10 Şubat Salı


  


Yine Sözler



Özdeyişler 18’i okuyun. Burada farklı konular sergilense de, sözlerimizle ilgili ne söylendiğine odaklanın. Ne söylememiz veya ne söylemememiz gerektiği konusunda hangi önemli kavramlar sergilenmektedir?




Tekrar sözlerin gerçeği ve gücüyle karşı karşıya kalıyoruz; buradaki durumda aptalların ağızlarını kullanarak kendi yıkımlarına nasıl neden olduklarını görüyoruz. 13. ayet özellikle aydınlatıcı. Dikkatle dinlemeden ve bizlere söylenenleri kavramadan önce konuşmak ne kadar da kolay. Eğer hemen yanıt vermeden önce duyduklarımız üzerinde dikkatlice düşünebilseydik, kim bilir kaç kez kendimizi ve başkalarını koruyabilir, acılardan ve çekişmelerden kaçınabilirdik. Doğrusu, en iyi yanıtın sükût etmek olduğu bir an vardır.



Özdeyişler 18:4’ü okuyun. Bilgenin sözleri neden derin sular gibidir?






“Derin sular” imgesi, bilgeliği temsil etmek için Özdeyişler kitabında olumlu olarak temsil edilmiştir (Özd 20:5). Sükût fikrini iletmektedir ama aynı zamanda hikmeti ve zenginlikleri de. Bilge, yüzeysel değildir. Sözlerini şahsi yansımasının ve tecrübesinin derinliklerinden çıkarır. Açıkça bilgi ve bilgelik sahibi bir kişinin derin düşüncelerinden ve sezgilerinden bazen kim etkilenmemiştir ki?



Özdeyişler 18:21’i okuyun. Ne anlama gelmektedir?




Özdeyişler bize tekrar zaten bilmemiz gereken bir şeyi söylemektedir: sözlerimiz güçlüdür ve iyiliği veya kötülüğü teşvik edebilir, hatta yaşamı ve ölümü. O halde bu güçlü aleti kullanırken çok dikkatli olmamız gerekir.



Sözleriyle birinin seni ağır bir şekilde incittiği anı düşün. Bu durum, sözlerin ne kadar güçlü olduğu konusunda sana neyi öğretmelidir? Söylediğin şeylerde ne kadar dikkatli olman konusunda sana ne öğretmelidir?



11 Şubat Çarşamba


  


Öykünün İki Yanı



Özdeyişler 18:2’yi okuyun. Aptallar fikirlerini şekillendirmek için neden zaman harcamazlar?




Aptallar kendilerinden çok emin olduklarından, kendi fikirlerini ifade etmede çok sabırsızdırlar, böylece başkalarından öğrenmeye de ilgi duymazlar. Onların kapalı görüşleri açık ağızlarıyla birlikte hareket eder. Bu ölümcül bir birleşimdir. Aynı duruma düşmemek için çok dikkatli olmalıyız, özellikle de kendimizin haklı olduğunu düşündüğümüz konularda.


Her şeyden evvel, öncesinde bazı hususlarda kendimizi çok güçlü olduğumuzu hissettiğimiz fakat daha sonra hatalı olduğumuzu anladığımız durumlara düşmedik mi? Bu, boş görüşlü olmamız anlamına gelmemelidir; sadece biraz alçakgönüllü olmamız gerekir, zira hepimizin tamamen doğru yanıtları olmayabilir, hatta yanıtlarımız doğru olsa bile gerçek hep bizim kabul edebileceğimizden veya anlayacağımızdan daha derinlerde ve daha ayrıntılıdır.



Özdeyişler 18:17’yi okuyun. Burada bize hangi önemli husus verilmektedir?






Sadece Allah’ın alternatif bir fikre ihtiyacı yoktur, çünkü bu zaten O’nun doğasında mevcuttur, O’nun gözleri her yerdedir (Özd 15:3). Allah’ın her türlü meselenin tüm yönlerini görme kapasitesi vardır. Buna karşın bizler genelde her şeye çok dar bir açıdan bakarız; özellikle de önemli olduğunu düşündüğümüz meselelerde konuya kilitlenerek görüşümüzü daha da daraltırız.


Ancak şu ana dek her öykünün her zaman iki veya daha fazla yönü olduğunu öğrenmiş olmalıyız ve ne kadar çok bilgiye sahipsek, konuya o kadar doğru bir açıyla bakabiliriz.



Tamamen inanmış olduğun bir şeye, belki de tüm yaşamın boyunca inandığın bir görüşe sahip olup da, daha sonra bu konuda tüm yaşamın boyunca ne kadar hatalı olduğunu fark ettiğin bir anı düşün. Bu durum, şu anda hararetle savunduğun şeyler konusunda yanılıyor olabileceğin olasılığına açık olman gerektiği hakkında ne söylemelidir?



12 Şubat Perşembe


  


Sadık Ol



Kralın biri krallığındaki en yüksek görev için yeni bir aday seçmek istemiş. Bu amaçla özel bir yalan söyleme yarışması organize etmiş: kim en büyük yalanı söyleyecek diye. Tüm bakanları yarışmaya başvurmuş ve her biri en büyük yalanı söylemek için kralın huzuruna çıkmış. Fakat kral onlardan tatmin olmamış; yalanları etkileyici değilmiş. Sonra kral en yakın ve en çok güvendiği danışmanına şöyle sormuş: “Sen neden yarışmaya başvurmadın?”


Danışmanı yanıtlamış, “Sizi hayal kırıklığına uğrattığım için özür dilerim, Majesteleri, fakat başvuramam.”


“Neden olmasın?” diye sormuş kral.


“Çünkü hiç yalan söylemem,” diye yanıt vermiş danışmanı.


Kral da bu yeni görevi ona vermiş.


Günahkârlar olarak yalan düşündüğümüzden de kolay gelir; yine bu sebepten dolayı sözlerimize çok dikkat etmemiz gerekir.



Özdeyişler 19’u okuyun. Burada birçok konu sergilense de, yalan konusunda ne söyleniyor?




Özdeyişler kitabı yüksek ahlaki standardı destekler. Eğer bir şey elde etmek için yalan söyleyeceksek, doğruluğumuzu feda edeceksek (Özd 19:1), aldatacaksak ya da sadakatten ödün vereceksek (Özd 19:22), yoksul kalmak, hatta terfimizi kaybetmek daha hayırlıdır.



Özdeyişler 19:9’u okuyun. Tanıklığın sorumluluğu nedir?




Aslında yalan yeterince kötüdür; fakat bunu mahkemede ve yemin ederken yapmak daha da kötüdür. Birçok ülkede yalan yere tanıklık etmek ciddi bir suçtur. Bu nedenle tanığın doğru şahitlik yapması gerekir. Bu ayetin, “eli açık olanın dostu” (Özd 19:6) ifadesini ve dostları tarafından ve hatta kendi kardeşleri tarafından nefret edilen yoksulun anlatıldığı ayeti (Özd 19:7) izlemesi bir tesadüf değildir. Burada önemli olan husus, tanıkların rüşvetle ve tanıklık verdiği kişilerin sosyal statülerinden etkilenmemesidir.



Yasa 24:10–22’yi okuyun. Burada hangi önemli prensip görülmektedir ve bunu kendimize ve yoksullarla olan davranışlarımıza nasıl tatbik edebiliriz?



13 Şubat Cuma


  


Ek Çalışma: “Gevezelik ve dedikodu ruhu, Şeytan’ın anlaşmazlık ve çatışma çıkarmak, dostları ayırmak ve pozisyonumuzun doğruluğu konusunda birçoklarının imanını baltalamak için saçtığı özel araçlarındandır. Kardeşlerimiz, başkalarında var olduklarını düşündükleri hatalardan ve eksikliklerden bahsetmeye çok gönüllüdür, özellikle de kendilerine Allah’tan verilen uyarı mesajlarını gözü kara bir şekilde kabul etmeyenler.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 4, S. 195.



“Bu şikâyetçilerin çocukları açık bir kulakla dinler ve hoşnutsuzluk zehrini alır. Ebeveynler de böylece çocuklarının yüreklerine erişebilecek yolları körü körüne kapatırlar. Kim bilir kaç aile günlük öğünlerini şüphe ve sorgulamayla çeşnilendirmektedir. Dostlarının karakterini en ince detayına kadar incelemekte ve sanki nefis bir tatlı gibi sunmaktadırlar. Sadece yetişkinler tarafından değil, çocuklar tarafından da, üzerinde yorum yapılacak oldukça lezzetli bir iftira masada dağıtılmaktadır. Böylece Allah lekelendirilmektedir. İsa dedi ki: ‘Bu en basit kardeşlerimden biri için yaptığınızı, benim için yapmış oldunuz.’ Bu nedenle, O’nun hizmetkârlarına iftira atanlar tarafından Mesih’e de iftira atılmakta ve taciz edilmektedir.”— Testimonies for the Church, Cilt 4, S. 195.



Tartışma Soruları:


¤ Sevdiğin veya şefkat beslediğin biri her şeyi berbat ettiğinde durum hep zordur. Ve onların kabahatlerinin üzerini örtmeye çalışmak çok kolaydır. Bu gibi durumlarda doğru dengeyi nasıl kurabiliriz? Şüphesiz ki, hatalarımızda bize lütuf gösterildiği gibi, bizler de lütfetmeliyiz—bunu söylemeye gerek yok. Fakat lütuf, hep o kişinin sonuçlarına katlanmaksızın cezadan muaf kalarak günah işleyebilmesi mi demektir? Bu gibi durumlarda izlenmesi gereken doğru yol nedir?


