PDF İndir - Sebt Günü Çalışma Kitapçığı – Sebt Günü Çalışma Kitapçığı – 2.çeyrek 2015 – Luka Kitabı

 

SEBT GÜNÜ

ÇALIŞMA KİTAPÇIĞI

STANDART VERSİYONU

ÖZDEYİŞLER

Yazar:

Jacques Doukhan

OCAK ŞUBAT MART

2015

 

Eski Antlaşma (Tevrat ve Zebur)    Yeni Antlaşma (İncil)

Yar   = Yaratılış                              Mat = Matta

Çık   = Çıkış                                  Mar = Markos

Lev   = Levililer                              Luk = Luka

Say   = Çölde Sayım                        Yu   = Yuhanna

Yas   = Yasa                                   Elç = Elçilerin İşleri

Yşu   = Yeşu                                  Rom   = Romalılara Mektup

Hak  = Hakimler                            1Ko = Korintlilere 1. Mektup

Rut   = Rut                                   2Ko = Korintlilere 2. Mektup

1Sa   = 1. Samuel                           Gal = Galatyalılara Mektup

2Sa   = 2. Samuel                           Ef    = Efeslilere Mektup

1Kr   = 1. Krallar                            Flp = Filipililere Mektup

2Kr   = 2. Krallar                            Kol = Koloselilere Mektup

1Ta  = 1. Tarihler                           1Se   = Selaniklilere 1. Mektup

2Ta  = 2. Tarihler                       2Se   = Selaniklilere 2. Mektup

Ezr   = Ezra                                   1Ti = Timoteyus’a 1. Mektup

Neh  = Nehemya                            2Ti = Timoteyus’a 2. Mektup

Est   = Ester                                  Tit   = Titus’a Mektup

Eyü  = Eyüp                                  Flm = Filimun’a Mektup

Mez  = Mezmurlar (Zebur)               İbr   = İbranilere Mektup

Özd  = Süleyman’ın Özdeyişleri         Yak   = Yakup’un Mektubu

Vai   = Vaiz                              1Pe = Petrus’un 1. Mektubu

Ezg   = Ezgiler Ezgisi                       2Pe = Petrus’un 2. Mektubu

Yşa   = Yeşaya                                1Yu = Yuhanna’nın 1. Mektubu

Yer   = Yeremya                             2Yu = Yuhanna’nın 2. Mektubu

Ağı   = Ağıtlar                                3Yu = Yuhanna’nın 3. Mektubu

Hez  = Hezekiel                             Yah = Yahuda’nın Mektubu

Dan  = Daniel                                Vah = Vahiy (Esinleme)

Hoş  = Hoşea               

Yoe   = Yoel

Amo = Amos

Ova  = Ovadya

Yun  = Yunus

Mik  = Mika

Nah  = Nahum

Hab  = Habakkuk

Sef   = Sefanya

Hag  = Hagay

Zek  = Zekarya

Mal  = Malaki

 

İçindekiler

    1.. “Bilgelik Çağrısı” (27 Aralık–2 Ocak)................................................................... 6

    2.. Kulaktan Ayağa Kadar (3–9 Ocak)....................................................................... 13

    3.. Ölüm Kalım Meselesi (10–16 Ocak)................................................................... 20

    4.. İlahi Bilgelik (17–23 Ocak)...................................................................................... 27

    5.. Doğruların Bereketleri (24–30 Ocak)............................................................... 34

    6.. Her Gördüğün Şeye Kanma (31 Ocak–6 Şubat)........................................... 41

    7.. Kavgalara Karşı Muamele (7–13 Şubat).......................................................... 48

    8.. Bilgelik Sözleri (14–20 Şubat)............................................................................... 63

    9.. Gerçeğin Sözleri (21–27 Şubat)............................................................................ 70

10.. Maskenin Arkasında (28 Şubat–6 Mart)........................................................... 77

11.. İmanda Yaşamak (7–13 Mart)................................................................................ 84

12.. Bilgenin Tevazusu (14–20 Mart).......................................................................... 91

13.. Kadınlar ve Şarap (21–27 Mart)........................................................................... 98

Editör Ofisi  12501 Old Columbia Pike, Silver Spring, MD 20904

Web sayfamızı ziyaret edin: http://www.adventistler.com

Yazar                                                                          Pacific Press Koord.

Jacques Doukhan                                                     Wendy Marcum

                                                                                    

                                                                                    

Editör                                                                         Kapak & Sayfa Tasarım

Clifford R. Goldstein                                                AngelOS

                                                                                    

Editör Sekreteri                                                         Çeviri

Soraya Homayouni                                                   AngelOS

Bu kitapçık Yedinci-Gün Adventistleri Genel Konferansı Yetişkinler için Sebt Okulu Çalışma Kitapçığı ofisi tarafından hazırlanmıştır. Bu kitapçığın hazırlanması Sebt Okulu Geliştirme Komitesinin yönetimi altında olmuştur. Yayınlanan bu kitapçık bu komitenin görüşlerini yansıtmakta olup sadece veya mutlaka yazarın (veya yazarların) görüşleriyle sınırlı değildir.

İstek Adresi                            Web:         www.adventistler.com

Email:   irtibat@adventistler.com

 

K

utsal Kitap’taki birçok kitap, derin ruhsal ve teolojik gerçeklerle doluyken, Özdeyişler kitabı, günlük yaşam için pratik, dünyaya yönelik tavsiyelerle doludur.

Kısa, iyi dengelenmiş, şiirsel, esprili ve çoğunlukla nükteli haliyle özdeyişler evrenseldir, kolay ezberlenir ve maksadını iyi anlatır, hatta bazen dokunaklı söylevlerden ve sert tartışmalardan bile daha etkilidir.

Örneğin: “Ey tembel kişi, git, karıncalara bak, onların yaşamından bilgelik öğren” (Özd 6:6). Veya: “Çölde yaşamak, can sıkıcı ve kavgacı kadınla yaşamaktan yeğdir” (Özd 21:19). Ya da: “Düşmanın acıkmışsa doyur, susamışsa su ver. Bunu yapmakla onu utanca boğarsın ve RAB seni ödüllendirir” (Özd 25:21, 22). Böyle bir benzetmeyi kim unutabilir ki?

Özdeyişler kitabı, nesiller boyu birikmiş bir bilgeliğin tanıklığıdır. Onun insan yazarları arasında Kral Süleyman (Özd 1:1–9:18, 10:1–22:16, 25–29); kadim Yakın Doğu diyarından gelen bilinmeyen “bilge adamlar” (Özd 22:17–24:22, 24:23–34); ve İsrailli olmayan Agur (Özd 30:1–33) bulunmaktadır. Kitap, Kral Hizkiya’nın derlemelerini bile onaylamaktadır (Özd 25:1). Bazı durumlarda, kitap kadim Yakın Doğu metinlerini yansıtmaktadır, özellikle kadim Mısır’dan olanları.

Bununla birlikte Özdeyişler kitabı Allah’ın Söz’üdür, çünkü yazarlar katkılarını hep birlikte ilahi bir ilham altında sunmuşlardır. Allah ayetlerde nadiren açıkça anılsa da, O her zaman mevcuttur: pazarda nerede isek veya yiyor, içiyor, çalışıyor, alıyor, satıyor, sohbetleşiyor ve seviyorsak, Rab de oradadır. Özdeyişlerdeki Tanrı, ister kâhin isterse sıradan bir mümin olsun, sadece dindar bir kişinin Tanrısı değildir. Burada dindarlık, çalışma giysilerine bürünmüştür.

Özdeyişler kitabı aynı zamanda Allah’tan korkmanın ne demek olduğunu öğretir (Özd 1:7, 31:30), sadece inanlı topluluğu içinde değil, aynı zamanda günlük yaşamımızda da; zira yaşam tarzımız, vaaz ettiğimiz, dua ettiğimiz hatta adadığımız yoldan çok daha etkilidir (Özd 28:9, 15:8).

Özdeyişler’de, Rab’bi “yaptığın her işte” (Özd 3:6) andığında, “bilgelik” kazanacağın açıklanmıştır; yani bilgelik imanda ve itaatte yaşamaktadır; Yaratılış’ın Allah’ı huzurundaki insan açısından ne anlam taşıdığıyla ilgilidir.

Özdeyişler kitabından, pratik bir tarzda ama sağlam bir şekilde nasıl bilge olunacağını öğreniriz. Kitap şu gibi sorulara yanıt verir: Çocuklarıma neyi, nasıl öğretmeliyim? Nasıl mutlu ve başarılı olabilirim? Neden para sorunlarım var? Mesleğimde nasıl ikramiye alabilirim? Cinsel ayartılara nasıl direnebilirim? Hiddetime veya dilime nasıl hakim olmalıyım?

Sonuçta, aslında bilgeliğin entelektüel olması gerekmez. Tam tersine beyin gücünden en çok emin olan kişi, budalayı oynama tehlikesi altındadır, zira en zeki kişi bile çok az şey biliyordur. Kişi kendisinin zaten bilge biri olduğunu düşünürse, daha çok bilgiye sahip olmasının gereksiz olacağı sonucuna varabilir. Buna karşın bilgeliğin ön şartı, alçakgönüllü olmak, ihtiyacımızı hissetmek ve bilgelik için dua etmektir.

Özdeyişler derin ve zengindir, birçok konuyla meşgul olur. Burada zaman elverdiğince bazı konuları seçip ele alacağız. Hepsini ele alamayız ama sahip olduklarımız aslında duayla dolu bir çalışmaya değecektir.

Jacques B. Doukhan, İbranice ve Eski Ahit Tefsiri profesörü olup, Andrews Üniversitesi Yedinci–Gün Adventistleri Teolojik Seminerinde, Musevi–Hıristiyan Araştırmaları Enstitüsü direktörüdür. Fransız vatandaşı (Cezayir doğumlu) olan Doukhan, Strasburg Üniversitesinde doktora yapmıştır ve Andrews Üniversitesinde teoloji doktoru ünvanına sahiptir.

 

*27 Aralık–2 Ocak

“Bilgelik Çağrısı”

Sebt Günü

Konuyla İlgili Metinler: Özdeyişler 1–3, Yar 1:1, Çık 19:16, 20:20, Özd 11:30, 13:12, 15:4.

Hatırlama Metni: “RAB korkusudur bilginin temeli. Ahmaklarsa bilgeliği ve terbiyeyi küçümser” (Özdeyişler 1:7).

A

den’den beri insan trajedisinin kökeni, yanlış seçimlerde yatmaktadır. “Anlayış sahibi olan Gerçek Kişi yerine aldatıcıyı dinlediğinden dolayı insan her şeyi kaybetmiştir. Kötüyü iyi ile karıştırmak suretiyle kafası da karışmıştır.”—Ellen G. White, Education, S. 25.

Özdeyişler kitabı, doğru seçimler yapmamız, aldatıcının değil de Allah’ın yolunu seçmemiz konusunda bizlere her konuda yardımcı olur. Oğluna konuşan anne veya babanın gayesi, onu sadece yanlış tercihlere karşı uyarmak değil, aynı zamanda doğru olanı yapmak konusunda onu teşvik etmek içindir. Bu çok önemlidir, zira yaptığımız seçimler aslında ölüm kalım meselesidir.

Özdeyişler’in ilk üç bölümü, bu eğitim metodunu betimlemektedir. Kitabın gayesini açıkladıktan: “bilgeliği anlamak” (Özd 1:2), ve kitabın vecizesini ortaya koyduktan: “RAB korkusudur bilginin temeli” (Özd 1:7, Özd 9:10 ile karş.) sonra yazar ahmaklıkları dinlemememiz konusunda sık sık uyarmakta, göksel bilgelik çağrısına yanıt vermeye teşvik etmektedir.

*3 Ocak Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.

 

28 Aralık

   

Bilgeliğin Başlangıcı

Özdeyişler 1:1–6’daki “Davut oğlu İsrail Kralı Süleyman’ın özdeyişleri” (Özd 1:1) başlığı, bu özdeyiş ile 1Kr 3:5–14 arasında bir bağ kurar. Krallar’da (Özdeyişler kitabında olduğu gibi) Süleyman, Allah’tan bilgelik bekleyen bir oğul olarak temsil edilmiştir. Ayrıca her ikisinin de Süleyman’ı “Davut’un oğlu” olarak anmasına ek olarak, iki ayet önemli ortak ifadeleri paylaşmaktadır: “anlamak,” “bilgelik,” “yargı.” Bunlar sadece kitabın arkasındaki motif olarak Süleyman’ı teyit etmekle kalmaz, aynı zamanda Özdeyişler’de insanın Allah’tan gelen bilgeliği araştırdığını gösterirler.

Özdeyişler 1:7’yi okuyun. Bilgelik nedir? “RAB korkusu” nedir? Bu iki kavram birbiriyle nasıl ilişkilidir?

Burada geçen “bilgelik” ifadesi, dini bir tecrübe olarak tarif edilmiştir. Rab korkusuyla ilişkilidir. İbrani dininin bu önemli kavramı, Özdeyişler’in anahtarıdır. Sürekli yinelenmesinin yanında, tüm kitabın çerçevesini oluşturur (Özd 1:7, 31:30).

Rab korkusunun, ilahi cezaya karşı batılca ve çocukça bir korku duymakla ilgisi yoktur. Aksine her zaman ve her yerde, Allah’ın şahsi varlığının aşırı ölçüde farkına varmak olarak anlaşılmalıdır. Rab korkusu, insanların Allah’ın Sina’daki vahyine (Çık 19:16, 20:20) tepkisini karakterize etmişti, tıpkı Allah’ın onlarla yaptığı antlaşmaya yanıt olarak insanların da O’na sadık kalması ve sevmesi konusundaki taahhütlerini açıkladığı gibi (Yas 10:12).

Kısacası, Allah’tan korkmak, O’na sadık kalmak ve O’nu sevmek demektir.

“RAB korkusudur bilginin temeli (başlangıcı)” ifadesi, bilgeliğin bu “korkuyu” başlatması demektir. “Başlangıç” (reşit) için kullanılan İbranice sözcük, Yaratılış öyküsündeki ilk sözcüğe işaret etmektedir (Yar 1:1). O halde bilgelikteki ilk ders, bizlere yaşam ve soluk veren ve her zaman mevcut olan—seven, adil ve kefaret eden—bir Allah’ın Yaratıcımız olduğunu anlamaktır (Yu 3:16, Mez 89:14, İbr 9:12).

Bizlere Allah’tan hem korkmamız hem de sevmemiz söylenmiştir. Bu iki kavram, Rab ile olan tecrübende nasıl birbiriyle ilişkilidir?

 

29 Aralık

   

Gerçek Eğitim

Özdeyişler 1:8–19’u okuyun. Bu ayetlerde hangi iki zıt “eğitim” yolu sergilenmektedir? Sadece ebeveynler için değil, aynı zamanda Rab’den korkan herkes için buradaki temel mesaj nedir?

Eğitim her şeyden evvel bir aile meselesidir ve gerçek eğitim en başta ebeveynlerden gelir. Bu ayetlerde, bu eğitim “talimat” ve hatta “yasa” olarak anılmıştır. Yasa’nın İbranicesi olan torah (tevrat), “yön” demektir. Ebeveynler çocuklarını doğru yönlendirmelidirler. Buna karşın diğer tarz “eğitim” tanımlanmamış ve adlandırılmamıştır. Sadece yanlış yöne götüren günahkârların sesi olarak tanınmıştır.

Ayrıca, birçok kez tekrarlanan, cinsiyet ayrımı anlamında ele alınmaması gereken “oğlum” sözcüğü, ebeveynlerin talimatını vurgulamaktadır. Her ebeveyn—“baban,” “annen”—tekil olarak açıkça tanımlanmış ve şahsen belirtilmişken, diğer taraf isimsiz, çoğul “günahkârlardır.”

“Rab, bilgeliğiyle ailenin bütün eğitim vasıtalar içinde en büyüğü olduğunu belirtmiştir. Çocuğun eğitiminin başladığı yer aile yuvasıdır. Burası onun ilk okuludur. Burada, eğiticileri olarak ebeveyniyle ona tüm yaşamı boyunca kılavuzluk edecek dersler öğrenir. Yuvanın eğitimsel etkisi, iyi veya kötü için kalıcı bir güçtür. Eğer çocuk burada doğru eğitilmezse, onu kendi seçtiği vasıtalarla Şeytan eğitecektir.”—Ellen G. White, The Adventist Home, S. 182.

Ailevi eğitim adına en iyi kanıt, onun sonuçlarıdır. Bunlar, karakterin dahili vasıfları olup, tıpkı süsler gibi başın üzerinde ve boynun etrafında yer alırlar. Ortadoğu kültüründe, değerli miraslar olarak ebeveynlerden çocuğa birbirinden güzel yakalıklar ve çelenkler devredilir. Ancak eğitim, maddi zenginliklerden çok daha önemlidir. Çocuklarımızla geçirdiğimiz zaman, işlerimizde harcadığımız zamana nazaran, onlar açısından çok daha büyük değer taşır. Ayrıca bireyin yüzünün de yer aldığı boyun ve başın anılması, eğitimin onun kişiliğini şekillendirmesini akla getirmektedir. Budalalık ve günahkârlık yolunda sadece ayaklar anılmaktadır (Özd 1:15), öyle ki bu da oğulun kişiliğini kaybettiği yanlış yoldur.

Kültürün, toplumun, dostların ve hatta ailenin yolumuza serdiği denenmelere karşı direnmeyi nasıl öğrenebiliriz?

 

30 Aralık

  

Bilgelik Çağrısı

Özdeyişler 1:20, 21’i okuyun. Burada bilgelik nasıl temsil edilmektedir? Bizlere ne söylenmektedir?

Günahkârlar “pusuya yatanlar” ve “gizlice pusu kuranlar” (Özd 1:11, 18) iken, bilgelik “dışarıda yüksek sesle haykırır” (Özd 1:20), “kalabalık sokak başlarında bağırır” (Özd 1:21) ve “sözlerini duyurur” (Özd 1:21). Bilgelik burada şahsileştirilmiştir ve onun teklifi sokaktaki erkeğe ve kadına verilmiştir. Bu, gerçek iş yaşamında herkes içindir. Birçok ürünün ve satıcının gürültüsü ve rekabeti arasında bilgelik çağrısı yüksek sesle olmalıdır; aksi takdirde diğer birçok sesin yaygarası içinde duyulamaz.

Özdeyişler 1:22–32’yi okuyun. Bilgeliği reddetmenin sonucu nedir?

İnsanların bilgeliği reddetmesinin sebebi, bilgeliğin kendisinden kaynaklanmaz, her şey bunu reddedenin karakterine bağlıdır. Bunlar, sanki kendileri en iyisini biliyorlarmış gibi kibir ve vurdumduymazlık olarak tarif edilmiştir (Özd 1:25, 30. ayet ile karş). Buradaki ima, bilgeliğin saf ve basit insanlar için olduğu yolundadır. Ancak bilgeliği reddedenler basit ve saf olsalar da, onlar “bilgiden nefret eden” (Özd 1:22; 29. ayet ile karş.) aptallardır.

Bilgeliği reddedenler, bu reddedişlerinin ürününü biçeceklerdir. Rab’den korkma seçimini reddedenler, kendilerinden hoşnut olacaklar: onlar “kendi düzenbazlıklarına doyacaklar” (Özd 1:31). Eğer yukarıdan gelen bilgeliği reddedersek, çoğunlukla kendimiz için ürettiğimiz masallara ve yalanlara inanırız ya da başkalarının bizler için ürettiği masallara ve yalanları aynen kabul ederiz. Bu yolla, Allah’ı putlarla takas ederiz. İronik olarak dini küçümseyenler, onları basit ve saf kişiler olarak adlandırarak alay edenler, çoğunlukla bir bakıma batıl inançlı olup, sonuçta kalbin en temel ihtiyaçlarını bile hiçbir zaman karşılamayacak fani ve yararsız şeylere değer veren insanlardır.

Özdeyişler 1:33’ü okuyun. Daha önce verilen bağlama istinaden, burada bizler için hangi vaat ve umut bulunmaktadır? Bu vaat, kendi yaşantımızda nasıl gösterilmiştir?

 

31 Aralık

  

Bilgeliğin Yararı

Özdeyişler 2:1–5’i okuyun. “RAB korkusunu” anlamanın koşulları nelerdir? Bu konuda hangi seçimleri yapmalıyız?

Eğitim sürecindeki üç aşamayı belirtmek açısından üç kez “–se” şart takısı içeren cümle kurulmuştur. Birinci “–se,” dinlemenin pasif aşamasını tanıtmaktadır; yani bilgelik sözlerine dikkat verip, sadece alıcı olmak (Özd 2:1, 2). İkinci “–se,” bilgelik için aktif bir şekilde yalvarmak ve rica etmek (Özd 2:3). Üçüncü “–se,” “gizli hazinelere” yönelik bilgeliği araştırma ve aramada tutkulu bir şekilde çaba göstermek (Özd 2:4).

Özdeyişler 2:6–9’u okuyun. Doğruluğu anlamanın şartları nelerdir? Bilgelik kazanmada Allah’ın sorumluluğu nedir?

  1. ayetteki “RAB verir” ifadesinin, 5. ayetteki “RAB bilgisini anlarsın” ifadesine bir yanıt olduğuna dikkat edin. Kurtuluş gibi bilgelik de Allah’tan gelen bir armağandır. İlk paragraf insani süreci tarif etse de, bu paragraf ilahi işi tarif etmektedir: Bilgeliği O verir; bilgeliği O alır; ve bilgenin yolunu O korur ve gözetir.

Özdeyişler 2:10–22’yi okuyun. Bilgelik nihayetinde kalpte yerini bulduğunda ne olur?

“Bilgelik kalbine girdiğinde,” dönüşümün son safhası başlar. Sadece Rab’bi anlamaktan dolayı mutlu olmakla kalmayacağız, bu ruhlarımız için de zevkli bir tecrübe olacaktır (Özd 2:10). Ayrıca kötü yoldan korunacak (Özd 2:12), kötülüğün cazibesinden sakınacak (Özd 2:16) ve doğruluk yolunda yürüyeceğiz (Özd 2:20).

Özdeyişler 2:13, 17’yi okuyun. Kötülüğün ilk adımı nedir ve nereye götürür?

Günahkâr olsak da, kötü yola düşmek zorunda değiliz. Yanlış yolda oldukları tasvir edilenler, önce doğru yolu terk etmek zorundadırlar. İşte o zaman kötülüğün sadakat eksikliğinden oluştuğu anlaşılır. Günah gizlice ve masum olarak başlar, fakat çok geçmeden günahkâr sadece kötülük yapmakla kalmaz, ondan hoşlanır da.

Allah korusun, eğer kötülük yapmaktan hoşlanıyorsan, kendin hakkında ne düşünmelisin? Daha da kötüsü, ya bunu kötülük olarak algılamıyorsan?

 

1 Ocak

  

Unutma!

Özdeyişler 3:7’yi okuyun. Birinin kendisini bilge olarak görme tuzağı nedir?

Birinin kendisini bilge olarak görmesi, o kişinin bilge olmak için Allah’a ihtiyaç duymama yanılgısını doğurur. Bu çaresiz bir durumdur. “Akılsız bile ondan daha umut vericidir” (Özd 26:12). Yinelersek, bilgelik dini bir taahhüt olarak tarif edilmiştir. Bilge olmak demek Allah’ın buyruklarını tutmak (Özd 3:1), “sevgi ve sadakatten” (Özd 3:3) ayrılmamak ve “RAB’be güvenmektir” (Özd 3:5). Bilgelik, Allah ile samimi bir ilişkiyi içerir. Allah’ın etkisine şahsi yanıtımızın bulunduğu yer olan kalbin sürekli anılmasına dikkat edin (Özd 3:1, 3, 5). (Bilgeliğin girmesi gereken yer olarak kalp zaten Özdeyişler 2:10’da anılmıştı.)

Özdeyişler 3:13–18’i okuyun. Bilgelik armağanıyla hangi ödüller gelir?

Bilgelik yaşam ve sağlıkla ilişkilendirilmiştir (Özd 3:2, 8, 16, 18, 22). Kitapta birkaç kez tekrarlanan bir vaat olarak (Özd 11:30, 13:12, 15:4), en fazla hatırlatılan imgelerden biri de “yaşam ağacıdır” (Özd 3:18). Bu mecaz, Aden Bahçesi’ni ima eder. Bu vaat, bilgelik kazanmanın sonsuz yaşamı sağlayacağı anlamına gelmez; aksine Aden’deki ilk ebeveynlerimizin Allah ile birlikte yaşadığı yaşam kalitesinin bir ölçüde telafi edilebileceğini telkin eder. Allah ile yaşarsak, Aden hakkında birtakım izler, ipuçları edinebiliriz; bundan da öte, bu kaybolmuş krallığın vaat edilen telafisini umut etmeyi öğrenebiliriz (Bkz. Dan 7:18).

Özdeyişler 3:19, 20’yi okuyun. Bilgelik ihtiyacı neden çok hayatîdir?

Yaratılış öyküsünün bu beklenmedik iması, bu bağlamda uygun değilmiş gibi görünebilir. Ancak Yaratılış’ta bilgeliğin kullanılışı, 18. ayetteki bilgeliği yaşam ağacıyla ilişkilendiren iddiayı pekiştirmektedir. Eğer Allah gökyüzünü ve yeryüzünü yaratmak için bilgelik kullandıysa, o zaman bilgelik önemsiz bir şey değildir. Bilgeliğin kapsamı evrenseldir, dünyevi varlığımızın sınırlarının ötesine uzanır. Bilgelik aynı zamanda sonsuz yaşamımızı da etkiler. Bu ders, Aden Bahçesini hatırlatan yaşam ağacında da ima edilmiştir. Bu perspektif ayrıca, “Bilge kişiler onuru miras alacak” (Özd 3:35) pasajındaki vaadi de içermektedir.

 

2 Ocak

  

Ek Çalışma: Ellen G. White, “Hidden Treasure,” S. 111–114, Christ’s Object Lessons; “A Blessing in the Home,” S. 334, Messages to Young People; “Study of Physiology,” S. 197, 198, Education; Ellen G. White Comments, S. 1156, The SDA Bible Commentary, Cilt 3 kitaplarını okuyun.

“Gençliğin, Allah’ın ‘yaşam kaynağı’ Mezmur 36:9 olduğu konusunda Kutsal Kitap’ta geçen derin gerçeği anlaması gerekir. O, sadece her şeyin kaynağı olmakla kalmayıp, canlı olan her şeyin yaşamıdır. Güneş ışığında, saf ve serin havada, vücudumuzu geliştiren, destekleyen ve güçlendiren yiyeceklerle aldığımız her şey, O’nun yaşamıdır. Her saat, her an mevcudiyetimiz O’nun yaşamı sayesindedir. Günahla çarpıtılmadığı sürece, O’nun tüm armağanları yaşama, sağlığa ve coşkuya yöneltir.”—Ellen G. White, Education, S. 197, 198.

“Birçokları Allah’a bağlılığın, sağlık yönünden ve sosyal yaşamdaki mutluluk açısından zararlı olduğuna inanır. Ancak bilgelik ve kutsallık yolunda yürüyenler, ‘şimdiki ve gelecek yaşamın vaadini içeren Tanrı yolunda yürümenin her yönden yararlı’ olduğunu anlayacaklardır. Onlar yaşamın gerçek zevklerinden haz almanın farkındadırlar.”—Ellen G. White Comments, The SDA Bible Commentary, Cilt 3, S. 1156.

Tartışma Soruları:

¤ Bilgelik ve bilgi arasındaki fark nedir? Bir insan nasıl çok şey bilip de bilge olamayabilir? Her şeyden evvel, çok zeki olup da hiç bilgeliğe sahip olmayan birini kim şahsen tanımamıştır veya duymamıştır?

   

¤ “RAB korkusu” fikri üzerinde derince düşünün. Eğer “sevgide korku yoktur” (1Yu 4:18) ise, Rab’den korksak bile, O’nu yine de nasıl severiz? “RAB korkusu”nda, adalet ve sevgi arasındaki gerilimi nasıl bağdaştırabiliriz?

¤ “Birinin gözünde bilge” olmak neden tehlikeli bir durumdur, özellikle de insan kalbinin ne kadar bozuk olduğunu göz önüne aldığımızda ve istediğimiz herhangi bir davranışı haklı çıkarmanın çok kolay olduğu bir ortamda? En kötü davranışları bile haklı çıkaranları düşün. Aynı şeyi yapmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?

Güneşin Batışı: 16:46 (İstanbul)

 

*3–9 Ocak

Kulaktan Ayağa Kadar

Sebt Günü

Konuyla İlgili Metinler: Özdeyişler 4, 1Kr 3:9, Mat 13:44, Özdeyişler 5, 1Ko 10:13, Özd 6:1–19.

Hatırlama Metni: “Gideceğin yolu düzle, o zaman bütün işlerin sağlam olur. Sapma sağa sola, ayağını kötülükten uzak tut” (Özdeyişler 4:26, 27).

B

ilim göstermiştir ki, dinlemek nasıl yürüyeceğimize etki etmektedir, hatta dengemiz bile ne kadar iyi duyduğumuzdan etkilenmektedir. O halde eğitim veya bilgi—yani duyduklarımız—nasıl yaşadığımız açısından çok önemlidir. “Bilgeliğe ilk adım onu sahiplenmektir,” demektedir Özdeyişler 4:7.

Ancak eğitim ne kadar iyi olursa olsun, öğrenci dikkatini vermek zorundadır. Bu yüzden eskiden Mısırlı öğretmenler boşuna şöyle dememişlerdi, “çocuğun kulağı sırtındadır; vurulunca dinler.” (Mısır sanatında öğrenciler sık sık sırtında büyük kulaklarla temsil edilirlerdi.)

Sadece doğru ve yanlış hakkında bir şeyler bilmek yeterli değildir; nasıl yanlışı değil de doğruyu seçtiğimizi bilmek de önemlidir. Bilgelikte ilerleme, yanlış yöne sapmamamız için doğru talimatları duymayı, öğrendiklerimizi takip etmeyi ve itaati de içerir.

*10 Ocak Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.

 

 4 Ocak

  

Dinle!

Özdeyişler 4’ü okuyun. Burada hangi pratik gerçek vardır ve Allah’a sadakat içinde yaşamaya çabalarken, bunu yaşamımıza nasıl tatbik edebiliriz?

Eğitimde “dinleme” eylemi, ilk adımı oluşturur. İbranice düşüncesine göre bilgeliğin ve zekânın konumu, beyin değil kulaklardır. Bu da bir sorunu çözmeden veya kavramadan önce onu duymamız gerektiğini akla getirir. Yani dinlemek zorundayız. Süleyman bilgelik isterken, özellikle “sezgi dolu (duyan) bir yürek” (1Kr 3:9) rica etmişti.

O halde bilgeliğin ilk eylemi, “dinlemektir,” böylece bilgeliğin harici bir kaynaktan (buradaki durumda ebeveynler) geldiğini anlıyoruz. Bilgeliği kendi başımıza keşfedemeyiz. Bir bireyin tek başına dini bilgelik alanını kavraması olanaksızdır. Bilgelik her şeyden önce aldığımız bir şey olup, kendi hünerimizle şekillendirdiğimiz veya kendi gücümüz ve mantığımızla ortaya koyduğumuz bir şey değildir. “Kulak verme” (İbranicesi, “yüreğini koyma”) kapasitesi, yüreğin dahiliyetini ima eder. O halde bilgelik arama, sadece yapmacık ve objektif bir girişim değildir. Bireyin özü (İbranice’de düşünce) ve duyguların konumu olan kalp, bilgelik aramada pay sahibidir.

Matta 13:44 ve Yeremya 29:13’ü okuyun. Bu ayetler ve Özdeyişler 4’de vurgulanan bilgelik arama arasında ne gibi bir bağlantı bulabilirsin?

Duygular, insan olarak temel mevcudiyetimiz açısından çok önemli bir rol oynar ve bu nedenle Allah ile olan ilişkilerimizde gözardı edilemez ve edilmemelidir. Ruhsal yaşantımıza ilişkin duyguların gerçek konumunu ve değerini nasıl öğrenebiliriz? Duyguların seni doğru (ve yanlış) bir şekilde nasıl yönlendirdi ve bu tecrübelerden ne öğrendin?

 

5 Ocak

   

Aileni Koru

Bilgelik yolunda yürümeye karar versek de, bu yolda birçok engellerle karşılaşacağımız için çok dikkat göstermeliyiz (Bkz. 1Pe 5:8). Karşılaşacağımız en büyük tehlikelerden biri, yaşamın en değerli, duyarlı ve samimi alanı olan ailelerimizdir.

Özdeyişler 5’i okuyun. Hangi tehlikelere karşı korunmalıyız?

