı çarpıtma tarzlarından dolayı, günümüzde Ferisiler ile alay etmek kolay olsa da, iman konusunda gayretli olan bizler, aynı hataları yapmadığımızdan nasıl emin olabiliriz? Bir Ferisi gibi olmadan, doğruluk konusunda nasıl sabit durabiliriz? Veya daha da önemlisi, “kılı kırk yarmadan” neyin doğru olduğuna ve neyin mücadele etmeye değer olduğuna nasıl karar verebiliriz?



¤ Her geçen yıl daha az ihtiyatlı olmak gittikçe kolaylaşırken, uyanık kalma ve İsa’nın dönüşüne hazır olma tavrımızı nasıl koruyabiliriz?




Güneşin Batışı: 20:32 (İstanbul)



*Haziran 6–12



Allah’ın Egemenliği





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Luka 11:2; Luka 1:32, 33; 18:16–30; Luka 17:23, 24; Vah 21:1–3; Luka 21:34–36.



Hatırlama Metni: “İnsanlar doğudan batıdan, kuzeyden güneyden gelecek ve Tanrı’nın Egemenliği’nde sofraya oturacaklar” (Luka 13:29).



A


llah’ın egemenliği büyük bir konudur ve İsa’nın öğretilerinde önemli bir önceliğe sahiptir. Bu ifade, Matta’da yaklaşık 50 kez, Markos’da 16 kez, Luka’da 40 kez ve Yuhanna’da üç kez geçmektedir. Nerede geçerse geçsin—ister Rab’bin Duasında, ister Dağdaki Vaaz’da, isterse O’nun diğer vaazlarında ve benzetmelerinde—Allah’ın egemenliği, günah sorunuyla uğraşıp Şeytan ile büyük mücadeleyi nihai ve kararlı bir sona getirirken, O’nun insan ırkı için tarihte ne yaptığının bir ifadesidir. Allah’ın egemenliği, dünyanın şimdiye kadar tanıdığı tüm krallıklardan çok farklıdır, çünkü dünyevi bir krallık değildir.


“Allah’ın egemenliği, harici bir şov ile gelmez. O’nun sözünün esinlemesinin nezaketiyle, O’nun Ruh’unun içimizde çalışmasıyla, O’nun yaşam veren ruhunun paydaşlığıyla gelir. O’nun gücünün en büyük göstergesi, Mesih’in karakterinin mükemmelliğine eriştirilen insan doğasıyla belli olur.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing, S. 36.


Bu hafta bu konuya odaklanacağız, özellikle de Luka’da geçtiği şekliyle.



*13 Haziran Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 Haziran 7


  


Allah’ın Egemenliğinin Özellikleri: 1. Bölüm



Müjdeler, hepsi de İsa’da ve O’nun aracılığıyla başlayan yeni bir düzeni doğrulayan, Allah’ın egemenliğine yönelik imalarla doludur.



Luka 11:2, Allah’ın egemenliği konusunda ne söylüyor? Bu kimin krallığıdır ve neden çok önemlidir?




Bu krallığın Allah’ın olduğunu söylemek, besbelli olanı değil, Allah’ın egemenliğinin ne felsefi bir kavram ne de ahlaki bir yapı olduğunu kabul ettiğimizi ortaya koymaktır. Bu, açlar için ekmek ve su ilanı yapan veya siyasi yönden baskı altında olanlara eşitlik dağıtan sosyal bir müjde değildir. Tüm insani iyilikleri ve ahlaki eylemleri aşar ve egemenliğin iyi haberini vaaz etmeye gelen beden almış Oğul’da Allah’ın yüce aktivitesiyle yerini bulur (Luka 4:42–44, Mat 4:23–25).



Luka 1:32, 33, Allah’ın egemenliğinin açılışını kimin yaptığı ve sonucun ne olacağı konusunda ne öğretiyor?




Pasaj, iki nedenden dolayı çok önemlidir: birincisi, Eski Ahit’te beklenen Mesih, “Yüceler Yücesi’nin Oğlu” İsa’dan başkası değildir; ikincisi ise, “O’nun egemenliğinin sonu gelmeyecektir.” Bu demektir ki, İsa enkarnasyonuyla, ölümü ve dirilişiyle, Şeytan’ın Allah’ın hükümdarlığına meydan okumasını yendi ve sonsuza dek Allah’ın egemenliğini tesis etti. “Dünyanın egemenliği Rabbimiz’in ve Mesihi’nin oldu. O sonsuzlara dek egemenlik sürecek” (Vah 11:15). Mesih ve Şeytan arasındaki çarpışmada Şeytan, Adem ve Havva’nın düşüşünden sonra zafere ulaştığını iddia etti. Ancak İsa’nın görevi, Şeytan’ın bu sahte iddiasını ortaya çıkardı; O Şeytan’ı her defasında yendi ve Mesih ölüm ve dirilişiyle tüm evrene Allah’ın egemenliğinin geldiğini inandırdı.



Allah’ın egemenliğinin gerçeğini yansıtacak tarzda nasıl yaşayabiliriz? Daha da önemlisi, bu gerçeği kendi yaşamlarımızda nasıl yansıtabiliriz? Allah’ın egemenliğinin vatandaşları olarak, şu anki yaşamımızdan nasıl farklı yaşamalıyız?



Haziran 8


  


Allah’ın Egemenliğinin Özellikleri: 2. Bölüm



Aşağıdaki ayetler bize Allah’ın egemenliğinde vatandaş olmak hakkında ne öğretmektedir?



Luka 18:16–30





Luka 12:31–33





Luka 9:59–62





Allah’ın egemenliğine giriş, birinin statüsüne veya pozisyonuna, zenginliğine veya yoksulluğuna bağlı değildir. Diğer Müjde yazarlarıyla birlikte Luka, kişinin İsa’ya tavizsiz bir itaatle, mutlak bağımlılıkla ve çocuksu bir güvenle gelmesi gerektiğine işaret etmişti; bunlar Allah’ın egemenliğine girenlerin özellikleridir. Onlar eğer gerekirse herşeyden vazgeçmeye razı olmalıdırlar; zira herhangi bir şeyden vazgeçmeyi istememeleri, bir anlamda sadece İsa ile boy ölçüşmek değil, aslında İsa’yı yenmek demektir. İsa ve O’nun yaşamımızı talep etmesi, her açıdan en üst önceliğe sahiptir. Bu mantıklıdır, zira her şeyden evvel mevcudiyetimizin başlangıcı sadece O’nun sayesindedir. Bu nedenle, tabii ki tüm sadakatimize de O sahip olmalıdır.


Tekrar Luka 18:29, 30’u okuyun. İsa bizlere ne söylüyor ve ne vaat ediyor? Allah’ın egemenliği için ailesini, eşini, hatta çocuklarını terk etmek mi? Bu çok zor bir taahhüt, değil mi? İsa tüm imanlılara bu eylemleri yapması gerektiğini söylemiyor ama eğer birine Allah’ın egemenliği hatırına bunları terk etmesi çağrısı yapılırsa, Allah’ın egemenliği buna değerdir.



Ölünün ölüyü gömmesi hakkında İsa’nın sözlerini düşünün. Bu bahaneler ne kadar geçerli görünürse görünsün, çağrı geldiğinde kişinin O’nu izlemesini engelleyen şeyler konusunda, burada hangi önemli gerçeği vurgulamaktadır?