   


¤ Bu haftaki çalışmamızda da söylendiği gibi, yaşamdaki birçok şey çok zordur ve birçok yönleri vardır. O halde doğru olduğuna inandığımız şeyler, genelde anlayabileceğimizden bile çok daha karmaşık olabilir. Bu konuda, bir yandan açık fikirli olurken, diğer yandan aptal durumuna düşmemeyi nasıl öğrenebiliriz?



¤ Hiç sözlere başvurmadan yalan söylemenin yollarından bazıları nelerdir?



Güneşin Batışı: 17:35 (İstanbul)



Konu 8*14–20 Şubat



Bilgelik Sözleri








Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Özdeyişler 20; 1Ko 12:14–26; Yer 9:23, 24; Özdeyişler 21; Mat 25:35–40; Özdeyişler 22.



Hatırlama Metni: “İnsanların çoğu, ‘Vefalıyım’ der. Ama sadık birini kim bulabilir?” (Özdeyişler 20:6).



B


ir ölçüde (aslında büyük ölçüde) hepimiz çevrenin bir ürünüyüz. Kalıtım büyük bir rol oynasa da, tutunduğumuz değerler bizlere çevremizdeki şeylerden gelir—yuvamız, eğitimimiz, kültürümüzden. Bebeklikten beri gördüğümüz ve duyduğumuz şeylerden etkileniriz.


Maalesef gördüğümüz ve duyduğumuz şeyler, hep bizler için en iyisi değildir; çevremizdeki dünya her bakımdan düşmüştür ve bizleri olumsuz yönde etkilemekten başka işe yaramaz. Ancak bize Kutsal Ruh vaadi verilmiştir ve dünyanın verdiğine kıyasla daha yüce ve daha iyi bir şeye işaret eden Allah’ın sözüne sahibiz.


Bu hafta çeşitli özdeyişlere ve bunların vurguladığı pratik gerçeklere, eğer gönülden kabul edilirse ve izlenirse, bu dünyanın olumsuzluklarının üstesinden gelmeye yardımcı olacak ve bizleri daha iyi olana hazırlayacak gerçeklere bakacağız.



*21 Şubat Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



PazarPazar  15 Şubat


  


Hepimiz Eşitiz



Özdeyişler 20:12’yi okuyun. Tüm insanlara verilen değer hakkında ne öğretir?



Bizleri akılsız evrende şans eseri yaratılmış bir üründen başka bir şey olarak görmeyen evrim teorisinden farklı olarak, Kutsal Kitap bizlere tüm insanlığın Allah tarafından yaratıldığını öğretir (Ayrıca bkz. Elç 17:26). Aynı zamanda Thomas Jefferson’un, tüm insanların eşitliği kusursuzdur, çünkü onlar Allah tarafından “yaratılmışlardır” diye ifade etmesi de tesadüf değildir. Bu Rab’dendir ve sadece O’nda eşitliğe sahibiz.


Şimdi hepimiz aynı Yapıcı’ya sahip olsak da, bu hepimizin aynı olduğu anlamına gelmez. Birbirine çok benzeyen ikizler bile tamamen aynı şekilde davranmaz. Pavlus Korintliler’de farklılıklarımızdan bahsetmekte ve bunların bizi üstünlük duygusuna kapılmaya götürmemesi, aksine birbirimizin ihtiyaçlarını görmemize yardım etmesi gerektiğini vurgulamaktadır. “Göz ele, ‘Sana ihtiyacım yok!’ ya da baş ayaklara, ‘Size ihtiyacım yok!’ diyemez” (1Ko 12:21).



Özdeyişler 20:9’u okuyun. Başka ne gibi şeyler hepimizi eşit kılar?



Günah bir diğer evrensel dengeleyicidir. Özdeyişteki retorik soruya verilen, “hiç kimse” yanıtı, insanlığın trajik ve çaresiz durumuna işaret etmektedir. Tüm insanlar zayıf ve ölümlüdür, dünyadaki tüm para ve güçler bile bunu değiştiremez. Ancak Kutsal Yazı bağlamında insanın günahkârlığının iması, umutsuzluğa yönlendirmemelidir, zira çarmıhtaki İsa’nın ölümü ve dirilişi herkes için yolu açmıştır, kişi ne kadar günahlı olursa olsun sonsuz yaşam vaadine sahiptir. Ve bu yaşam yalnızca O’na olan iman aracılığıyla gelir—kendi işlerimizle değil.


“Eğer insan, iyi işleriyle kurtuluşu hak edemiyorsa, o zaman bu tamamen bir günahkâr olarak elde ettiği lütufla olmalıdır, zira o İsa’ya iman eder ve O’ndan alır. Bu tamamen bedelsiz bir armağandır. İmanla aklanma konusu, tartışma götürmez. Ve düşmüş insanın iyi işlevlerinden doğan erdemlerinin, hiçbir zaman kendisine sonsuz yaşamı temin edemeyeceği meselesi halledilir halledilmez, tüm tartışma da sona erer.”—Ellen G. White, Faith and Works, S. 20.



Kendini başka insanlara karşı hiç üstün (veya aciz) hissettin mi? (Aslında kendini başkalarıyla kıyaslamamalıydın.) Eğer böyle hissettiysen, çarmıh hepimizin eşitliği hakkında sana ne söylemelidir?



16 Şubat Pazartesİ


   


Yaşam Sınavı



“Yaptıkları onları izleyecek,” der Vahiy 14:13, doğruların ödülü hakkında. Sadece gelecek, bireyin gerçek değerini kanıtlayacaktır. İnsanlar zenginliklerinden, fiziksel cesaretlerinden dolayı övünebilirler ve belki de bunların hepsi gerçektir. Fakat Allah’ın nazarında bunların ne anlamı var ki? Sık sık, insanların önemli veya etkileyici olarak yücelttiği kişisel özellikler, başarılar ve eylemler, aslında gerçekte bir süprüntüden başka bir şey değildir. Her şeyden evvel, sık sık eğlence sektöründe tapınılan ve hayranları tarafından göklere çıkarılan önemsiz bazı karakterlere bakın. Putlaştırdığımız ve taptığımız şeyler, bizim ne kadar düşmüş olduğumuzun bir kanıtıdır.



Özdeyişler 20:6’yı okuyun (Ayrıca bkz. Yer 9:23, 24; Mar 9:35). Bu ayetler, bizlere Allah’ın gerçek değeri hakkında ne söylemektedir?






İlişkilerimizin yüksek kalitesini tek bir sansasyonel eylem veya adanmışlık göstermez, aksine sabırlı ve emin olarak günbegün uzun ve sürekli olarak yaptığımız küçük eylemlerdir. Eşine hazırladığın gündelik yemek, hasta ebeveynlerine sürekli gösterdiğin ilgi, işinde sürekli gösterdiğin çaba; yaşamın boyunca gösterdiğin tüm bu alçakgönüllü eylemler, imanının hakiki olduğunun bir kanıtıdır. Sürekli sadakat, yoğun fakat nadir gösterilen sevgi eyleminden daha değerlidir.


Bu ilke aynı şekilde Allah ile olan ilişkimizde de geçerlidir. Allah için yaşamak, O’nun için ölmekten daha zor ve daha değerlidir, yaşamak ölmekten daha uzun sürse bile. Allah için yaşayan bir kutsal, O’nun için ölen şehitten daha yücedir. Herkes Allah’a inandığını ve O’na hizmet ettiğini iddia edebilir; soru şu ki, Sürekli mi? Ya da İsa’nın söylediği gibi: “Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır” (Mat 24:13).



Sabırla, iyilikle ve başkalarının ihtiyaçlarını gidermedeki gayretinle, birine Mesih’in karakterini nasıl gösterebilirsin? Sana neye mal olursa olsun, bunu yapmaya ne kadar gönüllüsün?






17 Şubat Salı


  


Rab’bi Beklemek



Özdeyişler 20:17, 21:5’i okuyun. Bu ayetlerde ne gibi pratik dersler bulabiliriz?






Ekmek çalan hırsız, ekmeği onun için çalışmak zorunda olandan daha hızlı elde eder. Kötü mallarını satmak için yalan söyleyen tüccar, dürüst tüccara nazaran daha hızlı zengin olur (Özdeyişler 21:5’i bir sonraki ayetle karş). Ancak özdeyiş diyor ki, gelecek bu tatlı yiyeceği “çakıl taşına” çevirir ve hızla elde edilen zenginlik yoksulluğa dönüşür. Ayet, bu gözlemin doğruluğunu betimlemek için birtakım örnekler vermektedir:


  1. Miras (Özd 20:21). Tez elde edilen mirasın anılmasını (ebeveynlerin halâ hayatta olduğunu ima etmektedir) ailesine söven kişi izlemektedir (Özd 20:20). Bu iki özdeyişin birleşimi dikkat çekicidir. Sanki oğul (ya da kız) ailesine sövmüş ve onların ölmesini istemiş gibi. Hatta çocuk mirasa konabilmek için ailesinin ölümünü planlamış da olabilir. Bu davranışın görünümü trajiktir: halen zevkini çıkarttığı ışık “zifiri karanlığa” (20. ayet) dönecek ve ailesine karşı sövmesi ona geri dönecektir, zira bu mirasın “sonu bereketli olmaz” (21. ayet).

  1. İntikam (Özd 20:22). Bu özdeyişte, kurban kendisine karşı yapılan kötülüğe karşı intikam almaya çalışmaktadır. Yapılan nasihat, sadece “RAB’bi beklemesidir”. Sadece o zaman kurtulacaksın ifadesi, eğer intikam ararsan ciddi bir risk alırsın anlamına gelir. Özdeyişler 25:21, 22’deki, tövbe ve değişimi vurgulayan bir Mısır ayini olan düşmanın başına kor halinde kömür yığmak mecazı da aynı talimatı vurgular. Özdeyişler 20:22, eğer intikamdan kaçınırsan Rab tarafından kurtulacaksın diye vaat eder ve bu süreçte (diye ekler Özdeyişler 25:21, 22) düşmanını kurtaracak, böylelikle kötülüğü iyilikle alt etmiş olacaksın (Rom 12:21) der.