İlk tehlike kendimizle başlar; kendi sözlerimizde yatar. Söylediklerimizin yersiz ve karışık mesajlar içermediğinden emin olabilmek açısından, ağzımızdan çıkanlara dikkat etmeliyiz. Dudaklarımız bilgimiz ile uyum içerisinde olmalı ve ruhsal görüşlerimizi yansıtmalıdır.

İkinci tehlike ise aileye müdahale eden diğer bir kadından veya adamdan gelmektedir (ayet “yabancı bir kadın”dan gelen tehlikeyi ima etse de, buradaki dil daha kapsamlı olarak ele alınmalıdır; ayartı hem erkekten hem de kadından gelebilir). İsterse ayartıya kapılarak evlilik yeminini ihlal eden bir eş olsun, bu günahın ne kadar yıkıcı bir şey olduğunu görmeyen veya tecrübe etmeyen var mıdır?

Ayete göre, sık sık baştan çıkarıcı sözlerle başlayan bu ayartılara direnmenin en iyi yolu, bilgelik sözlerini dinlemektir. Yararlı bir eğitimi önemsemek ve ona riayet etmekle, büyük olasılıkla gerekli şeylere odaklanır ve böylece yolumuza çıkan zina veya buna benzer diğer ayartılara karşı korunuruz.

Tabii ki sadece kendimizi zinaya karşı korumakla kalmayıp, aynı zamanda “baştan çıkaran kadının” (ayartıcı) bulunduğu yere gitmekten kaçınmalı (Özd 5:10); onun evinin kapısına bile yaklaşmamalıyız (Özd 5:8).

Nihayetinde başka bir kadını veya erkeği sevme ayartısından korunmanın en iyi yolu şudur: sadece “gençliğinin aşkı” (Özd 5:18) olan kendi eşini sev. Vaiz’in yazarı şu tavsiyeyi vermektedir: “Güneşin altında Tanrı’nın sana verdiği boş ömrün bütün günlerini, bütün anlamsız günlerini sevdiğin karınla güzel güzel yaşayarak geçir” (Vai 9:9). Sahip oldukların için şükret, böylece başka şeylere bakmayacaksın.

1Ko 10:13’ü okuyun. Böyle bir vaade sahipken, kendini içinde alevlenen tutkulara karşı koruyabilmek adına şu anda ne gibi kesin ve pratik adımlar atmalısın?

 

6 Ocak

  

Dostluğunu Koru

Birisi şöyle demişti: “Rab, beni dostlarımdan koru; düşmanlarımla kendim başa çıkabilirim.” Özdeyişler kitabı, dostluğun zedelenebilirliği ile meşgul olmaktadır; bizlere dostlarımızı nasıl tutabileceğimize ve ayrıca eğer gerekliyse kendimizi onlardan nasıl koruyabileceğimize yönelik tavsiyelerde bulunmaktadır. “Dost” sözcüğü, aynı zamanda bizlere çok yakın olan, zaten dostumuz olan veya ileride dostumuz olacak olan “komşu” demektir. Dini bilgelik değerleri, insan ilişkilerine değer verir ve bu ilişkilerde özeni ve saygıyı ön plana çıkarır.

Özdeyişler 6:1–5’i okuyun. Süleyman hangi sorunu dile getiriyor ve bunun çözümü nedir? Burada aynı zamanda hangi önemli ruhsal ilkeyi görüyoruz?

Tevrat, insanların yoksullara yardım etmesi ve onlara faiz işletmeden borç para vermeleri için teşvik ederken (Çık 22:25), bilgelik bizleri tedbirsizlikten dolayı borç içine girmiş dostumuza maddi katkı konusunda uyarmaktadır. Hayırseverlik hizmeti, adalet hizmetini hariç tutmaz (Çık 23:2, 3). Mümkün olduğunca cömert olmamız gerekse de, yardımseverliğimizin bir fiyaskoya dönüşmediğinden emin olmalıyız (Özd 22:27 ile karş.).

Bundan dolayı özdeyişte bizlere bilgece bir nasihat verilmektedir. İlk tedbiri sözlerimize uyarlamalıyız. Durumu değerlendirip, dostumuza destek olabileceğimizden emin olmak çok önemlidir. Eğer durum böyleyse, o zaman konuşup söz vermeliyiz. Doğrusu ilişkilerimizin sıcaklığı veya duygusal anlar taahhüdümüzü hızlandırabilir ve daha sonra bundan pişmanlık duyabiliriz.

Ne kadar iyi niyetli olursan ol, eyleme geçmeden önce düşünmek ve gerçekleştiremeyeceğin şeyi itiraf etmen çok önemlidir. Önemli olan husus, eğer bir bağlantı içine giriyorsak, kendimizi alçaltmak, hatalarımızı itiraf etmek ve lütuf istemek gibi şeyler dahil, bu işi bitirmek için elimizden geleni yapmalıyız.

Bu özdeyişte bize verilen sözlerle, başkalarının yükünü taşıma (Gal 6:2) arzumuzu dengede tutmayı nasıl öğrenebiliriz?

 

7 Ocak

  

İşini Koru

Özdeyişler 6:6–8’i okuyun. Karıncalardan ne öğrenebiliriz?

Karıncalar sadece çok çalışmakla kalmaz (kendi ağırlıkları nispetinde onların taşıdıkları yük insanların taşıdıklarıyla karşılaştırılırsa, onlar insanlardan çok daha ağır yük altında çalışırlar), bağımsız olarak çalışırlar ve yönetilmeye ihtiyaçları yoktur. Onların bu kadar ağır çalışmalarının nedeni gelecekleridir. Onlar zorluk zamanlarını (kış) “sezer” ve kendilerini buna göre hazırlarlar. Öyleyse, plan yaparken veya bir aktiviteye başlarken, karınca bize gelecek hakkında düşünme bilgeliğini öğretir. “Bu her ebeveyn, her öğretmen, her öğrenci tarafından düşünülmesi gereken bir soruyu ortaya koyar—ister genç ister yaşlı olsun her insan tarafından. Yaşamdaki hiçbir iş tasarısı veya yaşam planı, mevcut yaşamdaki kısacık zamanı kucaklayacak ve sonu gelmez gelecek için önlem alacak kadar sağlam veya eksiksiz değildir.”—Ellen G. White, Education, S. 145.

Özdeyişler 6:9–11’i okuyun. Tembel kişiden ne öğrenebiliriz?

Karıncadan bir şeyler öğrenmesi gereken kişi tembeldir, başkası değil: “Ey tembel kişi, git, karıncalara bak, onların yaşamından bilgelik öğren” (Özd 6:6). Karıncalar çalışırken, tembeller uykudadır. Karıncalar hasat zamanı üretken iken, uyuşukluğun bir sembolü olarak tembeller ellerini kavuşturur. Karıncalar üstün bir gayretle kendilerinden daha ağır yükleri taşıyarak, gelecek için hazırlık yaparken, tembeller günü yaşar ve sadece kendileriyle meşgul olurlar.

Burada uyuşukluk ve tembellik kınansa da, yaşamın yalnızca işten ve para kazanmaktan çok daha fazlasını içerdiğini de hatırlamak zorundayız. İş haftası bağlamında sergilendiği gibi, Sebt Günü uygun dengeyi bulmamıza nasıl yardımcı olur?

 

8 Ocak

  

Kendini Koru

Yaşamın üç alanını—ailemizi, sosyal ilişkilerimizi ve işimizi—tehdit eden hususi kötülüklere karşı uyardıktan sonra, Özdeyişler bizlere kötünün bir tasvirini vermektedir. Bu, hicivle dolu ve keskin psikolojik bir gözlemdir. İki şiir (Özd 6:12–15 ve 16–19) birbirine paraleldir ve yedisinin de aynı şiirsel ritmiyle uyuşan motiflere sahiptir. Kötü kişinin içi, kalbinde düşündükleriyle bağlantılı olarak tarif edilmiştir; aynı zamanda dışarıda yaptıklarıyla görünür hale gelmiştir.

Özdeyişler 6:14, 18 ve Matta 15:19’u okuyun. Burada hangi önemli husus vurgulanmaktadır?

“Boş hayallere dalarsan, zihninin ahlaksız konularla meşgul olmasına izin verirsen, sanki düşüncelerin seni eyleme götürmüşçesine, Allah’ın önünde sen suçlu olursun.”—Ellen G. White, The Adventist Home, S. 334.

Özdeyişler 6:12–19’da hangi uyarılar yapılmaktadır?

Benzetme ironiktir. Tembel kişiyi, ağzında yalanla dolaşan kişi takip etmektedir. İki davranış da farklıymış gibi görünmektedir ancak her ikisi de aynı dersi vermektedir. Her ikisi de kendi başlarına kalmaktadır. Hiçbiri kendileri haricinde gelen talimatlarla ilgilenmemektedir. Her ikisi de kendi bilgeliklerini ve eğilimlerini takip etmektedir. Tembeller uyumaktadır, ne kulakları ne ayakları işlemektedir; kötülerin ise sadece ayakları ve ağızları çalışmaktadır, kulakları değil. Sonuç aynıdır: her iki taraf da yıkıma gitmektedir.

Aynı zamanda kötülüğün iki yönlü etkisi vardır: sadece günah işlenen kişilere zarar vermekle kalmaz, günahkârlara da aynı şekilde zarar verir. Yalancı sonunda kendi yalanlarına inanır. Ayrıca kötülüğün nihai sonucunun, aynı zamanda toplumu da etkileyen ihtilaf ve çekişme olması dikkate değerdir. Doğrusu günahın etkisi, eğer günahkârlarla sınırlı kalırsa, azdır. Diğerleri de bundan etkilenir ve genellikle daha da kötü biçimde.

Başkalarının günahı senin yaşamını nasıl etkiledi? Hiç şüphesiz, büyük ölçüde. Eylemlerinin başkalarını incitmemesi için ne kadar dikkatli olman gerektiği konusunda buradan ne gibi dersler çıkarabilirsin?

 

9 Ocak

  

Ek Çalışma:    Ellen G. White, “Moral Standards,” S. 326–339, The Adventist Home; “In Contact With Others,” S. 489–491, The Ministry of Healing; “Other Object Lessons,” S. 117–120, Education kitaplarını okuyun.

“Kutsal Kitap öğrencilerine, ona öğrenme ruhuyla yaklaşmaları öğretilmelidir. Kendi fikirlerimizi desteklemek amacıyla değil, aksine Allah’ın ne söylediğini bilmek amacıyla onun sayfalarını araştırmalıyız.

“Zihinsel yetersizlik ve ahlaki zayıflığın en büyük nedenlerinden biri, konsantrasyon eksikliğidir. Basın tarafından sürekli yayımlanan basılı medyanın muazzam akışıyla, yaşlılar ve gençler aceleyle ve yüzeysel olarak okuma alışkanlığı kazanmakta ve zihin, bağlantılı ve enerjik düşünme gücünü kaybetmektedir.”—Ellen G. White, Education, S. 189.

“Karıncaların kendileri için oluşturduğu konutlar, hüner ve azmi gösterir. Her seferinde sadece küçük bir tane taşırlar, fakat hamaratlık ve azimle harikalar yaratırlar.

“Süleyman, boş işlerle veya ruhu ve bedeni bozan uygulamalarla saatlerini harcayanları kınamak için karıncaların gayretlerine işaret etmektedir. Karınca gelecek mevsimler için hazırlık yapmaktadır; ancak yetenekli düşünsel güçlere sahip olan çoğu kişi, gelecekteki sonsuz yaşama hazırlanmada aciz kalmaktadır.”—Ellen G. White, Counsels to Parents, Teachers, and Students, S. 190.

Tartışma Soruları:

¤ Kendimize şahsi bir bedele mal olsa da, başkalarına nasıl yardım edebileceğimiz fikrini düşün. Şu ayete tezat olarak bu hafta öğretilenlere nasıl bakmalıyız: “Hiç kimsede, insanın, dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur” (Yu 15:13)?

   

¤ Doğal dünyadan kendi yaşamımıza uyarlayabileceğimiz başka ne gibi dersler alabiliriz? Dünyanın düşmüş olduğunu bilerek, bu derslerden çıkartacaklarımızda neden çok dikkatli olmalıyız?

¤ Özdeyişler 6:16–19’daki yedi iğrenç şeyi okuyun. Bunlar Allah’ın gözünde neden çok iğrenç kabul ediliyor?

Güneşin Batışı: 16:53 (İstanbul)

 

*10–16 Ocak

Ölüm Kalım Meselesi

Sebt Günü

Konuyla İlgili Metinler: Mat 5:21–30; Özd 6:21; 7:3; Özd 6:23; 7:2; 6:24; 6:30, 31; Özd 7:26, 27.

Hatırlama Metni: “Bu buyruklar sana çıra, öğretilenler ışıktır. Eğitici uyarılar yaşam yolunu gösterir” (Özdeyişler 6:23).

İ

ki kardeş evde yalnız bırakılmışlar, ancak annelerinin yeni pişirdiği keki yememeleri konusunda sıkı sıkıya uyarılmışlardı. Anne, çocukların itaat ettiğinden emin olmak için onları cezalandırmakla tehdit etmeyi de ihmal etmemişti.

Buna rağmen kadın evden ayrıldığında, iki oğlanın keki yemeye karar vermeleri sadece birkaç dakika sürmüştü. “Bu ölüm kalım meselesi değil” diye bahane etmişlerdi. “Annem bizleri hiçbir zaman öldürmez; o halde yiyelim!”

Buna karşın Özdeyişler’deki öğretmenin bahsettiği konu aslında ölüm kalım meselesidir. Onun dili serttir ve bazen çok canlıdır. Tabii sonsuz yaşam ve ölüm konusundan bahsettiğinde, İsa da çok sert bir dil kullanmıştı (Bkz. Mat 5:21–30). Bunda şaşıracak bir şey yok. Sonunda nihai kaderimiz, ebedi kaderimiz (bundan daha önemli ne olabilir ki?), şu an burada yaptığımız seçimlere bağlıdır. O halde buradaki sert dilin ısrarını değerlendirmek zorundayız.

*17 Ocak Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.

 

 11 Ocak

  

Yaşamımızdaki Yasa

Özdeyişler 6:21 ve 7:3’ü okuyun. Allah’ın yasasına nasıl yanıt vereceğimiz konusunda bu ayetlerde bir bütün halinde kullanılan imgeleri nasıl anlamalıyız?

Daha önceki çalışmalarımızda da gördüğümüz gibi, Özdeyişler’de kalp, duyguların ve düşüncelerin konutu olarak temsil edilmiştir. Yasayı yüreklerimize bağlamayı söylemekle (Özd 6:21), öğretmen yasayla her zaman yakın bir ilişki içinde olmamızı kastetmiştir. Yasa ile ilişkimizi kaybetmemize neden olan bir an bile yoktur, zira yasa günahın ne olduğunu tarif eder (Rom 7:7). Öğretmen aynı zamanda bu yasanın yüreklerin levhasına bile yazılması gerektiği konusunda ısrar etmektedir (Özd 7:3), tıpkı On Emir’in Allah tarafından taş tabletlere yazıldığı gibi (Çık 24:12).

Yüreğe yazılan yasadan bahsederken, yasanın yalnızca bizlere yüklenen birtakım harici kurallar dizisi olmadığını belirtmeliyiz. Yasa, güdülerimize, gizli gayelerimize nüfuz etmeli ve böylece özel benliğimizin bir parçası olmalıdır. Pavlus’un “Mesih içinizdedir. Bu da size yüceliğe kavuşma umudunu veriyor” (Kol 1:27) ifadesinde yer alan vaadinin yaşamlarımızda gerçek olmasının bir başka şekilde vurgulanmasıdır.

Yasayı boynuna bağlamak, onu kendimize çok yakın tutmamız gerektiği anlamını taşır. Eskiden insanlar değerli eşyalarını boyunlarına asarlardı. “Yaşamı” ima eden ve düşüncelerin bir birleşimi olan “boğaz” ve “nefes almak” sözcüklerinden türeyen İbranice nefeş (“ruh”), boynun içinden havanın geçerek akciğerlere gittiği, nefes almaya ve yaşama izin veren yerdir.

Yasanın parmağa takılması, yasayı eylemlerimizin alanına getirmek demektir. Öğretmen, en nazik ve en gizli eylemleri telkin etmek amacıyla parmağa odaklanmıştır. Yasa, sadece yaptığımız büyük seçimleri değil, aynı zamanda küçük seçimleri de etkilemelidir (Bkz. Luka 16:10).

Bu imgelerin dini iması tamamen sembolik olsa da, bu sembollerin Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman adetlerinde yer alması kayda değerdir. Bunun kullanımı, Yahudilerin baş ile parmaklar arasına bağladığı tefilin, Hıristiyanların boyunlarına taktığı haç ve Müslümanların (ve Hıristiyanların) parmaklarında dolaştırdığı tesbihler olarak görülür.

Semboller yardımcı olabilir, fakat sembolleri temsil ettiği gerçek ile karıştırmamak konusunda neden dikkatli olmalıyız?

 

12 Ocak

  

Işık ve Yaşam

Özdeyişler 6:23’ü okuyun. Yasanın “ışık” ile bağlantısı nedir?

Kutsal Kitap’ta Allah veya O’nun yasası sözcüğü ışık ile karşılaştırılmaktadır: “Sözün adımlarım için çıra, yolum için ışıktır” (Mez 119:105). İbrani düşüncesine göre “yasa” ile “ışık” fikri arasında bir ilişki vardır. Çıra gittiğimiz yola ışık saçarken, yasa da doğru yolda kalmamıza yardımcı olur; yani ahlaki seçimlerle karşılaştığımızda o bizlere doğru seçimin ne olduğunu anlamamıza yardım eder, hatta bazen çeşitli sebepler veya şahsi çıkarlar bizi yasaya saygısızlık etmeye yöneltse bile.

Kutsal Kitap’ta yapmamaları için güçlü nedenleri olsa da, Allah’ın yasasını takip etmeyi tercih edenlere ilişkin hangi örnekler bulabilirsin? Onların itaatinden ne öğrenebiliriz? Eğer varsa, onların bu sadık seçimleri hangi durumlarda en azından insan gözüyle yanlışmış gibi görünebilir?

Özdeyişler 6:23 ile birlikte Özdeyişler 7:2’yi okuyun. Yasa neden “yaşam” ile ilişkilidir?

Düşüş’ten beri sonsuz yaşam umudumuz yasada değil, yalnızca Mesih’te bulunan iman aracılığıyladır. Ancak yasaya ve onun temsil ettiği ilkelere itaat, iman yaşamında merkezi bir rol oynar (Bkz. Mat 19:17, Vah 14:12). İtaat ediyoruz, çünkü Rab binlerce yıl önce İsrail halkına şöyle demişti, “Tanrınız RAB Ben’im” (Lev 18:4). Yaşamımızın kaynağı olan Allah’tan dolayı, O’nun yasası da “yaşam” ile ilişkilidir. Bu ilke, gerçek ruhsallığı temsil eder: bizler şu anki yaşamımız için Allah’a ve O’nun vaatlerine inanırız, tıpkı ebedi yaşam için O’nun vaatlerine inandığımız gibi.

İsa dedi ki: “Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur” (Yu 8:12). Rab ile yürüyüşünde bu harika vaadin gerçekliğini nasıl tecrübe edindin?

 

13 Ocak

   

Kavga Etme Ayartısı

Biraz önce de gördüğümüz gibi Özdeyişler 6:23’ün yazarı, Kutsal Ruh’un esinlemesi altında ışık ve yaşamı Allah’ın yasası ile doğrudan ilişkilendirmektedir. Bir sonraki ayette ışık ve yaşamın bizlere güçlü bir ruhsal korunma sağlayabileceği konusunda, yasanın nasıl sağlam bir örnek teşkil ettiğini sunmaktadır.

Özdeyişler 6:24’de hangi konuda uyarılıyoruz? Burada açık olanın yanında hangi gizli uyarı verilmektedir?

Dini bütün biri ayartıldığında, en büyük ayartı kötülüğü haklı çıkarmak için dinî bir sebep bulmaktır. Kötü bir davranışı rasyonelleştirmek için Allah’ı kullanmak, sadece korkunç bir küfür şekli olmakla kalmayıp, çok güçlü bir aldanıştır. Her şeyden evvel eğer birisi “Allah benimle” diye düşünürse, ona yanıt olarak ne söylerdin? Bu durum zina olaylarında bile ortaya çıkabilir. “Allah bana bu [erkek/kadın] ile birlikte olmamı söyledi” Eğer böyle inanıyorlarsa, “Allah’ın” onlara söylediği şeye kim karşı koyabilir ki?

Ayrıca erkeği cezbeden şeyin sadece kadının fiziksel güzelliği olmadığına dikkat edin. Kadın kullandığı lisanla, cilveli sözlerle kurbanı tuzağına düşürmeye çalışır. Gizli ve baştan çıkartıcı sözlerle erkekler ve kadınlar ne kadar çok tavizkar duruma düşmektedir, hatta bazen dini laflara sığınarak. Özdeyişler kitabının yazarı bizi bu aldanışa karşı uyarmaya çalışmaktadır.

Yasa, “ayartıcı kadının yaltaklanan diline” karşı en mükemmel panzehirdir. Sadece yasanın buyruğu ve itaatkâr bir hizmet, kadının çok gerçekçi ve güzel gibi görünen cilveli sözlerine direnmemize yardım edebilir. Doğrusu ayartıcı kadın seni sadece yakışıklı bulmaz, aynı zamanda bilge ve zeki de bulur. Hatta ruhsal ihtiyaçlarını bile hatırlatır; ve ironik olarak tehlikeli bir biçimde “Allah sevgisi” günah için bir mazeret olabilir.

Sadece zina değil, her türlü yanlış davranışımızı, hem de din kisvesi altında haklı çıkarmak için ne kadar kolayca saptırılabileceğimizi düşün. O halde kendi aklımıza ve türlü hilelere karşı, Allah’ın yasasına kesin itaat neden tek gerçek korunmadır?

 

14 Ocak

  

“Çalmayacaksın”

Zina hakkındaki uyarısından hemen sonra (Özd 6:24–29), yazar başka bir günahtan söz etmeye başlıyor: hırsızlık (30, 31. ayetler). İki emir (hırsızlık ve zina) arasındaki ilişki, bir buyruğa karşı itaatsizliğin nasıl diğerine itaatsizliğe etki edebileceğini göstermektedir. Allah’ın yasasını titizlikle seçmede taviz verme tutumu, yasaya tamamen itaatsizlikten bile daha tehlikeli olabilir. “Kötülüğe karşı dünyadaki en güçlü siper, terkedilmiş günahkârın veya dışlanmış serserinin kötü yaşamı değil; erdemli, namuslu ve asil olan, fakat içinde tek günahın beslendiği, tek kötülüğün hoşgörüldüğü bir yaşamdır… Kim, yaşama dair derin görüşleri, gerçeği ve onuru besler, ancak Allah’ın kutsal yasasının tek bir kuralını kasten ihlal ederse, asil armağanlarını günahın cazibesine bağışlamış demektir.”—Ellen G. White, Education, S. 150.

Özdeyişler 6:30, 31’i okuyun. Bir kişinin çaresiz kaldığında yaptıkları konusunda bu ayetler ne söylüyor?

Yoksulluk ve ihtiyaç, hırsızlığı haklı çıkarmaz. “Aç kalsa” bile hırsız suçludur (30. ayet). Aç kalan hırsız hor görülmese bile yakalandığında çaldığı şeyin yedi katını ödemek zorundadır; bu da gösterir ki onun durumunun çaresizliği bile günahı haklı çıkarmaz. Diğer yandan Kutsal Kitap yoksulun ihtiyacını gidermenin bizim görevimiz olduğunu ısrarla belirtir, öyle ki hayatta kalabilmek için hırsızlık yapmaya mecbur kalmasınlar (Yas 15:7, 8).

İlginçtir ki, zinadan hırsızlığa geçtikten sonra, ayet şimdi yeniden zinaya dönmektedir (Özd 6:32–35). İki tip günah da aslında bir bakıma benzerdir. Her iki durumda da birisi başkasına ait olan bir şeyi illegal olarak gasp etmektedir. Ancak hırsızlık ile zina arasındaki en önemli fark, daha önceki günahta sadece objenin kaybı ile meşgul olunurken, sonrakinde daha büyük bir şeye değinilmektedir. Bazı durumlarda çalınan nesnenin tazminatı söz konusu olabilirken, zina durumunda, özellikle de çocuklar işin içindeyse, zarar hırsızlığa nazaran çok daha ağır olabilir.

“ ‘Zina etmeyeceksin.’ Tanrı bizden yalnızca dışsal yaşamımızda değil, yüreğimizin gizli niyetlerinde ve duygularında da pak olmamızı istiyor. Mesih Tanrı yasasının çok daha geniş kapsamlı olduğunu öğretti. Yürekteki kötülüğün, eyleme dökülen kötülük kadar günah olduğunu gösterdi”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 1. Cilt, S. 169.

 

15 Ocak

  

Ölüm Tehdidi

Çoğu insan günah işlediğinde ölümü düşünmez; akıllarında başka şeyler vardır, genellikle o an günahlarından türettikleri hoşnutluk ve zevk duygusu. Popüler kültürün çoğunlukla zina ve diğer kötülükleri övmesi de duruma pek yardımcı olmaz. Buna karşın Özdeyişler kitabı günahı doğru perspektife oturtur, yıllar sonra Pavlus tarafından yansıtılan şu görüşle: “Çünkü günahın ücreti ölümdür” (Rom 6:23).

Özdeyişler 7:22, 23’ü okuyun. Zina edeni ölüm tehdidine karşı savunmasız yapan şey nedir?

“Kadının ardından giden,” kişiliğini ve iradesini kaybetmiş birisi olarak tarif edilmektedir. O artık düşünmemektedir. Hemen sözcüğü, onun kendisini ayıplaması için kendisine zaman tanımadığını belirtmektedir. O, “kesime götürülen,” bir öküz ile, “tuzağa düşen” bir aptal ile ve “kapana koşan” bir kuşla kıyaslanmaktadır. İçlerinden hiçbiri yaşamının tehdit altında olduğunu fark etmez.

Özdeyişler 7:26, 27’i okuyun. Ahlâksız kadını öldürücü kılan şey nedir?

Burada değinilen kadının “basit” bir zinacıdan çok daha fazla şey ifade etmesi mümkündür. Aslında o bilgeliğe karşıt değerleri temsil etmektedir. Süleyman bu mecazı, öğrencilerini kötülüğün her türüne karşı uyarmak için kullanmaktadır. Risk büyüktür, zira bu kadın sadece yaralamaz; o öldürür ve gücü en güçlü adamı bile yere serer. Diğer bir deyişle, senden daha güçlü olanlar bile onun elinde sağ kalamamıştır. Bu pasajın evrensel dili, dini yazarın açıkça genel olarak insanlıktan bahsettiğini ortaya koymaktadır. (Ayette geçen İbranice şeol sözcüğünün, hemen akla gelen “cehennem” sözcüğü ilgisi yoktur; ölülerin şu an bulundukları yeri tanımlamaktadır: mezarı.)

Sonuçta, ister zina ile ister başka bir şeyle olsun, günah yok oluşa götürür, Allah’ın İsa aracılığıyla hepimizle birlikte olmak istediği sonsuz yaşamın aksine.

Cumartesi günü girişte söylediğimiz gibi dilin sert olduğuna şaşırmamak gerekir—aslında yaşam ve ölüm meseleleriyle meşgul oluyoruz.

Büyük ölçüde günaha düşmüş olan “güçlü” insanları düşünün. Bu durum, neden kendin açından korkmana sebep olmalıdır? Tek önlemin nedir?

 

16 Ocak

  

Ek Çalışma: “Eğer ona üstünlük verirlerse, Şeytan insanlara dünyanın egemenliğini sunmaktadır. Birçokları bunu yapar ve cenneti feda eder. Günah işlemektense ölmek daha iyidir; aldatılmaktansa yokluk çekmek; yalan söylemektense aç kalmak.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 4, S. 495.

“Ruhu günahla kirletmektense sefaleti seç, kınanmayı, dostlarından ayrı düşmeyi ya da acı çekmeyi. Şerefsizlikten veya Allah’ın yasasını çiğnemekten ziyade ölmek, her Mesih inanlısının parolası olmalıdır. Allah’ın sözünün arındırıcı gerçeklerine en ciddi şekilde değer veren reformcular olduğumuzu iddia eden insanlar olarak, standardı şu zamandan çok daha yükseklere taşımak zorundayız.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 5, S. 147.

Tartışma Soruları:

¤ Fanatizm tuzağına düşmeden günahın çekim kuvveti konusunda nasıl ciddi olabiliriz? Aynı zamanda kuralcı olmadan Allah’ın yasasına nasıl sadık kalabiliriz?

   

¤ Çıkış 20:1–17’yi okuyun. On Buyruğun hepsi birbiriyle nasıl bağlantılıdır? Eğer tek bir buyruğu çiğnersek, neden aynı şekilde muhtemelen diğerlerini de ihlal etmeye meyilli oluruz? (Bkz. Yakup 2:11.) Bir buyruğu çiğnemenin, diğerlerini de ihlal etmeye yönelttiği başka ne gibi örnekler bulabilirsin?

¤ Yanlış eylemlerini haklı çıkarmak adına insanların nasıl dini kullandıkları konusunda düşünün. Bunu yapmak pek de güç değil, özellikle doğru ve yanlışın nihai standardı olarak “sevgiyi” yüceltmeye meyilli isen. Her şeyden evvel “sevgi” kisvesi altında yapılan tüm kötülükleri düşün. O halde yasa, aksi takdirde günaha sürükleyebilecek iken, ister kendiliğinden ister başkaları tarafından insanları koruma biçimi olarak nasıl etkinliğini sürdürebilir?

¤ Tekrar Pazar günkü çalışmamızın sonunda geçen, sembollerin temsil ettiği gerçeğe ilişkin yapılan hatalara dönelim. Bunu nasıl yapabiliriz? Örneğin, putperestlik nasıl bunu yapmanın yollarından biri olabilir? Ruhsal gerçeklerin sembolü olan hangi adetler bu gerçekleri hatalı kılabilir?

Güneşin Batışı: 17:00 (İstanbul)

 

*17–23 Ocak

İlahi Bilgelik

Sebt Günü

Konuyla İlgili Metinler: Özd 8:1–21, Mat 16:26, Özd 8:22–31, Yar 1:31, Özd 8:32–36, Özd 9:1–18.

Hatırlama Metni: “RAB yaratma işine başladığında ilk beni yarattı” (Özdeyişler 8:22).

Ö

zdeyişler’in bu aşamasında bilgelik yeniden karşımıza çıkmakta (Bkz. Özd 1:20, 21) ve bu haftanın ayetlerinden bilgeliğin gerçek olduğu anlaşılmaktadır—Allah’ta mevcut olan, tüm gerçeklerin kaynağı ve temeli olan Gerçek.

Gerçeğin “mutlak” karakteri, bazı çağdaş düşüncelere zıt düşmektedir, özellikle de gerçeğin izafi, şartlı, kültürel, birinin şahsi gerçeğinin başkasınınkinden farklı olarak görüldüğü Batı’da.

Fakat bu kavram dini değildir. “Gerçek” evrensel olduğundan dolayı, açıkçası benim gerçeğim, seninkinin aynısı olmalıdır. Özel olarak birine değil, tüm insanlığa aittir, tüm insanlık ister kabul etsin isterse etmesin.

İlginçtir ki, Pilatus’un İsa’ya ünlü “Gerçek nedir?” (Yu 18:38) sorusu, İsa’nın şu ifadesinden sonra gelmiştir, “Gerçekten yana olan herkes benim sesimi işitir” (Yu 18:37). Bizim için önemli olan, onun dediklerini ister dinleyelim ister dinlemeyelim, itaat edelim ya da etmeyelim gerçek, mutlak gerçek mevcuttur ve bizlere bile hitap etmektedir.

*24 Ocak Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.

 

 18 Ocak

  

Bilgelik Bağırıyor

Özdeyişler 8:1–21’i okuyun. Bu ayetlere göre bilgeliğin değeri nedir?

Bilgelik o kadar önemlidir ki, herkese erişmelidir. Allah tüm insan yaşamını yarattı ve Mesih her birimiz için öldü. O halde bilgelik, Allah’ın bilgisi ve O’nun sunduğu kurtuluş, her insan varlığı içindir.

Bilgeliğin sözlü yapısını tarif etmek için kullanılan sözlere bakın: “haykırmak,” “sesini yükseltmek,” “çağırmak,” “ses,” “konuşmak,” “dudaklarını açmak,” “ağız,” “dudaklar,” “sözler.” Ancak bu mecazları anladığımızda açığa kavuşan şey, bilgeliğin iletişimsel olduğudur; dinleyen herkes tarafından işitilebilir. Her şeyden evvel, geçen hafta gördüğümüz gibi, bilgeliğin söylediği şey ölüm kalım meselesidir.