Haziran 9


  


Allah’ın Egemenliği: Mevcut ama Henüz Değil



İsa, Allah’ın egemenliğini ilan etmeye geldi. Nasıra’daki ilk umumi bildirisinde (Luka 4:16–21) kendisi sayesinde Yeşaya’nın egemenlik hakkındaki Mesihî peygamberliğini ve onun kurtarıcı hizmetinin başladığını doğrulamıştı.


Luka başka bir sözünde de egemenliğin mevcut gerçekliğini onaylamıştı. Ferisilerin egemenliğin ne zaman geleceği sorusu üzerine İsa onlara, “Tanrı’nın Egemenliği içinizdedir” (Luka 17:21) diye yanıt vermişti. Diğer çeviriler, egemenliği aranızda olarak öne sürmüştür. Bu demektir ki, İsa’nın gelişiyle, hastalara şifa vermek (Luka 9:11), müjdeyi vaaz etmek (Luka 4:16–19), günahları bağışlamak (Luka 7:48–50; 19:9, 10) ve kötülüğün güçlerini ezmek (Luka 11:20) gibi öğeleriyle egemenlik zaten gelmiştir. Böylece İsa egemenliği, kişiyi O’na benzer bireysel bir dönüşüm içerisine sokarak, mevcut bir gerçeklik haline getirmiştir. Allah’ın egemenliği aynı zamanda bir doğruluk ve kurtuluş esinlemesi olarak inanlı topluluğu arasında da görülür. Bu mevcut görüş şu şekilde de bilinmektedir: “Günahla ve isyanla dolu olan kalpler, günbegün O’nun sevgisinin egemenliğine teslim oldukça, Allah’ın lütfunun krallığı kurulmaktadır.”—Ellen G. White, Bereket Dağı’ndan Düşünceler, S. 103.


“Mevcut” görüşü, egemenliğin kesinliğini belirlerken—yani büyük mücadelede günah ve Şeytan’ın yenilmesi ve İsa’nın zaferi—“henüz değil” görüşü, ileride kötülüğün fiziksel yönden sonlandırılmasına ve yeni yeryüzünün tesis edilmesine bakar: “O’nun yüceliğinin krallığının tamamen kurulması, Mesih’in bu dünyaya ikinci gelişine dek gerçekleşmeyecektir.”—Bereket Dağı’ndan Düşünceler, S. 103.



Şu ayetler, çağların sonundaki Allah’ın egemenliği hakkında ne öğretir? Luka 17:23, 24; 21:5–36.






Dünyamız ve dünyamızın durumu—içindeki karışıklık, acı ve dertler—hiç şüphesiz İsa’nın burada vurguladığı sözleri yansıtır. Bazıları bu dünyadaki acı ve dertleri, Allah’ın mevcut olmadığına yorsalar da, İsa’nın yaklaşık 2000 yıl önce yaptığı uyarıyı gözönüne alarak, dünyamızın durumunun sadece Allah’ın mevcudiyetini değil, Kutsal Kitap’ın gerçekliğini de kanıtlamaya yardımcı olduğu şeklinde bir yanıt verebiliriz. (Eğer dünya şu an bir cennet olsaydı, İsa’nın sözleri yanlış olurdu.) Sadece dünyanın sonunda Allah’ın egemenliği tüm öğeleriyle tesis edilecektir. O zamana dek sabretmeliyiz.



Haziran 10


  


Egemenlik ve Mesih’in İkinci Gelişi



İsa Allah’ın egemenliğinden bahsettiğinde, iki kesinlikten söz etmişti: (1) Tarihte insanlığı günahtan kurtarmak için Allah’ın Mesih aracılığıyla aktivitesi ve (2) Allah’ın kurtulanları orijinal plana yeniden kavuşturarak tarihi sonlandırması—yeni kurulan dünyada kendisiyle birlikte sonsuza dek yaşaması için (Vah 21:1–3). İlki, belirttiğimiz gibi, Mesih’in hizmeti ve göreviyle zaten gelmiştir. O’nda zaten lütfun egemenliğindeyiz (Ef 1:4–9). İkinci kısım, yani kurtulanların lütuf egemenliğinde bir araya gelmesi, Mesih imanlısının beklemesi gereken bir gelecek umududur (Ef 1:10, Titus 2:13). İsa ve Yeni Ahit’in kalanı, bu tarihi anı Mesih’in ikinci gelişiyle imanlıların göklerin egemenliğini miras almasıyla ilişkilendirmektedir.


Mesih’in ikinci gelişi, İsa ilk kez geldiğinde ilan ettiği müjdenin nihai zirvesidir. Golgota’da günahı ve Şeytan’ı yenen aynı İsa, kötülüğü silecek ve bu dünyayı Şeytan’ın Allah’ın yaratıklarına yüklediği trajediden arındıracak bir sürece başlamak için çok yakında dönecektir.



Luka 21:34–36’yı okuyun. Kendi sözcüklerinle bu temel mesajı özetle. Böyle yaparken yaşamına bak ve bu sözleri yaşamına nasıl uyarlayabileceğini kendine sor. İsa’nın burada bize söylediklerini izlediğinden emin olmak adına ne yapman gerekiyor?










İsa’nın dönüşünü beklerken, bizlere “uyanık kalmak ... İnsanoğlu’nun önünde durabilmek için dua etmek” (36. ayet) çağrısı yapılmıştır.


Lütuf krallığını tecrübe edinmiş olanlar, onu beklemeli, gözlemeli ve dua etmelidir. Birisiyle öteki arasında, zaten mevcut olanla henüz gelmemiş olan arasında imanlılar hizmet ve görevle, yaşam ve umutla, gelişim ve tanıklıkla meşgul olmalıdırlar. İkinci Geliş beklentisi, yaşamlarımızı şu an ve burada adamamızı gerektirir.




Haziran 11


  


Tanıklar



Elç 1:1–8’i okuyun. Burada Allah’ın egemenliği hakkında ne gibi önemli gerçekler vurgulanmaktadır?




Allah’ın egemenliği, Müjdesi’nin devamını yazarken, ilk inanlı topluluğunun kısa tarihi formunda, Luka’nın aklında hep vardı. Bu tarihi öykünün açılış satırları olan Elçilerin İşleri kitabında Luka, Allah’ın egemenliğine ilişkin üç temel gerçeğe işaret etmiştir.


Birincisi, İsa’nın yeniden geleceğinden emin ol. Dirilişi ile göğe alınışı arasındaki 40 gün içinde, Rab çarmıhtan önce öğrencilerine öğrettiği şeyi öğretmeye devam etti: “Tanrı’nın Egemenliği” (Elç 1:3). Çarmıhın muazzam olayları ve diriliş, egemenlik konusunda İsa’nın öğretilerinde hiçbir değişiklik yaratmamıştır; aslında dirilmiş olan İsa 40 gün boyunca öğrencilerini krallığın gerçekliği konusunda etkilemeye devam etmişti.