Kötülüğü iyilikle yenmek söz konusu olduğunda, Mesih’in karakterine daha çok benzemeye çalışmayı nasıl öğrenebilirsin? Bu neden yaradılışımıza terstir? Kendimizi inkâr etmek, neden bu sona ulaşmanın tek yoludur?






18 Şubat Çarşamba


  


Yoksullara Şefkat Duymak



Kişinin karakteri, bilgelikten veya dini bağlantıdan çok, yoksula ve ihtiyaç içindeki kişiye yardım etmesiyle ölçülür. Sahip olduğun şeyler senin karakterini ölçmez. Komşuna karşı kim olduğun karakterini ölçer. Komşusunu kurtaran Samiriyeli, Allah’ın egemenliğine ruhani kâhinden daha yakındır (Luka 10:26–37). Özdeyişler kitabı bu önceliği vurgular ve açıklar.


Allah uğruna: Bunu öncelik yapmanın ilk nedeni, yoksullar için duyulan merhameti, dini gayretimizin üzerinde tutmayı tercih eden Allah’ın bizzat kendisinde yatmaktadır (Özd 19:17, 21:13). Yoksullara olan duyarlılığın ve onların yararına somut eylemlerin, her tür dini eylemlerine rağmen, Allah’ın nazarında daha fazla hesaba katılmaktadır. Aslında Allah bu işe şahsen o kadar dahil olmuştur ki, yoksula verdiğimizde, sanki Allah’a vermiş sayılmaktayız (Mat 25:35–40).



Matta 25:35–40’ı okuyun. Bu ayetler, İsa’nın ihtiyaç içindekilerle çok yakın bir işbirliği yapması konusunda ne söylüyor? Bu gerçek, böyle insanlarla kurduğumuz ilişkileri nasıl pekiştirmelidir?






Yoksulun uğruna: İkinci neden, Allah’ın zenginleri yarattığı gibi yoksulu da yaratmış olduğu olgusunda yatmaktadır (Özd 22:2). Allah’ın onların hepsini yaratmış olması gerçeği temelinde insanlar arasındaki eşitlik, zengine olduğu kadar yoksula da değer verilmesini gerektirir. Kim olduklarından dolayı komşularımızı sevmeliyiz: Allah’ın benzerliğinde yaratılan varlıklar olduğu için.


Aynı zamanda muhtaçlara yardım etmenin sana ne kadar yararı dokunacağını düşün. Temel doğamız bencildir; standart olarak kendimize bakmaya meyilliyizdir. Kendimizi vermekle, benliğimizi feda etmeyi öğreniriz ve Mesih’in karakterini daha iyi yansıtırız, bizim için bundan daha değerli ne olabilir ki?



Sadece kendin için bir şeyler yapmak yerine, muhtaç olanlara yardım etmekle, hangi bakımdan şahsi doyuma erişebilirsin?






Perşembe    19 Şubat


  


Eğitim



“Eğitim” için kullanılan İbranice sözcük, “geliştirmek” ve “başlamak” anlamına gelir. Tüm bu anlamlar, İbrani eğitim düşüncesi içinde yer alır: “çocuğu yetiştirirsek” (Özd 22:6), gelişir, başlangıç yapar ve geleceğin altyapısını hazırlarız. Aileler ve eğitimciler bu nedenle çocuğun, bunun da ötesinde dünyanın geleceği konusunda sorumludurlar. Bugün çocuğumuza yaptığımız şey, gelecek olan nesiller için toplumu şekillendirecektir.



Özdeyişler 22:6’yı okuyun. Çocuğu doğru olarak eğitmenin önemi konusunda ne söylüyor?




“Eğitim” için kullanılan İbranice sözcüğün tapınağın “adanması” için kullanılması dikkat çekicidir (1Kr 8:63). İlk öğretim, tapınağın adanması gibi çocuklarımızı da aynı şekilde Allah’a adamak demektir. Bu kurtuluşumuzu etkiler, hatta yaşamımızın ötesinde. “Ebeveynlere gelecek için, sonsuz yaşam için çocuklarını eğitmek ve çalıştırmak gibi büyük bir görev verilmiştir.”—Ellen G. White, Child Guidance, S. 38. Böyle bir eğitimin sonsuz etkisi vardır. Elçi Pavlus, Timoteos’a ilk eğitiminde “seni bilge kılıp kurtuluşa kavuşturacak güçte olan Kutsal Yazıları biliyorsun” (2Ti 3:15) dediğinde, sanki Özdeyişler 22:6’dan alıntı yapmıştı.



Özdeyişler 22:8, 15’i okuyun. Burada hangi ilkeleri buluyoruz?




Eğitim, “ekim” işleviyle kıyaslanabilir. Toplumumuzun ve çocuklarımızın geleceği, ektiğimiz şeye bağlıdır. Eğer tohumumuz “kötüyse,” o zaman eğitimimiz de (“değnek”) başarısız olacak ve dert biçeceğiz (8. ayet). Eğer tohumumuz çocukların yüreklerine dokunmuşsa (15. ayet), o zaman eğitimimizin değneği çocukların aptallığını onlardan uzaklaştıracaktır.



Sık sık başkalarına (özellikle de çocuklara) örneğimizle öğretiriz. Kendi örneğini düşün: Ne tür bir miras bırakacaksın? Eğer varsa, örneğin hangi alanlarda daha iyi olabilir?





Cuma     20 Şubat


   


Ek Çalışma: “Ebeveynler doğruluğun modeli olmalıdırlar, zira bu çocuğun yüreğinde etki uyandıracak olan günlük derstir. Şaşmaz ilkeler, yaşamın her alanında ebeveynleri yönetmelidir, özellikle de çocuklarının eğitim ve öğretiminde… Aileler hiçbir zaman kaçamak yanıtlar vermemelidir; hiçbir zaman bir kuralda veya örnekte yalan söylememelidirler. Eğer çocuğunun dürüst olmasını istiyorsan sen de dürüst ol.”—Ellen G. White, Child Guidance, S. 151.



“Birçok baba ve anne, eğer çocuklarını besler, giydirir ve dünya standartlarına uygun olarak eğitirlerse sanki görevlerini yapmış hissetmektedirler. Onlar işleriyle ve zevkleriyle o kadar çok meşguldürler ki, çocuklarının hayat dersi almasını ihmal ederler. Onlar, yeteneklerini Kurtarıcılarının onuruna harcaması için çocuklarını eğitmeye gayret etmezler. Süleyman, ‘Çocuğa tutması gereken yolu söyle, yaşlandığında o yoldan ayrılmaz’ demedi. Aksine, ‘Çocuğu tutması gereken yola göre yetiştir, yaşlandığında o yoldan ayrılmaz’ dedi.”—Ellen G. White, Child Guidance, S. 38.



Tartışma Sorusu:


¤ Özdeyişler 22:6’daki fikir üzerinde yoğunlaşın. Bunu uygularken neden çok dikkatli olmalıyız? Yani, birçok ebeveyn çocuklarını yetiştirirken iyi bir iş yapıyorlar ve bu çocuklar büyüdüklerinde yine de yanlış seçimler yapıyorlar. Bu ayetin anlamına bakarken, neden özgür irade ve büyük mücadele gerçeğini hiç unutmamalıyız?



¤ Çarşamba gününün son sorusuna yeniden bakın. Hiçbir şey elde etmezken, başkalarına yardım etmenin verdiği büyük doyum hissi bize kendimiz hakkında ne anlatıyor? Bu gerçek, bize dünya zenginliklerine sahip birçok insanın yine de sefil bir hayat sürdüğü konusunda ne anlatmalıdır?



¤ Yetenekte, eğitimde, tecrübede, vs. hepimiz eşit olmasak da, en önemli şeyde eşitiz: hepimiz kurtuluş için çarmıha ihtiyaç duyarız. Bu öğreti, bize temel eşitlik ve insan varlığının değeri konusunda ne öğretmelidir? Bunun da ötesinde, bu gerçek tüm insanlara olan davranışlarımıza nasıl etki etmelidir?




Güneşin Batışı: 17:43 (İstanbul)



Konu 9*21–27 Şubat



Gerçeğin Sözleri








Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Özdeyişler 22, Özdeyişler 23, Çık 22:21–27, Özdeyişler 24, Ef 5:20, Hez 33:8.



Hatırlama Metni: “Senin için otuz söz yazdım, bilgi ve öğüt sözleri… Öyle ki, güvenilir, doğru sözleri bilesin, böylece seni gönderene güvenilir yanıt verebilesin” (Özdeyişler 22: 20, 21).



B


u haftanın özdeyişlerinden bazıları Mısır metinleriyle paralellik göstermektedir. Esinleme altında Süleyman, bu metinleri kendine özgü İbrani perspektifine uygun olarak şekillendirmiş olmalı. Burada Mısırlıların sözleri, İsrail’in Tanrısı’nın Ruh’uyla uyum sağlamış ve böylece ilahi bir esinleme haline gelmişlerdir.


Bu gözlem önemlidir, çünkü bizlere “gerçeğin” evrensel karakterini hatırlatır. İsrailliler için gerçek olan şey, Mısırlılar için de gerçek olmalıdır; aksi takdirde gerçek olmazdı. Bazı gerçekler evrensel olarak herkese tatbik edilebilir.


Bu uyarıların alanı her iki topluluk için de ortaktır. Yani, kim olursan ol, ister imanlı ister değil ve nerede yaşarsan yaşa, yapmaman gereken bazı şeyler vardır.