Bilgelik, sekiz kez sözlerin güvenilirliğinden bahsetmektedir. İlginçtir ki, buradaki bilgeliğin tarifi, Yasa 32:4’de geçen Rab’bin tasvirine paraleldir. Tabii ki bu paralellik, sürpriz olmamalıdır, zira her şeyin Yaratıcısı Allah (Bkz. Yu 1:1–3), tüm gerçeğin kaynağıdır.

Özdeyişler 8:10, 11’i okuyun. Bu ayetler, bilgelik hakkında ne söylüyor?

Birçok insan cahillik içinde, aptalca ve karanlıkta yaşadı ve halâ yaşamaktadır. Birçokları hiçbir umudu olmaksızın veya yanlış umutlarla yaşamaktadır. Bu üzücü gidişatı daha da üzücü hale getiren şey, bilgelik ve gerçek o kadar harikadır, şu an için daha iyi bir yaşam açısından o kadar umutla ve vaatle doludur ve yeni gök ve yeryüzündeki sonsuz yaşam güvencesi ile doludur ki, İsa’nın kurbanlığına şükürler olsun. Allah’ın bilgisine kıyasla, dünyadaki tüm zenginlikler hiçbir şey ifade etmez (Bkz. Vai 2:11–13).

Matta 16:26’yı oku ve kendine, yaşamının bu sözlerin önemli gerçeğini ne kadar iyi yansıttığını sor.

 

19 Ocak

  

Bilgelik ve Yaratılış

Özdeyişler 8:22–31’i okuyun. Bilgeliğin Yaratılış ile ilgisi nedir?

Bu ayetlerde bilgelik, gizemli bir şekilde Yaratıcı olarak Rab ile bağlantılıdır. Bu şiir, Yaratılış 1 ve 2’deki Yaratılış öyküsüyle birçok ortak sözleri paylaşmakta ve hatta hava, su ve toprak gibi üç temel element etrafında kurulmuş olan edebi yapısını yansıtmaktadır. Bu paralelliğin gayesi, bilgeliğin asıl kimliğini vurgulamaktır: eğer bizzat Allah yaratmak için bilgeliği kullanmışsa, eğer bilgelik en eski araç ise, evrenden bile daha eski ve onun mevcudiyeti için temel olan, bizler de yaşamda yaptığımız her şeyde bilgeliği kullanmalıyız.

Bilgeliğin ilahi kaynağı konusunda güçlü bir vurgu da vardır. Şiirin ilk sözcüğü, “yaratıcı” (ikinci sözcük) bilgeliğe sahip olduğu söylenen RAB, Yehova’dır. “Yarattı” olarak çevrilen İbranice sözcük kanah, “yaratılış” yerine “babası olmak” ifadesini çağrıştırmaktadır (Bkz. Yas 32:6, Yar 4:1). Bir sonraki sözcük ise, Yaratılış’ın ilk ayetinde bulunan yaratma, reşit (“başlangıç”) sözcüğüyle ilişkili olan teknik bir sözcüktür: “Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.”

Ancak, Özdeyişler 8:22’deki “başlangıç” sözcüğü, Yaratılış 1’dekinden bir bakıma farklı bir şekilde kullanılmıştır. Yaratılış 1:1’deki sözcük Yaratılış’ın bizzat kendisiyle ilişkiliyken, Özdeyişler 8:22’deki sözcük bizzat Allah ile, O’nun tabiatı anlamına gelen O’nun yolu (derek) ile ilişkilidir. Bu açıdan bilgelik, bizzat Allah’ın salt tabiatının parçasıdır.

Bu yüzden bilgelik, zaman bakımından evrenin yaratılışından bile önce yerleştirilmişti. Sadece Allah’ın mevcut olduğu zamandaki bilgeliğin varlığı, onun “sonsuzluktan” kaynaklandığını ima eder.

O halde bilgelik bizlerde başlamıyor, aksine bizlere açıklanıyor; o öğrendiğimiz, bize öğretilen bir şey, kendiliğimizden yarattığımız bir şey değil. Şüphesiz ki, kendi ışığımızda yürümek, karanlıkta yürümek demektir. Bize İsa’nın “her insanı aydınlatan gerçek ışık” (Yu 1:9) olduğu söylenmiştir. Her insanın da buna ihtiyacı vardır.

 

20 Ocak

  

Yaratılış’taki Sevinç

Yaratılış 1’de, Yaratılış’ın her adımının aynı nakaratla bittiğini görürüz: “Tanrı bunun iyi olduğunu gördü” (Bkz. Yar 1:4, 10, 12, 18, 21, 25, 31). Son adım (31. ayet) daha da ileriye gider: “çok iyi olduğunu gördü.” “İyi” sözcüğünün İbranicesi sevinç fikrini içerir ve aynı zamanda ilişkiyi ima eder. Tüm Yaratılış haftasının sonunda Allah yarattıklarıyla tam olarak sevinmek için ara verir (Yar 2:1–3). Bu ara vermenin anı olan Sebt Günü kutsanır. Aynı şekilde şiirimiz de Yaratılış’tan sevinç duymak için bilgelikle sonlanır.

Özdeyişler 8:30, 31’i okuyun. Bilgelik neden sevinmişti?

Bilgeliğin sevinci, Yaratılış’taki Allah’ın sevincini yansıtmaktadır. Bu sevinç Yaratılış’ın her adımında sadece “günlük” olarak oluşmuyor, aynı zamanda bizzat Yaratılış (yeryüzündeki yaşam) tamamlandığında, yaratılış işini taçlandırıyor.

Özdeyişler 8’de, bilgeliğin sevincinin nedenini anlıyoruz: “O’nun dünyası mutluluğum, insanları sevincimdi” (31. ayet). Yaratılış haftasının sonunda, Sebt Gününde Allah insanlarla ilişkiye girdi. Haftalık işten sonra bu ilahi molanın ve sevincin hemen uygulanması, insanın Sebt tecrübesini kazanması içindi: “Yaratıcı’nın örneğini izleyerek, o da bitirdiği işe sevinçle, zevkle ve tatmin duygusuyla bakacaktı. Bu tarzla insan sadece Allah’ın yaratışıyla sevinmekle kalmayacak, aynı zamanda istismarla değil, yaratılanların üzerindeki sorumlu yöneticiliğiyle mutlu olacaktı.”—Gerhard F. Hasel, in Kenneth A. Strand, The Sabbath in Scripture and History (Review and Herald Publishing Association, 1982), S. 23.

Koloseliler 1:15–17, 2:3, Vahiy 3:14 ve Yu 1:1–14’ü okuyun. Bu ayetler bize bizzat Yaratılış’ta İsa’nın rolü hakkında ne söylüyor? Kurtarıcımız olarak rolünü anlamak açısından, Yaratıcı olarak O’nun rolü neden çok önemlidir?

 

21 Ocak

   

Bilgeliğin Ricası

Bu özdeyişin son birkaç ayeti şahsa yöneliktir—bilgeliğe sahip olmanın ne olduğu konusunda pratik uygulamaya. Buna karşın bilgeliğin önceki mevcudiyeti, Yaratılış’ta bilgeliğin varlığı hakkındaki entelektüel bilgi, şüphesiz çok derindir. Fakat Kutsal Kitap’ta gerçek, bir şekilde insanın anlayacağı ve bizlere İsa’da verilen şeye nasıl yanıt vereceğimiz seviyesine inmelidir.

Özdeyişler 8:32-36’yı okuyun. Burada hangi yaşam ve ölüm mesajı veriliyor?

Burada kullanılan “mutlu” sözcüğü, aynı zamanda “kutlu” demektir. Bu pasajdaki “kutlu” sözcüğü iki önermeyle ilişkilendirilmiştir. Birincisi bir eylemi tarif eder: “Yolumu izleyenlere ne mutlu!” (32. ayet). Aynı dil yasa ile ilişkili olarak Mezmur 119:1, 2’de kullanılmıştır: “Ne mutlu yolları temiz olanlara, RAB’bin yasasına göre yaşayanlara! Ne mutlu O’nun öğütlerine uyanlara”.

İkinci ise bir tavrı tarif eder: “Beni dinleyen kişiye ne mutlu” (34. ayet). Her iki durumda, koşul sürekli bir gayreti ima eder. Doğru yolu bulmak yeterli değildir; onu “tutmak” zorundayız. Allah’ın Söz’ünü dinlemek yeterli değildir; “her gün gözetmeli” ve bildiğimiz şeyi izlemeliyiz. İsa’nın da dediği gibi: “ne mutlu Tanrı’nın sözünü dinleyip uygulayanlara” (Luka 11:28)

“Bu, fiziksel ve ahlaki bakımdan yasaya itaatsizlik ve ihlal etme neticesinde arzulanan bir mutluluk mudur? Mesih’in yaşamı, mutluluğun gerçek kaynağına ve buna nasıl erişileceğine işaret eder… Eğer gerçekten mutlu olmak istiyorlarsa, neşeyle hizmet etmeye gayret etmeliler, onlara sadakat aşılayan işi yapmalılar, kalplerini ve yaşamlarını mükemmel örneğe alıştırmalıdırlar.”—Ellen G. White, My Life Today, S. 162.

Mutluluk anlaşılmaz bir şeydir; onu yakalamak için ne kadar çabalarsak, elde etmek de sanki o kadar zor olmaktadır. Mutluluğu kovalamaya zıt olarak, Allah’a sadakat neden ilk önceliğimiz olmalıdır? Bunun yanında hangisi büyük olasılıkla daha çok mutluluk üretir (ve neden): onu aramak mı, yoksa önce Allah’ın egemenliğinin peşinden gitmek mi?

 

22 Ocak

   

Ya / Ya da

Bilgelik ricasını takip eden Özdeyişler 9’un esinlenmiş yazarı, dinleyicilerini şimdi de iki yaşam tarzı konusunda seçim yapmaya teşvik ediyor: bilgelik ya da aptallık. İlk ve son altı ayet (Özd 9:1–6, 13–18) simetrik olup, karşı kutuplar arasındaki zıtlığı ortaya koyar.

Özdeyişler 9:1–6 ve Özdeyişler 9:13–18’i kıyaslayın. Bilge ve aptal arasındaki fark nedir?

  1. Bilgelik verimlidir ve Yaratılış’a dahildir: onun eylemlerini tarif etmek için yedi fiil kullanılmıştır (1–3. ayetler). Yontulan yedi direk (1. ayet), Yaratılış’taki yedi günü anımsatmaktadır. Buna karşın aptallar oturur ve hiçbir şey yapmaz, aslında “saf, hiçbir şey bilmeyen” (13. ayet) biri ayaklarına yatar.
  2. Bilgelik ve aptallık aynı dinleyiciye hitap etse de, (4. ve 16. ayetlerin benzerliğine dikkat edin), sağladıkları şey aslında tamamen farklıdır. Bilgelik, hazırladığı ekmeği yemek ve içeceği içmek için misafirlerini davet eder (5. ayet). Aptal ise ne yiyecek ne içecek sunar; sadece çalıntı yiyecekleriyle böbürlenir (17. ayet).
  3. Bilgelik bizlere aptallığı terk etmemiz ve böylece yaşamamız çağrısı yapar. Aptal ise daha toleranslıdır; herhangi bir şeyden vazgeçmemizi talep etmez, ancak sonuç ölümdür. Bilgeliği izleyenler gelişecektir; “aklın yolunu izleyeceklerdir” (6. ayet). Aptalı izleyenler ise yerlerinde sabit kalacaklar ve bunu “bilmeyeceklerdir” (18. ayet).

Özdeyişler 9:7–9’u okuyun. Bilgelik talimatına, bilge ve kötü adam nasıl yanıt veriyor? Bilge adamı kötü adamdan daha bilge yapan şey nedir?

Bilgeliğin anahtarı tevazudur. Bilge adam öğretilebilir biridir ve talimatlara açık fikirle karşılık verir. Bilgelik, sadece bir çocuk gibi büyüme ihtiyacı hissedenlere gelir. İşte bu yüzden İsa en açık şekilde şunu öğretmişti, “küçük çocuklar gibi olmazsanız, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz” (Mat 18:3).

 

23 Ocak

  

Ek Çalışma: “Evrenin Hakimi, hayır işinde yalnız değildi. Bir yardımcısı vardı—O’nun coşkusunu takdir eden ve yaratılan varlıklara mutluluk paylaştıran bir meslektaş. ‘Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı.’ Yu 1:1, 2. Söz olan İsa Mesih, Tanrı’nın Oğlu sonsuz Baba’yla birlikteydi—doğada, karakterde, gayede—Allah’ın tüm öğütlerini ve gayesini karşılayan tek varlık olarak. Tanrı Oğlu kendisi hakkında şunu bildirmektedir: RAB yaratma işine başladığında ilk beni yarattı… Ta başlangıçta, öncesizlikte yerimi aldım… Dünyanın temellerini pekiştirdiğinde, baş mimar olarak O’nun yanındaydım. Gün be gün sevinçle dolup taştım, huzurunda hep coştum’ Özdeyişler 8:22–30.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, S. 9.

Tartışma Soruları:

¤ Yaratılış öyküsünde, inanç neden dini bilgeliğin temelidir? Evrim fikri neden her bakımdan Kutsal Kitap’a zıttır?

     

¤ Gerçek bilgeliğin bizim yaratabildiğimiz bir şey değil, bizlere açıklanması gereken bir şey olduğu konusunda düşünün. İlahi esinleme olmaksızın hiçbir zaman bilemeyeceğimiz önemli gerçeklere ilişkin örneklerden bazıları nelerdir? Örneğin, Mesih’in çarmıhtaki ölümü ve bunun bize sağladığı şey açıklanmasaydı, bunu nasıl bilebilirdik? Ya, yedinci–gün Sebt’i veya İkinci Geliş?

¤ Yaratılış 1’de açıklanan Allah’ın işi, iyinin kötü ile karıştırılamayacağı gerçeğini nasıl kanıtlamaktadır? Yanıtın, örneğin birinin evrimsel dünya görüşünü Yaratılış öyküsüne dahil edebileceğini nasıl ima eder?

¤ Yaratılıştaki Allah’ın sevinci, daha derin ve daha zengin bir Sebt Günü tecrübesini anlamamıza nasıl yardımcı olur?

Güneşin Batışı: 17:09 (İstanbul)

 

*24–30 Ocak

Doğruların Bereketleri

Sebt Günü

Konuyla İlgili Metinler: Özdeyişler 10:1–14, Mat 19:19, Özdeyişler 11-12, Yu 3:16, Özdeyişler 13.

Hatırlama Metni: “Bereket doğru kişinin başına yağar, kötülerse zorbalıklarını sözle gizler” (Özdeyişler 10:6).

B

aşlıkta da ifade edildiği gibi, bu çalışmamızda doğruların elde ettiği bereketlere bakacağız. “Doğru” için kullanılan İbranice sadık sözcüğü, ayetlerimizdeki anahtar sözcüktür. Bundan türetilen sedek(“adalet” olarak da çevrilebilir), kitabın giriş bölümünde karşımıza çıkar: “Süleyman’ın özdeyişleri … başarıya götüren terbiyeyi edinip, doğru [sedek], haklı ve adil olanı yapmak …” (Özd 1:1–3). Özdeyişler kitabının bize söylediği şey, bilgeliğin doğruluk olduğudur ve “doğruluk” Allah’ın buyruklarına uygun olarak yürümek demektir—Rab’bin bizlerden olmamız ve yapmamız için çağrı yaptığı iman ve itaat içinde yürümek. Doğruluk Allah’tan gelen bir armağandır. Bunun karşıtı ise aptallık ve sadakatsizliktir. Bilgelik, adalet veya doğruluk; aptallık ise günah ve kötülüktür—ve çalışacağımız ayetlerde aralarındaki fark çok açıktır.

   

*31 Ocak Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.

 

 25 Ocak

     

Doğruluk Bütünselliktir

Özdeyişler 10:1–7’yi okuyun. Burada yaşam ve iman hakkında hangi çeşitli ilkeler açıklanmıştır?

Bir kayıkta ayaklarının altındaki yeri delmeye çalışan bir adamın öyküsü vardır. Diğer insanlar ona durmasını söylediğinde, onlara şöyle yanıt vermişti: “Bana karışmayın. Burası benim yerim!” Bu saçma yanıt, davranışlarını haklı çıkarmak için günahkârlar tarafından çok sık kullanılan bir bahanedir. “Bu benim yaşamım; sizi ilgilendirmez.” Tabii ki yaptığımız veya yapmadığımız her şey başkalarını etkiler, özellikle de bize en yakın olanları. İster iyi olsun ister kötü, başkalarının eylemlerinin neticesini büyük ölçüde hissetmeyen var mıdır?

Ruhsal–ahlaki yaşam ile fiziksel–maddi yaşam arasındaki birlik ilkesine, 3–5. ayetlerde değinilmiştir. Ana fikir kötülüğün veya ahlaki kusurun kişi zengin olsa bile işe yaramayacağı; ve ikincisi, doğruluğun kişi yoksul da olsa öyle veya böyle ödüllendirileceğidir.

  1. ve 7. ayetlerde İsa’nın şehvetin zina olduğu veya kardeşinden nefretin cinayet olduğu yönündeki sözlerinin daha önceden vurgulanmasını görüyoruz. Nefreti sözlerimizin arkasına saklamak da her zaman işe yaramaz. Kötü düşünceler çoğunlukla beden dilimizle ve sesimizin tonuyla ele verilir. Başkalarıyla iyi ilişkiler için en iyi başlangıç noktası “komşunu kendin gibi sevmektir” (Lev 19:18; Mat 19:19 ile karş.). Ayetin de önerdiği gibi, yapacağın iyi bir etki, başkaları üzerinde sonsuza dek sürebilir. Sonunda belirli oranda sağduyuyla meşgul oluruz: kötü bir ün yapmaktansa iyi bir ün yapmak daha iyi olmaz mı?

Çok yakında ne gibi önemli bir karar vereceksin? Eğer henüz karar vermemişsen, dikkatle bu seçimin başkaları üzerinde iyi ya da kötü bir etki bırakacağını düşün.

 

26 Ocak

  

Doğru Ağız

Ağız (dudaklar ve dil gibi öğeleriyle birlikte) Özdeyişler kitabındaki en önemli organdır. Yakup kitabında “ağız” sözcüğü 50 kez, “dudaklar” 41 kez ve “dil” 19 kez kullanılmıştır. Bu organın konuşmada kullanımı, Özdeyişler 10–29’un özellikle önem arz eden bir konusudur.

Temel öncül çok önemlidir: sözlerimiz çok güçlüdür, ister iyi için ister kötü için olsun. Dil, bizlere verilen en iyi veya en kötü armağan olabilir. Dil hakkındaki bu duygu karmaşası, Özdeyişler’deki en önemli derslerden biridir. Doğrusu ağız yaşamı doğurur ama ölümü de getirebilir.

Özdeyişler 10:11–14’ü okuyun. Burada, doğru kişi ile ahmağın sözleri arasındaki zıtlık nedir?

  1. ayetteki “yaşam pınarı” ifadesine dikkat edin. Sembolik olarak bilgeliğin vasıflarını ifade ediyor. Yaşamın kaynağı olan Rab’bi ima etmek için kullanılmıştır (Mez 36:9). Aynı imge, tapınağın altından akan sularla ilişkili olarak kullanılmıştır (Hez 47:1, 2). İsa bu benzetmeyi Ruh’un armağanını tanımlamak için kullanmaktadır (Yu 4:14). O halde doğruların ağzının “yaşam pınarı” ile kıyaslanması, bunu bizzat Allah ile ilişkilendirmeye eşdeğerdir.

Bu ağzı karakterize eden şey, “yaşamın” pozitif armağanıdır. Bu vasıf bizlere ağzın uygun işlevinin nasıl olması gerektiğini anlatır. İyiliğe yöneltmelidir, kötülüğe değil, yaşamın kaynağı olmalıdır, ölümün değil. Burada söylenenler, aynı zamanda Yakup 3:2–12’de de görülebilir.

Ayrıca, konuşmasıyla, “güçlü sözüyle” (İbr 1:3), Allah gökyüzünü ve yeryüzünü yaratmıştır. Bu yüzden sözler sadece yaratıcı amaçlara hizmet etmelidir.

Sözlerin ne kadar müthiş derecede güçlü olduğunu düşünün. Sözlerinle insanları özgüven, sevinç ve umut içinde bırakabilirsin ya da sanki onlara fiziksel bir saldırıda bulunmuş gibi çökertebilir ve mahvedebilirsin. Dilinin gücünü kullanırken ne kadar dikkatlisin?

 

27 Ocak

   

Doğrunun Umudu

“Erdemlinin dürüstlüğü ona yol gösterir, hainin yalancılığıysa yıkıma götürür” (Özd 11:3). Bu ayetin gerçekliği yönünde hangi kanıta sahibiz? Bu ruhsal gerçeğin kanıtlandığı ne gibi örnekler gördün ya da duydun? Buna karşın, en azından şimdiye dek bu ayeti imanla kabul etmen gereken ne gibi şeyler gördün?

Özdeyişler 11’i okuyun. Birçok konuya değinse de, kötülerin başına gelenlere kıyasla imanlıya verilen büyük bereketlerden bazıları nelerdir?

Gelecek hissi ve henüz görülmemiş olanın kıymeti (Bkz. 2Ko 4:18), dürüst kişinin doğruluk içinde yaşamasına yardım eder. Geleceğe olan umutlarından dolayı, doğru kişiler tevazu, dürüstlük ve merhamet duygusuyla davranırlar.

Diğer yandan kötüler sadece şimdiki zamanda yaşarlar; onlar sadece gördükleriyle ve o anki ödülleriyle meşgul olurlar. Onlar başkalarının önünde kendilerini düşünürler ve aldatmacaya ve tacize başvururlar. Örneğin müşterilerini aldatan tüccarlar belki de o an için yüksek bir kâr elde edebilirler, fakat sonunda müşterilerini ve işlerini kaybedebilirler (Özd 11:3, 18).

Verdiğin bazı kararları ve bunları ne şekilde verdiğini düşün. Uzun vadeli planların (sonsuzlukta olduğu gibi) seçimlerine ne kadar etki ediyor?

 

28 Ocak

   

Doğrunun Gerçeği

Özdeyişler 12’yi okuyun ve özellikle doğru veya yalan söyleme bağlamında buradaki sözlere odaklanın. Burada dürüstlük ve yalancılık konusunda ne gibi mesajlar görüyoruz?

Filozof Sissela Bok, yalanın toplum için ne kadar zararlı olduğunu tatmin edici bir şekilde göstermiştir. Şöyle yazmıştı: “Üyeleri, doğru mesajları yanıltıcı olanlardan ayıramayan bir toplum çöker.”—Lying: Moral Choice in Public and Private Life (New York: Pantheon Books, 1978), S. 19. Aynı şekilde, Bok’un kitabının giriş bölümünde Augustine’den şöyle bir alıntı yapılmıştı, “gerçeğe saygı yitirilir veya birazcık zayıflarsa, her şeyden şüphe duyulur.”—Sayfa XV.

Ellen G. White şöyle yazmıştı: “Yalan söyleyen dudaklar O’nun gözünde iğrençtir. Kutsal Kente “kirletici her hangi bir şeyin ve iğrençlik yapanın ve yalan söyleyenin asla girmeyeceğini” beyan etmektedir. Gerçeğin söylenmesi gevşek bir elle ya da belirsiz bir kavrayışla olmasın. Hayatın bir parçası haline gelsin. Gerçeği hafife almak ve kişinin kendi bencilce planlarına uyacağı şekilde çarpıtmak, imanın yıkımı anlamına gelir. Yalanlar söyleyen kişi ruhunu ucuz bir pazarda satmış olur. Yalanları acil durumlarda işe yarıyor gibi görünebilir; bu şekilde, adil davranarak elde edemeyeceği şekilde işini ilerletiyormuş gibi görünebilir; fakat sonunda hiç kimseye güvenemeyeceği bir yere ulaşır. Kendisi bir sahtekâr olarak, başkalarının sözüne hiç güven duymaz.”—My Life Today, S. 331.

Sözlerin ne kadar güçlü olduğunu düşündüğümüzde, aynı şekilde yalan hakkında da düşünmeliyiz, zira birçok yalan sözlerle söylenir. Yalan söylenildiğinde, o sızıyı, ihaneti, lekelenmişlik duygusunu hissetmeyen var mıdır? Yalan, standartlardan sapmak yerine standart hale geldiğinde, toplumun tam bir kargaşa ortamına düşeceğini hayal etmek zor değildir.

Başka bir görüş açısı daha vardır: yalanın, yalan söyleyen kişi üzerindeki etkisi. Bazıları bu uygulamaya öyle alışmışlardır ki, onları rahatsız etmez; ama birçok kişi yalan söylediğinde vicdan azabı, utanç hisseder. Onlar açısından iyi bir şey, zira bu demektir ki orada halâ Kutsal Ruh’un girişine yer vardır.

Yalan söyleyen, fakat bu konuda iki kez bile düşünmeyenlerin düştüğü tehlikeyi bir düşünün.

En son ne zaman yalan söyledin? O an kendini nasıl hissetmiştin?

 

29 Ocak

  

Doğrunun Ödülü

Özdeyişler’de gördüğümüz gibi, verilen talimatların ve öğretilerin çoğu iki tip insan kıyaslanarak sunulmuştur. “Bilge olan böyle yapar, aptal olan şöyle yapar.” “Dindar adam bunu yapar, kötü adam şunu yapar.”

Tabii ki aslında hepimizde bir miktar bilgelik ve aptallık mevcuttur. İsa hariç hepimiz günahkârız, hepimiz düşerek “Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldık” (Rom 3:23). Şükürler olsun ki, bir sonraki ayette bizlere harika bir vaat verilmektedir: günahkâr olsak da, imanla “İsa Mesih’te olan kurtuluşla, Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırız” (Rom 3:24).

Sonunda, tüm insanlık ya bir tarafa ya da diğer tarafa gidecektir: kurtulmaya ya da kaybolmaya.

Yu 3:16’yı okuyun. Tüm insanlığın yüzleşeceği iki seçenek nedir?

Özdeyişler 13’ü okuyun. Bu bölüm, doğrular ile kötülerin tecrübesini, kaderini nasıl karşılaştırıyor?

Bilge olanlar sürekli yanan çırayla, kötüler ise sönen çırayla karşılaştırılmaktadır (Özd 13:9). Bilge kişi yaptığı işin iyi meyvesiyle sevinirken, günahkârlar kötülük biçecektir (2, 25. ayetler). Torunlarıyla (Özd 13:22), iyi kişi kendisinin de ötesinde bir geleceğe sahiptir; buna karşın kötü kişi servetini yabancılara hatta doğrulara bırakır (Özd 13:22).

Buradaki önemli husus, iman dolu bir yaşam ve Rab’be itaat, itaatsiz ve aptalca bir yaşamdan daha iyidir.

Ebedi yaşama dair büyük vaadi bir yana bırakırsak, Mesih’e sadık bir yaşam tarzıyla doğrudan ve günbegün elde ettiğin avantajlardan bazıları nelerdir?

 

30 Ocak

  

Ek Çalışma: “Mesih’e iman ikrarında bulunmak ve adlarımızı kilise kütüğüne kaydettirmek yeterli değildir. Hangi ikrarda bulunursak bulunalım, Mesih doğruluk işlerinde tezahür etmediği sürece hiçbir değeri yoktur.”—Ellen G. White, Christ’s Object Lessons, S. 312, 313.

“İsa’nın zamanında çok az insanın gerçek dürüstlüğü onaylaması, insanlar için en büyük aldatmacaydı. İnsanların yaşadıkları tüm olaylarda, gerçeği yüzeysel olarak bilmenin kişiyi kurtarmak için yeterli olmadığı kanıtlanmıştır. Tarihin en karanlık devirleri, yobaz dini liderlerin sebep olduğu katliamlarla doludur. Bugün aynı tehlike hala varlığını sürdürmektedir. Birçok kişi sadece bazı ilahi prensiplere uydukları için imanlı olduklarını düşünür; fakat gerçeği kendi yaşamlarında uygulamamışlardır. O’na inanmamışlar ve sevmemişlerdir. Bu yüzden gerçeğin kutsanmasıyla gelen lütfu ve gücü alamamışlardır. İnsanlar gerçeğe iman ettiklerini belirtebilirler; fakat bu, onların dürüst, nazik, sabırlı ve gökyüzüne bağlı olmalarını sağlamıyorsa, bu hem onlara hem de onlar aracılığıyla dünyaya kötülük getirir.

“İsa’nın dürüstlüğü, Tanrı’nın isteğini yerine getirebilmemiz için yüreğimizdeki ve yaşamımızdaki doğruluktur.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 289.

Tartışma Soruları:

¤ Kararlarımızın başkalarını nasıl iyi ya da kötü etkilediğini tartışın. Bu neden yaşamın kaçınılmaz bir gerçeğidir? Bu gerçek, ilkin her birimizin yaşantısında günümüze dek hissedilen Adem ve Havva’nın Düşüş öyküsünde açıklandı. Kararlarımız neticesinde gelen iyiliğin veya kötülüğün miktarını ölçmeye çalışmak ayartıcı olabilir, ama bu risklidir, zira çoğunlukla seçimlerimizin etkisini bilmeyiz. O halde Allah ve O’nun yasası ışığında, sonuçlarından ne kadar korkarsak korkalım, neden doğru olanı seçmeliyiz?

   

¤ Özdeyişler, doğru ve aptal arasında keskin ayrım yapmakta ve bu ayetlerden doğru ve yanlışın ne olduğunu öğrenmekteyiz. Buna karşın, aptal olarak yargıladığımız insanlar konusunda neden çok dikkatli olmalıyız? Diğer yandan, bir zamanlar doğru kişiler olduğunu düşündüklerimiz tarafından ne kadar çok aldatıldık?

Güneşin Batışı: 17:17 (İstanbul)

 

*31 Ocak–6 Şubat

Her Gördüğün

Şeye Kanma

Sebt Günü

Konuyla İlgili Metinler: Özdeyişler 14; Dan 7:25; Mar 12:30, 31; Özd 15:3; Yşa 5:20; Özdeyişler 15; Mat 20:26–28.

Hatırlama Metni: “Öyle yol var ki, insana düz gibi görünür, Ama sonu ölümdür” (Özdeyişler 14:12).

P

avlus’un da dediği gibi: “Şimdi her şeyi aynadaki silik görüntü gibi görüyoruz” (1Ko 13:12). Çok azını görüyoruz ve gördüğümüz şey, hep kendi aklımızın filtresinden geçerek gelmektedir. Gözlerimiz ve kulaklarımız—aslında tüm duyularımız—bize gerçek olan şey hakkında sadece çok dar bir görüş açısı verir.

Yanılabiliriz de, sadece dış dünya değil, kendimiz hakkında da. Düşlerimiz, görüşlerimiz ve fikirlerimiz gerçekte neye benzediğimiz hakkında bizlere çok çarpık imajlar verebilir ve tüm yanılgılar içerisinde bunlar en kötüsü olabilir.

O halde bu yanılgılardan kendimizi korumak için ne yapmalıyız? Özdeyişler bizlere temel öğütleri sağlamaktadır. Aptalların yaptığı gibi kendimize güvenmemeliyiz. Aksine, her şey yanlış gidiyor gibi görünse de, olayların gidişatını kontrol eden Rab’be güvenmeliyiz. Kısacası, sadece görüntü olarak değil, imanda yaşamalıyız, zira gördüklerimiz çok aldatıcı olabilir, gerçeğin sadece çok küçük bir kısmını yansıtabilir ve bundan da kötüsü bu gösterdiğini çarpıtabilir.

   

*7 Şubat Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.

 

 1 Şubat

  

Budalanın Pişkinliği

Özdeyişler 14’ü okuyun. Aptallar hakkında ne söylüyor?

Aptal övünerek konuşur (Özd 14:3). Aptalın ilk tasvirinde onun “övüngen konuşması” ele alınmaktadır. Aptalın dudaklarıyla ilişkilendirilen sopa imajı, onun nihai cezasını vurgulamaktadır. Onun övüngen sözleri bir çırpıda dudaklarından çıkar, buna karşın bilgenin dudakları onu korur (Ayrıca bkz. Dan 7:8).

Aptal bilgelikle alay eder (Özd 14:6–9). Aptal bilgeliği arıyor gibi görünse de, aslında buna inanmaz ve şüpheyle karşılar. Bunu bulamayacaktır, zira kendi aklınca kendisi haricinde bilgelik yoktur. En korkutucu olanı da, yasayı ihlal etmeye yönelik tavrıdır. Günah fikriyle alay etmekten daha ölümcül ne olabilir ki?