İkincisi, İsa’nın yeniden gelişini Allah’ın kendi zamanlaması içinde bekle. Dirilişinden sonra öğrencileri İsa’ya ciddi ve kaygılı bir soru sormuşlardı: “Ya Rab, İsrail’e egemenliği şimdi mi geri vereceksin?” (Elç 1:6). İsa bu soruyu yanıtlamadı ama öğrencilerinin görüş açısını düzeltti: Allah her zaman Allah olarak kalmalıdır; O’nun düşüncesini soruşturmak, planlarının doğruluğunu araştırmak, O’nun sırlarına girmek, etten ve kandan yaratılan biz insanların vazifesi değildir. Lütuf egemenliğinin ne zaman gelmesi gerektiğini O bilir ve zamanı gelince getirecektir (Elç 1:7, Mat 24:36), tıpkı “zaman dolunca” (Gal 4:4) lütuf egemenliğini başlatması için Oğlu’nu göndediği gibi.


Üçüncüsü, İsa’nın müjdesinin tanığı ol. Mesih öğrencilerini bilinmeyen bir şeyin spekülasyonunu yapmaktan—egemenliğin ne zaman geleceği konusunda—bilinen ve yapılması gereken şeye yönlendirmişti. İkinci Geliş’in zamanı açıklanmamıştır fakat bizlere bu görkemli günü beklememiz ve o zamana dek “meşgul olmamız” (Luka 19:13) çağrısı yapılmıştır. Bu, İsa Mesih’in müjdesini “dünyanın dört bucağına” (Elç 1:8) götürme işinde yer almamız anlamına gelmektedir. Bizim sorumluluğumuz budur—kendi gücümüzle değil, gördüklerine ve duyduklarına tanıklık edecek olanların üzerine yağacağı vaat edilen Kutsal Ruh’un gücüyle (4–8. ayetler).



İsa’nın bu sadık takipçilerinin halâ Mesih’in işinin doğası hakkında bazı yanlış görüşleri vardı. Ancak Rab onları yine de kullandı. Allah tarafından kullanılmak için, her şeyi tam olarak anlamanın gerekmediği konusunda burada bizlere nasıl bir mesaj verilmektedir?





Haziran 12


  


Ek Çalışma: “İsa, ruhta fakir olanlar için, “Göklerin Egemenliği onlarındır” demektedir. Bu krallık, Mesih’in izleyicilerinin umut ettiği gibi, geçici ve dünyevi bir egemenlik değildir. Mesih, insanlara kendi sevgisinin, kendi lütfunun, kendi doğruluğunun ruhsal krallığını açıyordu. Mesih’in egemenliğinin belirtisi, İnsanoğlu’na benzerlik ile ayırt edilir. O’nun tebaası ruhta fakir olanlar, yumuşak huylu olanlar, doğruluk uğruna zulüm görenlerdir. Göklerin krallığı onlarındır.”—Ellen G. White, Bereket Dağı’ndan Düşünceler, S. 16.


“Şimdi Allah’ın atölyesindeyiz. Çoğumuz taş ocağındaki kaba taşlar gibiyiz. Fakat Allah’ın gerçeğini kavradığımızda, onun etkisi bizleri etkiler. Bizleri yüceltir ve ne olursa olsun, her türlü kusurdan ve günahtan arındırır. Böylece Kral’ı görkemi içinde görmeye hazırlanır ve sonunda lütuf krallığında saf ve göksel meleklerle birleşiriz. Bu işin bizler için gerçekleşmesi buradadır, bedenlerimizin ve ruhlarımızın ölümsüzlük için uygun hale getirilmesi buradadır.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 2, S. 355, 356.



Tartışma Soruları:


¤ Fizikçi Steven Weinberg, evrenden bahsederken şu meşhur (ya da berbat) ifadeleri yazmıştı: “Evren ne kadar çok anlaşılabilirse, o kadar çok anlamsızlaşır.” Sözleri bayağı bir karışıklık yaratmış ve daha sonra söylediklerini yumuşatmaya çalışmıştır. Ancak bazıları da evrenin anlamsız olması konusunda herhangi bir ihtilaf nedeni görmemişlerdir. “Neden bir anlamı olsun ki?” diye bir soru yöneltmiştir, Harvard’lı astronom Martha Geller evren hakkında. “Ne anlamı? Bu sadece fiziksel bir sistem, bunda ne anlam olabilir ki? Bu ifade beni hep şaşırtmıştır.” Sadece bir sistem olan evrenin hiçbir anlamı yok mu? İkinci Geliş’i ve Allah’ın egemenliğinin tam olarak tesis edilmesini bekleyen imanlılar olarak bu ifadelerin arkasındaki fikirlere nasıl yanıt verirdin?


   


¤ Her nesilden imanlılar kendi çağları içinde İsa’nın dönüşünü beklemişler ve bazı pastörler/müjdeciler belirli tarihler ortaya atmışlardı. Ancak hepsi başarısız oldu. Zamanı belirlemede yanlış olan şey nedir?



Güneşin Batışı: 20:36 (İstanbul)



*Haziran 13–19



Yeruşalim’de İsa





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Luka 19:28–40, Zech. 9:9, Luka 19:45–48, Mat 21:12–17, Luka 20:9–26.



Hatırlama Metni: “İsa Yeruşalim’e yaklaşıp kenti görünce ağladı” (Luka 19:41).



İ


sa’nın dünyevi yaşamının son haftası Yeruşalim’de geçmişti. Bu haftaya yön veren karmaşık olaylar: zaferli giriş; İsa’nın kayıtsız kent için ağlaması; tapınağın arındırılması; O’na karşı entrikalar ve komplolar; Son Yemeğin hüznü ve Getsemani’deki ızdırap; duruşmada alay edilmesi; Çarmıha gerilme ve sonunda Diriliş. Daha önce ve daha sonra hiçbir kent, tarihte iyi ile kötü arasındaki kozmik çatışmayı zirveye taşıyan böyle kritik bir sürece tanık olmamıştır, hiç kimse olmasa da İsa nelerin gözler önüne serildiğinin önemini anlamıştı.


İsa yaşamında Yeruşalim’den birkaç kez geçmişti. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna, hepsi de İsa’nın Yeruşalim’i çoğunlukla Fısıh haftasında bir yetişkin olarak ziyaret ettiğini kaydetmiştir. İsa’nın Yeruşalim’deki diğer ziyaretleri iyi bilinse de—bebek İsa’nın tapınağa getirilmesi (Luka 2:22–38), 12 yaşında birinin tapınaktaki tartışması (41–50. ayetler), ayartıcının İsa’yı tapınağın en yüksek noktasına götürmesi (Luka 4:9–13)—Yeruşalim’de İsa’nın hizmetinin kapanış haftası, Müjde yazarlarının özel dikkatini çekmiştir.



*20 Haziran Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 Haziran 14


  


Muzaffer Giriş



O, Beytlehem’de doğmuştu. Nasıra’da büyüdü. Celile, Samiriye, Yahuda ve Perea’da öğretti, vaaz verdi ve şifa dağıttı. Fakat bir kent O’nun sürekli odak noktasındaydı: Yeruşalim. İsa “kararlı adımlarla” kente doğru yola çıktı (Luka 9:51). Kente girişi, dünya tarihinde geçen en dramatik ve önemli haftaydı. Hafta, Mesih’in kente bir kral edasıyla girişiyle başladı ve çarmıhta ölümünü gördü, öyle ki düşman olan bizler “Oğlu’nun ölümü sayesinde O’nunla barıştık” (Rom 5:10).



Luka 19:28–40’ı okuyun. Öğrencilerin heyecanını hayal edin. Mutlaka Kral İsa’nın Yeruşalim’deki dünyevi tahta, Kral Davut’un tahtına çıkacağını düşünmüş olmalılardı. Bu olaydan, yanlış beklentiler konusunda nasıl bir ders çıkarabiliriz?