*28 Şubat Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 22 Şubat


  


Gerçek Bilinci



Özdeyişler 22:17, 18’i okuyun. Gerçeğin yaşamımızı nasıl etkilemesi gerektiği konusunda bizlere ne söyleniyor?




Öğrencinin birinci görevi, dinlemek ve dikkat etmektir: “Kulak ver ve dinle” (Özd 22:17). Diğer bir deyişle: “Odaklan!” Önemli olan husus, gerçeği arayanın bu işte ciddi olması, neyin doğru olduğunu öğrenmeyi gerçekten istemesi ve sonra da yapmasıdır.


Ancak öğrenci için dinlemek veya hatta öğretilenleri entelektüel açıdan anlamak yeterli değildir. Akıllarında birçok dini gerçek barındıran bazı insanlar, gerçek bilgiye veya Gerçek ile tecrübeye sahip olmayabilir (Yu 14:6).


Aksine gerçek insan varlığının en iç kısmına erişmelidir. Özdeyişler 22:18’deki İbranice “içinde” (yüreğinde) deyimi, “midende” anlamını da taşır. Ders yüzeyde kalmamalıdır; sindirilmelidir, özümsenmelidir ve varlığımızın iç kısmını oluşturmalıdır. Mesaj bir kez sistemimizin derinlerine girip içimizde köklendi mi, dudaklarımıza doğru yükselecek ve bizler de güçlü bir tanıklığa sahip olacağız.



Özdeyişler 22:19–21’i okuyun. Gerçeğin tecrübesi, bizim için ne yapmalıdır?




  1. İman (19. ayet). Bilgelik öğretisinin ilk hedefi, kendiliğinden oluşan bir bilgelik değildir. Özdeyişler, daha zeki ve daha kabiliyetli öğrenciler yapmayı amaçlamaz. Öğretmenin hedefi, öğrencinin Rab’de olan güvenini pekiştirmektir.

  1. İnanç (21. ayet). Öğrenciler bu “gerçek sözlerin” neden kesin olduğunu bilmelidirler; neden inandıklarını ve ne yaptıklarını bilmelidirler. İmanın tarifi, tamamen anlayamadığımız bir inançtır. Ancak yine de bu iman için iyi nedenlerimiz olmalıdır.

  1. Sorumluluk (21. ayet). Eğitimin son adımı, aldığımız “gerçek sözleri” başkalarıyla paylaşmaktır. Bu, insanlar olarak tüm çağrımızın merkezidir.


Yedinci–Gün Adventistleri inancımız için sahip olduğumuz tüm güçlü, mantıklı nedenleri düşün. Bu nedenler nelerdir ve bunları hep göz önünde tutmak ve başkalarıyla paylaşmak konusunda neden hiç tereddüt etmemeliyiz? Yanıtını Sebt Günü diğerleriyle paylaş.



23 Şubat


  


Yoksulu Soymak



Özdeyişler 22:22, 23; 23:10’u okuyun. Burada neye karşı uyarılıyoruz?






Hırsızlık her zaman yanlış bir şey olsa da, bu yasak, en savunmasız olan yoksuldan ve mazlumdan çalmayla ilgilidir. Onlar gerçekten çaresizdirler ve bu yüzden Allah’ın özel ilgisine muhtaçtırlar (Çık 22:21–27). Karısını çalmak için Uriya’yı öldüren ve Natan’ın kuzu öyküsünde geçen (2Sa 12:1–4) Davut’un durumu akla geliyor. Yoksulu soymak, sadece bir suç eylemi değildir: “RAB’be karşı” günah işlemektir (2Sa 12:13). Senin sahip olduklarından daha az varlığı olan birini soymak, çalmaktan daha kötüdür; bu aynı zamanda da alçaklıktır. Bu hırsızlar, Allah’ın kendi eylemlerini görmeyeceğini mi düşünüyorlardı?


Doğrusu Özdeyişler 22:23, hırsız adli bir cezaya uğramadan paçayı kurtarsa bile, Allah’ın bunu aynen ödeteceğini ima etmektedir. Kurtarıcı’ya, Goel (Özd 23:11) yapılan referans, ahiret yargısındaki ilahi senaryoyu ima etmektedir (Eyüp 19:25).


O halde Kutsal Kitap’taki diğerleriyle birlikte bu uyarı, yaptığı eylemleriyle, uzun vadeli sonuçlarla değil, hemen “kazanç” sağlamakla ilgilenenlere karşı yapılmaktadır. Onlar malları çalmakta, başkaları pahasına servetlerini artırmakta ve bu amaçla dolandırmak ve öldürmek istemektedirler. Belki o an için zevk duyabilirler ama daha sonra bunun bedelini geri ödeyeceklerdir. Bu düşünce hırsızı sadece düş kırıklığına uğratmakla kalmamalıdır; ahlâki değerlerimizin karmaşık bir şekilde Allah’ın hükümdarlığıyla bağlı olduğunu da göstermelidir.



İngiltere’de bazı ateistler kent otobüslerine şu sloganın yer aldığı ilanı yapıştırmışlardı: “Belki de Allah yok. O halde endişe etmeyi bırak ve yaşamından keyif al.” Buna karşı birçok sert yanıtlar verilebilecek olsa da şunu düşün: eğer Allah olmasaydı, o zaman yoksuldan çalıp da bunun yanına kâr kalacağını düşünenlerin gerçekten endişelenecekleri bir şey olmazdı. Doğrusu büyük kötülük yapan ve görünüşte bundan sıyırdıklarını sanan herkesin gerçekten yanına kâr kalacak. Allah’a iman ve O’nun yargı vaadine inanç, şu an için dünyada gördüğümüz tüm adaletsizliklere ilişkin bizlere biraz huzur vermeye nasıl yardımcı olmalıdır?




24 Şubat


  


Kötüyü Kıskanmak



Özdeyişler 23:17; 24:1, 2 ve 24:19, 20 bizleri neye karşı uyarıyor?






Kötü olana neden gıpta edilir? Büyük ihtimalle işlenilen günahtan dolayı değil. Aksine genellikle kötülükleri sayesinde erişilen hızlı kazançtan (zenginlik, başarı, güç) dolayı—işte insanların çoğunlukla kendileri için gıpta ettikleri şey budur.


Tabii ki her başarılı zengin kişi kötü değildir, bazıları—ve onlar muhtemelen bu ayetlerde uyarılan türde insanlardır. Onların “iyi” hayatlarını görürüz ve kendi bakış açımızla, özellikle de sıkıntı çekiyorsak, onların sahip olduklarına kolayca gıpta ederiz.


Ancak bu çok dar ve sığ bir görüştür. Her şeyden evvel günah ayartısı, ödülünün acil olmasındandır: şu anki ödülden haz alırız. Şimdiki görünümün ötesinde bir perspektif bizleri ayartıdan kurtarabilir; yani günahımızın acil “kazançlarının” ötesine bakmalı ve uzun vadeli neticeleri düşünmeliyiz.


Bunun yanında, günahın ne kadar yıkıcı olduğunu görmeyen var mı? Ondan hiçbir zaman yakamızı kurtaramayız. Hiç kimsenin, hatta bize en yakın olanların dahi yaptığımız şeyden haberi olmaması için onu saklayabiliriz (ancak er ya da geç yakalanırlar, değil mi?); ya da günahlarımızın o kadar kötü olmadığını düşünerek kendimizi aldatabiliriz. (Her şeyden evvel, ne kadar çok kişinin daha da berbat şeyler yaptığına bakın!) Fakat er ya da geç, öyle veya böyle günah bizi yakalar.


Günah olduğu için, günahtan nefret etmeliyiz. Bizlere, dünyamıza ve Rab’bimize neler yaptığından dolayı ondan nefret etmeliyiz. Eğer günahın gerçek bedelini görmek istiyorsan, çarmıhtaki İsa’ya bak. İşte günahımızın bedeli budur. Sadece bunu fark etmek bile (ancak o kadar kolay değildir), günahtan kaçınmayı ve bizleri ona yönelten şeylerden mümkün olduğunca uzaklaşmayı istememiz için yeterli olmalıdır.



Birinin başarısına hiç hasetle baktın mı? Bu ruhsal sorun için en iyi ilaç nedir? (Bkz. Ef 5:20.)








25 Şubat



Ağzımıza Koyduğumuz Şey



İnsanın düştüğü ilk ayartının yiyecek ile ilgili olması bir tesadüf değildir (Yar 3:3). İtaatsiz olmak ve yanlış şeyi yemek, dünyaya günah ve ölümü getirmişti (Yar 3:1–7, Rom 5:12). Ayrıca şu çetin gerçeği de gözden kaçırmamalıyız ki, Kutsal Kitap’ta ilk kez şarap içilmesinin anılması, korkunç derecede olumsuz ve alçaltıcı bir öyküde sunulmuştur (Yar 9:21).



Özdeyişler 23:29–35’i okuyun. Bu ayetlerde alkol kullanımı nasıl ortaya konulmuştur?



Şahsen alkolün ne kadar yıkıcı olabileceğini görmeyen var mı? Şüphesiz, alkol alan herkes batağa düşmüyor. Fakat sarhoş oluncaya kadar alkol alanlar, ilk kez eline kadehi aldığında, küfelik oluncaya kadar içeceğini hiç tahmin etmemişlerdi.


“Alkollü içecek alışkanlığı olan biri çaresiz bir durumdadır. O artık kendisini bağımlılıktan bıraktıracak bir mantığa veya ikna kabiliyetine sahip değildir. Midesi ve beyni iş göremez, gücü tükenmiştir ve isteği kontrol edilemeyecek durumdadır. Karanlığın güçlerinin efendisi onu öylesine esaret altına almıştır ki, bundan kurtulmaya gücü yetmez.”—Ellen G. White Comments, The SDA Bible Commentary, Cilt 3, S. 1162.