Aptal her söze inanır (Özd 14:15). Çelişkili olan aptal, bilgelik değerlerine halâ inanan o idealistlerle alay ederken, duyduğu şeyler hakkında eleştirel düşünme kabiliyetini yitirmiştir; o “her söze” inanır. İronik olarak bu durum, laik toplumun yüreğinde baskındır. Şüpheci insanlar Allah ile alay eder ve dinle dalga geçerek bu inançların çocuklar ve ihtiyarlar için olduğunu iddia ederler, ancak kendileri, yeryüzündeki yaşamın yalnızca bir şans eseri oluştuğunu zannetmek gibi çoğunlukla en aptalca şeylere inanırlar.

Aptal düşüncesizce hareket eder (Özd 14:16, 29). Aptal, gerçeğin kendi içinde olduğuna inandığından, düşünmeye zaman ayırmaz. Onun reaksiyonu hızlıdır, çoğunlukla dürtüleri tarafından dikte edilmiştir.

Aptal başkalarına baskı yapar (Özd 14:21, 31). Baskı ve hoşgörüsüzlük mekanizması, aptalın psikolojisine aşılanmıştır. O başkalarına karşı hoşgörüsüzdür ve onlara küçümsemeyle davranır (Bkz. Dan 7:25; 8:11, 12).

Başkalarındaki aptallık tavırlarını görmek çok kolay, peki ya kendimiz? Eğer varsa, bu karakter eksikliklerinden hangisini önceden fark etmen ve sonra da Allah’ın lütfuyla üstesinden gelmen gerekir?

 

2 Şubat

  

Bilgenin Korkusu

Yeniden Özdeyişler 14’ü okuyun. Bilge hakkında ne söylüyor?

Bilge tevazuyla konuşur (Özd 14:3). Bilge kişi dudaklarının kullanımını dizginler. Onların sessiz refleksi, kibirli özgüven eksikliğiyle motive olmuştur. Bilge, başka insanların fikirlerine önem verir; bu nedenle bilge bunlar üzerinde düşünmek için kendine zaman ayırır ve sonucu tartar. Onlar dinledikleri ve başkalarından öğrenmeye hazır oldukları için de sessizdirler.

Bilge öğrenmeye ve bilgiye değer verir (Özd 14:6, 18). Aptala öğrenmek zor gelir, çünkü onun için öğretmeninin ayakları dibinde oturup öğrenmek güçtür; buna karşın alçakgönüllüğünden dolayı bilge için öğrenmek kolaydır. Bu yüzden onlar öğrenme ve gelişme tecrübesinden zevk alırlar. Ayrıca onları bilge yapan, henüz sahip olmadıkları bu bilgiyi aramalarıdır.

Bilge ihtiyatlıdır (Özd 14:15). Bilge, günahın ve kötülüğün var olduğunu bilir. Bu nedenle nereye gittiğine dikkat eder. Duygularına ve şahsi fikirlerine güvenmez; her şeyi kontrol eder ve nasihat ister. Ancak başkalarının kendisi hakkında ne söylediğine her zaman dikkat eder; onlar iyiyi kötüden ayıklar (1Se 5:21).

Bilge serinkanlıdır (Özd 14:29, 33). Bilge sakindir, çünkü “kendi yollarına” değil “yukarıya” güvenir (Özd 14:14). Onları sakin kılan ve özdenetimlerini sağlayan şey, Allah’a olan imanlarıdır (Yşa 30:15). Onlara güvence veren şey Allah korkusudur (Özd 14:26).

Bilgeler merhametlidir ve duyarlıdır (Özd 14:21, 31). Şu iki buyruk, “Tanrın RAB’bi seveceksin” ve “Komşunu seveceksin” birbiriyle bağlantılıdır (Markos 12:30, 31). Rab’bi severken aynı zamanda başkalarına kötü davranamayız. İmanımızın en büyük dışavurumu başkalarıyla olan ilişkilerimizdir, özellikle de ihtiyaç içinde olanlarla.

“İçimizden kaç kişinin imana değil, görünüşe önem verdiğini fark etmiyoruz. Görünen şeylere inanıyoruz, fakat O’nun Söz’ünde verilen değerli vaatlerin kıymetini bilmiyoruz.”—Ellen G. White, Our High Calling, S. 85. Gözle görülene değil, imana dayanarak yaşamak ne demektir? Bunu nasıl yapmak zorundayız?

 

3 Şubat

  

“RAB’bin Gözü”

“RAB’bin gözü her yerde olanı görür, kötüleri de iyileri de gözler” (Özd 15:3). Bu ayet sana kendini nasıl hissettiriyor ve neden?

Özdeyişler’in sonraki iki bölümünde ses tonu değişmektedir. Bu bölümler, öncekilere nazaran daha teolojiktir. Rab, önceki özdeyişlere göre daha fazla ima edilmektedir. Ayrıca O’nun hakkında bizlere şaşırtıcı bir şey söylenmektedir: O’nun gözlerinin her yerde olduğu (Özd 15:3).

Rab’bin varlığına dair bu aşırı bilinç, kadim İsraillilerin de tam olarak belirttiği gibi “Rab korkusudur.” Aynı anlam birliği Mezmurlar’da da bulunur: “RAB’bin gözü kendisinden korkanların üzerindedir” (Mez 33:18). Aynı şekilde Eyüp de Allah’ı, yeryüzünün uçlarına kadar bakarak, göklerin altındaki her şeyi gören Biri olarak tarif eder (Eyüp 28:24). Bundan dolayı Eyüp şu sonuca varır, “RAB korkusu … bilgeliktir” (Eyüp 28:28).

Bu özdeyiş, bizlere Allah’ın iyiyi ve kötüyü nerede olursa olsun görebilme kabiliyetini hatırlatır. Süleyman’ın da anladığı gibi (1Kr 3:9), gerçek bilgelik, iyi ile kötüyü birbirinden ayırma kabiliyetidir. İnsani bazda bu farkındalık, bizlere hep iyilik yapmak ve hiç kötülük yapmamamızı hatırlatmaya yardımcı olmalıdır, çünkü Allah tüm yaptıklarımızı görür, hem de başkaları görmese bile. Şu an için kötülükten kurtulmakla, ileride hiç kötülüğe yakalanmayacağımızı düşünmekle kendimizi kandırırız. Uzun vadede hiçbir zaman bunu gerçekleştiremeyiz.

Bu yüzden gayretli olalım, zira “Tanrı’nın görmediği hiçbir yaratık yoktur. Kendisine hesap vereceğimiz Tanrı’nın gözü önünde her şey çıplak ve açıktır” (İbr 4:13).

Özdeyişler 15:3, Yeşaya 5:20 ve İbraniler 5:14’ü okuyun. Bu ayetlerin bizlere ne gibi önemli bir mesajı vardır, özellikle de “iyi ve kötü” gibi ana kavramların sık sık bulanıklaştığı bir çağda yaşıyorken, iyi ve kötünün göreceli olduğunu ve bizim burada söylediklerimize zıt, nesnel bir varlık teşkil etmeyen yalnızca insani bir düşüncenin ürünü olduklarını iddia eden insanlar varken? İyi ve kötü kavramı hakkındaki bu görüşte yanlış olan şey nedir ve buna tutunmak neden tehlikelidir?

 

4 Şubat

  

Rab’bin Sevinci

Özdeyişler 15’i okuyun. Sevinç, neden insanın önemli bir varlığıdır?

Kutsal Yazı bizlere denenmesiz bir yaşam vaat etmiyor. Bizzat İsa’nın da dediği gibi: “Her günün derdi kendine yeter” (Mat 6:34). Özdeyişler 15:15, kötü günler arasında mutlu bir yüreğe sahip olan birinin daha iyi zaman geçireceğini açıklamaktadır. Acı, ızdırap ve denenmeler gelecektir ve çoğunlukla ne zaman ve nasıl olacağını kontrol edemeyiz. En azından bir derece kontrol edebildiğimiz şey, buna nasıl yanıt verebileceğimizi tercih etmektir.

Özdeyişler 15:14, 23’ü okuyun. Bu mutlulukta Allah’ın payı nedir?

Dini ayetler mutluluğun nedenini açıkça ifade etmese de, 13. ve 14. ayetler arasındaki paralel fikir, “mutlu yürek,” “akıllı yürektir” fikrini öne sürmektedir. İmana sahip olan ve o anki çilenin ötesinde kurtuluşu gören şey birinin yüreğidir. İşte bu yüzden Allah’a iman çok önemlidir; bu yüzden kendimiz için tecrübeden kaynaklı olarak Allah’ı ve O’nun sevgisinin gerçeğini bilmek çok önemlidir. O zaman ne gibi denenmeler gelirse gelsin, ne gibi acılarla karşılaşırsak karşılaşalım, bu anlayışa sahip olanlar sabırla katlanacaktır, çünkü onlar kendileri için Allah’ın sevgisini biliyorlardır.

Özdeyişler 15:23 başka bir önemli fikri de beraberinde getirir. Mutluluk, almaktan çok vermekle gelir. Başkalarıyla paylaşılan iyi sözler, verene mutluluk getirir. İster sözle ister eylemle, isterse her ikisiyle birlikte olsun, başkalarının bereketlenmesiyle gelen bereketi kim yaşamamıştır? Özdeyişlerde gördüğümüz gibi, sözlerimiz güçlüdür. Büyük bir iyilik de büyük bir kötülük de yapabilir. Büyük iyilik yaptıklarında, sadece yapılana değil, yapan kişiye de ne kadar büyük bereket getirir.

Kendin açından Allah’ın sevgisini ne kadar iyi biliyorsun? Bu çok önemli gerçeğe kalbini açabilecek ne gibi şeyler yapabilirsin? Allah’ın sevgisinin gerçeğini bilseydin, yaşamının ne kadar daha iyi olabileceğini düşün.

 

5 Şubat

  

Allah’ın Egemenliği

Hepimiz düşler ve planlar yaparız, ancak işler farklı sonuçlanabilir, bazen daha iyi bazen daha kötü. Kutsal Kitap, insan sorumluluğunun ve özgürlüğünün değerini onaylar. Ancak Kutsal Kitap, olayların seyrinde Allah’ın kontrolünü de onaylar (Bkz. Özd 20:24, 21:31, Daniel 2 ve 7).

Özdeyişler 16:1 ne söylüyor? Bu ayeti nasıl anlamalıyız?

Hazırlık ve planlar yaparız, fakat son söz yine de Allah’a aittir. Bu demek değildir ki bizim hazırlıklarımız boşunadır. Fakat iman yaşamında, eğer planlarımızı Allah’a teslim edersek, O da onları düzeltir ve planlarımız O’nun tarafından yönlendirilir (Özd 16:9) ve nihayetinde gerçekleştirilir (Özd 16:3). Hem de düşmanlarımızın uğraşları bizim yararımıza kullanılır (Özd 16:4, 7).

Bunlar kavranılması kolay fikirler olmasa da, özellikle de çetin durumlarla yüzleştiğimizde, işler kötü gitse ve planlarımız umduğumuz gibi gerçekleşmese bile, bunlar bizlere esenlik verecek ve Allah’a güvenmeyi öğrenmemizi sağlayacaktır. Bizler için anahtar nokta, her şeyi Allah’a teslim etmeyi öğrenmektir; eğer böyle yaparsak, O’nun yönetiminden emin olabiliriz, hem de güç zamanlarda bile.

Özdeyişler 16:18, 19’u okuyun. İnsani başarıda hırsın yeri nedir?

Her zaman olduğu gibi Kutsal Kitap kibire karşı uyarır. Her şeyden evvel, düşmüş varlıklar olarak ne ile gururlanabiliriz ki? Hangi kötülük, gururdan, orijinal günahtan başka Allah’a daha muhalif olabilir? (Bkz. Hez 28:17.) İsa, büyük olma uğraşlarının kötülüğü üzerinde ısrarla durmuş ve bunun yerine öğrencilerinden alçakgönüllü olmaya çalışmalarını istemişti (Mat 20:26–28).

Özdeyişler 16:33’ü okuyun. İnsan başarısında şansın yeri nedir?

Kutsal Kitap, şansa yer vermez. Olayların seyri şans tarafından yönlendiriliyor gibi düşünülse bile, halâ kontrolün Allah’ın elinde olduğuna güvenmeliyiz.

Bazı şeylerin neden olduğunu anlamaya uğraşırken, büyük mücadele gerçeği, bazı çetin meselelerde olayların neden böyle olduğu konusunu anlamamıza nasıl yardımcı olur?

 

6 Şubat

  

Ek Çalışma: “Başlangıçtan beri Şeytan, insanlara ihlal yoluyla kazanılan kârı tasvir etmiştir. Böylelikle melekleri baştan çıkarmıştı. Böylelikle Adem ve Havva’yı günaha ayartmıştı. Ve böylelikle halâ birçoklarını Allah’a itaatten uzaklaştırmaya yöneltiyor. İhlalin yolu arzulanan bir şeymiş gibi gösterilmektedir; ‘ama sonu ölümdür.’ Özdeyişler 14:12. Bu yola kalkışıp da, günahın meyvesinin ne kadar acı olduğunu öğrenenlere ve çok geç olmadan dönenlere ne mutlu.”—Ellen G. White, Patriarchs and Prophets, S. 720.

“Beden ve ruh sağlığını teşvik etmek için hiçbir şey şükran ve övgü dolu bir ruhun yaptığını yapamaz. Melankoliye, huzursuz edici düşüncelere ve duygulara direnç göstermek olumlu bir görevdir—tıpkı dua etme görevi gibi. Eğer cennete bağlıysak, Baba’nın evine yas tutanlar, inleyenler ve şikâyet edenler olarak nasıl gidebiliriz? Sürekli şikâyetçi olan ve neşeyle mutluluğu günah olarak gören imanlılar, gerçek bir dine sahip değillerdir.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing, S. 251.

Tartışma Soruları:

¤ Gerçeğe olan bakışımızın çok sınırlı olduğu fikri üzerinde tartışın. Bu ne anlama gelir? Gerçek olduğunu bildiğimiz, ancak onları hiçbir şekilde hissetmediğimiz ne gibi şeyler vardır? Örneğin şu anda çevrende ne kadar çok radyo dalgaları (cep telefonu konuşmaları, uydu programları, radyo programları) yayınlanmakta, ancak sen bunların hiçbirini görebiliyor, işitebiliyor ve hissedebiliyor musun? Bu gibi gerçeklerin mevcudiyeti duyularımızın ne kadar sınırlı olduğunu anlamamıza nasıl yardımcı olur? Bu anlayış, melekler gibi göremediğimiz diğer şeylerin gerçekliğini fark etmemize nasıl yardımcı olmalıdır?

   

¤ Allah sonuçta kontrolü elinde tutsa bile, insanın özgür iradesini ve özgür seçim hakkı gerçeğini anlamak neden önemlidir? Bu kavramlar (insanın özgür seçim hakkı, Allah’ın egemenliği) birbirine zıt gibiymiş gibi görünse de, her ikisi de Kutsal Kitap’ta öğretilmektedir, öyleyse bunları nasıl bağdaştırabiliriz?

Güneşin Batışı: 17:26 (İstanbul)

 

*7–13 Şubat

Kavgalara Karşı Muamele

Sebt Günü

Konuyla İlgili Metinler: Özdeyişler 17, 1Ko 13:5–7, Yu 8:1–11, Özdeyişler 18, Özdeyişler 19, Yas 24:10–22.

Hatırlama Metni: “Huzur içinde kuru bir lokma, kavga ve ziyafet dolu evden iyidir” (Özdeyişler 17:1).

Ö

zdeyişler yine dış görünüşün aldatışını kınıyor. Dünyanın sunduğu her şeye sahipmiş gibi görünebiliriz—zenginlik, güç, zevk, şöhret—ancak cephenin arkasında gerginlik ve sefalet boy gösterir. Hatta bu gerginliğin ve sefaletin arkasında, insanların ulaşmak için çok çaba gösterdiği zenginlik ve zevkler olabilir. Bir Mısır özdeyişi şöyle der: “Huzur dolu bir kalple bir parça ekmek, vicdan azabı ile beraber olan zenginlikten bin kere daha iyidir.”—Miriam Lichtheim, “Instructions,” Ancient Egyptian Literature: A Book of Readings, Cilt II, S. 156. Özdeyişler kitabına göre, bu sorunu çözmenin ilk adımı önceliklerimizin ne olduğunu fark etmektir: huzurlu ilişkiler, zenginlikten daha önemlidir (Özd 17:1). Önemli olan ne kadar çok şeye sahip olduğumuz değil, kendi içimizde kim olduğumuzdur. Bunu izleyen nasihat bu önceliği onarmaya yardım edecek ve mutluluğumuza katkıda bulunacak iç huzura (İbranicesi şalom) doğru bizleri yöneltecektir.

   

*14 Şubat Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.

 

ELLEN G. WHITE SERİSİ

HAKİKAT YOLU VE HAYATIMIZ

Orijinal Adı: Steps to Christ

Çağımızın bilim ve teknik alanında kaydettiği olağanüstü gelişmeler, maddi gereksinimlerimizin karşılanmasını bir dereceye kadar kolaylaştırmıştır diyebiliriz. Fakat maddi gereksinmelerimizin yanı sıra bir de ruhumuzun gereksinimleri vardır. Dileğimiz, çağımızın kaydettiği ilerlemeler yanında bunların da gelişmesi ve insan ruhundaki boşluğun daha asil duygularla dolabilmesidir.

Bu yapıt, ruhsal yaşantımızın bu gereksinimini karşılamaya yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır. Yüz yirmiden fazla dile çevrilmiş olan kitap, yazarın Türkçe olarak yayınlanmış ilk kitabıdır.

ELLEN G. WHITE SERİSİ

SEVGİ ÖĞRETMENİ (1. ve 2. CİLT)

ELLEN G. WHITE

Orijinal Adı: The Desire of Ages

Tanrısal konularda son derece derin bir bilgiye sahip olan yazar Ellen G. White, bu kitapta İsa’nın yaşamındaki harikulade öğretileri ve önemli olayları tarih sırasına göre anlatırken, O’nun yaşamının farklı güzelliklerini ve ilahî hazinenin değerli gerçeklerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermiştir.

Bu kitap, okuyucuyu gökyüzünün kutsal hazinesiyle ilgili olarak onun hayal bile edemeyeceği kadar iyi bilgilendirmektedir.

ELLEN G. WHITE SERİSİ

SEVGİNİN ZAFERİ

ELLEN G. WHITE

Orijinal Adı: The Great Hope

Kitap, Büyük Mücadele’nin son 10 bölümünü ele almaktadır. Uğrunda savaştıkları şey için çok önemli olan iki tarafın, iyinin ve kötünün arasında geçen evrensel savaşın nasıl başladığından ve nasıl sonlandırılacağından bahsetmektedir. Güzel olduğu kadar şok edici bir yolculuğa çıkmaya hazırlanın. Okuduktan sonra artık aynı kişi olmayacaksınız.

ELLEN G. WHITE SERİSİ

BÜYÜK MÜCADELE

Orijinal Adı: The Great Controversy

Eğer evrende anlam ve adalet varsa, masumlar neden suçlularla birlikte acı çekiyor? Ölümden sonra yaşam var mı? Gerçek nedir?

Bu kitap yanıtları vermektedir; ve yanıtları güvence içermektedir. Yaşamın anlamı vardır! Evrende yalnız başımıza değiliz. Bizimle ilgile­nen birisi var! Birisi gerçekten de insanlık tarihiyle ilgilenmiş, hatta insanlığa bizzat katılmış, O’na ulaşabilmemizi, O’nun da bize ulaşabilmesini olanaklı kılmıştır. Güçlü eli bu gezegeni tutan ve yakında esenliğe kavuşturacak olan birisi vardır.

Bu kitabın sayfalarını çeviren hiç kimse, kitabın sadece şans eseri mi eline geçtiğini sormadan bırakmayacaktır.

ELLEN G. WHITE SERİSİ

GEÇMİŞTEN SONSUZLUĞA 1. CİLT

Orijinal adı: Patriarchs & Prophets

Nereden geldik? Uluslar arası gerilimler uygarlığı neden yıkımla tehdit ediyor? Suç oranı neden yükseliyor? Ahlâk­sal standartlar neden geriliyor? Tanrı bütün bunlara kayıt­sız mı kalıyor? Sorunları çözmemize yardımcı olacak her­hangi bir şey yapıyor mu?

Beş kitaplık bir serinin ilki olan bu kitap, sıraladığımız bu soruları yanıtlamaktadır. Dünyamızın nasıl oluştuğuna, insanlığın nasıl başladığına ışık tutmaktadır. Binlerce yıl önce göklerde başlayan trajik isyan anlatılmakta, Tanrı ve Şeytan arasında gelişerek yeryüzünün bütün sakinlerini etkisi altına alan mücadele ortaya konulmaktadır.

Yazar dünyamızda var olan doğruyla yanlış, gerçekle yanıl­gı arasındaki savaşı tanımlamaktadır.

ELLEN G. WHITE SERİSİ

GEÇMİŞTEN SONSUZLUĞA (2. CİLT)

ELLEN G. WHITE

Orijinal Adı: Prophets & Kings

Peygamberlerin öyküsü, 1. ciltte kaldığı yerden devam ediyor. Davut’un oğlu Süleyman, İsrail Krallığına tarihinin en zengin ve en görkemli dönemini yaşattı. Bu ciltte, Tanrı’nın seçtiği halkın O’nun isteğini yapmaktan nasıl adım adım uzaklaştığını görüyoruz. Yaptık­ları seçimin sonuçlarına acı ve ıstırap içinde nasıl katlandıklarını, sonunda Tanrı tarafın­dan nasıl dışlandıklarını okuyoruz. Yaşamımızda lanet ve belalar yerine bereketlere ka­vuşmak için sakınmamız gereken hataları bize öğreten bir kitap...

BATIL İNANÇLAR Kapılma ve Kurtulma

Yazar: Kurt Hasel

Orijinal Adı: Der Zauber des Aberglaubens

İster Avrupa’dan alınmış olsun bu kitapta bolca örneği olduğu gibi ister Çin’de karşımıza kemik biçiminde, isterse Türkiye’deki gibi nazar biçiminde çıkmış olsun, batıl inançlar her devir ve kültürde olagelmiştir.

Çünkü insanlar nerede olurlarsa olsunlar, üç temel soruya yanıt arayıp durdular.

  •     Geleceği nasıl bilebilirim?
  •     Nasıl mutlu olabilirim, olumsuz etkilerden nasıl korunabilirim?
  •     Ölümden sonra ne olacak, ölülerle nasıl iletişim kurabilirim?

BİNLERCESİ KIRILACAK

Yazar: Susi Hasel Mundy

Orijinal Adı: A Thousand Shall Fall

Hitler Almanya’sında inançlarını sürdürmeye cüret eden bir asker ve ailesinin nefes kesen öyküsü.

YETENEKLİ ELLER

Yazar: Carson / Murphey

Orijinal Adı: Gifted Hands

Aynı zamanda filmi de yapılmış olup, en çok satan kitaplar listesinde yıllardır milyonlarca adet satan bu kitapta ölmekte olan çocuklara ikinci bir şans veren olağanüstü bir cerrahın öyküsü anlatılmaktadır. Dr. Ben Carson, beyin cerrahisindeki umut olmayan yere umut getiren yeniliklerle tüm dünyada tanınmaktadır.

KADERİ DEĞİŞTİREN – KUTSAL KİTAP ÇALIŞMA KİTAPÇIKLARI SERİSİ

5 adet kitapçıktan ve 1 adet promosyon kitabından oluşan bu seride Kutsal Kitap’ın Yaratılış öyküsünden, son bölüm olan Vahiy kitabına kadar tüm bölümler, kendi kültürümüze has öykülerle süslenerek, anlaşılır ve kolay bir dille anlatılmış olup, hem inanlı topluluğunuz, hem kendiniz, hem de çevrenizdeki insanlar için muhteşem bir başvuru kaynağı olacaktır.

 

EN ZENGİN MAĞARA ADAMI

Yazar: Batchelor / Toker

Orijinal Adı: The Richest Caveman

Gerçekten yaşanmış bir öykü… Milyoner bir baba ile gösteri dünyasında çalışan bir annenin oğlu olan genç Doug Batchelor, paranın satın alabileceği her şeye sahipti. Mutluluk hariç her şeye. Uyuşturucu kullandı, okulda kavgalar çıkardı ve intihar düşüncesiyle hayaller kurdu. Kendinden tiksinen ve hayatın hiçbir amacı olmadığına inanan Doug, yaşayabileceği tüm eğlence ve heyecanları yaşamayı kafasına koydu. Onun aradığı mutluluk sürekli kendisinden kaçıyordu, ta ki bir dostun mağarasında bıraktığı tozlu bir kitabı bulana dek. Bundan sonra olanlar ancak mucize olarak açıklanabilir.

RUHLAR DÜNYASINA YOLCULUK

Yazar: Roger J. Morneau

Orijinal Adı: A Trip into the Supernatural

Gerçekten yaşanmış öyküler ve deneyimler içeren bir kitap. Küçüklüğünde ve savaş zamanında yaşadığı deneyimler Roger’i Allah’tan uzaklaştırmış, sonunda O’ndan nefret etmesine ve satanistlerin bir kulübüne katılmasına neden olmuştu. Fakat daha sonra sevgi dolu bir Tanrı’yı keşfederek iblislere ibadetten ayrılmak istedi. İşte Roger’in satanizmin dehşet verici dünyasından ilahî müdahaleyle kurtuluşunun öyküsü.

BEREKET DAĞINDAN DÜŞÜNCELER

Yazar: Ellen G. White

Orijinal Adı: Thoughts From the Mount of Blessing

Mesih’in Mutluluk Vaatleri Dağı’ndan söylemiş olduğu sözler, zamanın sonuna dek gücünü koruyacaktır. Her bir cümle, gerçeğin hazine dairesinden gelen bir mücevherdir. Bu konuşmada ifade edilen ilkeler, tüm çağlar ve tüm sınıflardan insanlar için geçerlidir. Mesih, ilahî enerji ile, birbiri ardınca pek çok sınıfı, doğru karakterler edindikleri için bereketlenmiş olarak ilan ederken, onlara olan inancını ve umudunu açıkladı. Herkes, Yaşam Kaynağı’nın verdiği yaşamı sürerek, O’na iman aracılığıyla, O’nun sözlerinde ortaya konulan standarda ulaşabilir.

DVD SERİSİ:

BİZİM MİRASIMIZ

Orijinal Adı: Our Heritage SDA Church History

YedinciGün Adventistleri tarihinin anlatıldığı bir DVD.

YEDİNCİ GÜN

Orijinal Adı: The Seventh Day

5 DVD’den oluşan Türkçe altyazılı bu sette YedinciGün Sebt’inin tarihçesi detaylı olarak anlatılmaktadır. Hiç merak ettiniz mi, dünya üzerindeki yaşam bir tesadüfle mi başladı? Neden haftanın 7 günü var? Allah haftanın bir gününü neden diğerlerinden ayrı tuttu? Yaratılıştan bugüne dek Sebt Günü’ne inanan insanların izlerini süreceğiz.

ISSIZ ADADAN GÖNDERİLEN MEKTUPLAR

Orijinal Adı: Letters from a Lonely Isle

2 DVD’den oluşan bu seride Pastör Mark Finley, Kutsal Kitap’ın Vahiy bölümündeki, günümüz Türkiye’sinin Ege Bölgesinde bulunan Yedi Kiliseler’i ve Yunanistan’ın Patmos adasını ziyaret etmektedir. Bu belgesel, Küçük Asya’da bulunan ve Roma İmparatorluğu zamanında birçok tehlikelerle ve zorluklarla karşılaşan, Efes, İzmir, Bergama, Tiyatira, Sart, Filadelfiya ve Laodikya inanlı topluluklarının durumunu anlatmaktadır.

 

BROŞÜRLERİMİZ:

YEDİNCİGÜN ADVENTİST TOPLULUĞU

YedinciGün Adventistleri kimlerdir? Neye inanırlar? Ana doktrinleri nelerdir? Tarihçemiz, yaşayışımız nasıldır?

CEP BROŞÜRLERİ SERİSİ – SONUN BELİRTİLERİ:

İSA YENİDEN GELDİĞİNDE

İsa nasıl gelecek? Yeniden geldiğinde ne olacaktır? Belirtiler nelerdir? Nasıl hazır olabilirsin?

BEN KİM’İM?

İsa’nın kim olduğunun açıklandığı bu broşürde O’nun özellikleri çeşitli açılardan ele alınmaktadır.

SONSUZA DEK YAŞAYABİLİRSİN

Sonsuz yaşam nasıl elde edilebilir? Lütuf ne demektir? Nasıl kurtulunur? Sonsuz yaşam formülü nedir?

HATIRLANMASI GEREKEN BİR GÜN

Sebt (Şabat) Günü’nün anlamı ve öneminin kısaca anlatıldığı bu broşür, onun nasıl tutulabileceğine yönelik kısa talimatlar içermektedir.

Luka Kitabı

“B

öylece kalkıp babasının yanına döndü. Kendisi daha uzaktayken babası onu gördü, ona acıdı, koşup boynuna sarıldı ve onu öptü” (Luka 15:20).

Bu ayeti biliyoruz. İster dini ister dünyevi olsun, tüm edebiyatlar arasında en iyi bilinen ve en sevilen öykülerden gelmektedir. Şaşırtıcı olan, basit bir misyoner doktor, bu basit mücevheri bir mektup içerisine koyup Teofilos adındaki alim dostuna göndermeseydi, hiçbir zaman duyamayacaktık.

Doktorun ismi Luka’dır, Yahudi olmayan bir ulustan olup da imana gelenlerden biridir ve mektubu da, Luka’nın Müjdesi’dir. Luka aynı zamanda Elçilerin İşleri kitabını da yazmıştır. Pavlus’un seyahat arkadaşı da olan Luka sıkı bir gözlemciydi ve büyük İsa hareketinin Roma İmparatorluğunu etki altına almasında iştirak sahibiydi. Pavlus ile bu yakın işbirliği, Luka’nın yalnızca Hıristiyan kilisesinin derin anlamını kavramasına neden olmakla kalmayıp—ki temeli Sezar’ın ilahi bir varlık olarak şereflendirilmesi talebine karşı gelmekte yatmaktadır—fakat aynı zamanda bütün bunların arkasındaki Adam’ı, yani İsa Mesih hakkındaki güvenilir kaynakları daha derinden öğrenmeye yöneltmiştir. Böylece Kutsal Ruh’un etkisi altında Luka, “Hıristiyan Kilisesi’nin Kökeni ve Tarihi” olarak adlandırılabilecek iki ciltlik bir eser yazmıştı.

Müjdeler arasında Luka’nın Müjdesi en geniş olanıdır. Nain’li dul kadının oğlunun ölümden diriltilmesi (Luka 7:11–17) ve Malkus’un iyileştirilmesi (Luka 22:50, 51) gibi bazı mucizeler sadece Luka’da görülmektedir. (Diğer mucizeler için bkz. Luka 5:4–11, 13:11–17, 14:1–6, 17:11–19.) İyi Samiriyeli (Luka 10:30–37), zengin budala adam (Luka 12:16–21), kaybolan oğul (Luka 15:11–32); zengin adam ve Lazar (Luka 16:19–31), Ferisi ve vergi görevlisi (Luka 18:10–14) gibi diğer meşhurları arasında yer alan birçok benzetme Luka’ya özgüdür.

İsa hakkında iyi bir biyografi tavsiye etmesi için büyük ilahiyatçı James Denney’e sorulduğunda şöyle yanıt vermişti, “Luka’nın yazdığını hiç denedin mi?”

İyi fikir. Şimdi hep birlikte dünya kilisesi olarak bu çeyrek yılda onu deneyelim.

John M. Fowler, pastör, teoloji ve felsefe öğretmeni, editör ve eğitim yöneticisi olarak 53 yıldır inanlı topluluğuna hizmet etmektedir. Sayısız makale ve kitabın yazarı olarak iki Sebt Kitapçığı yazmıştır: Mesih ve Şeytan Arasındaki Büyük Mücadele (2002) ve Efesliler: İlişkiler Kitabı (2005).

Web sayfamızı ziyaret edin:

www.adventistler.com / www.adventistler.org

 

8 Şubat

  

Günah ve Dostlar

Özdeyişler 17:9, 19:11’i okuyun. Bu ayetlerde hangi önemli husus vurgulanmaktadır? Düşmüş olanlara nasıl davranmalıyız?