İsa doğduğunda, doğudan gelen bilge adamlar Yeruşalim’deki kapıları çalarak şu soruyu sormuşlardı: “Yahudiler’in Kralı olarak doğan çocuk nerede?” (Mat 2:2). Ve şimdi Çarmıh’tan birkaç gün önce O’nun öğrencileri ve kente doluşan kalabalık Yeruşalim semalarını inleten alkışlarla şöyle haykırmışlardı: “Rab’bin adıyla gelen Kral’a övgüler olsun!” (Luka 19:38).


Bu muhteşem sahne, peygamberliği gerçekleştirmişti. “Ey Siyon kızı, sevinçle coş! Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı! İşte kralın! O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür. Eşeğe, evet, sıpaya, eşek yavrusuna binmiş sana geliyor!” (Zek 9:9). Ancak İsa, tarihteki bu geçitin Hozanna çığlıklarıyla başlayıp çok yakında “Tamamlandı” diye ifade ettiği zafer sözüyle Golgota’da sona erecek olduğunu biliyordu.


Hepsi de Allah’ın ebedi planına uygun olsa da, O’nun öğrencileri kendi zamanlarındaki ve kültürlerindeki adetlere, öğretilere ve beklentilere o kadar kapılmışlardı ki, O’nun daha önce nelerin olacağı ve bunların ne anlama geldiği konusunda yaptığı uyarıları tamamen gözden kaçırmışlardı.



Mesih onlara hitap etmişti ama onlar dinlememişlerdi. Veya belki de dinlemişler fakat O’nun sözleri beklentilerine o kadar karşıydı ki, gözden kaçırmışlardı. Dini gerçekler söz konusu olduğunda, bizler de aynı şeyi yapmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?



Haziran 15


  


Yeruşalim: Tapınağın Arındırılması



“Evim dua evi olacak diye yazılmıştır. Ama siz onu haydut inine çevirdiniz” (Luka 19:46).


   


Zafer geçidinden sonra İsa’nın Yeruşalim’e yaklaşıp kenti gördüğünde ağlarken yaptığı ilk iş tapınağa gitmekti.



Luka 19:45–48, Matta 21:12–17, Markos 11:15–19’u okuyun. İsa’nın yaptığı şeyden ne gibi önemli dersler çıkarabiliriz? Bu öyküler bir bakıma tapınak gibi işlev gören bireyler ve inanlı topluluğu olarak, bizlere ne söylemelidir? Ef 2:21.






Her dört Müjde de tapınağın arındırılmasını anmaktadır. Yuhanna, ilk arındırmanın (Yu 2:13–25) İ.S 28’deki Fısıh’ta İsa’nın tapınağı ziyareti esnasında gerçekleştiğinden bahsederken, diğerleri bu kez İ.S 31’deki Fısıh’ta İsa’nın hizmetinin sonunda geçen ikinci arındırmayı aktarırlar. Böylece tapınağın iki kez arındırılması, İsa’nın hizmetinde bir parantez açılmasını sağlayarak, O’nun tapınak ve onun hizmetlerinin kutsallığını ne kadar önemsediğini ve Mesihî göreviyle, yetkisini nasıl stratejik olarak savunduğunu göstermektedir.


Tapınaktaki eylemleri, özellikle ölümünden önceki ikinci kez, ilginç bir soruyu ortaya koymaktadır: Yakında öleceğini, tapınağın ve hizmetlerinin yakında geçersiz ve hükümsüz olacağını bilen İsa, buna rağmen mallarıyla oraya saygısızlık edenleri kovmuştu. Neden her şeyi bozuk bir halde bırakmadı, özellikle de sadece gereksiz bir hale gelmekle kalmayıp, bir nesil sonra zaten ortadan kalkacakken?


Bize yanıt verilmese de, büyük bir ihtimalle halâ Allah’ın evi olduğundan ve halâ kurtuluş planının açıklandığı bir yer olduğundan. O’nun çok yakında ölümüyle, bir bakıma sadık Yahudiler’in tapınağa gelmekle, İsa’nın kim olduğunu anlamaları ve O’nun çarmıhtaki ölümünün gerçeğini anlamaları açısından, tapınak ve hizmetlerinin önemli bir işlevi olduğu iddia edilebilir. Yani, tüm kurtuluş planını tasvir eden tapınak, birçoklarının İsa’nın “dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzu” (Vah 13:8) olduğunu görmelerine yardımcı olabilir.



Haziran 16


  


İmansız



Kötü bağcılar benzetmesi (Luka 20:9–19) bize kurtarıcı tarihten bir ders verir. Bu tarihin merkezi, Allah ve O’nun hatalı günahkârlara olan sürekli sevgisidir. Benzetme, özellikle O’nun çağındaki Yahudi liderlere hitap etse de (“bu benzetmenin kendilerine karşı anlatıldığını farketmişlerdi” [19. ayet]), alanı sınırsızdır. Allah’ın sevgisi ve güveninin aktığı ve Allah’ın onlardan dürüstçe bir iade beklediği her nesile, her topluluğa ve her bireye uyarlanabilir. Bizler bugünün kiracılarıyız ve bu benzetmeden Allah’ın bakış açısıyla tarihten bazı dersler çıkarabiliriz.



Luka 20:9–19’u okuyun. Bu benzetmedeki gibi aynı hataları yaparsak, burada öğretilen ilkeler nasıl bizlere uygulanabilir?








Sevgi ve sadakat meyvelerini Allah’a vermek yerine, Allah’ın bağının kiracıları vazgeçmiş ve Allah’ı yüzüstü bırakmışlardı. Fakat bağın sahibi olan Allah, ısrarcı sevgisiyle halkının sorumluluk ve hizmetkârlık kazanması için hizmetkâr arkasına hizmetkâr (10–12. ayetler), peygamber arkasına peygamber (Yer 35:15) yollamıştı. Her peygamber aslında reddedilmenin bir kurbanı olmuştu. “Atalarınız peygamberlerin hangisine zulmetmediler ki?” (Elç 7:52).


İlahi tarih uzun bir aşk öyküsüdür. Trajediler ardı ardına gelir fakat sonunda lütuf zafer kazanacaktır. Diriliş, çarmıhı takip etmelidir. Reddedilen fakat şimdi büyük tapınağın köşe taşı, tüm kurtulanları, zengin ve yoksulu, Yahudi ve diğer uluslardan olanları, erkek ve dişinin hep birlikte yaşayacağı Tanrı’nın ulusunu barındıracaktır. Onlar ahiretteki bağda yürüyecekler ve onun meyvelerinden ebediyen yararlanacaklardır.



Bugün için zulmettiğimiz bir peygamber olmayabilir ama tıpkı eskilerin yaptığı gibi, Allah’ın elçilerini reddetme kabiliyetine sahibiz. Bizlere Rab’be “bağın meyvesini” verme çağrısı yapıldığında, bu elçileri ve mesajlarını reddetmediğimizden nasıl emin olabiliriz?





Haziran 17


  


Allah’a Karşı Sezar



Luka 20:20–26’yı okuyun. İsa’nın burada öğrettiklerini alarak, hangi ülkede yaşarsak yaşayalım kendi durumumuza nasıl uygulayabiliriz?