Özdeyişler 23:1–8’i okuyun. Arzumuzu neden kontrol altına almalıyız?



Bu uyarı, sofra adabından çok daha fazlasını içermektedir. Dini metinler, yemeyi sevenlere ve büyük iştahı olanlara bir uyarıdır (Özd 23:2). Bıçağı boğazına dayama mecazı çok serttir: sadece iştahı frenlemeyi ima etmekle kalmayıp, aynı zamanda aşırı yemenin neden olacağı sağlık ve hatta yaşam riskini azaltmayı amaçlamaktadır. “Dikkatle düşün” olarak çevrilen İbranice sözcük (bin), çeşitli türden yiyecekleri yerken dikkatle karar verme fikrini vurgulamaktadır. Aynı sözcük Süleyman tarafından “iyi ile kötüyü ayırt etmek [bin]” (1Kr 3:9) konusunda Allah’ın kendisine bilgelik vermesi için rica ederken kullanılmıştır. Esinlenen yazarın aklında sadece iştahı kontrol altına alma meselesinden fazlası vardı. Onun nasihati, canımızın “lezzetli yemeklerini çekmek” (Özd 23:3) için ayartıldığı ve baskı altında kaldığı ziyafetleri ve partileri de ilgilendirmektedir.



Yaşamının alkol tarafından mahvolduğunu bildiğin birini düşün. Sadece bu örnek bile bu zehiri neden hiç vücudumuza sokmamayı anlamak için yeterli olmalıdır?




26 Şubat


  


Sorumluluklarımız



“Kötü kişiye, ‘Ey kötü kişi, kesinlikle öleceksin dediğim zaman, onu uyarmaz, kötü yolundan döndürmek için konuşmazsan, o kişi günahı içinde ölecek; ama onun kanından seni sorumlu tutacağım’ ” (Hez 33:8). Burada hangi temel ruhsal ilke açıklanmıştır? Bu kavramı nasıl ele alıp gündelik yaşamımıza uyarlayabiliriz?






Yıllar önce batıdaki büyük bir kentte kadının biri geceyarısı sokakta saldırıya uğramıştı. Yardım için bağırmıştı; düzinelerce insan duymuş ancak bir kişi bile polis çağırma zahmetine katlanmamıştı. Çoğu insan pencereden bakmış ve sonra tekrar yaptığı işe geri dönmüştü. Çok geçmeden kadının bağırışları kesilmişti. Daha sonra kadın birçok yerinden bıçaklanmış olarak ölü bulundu.


Bağırışlarını duyup da hiçbir şey yapmayanlar, onun ölümünden sorumlu değil miydi? Kendileri saldırmamış olsalar da, eylemsizlikleri onu öldürmemiş miydi?



Özdeyişler 24:11, 12, 23–28’i okuyun. Burada hangi önemli mesaj vardır?






Musa’nın yasası, şahit olduğu şeyi rapor etmeyenin suçlu durumuna düştüğü yolunda açıkça uyarmaktadır (Lev 5:1). Suça karşı eylemde bulunamayabiliriz ama gördüklerimiz karşısında sessiz kalırsak, o zaman suça iştirak etmiş oluruz. Sükût etmekle suç ortağı oluruz.


Diğer yandan eğer tanıklığımızda gerçeği rapor eder, “dürüst yanıtı” (Özd 24:26) verirsek, uygun şekilde karşılık vermiş ve sorumlu bir insan gibi davranmış oluruz. Dudağın öpücüğüyle karşılaştırılan bu eylem, kişinin diğeri için kaygılandığını ima etmektedir.



Sokağınızda kadının biri öldürülürken, sessiz kalmak ve hiçbir şey yapmamak, yeterince trajiktir. Peki ya dünyadaki diğer kötülükler: açlık, savaş, adaletsizlik, ırkçılık, ekonomik baskı? Buradaki sorumluluklarımız nelerdir?




27 Şubat


   


Ek Çalışma: “Çevremizdeki kişiler canlandırılmalı ve kurtarılmalılardır, yoksa mahvolurlar. Kaybedecek bir anımız bile yoktur. Hepimizin gerçeğe yönelik veya ona karşı bir etkisi vardır. Mesih’in öğrencilerinden biri olarak, kendimle birlikte yanılmaz kanıtları taşımayı arzularım. Sebt dininin dışında bir şeyler de istiyoruz. Canlı ilkeye ve günlük olarak bireysel sorumluluğu hissetmeye ihtiyacımız var. Bu, birçoklarının kaçındığı bir şeydir ve bunun meyvesi kaygısızlık, umursamazlık, dikkatsizlik ve maneviyatsızlıktır.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 1, S. 99.



“İmandan bahset, imanı yaşa, Allah’a sevgini geliştir; dünyaya İsa’nın senin için her şey olduğunu kanıtla. O’nun kutsal ismini yücelt. O’nun iyiliğini söyle; O’nun merhametinden bahset ve O’nun kudretini bildir.”—Ellen G. White, Our High Calling, S. 20.



Tartışma Soruları:


¤ Grubunla Pazar gününün son sorusuna verilen yanıtları gözden geçir. Her birinizin yanıtından ne öğrenebiliriz? İmanımızı inandığımız şeyin üzerine kurmayı öğrenmenin ne gibi yolları vardır?



¤ Birisi şöyle yazmıştı: “İki şeyi hatırlayın: Mesih senin için öldü ve sen de bir gün öleceksin.” Öyle ya da böyle günah için bir yanıtımız olacağından bahseden Salı günkü çalışmamız bağlamında, bu düşünceden ne gibi önemli bir ders çıkarmalıyız?



¤ Londra’daki otobüslere yapıştırılan sloganı tekrarlıyoruz: “Belki de Allah yok. O halde endişe etmeyi bırak ve yaşamından keyif al.” Çalışmamızda bahsettiklerimiz haricinde, bu tavıra ilişkin başka hangi sorunlar görüyorsun? Allah’ın varlığı, neden insanları öncelikle endişeye sokmaktadır? Bu tavır, Şeytan’ın insanların zihinlerinde Allah’ın karakterini ne kadar iyi çarpıttığı konusunda bizlere ne söylemektedir? Grubunla bu slogana farklı açılardan yanıtlar ver. İnsanların bizim Tanrı’daki umudumuzu görmelerine yardım edecek kısa ve özlü sloganlardan bazıları neler olabilir?



Güneşin Batışı: 17:51 (İstanbul)



*28 Şubat–6 Mart



Maskenin Arkasında





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Özd 25:2, 3; 26:11, 12; 1Ko 1:20, 21; Özd 26:13–16; 27:5, 6.



Hatırlama Metni: “Kralın önünde kendini yüceltme, önemli kişiler arasında yer edinmeye çalışma” (Özdeyişler 25:6).



T


atlı sözler sarf eden ve sözümona Havva’nın mutluluğuyla ilgileniyormuş gibi gözüken, göz kamaştırıcı yılanın arkasında, onun ölmesini tasarlayan bir düşman saklıydı (Yar 3:1–6). Şeytan, “ışık meleği” kisvesi altında insanlık için en tehlikeli tuzağını hazırlıyordu (2Ko 11:14). Bundan da tehlikelisi ve aldatıcısı gösteriştir; kendimizi olmadığımız bir şekilde gösterirsek, hem başkalarını hem kendimizi aldatırız.


Aldatmanın türlü yolları vardır. En yaygın olanı, dil aracılığıyladır. Bu haftaki özdeyişlerin bazıları, sözlerle, yalancı sözlerle, yaltaklanan sözlerle, güzel gibi görünen sözlerle ve kötü düşüncelerle niyetleri kaplayan güzel ve harika hislerle ilgilidir. Sadece başkalarına söylediğimiz sözler değil, aynı zamanda başkalarının bize söyledikleri sözleri nasıl yorumladığımız konusunda dikkatli olmalıyız. Belki de bu haftanın mesajı şu şekilde özetlenebilir: “İşte, sizi koyunlar gibi kurtların arasına gönderiyorum. Yılan gibi zeki, güvercin gibi saf olun” (Mat 10:16).



*7 Mart Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 1 Mart


  


Allah’ın Sırrı



Yaşam sırlarla doludur. Fizikçi David Deutsch şöyle yazmıştı “temel fizik kurallarıyla ifade edildiğinde, gündelik olaylar muazzam biçimde karmaşıktır. Çaydanlığı suyla doldurup kaynattığınızda, yeryüzündeki tüm süper bilgisayarlar evrenin tüm çağları boyunca çalışsalar, bu su moleküllerinin ne yapacağını önceden kestiren denklemi çözemezler—onların en baştaki konumlarını ve onlar üzerindeki tüm dış etkenleri bir şekilde saptayabilmek neredeyse olanaksız bir iştir.”—David Deutsch (2011–07–21). The Beginning of Infinity: Explanations That Transform the World (Kindle Locations 1972–1975). Penguin Group. Kindle Edition.


Su molekülleri gibi sıradan bir şeyden dolayı kafamız karışıyorsa, Allah’ın sırlarını anlamayı nasıl ümit edebiliriz ki?



Özdeyişler 25:2, 3’ü okuyun. Yazar hangi hususu ortaya koyuyor ve bunu daha geniş bir duruma nasıl uyarlayabiliriz?