Birisi her şeyi berbat ettiğinde öyküyü yayma, başkalarına söyleme ayartısı güçlüdür. Şöyle şöyle yaptığını duydun mu? Bu eylemi ne kadar iğrenç bulsak da, olan biteni başkalarına söylemeyi severiz. Kısacası, dedikodu yaparız ve buna karşı uyarılıyoruz, çünkü bu davranış çekişme yaratır, hatta en yakın dostlar arasında bile. Her şeyden evvel, eğer işleri berbat eden kişi senin dostunsa ve sen bu konuyu başkalarına yayıyorsan, ne biçim bir dostsun?

Aksine bizlere hatayı “örtme” nasihati veriliyor. Ancak bu sanki hiç olmamış ve kişi hiç hata yapmamış gibi günahı saklamamızı ima etmiyor. Örtülen günah halâ mevcuttur, gizlenmiş olsa bile. Aslında “örtmek” sözcüğünün İbranicesi, kendine özgü bir şekilde “affetme”yi çağrıştırır (Mez 85:2, Neh 4:5). Başkalarının hatasına yanıtımız dedikodu ile değil, sevgi ile olmalıdır.

Özdeyişler 17:17 ve 1Ko 13:5–7’yi okuyun. Dostların hatasının üstünü kapatmada sevgi nasıl yardımcı olabilir?

Mükemmel olduğu için arkadaş veya eş sevilmez. Hatalarına ve zayıflıklarına rağmen onları severiz. Sadece sevgi sayesinde başkalarını yargılamamayı öğrenebiliriz, çünkü kendi hatalarımızla ve eksikliklerimizle bizler de onlar kadar suçluyuz. Aksine onların yaptıkları kabahatlerde onlarla birlikte ağlayabilir ve bu durumdan kurtulmada elimizden geldiğince yardımcı olabiliriz. Her şeyden evvel, bu gibi kara günlerde yardıma koşmuyorsa, dostlar ne için vardır?

Her şeyi mahvettiğinde affedildiğin, öğüt aldığın ve teskin edildiğin bir anı düşün. Bu durum, eğer mümkünse senin de başkalarına aynı şekilde davranman konusunda sana ne söylemektedir?

 

9 Şubat

  

Adil Ol!

Gerçek sevgi kör değildir. Sevgiden dolayı birinin hatasını “örtmemiz,” günahı görmediğimizden ve onu böyle tanımlamadığımızdan değildir. Sevgi ve adalet birlikte yürürler. “Adalet” için kullanılan İbranice sedek sözcüğü, aynı zamanda “sevgi,” “hayırseverlik” anlamına gelir. Eğer adil değilsek, gerçek merhamete sahip olamayız ve eğer merhametimiz ve sevgimiz yoksa adil olamayız. İki kavram da birlikte olmalıdır.

Örneğin, yoksula yapılan hayır işi, adalet pahasına yapılmamalıdır; bundan dolayı duruşmada yoksulun kayırılmaması öğütlenmiştir (Çık 23:3). Eğer sevgi, bizleri yoksula yardım etmeye mecbur bırakıyorsa, hatalı olduklarında sırf yoksul olduklarından dolayı onları kayırmak adil olmaz. Adalet ve gerçek, bu yüzden sevgi ve merhametle birlikte yol almalıdırlar. Allah’ın yasası olan Tevrat’ta karakterize edilen ve Özdeyişler kitabında öğretilen ve desteklenen işte bu bilgelik dengesidir.

Özdeyişler 17:10, 19:25’i okuyun. Azarlama ve yüzleştirme gereksinimi konusunda ne söylüyorlar?

Özdeyişler 17:10’un, hatayı sevgiyle kapatma çağrısının (Özd 17:9) hemen ardından gelmesi bir tesadüf değildir. Buradaki “sevgi” bağlantılı kınama, sevgiyi doğru yere oturtur. Ayette sert bir azarlama ima ediliyor.

Yu 8:1–11’i okuyun. İsa’nın açık günaha karşı tutumunu nasıl görüyoruz?

“İsa bu kadını affederek ve daha iyi, günahsız bir yaşam sürmesi için ona cesaret vererek ne kadar dürüst ve mükemmel bir karaktere sahip olduğunu gösterdi. İsa, günahı örtbas etmeye ya da günahkârın suçluluk duygusunu azaltmaya çalışmazken, onu yargılamaya değil; kurtarmaya çalışır. Bu olayı yaşamadan önce, yanlış yoldaki bu kadın için dünya sadece hakaretlerden ve hor görülmekten ibaretti; fakat İsa teselli eden ve umut veren sözler söyler. Günahsız Kişi, günahkârın zayıflığına merhamet eder ve ona yardım elini uzatır. İkiyüzlü Ferisiler kadını suçlarken, İsa ona, ‘Git, artık günah işleme!’ dedi.—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 451.

 

Mayıs 11Pazartesİ


  


İsa’nın Dua Yaşamı



İsa’nın dua anları arasından bazıları sadece Luka’da kaydedilmişti. Yaşamındaki büyük anlarda dua eden İsa’ya bakalım.


  1. İsa vaftizi esnasında dua etti (Luka 3:21). “O’nun önünde yeni ve önemli bir dönem başlıyordu. Şimdi daha geniş bir alanda hayatının en büyük mücadelesine giriyordu.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 94. O, kendisini Golgota’daki çarmıha götürecek yolda, geniş çaptaki halk hizmetine dua etmeden başlamaya cüret etmemişti.

  1. İsa 12 öğrencisini seçmeden önce dua etti (Luka 6:12, 13). Hiçbir lider takipçilerini rasgele seçmez. Fakat İsa sadece takipçilerini seçmekle kalmadı, O’nun şahsiyetini ve hizmetini tamamen anlayan ve kendini özdeşleştirenleri seçti. “Bu, o zamana kadar insana verilen en önemli görevdi ve önem bakımından İsa’nın görevinden sonra geliyordu.”— Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 272.

  1. İsa öğrencileri için dua etti (Luka 9:18). Öğrencilik İsa’ya mutlak bir itaati ve O’nun kimliğini anlamayı gerektirir. Onikiler’in O’nun kim olduğunu anlaması için İsa “dua ederken yalnızdı” ve sonra onlara şu çok önemli soruyu yöneltmişti: “Sizce ben kimim?” (Luka 9:20).

  1. İsa dağdaki dönüşümden önce dua etti (Luka 9:28–36) ve Allah’ın “sevgili Oğlu” olduğu yolunda göklerin onayını aldı. O ana kadar ve sonrasındaki ayartılar, Baba ile Oğul arasındaki yakın ilişkiyi değiştiremeyecekti. Dua aynı zamanda öğrencilerin “O’nun görkeminin şahitleri” olmalarını da sağladı (2Pe 1:16).

  1. İsa Getsemani’de dua etti (Luka 22:39–46). Bu belki de kurtuluş tarihindeki en önemli duadır. Burada gökle dünyayı bağlayan bir Kurtarıcı’yı görüyoruz ve böyle yapmakla, O üç önemli ilkeyi tesis etti: Allah’ın isteminin ve gayesinin önceliği; kan ve ölüm pahasına da olsa bu önceliği gerçekleştirmeye söz verme; ve Allah’ın gayesini gerçekleştirme yolunda bulunan her ayartının üstesinden gelme cesareti.

  1. İsa dua ederek yaşamını Allah’ın ellerine teslim etti (Luka 23:46). Çarmıhtaki son sözlerinde şöyle demişti, “Baba, ruhumu ellerine bırakıyorum!” İsa bizlere duanın nihai gayesini verdi. Doğumda ve ölümde, düşmanlar veya dostlar arasında, uyurken veya uyanıkken, dua bizi sürekli Allah ile birleştirmelidir.


Bu örnekler, sana kendi dua yaşamın hakkında ne söylüyor?






Mayıs 12Salı


  


Örnek Dua: 1. Bölüm



Luka 11:1–4’ü okuyun. Bu ayetler, duanın nasıl işlediği konusunu anlamamıza nasıl yardımcı olur?






“Baba,” Allah’ı tarif etmede Mesih’in favori tarzıdır ve dört Müjde’de en az 170 kez kaydedilmiştir. Allah’ı Baba olarak ifade ederken, Allah’ın bir Şahsiyet olduğunu, insanlarla en samimi şekilde ilişki içine girebildiğini kabul etmiş oluruz. Allah, gerçek, sevgi dolu ve insani bir baba kadar kişiseldir. Fakat O göklerdeki Baba’dır. O dünyevi babalarımızdan farklıdır, zira o her şeye kadir, her şeyi bilen, her zaman her yerde mevcut ve en mükemmel tarzda kutsaldır.


“Göklerdeki Baba” ifadesi, bizlere ebediyen Allah’ın kutsal ve kişisel olduğunu, Hıristiyanlığın ne felsefi bir düşünce ne de her şey demek olan panteistik bir tanrı kavramı olmadığını hatırlatır.


“Adın kutsal kılınsın” (Luka 11:2). Burada da Allah’ın kutsallığı konusunda bir başka anımsatıcı vardır. Rab’bi takip ettiğini iddia edenler, O’nun ismini sözleriyle ve eylemleriyle kutsamalıdırlar. O’nu takip ettiğini iddia edip de O’na karşı günah işlemek, bu ismi kirletir. Matta 7:21–23’deki İsa’nın sözleri, Allah’ın ismini kutsal saymanın ne demek olduğunu daha iyi kavramamıza yardımcı olabilir.


“Egemenliğin gelsin” (Luka 11:2). Müjdeler, Allah’ın egemenliğini 100 kezden fazla anarlar: yaklaşık 40 kez Luka’da, 50 kez Matta’da, 16 kez Markos’da ve 3 kez Yuhanna’da. Hem lütuf egemenliğinin şimdiki gerçekliğini, hem de gelecekteki lütuf egemenliği vaadini açıklamak ve tesis etmek için İsa gelmiştir. İlk krallığa girmeden ikincisine giriş olmayacaktır ve öğrencilerinin ilkini tecrübe edip ikincisini beklemeleri, Kurtarıcı’nın arzusudur.


“Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de Senin istediğin olsun” (Mat 6:10). Allah’ın istemi, göklerde tanınmış ve itaat edilmiştir. İsa bu gerçeği ele alarak, aynı şekilde yeryüzünde de olacağı umuduna dönüştürmüştür. “Yeryüzünde” ifadesi, genelliği değil, özelliği öne sürmektedir. Yeryüzünde Allah’ın istediği olsun ama bizimle başlasın, kişisel olarak her birimizle.



Rab’bi tanıyor musun, yoksa sadece O’nun hakkında bir şeyler mi biliyorsun? Dua yaşamın, seni O’na nasıl daha yaklaştırabilir?



Mayıs 13Çarşamba


  


Örnek Dua: 2. Bölüm



“Her gün bize gündelik ekmeğimizi ver” (Luka 11:3). Rica, ver sözcüğüyle sona eriyor. Bu sözcük ister bir milyonerin dudaklarından dökülsün, isterse sürekli isteyen bir öksüzün, dua güvenceye bağımlılığın ve kabul etmenin bir ifadesidir. Hepimiz Allah’a bağımlıyız ve emredici “ver” ricası, bizleri Allah’ın tüm armağanların kaynağı olduğunu kabul etmeye zorlar. O, Yaratıcı’dır. O’nda yaşar, hareket eder ve mevcudiyemize sahip oluruz. “Bizi yaratan O’dur, biz de O’nunuz” (Mez 100:3).



Allah, ihtiyacımız olan her şeyi veren Baba’dır. Bu vaadin ışığında, Luka 11:9–13’de hangi büyük güvenceyi bulabilirsin?




“Günahlarımızı bağışla” (Luka 11:4). “Biz de bağışlıyoruz” diye devam eden dua, eğer Allah’ın bağışlamasını gerçekten kalplerimizde kabul edersek, başkalarını da bağışlamaya hazır ve razı olacağımızı vurgulamaktadır. Mantıken, eğer başkalarını bağışlamazsak, Allah’ın bağışlamasını da gerçekten kabul etmemiş oluruz (Mat 6:14). “Allah’ın bağışlayıcılığı yalnızca bizi mahkûmiyetten kurtardığı adli bir eylem değildir. Yalnızca günahın bağışlanması değil, aynı zamanda günahtan kurtulmadır. Kalbi dönüştüren şey, kurtaran sevginin akmasıdır.”—Ellen G. White, Bereket Dağı’ndan Düşünceler, S. 108. Bu yüzden, Mesih’in öğrencileri olarak, ilahi lütfun genişleyen halkası içinde yaşamaktan, bir yandan Allah’ın hayırseverliğini elde ederken, diğer yandan bizlere karşı olanlara O’nun sevgisini ve affını uzatmaktan sevinç duyarız.


“Ayartılmamıza izin verme, bizi kötü olandan kurtar” (Luka 11:4). İki hususa dikkat etmek gerekir. Birincisi, ayartı günah değildir. “Ayartı” için kullanılan Grekçe isim, peirasmos’dur. Grekçede –asmos ile biten isimler normalde bir süreci tarif ederler, sonucu değil. Kutsal Yazı, ayartıya bitmiş bir ürün olarak bakmaz; belli bir ürüne ulaşmak için kullanılan bir metod, bir süreçtir. Ayartı günah olmasa da, ona ürün vermek günahtır. İkincisi, Allah ayartının yaratıcısı değildir (Yak 1:13). Allah ayartıların gelmesine izin verebilir, fakat O hiçbir zaman birini günaha cezbetmek için ayartmaz. Bu nedenle dua, kötüye karşı koymak için nihai gücün kaynağı olan Allah’ı tanımaktır.



Luka 11:1–4’ü inceleyin. Tüm konu üzerinde düşünün. Bu konulardan her birinin duayla zenginleştirilip derinleştirilmesini ne şekilde tecrübe edebilirsin?




Mayıs 14Perşembe


  


Dua Hakkında Daha Fazla Dersler



Öğrencilerine bir dua örneği verdikten hemen sonra, İsa onlara gece yarısı gelen bir dost benzetmesiyle (Luka 11:5–13), ısrarcı dua ihtiyacını öğretmişti. Sonra hizmetinin sonuna yaklaşırken, takipçilerine duada tövbekâr ve alçakgönüllü olma ihtiyacını hatırlatmıştı (Luka 18:9–14). Bu benzetmelerin her ikisi de, duanın sadece dini bir rutin değil, canlı bir Allah ile ısrarlı bir yürüyüş, konuşma ve yaşamak olduğunu gösterir.


Luka 11:5–8’i okuyun. İsa bu benzetmeyi duada ısrarcı olmayı teşvik etmek için söylemiştir. Dua rutin bir hale getirilmemelidir. Aksine dua ilişkinin temeli olmalıdır—Allah’a mutlak, ısrarlı ve sürekli bir güven içinde. Dua, ruhun nefes alışıdır: o olmazsa ruhsal açıdan ölürüz. İsa, dostça olmayı reddeden bir komşu benzetmesini vermektedir. Gece yarısı birkaç somun ekmek için dostunun sürekli ricaları nafiledir. Fakat sonunda böyle bir komşu bile kapının ısrarla, sürekli çalınması karşısında pes eder. Duada ısrarcı olan birine Allah da ne kadar karşı koyabilir ki? Böyle bir ısrarcılık Allah’ın fikrini değiştirmez fakat bizim güvenimizi pekiştirir.



Luka 18:9–14’ü okuyun. Burada dua hakkında ne gibi önemli bir ders vardır?






Ferisi, yaptığı şeyler temelinde, doğru işleriyle Allah’ın onayını alacağı beklentisi içindeydi. Vergi görevlisi ise Allah’ın affına sığındı ve Allah’ın lütfu temelinde kabul edilmeyi rica etti. Allah’ın kabulü, kim ve ne olduğumuz temelinde değil, bilakis sadece O’nun lütfu aracılığıyla gelir. Sadece pişman, alçakgönüllü ve ruhu kırık olanlar bu lütfu alır.


“Başarının ve zaferin sırrı yumuşak huyluluk ve alçakgönüllülükte yatar. Çarmıhın dibinde eğilenleri yücelik tacı beklemektedir.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 349.



Rab’bi tanımayanlar, o kadar kötü olmadıkları konusunda kendilerini ikna etmek için, sözümona kendilerinden daha kötü olanlarla kıyaslarlar. Bu neden ruhsal bir aldanıştır? Başkalarının bizden daha kötü olması ne kadar önem taşır?



Mayıs 15Cuma


  


Ek Çalışma: “Yardım, destek ve güç almak üzere günlük ve samimi dua ile Allah’a dönen can, asil tutkulara, gerçeğe ve göreve dair net anlayışlara, eyleme dair yüce amaçlara ve doğruluk için sürekli açlık ve susamışlığa sahip olacaktır. Allah’la iletişimi sürdürdüğümüzde, kalplerimizde hüküm süren ışığı, huzuru ve dinginliği, başkalarıyla olan ilişkimiz sayesinde onlara da aktarmamız mümkün hale gelir. Allah’a dua ile elde edilen güç, zihni düşünceliliğe ve özene alıştırmak için azimli bir çaba ile birleştiğinde, insanı günlük vazifelerine hazırlar ve ruhu tüm koşullarda huzurlu bir halde tutar.”—Ellen G. White, Bereket Dağı’ndan Düşünceler, S. 83.


“Allah’a Babamız dediğimizde, O’nun tüm çocuklarını kardeşlerimiz olarak tanımış oluruz. Hepimiz büyük insanlık dokusunun bir parçasıyız, tek bir ailenin fertleriyiz. Niyazlarımıza, kendimiz gibi komşularımızı da dahil etmeliyiz. Yalnızca kendisi için bereket isteyen kişi, doğru şekilde dua etmiyor demektir.”—Bereket Dağı’ndan Düşünceler, S. 100.



Tartışma Soruları:


¤ Luka’nın İsa ile Kutsal Ruh’u ilişkilendirmesi sadece Müjde ile bitmiyor. Kimse, Mesih inanlısının yaşamında Kutsal Ruh’un zorlayıcı dinamiğine, görevlerine ve onun vekillerine dikkat etmeksizin, Hıristiyan tarihi hakkında Luka’nın ikinci cildi olarak yazılan Elçilerin İşleri kitabını okuyamaz. Aslında İsa’nın diriliş sonrasında öğrencilerine çarmıha gerilmiş ve dirilmiş Kurtarıcı mesajıyla dünyanın sonuna dek gitmeden önce “yücelerden gelecek güçle kuşanıncaya dek” (Luka 24:49) Yeruşalim’de kalmaları için verdiği talimatlarını sadece Luka kaydetmiştir. Sonra Luka, Elçilerin İşleri kitabına İsa’nın Kutsal Ruh vaadini (Elç 1:7, 8) ve Pentikost’ta gerçekleşen vaadi (Elç 2) tekrarlayarak başlamaktadır. Tüm bunlar bize inanlı topluluğunun yaşamında Kutsal Ruh’un merkezi rolü hakkında ne söylemektedir?


   


¤ Dua eylemi, hangi bakımdan Allah’a olan bağımlılığımızı ve ihtiyacımızı kabul etmektir? Luka 18:9’u okuyun. Bunu takip eden benzetmede İsa’nın ima ettiği derin ruhsal sorun neydi?




Güneşin Batışı: 20:14 (İstanbul)



Konu 8*Mayıs 16–22



İsa’nın Hizmeti





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Luka 15:4–7, 11–32; Luka 16:19–31; 18:35–43; 19:1–10.



Hatırlama Metni: “Nitekim İnsanoğlu, kaybolanı arayıp kurtarmak için geldi” (Luka 19:10).



E


ğer İsa’ya bir hizmet raporu yazacak olsaydık, O’nun kendi sözlerini tekrarlamaktan daha iyi bir şey yapamazdık: “kaybolanı arayıp kurtarmak.”


Kaybolan neydi? Ölüme maruz, korkuyla, düş kırıklığıyla ve çaresizlikle dolu olarak Allah’a yabancılaşan insanlığın ta kendisi. Eğer bizim adımıza hiçbir şey yapılmasaydı, hepimiz kaybolacaktık.


İsa’ya şükürler olsun ki, hepimizin umutlu olması için çok iyi nedenlerimiz var.


“Adem ve Havva günah işlediklerinde Tanrı’nın sevgisinden ve dostluğundan uzaklaştılar. Günah yeryüzünü cennetten ayırdı ve insanlar Tanrı ile konuşamaz oldular. Ama Mesih sayesinde insanlar tekrar Tanrı’yla birleşebildi. Ölümü aracılığıyla Mesih, dünya ile Tanrı arasında bir köprü oldu... Mesih, zayıf ve güçsüz günahkârları Tanrı’ya getirerek sonsuz gücün kaynağı ile tekrar iletişimde bulunmalarını sağladı.”—Ellen G. White, Yol, Gerçek ve Yaşam, S. 17–18.


Yaratılış’tan Vahiy’e kadar Kutsal Kitap, kaybolan insanlığı arayan Allah’ın öyküsüdür. Luka bu gerçeği üç önemli benzetmeyle betimlemiştir: kaybolan koyun (Luka 15:4–7), kaybolan para (8–10. ayetler) ve kaybolan oğul (11–32. ayetler).



*23 Mayıs Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



PazarPazar  Mayıs 17


  


Kaybolan Koyun ve Kaybolan Para



Luka 15:4–7’yi okuyun. Allah’ın bizlere olan sevgisi hakkında ne söylüyor? Kaybolan koyunu aramaya gidenin çoban olduğunu anlamak neden çok önemlidir?




Bizlere bakmayan ve ilgisizmiş gibi görünen bir dünyada, bu benzetme ürkütücü bir gerçeği açıklıyor: Allah bizleri o kadar çok seviyor ki, bizleri kendisine getirmek için ardımızdan geliyor. Sık sık Allah’ı arayan insanlardan bahsederiz; aslında Allah bizleri aramaktadır.


“Kendisini İsa’ya teslim eden kişi, O’nun nazarında tüm dünyadan daha değerlidir. İsa, tek kişi için bile olsa kendi ilahi egemenliğinde kurtarılabilmesi için çarmıhtaki büyük acıya katlanırdı. Uğruna kendi canını feda ettiği insanlığı asla terk etmeyecektir. Kendisini takip edenler, O’nu terk etmeye karar vermedikçe, İsa, onları asla terk etmeyecek, daima kendi himayesi altında tutacaktır.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 473–474.


Luka 15:8, 9’u okuyun. Bu benzetme sadece Luka’da mevcuttur. Kaybolan paranın iki anlamı olabilir. Birincisi, İsa zamanında birçok yoksul insan vardı ve bir sikke (drahma) çoğu evi birkaç günlük bir kazanç olarak, açlıktan ancak korumaya yetecek bir paraydı. İkincisi, evliliğin bir işareti olarak bazı kadınlar on adet bozuk paradan oluşan bir başlık taşırlardı—yoksul ailelerin uzun zamanda biriktirebileceği büyük bir miktar.


Her iki durumda da kayıp ciddi bir meseleydi. O zaman kadın, büyük bir hüsran ve derin bir kederle kandili yakar (belki de evin penceresi yoktur ya da küçüktür), süpürgeyi eline alır ve bozuk parayı bulana dek evi baştan başa süpürürdü. Bulunca içini büyük bir neşe kaplar ve bu sevinci arkadaşlarıyla paylaşırdı.


“Para, toz ve süprüntü arasında yatmasına rağmen, yine de gümüş veya altın bir paradır. Sahibi onu değerinden ötürü arar. Aynı şekilde her bir can da, günahla ne kadar alçaltılmış olursa olsun, Allah’ın gözünde kıymetli sayılır. Madeni paranın üzerinde hâkim gücün tasviri ve imzası olduğu gibi, insan da yaratıldığı zaman Allah’ın suretini ve imzasını taşıyordu; şimdi ise günahın etkisi yüzünden zarara uğramış ve soluklaşmış olsa da, bu imzanın izleri her canın üzerinde kalmıştır.”—Ellen G. White, Christ’s Object Lessons, S. 194.



Modern bilim ve felsefe bizlere kaderimizle hiç ilgilenmeyen anlamsız bir evrende şans eseri yaratılmış varlıklardan başka bir şey olmadığımızı söyler. Bu iki benzetmede ne gibi tamamen farklı bir dünya görüşü sergilenmektedir?



Mayıs 18Pazartesİ


  


Kaybolan Oğul Benzetmesi: 1. Bölüm



Sevginin bağışlayıcı doğası üzerine tarih boyunca hep anlatılan en güzel kısa öykü, yalnızca Luka tarafından aktarılan ve seven bir baba ile iki kayıp oğlu olarak da adlandırılan, kaybolan oğul benzetmesidir (Luka 15:11–32). Oğullardan biri, babasının sevgisinden ziyade, uzak bir ülkenin kanunsuzluğunu seçmişti. Diğer oğul evde kalmayı yeğlemiştir ancak baba sevgisini veya kardeşin anlamını tam olarak bilmemektedir. Benzetme yedi bölümde incelenebilir, dördü kaybolan oğul, ikisi Baba ve biri büyük kardeş bağlamında olmak üzere.


  1. “Bana ver” (Luka 15:12). Küçük oğulun babasının mirasından pay isteme kararı, ani ve düşüncesizce değildi. Günah, uzun bir zaman sonra yanlış yere yerleştirilen öncelikler üzerinde kuluçkaya yatar. Küçük oğul, uzak ülkelerin parıltısını ve cazibesini arkadaşlarından duymuş olmalıydı. Evdeki yaşam çok katıydı. Sevgi mevcuttu ama onun da kendi sınırları vardı; uzak ülke ona sınırsız bir yaşam sunmaktaydı. Baba çok koruyucu, sevgisi de çok kucaklayıcıydı. Oğul özgürlük istedi ve engelsiz bir özgürlük arayışında isyanın tohumu vardı.

  1. “Neden ben?” (Luka 15:13–16). Oğul tüm payını paraya çevirdi ve “uzak ülkeye” doğru yola koyuldu. Uzak ülke, babasının evine oldukça uzak bir yerdi. Sevginin himayeci gözleri, yasanın koruyucu çiti, lütfun her zaman kucaklayıcılığı uzak ülkeye yabancıydı. “Sefahat içinde yaşam” (Luka 15:13) sürdürdüğü uzak bir ülkeydi. “Sefahat” sözcüğü için kullanılan Grekçe (asotos), Yeni Ahit’te bir isim olarak üç kez daha geçer: sarhoşluk için (Ef 5:18), asilik (Titus 1:6) ve “namussuzluk, şehvet, sarhoşluk, alemcilik, içki partileri ve ilke tanımayan putperestlik” (1Pe 4:3, 4) ifadelerini de içine alan bir sefahati ifade eder. Tanrısız bir yaşamın bu gibi zevkleri onun sağlığının ve servetinin tükenmesine yol açmış ve kısa zamanda parasız, dostsuz ve aç kalmıştır. Parıltılı yaşamı bir bataklığa yuvarlanmıştır. Sürekli açlık çektiğinden, bir Yahudi açısından çok onur kırıcı olsa da, domuz gütmek için birinin yanında iş bulmuştu.

  1. “Beni kabul et (yap)” (Luka 15:17–19). Kaybolan genç halâ bir oğul olduğundan, son bir cesaretle geriye dönme kararı aldı. Böylece oğulun “aklı başına geldi” ve yuva denilen yeri, baba denilen kişiyi ve sevgi denilen ailevi bağı hatırladı. Eve geri döndü, aklında babasına ricada bulunmak için bir konuşma hazırlamıştı: “Beni yap.” Yani beni ne istersen yap, fakat senin dikkatli gözünün önünde, himaye eden sevginin içinde olayım. Baba’nın kalbinden daha iyi bir yuva var mı?


Dünya çok çekici gözükebilir. Dünyada bazen “o kadar da kötü değil” diye bir düşünceye kapıldığın ne gibi özel ayartılar var?



Mayıs 19Salı


  


Kaybolan Oğul Benzetmesi: 2. Bölüm



  1. Eve dönüş (Luka 15:17–20), bir pişmanlık seferiydi. Sefer, “aklı başına geldiğinde” başlamıştı. Babasının eviyle kıyasladığında nerede olduğunu fark etmesi, onun “kalkarak” babasına “gitmesine” yol açmıştı. Dört kısımdan oluşan bir konuşmayla, kaybolan oğulun eve dönüşü, tövbenin gerçek anlamını tarif etmektedir.

Birincisi, babanın “babam” olarak kabul edilmesi mevcuttur (18. ayet). Kaybolan oğulun artık babasının sevgisine ve affına sığınmaya ve güvenmeye ihtiyacı vardır, tıpkı bizim Göksel Baba’nın sevgisine ve affına güvenmeyi öğrenmemiz gerektiği gibi.


İkincisi, itiraf: kaybolan oğulun yaptığı şey, bir yargı hatası değil, Allah’a ve babasına karşı işlediği günahtır (18. ayet).


Üçüncüsü, pişmanlık: “Ben artık layık değilim” (19. ayet). Allah’ın kıymetine zıt olarak birinin kendi değersizliğini kabul etmesi, gerçek tövbenin oluşması açısından zaruridir.


Dördüncüsü, rica: “Kabul et” (19. ayet). Allah’ın istemine itaat etmek, tövbenin varış yeridir. Oğul eve gelmişti.


  1. Bekleyen baba (Luka 15:20, 21). Bekleyiş ve hasret, keder ve umut, kaybolan oğulun evden ayrıldığı anda başlamıştı. Babası “uzaktan” onu gördüğünde hasret sona erdi ve derhal “ona acıdı, koşup boynuna sarıldı ve onu öptü” (20. ayet). Bekleyen baba kadar, başka hiçbir imge Allah’ın karakterini daha iyi ortaya koyamaz.

  1. Sevinçli aile (Luka 15:22–25). Baba oğlunu kucakladı, ona yeni bir kaftan giydirdi, parmağına yüzük taktı, ayağına çarık giydirdi ve bir şölen düzenledi. Aile kutlama yaptı. Evi terk etmek bir ölüm olmuşsa, dönüş bir diriliş idi ve sevinmeye değerdi. Kaybolmuş olsa da o bir oğuldu ve her tövbe eden oğul için göklerde sevinç vardır (7. ayet).

  1. Büyük Oğul (Luka 15:25–32). Uzak bir ülkeye gitmek için evden ayrıldığında küçük oğul kaybolmuştu; büyük oğul ise bedenen yuvada olsa da, kalbi başka bir ülkede olduğundan dolayı kaybolmuştu. Böyle bir kalp öfkelidir (28. ayet), şikâyetçidir, kendini haklı çıkarır (29. ayet) ve kardeşini kabul etmeyi reddeder. Aksine sadece karaktersiz bir müsrif olan “oğullardan biri” olarak tanır (30. ayet). Büyük oğulun babasına olan tavrı, İsa’yı suçlayan Ferisininkinin aynısıdır: “Bu adam günahkârları kabul ediyor, onlarla birlikte yemek yiyor” (2. ayet). Babanın oğluna söylediği son sözü, tüm tövbekâr günahkârlara karşı göklerin tavrını yansıtmaktadır: “Ama sevinip eğlenmek gerekiyordu. Çünkü bu kardeşin ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu!” (32. ayet).


Kendini büyük oğulun yerine koy. Düşüncesi yanlış olsa da, böyle düşünmesi neden çok “mantıklı” gelmektedir? Bu öykü, müjdenin “mantıklı bir hissin” ötesinde olduğunu nasıl açıklamaktadır?





Mayıs 20Çarşamba


  


Kaybolan Fırsatlar



İsa günah içinde kaybolanları aramaya ve kurtarmaya gelmiş olsa da, sunduğu kurtuluşu kabul etmesi için kimseyi zorlamaz. Kurtuluş bedelsiz ve herkese açıktır, ancak kişinin Allah’ın istemiyle uyumlu bir yaşamla sonuçlanan bu bedelsiz teklifi imanla kabul etmesi gerekir. Böyle bir tecrübeye sadece bu dünyada yaşarken sahip olabiliriz; başka bir fırsat yoktur.



Luka 16:19–31’i okuyun. Bu benzetmenin ana mesajı nedir?




Benzetme sadece Luka’da mevcuttur ve kurtuluş konusunda iki büyük gerçeği öğretir: kurtuluş sürecinde “bugünün” önemi ve ölümden sonra kurtuluş için başka bir fırsatın yokluğu.


Bugün kurtuluş günüdür. Benzetme, zenginliğin doğasında kötü bir şey olduğunu veya yoksul olmanın kaçınılamaz iyiliği konusunda bir şey öğretmiyor. Öğrettiği şey, kurtulmuş olma fırsatının ve kurtulmuş olarak yaşamanın bu dünyada yaşarken kaçırılmaması gerektiğidir. Zengin veya yoksul, eğitimli veya cahil, kuvvetli veya güçsüz olalım, ikinci bir şansımız yoktur. Herkes bugünkü, şimdiki davranışlarıyla İsa tarafından kurtulacak ve yargılanacaktır. “Uygun zaman işte şimdidir, kurtuluş günü işte şimdidir” (2Ko 6:2).