İsa’nın zamanında Roma tarafından vergilendirilmek, oynak bir meseleydi. İ.S yaklaşık 6’da Josephus’a göre, devrimci lider Celileli Yahuda, Sezar’a vergi ödemenin Allah’a karşı hainlik olduğunu bildirmişti. Bir takım Mesihî iddialar ve adaylar yanında bu mesele, periyodik Roma karşıtı başkaldırıları başlatmıştı. Böyle bir hassas zemine karşı, muhbirlerin gizli amacını ortaya koyan, vergi ödemenin yasal olup olmadığı sorusu İsa’ya da sorulmuştu: yasal yanıtı İsa’yı Roma yandaşı yapacak, Yeruşalim’e girerken kalabalığın deklare ettiği Yahudilerin kralı olamayacağını gösterecekti; Hayır demesi ise İsa’nın Celile tarzını izlediği ve Roma kuralını yasal bulmadığı anlamına gelecek ve hainlikle yargılanmasına neden olacaktı. Muhbirler, böylece İsa’yı kaçamayacağı şekilde bir köşeye sıkıştırmayı ummuşlardı.


Ancak İsa onların niyetini doğru anlamıştı. Paranın üzerindeki resmi göstererek şu ünlü hükmü söyledi: “Öyleyse Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin” (Luka 20:25). Parası gündelik ihtiyaçlar için kullanılan Sezar’ın hakimiyeti altında yaşayanların Sezar’a karşı yükümlülükleri vardır. Fakat bundan da büyük olan başka bir yükümlülük daha vardır, ki bu da bizim Allah’ın benzerliğinde yaratılmış olduğumuz gerçeğine dayalı olarak nihai bağlılığımızı O’na borçlu olduğumuzdur.


“İsa’nın yanıtı bir kaçışı değil sorunun hakkıyla yanıtlanmasını içeriyordu. Üzerinde Sezar’ın ismi ve kabartması olan bir Roma parasını elinde tutarak, onların koruması altında yaşayan Yahudilere Allah’a karşı olan görevlerini ihmal etmeden kendilerinden istenen vergileri vermeleri gerektiğini açıkladı. Her vatandaş gibi ülke yasalarına uysalar bile ön planda Allah’a olan bağlılıkları göz önünde tutulacaktı.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 592.



Hangi ülkede yaşarsak yaşayalım, iyi vatandaşlar olmayı sürdürürken, aynı zamanda gerçek vatandaşlığımızın “mimarı ve kurucusu Tanrı olan” (İbr 11:10) bir kentte olduğunu bilmenin yolları nelerdir?



Haziran 18


  


Rab’bin Sofrası



Luka 22:13–20’yi okuyun. Rabbin Sofrası’nın, Fısıh zamanında olmasının önemi nedir?



İsa Rabbin Sofrası’nın temelini, Fısıh bayramının tarihi bağlamına karşı attı. Fısıh düzenlemesi, Allah’ın büyük kudretine karşı insani acizliği vurgulamaktadır. İsrail’in kendisini Mısır esaretinden kurtarmasının olanaksızlığı gibi bizim de kendimizi günahın sonuçlarından kurtarmamız mümkün değildir. Kurtuluş, O’nun sevgisinin ve lütfunun bir armağanı olarak Allah’tan gelir ve bu İsrail’in çocuklarına nesilden nesile öğretmesi gereken bir derstir (Çık 12:26, 27). Tıpkı İsrail’in kurtuluşunun Allah’ın kurtarıcı eylemiyle kökleşmiş olması gibi, insanlığın günahtan kurtulması da Çarmıh’ın tarihi olayına dayanmıştır. Aslında İsa bizim “Fısıh kuzumuzdur” (bkz. 1Ko 5:7) ve O’nun Son Akşam Yemeği, “inanlı topluluğunun Mesih’in ölümünün görkemli ve kararlı önemini vurgulayıcı bir bildiri eylemidir.”—G. C. Berkouwer, The Sacraments (Grand Rapids: Wm. B. Eerdmans, 1969), S. 193.


Rabbin Sofrası, “ele verildiği gece” (1Ko 11:23), yani çarmıha gerilmeden bir gece önce, İsa’nın öğrencilerine hatırlaması için verdiği ciddi mesajın bir hatırlatıcısıdır: günahların bağışlanması için kırılması ve dökülmesi gereken kanı simgeleyen (bkz. Mat 26:28) ekmek ve şıra, O’nun bedeninin sembolleridir. İsa’nın ölümü, günahtan Kurtuluşumuz için Allah’ın yegane aracıdır. Kurtuluşumuz için İsa’nın ölümünün göklerin bir hükmü olduğunu unutmayalım diye, İsa dönünceye dek Rabbin Sofrası’nın tutulmasını buyurmuştu (1Ko 11:24–26).


İsa’nın “birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanı” (Mat 26:28) tarihin sonuna dek hatırlanmalıdır. Bu savı görmezlikten gelmek ve başka kurtuluş araçlarını seçmek, Allah’ı ve O’nun seçtiği kurtuluş aracı metodunu inkâr etmek demektir.


İki çok önemli ders (diğer birçokları arasında) öne çıkmaktadır. “Mesih bizim için öldü,” Rabbin sofrasında hatırlanması gereken ilk derstir. İkinci ders ise, hepimizi tek paydaşlığa getiren bu ölümden dolayı tek bir beden olarak oraya otururuz. Sofraya Rab’bin dönüşünü bekleyen Mesih’in kurtulmuş ahir zaman topluluğu olarak otururuz. O zamana dek Rabbin sofrası, bu tarihin bir anlamı olduğunun ve yaşamın bir umudu olduğunun hatırlatıcısıdır.



Mesih, sonsuz yaşam vaadi vermek amacıyla, canını ve kanını feda etti. Bu harika gerçeği, sana sürekli umut ve güvence verecek tarzda nasıl kişiselleştirebilirsin?



Haziran 19


  


Ek Çalışma: “İsa’nın bedenini yiyip O’nun kanını içmek, O’nun bizim günahlarımızı affettiğine ve bizim O’nda bütünleştiğimize inanarak O’nu kişisel kurtarıcı olarak kabul etmek demektir. O’nun sevgisine bakıp O’nu örnek alıp kendi yüreğimizde sakladığımızda, bizim karakterimiz de O’nun karakterine benzer hale gelecektir. İnsan bedeni için yiyecek ne kadar önemliyse, İsa da onun ruhu için o kadar önemli olmalıdır. Biz yemedikçe ve O bizim bedenimizin bir parçası olmadıkça yiyecek bize bir fayda sağlayamaz. O’nu kişisel Kurtarıcımız olarak tanımadığımız sürece İsa’nın bizim için bir değeri olmaz. Teorik bir bilgi bize yarar sağlamayacaktır. O’nun yaşamının bizim yaşamımız olması için O’nunla beslenmeli ve O’na kalbimizde yer açmalıyız. O’nun sevgisini ve lütfunu yüreğimizde saklamalıyız.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 371.



Tartışma Soruları:


¤ İsa’nın tapınağı arındırdığı sahneleri düşünün. İmanımızı ve sadakatimizi hangi yollarla satılığa çıkarabiliriz? Din nasıl çıkar, prestij ve pozisyon sağlamak amacıyla kullanılabilir? Daha önemlisi, inanlı topluluğu olarak aynı tuzağa düşmediğimizden nasıl emin olabiliriz?