Allah’ın görkemini, kralların görkeminden farklı kılan şey, O’nun “gizemli” tabiatıdır ve ima yoluyla insani yetersizliğimiz O’nu tamamen anlayabilir. “Gizem” sözcüğünün geldiği İbranice kök olan str (“saklı,” “gizli”), Allah’ı tek gerçek Allah olarak karakterize eden İbrani Yazı’larında sık sık kullanılmıştır (Yşa 45:14, 15). Allah hakkında, tam olarak anlayamayacağımız şeyler vardır. Diğer yandan, kralları görkemli kılan şey, onların dikkatle incelenme isteğidir. Şeffaflık ve sorumluluk liderliğin ilk vasfı olmalıdır (Yas 17:14–20). “Araştırıp öğrenmek” bir kralın görevidir, yani olaylar ve kendisinin ne yaptığı hakkındaki açıklamalar.



Yaşam yanıtlanmamış bir sürü sorularla doludur, değil mi? Bir anda tesadüfi olaylar, yaşam ve ölüm arasında fark yaratır. Kimileri rahat ederken, kimileri bir trajediden öbürüne düşer. Bunların hepsi imanda yaşamamız gerektiğini bizlere söylemelidir. Şu an için, imanla kabul edip Allah’a güvenmeni gerektiren ne gibi şeyler meydana geliyor? Başka ne gibi tercihlere sahipsin?






2 Mart


  


Bilgenin Ahmaklığı



Yeni bir uydurma olmasa da, (özellikle batı dünyasında) son yıllarda gerçeğin izafi doğasını tartışan düşünceler ortaya atılmaktadır. Yani, bir kişi için ya da bir kültürde doğru olan şey, bir diğerinde doğru olmayabilir. Bir taraftan bu doğru olsa da (bazı ülkelerde yolun sağından, bazılarında ise yolun solundan sürülür), diğer taraftan tehlikeli olabilir, özellikle de ahlaki alanda. Nerede yaşarsak yaşayalım veya kişisel tercihlerimiz ne olursa olsun, bazı şeyler doğru bazı şeyler yanlıştır. Sonunda görüşlerimizi hep Allah’ın Söz’üne ve orada bulunan gerçeklere dayandırmalıyız. Allah’ın Söz’ü, doğru ve yanlışı, iyi ve kötüyü bilmek için nihai kaynağımız olmalıdır.



Özdeyişler 26:11, 12’yi okuyun. (Ayrıca bkz. Hak 21:25; 1Ko 1:20, 21; 2:6, 7; 2Ko 1:12.) Neyi yapmamak konusunda dikkatli olmalıyız?








Gördüğümüz gibi, birine göre neyi yapmanın doğru olduğu fikri, yeni bir şey değildir. Ancak o zamanlar yanlış olduğu kadar, şimdi de yanlıştır. Daha önce gördüğümüz kadarıyla, hiçbirimiz her şeyi anlayamaz; aslında hiçbir şeyi tam olarak anlayamayız. Büyümek ve öğrenmek zorunda olduğumuz alanlar vardır, o halde tüm yanıtlara sahip olmadığımız gerçeğine hep açık olmalıyız.


Bu özdeyişte görüldüğü gibi, akılsızların durumunda, kaygılanmalarının nedeni onların aptallığının, kendilerinin ötesine taşmış olmasındandır. Onlar artık bilgeliklerine daha fazla ikna olmuşlardır; bu yüzden aptallıklarını tekrarlarlar. Hatta o kadar ikna olmuşlardır ki, başkalarının kendilerini bilge gördüğünü, saygı duyacaklarını ve öğütlerine kulak vereceklerini sanırlar, ki bu büyük sorunlara yol açacaktır (Özd 26:8). Aptallık yayılacak fakat “bilgelik” olarak etiketlenerek daha da yıkıcı olacaktır. Bundan başka, aptallar o kadar akılsızdırlar ki, kendi aptallıklarından haberdar değillerdir.



Bildiğin öz değerlerden, öz gerçeklerden taviz vermek için ne kadar çok ayartıldın? Belirli öz değerlere ters düştüğünde ne oldu? Hangisinin diğerine baskın çıktığını nasıl bilebiliriz?



3 Mart


  


Tembel



“Tembel elini sahana daldırır, yeniden ağzına götürmeye üşenir” (Özd 26:15).



Tıpkı bir öğrencinin sınava hazırlanmak yerine, sınavda kopya çekmek için zamanını ve enerjisini harcaması gibi, tembel insanların da tembelliklerine bahaneler üretmek için çok çalışması ironiktir!



Özdeyişler 26:13–16’yı okuyun. Burada neye karşı uyarılıyoruz?






Tembel kişi haklı olabilir: “Yolda aslan var!” (Özd 26:13). Bu yüzden evde kalmak ve tehlikeye atılmamak daha akıllıca olur. Fakat böyle yapmakla yaşamın sunacağı tüm fırsatları da kaçırmış oluruz. Dikenleri tarafından incinme riskine girmezsek, hiçbir zaman gülün güzelliğinin hazzına varamayız. Engellerden korkarsak, ilerleyemeyiz. Kendilerini adamaya cüret etmeyenler, hiçbir zaman yaşamın doluluğunu tadamazlar.


Bu ayetlerdeki diğer mecazlara bakalım. Tıpkı kapının menteşeleri üzerinde döndüğü gibi, tembeller de yataklarında dönerler; sadece pozisyonlarını değiştirirler ama hiçbir yere gitmezler.


  1. ayetteki bir başka benzetme, daha da şaşırtıcıdır. Ellerini yemek tabağına daldırırlar ama lokmayı ağızlarına götürmeye üşenirler mi?

Fakat bundan da kötüsü, entelektüel tembellikleri, kapalı fikirlilikleri ve kendi pozisyonları konusundaki katılıklarıdır. Bu yüzden onlar hep haklıdır, yedi bilgeden bile daha fazla akıllıdırlar (Özd 26:16) ve belki de kendilerinkinden daha akıllıca olan diğer görüşlere açık değillerdir. Tüm yanıtlara sahip olduğunu düşünenler genellikle böyle değillerdir.



“Yargı gününde insanlar bir yalana inandıkları için değil, gerçeğe inanmadıkları için, gerçeği öğrenme fırsatını gözardı ettikleri için mahkûm olacaklardır.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa 1. Cilt, S. 55. Gerçeğin ne olduğunu öğrenmek için başkalarına “fırsat” verme konusunda rolümüzü nasıl anlayabiliriz? Sorumluluğumuz nerede başlayıp nerede bitiyor?



4 Mart


  


Düşman Olan Dost



Düşmanlarımızdan çok dostlarımız tarafından düş kırıklığına uğradıysak, bunun nedeni dostlarımızdan iyilik, düşmanlarımızdan kötülük beklememiz yüzündendir. Ancak bu her zaman böyle işlemez, değil mi? Bu nedenle Özdeyişler, bizleri bazen dostun bir düşman, düşmanın da bir dost gibi davrandığı konusunda uyarmaktadır.



Özdeyişler 27:5, 6’yı okuyun. Azarlama ne zaman sevginin işareti olabilir?




Sevgi, yalnızca öpücüklerden ve tatlı sözlerden ibaret değildir. Sevgi bazen bir dostumuzu veya çocuğumuzu azarlamaya bizleri mecbur eder ve nahoş, yargılayıcı ve eleştirici gibi görülme riskini taşıyabilir. Açık konuştuğumuzdan dolayı dostlarımızı bile kaybedebiliriz. Ancak ne yaptıkları konusunda dostlarımızı uyarmazsak, özellikle de onlara zarar verecek olan durumlara karşı, o zaman ne tür bir dostuz?


Açıkça azarlama, sevgimizin bir hayal ve iddia üzerine değil, gerçeğin ve güvenin üzerine kurulduğunun işaretidir.



Özdeyişler 27:17’yi okuyun. Dostlar arasındaki yüzleşmenin etkisi ne olabilir?






Demirin demiri bilemesi benzetmesi, karşılıklı bir çıkarı önermektedir. Gerçek yüzleşmeyle sınanan dostluk sadece dostluğun kalitesini artırmakla kalmaz, aynı zamanda her iki karakteri de canlandırır ve güçlendirir. Birbirine doğrultulan silahlar verimi sağlar. Gelecekteki zorluklarımız için daha donanımlı hale geliriz. Kendi içine ve kendi fikirlerine kapanan ve hiçbir zaman farklı görüşlerin meydan okumasıyla karşılaşmayan insanlar, bilgelikte ve karakterde gelişemezler.



Herhangi bir konuda, seni gerçekten incitecek şekilde hiç azarlandın mı? Diyelim ki uyarılmadın? Bunu aklında tutarak, aynısını başka biri için yapma ihtiyacı duyarsan, bunu yargılayıcı ve eleştirici bir tarzdan ziyade, esirgeyici bir tarzda nasıl yapabilirsin?



5 Mart


  


Dost Olarak Düşman



Özdeyişler 26:17–23’ü oku. Burada söylenenleri aşağıdaki satırlara özetle.








Özdeyişler yine sözlerin gücüyle meşgul oluyor, bu kez iftira ve kavganın neden olduğu zararla. Yüzüne karşı hasmına iftira ederken, sana onun senin tarafında olduğunu düşündürten biri gerçekten bir “kömür” gibidir: düşmanlığı körükler ve seni daha büyük sıkıntıların alevine sürükler (21. ayet).


Aynı şekilde çok güzel sözler söyleyen “ateşli dudaklar,” “kötü yüreği” gizleyebilir (23. ayet). Seçilmek isteyen politikacı, malını satmak isteyen tüccar, bir kadını baştan çıkarmak isteyen playboy—hepsi de söz sanatının gücünü bilir.


Bu pasajın verdiği ders, duyduğumuz her güzel söze inanmamaya dikkat etmemiz gerektiğidir. Güzel oldukları için oldukça tehlikeli olabilirler. Bazı insanlar çok iyi konuşmacıdırlar; çok inandırıcı, çok içten, çok sempatik görünebilirler ama içlerinde tamamen farklı bir niyet yatıyor olabilir. Hepimiz bu tür insanların kurbanı olmuş olsak da, bir bakıma aynı şeyi yapmaktan kim sorumlu değildir ki: birine bir şey söyleyip, tamamen farklı bir şeyi düşünmek veya hissetmek? Özdeyişler, burada bu aldatıcılığa karşı sert bir biçimde uyarmaktadır.