Benzetme, sonsuz ödülün maddi varlıkla hiçbir ilgisinin olmadığını da öğretmektedir. Zengin adam “mor, ince keten giysiler giyer, bolluk içinde her gün eğlenirdi” (Luka 16:19) fakat yaşamın esasını kaçırmıştı: Allah’ı. Allah’ın tanınmadığı yerde insanlara dikkat edilmez. Zenginin günahı zenginliği değil, Allah’ın ailesinin kabul etmeye hazırlandığından daha geniş olduğunu fark etme eksikliğiydi.


Ölümden sonra kurtuluş için ikinci bir şans yoktur. Burada İsa’nın öğrettiği ikinci kaçınılmaz fırsat, ölümden sonra kurtuluş için ikinci bir şansın olmadığıdır. “Bir kez ölmek, sonra da yargılanmak insanların kaderidir” (İbr 9:27). Bu benzetmedeki diğer bir husus, insanların Allah için veya O’na karşı bilinçli bir seçim yapmaları için bizlere şimdi, bu yaşamda yeterli kanıt verildiğini göstermektedir. Ölümden sonra “ikinci şansı” öğreten herhangi bir teoloji büyük bir aldanıştır.



Allah’ın bizi ne kadar sevdiğinden ve bizi kurtarmak için her şeyi yaptığından bahsetmeyi severiz. Bu benzetme, Allah’ın sevgisini ve kurtuluş teklifini bir hak olarak görme tehlikesi hakkında ne öğretmelidir?



Perşembe    Mayıs 21


  


Kördüm Ama Şimdi Görüyorum



İsa’nın kaybolanı aramak ve kurtarmak için geldiği hususundaki hizmet raporu, kutsal bir görevin onaylanmasıdır. O erkekleri ve kadınları tamamlamak, onları fiziksel, zihinsel, ruhsal ve sosyal olarak dönüştürmek için geldi. Luka, İsa’nın iki kırık insanı nasıl bütünleyerek yenilediğini betimlemek için iki örnek vermişti. Birisi fiziksel bakımdan kördü, diğeri ise ruhsal bakımdan; her ikisi de toplum tarafından dışlanmışlardı—biri bir dilenci, diğeri vergi toplayıcısı. Fakat her ikisi Mesih’in kurtarıcı hizmetinin adaylarıydı ve hiç kimse O’nun kalbine ulaşılamayacak kadar uzak değildi.



Luka 18:35–43’ü okuyun. Bu, Allah’a kesin bağlılığımız hakkında ne öğretiyor? Aramızda kim zaman zaman şöyle yalvarmadı, “Bana merhamet et”?




Markos, adamı Bartimay olarak adlandırmaktadır (Markos 10:46). O Eriha’nın dışında bir yerde dilenciydi. Fiziksel bakımdan zor durumda, sosyal bakımdan önemsiz ve sefalete düşmüş biri olarak kendisini aniden göklerin mucizesinin ortasında buldu: “Nasıralı İsa geçiyor” (Luka 18:37) ve imanı kabararak şöyle haykırdı, “Ey Davut Oğlu, halime acı!” (39. ayet). İman ne göz ne kulak, ne ayak ne de elleri gerektirir, sadece dünyanın Yaratıcısı’na bağlanan bir kalp.



Luka 19:1–10’u okuyun. Bu öyküde “kör olan adam kimdi?




İsa’nın karşılaştığı toplumdan dışlanmışlarının sonuncusu olan Zakkay’ın öyküsü sadece Luka’da geçmektedir. İsa’nın kaybolanı arayıp kurtarma görevi, Zakkay ile olan bu öyküde görkemli biçimde gerçekleşmiştir. Zakkay kentteki Ferisilerin gözünde baş günahkâr olarak Eriha’da vergi toplayıcılarının başıydı, ancak bu baş günahkâr Kurtarıcı tarafından arandı ve kurtarıldı. İsa’nın görevini tamamlamak için kullandığı ne kadar acayip yerler ve metodlar. Bir çınar ağacı, cesur bir adamın İsa’nın kim olduğunu görmeye çalışması ve adama aşağı inmesi için çağrı yapan sevgi dolu bir Rab, zira bir öğle yemeği randevusu için kendisini davet ettirmişti. Ama bundan da önemlisi İsa’nın yapacağı bir teslimat vardı: “Bu ev bugün kurtuluşa kavuştu” (Luka 19:9) fakat Zakkay işleri yoluna koymadan önce değil (8. ayet).



Başkalarının yanlışlarını ve eksikliklerini görmek kolay, değil mi? Fakat sık sık kendimizi köreltiriz. Yaşamında, zafere ulaşmanı engelleyecek şekilde göz yumduğun, itiraf etmen gereken ve çok uzağa ertelediğin bazı alanlar nelerdir?


Cuma     Mayıs 22


   


Ek Çalışma: “Mesih, kayıp koyunla yalnızca bir günahkâr kişiyi değil, sapkınlığı seçmiş ve günah tarafından yıkıma uğramış olan bir dünyayı da temsil etmektedir.”—Ellen G. White, Christ’s Object Lessons, S. 190.


Canın değeri hakkında: “Bir canın değerini kim kestirebilir? Onun değerini bilseydiniz, Getsemani’ye gider, orada Mesih’le birlikte, teri büyük kan damlaları gibi düşerken, o ıstırap saatleri boyunca uyanık dururdunuz. Çarmıhın üzerinde kaldırılmış olan Kurtarıcı’ya bakın... Çarmıhın dibinde, Mesih’in hayatını tek bir günahkârın uğruna feda edeceğini hatırlayarak, bir canın değerini kestirebilirsiniz.”—Christ’s Object Lessons, S. 196.



Tartışma Sorusu:


¤ Tüm diğer dinler, insanı Allah’ı arayan biri olarak betimlerken, Hıristiyanlık Allah’ı insanı arayan olarak sergiler: Adem neredesin (Yar 3:9)? Kayin, kardeşin nerede (Yar 4:9)? İlyas burada ne yapıyorsun? (1Kr 19:9)? Zakkay aşağıya in (Luka 19:5). Allah’ın seni aramasıyla ilgili tecrüben neydi?



¤ Salı gününün son sorusuna yeniden bakalım. Büyük oğulun yaptığı vahim hata neydi? Onun davranışında ruhsal açıdan hangi bozukluklar vardı? Aynı davranışa sahip olmak neden düşündüğümüzden bile daha kolaydır? Ayrıca bkz. Matta 20:1–16.



¤ Zengin adam ve Lazar’ın öyküsünde, İsa ölmüş biri ölümden dirilse bile, buna inanmayan insanlar olabileceği söylemişti. O’nun dirilişine dair güçlü kanıtlar olsa da, bu benzetme bazılarının halâ İsa’nın dirilişine yönelik tepkilerini nasıl önceden bildiriyor?



¤ İsa’nın kurtarıcı hizmetinin en etkili yanı, kör dilenci, Zakkay, Nikodim ve Samiriyeli kadın gibi her türden insana eşit davranmış olmasıdır. Çarmıh, her şeyden çok Allah’ın önünde tüm insanların eşit olduğunu gösterir. Bu önemli gerçek, insanlara olan davranışlarımızı nasıl etkilemelidir, hem de onlara karşı—politik, kültürel, etnik, vs. yönlerden dolayı—daha önceleri kötü hisler beslemiş olsak bile. Bu tavır neden İsa’ya muhaliftir?



¤ Kaybolan oğul öyküsünü, zengin adam ve Lazar öyküsüyle karşılaştırın. Her birinin diğerine üstün gelen yönleri nelerdir?




Güneşin Batışı: 20:21 (İstanbul)



Konu 9*Mayıs 23–29



Usta Öğretmen İsa





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Luka 8:22–25, 4:31–37, 6:20–49, 8:19–21, 10:25–37, Yas 6:5.



Hatırlama Metni: “Yetkiyle konuştuğu için O’nun öğretişine şaşıp kaldılar” (Luka 4:32).



M


esih yeryüzüne geldiğinde, insanlık en alçak noktaya doğru hızla gidiyordu. Toplumun ana temelleri sarsılmıştı. Yaşam sahte ve yapmacık bir hal almıştı... Masal ve sahtelikten bıkmış, düşünceler içerisinde boğulan insanlar inkârcılığa ve materyalizme sığındılar. Sonsuzluğu kendi hesaplarına uymadığı için terk ederek bu anı yaşadılar.


“İlahi olanı kabul etmeye son verdiklerinden, insana saygıya da bir son verildi. Gerçek, onur, dürüstlük, inanç ve merhamet dünyayı terk etti. İnsafsız bir hırs ve sürükleyici bir ihtiras, evrensel kuşkuya gebe kaldı. Güçlüden zayıfa yükümlülük ve minnet duyma fikri, insanın itibarı ve insan hakları, tıpkı bir rüya veya masal gibi bir yana bırakıldı. Sıradan insanlar bir yük hayvanıymış veya tutkuların aşılması için bir basamak taşıymış gibi değerlendirildi. Zenginlik ve güç, kolaycılık ve rahatına düşkünlük, en yüksek ideallermiş gibi görüldü. Fiziksel yozlaşma, zihinsel uyuşukluk, ruhsal ölüm, bu çağı karakterize eden unsurlardı.”—Ellen G. White, Education, S. 74, 75.


Böyle bir ortamda, İsa’nın neden bunları öğrettiğini daha iyi anlayabiliriz.



*30 Mayıs Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



PazarPazar  Mayıs 24


  


İsa’nın Yetkisi



Bir doktor ve araştırmacı olarak Luka, yetki rolüne yabancı değildi. Grek biliminde ve eğitiminde, felsefi yetkiye aşinaydı. Yurttaşlık konularında ve devlet işleyişinde Roma yasasının yetkisini biliyordu. Pavlus’un seyahat arkadaşı olarak, onun kurmuş olduğu inanlı topluluklarına buyurduğu dini yetkiyi biliyordu. Bu nedenle Luka, kişinin tutumunun özünde, kurumun rolünde, devletin fonksiyonunda ve bir öğretmenin takipçileriyle olan ilişkisinde yetkinin önemini anlamıştı. Her seviyede güçle her tür yetkiye aşina biri olarak, Luka okuyucularıyla İsa ve O’nun yetkisinde eşsiz olan bir şeyi paylaştı. Bir marangozun evinde doğup, 30 yılını dünyevi standartlara göre üstün bir şeyi bilinmeyen küçük bir Celile kenti olan Nasıra’da geçirmiş olan İsa herkesle—Romalı yöneticiler, Yahudi araştırmacılar, rabbiler, sıradan insanlar, seküler ve dini güçler—öğretileriyle ve hizmetiyle yüzyüze geldi. Kendi hemşehrileri “ağzından çıkan lütufkâr sözlere hayran kalıyordu” (Luka 4:22). Bir keresinde oğlunu dirilttiği Nainli bir dula umut getirmişti (Luka 7:11–17). Tüm kent korkuya kapılıp şöyle haykırmıştı: “Tanrı, halkının yardımına geldi” (16. ayet). İsa’nın yaşam ve ölüm üzerindeki yetkisi sadece Nain’i değil, “bütün Yahudiye’ye ve çevre bölgeleri” (16, 17. ayetler) heyecanlandırmıştı.



Luka 8:22–25, 4:31–37, 5:24–26, 7:49, 12:8’i okuyun. Bu ayetler, İsa’nın kullandığı yetkinin türü hakkında ne açıklıyor?






Luka sadece dostu Teofilos için değil, aynı zamanda gelecek nesiller için İsa’nın hizmeti aracılığıyla yetkisinin eşsizliğini tesis ettiğini kaydetmek için zaman harcamıştı. Bedene bürünmüş bir Tanrı olarak, O aslında başka hiç kimsede olmayan bir yetkiye sahipti.



Birçok insan Allah adına bir şeyler yapıyor, tabii ki bu da onların eylemlerine birçok yetki sağlıyor. “Allah bunu yapmamı sağladı” derken, O’nun bunu gerçekten yaptığından nasıl emin olabiliriz? Yanıtlarınızı Sebt Günü tartışın.





Mayıs 25Pazartesİ


   


Mesih’in En Büyük Vaazı



Dağdaki Vaaz (Matta 5–7), genellikle literatürde “Hıristiyanlığın özü” olarak tanımlanır. Luka bu vaazdan seçmeleri Luka 6:20–49 ve başka bir yerde sağlamıştır. Luka bu vaazı öğrencilerin “resmi” olarak seçilmesinin hemen ardından konumlandırdığı için (Luka 6:13), bazı araştırmacılar onu “Onikiler’in atanma emri” olarak adlandırmışlardır.


Luka 6:20–49’da sergilendiği gibi, vaaz dört kutsama ve dört kınamayla başlar ve iman yolunun diğer zaruri özelliklerini vurgular.



Luka 6:20–49’daki şu bölümleri incele ve burada vurgulanan ilkeleri yaşamında nasıl benimsediğini kendine sor.



  1.   İmanlının kutluluğu (Luka 6:20–22). Yoksulluk, açlık, ağlayış ve nefret edilme kutluluğa nasıl yol açar?


  1.   Reddedilmişliğin ortasında bir imanlının sevinç nedeni (Luka 6:22, 23).


  1.   Kınamalara karşı korunma (Luka 6:24–26). Dört kınamanın her birini incele. İmanlı kişi bunlara karşı neden korunmalıdır?


  1.   İmanlının Zorunluluğu (Luka 6:27–31). İsa’nın hiçbir buyruğu, sevginin altın kuralı kadar çok tartışılmamış, tutulması zor olarak görülmemiştir. Hıristiyan ahlakı temelde olumsuz değil olumludur. Neyi yapmamayı değil, neyi yapmayı içerir. Düşmanından “nefret etme” demek yerine, “düşmanını sev” demeyi teşvik eder. Mütekabiliyet yasası (“göze göz dişe diş”) yerine, altın kural saf iyilik ahlakını gerektirir (diğer yanağını çevir). Mahatma Gandhi bu altın kuralı uygulayarak, iyilikle kötülüğe karşı direnme yoluyla tüm siyasi felsefeyi geliştirmiş ve bu ilke Hindistan’ın İngiliz kolonileşmesi karşısında bağımsızlığını kazanmasına yardımcı olmuştu. Aynı şekilde Martin Luther King, Amerika’da ırk ayrımcılığının kaldırılmasında bu altın kuralı çalıştırmıştı. Sevginin hüküm sürdüğü yerde kutluluk tahta çıkar.


  1.   İmanlının yolu (Luka 6:37–42). Mesih’in bağışlama, özgürce verme, örnek bir yaşam sürme ve tolerans konusundaki ısrarlarına dikkat edin.


  1.   İmanlının meyve vermesi (Luka 6:43–45).


  1.   İmanlı kurucu (Luka 6:48, 49).


Mayıs 26


  


Yeni Bir Aile



İsa’dan önce ve sonra da büyük öğretmenler birlik ve sevgi konusunu öğretmişlerdi fakat genellikle tek bir gruba ait parametreler içerisindeki sevgiye yönelik olarak; yani sınıf, renk, dil, ırk veya din ayrımının görülmediği aile söz konusu olduğunda. Fakat İsa, insanları ayıran engelleri kaldırdı ve onları bölen olağan şeyler arasında ayrımın olmadığı yeni bir aile tipi ortaya çıkardı. Agape sevgisi—hak edilmemiş, ayrıcalıksız, evrensel ve kendini adayan—bayrağı altında Mesih yeni bir aile yarattı. Bu aile, her insanın Allah’ın benzerliğinde yaratılmış olduğunu doğrulayan (Yar 1:26, 27) ve bu yüzden O’nun önünde eşit olan, Yaratılış’ta kutsal bir şekilde saklı orijinal, evrensel ve ideal bir kavramı yansıtmaktadır.


Luka 8:19–21’i okuyun. İsa, ebeveynleri ve çocukları, erkek ve kız kardeşleri aile içerisinde bağlayan bağları ve yükümlülükleri küçümsemeden, her ikisine de Allah’ın sunağında “yerde ve gökte her aile” (Ef 3:15) üyesine yerleştirdiği vücut ve kanın ötesinde bakmıştı. İmanlı öğrencilerin aile yapısı, ortak bir aile bağına sahip olmaktan daha uzak ve bağlantısız olmamalıdır. İsa’ya göre gerçek “aile” testi, kan bağı değil, Allah’ın istemini yapmaktır.



Aşağıdaki ayetler, çoğunlukla insanları bölen (ve sık sık kötü sonuçlara neden olan) ayrımlara ilişkin İsa’nın yıktığı duvarlar konusunda ne öğretiyor?



Luka 5:27–32



Luka 7:1–10



Luka 14:15–24



Luka 17:11–19


   


İsa’nın görevi ve hizmeti, bağışlayıcı kalbi ve kucaklayıcı lütfu, hiç kimseyi hariç tutmamış aksine O’nun çağrısını kabul eden herkesi kapsamıştır. Ebedi sevgisi, O’nu toplumun tüm kesimiyle bir araya getirmiştir.



İnanlı topluluğu olarak bu önemli ilkeyi daha iyi izleyebilmemiz için ne gibi yollar vardır?




Mayıs 27



Sevgi Tanımlandı: İyi Samiriyeli Benzetmesi:


  1. Bölüm


Dört Müjde’den sadece Luka, kaybolan oğul ve iyi Samiriyeli benzetmelerini kaydetmiştir (Luka 10:25–37). İlki sevginin dikey boyutunu, Baba’nın günahkârlara yönelik olağanüstü sevgisini betimlemekte; ikincisi ise bizlere yatay boyutu, insanlar arasındaki bariyerleri reddeden, bilakis İsa’nın “komşu” tanımı içinde yaşayan, tüm insanların Allah’ın çocukları olduğu ve eşit biçimde sevilmeyi ve davranılmayı hak eden insan yaşamını karakterize etmesi gereken tarzda bir sevgiyi göstermektedir.



Luka 10:25–28’i okuyun ve ortaya çıkan iki ana soru üzerinde düşünün. Her bir soru, Hıristiyan inancı ve yaşamıyla nasıl bir ilişki içindedir?



  1.  “Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?” (25. ayet).

   Kutsal Yasa uzmanının sonsuz yaşamı miras almak için bir yol aradığına dikkat edin. Günahtan kurtulup Allah’ın egemenliğine girmek, aslında bir kişinin sahip olabileceği en asil özlemdir, ancak uzman, birçokları gibi sonsuz yaşamın iyi işlerle kazanılabilecek bir şey olduğu şeklinde yanlış bir kanıyla yetişmişti. Belli ki, “günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır” (Rom 6:23) ifadesini bilmiyordu.


  1.  “Kutsal Yasa’da ne yazılmıştır? Orada ne okuyorsun?” (26. ayet).

   İsa’nın zamanında, tıpkı bu uzman gibi, önde gelen Yahudilerin bileklerinde deriden bir muska taşımaları adetti. Bu muska, içerisinde İsa’nın sorusuna verilen yanıtı da içeren, Tevrat’ın büyük bir bölümünden oluşan, deriden yapılmış bir torbacıktı. İsa, yasa uzmanını—muhtemelen muskasında taşıdığı asıl şeye—Yasa kitabında (Yas 6:5) ve Levililer’de (Lev 19:18) yazılanlara yönlendirmişti. O’nun sorusunun yanıtı bileğinde vardı ama kalbinde yoktu. İsa yasa uzmanını büyük gerçeğe yönlendirmişti: sonsuz yaşam, kuralları tutma meselesi değil, bilakis mutlak ve koşulsuz olarak Allah’ın tüm yaratıklarına, daha açık bir dille “komşuya” yönelik bir sevgi çağrısıdır. Ancak yasa uzmanı ya cehaletten ya da kibirden dolayı diyaloğu başka bir soruyla sürdürmüştü: “Komşum kim?”



Gerçekten lütufla kurtulduğunu gösteren harici kanıt nedir? Yani, yaşamında imanla aklandığını gösteren şey nedir?



Mayıs 28


  


Sevgi Tanımlandı: İyi Samiriyeli Benzetmesi:


  1. Bölüm


“Oysa adam kendini haklı çıkarmak isteyerek İsa’ya, ‘Peki, komşum kim?’ dedi” (Luka 10:29).


Yahudi yasası üzerine uzman olan biri, sorunun yanıtını bilmeliydi. İkinci büyük buyruğun yer aldığı Levililer 19:18, “komşu” ifadesini, “halkının çocukları” olarak tanımlamaktadır. Bundan dolayı uzmanın sorusuna ani yanıt vermek ya da onunla ve orada bulunanlarla teolojik bir tartışmaya başlamak yerine, İsa yasa uzmanını ve dinleyicileri daha yüksek bir seviyeye kaldırdı.



Luka 10:30–37’yi okuyun. Bu öyküdeki anahtar unsurlar nelerdir ve başkalarına nasıl davranmamız gerektiği konusunda ne açıklarlar?




Haydutların eline düşen adamdan bahsederken İsa’nın “adamın biri” (30. ayet) ifadesine dikkat edin. İsa neden adamın ırkını veya statüsünü belirtmemişti? Öykünün tüm gayesini anladıktan sonra bu neden önemlidir?


Kâhin ve Levili, yaralı adamı görmüşler fakat geçip gitmişlerdi. Yardım etmemek konusundaki sebepleri ne olursa olsun, bizler için sorular şunlardır: gerçek din nedir ve nasıl vurgulanmalıdır? Yas 10:12, 13; Mik 6:8; Yak 1:27.


Nefret ve düşmanlık Yahudiler’le Samiriyeliler arasındaki ilişkileri belirlemişti ve İsa’nın zamanında her ikisi arasındaki düşmanlık daha da kötüleşmişti (Luka 9:51–54, Yu 4:9). İsa Samiriyeliyi öykünün “kahramanı” yapmakla, meseleyi buradaki durumda Yahudiler açısından olabileceğinden çok daha güçlü bir şekilde açığa kavuşturdu.


İsa Samiriyelinin hizmetini detaylı bir şekilde tarif etti: onun yüreği sızlamıştı, onun yanına gitti, yaralarını sardı, yağ ve şarap döktü, onu hana taşıdı, kalması için avans verdi ve hesap daha fazla tutarsa geri döndüğünde ödeyeceğini vaat etti. Samiriyelinin hizmetinin tüm bölümleri hep birlikte gerçek sevginin sınırsızlığını tarif etmektedir. Ayrıca tüm bunları muhtemelen Yahudi olan birisi için yaptığı gerçeği, gerçek sevginin sınır tanımadığını açıklamaktadır.



Levili ve kâhin kendilerine şu soruyu sormuşlardı: Durup bu adama yardım edersek bize ne olur? Samiriyeli ise şunu sormuştu: Yardım etmezsem bu adama ne olur? İkisi arasındaki fark nedir?



Mayıs 29


   


Ek Çalışma: “İsa tüm yaşamı boyunca ve verdiği derslerde, kaynağını Allah’tan alan ve bencillikten uzak olan hizmetin en güzel örneklerini verdi. Allah kendisi için yaşamaz. O, dünyayı yaratarak ve yeryüzündeki her şeyi gözeterek başkalarına sürekli hizmet etmektedir. “O, güneşini hem kötülerin, hem de iyilerin üzerine doğdurur. Yağmurunu da hem doğruların hem de eğrilerin üzerine yağdırır.” Matta 5:45. Allah, en yüce hizmeti İsa’ya buyurmuştur. İsa kendi örneği ile, hizmet etmenin ne demek olduğunu öğretir. O, tüm yaşamı boyunca Allah’ın Yasası’na bağlı kalarak hizmet etmiştir. İsa herkese hizmet edip yardım elini uzatmıştır. Böylece Allah’ın Yasası’nı uygulamış ve kendi örneği ile bu yasaya nasıl uyacağımızı bize göstermiştir.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 643.


İyi Samiriyeli benzetmesi “bir hayal ürünü değil, aksine tıpkı anlatıldığı gibi bilinen gerçek bir hikaye idi. Diğer yandan yerdeki yaralı adamın yanından geçip giden haham ve Levili de İsa’yı dinleyen kalabalığın arasındaydılar.”—Sevgi Öğretmeni, S. 491.



Tartışma Soruları:


¤ Pazar günkü çalışmamızın sonunda geçen önemli soruya dönelim. Allah onlara konuştuğu için öyle yaptıklarını söyleyenleri kim duymamıştır ki? Allah’ın bizlerle konuşma yolları nelerdir? Aynı zamanda yaptıklarımızı haklı çıkarmak için Allah’ın otoritesinden yararlanmanın tehlikeleri nelerdir?



¤ Luka 6:24–26’da geçen “dört kınamaya” geri dönelim. Burada İsa’nın dediklerinden ne anlamalıyız? Bu yaşamda gerçekten neye dikkat etmemiz gerektiği konusunda bizleri uyarıyor?



¤ Yetki konusunu düşünün. Yetki nedir? Ne çeşit yetkiler vardır? Diğerleri arasında hangi yetkiler ağır basmaktadır? Yaşamımızda çeşitli türden yetkililerle nasıl bir ilişki kurmalıyız? Yetkililer bizimle anlaşamadıklarında ne olur?



Güneşin Batışı: 20:27 (İstanbul)



*Mayıs 30–Haziran 5



İsa’yı Gündelik


Yaşamda İzlemek





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Luka 11:37–54; 12:4–21, 35–53; Amos 6:1; Luka 8:4–15; 22:24–27.



Hatırlama Metni: “Elçiler Rab’be, ‘İmanımızı artır!’ dediler” (Luka 17:5).



B


üyük bir öğretmen olmasına rağmen, İsa ilahiyat veya felsefe okulu açmadı. O’nun amacı “kaybolanı arayıp kurtarmaktı” (Luka 19:10). O, insanlığa ve düşmemiş dünyalara sadece Allah’ın gerçekte kim olduğunu göstermek için değil, aynı zamanda düşmüş insanlıklarına rağmen, çarmıhta doruğa ulaşan bir esinleme olarak onların günahlarının cezasını ödediğinden dolayı kurtulabilecekleri yolunda Allah’ın karakterini göstermek için geldi.


Böyle yapmakla O aynı zamanda kurtulmuş bir topluluk yarattı, O’nun ölümüyle kurtulmuş olarak, O’nun yaşamını ve öğretilerini kendisine örnek alan bir topluluk.


Bu kurtulmuş topluluğun parçası olma çağrısı, yaşamda statü sahibi olmak için tercih edilecek değil, bilakis bizzat Mesih’e çağıran Biri’ne mutlak sadakat çağrısıdır. O’nun söylediği şey, öğrencinin yaşam yasası halini alır. O’nun arzu ettiği şey, öğrencinin tek yaşam amacı haline gelir. Harici iyiliğin veya doktrinel mükemmelliğin hiçbir değeri, Mesih’e ve O’nun istemine kesin sadakatin yerini alamaz.


Mesih’in ayrıcalıklı olarak içimizde ikamet etmesine borçlu olduğumuz öğrencilik, belirli zorunlu talepler doğurur. Hiçbir rekabete ve vekalete izin verilmez.



*6 Haziran Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 Mayıs 31


  


Sözde Ferisilik



Müjdelerde Ferisiler’e yönelik 80’den fazla referanstan yaklaşık yüzde 25’i Luka’da geçmektedir. Liberal fikirleriyle bilinen Sadukiler’e nazaran Ferisiler doktrinel tutuculuklarıyla tanınmışlardı. Ferisiler lütfa inandıklarını iddia etseler de, çoğunlukla kurtuluşun yasayı tutmakla kazanılacağını öğreten kuralcı kişilerdi.



Luka 11:37–54’ü okuyun. İsa neye karşı uyarıyor ve aynı ilke bugün nasıl gösteriliyor? İsa’nın uyardığı şeylerden bazılarını kendi usulümüzle yansıtmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?






Ferisilere ve din bilginlerine yöneltilen kınamaları incelerken (Luka 11:42–54), kendimizinki de dahil, nesilden nesile geçen gerçek din çağrısını görmekteyiz.


Örneğin ondalık, Allah’ın hükmünü sevinçle kabul etmek olsa da, bu hiçbir zaman insan ilişkilerindeki sevgi ve adalet gibi temel gereksinimleri temsil edemez (42. ayet).


“Adaleti ve Tanrı sevgisini ihmal eden” aynı kişiler, “havralarda en seçkin yerlere kurulmayı” (42, 43. ayetler) severler. Nerede kaldı gerçek iman!


İsa ayrıca gerçek dini harici adetlerle bir tutanların, sanki ölüyle temasta bulunanlar kadar (Luka 11:44; ayrıca bkz. Say 19:16) murdar oldukları konusunda uyarmıştı. Allah’ın gözünde kutsal olanı değersiz bir şeyle karıştırmak ne kadar da kolay.


İsa, “bu yükleri kaldırmak için parmağını bile kıpırdatmadan” (Luka 11:46) başkaları üzerine dayanılmaz yükler bindirerek, eğitimlerini ve tecrübelerini kullanan, yasa konusundaki bu uzmanları kınamıştı.


Aynı zamanda Ferisiler, artık yaşamayan peygamberleri onurlandırırken, yaşayanlara karşı çalışıyorlardı. Hatta İsa konuştuğu anda bile bazıları Tanrı’nın Oğlu’nu öldürmek için komplo kuruyorlardı. Önemli olan peygamberleri onurlandırmak değil, bilakis onların sevgi, merhamet ve yargı konusundaki peygamberlik mesajına kulak vermektir.


Son kınama, en korkunç olanıdır. Kendilerine Allah’ın egemenliğinin anahtarı emanet edilenlerden bazıları emanetçilikte başarısız olmuşlardır. Bu anahtarı bilgece kullanıp, insanların Allah’ın egemenliğine gelmelerine izin vermek yerine, onların üzerine kapıyı kilitlemişler ve anahtarı fırlatıp atmışlardır.




Haziran 1


  


Tanrı’dan Korkun



Üç melekten ilkinin, “Tanrı’dan korkun! O’nu yüceltin!” (Vah 14:7) şeklindeki mesajı, Yedinci–Gün Adventistleri’nin yaşamı ve inancı açısından çok merkezidir. Allah’tan korkmak, çoğunlukla düşünüldüğü gibi bir korku değildir. Bu, Allah’ın kim olduğunu ve O’nun bizler üzerindeki taleplerini fark etmektir. O’na tam bir sadakat içeren iman eylemidir. Allah yaşamımızın—düşüncelerimizin, eylemlerimizin, ilişkilerimizin ve kaderimizin—yegâne tanımlayıcısı ve söz sahibidir. Öğrencilik, sarsılmaz bir temel üzerinde duran bu tür bir “korkuya” dayanır.



Luka 12:4–12’yi okuyun. İsa burada bizlere korku hakkında ne söylüyor?






Pasaj, kimden korkulması ve kimden korkulmaması gerektiğini gösteriyor. Mevcut dünyada sadece bedenimizi etkileyen güçlerden korkmamıza gerek yok. Aksine Allah’tan korkmalı ve itaat etmeliyiz, zira ebedi kaderimiz O’nun elindedir. Ancak Tanrımız—gözleri serçenin üzerinde olan (Luka 12:6) ve başımızdaki saçların sayısını bilen (7. ayet)—sevgi ve şefkat doludur; bu yüzden her birimiz O’nun gözünde son derece değerlidir. Eğer buna gerçekten inanırsak, ne kadar çok dünyevi korku ortadan kalkar?



Luka 12:13–21’i okuyun. İsa burada bizleri neye karşı uyarmaktadır?






İsa, malların paylaşımı konusunda iki kardeş arasındaki çekişmeye karışmayı reddederken, açgözlülüğün kötülüğüne karşı onuncu emrin uygunluğunu vurguladı (Çık 20:17) ve her zaman için geçerli olacak önemli bir gerçeğe parmak bastı: yaşam maddiyata bağlı değildir (Luka 12:15). Zenginlik içindeki aptal adam, kendisiyle kısıtlı olan küçük bir dünyada yaşadı. Onun için başka hiçbir şeyin önemi yoktu. Aynı tuzağa düşmemek için çok dikkatli olmalıyız; bu özellikle maddi serveti bol olanlar için çok önemlidir.



Hepimiz maddi şeylerden zevk alsak da, bunların sana gerçekten ne kadar az bir doyum sağlayacağını düşün, özellikle de sonsuzluk ışığında. O halde, İsa’nın Luka 12:16–21’de uyardığı hatayı yapmak neden çok kolaydır?



Haziran 2


  


Hazırlıklı ve Dikkatli Olun



“İhtiyatlılık ve sadakat, her çağda İsa’nın takipçilerinden talep edilmiştir; ama şimdi ebedi dünyanın eşiğinde duruyoruz, gerçeklere, bunca ışığa, önemli bir işe sahipken çabalarımızı iki kat artırmak zorundayız.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 5, S. 460, 461.