   


¤ Ateist yazar Alex Rosenberg, tüm gerçekliğin, tüm mevcudiyetin tamamen maddesel olduğuna inanmaktadır. Yani her şey sadece ve sadece fiziksel bir süreç olarak açıklanabilir ve öyle açıklanmalıdır. Bu süreçler tabii ki tasarım, hedefler, gayeler ve Allah olmaksızın mevcuttur. “Evrenin gayesi nedir?” diye sormuştu. “Hiçbir gayesi yok. Evrende işleyen hangi amaçlar vardır? Aynı yanıt: hiçbir.” Buna rağmen eğer evrenin anlamsızlığı ve gayesizliği seni karamsar yapıyorsa, “karamsarlığını ciddiye alman” konusunda Rosenberg uyarmaktadır. Neden? Çünkü depresyon da dahil duygularımız, nöronlar ve kimyasalların belirli bir bileşiminden başka bir şey değildir ve bunun ciddiyeti ne? Ancak Rosenberg’in, yaşamlarındaki anlamsızlıktan dolayı düş kırıklığına uğrayanlara bir yanıtı vardır. Depresyon sadece nöronların özel bir karışımı olduğundan dolayı, o zaman nöronları yeniden düzenle—ve bunu ilaçlarla yapabilirsin. “Eğer sabahleyin veya şu andan itibaren üç hafta içerisinde kendini iyi hissetmiyorsan bir diğerine geç. Üç hafta, serotoninin Prozac, Wellbutrin, Paxil, Zoloft, Celexa veya Luvox gibi önleyici ilaçları yeniden algılamasını sağlaması açısından yeterli bir süredir. Ve eğer biri işe yaramazsa, diğeri muhtemelen işe yarayacaktır.” Yanıtındaki ilginç şey, onun bu konuda ciddi olmasıdır: depresif isen ilaç al. Bu tür bir yaşam görüşünü, İsa Mesih’e ve O’nun çarmıhta bizler için ne yaptığına olan inancımız ile kıyasla. Gerçek anlamda, Rabbin Sofrası’na katılımımız, neden Rosenberg ile onun ateizmi tarafından sergilenen nihilizme ve anlamsızlığa açıkça karşı çıkmaktadır?



Güneşin Batışı: 20:39 (İstanbul)



*Haziran 20–26



Çarmıha Gerildi ve Dirildi





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yar 3:1–6, Luka 22:39–46, 2Ko 13:8, Luka 22:53, Mat 12:30, 1Ko 15:14.



Hatırlama Metni: “İnsanoğlu’nun günahlı insanların eline verilmesi, çarmıha gerilmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini bildirmişti” (Luka 24:7).



İ


sa, çocukluktan beri bu dünyaya Baba’sının istemini yerine getirmek için geldiğinin bilincindeydi (Luka 2:41–50). O, Baba’ya sarsılmaz bir itaat etme taahhüdüyle öğretti, şifa verdi ve hizmet etti. Son Akşam Yemeği’ni kutladıktan sonra, artık yalnız başına yürümenin, Allah’ın istemini onaylamanın, ihanete uğramanın ve denenmenin, tutuklanıp çarmıha gerilmenin ve ölümden bir zaferle dirilmenin zamanı gelmişti.


İsa yaşamı boyunca çarmıhın kaçınılmazlığını biliyordu. Müjdeler’de birçok kez ...gerekiyordu sözcüğü, İsa’nın acıları ve ölümüyle ilişkili olarak kullanılmıştır (Luka 17:25, 22:37, 24:7, Mat 16:21, Markos 8:31, 9:12, Yu 3:14). Yeruşalim’e gitmesi gerekiyordu. Acı çekmesi gerekiyordu. Reddedilmesi gerekiyordu. Yüceltilmesi gerekiyordu, vs. Hiçbir şey Tanrı’nın Oğlu’nu Golgota’ya gitmekten alıkoyamazdı. Çarmıhı reddetmesine yönelik her türlü öneriyi Şeytan’dan geldiği için kınadı (Mat 16:22, 23). “Gitmesi ... acı çekmesi ... öldürülmesi ve dirilmesi” (21. ayet) konusuna inanmıştı. İsa için çarmıha giden yol bir seçenek değildi; bu bir “zorunluluktu” (Luka 24:25, 26, 46), ilahi olarak “geçmiş çağlardan ve kuşaklardan gizlenmiş, ama şimdi O’nun kutsallarına açıklanmış olan sırrın” (Kol 1:26) bir parçasıydı.



*27 Haziran Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 Haziran 21


  


Getsemani: Korkunç Mücadele



Tarihin şafak vaktinde Allah Adem ve Havva’yı yaratmış, onları harika bir bahçeye yerleştirmiş ve mutlu bir yaşam için gerekli olan her şeyle onları bereketlemişti. Çok geçmeden sıradışı bir şey oldu: Şeytan ortaya çıktı (Yaratılış 3). İlk çifti ayarttı ve genç dünyayı iyi ile kötü, Allah ile Şeytan arasında geçen muazzam bir mücadeleye soktu.


Şimdi Allah’ın zamanında bir başka bahçe (Luka 22:39–46) gerçek ile sahte, doğruluk ve günah, Allah’ın insanı kurtarış planı ile Şeytan’ın insanı yok etme hırsı arasında savaş meydanı olacaktı.


Aden’de dünya günahın felaketine sokulmuştu; Getsemani’de dünyanın nihai zaferi garanti edilmişti. Aden Allah’a karşı benliğin savunulduğu trajik zaferi gördü; Getsemani’de ise kendini Allah’a teslim etme ve günaha karşı zafer kazanma açıklanmıştı.



Aden’de olanlarla (Yar 3:1–6) Getsemani’de olanları karşılaştır (Luka 22:39–46). Her iki bahçede meydana gelenler arasındaki büyük fark nedir?






Getsemani’nin iki önemli anlamı vardır: birincisi Şeytan’ın İsa’yı görevi ve amacından saptırmak yolunda en şiddetli saldırısıdır; diğeri ise, istemini ve gayesini gerçekleştirmesi için Allah’ın gücüne dayanmanın en asil örneğidir. Getsemani, savaş ne kadar çetin, benlik ise ne kadar zayıf olursa olsun, duanın gücünü tecrübe edenler için zaferin kesin olduğunu göstermektedir. İsa’nın meşhur duasında olduğu gibi: “Yine de benim değil, senin istediğin olsun” (Luka 22:42).


Şeytan’ın tüm orduları İsa’yı suçluyorlardı; çok sevdiği öğrencileri O’nun acılarına karşı duyarsızdı. Teri, toprağa düşen kan damlalarını andırıyordu; hainin öpücüğü sadece bir nefes ötedeydi; kahinler ve tapınak muhafızları neredeyse saldırmak üzereydi. Ancak İsa bizlere duanın ve Allah’ın istemine teslimiyetin yaşamın en büyük acılarında ruha gerekli olan cesareti vereceğini gösterdi.



Gelecek sefer şiddetli biçimde ayartıldığında, Aden Bahçesi’ndeki Adem ve Havva gibi değil, bilakis İsa’nın Getsemani’de gösterdiği tarzda bir tecrübeye nasıl sahip olabilirsin? Bunlar arasındaki en önemli faktör nedir?