“Mesih imanlılarının yaptığı her şey günışığı kadar şeffaf olmalıdır. Gerçek Allah’tandır; aldatmaca ise, sayısız biçiminin her biriyle, Şeytan’dandır ve her kim gerçeğin düz çizgisinden herhangi bir şekilde ayrılırsa, kendisini şerir olanın gücüne teslim etmektedir. Ancak kesin gerçeği söylemek hafif ya da kolay bir şey değildir. Gerçeği bilmedikçe gerçeği söyleyemeyiz ve peşin hükümler, zihinsel önyargı, eksik bilgi, muhakeme hataları, ilgimiz olan konuların doğru şekilde anlaşılmasını ne kadar da sık engellemektedirler! Zihinlerimiz kendisi gerçek olan Kişi tarafından sürekli olarak yönlendirilmediği sürece gerçeği söyleyemeyiz.”—Ellen G. White, Reflecting Christ, S. 71.



Söylediklerinde ne kadar açık ve şeffafsın? Eğer varsa, sözlerin ve düşüncelerin arasında ne kadar bağlantısızlık mevcut? Böyle bir ikiyüzlülüğün sürekliliğini koruyacağını gerçekten düşünüyor musun? (Bkz. Mat 10:26, 27.)




6 Mart


   


Ek Çalışma: “Allah’ın Ruh’unun vasıtaları bizlerden becerilerimizi ve kabiliyetlerimizi uygulama ihtiyacını uzaklaştırmazlar, fakat her gücü Allah’ın görkemi için nasıl kullanacağımızı öğretirler. Allah’ın lütfunun özel yönetimi altındaki insani beceriler, dünyadaki en iyi amaca yönelik olarak kullanılabilirler. Cahillik, Mesih’in takipçileri olduğunu iddia edenlerin tevazusunu veya ruhsallığını artırmaz. İlahi dünyanın gerçekleri, en iyi entelektüel imanlılar tarafından takdir edilebilir. Mesih, en iyi O’na zekice hizmet edenler tarafından yüceltilebilir. Eğitimin büyük gayesi, Allah’ın bize verdiği gücü, Kutsal Kitap’ın dinini temsil etmek ve Allah’ın yüceliğini yaymak için kullanmamızdır.



Bize emanet ettiği yeteneklerden dolayı, bize hayat verene borçluyuz ve bu yetenekleri çoğaltmak ve geliştirmek için Yaratıcımız’a borçlu olmak bir görevdir.”—Ellen G. White, Counsels to Parents, Teachers, and Students, S. 361, 362



Tartışma Soruları:


¤ İster doğada, ister insan ilişkilerinde ya da iman ile Allah’ın doğası ve kurtuluş konusunda, gündelik yaşamda gördüğümüz gizemleri tartışın. Ne kadar çok öğrenirsek, o kadar az şey bildiğimizi fark etmek, yaşamın büyük ironilerinden biridir. Ruhsal gerçekler söz konusu olduğunda bu neden daha doğrudur?


   


¤ Aslında izafi, kültürel ve değişken olan bazı “gerçekler” nelerdir? Onları ebedi, evrensel ve sabit gerçeklerden nasıl ayırabiliriz? Bunlar arasındaki farkı bilmek neden çok önemlidir? Şartlı gerçekleri, ebedi gerçeklerle karıştırmak neden karşılaşabileceğimiz en büyük tehlikelerden biridir?



¤ Denilir ki, zeki insanlar dostlarına yakın, düşmanlarına daha yakın dururlar. Bunun anlamı nedir? İmanlılar olarak, böyle bir anlayışa nasıl bakmalıyız? Matta 10:16, bu konuda nasıl yardımcı olabilir?



Güneşin Batışı: 17:59 (İstanbul)



*7–13 Mart



İmanda Yaşamak







Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Özd 28:4, 7, 9; Rom 1:16, 17; Gal 3:24; Özd 28:5; 1Yu 2:15–17; Özd 29:13.



Hatırlama Metni: “İnsandan korkmak tuzaktır, ama RAB’be güvenen güvenlikte olur” (Özdeyişler 29:25).



B


irçok yönden bizleri birçok ses çağırıyor. İnsanlar hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu nasıl biliyor? Yanıt Allah’ta ve O’nun yazılı esinlemesindedir. Allah’a inanmayı ve yasasına itaat etmeyi öğrenmeliyiz. Gerisi kendiliğinden takip eder.


İsa bize bunu şöyle söylemişti, “öncelikle O’nun egemenliğinin ve doğruluğunun ardından gidin,” o zaman bütün ihtiyaçlarımız verilecektir (Mat 6:33). Allah’a güvenmeyi ve takip etmeyi ilk önceliğimiz yapmamız gerekir; aksi takdirde başka bir şeyi önceliğimiz yaparız ki, bu düpedüz putperestlik olur. Ve sadece imanlı bir yaşam yaşamakla Allah’a güvenmeyi öğrenebiliriz. İmanlı yürüyüş budur, bir yürüyüş; Rab’bin bizden yapmamızı istediği şeyleri yapmayı tercih etmeli ve sonuçları O’na havale etmeliyiz.



*14 Mart Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 8 Mart


  


Yasayı Tut



Özdeyişler kitabındaki Torah (Tevrat)—“yasa” veya “öğreti” sözcüğünün geçtiği 13 kezden dördü Özdeyişler 28’de yer almaktadır (4 [iki kez], 7, 9 ayetler). Özdeyişler’deki bu kullanım bilge adamın “öğretisi” olarak uygulansa da (Özd 13:14), İsrail geleneğinde sözcük, bizzat Özdeyişler kitabında onaylandığı gibi, ruhsal bir çağrışım yapmakta ve ilahi esinlemeyi ima etmektedir (Özd 29:18).



Özdeyişler 28:4, 7 ve 9’u okuyun. Yaşantımızdaki yasanın önemi konusunda bu ayetler ne söylemektedir?






İsrail’i diğer uluslardan farklı kılan şey, onların düşünce tarzları değildi, hatta “ruhsal” ve soyut teolojik görüşleri de değildi. Diğer şeyler arasında, yiyecek, dinlenme, doğal çevre, aileleri ve komşularıyla ilişkileri gibi şeyler, onları “kutsal” kılan veya diğer uluslardan “ayıran” somut tercihlerdir. Ve ideal olarak bu seçimler, yasanın ve onda bulunan ilkelerin merkeziydi.


Her şeyden evvel, biz insanlar kendiliğimizden bilge olamayız; kendimizi her zaman iyi ve kötüden ayıramayız (1Kr 3:9). Öyleyse bu ayrımı elde edebilmeye yardım etmesi için ilahi yasaya ihtiyaç duyarız. Diğer bir deyişle, bilgeliğin elde edinilmesi entelektüel veya ruhsal uygulamalara bağlı değildir; aslında kendimiz, kültürümüz, şahsi psikolojimiz ve arzularımız haricindeki yasaya olan itaatimizle ilişkilidir.


Tabii ki bu yasa, Allah’ın ebedi yasasıdır. Ve bu yasayı izlemek aslında iman eylemini gerektirir. “Çünkü Müjde’den utanmıyorum. Müjde iman eden herkesin–önce Yahudiler’in, sonra Yahudi olmayanların–kurtuluşu için Tanrı gücüdür. Tanrı’nın insanı akladığı, Müjde’de açıklanır. Aklanma yalnız imanla olur. Yazılmış olduğu gibi, ‘İmanla aklanan yaşayacaktır’ ” (Rom 1:16, 17).



İmanla Allah’ın yasasını tutma taahhüdünden dolayı ne gibi zorluklardan ve sorunlardan esirgendin? Bunları tutmasaydın, yaşamın nasıl farklı olurdu?






9 Mart


  


Rab’bi Ara



İmanlı bir yaşam için ne kadar önemli olursa olsun, Yasa (Tevrat) aslında bizzat yaşamın kaynağı değildir. Tam tersine yasa günaha işaret eder ve günah da ölüme götürür (Bkz. Rom 7:7–13). Aksine Tevrat’ı etkili kılan şey, Allah’tan gelmektedir. Allah’tan ayrı olarak Tevrat, gerçek niyetiyle hiç uyuşmayan kuralcı bir öğreti olurdu. Allah’ın yasasına itaatle dolu bir yaşam, Allah ile birlikte bir yaşam ile bağlantılıdır. Tevrat Allah’ın yerine geçmez; o sadece öğrencilerini ustasına götüren (Pavlus’un benzetmesine göre) bir öğretmendir (Gal 3:24).



Gal 3:24’ü bağlamıyla okuyun. “İmanla aklanabilmemiz” için yasa nasıl bizlere İsa’yı gösterir?




Özdeyişler kitabı, sadece bilgelik kitabı değildir; o her şeyden evvel bilgeliği açıklayan Allah hakkında bir kitaptır. Yasasına itaat ederek bilgeliği aramak, bizleri Rab’be yakınlaştırır ve İsa’daki iman sayesinde O’nun bizlere sunduğu kurtuluşa götürür.



Özdeyişler 28:5’i okuyun. “Her yönüyle” anlamamızın anahtarı nedir?