Luka 12:35–53’ü okuyun ve bu ayetlerin size ne anlam ifade ettiğini özetleyin, özellikle de İsa’nın ikinci gelişini uzun zamandan beri bekliyorken.






İmanlılar, umursamaz veya uyuşuk olma lüksüne sahip olamazlar. O’nun kesin gelişi ve bunun bilinmeyen saati, kuşağımızın bağlanmış, kandilimizin dolu ve yanık olmasını gerektirir. Ahiret umudu, yaşamımızı ve işlerimizi, hazırlığımızı ve sadakatimizi etkileyen bir güç olmalıdır. O’nun istemini yeryüzünde gerçekleştiren ve iyi ile kötü hizmetkârları birbirinden ayırarak, esenlikle O’nunla buluşmaya hazırlayan işte bu sadakattir.


“Efendim gecikiyor” (Luka 12:45) bahanesiyle, sadakatin her türlü ihmali, kişinin kendisini Allah’ın en şiddetli yargısına bırakması demektir (45–48. ayetler). Ne kadar çok imtiyaz varsa, o kadar büyük sorumluluk var demektir ve bundan dolayı kendilerine çok verilenlerden, çok şeyler beklenecektir (48. ayet).


Kadim peygamberin, “Vay başına Siyon’daki kaygısızların” (Amos 6:1) şeklindeki yargısı, imanlı öğrenciliğin çok kolay bir şey olmadığı yönünde Mesih’in uyarısında yansıtılmaktadır. Pavlus, imanlının yaşamının ruhsal bir mücadele olduğunu açıklamaktadır (Ef 6:12). Odak noktası, her imanlının Mesih ile Şeytan arasındaki kozmik mücadeleye dahil olduğu ve Çarmıh’ın bu ikisi arasında çok net bir çizgi oluşturduğudur. Sadece çarmıhtaki Mesih’e sürekli bir iman sayesinde nihai zafere ulaşılabilir.



“Kime çok verilmişse, ondan çok istenecek. Kime çok şey emanet edilmişse, kendisinden daha fazlası istenecektir” (Luka 12:48). Bu ayet, Yedinci–Gün Adventistleri açısından ne anlam taşımaktadır?





Haziran 3


  


Verimli bir Tanık Ol



Ebedi meclislerinde Baba, Oğul ve Kutsal Ruh “dünyanın kuruluşundan önce” (Ef 1:4), kurtuluş planını hazırlamışlardı. Yani ilk insan yaratılmadan önce ve tabii ki ilk insanlar günah işlemeden önce, dünyayı kurtarmak için Allah’ın bir planı mevcuttu. Bu plan çarmıhtan kaynaklanmıştı ve çarmıhın iyi haberi dünyadaki herkese söylenmeliydi. Bu tanıklığın sorumluluğu her Mesih inanlısına yüklenmiştir.


“Yeruşalim’de, bütün Yahudiye ve Samiriye’de ve dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız” (Elç 1:8). İsa’nın son yükümlülüğü, Rabbin takipçilerinin tanıklığına yüklediği rolün önemini vurgulamaktadır.



Ekinci ve toprak benzetmesinden bir imanlı ne gibi dersler öğrenmelidir? Luka 8:4–15.








Tanıklık eden birinin ödülü nedir ve ne zaman olacaktır? Luka 18:24–30.








Mina (para) benzetmesi (Luka 19:11–27), tanıklıkta sadakat ve sorumluluk konusunda ne öğretmektedir?






Bu ayetlerin her birinde ve diğerlerinde tehlikeler, sorumluluklar, tanıklık ve imanın getirdiği ödüller açıklanmıştır. Bizlere ciddi bir sorumluluk yüklenmiştir; fakat bizlere verilen şeyleri düşünürsek, bizlerden aslında ne kadar az şey istenmektedir?



Haziran 4


  


Hizmetkâr bir Lider Ol



Luka 22:24–27’yi okuyun. Öğrenciler Son Yemek’e hazırlanırlarken bile aralarında göklerin egemenliğinde kimin en büyük olacağını tartışıyorlardı. İsa onların aptallıklarına nasıl karşılık verdi ve O’nun yanıtında bu kadar çok devrimsel olan şey neydi?






İsa’nın yanıtı, liderlik tarihinde eşsizdir. Firavun, Nebukadnessar, İskender, Jül Sezar, Napolyon ve Cengiz Han, hepsi de liderliği güç ve başkaları üzerinde otorite kurmak olarak görmüşlerdi. Güç söz konusu olduğunda dünya hep böyle işlemiştir.


“Ama siz böyle olmayacaksınız” demişti İsa, “aranızda en büyük olan, en küçük gibi olsun; yöneten, hizmet eden gibi olsun” (Luka 22:26). Evrenin Rabbi böyle söylemekle, liderlik tanımını tersyüz etmişti: “Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, ötekilerin kulu olsun— Nitekim İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi” (Mat 20:26–28).


Kendi tarzının ve liderliğinin ana prensipleri olan hizmetkârlığı ve kendini inkâr etmeyi böyle tanımlamakla, İsa insan ilişkilerine yeni bir dinamik getirmişti: Yerine getirme güçten değil hizmetten kaynaklanır; liderlik otoritesini pozisyondan değil, hizmetkârlıktan alır; dönüşüm tahtla değil, çarmıhla başlar. Yaşamak için ölmek gerekir (Yu 12:24).


Luka 9:46–48’de kimin en büyük olacağı yolunda benzer bir şey ortaya çıkmıştı. Dünyanın ilkeleri halâ İsa’nın öğrencilerinin zihinlerine sabit bir şekilde yerleşmişti.


Usta’nın yanıtı, problemin kaynağına götürmekte ve yaşamın genelinde ve imanlının özel yaşamında en büyük zorluklardan birine parmak basmaktadır. İsa’nın sözleri, özellikle de “aranızda en küçük olan” ifadesinin geçtiği bölüm (48. ayet), dünyanın önceliklerinin nasıl tamamen ters olduğunu göstermektedir.



Burada İsa’nın öğrettiklerinin dünyanın ilkelerine tamamen ters olması gerçeğiyle, O’nun ilkelerini kendi yaşamımızda tatbik ederek nasıl hayata göğüs gerebiliriz?




Haziran 5


   


Ek Çalışma: “Yüreklerimiz kime aittir? Kimi düşünüyoruz? Kimin hakkında konuşmaya bayılıyoruz? Sevgimiz ve yaptıklarımız kimin içindir? Eğer biz Mesih’e aitsek, düşüncelerimiz de O’na ait olmalıdır. Tüm benliğimizle O’na aitiz. O’nun gibi olmayı ve Kutsal Ruh’a sahip olmayı isteriz. O’nun yolunda ilerleyip yaptığımız her şeyde O’nu memnun etmeyi istemeliyiz.”—Ellen G. White, Yol, Gerçek ve Yaşam, S. 45.


“Buradaki yaşamımız, dünyevi günahla sınırlı olmasına rağmen, en büyük neşe ve en yüksek eğitim hizmettedir. Ve günahkâr insanın sınırlarıyla kısıtlanmamış gelecek evrede, en büyük sevinç ve en yüksek eğitim, hizmette olmamızdır—tanıklık ederken, ‘görkemin umudu olan içimizdeki Mesih’ ile ‘bu sırrın yüceliğinin zenginliğini’ yeniden öğreniriz. Koloseliler 1:27.”—Ellen G. White, Education, S. 309.



Tartışma Soruları:


¤ İsa, zengin ve başarılı çiftçiyi akılsız bulmuştu (Luka 12:20). Zengin veya başarılı olmak gerekmez ama Allah’ın gözünde kişiyi akılsız yapan şey nedir?


   


¤ Bazı inanlı topluluklarımızda iki grup görürüz: birincisi hepsi de kendilerine saygı duyulan, itibar gösterilen ve hürmet edilen kişilerden oluşan profesyoneller, idareciler, topluluk liderleri ve etkili kişiler; ikinci grup ise sessiz, kimsenin onların gelip gitmesine aldırış etmediği önemsiz kişiler. İkinci grubun da birinciler gibi kendilerini önemli hissetmeleri için ne yapabilirsin?



¤ İmanı çarpıtma tarzlarından dolayı, günümüzde Ferisiler ile alay etmek kolay olsa da, iman konusunda gayretli olan bizler, aynı hataları yapmadığımızdan nasıl emin olabiliriz? Bir Ferisi gibi olmadan, doğruluk konusunda nasıl sabit durabiliriz? Veya daha da önemlisi, “kılı kırk yarmadan” neyin doğru olduğuna ve neyin mücadele etmeye değer olduğuna nasıl karar verebiliriz?



¤ Her geçen yıl daha az ihtiyatlı olmak gittikçe kolaylaşırken, uyanık kalma ve İsa’nın dönüşüne hazır olma tavrımızı nasıl koruyabiliriz?




Güneşin Batışı: 20:32 (İstanbul)



*Haziran 6–12



Allah’ın Egemenliği





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Luka 11:2; Luka 1:32, 33; 18:16–30; Luka 17:23, 24; Vah 21:1–3; Luka 21:34–36.



Hatırlama Metni: “İnsanlar doğudan batıdan, kuzeyden güneyden gelecek ve Tanrı’nın Egemenliği’nde sofraya oturacaklar” (Luka 13:29).



A


llah’ın egemenliği büyük bir konudur ve İsa’nın öğretilerinde önemli bir önceliğe sahiptir. Bu ifade, Matta’da yaklaşık 50 kez, Markos’da 16 kez, Luka’da 40 kez ve Yuhanna’da üç kez geçmektedir. Nerede geçerse geçsin—ister Rab’bin Duasında, ister Dağdaki Vaaz’da, isterse O’nun diğer vaazlarında ve benzetmelerinde—Allah’ın egemenliği, günah sorunuyla uğraşıp Şeytan ile büyük mücadeleyi nihai ve kararlı bir sona getirirken, O’nun insan ırkı için tarihte ne yaptığının bir ifadesidir. Allah’ın egemenliği, dünyanın şimdiye kadar tanıdığı tüm krallıklardan çok farklıdır, çünkü dünyevi bir krallık değildir.


“Allah’ın egemenliği, harici bir şov ile gelmez. O’nun sözünün esinlemesinin nezaketiyle, O’nun Ruh’unun içimizde çalışmasıyla, O’nun yaşam veren ruhunun paydaşlığıyla gelir. O’nun gücünün en büyük göstergesi, Mesih’in karakterinin mükemmelliğine eriştirilen insan doğasıyla belli olur.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing, S. 36.


Bu hafta bu konuya odaklanacağız, özellikle de Luka’da geçtiği şekliyle.



*13 Haziran Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 Haziran 7


  


Allah’ın Egemenliğinin Özellikleri: 1. Bölüm



Müjdeler, hepsi de İsa’da ve O’nun aracılığıyla başlayan yeni bir düzeni doğrulayan, Allah’ın egemenliğine yönelik imalarla doludur.



Luka 11:2, Allah’ın egemenliği konusunda ne söylüyor? Bu kimin krallığıdır ve neden çok önemlidir?




Bu krallığın Allah’ın olduğunu söylemek, besbelli olanı değil, Allah’ın egemenliğinin ne felsefi bir kavram ne de ahlaki bir yapı olduğunu kabul ettiğimizi ortaya koymaktır. Bu, açlar için ekmek ve su ilanı yapan veya siyasi yönden baskı altında olanlara eşitlik dağıtan sosyal bir müjde değildir. Tüm insani iyilikleri ve ahlaki eylemleri aşar ve egemenliğin iyi haberini vaaz etmeye gelen beden almış Oğul’da Allah’ın yüce aktivitesiyle yerini bulur (Luka 4:42–44, Mat 4:23–25).



Luka 1:32, 33, Allah’ın egemenliğinin açılışını kimin yaptığı ve sonucun ne olacağı konusunda ne öğretiyor?




Pasaj, iki nedenden dolayı çok önemlidir: birincisi, Eski Ahit’te beklenen Mesih, “Yüceler Yücesi’nin Oğlu” İsa’dan başkası değildir; ikincisi ise, “O’nun egemenliğinin sonu gelmeyecektir.” Bu demektir ki, İsa enkarnasyonuyla, ölümü ve dirilişiyle, Şeytan’ın Allah’ın hükümdarlığına meydan okumasını yendi ve sonsuza dek Allah’ın egemenliğini tesis etti. “Dünyanın egemenliği Rabbimiz’in ve Mesihi’nin oldu. O sonsuzlara dek egemenlik sürecek” (Vah 11:15). Mesih ve Şeytan arasındaki çarpışmada Şeytan, Adem ve Havva’nın düşüşünden sonra zafere ulaştığını iddia etti. Ancak İsa’nın görevi, Şeytan’ın bu sahte iddiasını ortaya çıkardı; O Şeytan’ı her defasında yendi ve Mesih ölüm ve dirilişiyle tüm evrene Allah’ın egemenliğinin geldiğini inandırdı.



Allah’ın egemenliğinin gerçeğini yansıtacak tarzda nasıl yaşayabiliriz? Daha da önemlisi, bu gerçeği kendi yaşamlarımızda nasıl yansıtabiliriz? Allah’ın egemenliğinin vatandaşları olarak, şu anki yaşamımızdan nasıl farklı yaşamalıyız?



Haziran 8


  


Allah’ın Egemenliğinin Özellikleri: 2. Bölüm



Aşağıdaki ayetler bize Allah’ın egemenliğinde vatandaş olmak hakkında ne öğretmektedir?



Luka 18:16–30





Luka 12:31–33





Luka 9:59–62





Allah’ın egemenliğine giriş, birinin statüsüne veya pozisyonuna, zenginliğine veya yoksulluğuna bağlı değildir. Diğer Müjde yazarlarıyla birlikte Luka, kişinin İsa’ya tavizsiz bir itaatle, mutlak bağımlılıkla ve çocuksu bir güvenle gelmesi gerektiğine işaret etmişti; bunlar Allah’ın egemenliğine girenlerin özellikleridir. Onlar eğer gerekirse herşeyden vazgeçmeye razı olmalıdırlar; zira herhangi bir şeyden vazgeçmeyi istememeleri, bir anlamda sadece İsa ile boy ölçüşmek değil, aslında İsa’yı yenmek demektir. İsa ve O’nun yaşamımızı talep etmesi, her açıdan en üst önceliğe sahiptir. Bu mantıklıdır, zira her şeyden evvel mevcudiyetimizin başlangıcı sadece O’nun sayesindedir. Bu nedenle, tabii ki tüm sadakatimize de O sahip olmalıdır.


Tekrar Luka 18:29, 30’u okuyun. İsa bizlere ne söylüyor ve ne vaat ediyor? Allah’ın egemenliği için ailesini, eşini, hatta çocuklarını terk etmek mi? Bu çok zor bir taahhüt, değil mi? İsa tüm imanlılara bu eylemleri yapması gerektiğini söylemiyor ama eğer birine Allah’ın egemenliği hatırına bunları terk etmesi çağrısı yapılırsa, Allah’ın egemenliği buna değerdir.



Ölünün ölüyü gömmesi hakkında İsa’nın sözlerini düşünün. Bu bahaneler ne kadar geçerli görünürse görünsün, çağrı geldiğinde kişinin O’nu izlemesini engelleyen şeyler konusunda, burada hangi önemli gerçeği vurgulamaktadır?



Haziran 9


  


Allah’ın Egemenliği: Mevcut ama Henüz Değil



İsa, Allah’ın egemenliğini ilan etmeye geldi. Nasıra’daki ilk umumi bildirisinde (Luka 4:16–21) kendisi sayesinde Yeşaya’nın egemenlik hakkındaki Mesihî peygamberliğini ve onun kurtarıcı hizmetinin başladığını doğrulamıştı.


Luka başka bir sözünde de egemenliğin mevcut gerçekliğini onaylamıştı. Ferisilerin egemenliğin ne zaman geleceği sorusu üzerine İsa onlara, “Tanrı’nın Egemenliği içinizdedir” (Luka 17:21) diye yanıt vermişti. Diğer çeviriler, egemenliği aranızda olarak öne sürmüştür. Bu demektir ki, İsa’nın gelişiyle, hastalara şifa vermek (Luka 9:11), müjdeyi vaaz etmek (Luka 4:16–19), günahları bağışlamak (Luka 7:48–50; 19:9, 10) ve kötülüğün güçlerini ezmek (Luka 11:20) gibi öğeleriyle egemenlik zaten gelmiştir. Böylece İsa egemenliği, kişiyi O’na benzer bireysel bir dönüşüm içerisine sokarak, mevcut bir gerçeklik haline getirmiştir. Allah’ın egemenliği aynı zamanda bir doğruluk ve kurtuluş esinlemesi olarak inanlı topluluğu arasında da görülür. Bu mevcut görüş şu şekilde de bilinmektedir: “Günahla ve isyanla dolu olan kalpler, günbegün O’nun sevgisinin egemenliğine teslim oldukça, Allah’ın lütfunun krallığı kurulmaktadır.”—Ellen G. White, Bereket Dağı’ndan Düşünceler, S. 103.


“Mevcut” görüşü, egemenliğin kesinliğini belirlerken—yani büyük mücadelede günah ve Şeytan’ın yenilmesi ve İsa’nın zaferi—“henüz değil” görüşü, ileride kötülüğün fiziksel yönden sonlandırılmasına ve yeni yeryüzünün tesis edilmesine bakar: “O’nun yüceliğinin krallığının tamamen kurulması, Mesih’in bu dünyaya ikinci gelişine dek gerçekleşmeyecektir.”—Bereket Dağı’ndan Düşünceler, S. 103.



Şu ayetler, çağların sonundaki Allah’ın egemenliği hakkında ne öğretir? Luka 17:23, 24; 21:5–36.






Dünyamız ve dünyamızın durumu—içindeki karışıklık, acı ve dertler—hiç şüphesiz İsa’nın burada vurguladığı sözleri yansıtır. Bazıları bu dünyadaki acı ve dertleri, Allah’ın mevcut olmadığına yorsalar da, İsa’nın yaklaşık 2000 yıl önce yaptığı uyarıyı gözönüne alarak, dünyamızın durumunun sadece Allah’ın mevcudiyetini değil, Kutsal Kitap’ın gerçekliğini de kanıtlamaya yardımcı olduğu şeklinde bir yanıt verebiliriz. (Eğer dünya şu an bir cennet olsaydı, İsa’nın sözleri yanlış olurdu.) Sadece dünyanın sonunda Allah’ın egemenliği tüm öğeleriyle tesis edilecektir. O zamana dek sabretmeliyiz.



Haziran 10


  


Egemenlik ve Mesih’in İkinci Gelişi



İsa Allah’ın egemenliğinden bahsettiğinde, iki kesinlikten söz etmişti: (1) Tarihte insanlığı günahtan kurtarmak için Allah’ın Mesih aracılığıyla aktivitesi ve (2) Allah’ın kurtulanları orijinal plana yeniden kavuşturarak tarihi sonlandırması—yeni kurulan dünyada kendisiyle birlikte sonsuza dek yaşaması için (Vah 21:1–3). İlki, belirttiğimiz gibi, Mesih’in hizmeti ve göreviyle zaten gelmiştir. O’nda zaten lütfun egemenliğindeyiz (Ef 1:4–9). İkinci kısım, yani kurtulanların lütuf egemenliğinde bir araya gelmesi, Mesih imanlısının beklemesi gereken bir gelecek umududur (Ef 1:10, Titus 2:13). İsa ve Yeni Ahit’in kalanı, bu tarihi anı Mesih’in ikinci gelişiyle imanlıların göklerin egemenliğini miras almasıyla ilişkilendirmektedir.


Mesih’in ikinci gelişi, İsa ilk kez geldiğinde ilan ettiği müjdenin nihai zirvesidir. Golgota’da günahı ve Şeytan’ı yenen aynı İsa, kötülüğü silecek ve bu dünyayı Şeytan’ın Allah’ın yaratıklarına yüklediği trajediden arındıracak bir sürece başlamak için çok yakında dönecektir.



Luka 21:34–36’yı okuyun. Kendi sözcüklerinle bu temel mesajı özetle. Böyle yaparken yaşamına bak ve bu sözleri yaşamına nasıl uyarlayabileceğini kendine sor. İsa’nın burada bize söylediklerini izlediğinden emin olmak adına ne yapman gerekiyor?










İsa’nın dönüşünü beklerken, bizlere “uyanık kalmak ... İnsanoğlu’nun önünde durabilmek için dua etmek” (36. ayet) çağrısı yapılmıştır.


Lütuf krallığını tecrübe edinmiş olanlar, onu beklemeli, gözlemeli ve dua etmelidir. Birisiyle öteki arasında, zaten mevcut olanla henüz gelmemiş olan arasında imanlılar hizmet ve görevle, yaşam ve umutla, gelişim ve tanıklıkla meşgul olmalıdırlar. İkinci Geliş beklentisi, yaşamlarımızı şu an ve burada adamamızı gerektirir.




Haziran 11


  


Tanıklar



Elç 1:1–8’i okuyun. Burada Allah’ın egemenliği hakkında ne gibi önemli gerçekler vurgulanmaktadır?




Allah’ın egemenliği, Müjdesi’nin devamını yazarken, ilk inanlı topluluğunun kısa tarihi formunda, Luka’nın aklında hep vardı. Bu tarihi öykünün açılış satırları olan Elçilerin İşleri kitabında Luka, Allah’ın egemenliğine ilişkin üç temel gerçeğe işaret etmiştir.


Birincisi, İsa’nın yeniden geleceğinden emin ol. Dirilişi ile göğe alınışı arasındaki 40 gün içinde, Rab çarmıhtan önce öğrencilerine öğrettiği şeyi öğretmeye devam etti: “Tanrı’nın Egemenliği” (Elç 1:3). Çarmıhın muazzam olayları ve diriliş, egemenlik konusunda İsa’nın öğretilerinde hiçbir değişiklik yaratmamıştır; aslında dirilmiş olan İsa 40 gün boyunca öğrencilerini krallığın gerçekliği konusunda etkilemeye devam etmişti.


İkincisi, İsa’nın yeniden gelişini Allah’ın kendi zamanlaması içinde bekle. Dirilişinden sonra öğrencileri İsa’ya ciddi ve kaygılı bir soru sormuşlardı: “Ya Rab, İsrail’e egemenliği şimdi mi geri vereceksin?” (Elç 1:6). İsa bu soruyu yanıtlamadı ama öğrencilerinin görüş açısını düzeltti: Allah her zaman Allah olarak kalmalıdır; O’nun düşüncesini soruşturmak, planlarının doğruluğunu araştırmak, O’nun sırlarına girmek, etten ve kandan yaratılan biz insanların vazifesi değildir. Lütuf egemenliğinin ne zaman gelmesi gerektiğini O bilir ve zamanı gelince getirecektir (Elç 1:7, Mat 24:36), tıpkı “zaman dolunca” (Gal 4:4) lütuf egemenliğini başlatması için Oğlu’nu göndediği gibi.


Üçüncüsü, İsa’nın müjdesinin tanığı ol. Mesih öğrencilerini bilinmeyen bir şeyin spekülasyonunu yapmaktan—egemenliğin ne zaman geleceği konusunda—bilinen ve yapılması gereken şeye yönlendirmişti. İkinci Geliş’in zamanı açıklanmamıştır fakat bizlere bu görkemli günü beklememiz ve o zamana dek “meşgul olmamız” (Luka 19:13) çağrısı yapılmıştır. Bu, İsa Mesih’in müjdesini “dünyanın dört bucağına” (Elç 1:8) götürme işinde yer almamız anlamına gelmektedir. Bizim sorumluluğumuz budur—kendi gücümüzle değil, gördüklerine ve duyduklarına tanıklık edecek olanların üzerine yağacağı vaat edilen Kutsal Ruh’un gücüyle (4–8. ayetler).



İsa’nın bu sadık takipçilerinin halâ Mesih’in işinin doğası hakkında bazı yanlış görüşleri vardı. Ancak Rab onları yine de kullandı. Allah tarafından kullanılmak için, her şeyi tam olarak anlamanın gerekmediği konusunda burada bizlere nasıl bir mesaj verilmektedir?





Haziran 12


  


Ek Çalışma: “İsa, ruhta fakir olanlar için, “Göklerin Egemenliği onlarındır” demektedir. Bu krallık, Mesih’in izleyicilerinin umut ettiği gibi, geçici ve dünyevi bir egemenlik değildir. Mesih, insanlara kendi sevgisinin, kendi lütfunun, kendi doğruluğunun ruhsal krallığını açıyordu. Mesih’in egemenliğinin belirtisi, İnsanoğlu’na benzerlik ile ayırt edilir. O’nun tebaası ruhta fakir olanlar, yumuşak huylu olanlar, doğruluk uğruna zulüm görenlerdir. Göklerin krallığı onlarındır.”—Ellen G. White, Bereket Dağı’ndan Düşünceler, S. 16.


“Şimdi Allah’ın atölyesindeyiz. Çoğumuz taş ocağındaki kaba taşlar gibiyiz. Fakat Allah’ın gerçeğini kavradığımızda, onun etkisi bizleri etkiler. Bizleri yüceltir ve ne olursa olsun, her türlü kusurdan ve günahtan arındırır. Böylece Kral’ı görkemi içinde görmeye hazırlanır ve sonunda lütuf krallığında saf ve göksel meleklerle birleşiriz. Bu işin bizler için gerçekleşmesi buradadır, bedenlerimizin ve ruhlarımızın ölümsüzlük için uygun hale getirilmesi buradadır.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 2, S. 355, 356.



Tartışma Soruları:


¤ Fizikçi Steven Weinberg, evrenden bahsederken şu meşhur (ya da berbat) ifadeleri yazmıştı: “Evren ne kadar çok anlaşılabilirse, o kadar çok anlamsızlaşır.” Sözleri bayağı bir karışıklık yaratmış ve daha sonra söylediklerini yumuşatmaya çalışmıştır. Ancak bazıları da evrenin anlamsız olması konusunda herhangi bir ihtilaf nedeni görmemişlerdir. “Neden bir anlamı olsun ki?” diye bir soru yöneltmiştir, Harvard’lı astronom Martha Geller evren hakkında. “Ne anlamı? Bu sadece fiziksel bir sistem, bunda ne anlam olabilir ki? Bu ifade beni hep şaşırtmıştır.” Sadece bir sistem olan evrenin hiçbir anlamı yok mu? İkinci Geliş’i ve Allah’ın egemenliğinin tam olarak tesis edilmesini bekleyen imanlılar olarak bu ifadelerin arkasındaki fikirlere nasıl yanıt verirdin?


   


¤ Her nesilden imanlılar kendi çağları içinde İsa’nın dönüşünü beklemişler ve bazı pastörler/müjdeciler belirli tarihler ortaya atmışlardı. Ancak hepsi başarısız oldu. Zamanı belirlemede yanlış olan şey nedir?



Güneşin Batışı: 20:36 (İstanbul)



*Haziran 13–19



Yeruşalim’de İsa





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Luka 19:28–40, Zech. 9:9, Luka 19:45–48, Mat 21:12–17, Luka 20:9–26.



Hatırlama Metni: “İsa Yeruşalim’e yaklaşıp kenti görünce ağladı” (Luka 19:41).



İ


sa’nın dünyevi yaşamının son haftası Yeruşalim’de geçmişti. Bu haftaya yön veren karmaşık olaylar: zaferli giriş; İsa’nın kayıtsız kent için ağlaması; tapınağın arındırılması; O’na karşı entrikalar ve komplolar; Son Yemeğin hüznü ve Getsemani’deki ızdırap; duruşmada alay edilmesi; Çarmıha gerilme ve sonunda Diriliş. Daha önce ve daha sonra hiçbir kent, tarihte iyi ile kötü arasındaki kozmik çatışmayı zirveye taşıyan böyle kritik bir sürece tanık olmamıştır, hiç kimse olmasa da İsa nelerin gözler önüne serildiğinin önemini anlamıştı.


İsa yaşamında Yeruşalim’den birkaç kez geçmişti. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna, hepsi de İsa’nın Yeruşalim’i çoğunlukla Fısıh haftasında bir yetişkin olarak ziyaret ettiğini kaydetmiştir. İsa’nın Yeruşalim’deki diğer ziyaretleri iyi bilinse de—bebek İsa’nın tapınağa getirilmesi (Luka 2:22–38), 12 yaşında birinin tapınaktaki tartışması (41–50. ayetler), ayartıcının İsa’yı tapınağın en yüksek noktasına götürmesi (Luka 4:9–13)—Yeruşalim’de İsa’nın hizmetinin kapanış haftası, Müjde yazarlarının özel dikkatini çekmiştir.



*20 Haziran Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 Haziran 14


  


Muzaffer Giriş



O, Beytlehem’de doğmuştu. Nasıra’da büyüdü. Celile, Samiriye, Yahuda ve Perea’da öğretti, vaaz verdi ve şifa dağıttı. Fakat bir kent O’nun sürekli odak noktasındaydı: Yeruşalim. İsa “kararlı adımlarla” kente doğru yola çıktı (Luka 9:51). Kente girişi, dünya tarihinde geçen en dramatik ve önemli haftaydı. Hafta, Mesih’in kente bir kral edasıyla girişiyle başladı ve çarmıhta ölümünü gördü, öyle ki düşman olan bizler “Oğlu’nun ölümü sayesinde O’nunla barıştık” (Rom 5:10).



Luka 19:28–40’ı okuyun. Öğrencilerin heyecanını hayal edin. Mutlaka Kral İsa’nın Yeruşalim’deki dünyevi tahta, Kral Davut’un tahtına çıkacağını düşünmüş olmalılardı. Bu olaydan, yanlış beklentiler konusunda nasıl bir ders çıkarabiliriz?






İsa doğduğunda, doğudan gelen bilge adamlar Yeruşalim’deki kapıları çalarak şu soruyu sormuşlardı: “Yahudiler’in Kralı olarak doğan çocuk nerede?” (Mat 2:2). Ve şimdi Çarmıh’tan birkaç gün önce O’nun öğrencileri ve kente doluşan kalabalık Yeruşalim semalarını inleten alkışlarla şöyle haykırmışlardı: “Rab’bin adıyla gelen Kral’a övgüler olsun!” (Luka 19:38).


Bu muhteşem sahne, peygamberliği gerçekleştirmişti. “Ey Siyon kızı, sevinçle coş! Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı! İşte kralın! O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür. Eşeğe, evet, sıpaya, eşek yavrusuna binmiş sana geliyor!” (Zek 9:9). Ancak İsa, tarihteki bu geçitin Hozanna çığlıklarıyla başlayıp çok yakında “Tamamlandı” diye ifade ettiği zafer sözüyle Golgota’da sona erecek olduğunu biliyordu.


Hepsi de Allah’ın ebedi planına uygun olsa da, O’nun öğrencileri kendi zamanlarındaki ve kültürlerindeki adetlere, öğretilere ve beklentilere o kadar kapılmışlardı ki, O’nun daha önce nelerin olacağı ve bunların ne anlama geldiği konusunda yaptığı uyarıları tamamen gözden kaçırmışlardı.



Mesih onlara hitap etmişti ama onlar dinlememişlerdi. Veya belki de dinlemişler fakat O’nun sözleri beklentilerine o kadar karşıydı ki, gözden kaçırmışlardı. Dini gerçekler söz konusu olduğunda, bizler de aynı şeyi yapmadığımızdan nasıl emin olabiliriz?



Haziran 15


  


Yeruşalim: Tapınağın Arındırılması



“Evim dua evi olacak diye yazılmıştır. Ama siz onu haydut inine çevirdiniz” (Luka 19:46).


   


Zafer geçidinden sonra İsa’nın Yeruşalim’e yaklaşıp kenti gördüğünde ağlarken yaptığı ilk iş tapınağa gitmekti.



Luka 19:45–48, Matta 21:12–17, Markos 11:15–19’u okuyun. İsa’nın yaptığı şeyden ne gibi önemli dersler çıkarabiliriz? Bu öyküler bir bakıma tapınak gibi işlev gören bireyler ve inanlı topluluğu olarak, bizlere ne söylemelidir? Ef 2:21.






Her dört Müjde de tapınağın arındırılmasını anmaktadır. Yuhanna, ilk arındırmanın (Yu 2:13–25) İ.S 28’deki Fısıh’ta İsa’nın tapınağı ziyareti esnasında gerçekleştiğinden bahsederken, diğerleri bu kez İ.S 31’deki Fısıh’ta İsa’nın hizmetinin sonunda geçen ikinci arındırmayı aktarırlar. Böylece tapınağın iki kez arındırılması, İsa’nın hizmetinde bir parantez açılmasını sağlayarak, O’nun tapınak ve onun hizmetlerinin kutsallığını ne kadar önemsediğini ve Mesihî göreviyle, yetkisini nasıl stratejik olarak savunduğunu göstermektedir.