Haziran 22


  


Yahuda



“Şeytan, Onikiler’den biri olup İskariot diye adlandırılan Yahuda’nın yüreğine girdi” (Luka 22:3). Hiç şüphesiz Şeytan tüm öğrencileri elde etmek için çok çalışmıştı. Diğerlerine kıyasla, düşmanın Yahuda üzerinde başarılı olmasının sebebi neydi?




Luka, öğrencilerini seçmeden önce İsa’nın dağlarda nasıl yalnız başına dua ettiğini söylüyor (Luka 6:12–16). Ve İsa, Onikiler’in kendisine Allah’ın armağanı olduğuna inanıyordu (Yu 17:6–9). Yahuda gerçekten duaya verilen yanıt mıydı? Burada olanları, Yahuda’nın ihaneti ve dönekliğine rağmen, Allah’ın gayesinin gerçekleşecek olmasını nasıl anlamalıyız? (Bkz. 2Ko 13:8.)


Başka bir Pavlus olabilecek, birçok potansiyeli olan Yahuda, aksine tamamen farklı bir yöne gitmişti. Onun için Getsemani tecrübesi olabilecekken, tam aksine Aden’deki düşüş gibi oldu. “Yahuda bu aşırı para hırsının, kendi yaşamını tamamen kontrol altına almasına göz yumdu ve sonunda Mesih’e duyduğu sevgiden bile daha ağır gelen bir para hırsına kapıldı.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 705.


İsa, 5000 kişiyi beş somun ekmek ve iki balıkla doyurduğunda (Luka 9:10–17), Yahuda bu mucizenin siyasi değerini kavrayan ilk kişiydi ve “O, İsa’yı zorla kral ilan etmeyi planlayan kişiydi.”—Sevgi Öğretmeni, S. 707. Fakat İsa bu teşebbüsü kınadı ve orada Yahuda’nın düş kırıklığı başladı: “Bu konuda çok büyük umutları vardı. Fakat uğrayacağı hayal kırıklığı da bir o kadar büyük olacaktı.”—S. 708. Açıkçası Yahuda da diğerleri gibi, İsa’nın olağanüstü güçlerini kullanarak dünyevi krallığını tesis edeceğine inanmıştı ve Yahuda bu krallıkta şüphesiz bir yer edinmek istiyordu. Ne kadar trajik: hiç gelmeyecek olan geçici krallıkta bir yer edinme arzusu, onun geleceği kesin olan sonsuz krallıktaki yerini kaybetmesine yol açmıştı.


Başka bir zaman, İsa’nın samimi bir izleyicisi O’nun ayaklarını çok pahalı bir parfümle yağlamak istediğinde, Yahuda onun bu eylemini müsriflik olarak kınamıştı (Yu 12:1–8). Yahuda’nın gördüğü her şey parayla ilgiliydi ve bu para sevgisi onun İsa’ya olan sevgisini gölgeliyordu. Paraya ve güce odaklanması, Yahuda’nın göklerin paha biçilmez armağanına fiyat etiketi koymasına yol açmıştı (Mat 26:15). O andan itibaren “Şeytan Yahuda’nın yüreğine girdi” (Luka 22:3). Ve Yahuda ruhunu kaybetti.



Statü, güç veya para yanlış bir şey değildir. Sorun, bu şeylerin (veya başka bir şeyin) Allah’a olan sadakatimizi gölgelemesindedir. Yahuda gibi kendimizi aldatmamak için kişiliğimizin farkına varmak neden her zaman çok önemlidir?




Haziran 23


  


Ya Onunla, Ya Ona Karşı



Başka neye yol açarsa açsın, Çarmıh aynı zamanda tarihin büyük bir bölücüsüdür: iman ile imansızlık, ihanet ile kabullenme, sonsuz yaşam ile ölüm arasında bir bölücü. Hiçbir kimse için Çarmıh konusunda orta yol yoktur. Sonunda ya bir tarafta ya da diğer tarafta oluruz.


“Benden yana olmayan bana karşıdır. Benimle birlikte toplamayan dağıtıyor demektir” (Mat 12:30). Sert sözler ve bizleri biraz huzursuz yapıyor fakat İsa neyin gerçek olduğunu, Mesih ile Şeytan arasındaki büyük mücadeleye karışmış olanlar için gerçeğin ne ifade ettiğini basitçe vurgulamaktadır. Ya İsa’yla ya da Şeytan’la birlikteyiz.


Evet, durum tam anlamıyla budur.



Aşağıdaki kişiler İsa ile nasıl bir ilişki içerindeydi ve onların bu örneklerinden, Allah ve Çarmıh ile ilişkimize yardımı olacak ne gibi dersler edinebiliriz?



Sanhedrin (Luka 22:53). Bu kişiler hangi hataları yapmışlardı, neden böyle yapmışlardı ve onların İsa’ya bakış açısına benzer bir şeyi yapmaktan kendimizi nasıl koruyabiliriz?




Pilatus (Luka 23:1–7, 13–25). Pilatus’un “O’nda bir suç bulamıyorum” (Yu 19:4) demesine ve aynı zamanda O’nun çarmıha gerilmesine karar vermesine yol açan şey neydi? Onun doğru bildiğini yapmakta başarısız olduğu yanlışından ne öğrenebiliriz?




Hirodes (Luka 23:6–12). Onun büyük hatası neydi ve bundan ne öğrenebiliriz?




İki hırsız (Luka 23:39–43). Her iki suçlu da aynı çarmıha baktı ve iki farklı tepki gösterdi. Bu sahne, kurtuluşun ya/ya da halini nasıl açıklıyor—yani, bizler büyük mücadelenin ya bir tarafında ya da öbür tarafında nasıl oluruz?






Haziran 24


  


O Dirildi



Pazar’ın erken bir saatinde kadınlar mezara tek bir amaçla gitmişlerdi—cenaze ayinini tamamlamak. İsa ile zaman geçirmelerine rağmen, neler olacağını tam olarak anlayamamışlardı. Şüphesiz ki boş bir mezar ya da göksel elçiler tarafından şöyle söylenmesini beklemiyorlardı: “O burada yok, dirildi.” (Luka 24:6).



Elçilerin İşleri’nin ilk birkaç bölümünde İsa’nın dirilişiyle ilgili en az sekiz referans vardır. Elç 1:22; 2:14–36; 3:14, 15; 4:1, 2, 10, 12, 33; 5:30–32. İsa’nın dirilişi, apostolik vaazda ve ilk inanlı topluluğunda neden odak noktasıdır? Aynı şekilde bugün bizler için neden halâ çok büyük önem taşır?






Kadınlar İsa’nın dirilişine doğrudan şahit olmuşlardı. Bu müjdeyi derhal başkalarıyla paylaşmak için koşturmuşlar fakat hiç kimse onlara inanmamıştı (Luka 24:11). Aksine elçiler kurtarıcı tarihteki en büyük öyküyü, bitkin ve kederli kadınların “boş masalları” olarak reddetmişlerdi (10, 11. ayetler).


Çok yakında ne kadar yanılmış olduklarını göreceklerdi!


Mesih’in dirilişi, Allah’ın kurtarıcı eyleminin ve Mesih inanlısının inancı ve mevcudiyetinin bütünlüğünün temelidir. Elçi Pavlus bunu çok açıkça belirtmiştir: “Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanınız da boştur” (1Ko 15:14). Boştur ya da yararsızdır, çünkü sadece Mesih’in dirilişinde bizim olan umudu bulabiliriz. Bu umut olmaksızın yaşamımız burada sona erer, ve ebediyen sonra erer. Mesih’in yaşamı mezarda sona ermedi ve büyük vaat şudur ki, bizimki de ermeyecektir.