Tapınaktaki eylemleri, özellikle ölümünden önceki ikinci kez, ilginç bir soruyu ortaya koymaktadır: Yakında öleceğini, tapınağın ve hizmetlerinin yakında geçersiz ve hükümsüz olacağını bilen İsa, buna rağmen mallarıyla oraya saygısızlık edenleri kovmuştu. Neden her şeyi bozuk bir halde bırakmadı, özellikle de sadece gereksiz bir hale gelmekle kalmayıp, bir nesil sonra zaten ortadan kalkacakken?


Bize yanıt verilmese de, büyük bir ihtimalle halâ Allah’ın evi olduğundan ve halâ kurtuluş planının açıklandığı bir yer olduğundan. O’nun çok yakında ölümüyle, bir bakıma sadık Yahudiler’in tapınağa gelmekle, İsa’nın kim olduğunu anlamaları ve O’nun çarmıhtaki ölümünün gerçeğini anlamaları açısından, tapınak ve hizmetlerinin önemli bir işlevi olduğu iddia edilebilir. Yani, tüm kurtuluş planını tasvir eden tapınak, birçoklarının İsa’nın “dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzu” (Vah 13:8) olduğunu görmelerine yardımcı olabilir.



Haziran 16


  


İmansız



Kötü bağcılar benzetmesi (Luka 20:9–19) bize kurtarıcı tarihten bir ders verir. Bu tarihin merkezi, Allah ve O’nun hatalı günahkârlara olan sürekli sevgisidir. Benzetme, özellikle O’nun çağındaki Yahudi liderlere hitap etse de (“bu benzetmenin kendilerine karşı anlatıldığını farketmişlerdi” [19. ayet]), alanı sınırsızdır. Allah’ın sevgisi ve güveninin aktığı ve Allah’ın onlardan dürüstçe bir iade beklediği her nesile, her topluluğa ve her bireye uyarlanabilir. Bizler bugünün kiracılarıyız ve bu benzetmeden Allah’ın bakış açısıyla tarihten bazı dersler çıkarabiliriz.



Luka 20:9–19’u okuyun. Bu benzetmedeki gibi aynı hataları yaparsak, burada öğretilen ilkeler nasıl bizlere uygulanabilir?








Sevgi ve sadakat meyvelerini Allah’a vermek yerine, Allah’ın bağının kiracıları vazgeçmiş ve Allah’ı yüzüstü bırakmışlardı. Fakat bağın sahibi olan Allah, ısrarcı sevgisiyle halkının sorumluluk ve hizmetkârlık kazanması için hizmetkâr arkasına hizmetkâr (10–12. ayetler), peygamber arkasına peygamber (Yer 35:15) yollamıştı. Her peygamber aslında reddedilmenin bir kurbanı olmuştu. “Atalarınız peygamberlerin hangisine zulmetmediler ki?” (Elç 7:52).


İlahi tarih uzun bir aşk öyküsüdür. Trajediler ardı ardına gelir fakat sonunda lütuf zafer kazanacaktır. Diriliş, çarmıhı takip etmelidir. Reddedilen fakat şimdi büyük tapınağın köşe taşı, tüm kurtulanları, zengin ve yoksulu, Yahudi ve diğer uluslardan olanları, erkek ve dişinin hep birlikte yaşayacağı Tanrı’nın ulusunu barındıracaktır. Onlar ahiretteki bağda yürüyecekler ve onun meyvelerinden ebediyen yararlanacaklardır.



Bugün için zulmettiğimiz bir peygamber olmayabilir ama tıpkı eskilerin yaptığı gibi, Allah’ın elçilerini reddetme kabiliyetine sahibiz. Bizlere Rab’be “bağın meyvesini” verme çağrısı yapıldığında, bu elçileri ve mesajlarını reddetmediğimizden nasıl emin olabiliriz?





Haziran 17


  


Allah’a Karşı Sezar



Luka 20:20–26’yı okuyun. İsa’nın burada öğrettiklerini alarak, hangi ülkede yaşarsak yaşayalım kendi durumumuza nasıl uygulayabiliriz?






İsa’nın zamanında Roma tarafından vergilendirilmek, oynak bir meseleydi. İ.S yaklaşık 6’da Josephus’a göre, devrimci lider Celileli Yahuda, Sezar’a vergi ödemenin Allah’a karşı hainlik olduğunu bildirmişti. Bir takım Mesihî iddialar ve adaylar yanında bu mesele, periyodik Roma karşıtı başkaldırıları başlatmıştı. Böyle bir hassas zemine karşı, muhbirlerin gizli amacını ortaya koyan, vergi ödemenin yasal olup olmadığı sorusu İsa’ya da sorulmuştu: yasal yanıtı İsa’yı Roma yandaşı yapacak, Yeruşalim’e girerken kalabalığın deklare ettiği Yahudilerin kralı olamayacağını gösterecekti; Hayır demesi ise İsa’nın Celile tarzını izlediği ve Roma kuralını yasal bulmadığı anlamına gelecek ve hainlikle yargılanmasına neden olacaktı. Muhbirler, böylece İsa’yı kaçamayacağı şekilde bir köşeye sıkıştırmayı ummuşlardı.


Ancak İsa onların niyetini doğru anlamıştı. Paranın üzerindeki resmi göstererek şu ünlü hükmü söyledi: “Öyleyse Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin” (Luka 20:25). Parası gündelik ihtiyaçlar için kullanılan Sezar’ın hakimiyeti altında yaşayanların Sezar’a karşı yükümlülükleri vardır. Fakat bundan da büyük olan başka bir yükümlülük daha vardır, ki bu da bizim Allah’ın benzerliğinde yaratılmış olduğumuz gerçeğine dayalı olarak nihai bağlılığımızı O’na borçlu olduğumuzdur.


“İsa’nın yanıtı bir kaçışı değil sorunun hakkıyla yanıtlanmasını içeriyordu. Üzerinde Sezar’ın ismi ve kabartması olan bir Roma parasını elinde tutarak, onların koruması altında yaşayan Yahudilere Allah’a karşı olan görevlerini ihmal etmeden kendilerinden istenen vergileri vermeleri gerektiğini açıkladı. Her vatandaş gibi ülke yasalarına uysalar bile ön planda Allah’a olan bağlılıkları göz önünde tutulacaktı.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 592.



Hangi ülkede yaşarsak yaşayalım, iyi vatandaşlar olmayı sürdürürken, aynı zamanda gerçek vatandaşlığımızın “mimarı ve kurucusu Tanrı olan” (İbr 11:10) bir kentte olduğunu bilmenin yolları nelerdir?



Haziran 18


  


Rab’bin Sofrası



Luka 22:13–20’yi okuyun. Rabbin Sofrası’nın, Fısıh zamanında olmasının önemi nedir?



İsa Rabbin Sofrası’nın temelini, Fısıh bayramının tarihi bağlamına karşı attı. Fısıh düzenlemesi, Allah’ın büyük kudretine karşı insani acizliği vurgulamaktadır. İsrail’in kendisini Mısır esaretinden kurtarmasının olanaksızlığı gibi bizim de kendimizi günahın sonuçlarından kurtarmamız mümkün değildir. Kurtuluş, O’nun sevgisinin ve lütfunun bir armağanı olarak Allah’tan gelir ve bu İsrail’in çocuklarına nesilden nesile öğretmesi gereken bir derstir (Çık 12:26, 27). Tıpkı İsrail’in kurtuluşunun Allah’ın kurtarıcı eylemiyle kökleşmiş olması gibi, insanlığın günahtan kurtulması da Çarmıh’ın tarihi olayına dayanmıştır. Aslında İsa bizim “Fısıh kuzumuzdur” (bkz. 1Ko 5:7) ve O’nun Son Akşam Yemeği, “inanlı topluluğunun Mesih’in ölümünün görkemli ve kararlı önemini vurgulayıcı bir bildiri eylemidir.”—G. C. Berkouwer, The Sacraments (Grand Rapids: Wm. B. Eerdmans, 1969), S. 193.


Rabbin Sofrası, “ele verildiği gece” (1Ko 11:23), yani çarmıha gerilmeden bir gece önce, İsa’nın öğrencilerine hatırlaması için verdiği ciddi mesajın bir hatırlatıcısıdır: günahların bağışlanması için kırılması ve dökülmesi gereken kanı simgeleyen (bkz. Mat 26:28) ekmek ve şıra, O’nun bedeninin sembolleridir. İsa’nın ölümü, günahtan Kurtuluşumuz için Allah’ın yegane aracıdır. Kurtuluşumuz için İsa’nın ölümünün göklerin bir hükmü olduğunu unutmayalım diye, İsa dönünceye dek Rabbin Sofrası’nın tutulmasını buyurmuştu (1Ko 11:24–26).


İsa’nın “birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanı” (Mat 26:28) tarihin sonuna dek hatırlanmalıdır. Bu savı görmezlikten gelmek ve başka kurtuluş araçlarını seçmek, Allah’ı ve O’nun seçtiği kurtuluş aracı metodunu inkâr etmek demektir.


İki çok önemli ders (diğer birçokları arasında) öne çıkmaktadır. “Mesih bizim için öldü,” Rabbin sofrasında hatırlanması gereken ilk derstir. İkinci ders ise, hepimizi tek paydaşlığa getiren bu ölümden dolayı tek bir beden olarak oraya otururuz. Sofraya Rab’bin dönüşünü bekleyen Mesih’in kurtulmuş ahir zaman topluluğu olarak otururuz. O zamana dek Rabbin sofrası, bu tarihin bir anlamı olduğunun ve yaşamın bir umudu olduğunun hatırlatıcısıdır.



Mesih, sonsuz yaşam vaadi vermek amacıyla, canını ve kanını feda etti. Bu harika gerçeği, sana sürekli umut ve güvence verecek tarzda nasıl kişiselleştirebilirsin?



Haziran 19


  


Ek Çalışma: “İsa’nın bedenini yiyip O’nun kanını içmek, O’nun bizim günahlarımızı affettiğine ve bizim O’nda bütünleştiğimize inanarak O’nu kişisel kurtarıcı olarak kabul etmek demektir. O’nun sevgisine bakıp O’nu örnek alıp kendi yüreğimizde sakladığımızda, bizim karakterimiz de O’nun karakterine benzer hale gelecektir. İnsan bedeni için yiyecek ne kadar önemliyse, İsa da onun ruhu için o kadar önemli olmalıdır. Biz yemedikçe ve O bizim bedenimizin bir parçası olmadıkça yiyecek bize bir fayda sağlayamaz. O’nu kişisel Kurtarıcımız olarak tanımadığımız sürece İsa’nın bizim için bir değeri olmaz. Teorik bir bilgi bize yarar sağlamayacaktır. O’nun yaşamının bizim yaşamımız olması için O’nunla beslenmeli ve O’na kalbimizde yer açmalıyız. O’nun sevgisini ve lütfunu yüreğimizde saklamalıyız.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 371.



Tartışma Soruları:


¤ İsa’nın tapınağı arındırdığı sahneleri düşünün. İmanımızı ve sadakatimizi hangi yollarla satılığa çıkarabiliriz? Din nasıl çıkar, prestij ve pozisyon sağlamak amacıyla kullanılabilir? Daha önemlisi, inanlı topluluğu olarak aynı tuzağa düşmediğimizden nasıl emin olabiliriz?


   


¤ Ateist yazar Alex Rosenberg, tüm gerçekliğin, tüm mevcudiyetin tamamen maddesel olduğuna inanmaktadır. Yani her şey sadece ve sadece fiziksel bir süreç olarak açıklanabilir ve öyle açıklanmalıdır. Bu süreçler tabii ki tasarım, hedefler, gayeler ve Allah olmaksızın mevcuttur. “Evrenin gayesi nedir?” diye sormuştu. “Hiçbir gayesi yok. Evrende işleyen hangi amaçlar vardır? Aynı yanıt: hiçbir.” Buna rağmen eğer evrenin anlamsızlığı ve gayesizliği seni karamsar yapıyorsa, “karamsarlığını ciddiye alman” konusunda Rosenberg uyarmaktadır. Neden? Çünkü depresyon da dahil duygularımız, nöronlar ve kimyasalların belirli bir bileşiminden başka bir şey değildir ve bunun ciddiyeti ne? Ancak Rosenberg’in, yaşamlarındaki anlamsızlıktan dolayı düş kırıklığına uğrayanlara bir yanıtı vardır. Depresyon sadece nöronların özel bir karışımı olduğundan dolayı, o zaman nöronları yeniden düzenle—ve bunu ilaçlarla yapabilirsin. “Eğer sabahleyin veya şu andan itibaren üç hafta içerisinde kendini iyi hissetmiyorsan bir diğerine geç. Üç hafta, serotoninin Prozac, Wellbutrin, Paxil, Zoloft, Celexa veya Luvox gibi önleyici ilaçları yeniden algılamasını sağlaması açısından yeterli bir süredir. Ve eğer biri işe yaramazsa, diğeri muhtemelen işe yarayacaktır.” Yanıtındaki ilginç şey, onun bu konuda ciddi olmasıdır: depresif isen ilaç al. Bu tür bir yaşam görüşünü, İsa Mesih’e ve O’nun çarmıhta bizler için ne yaptığına olan inancımız ile kıyasla. Gerçek anlamda, Rabbin Sofrası’na katılımımız, neden Rosenberg ile onun ateizmi tarafından sergilenen nihilizme ve anlamsızlığa açıkça karşı çıkmaktadır?



Güneşin Batışı: 20:39 (İstanbul)



*Haziran 20–26



Çarmıha Gerildi ve Dirildi





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yar 3:1–6, Luka 22:39–46, 2Ko 13:8, Luka 22:53, Mat 12:30, 1Ko 15:14.



Hatırlama Metni: “İnsanoğlu’nun günahlı insanların eline verilmesi, çarmıha gerilmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini bildirmişti” (Luka 24:7).



İ


sa, çocukluktan beri bu dünyaya Baba’sının istemini yerine getirmek için geldiğinin bilincindeydi (Luka 2:41–50). O, Baba’ya sarsılmaz bir itaat etme taahhüdüyle öğretti, şifa verdi ve hizmet etti. Son Akşam Yemeği’ni kutladıktan sonra, artık yalnız başına yürümenin, Allah’ın istemini onaylamanın, ihanete uğramanın ve denenmenin, tutuklanıp çarmıha gerilmenin ve ölümden bir zaferle dirilmenin zamanı gelmişti.


İsa yaşamı boyunca çarmıhın kaçınılmazlığını biliyordu. Müjdeler’de birçok kez ...gerekiyordu sözcüğü, İsa’nın acıları ve ölümüyle ilişkili olarak kullanılmıştır (Luka 17:25, 22:37, 24:7, Mat 16:21, Markos 8:31, 9:12, Yu 3:14). Yeruşalim’e gitmesi gerekiyordu. Acı çekmesi gerekiyordu. Reddedilmesi gerekiyordu. Yüceltilmesi gerekiyordu, vs. Hiçbir şey Tanrı’nın Oğlu’nu Golgota’ya gitmekten alıkoyamazdı. Çarmıhı reddetmesine yönelik her türlü öneriyi Şeytan’dan geldiği için kınadı (Mat 16:22, 23). “Gitmesi ... acı çekmesi ... öldürülmesi ve dirilmesi” (21. ayet) konusuna inanmıştı. İsa için çarmıha giden yol bir seçenek değildi; bu bir “zorunluluktu” (Luka 24:25, 26, 46), ilahi olarak “geçmiş çağlardan ve kuşaklardan gizlenmiş, ama şimdi O’nun kutsallarına açıklanmış olan sırrın” (Kol 1:26) bir parçasıydı.



*27 Haziran Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 Haziran 21


  


Getsemani: Korkunç Mücadele



Tarihin şafak vaktinde Allah Adem ve Havva’yı yaratmış, onları harika bir bahçeye yerleştirmiş ve mutlu bir yaşam için gerekli olan her şeyle onları bereketlemişti. Çok geçmeden sıradışı bir şey oldu: Şeytan ortaya çıktı (Yaratılış 3). İlk çifti ayarttı ve genç dünyayı iyi ile kötü, Allah ile Şeytan arasında geçen muazzam bir mücadeleye soktu.


Şimdi Allah’ın zamanında bir başka bahçe (Luka 22:39–46) gerçek ile sahte, doğruluk ve günah, Allah’ın insanı kurtarış planı ile Şeytan’ın insanı yok etme hırsı arasında savaş meydanı olacaktı.


Aden’de dünya günahın felaketine sokulmuştu; Getsemani’de dünyanın nihai zaferi garanti edilmişti. Aden Allah’a karşı benliğin savunulduğu trajik zaferi gördü; Getsemani’de ise kendini Allah’a teslim etme ve günaha karşı zafer kazanma açıklanmıştı.



Aden’de olanlarla (Yar 3:1–6) Getsemani’de olanları karşılaştır (Luka 22:39–46). Her iki bahçede meydana gelenler arasındaki büyük fark nedir?






Getsemani’nin iki önemli anlamı vardır: birincisi Şeytan’ın İsa’yı görevi ve amacından saptırmak yolunda en şiddetli saldırısıdır; diğeri ise, istemini ve gayesini gerçekleştirmesi için Allah’ın gücüne dayanmanın en asil örneğidir. Getsemani, savaş ne kadar çetin, benlik ise ne kadar zayıf olursa olsun, duanın gücünü tecrübe edenler için zaferin kesin olduğunu göstermektedir. İsa’nın meşhur duasında olduğu gibi: “Yine de benim değil, senin istediğin olsun” (Luka 22:42).


Şeytan’ın tüm orduları İsa’yı suçluyorlardı; çok sevdiği öğrencileri O’nun acılarına karşı duyarsızdı. Teri, toprağa düşen kan damlalarını andırıyordu; hainin öpücüğü sadece bir nefes ötedeydi; kahinler ve tapınak muhafızları neredeyse saldırmak üzereydi. Ancak İsa bizlere duanın ve Allah’ın istemine teslimiyetin yaşamın en büyük acılarında ruha gerekli olan cesareti vereceğini gösterdi.



Gelecek sefer şiddetli biçimde ayartıldığında, Aden Bahçesi’ndeki Adem ve Havva gibi değil, bilakis İsa’nın Getsemani’de gösterdiği tarzda bir tecrübeye nasıl sahip olabilirsin? Bunlar arasındaki en önemli faktör nedir?





Haziran 22


  


Yahuda



“Şeytan, Onikiler’den biri olup İskariot diye adlandırılan Yahuda’nın yüreğine girdi” (Luka 22:3). Hiç şüphesiz Şeytan tüm öğrencileri elde etmek için çok çalışmıştı. Diğerlerine kıyasla, düşmanın Yahuda üzerinde başarılı olmasının sebebi neydi?




Luka, öğrencilerini seçmeden önce İsa’nın dağlarda nasıl yalnız başına dua ettiğini söylüyor (Luka 6:12–16). Ve İsa, Onikiler’in kendisine Allah’ın armağanı olduğuna inanıyordu (Yu 17:6–9). Yahuda gerçekten duaya verilen yanıt mıydı? Burada olanları, Yahuda’nın ihaneti ve dönekliğine rağmen, Allah’ın gayesinin gerçekleşecek olmasını nasıl anlamalıyız? (Bkz. 2Ko 13:8.)


Başka bir Pavlus olabilecek, birçok potansiyeli olan Yahuda, aksine tamamen farklı bir yöne gitmişti. Onun için Getsemani tecrübesi olabilecekken, tam aksine Aden’deki düşüş gibi oldu. “Yahuda bu aşırı para hırsının, kendi yaşamını tamamen kontrol altına almasına göz yumdu ve sonunda Mesih’e duyduğu sevgiden bile daha ağır gelen bir para hırsına kapıldı.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 705.


İsa, 5000 kişiyi beş somun ekmek ve iki balıkla doyurduğunda (Luka 9:10–17), Yahuda bu mucizenin siyasi değerini kavrayan ilk kişiydi ve “O, İsa’yı zorla kral ilan etmeyi planlayan kişiydi.”—Sevgi Öğretmeni, S. 707. Fakat İsa bu teşebbüsü kınadı ve orada Yahuda’nın düş kırıklığı başladı: “Bu konuda çok büyük umutları vardı. Fakat uğrayacağı hayal kırıklığı da bir o kadar büyük olacaktı.”—S. 708. Açıkçası Yahuda da diğerleri gibi, İsa’nın olağanüstü güçlerini kullanarak dünyevi krallığını tesis edeceğine inanmıştı ve Yahuda bu krallıkta şüphesiz bir yer edinmek istiyordu. Ne kadar trajik: hiç gelmeyecek olan geçici krallıkta bir yer edinme arzusu, onun geleceği kesin olan sonsuz krallıktaki yerini kaybetmesine yol açmıştı.


Başka bir zaman, İsa’nın samimi bir izleyicisi O’nun ayaklarını çok pahalı bir parfümle yağlamak istediğinde, Yahuda onun bu eylemini müsriflik olarak kınamıştı (Yu 12:1–8). Yahuda’nın gördüğü her şey parayla ilgiliydi ve bu para sevgisi onun İsa’ya olan sevgisini gölgeliyordu. Paraya ve güce odaklanması, Yahuda’nın göklerin paha biçilmez armağanına fiyat etiketi koymasına yol açmıştı (Mat 26:15). O andan itibaren “Şeytan Yahuda’nın yüreğine girdi” (Luka 22:3). Ve Yahuda ruhunu kaybetti.



Statü, güç veya para yanlış bir şey değildir. Sorun, bu şeylerin (veya başka bir şeyin) Allah’a olan sadakatimizi gölgelemesindedir. Yahuda gibi kendimizi aldatmamak için kişiliğimizin farkına varmak neden her zaman çok önemlidir?




Haziran 23


  


Ya Onunla, Ya Ona Karşı



Başka neye yol açarsa açsın, Çarmıh aynı zamanda tarihin büyük bir bölücüsüdür: iman ile imansızlık, ihanet ile kabullenme, sonsuz yaşam ile ölüm arasında bir bölücü. Hiçbir kimse için Çarmıh konusunda orta yol yoktur. Sonunda ya bir tarafta ya da diğer tarafta oluruz.


“Benden yana olmayan bana karşıdır. Benimle birlikte toplamayan dağıtıyor demektir” (Mat 12:30). Sert sözler ve bizleri biraz huzursuz yapıyor fakat İsa neyin gerçek olduğunu, Mesih ile Şeytan arasındaki büyük mücadeleye karışmış olanlar için gerçeğin ne ifade ettiğini basitçe vurgulamaktadır. Ya İsa’yla ya da Şeytan’la birlikteyiz.


Evet, durum tam anlamıyla budur.



Aşağıdaki kişiler İsa ile nasıl bir ilişki içerindeydi ve onların bu örneklerinden, Allah ve Çarmıh ile ilişkimize yardımı olacak ne gibi dersler edinebiliriz?



Sanhedrin (Luka 22:53). Bu kişiler hangi hataları yapmışlardı, neden böyle yapmışlardı ve onların İsa’ya bakış açısına benzer bir şeyi yapmaktan kendimizi nasıl koruyabiliriz?




Pilatus (Luka 23:1–7, 13–25). Pilatus’un “O’nda bir suç bulamıyorum” (Yu 19:4) demesine ve aynı zamanda O’nun çarmıha gerilmesine karar vermesine yol açan şey neydi? Onun doğru bildiğini yapmakta başarısız olduğu yanlışından ne öğrenebiliriz?




Hirodes (Luka 23:6–12). Onun büyük hatası neydi ve bundan ne öğrenebiliriz?




İki hırsız (Luka 23:39–43). Her iki suçlu da aynı çarmıha baktı ve iki farklı tepki gösterdi. Bu sahne, kurtuluşun ya/ya da halini nasıl açıklıyor—yani, bizler büyük mücadelenin ya bir tarafında ya da öbür tarafında nasıl oluruz?






Haziran 24


  


O Dirildi



Pazar’ın erken bir saatinde kadınlar mezara tek bir amaçla gitmişlerdi—cenaze ayinini tamamlamak. İsa ile zaman geçirmelerine rağmen, neler olacağını tam olarak anlayamamışlardı. Şüphesiz ki boş bir mezar ya da göksel elçiler tarafından şöyle söylenmesini beklemiyorlardı: “O burada yok, dirildi.” (Luka 24:6).



Elçilerin İşleri’nin ilk birkaç bölümünde İsa’nın dirilişiyle ilgili en az sekiz referans vardır. Elç 1:22; 2:14–36; 3:14, 15; 4:1, 2, 10, 12, 33; 5:30–32. İsa’nın dirilişi, apostolik vaazda ve ilk inanlı topluluğunda neden odak noktasıdır? Aynı şekilde bugün bizler için neden halâ çok büyük önem taşır?






Kadınlar İsa’nın dirilişine doğrudan şahit olmuşlardı. Bu müjdeyi derhal başkalarıyla paylaşmak için koşturmuşlar fakat hiç kimse onlara inanmamıştı (Luka 24:11). Aksine elçiler kurtarıcı tarihteki en büyük öyküyü, bitkin ve kederli kadınların “boş masalları” olarak reddetmişlerdi (10, 11. ayetler).


Çok yakında ne kadar yanılmış olduklarını göreceklerdi!


Mesih’in dirilişi, Allah’ın kurtarıcı eyleminin ve Mesih inanlısının inancı ve mevcudiyetinin bütünlüğünün temelidir. Elçi Pavlus bunu çok açıkça belirtmiştir: “Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanınız da boştur” (1Ko 15:14). Boştur ya da yararsızdır, çünkü sadece Mesih’in dirilişinde bizim olan umudu bulabiliriz. Bu umut olmaksızın yaşamımız burada sona erer, ve ebediyen sonra erer. Mesih’in yaşamı mezarda sona ermedi ve büyük vaat şudur ki, bizimki de ermeyecektir.


“Eğer Mesih ölümden dirilmeseydi, Allah’ın halkını kurtarmak için kurtarıcı eyleminin uzun seyri, çıkışı olmayan sokakta, bir mezarda sona erecekti. Mesih’in dirilişi gerçek olmasaydı, o zaman Allah’ın canlı bir Allah olduğu güvencesine sahip olamayacaktık, zira ölüm son söze sahiptir. İman nafile olacaktı, çünkü bu imanın gayesi, kendisini yaşamın Rabbi olarak haklı çıkarmayacaktı. O zaman Hıristiyan inancı, Mesih’teki Tanrı’nın kendisini nihai ve en yüce şekilde açıklamasıyla beraber mezarda hapsolacaktı—eğer Mesih gerçekten ölmüş olarak kalsaydı.”—George Eldon Ladd, A Theology of the New Testament (Grand Rapids: Wm. B. Eerdmans, 1974), S. 318.




Haziran 25


  


“Herşey Gerçekleşmeli”



Bizlere Mesih’in dirilişinden hemen sonraki olayları bildiren Luka 24:13–49’u okuyun. Çeşitli karşılaşmalarda, İsa bu insanların kendisine ne olduğunu anlamalarına yardım etmek için neyi vurguluyor ve bu günümüzde dünyaya tanıklık eden bizler için bile neden çok önemlidir?






İsa’nın dirilişi, O’nun Mesihliğini tesis eden yeterli kanıta sahip olmalıdır. Çarmıha gerilmeden önce dövülmüş, hırpalanmış ve sonunda bedeni deşilmiş olan İsa, daha sonra bezlere sarılmış olarak mezara yerleştirilmişti. Bazılarının anlamsızca öne sürdüğü gibi İsa’nın hem çarmıha gerilmeyi atlatmış ve hem de kanı akan, hırpalanmış ve bitkin düşmüş bir şekilde mezardan sendeleyerek çıkmayı başarmış olması, zafer kazanmış bir Mesih düşüncesine ters gelmektedir.


Buna rağmen İsa canlıydı ve Emayus yolunda iki adamla en az birkaç kilometre yürüyebilecek kadar sağlamdı. Bundan sonra kim olduğunu açıklamadan önce, İsa onları Kutsal Yazı’ya yönlendirdi, O’ndaki imanları için sağlam dini temeller verdi.


Sonra öğrencilere göründüğünde, İsa onlara bedenini gösterdi, onlarla birlikte yemek yedi ve daha fazlasını yaptı: Onlara Allah’ın Söz’ünü vurguladı: “Şöyle yazılmıştır: Mesih acı çekecek ve üçüncü gün ölümden dirilecek; günahların bağışlanması için tövbe çağrısı da Yeruşalim’den başlayarak bütün uluslara O’nun adıyla duyurulacak. Sizler bu olayların tanıklarısınız” (Luka 24:46–48).


Burada da İsa sadece Kutsal Yazı’ya işaret etmekle kalmayıp (gerçekten canlı olduğu ve onlarla birlikte olduğu kanıtı yanında) O’na gerçekten ne olduğunu anlamalarına yardım etmek için Kutsal Yazı’yı kullanmıştı. Ayrıca dirilişini, tüm uluslara müjdeyi vaaz etme göreviyle doğrudan ilişkilendirdi.


Böylece İsa’nın kim olduğu konusundaki tüm güçlü kanıtlara rağmen, O takipçilerini hep Allah’ın Söz’üne yönlendirdi. Her şeyden evvel, bugün Allah’ın Söz’ü aramızda olmasaydı, çağrımızı ve dünyaya müjdeyi vaaz etme görevimizi nasıl bilebilirdik? Müjdenin bile ne olduğunu nasıl bilebilirdik? O halde Kutsal Kitap, İsa ve O’nun öğrencileri için olduğu kadar, bugün bizim için de merkezidir.



Kutsal Kitap ile ne kadar çok zaman geçiriyorsun? Yaşamına, yaptığın tercihlere ve başkalarına karşı davranışlarına nasıl etki ediyor?





Haziran 26


   


Ek Çalışma: “Mesih’in ölümünün önemi, kutsallar ve melekler tarafından görülebilir. Düşmüş insanlar, dünyanın başlangıcında kesilen Kuzu olmaksızın cennette bir yuva sahibi olamaz. O halde Mesih’in çarmıhını yüceltmeyelim mi? Melekler Mesih’i onurlandırmakta ve yüceltmektedirler, zira onlar bile Tanrı Oğlu’nun acılarına bakmaksızın güvencede değillerdir. Göklerin meleklerinin döneklikten korunmaları, çarmıhın etkisi sayesindedir. Çarmıh olmaksızın, Şeytan’ın düşmesinden önce meleklerin başına gelen kötülükte olduğu gibi, artık hiçbir güvencede olamazlar. Meleksel mükemmellik göklerde başarısız olmuştu. İnsani mükemmellik Aden cennetinde başarısız olmuştu. Yeryüzünde ve gökyüzünde güvence isteyen herkes Allah’ın Kuzu’suna bakmalıdır.”—Ellen G. White, The SDA Bible Commentary, Cilt 5, S. 1132.



Tartışma Soruları:


¤ Hıristiyanlar olarak imanda yaşamak zorundayız; yani doğrudan görgü tanığı olmadığımız, tamamen kanıtlayamadığımız bir şeye inanmalıyız. Tabii ki insanlar birçok şeyde bunu hep yapıyorlar. Örneğin, bilim bağlamında bir yazar şöyle yazmıştı: “Özetle, sahip olduğumuz inançların şaşırtıcı derece çok azı için doğrudan kanıtımız var.”—Richard DeWitt, Worldviews: An Introduction to the History and Philosophy of Science, second edition (Chichester, West Sussex, U.K.: John Wiley and Sons, Ltd., 2010) S. 15. Yine de inancımız için, inandığımız şeyler için birçok iyi sebeplere sahibiz. Örneğin Büyük Görev bağlamında İsa’nın öğrencilerine ne söylediğine bakın: “Göksel egemenliğin bu Müjdesi bütün uluslara tanıklık olmak üzere dünyanın her yerinde duyurulacak. İşte o zaman son gelecektir” (Mat 24:14). Şimdi İsa’nın bu sözleri söylediği zamanı düşünelim. O’nun zamanındaki takipçilerin sayısı ne kadardı? Kaç kişi O’na inandı veya O’nun kim olduğunu ve neyi gerçekleştirdiğini anladı? Ayrıca dünyevi inanlı topluluğunun, yüzyıllarca Roma İmparatorluğunda karşılaştığı tüm muhalefetleri düşün. Tüm bu gerçekleri aklınızda tutarak, İsa’nın bu önbildirisinin ne kadar önemli olduğunu ve Allah’ın Söz’üne olan güvenimize nasıl yardım etmesi gerektiğini tartışın.


   


¤ Yukarıdaki Ellen G. White’ın pasajını okuyun. Bu, bizim günah meselesinin gerçekte ne kadar evrensel olduğunu anlamamıza nasıl yardım etmektedir? Melekler bile İsa’ya bakmaksızın güvencede değillerdir. Bunun anlamı nedir?



Güneşin Batışı: 20:40 (İstanbul)