“Eğer Mesih ölümden dirilmeseydi, Allah’ın halkını kurtarmak için kurtarıcı eyleminin uzun seyri, çıkışı olmayan sokakta, bir mezarda sona erecekti. Mesih’in dirilişi gerçek olmasaydı, o zaman Allah’ın canlı bir Allah olduğu güvencesine sahip olamayacaktık, zira ölüm son söze sahiptir. İman nafile olacaktı, çünkü bu imanın gayesi, kendisini yaşamın Rabbi olarak haklı çıkarmayacaktı. O zaman Hıristiyan inancı, Mesih’teki Tanrı’nın kendisini nihai ve en yüce şekilde açıklamasıyla beraber mezarda hapsolacaktı—eğer Mesih gerçekten ölmüş olarak kalsaydı.”—George Eldon Ladd, A Theology of the New Testament (Grand Rapids: Wm. B. Eerdmans, 1974), S. 318.




Haziran 25


  


“Herşey Gerçekleşmeli”



Bizlere Mesih’in dirilişinden hemen sonraki olayları bildiren Luka 24:13–49’u okuyun. Çeşitli karşılaşmalarda, İsa bu insanların kendisine ne olduğunu anlamalarına yardım etmek için neyi vurguluyor ve bu günümüzde dünyaya tanıklık eden bizler için bile neden çok önemlidir?






İsa’nın dirilişi, O’nun Mesihliğini tesis eden yeterli kanıta sahip olmalıdır. Çarmıha gerilmeden önce dövülmüş, hırpalanmış ve sonunda bedeni deşilmiş olan İsa, daha sonra bezlere sarılmış olarak mezara yerleştirilmişti. Bazılarının anlamsızca öne sürdüğü gibi İsa’nın hem çarmıha gerilmeyi atlatmış ve hem de kanı akan, hırpalanmış ve bitkin düşmüş bir şekilde mezardan sendeleyerek çıkmayı başarmış olması, zafer kazanmış bir Mesih düşüncesine ters gelmektedir.


Buna rağmen İsa canlıydı ve Emayus yolunda iki adamla en az birkaç kilometre yürüyebilecek kadar sağlamdı. Bundan sonra kim olduğunu açıklamadan önce, İsa onları Kutsal Yazı’ya yönlendirdi, O’ndaki imanları için sağlam dini temeller verdi.


Sonra öğrencilere göründüğünde, İsa onlara bedenini gösterdi, onlarla birlikte yemek yedi ve daha fazlasını yaptı: Onlara Allah’ın Söz’ünü vurguladı: “Şöyle yazılmıştır: Mesih acı çekecek ve üçüncü gün ölümden dirilecek; günahların bağışlanması için tövbe çağrısı da Yeruşalim’den başlayarak bütün uluslara O’nun adıyla duyurulacak. Sizler bu olayların tanıklarısınız” (Luka 24:46–48).


Burada da İsa sadece Kutsal Yazı’ya işaret etmekle kalmayıp (gerçekten canlı olduğu ve onlarla birlikte olduğu kanıtı yanında) O’na gerçekten ne olduğunu anlamalarına yardım etmek için Kutsal Yazı’yı kullanmıştı. Ayrıca dirilişini, tüm uluslara müjdeyi vaaz etme göreviyle doğrudan ilişkilendirdi.


Böylece İsa’nın kim olduğu konusundaki tüm güçlü kanıtlara rağmen, O takipçilerini hep Allah’ın Söz’üne yönlendirdi. Her şeyden evvel, bugün Allah’ın Söz’ü aramızda olmasaydı, çağrımızı ve dünyaya müjdeyi vaaz etme görevimizi nasıl bilebilirdik? Müjdenin bile ne olduğunu nasıl bilebilirdik? O halde Kutsal Kitap, İsa ve O’nun öğrencileri için olduğu kadar, bugün bizim için de merkezidir.



Kutsal Kitap ile ne kadar çok zaman geçiriyorsun? Yaşamına, yaptığın tercihlere ve başkalarına karşı davranışlarına nasıl etki ediyor?





Haziran 26


   


Ek Çalışma: “Mesih’in ölümünün önemi, kutsallar ve melekler tarafından görülebilir. Düşmüş insanlar, dünyanın başlangıcında kesilen Kuzu olmaksızın cennette bir yuva sahibi olamaz. O halde Mesih’in çarmıhını yüceltmeyelim mi? Melekler Mesih’i onurlandırmakta ve yüceltmektedirler, zira onlar bile Tanrı Oğlu’nun acılarına bakmaksızın güvencede değillerdir. Göklerin meleklerinin döneklikten korunmaları, çarmıhın etkisi sayesindedir. Çarmıh olmaksızın, Şeytan’ın düşmesinden önce meleklerin başına gelen kötülükte olduğu gibi, artık hiçbir güvencede olamazlar. Meleksel mükemmellik göklerde başarısız olmuştu. İnsani mükemmellik Aden cennetinde başarısız olmuştu. Yeryüzünde ve gökyüzünde güvence isteyen herkes Allah’ın Kuzu’suna bakmalıdır.”—Ellen G. White, The SDA Bible Commentary, Cilt 5, S. 1132.



Tartışma Soruları:


¤ Hıristiyanlar olarak imanda yaşamak zorundayız; yani doğrudan görgü tanığı olmadığımız, tamamen kanıtlayamadığımız bir şeye inanmalıyız. Tabii ki insanlar birçok şeyde bunu hep yapıyorlar. Örneğin, bilim bağlamında bir yazar şöyle yazmıştı: “Özetle, sahip olduğumuz inançların şaşırtıcı derece çok azı için doğrudan kanıtımız var.”—Richard DeWitt, Worldviews: An Introduction to the History and Philosophy of Science, second edition (Chichester, West Sussex, U.K.: John Wiley and Sons, Ltd., 2010) S. 15. Yine de inancımız için, inandığımız şeyler için birçok iyi sebeplere sahibiz. Örneğin Büyük Görev bağlamında İsa’nın öğrencilerine ne söylediğine bakın: “Göksel egemenliğin bu Müjdesi bütün uluslara tanıklık olmak üzere dünyanın her yerinde duyurulacak. İşte o zaman son gelecektir” (Mat 24:14). Şimdi İsa’nın bu sözleri söylediği zamanı düşünelim. O’nun zamanındaki takipçilerin sayısı ne kadardı? Kaç kişi O’na inandı veya O’nun kim olduğunu ve neyi gerçekleştirdiğini anladı? Ayrıca dünyevi inanlı topluluğunun, yüzyıllarca Roma İmparatorluğunda karşılaştığı tüm muhalefetleri düşün. Tüm bu gerçekleri aklınızda tutarak, İsa’nın bu önbildirisinin ne kadar önemli olduğunu ve Allah’ın Söz’üne olan güvenimize nasıl yardım etmesi gerektiğini tartışın.


   


¤ Yukarıdaki Ellen G. White’ın pasajını okuyun. Bu, bizim günah meselesinin gerçekte ne kadar evrensel olduğunu anlamamıza nasıl yardım etmektedir? Melekler bile İsa’ya bakmaksızın güvencede değillerdir. Bunun anlamı nedir?



Güneşin Batışı: 20:40 (İstanbul)