  1. ayette geçen “anlamak” sözcüğü, tıpkı 4. ayetteki “yasa” sözcüğü gibi iki kez kullanılmıştır. İki ayet ilişkilidir: yasayı tutmak (4. ayet) ve Rab’bi aramak (5. ayet) birbirine bağlıdır. Ancak bu eylemin kapsamı sadece doğru olanı bilmek ve yapmak değildir (“adalet” [5. ayet]). Bu anlayış “hepsini” ilgilendirir, zira “her şeyin” Allah’ından türemiştir. Kadim İsrail için her şeyin bilgisi, dini tecrübeden ayrı değildi. İman, zekâ ve rasyonel anlayışla yakından ilişkiliydi. Düşünce olmaksızın imana veya iman olmaksızın düşünceye sahip olmak anlaşılamaz, zira her iki alanın temeli de Allah’tır.


Allah’a iman, neden edinilecek mantıklı bir görüştür? O’na inanmak yerine O’nu reddetmek, neden daha mantıksız ve irrasyoneldir?





10 Mart


  


Zengin İçin Sözler



1Yu 2:15–17’yi okuyun. Burada neye karşı uyarılıyoruz ve bu ayetlerde bahsedilen tehlikeden kendimizi nasıl koruyabiliriz?






“Zengin” sözcüğünün anlamı çok çeşitli olsa da, Özdeyişler kitabı nasıl “zengin” olunacağı yönünde bazı talimatlar getirir ve bunları elde ettikten sonra da bu “zenginlikler” ile nasıl başa çıkılacağını anlatır.


  1. Yoksulun pahasına zengin olma (Özd 28:8). Yoksulun pahasına elde ettiysen zenginliğin haklı değildir. Daha önce gördüğümüz gibi, Kutsal Kitap, kendi çıkarları için yoksulu istismar edenlere çok sert karşı çıkmaktadır.

  1. Yoksula ver (Özd 28:27). Özdeyişler 28:25’deki “açgözlüye” (aslında ruhu/iştahı geniş) zıt olarak, yoksula karşı cömert olan kişi bereketlendirilecektir.

  1. Çok çalış (Özd 28:19). Zenginlik, hırsızlığın veya tesadüfün bir neticesi olarak değil, çok çalışmanın bir ödülü olarak gelmelidir. Elde edilen şey, çalışmanın kalitesine bağlıdır. Eğer zenginsek, bunu hak etmeliyiz.

  1. Hızla zengin olmaya çalışma (Özd 28:20, 22). Özdeyişlerimiz iki potansiyel senaryo sunmaktadır: (1) eğer dürüst olmayan bir eyleme gözümüzü kapatırsak, bunun sonucu olarak, bu eylemin yardakçısı oluruz (Özd 28:22); (2) eğer ebeveynlerimizin zenginliğinden haz almak konusunda çok hevesli olursak, onları şu an yaşamak için çok ihtiyaç duyduğu bir anda soymuş oluruz (Özd 28:24). Bundan da kötüsü, bu şeyleri yapanlar, kendi akıllarınca yanlış bir şey yapmadıklarını düşünerek, bu yanlış davranışlarını haklı çıkarabilirler. Bu yüzden yaptığımız “günah değil ki” derler.


Para bu dünyada çok etkili bir güçtür, bu nedenle Kutsal Kitap ondan bu kadar çok bahsetmektedir. Diğer birçokları gibi parayı arzu edersen, İsa’nın dediği gibi “zenginliğin aldatıcılığı” (Markos 4:19) tuzağına düşmediğinden nasıl emin olabilirsin?








11 Mart


   


Yoksullar İçin El Kitabı



Özdeyişler 29:13’ü okuyun. Burada tartışılan şey nedir?




Yoksul ve zengin eşittir (Özd 29:13). Bu özdeyişte kullanılan ışık benzetmesi, meseleye Yaratılış açısından bakmaktadır. Hem zengin hem de yoksul Allah tarafından yaratılmıştır (Özd 22:2). Her ikisi de yaşam armağanından zevk alır ve güneş her ikisinin de üzerine parlar. Zengin yoksula nasıl davranması gerektiği konusunda uyarıldığı gibi, yoksulun da bazı durumlarda zengin demek olan zalimleri de sevmesi gerekmektedir (Mat 5:44, 45).



Özdeyişler 28:3’ün mesajı nedir?




Yoksulun da zenginler gibi aynı görevi vardır (Özd 28:3). Yoksulluk, kötülük yapmak için bir bahane olmamalıdır. Zulüm görüyor olman, senin de başkalarına zulüm yapmana ruhsat vermez. İsa’nın, kendisinden daha yoksul olana zulmeden merhametsiz köle benzetmesinde, bu davranış yoksuldan hiç beklenmese de (diğer yoksullara daha duygudaş yaklaşması gerekirken) olağandışı değildir (Mat 18:22–35). Özdeyişler 28:3’de genelde bir bereket olan yağmur benzetmesi, yıkıcı bir sele dönüşmektedir; bu benzetme, bu davranışın anormalliğini ve beraberinde getirdiği düş kırıklığını göstermektedir.



Özdeyişler 28:6’nın mesajı nedir?



Dürüst bir yoksul, kötü olan zenginden daha iyidir (Özd 28:6). Geleneksel bilgeliğe göre dürüst kişinin yoksul olmaması gerekirdi, zira yoksulluk tembeller için gereken adil bir cezaydı (Özd 24:34). Ancak yaşamın gerçekliği daha karmaşıktır. Yoksul, belki de kendi kontrolü haricinde adaletsizliğin veya şartların bir kurbanı olabilir. Çoğunlukla durum böyledir. Ancak, Özdeyişler kitabının savunduğu değerler terazisi açık ve kesindir. Dürüstlük zenginlikten daha önemlidir ve başarı, dürüstlüğün güvenilir bir göstergesi değildir.



Maddi çıkarlar için değerlerimizden taviz vermeye ayartılırsak, ne yapabiliriz? Yapması, fark etmekten çok daha kolay olan böyle bir şeyi yapmaktan kendimizi nasıl koruyabiliriz?


12 Mart


  


Gerçeği Sevmek



Çocuklarımıza, öğrencilerimize ya da bizden öğrenmeye açık olan herkese öğretebileceklerimiz içerisinde belki de verilebilecek en önemli ders, Pavlus’un kaybolanlar hakkında yazdığı şu ayette geçmektedir, “gerçeği sevmeye yanaşmadılar” (2Se 2:10). Tabii ki, İsa Gerçek olduğundan, başkalarına gerçeği sevmeyi öğretmek, onlara İsa’yı sevmeyi öğretmektir, bundan daha önemli ne olabilir ki?


“Samimi bir gayeyle gerçeğe varmada, hangi araştırma yolunu izlersek izleyelim, her şeyin içinde ve her şey aracılığıyla çalışan görülmez, kudretli bir Zekâ ile temasa gireriz. İnsanın zihni, Allah’ın zihni ile sınırlı olan Sınırsız olanla birleştirilir. Böyle bir bedensel, zihinsel ve ruhsal birliğin etkisi, tahminlerin çok ötesindedir.”—Ellen G. White, Education, S. 14.



Özdeyişler 29:15’i okuyun (Ayrıca bkz. Özd 29:19). Burada hangi önemli ilke görülmektedir, sadece eğitimde değil yaşamın her alanında?






Örneğimiz önemli olsa da—özellikle kınayamadığımız ve cezalandıramadığımız kişilerle—bazen daha fazlasına ihtiyaç vardır. Bu özellikle çocuklarımız açısından geçerlidir. Bazen doğru yola getirmek için çocukların cezalandırılması gerekebilir.


Doğamız kötü ve bozuktur ve bu tapılacak kadar sevdiğimiz minik çocuklarımızı da içermektedir. İstediklerini yapmalarına izin vererek, çocuklarımıza ve kendimize iyilik yapamayız. Aslında çocuklar sadece disipline ihtiyaç duymakla kalmazlar—bunu isterler. Onların sınırların var olduğunu bilmeleri ve bu sınırlar içerisinde kalmaları gerekir. Onlara “hayır” bile demeden, çocuğunun ne isterse yapmasına izin vererek, onun özgürlüğüne saygı duyduğunu zanneden bir anne, sonunda kendisine “utanç” (Özd 29:15) ve hiç şüphesiz çocuklarına üzüntü getirecektir—şimdi olmasa bile çocukları büyüdüğünde.



Çocukluğunda öğrendiğin derslerden hangileri sana yetişkinlikte de eşlik etmektedir? Bu bilgi, şu anki yaşamını daha iyi kılması açısından sana nasıl yardımcı oldu?




13 Mart


  


Ek Çalışma: “Allah’ın yasası, en değişmez dürüstlükten kaynaklanmaktadır ve bunları tutanların mutluluğunu sağlamak için yaratılmışlardır. Din, insanı Allah ile kişisel bir ilişki içerisine getirir, fakat ayrıcalıklı olarak değil; çünkü göklerin ilkeleri insanlığa yardımcı olmak ve bereketlemek için doya doya yaşanmalıdır”—Ellen G. White, Sons and Daughters of God, S. 267.



“Allah için çocukları yetiştirmede büyük ihmalkârlık, kötülüğü ebedileştirmiş ve belki de makul bir bakımla Mesih’in işçileri olabilecekken, birçoklarını düşmanın kucağına atmıştır. Yanlış fikirler ve aptalca, yanlış yönlendirilmiş eğilimler, çocuğu sevgisiz ve mutsuz yapacak davranışlara itmiş, ebeveynlerinin yaşamlarını zehir etmiş ve onların zararlı etkilerini nesilden nesile yaymıştır. Kendi yoluna gitmesine izin verilen her çocuk Allah’ı onursuzlandırır ve babayla anneye utanç getirir… Görevlerini ihmal etmekle ve onları yanlış şekilde şımartmakla, ebeveynler onlara Allah’ın kentinin kapılarını kapatmaktadır.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 5, S. 325, 326.



Tartışma Soruları:


¤ Rus yazar Leo Tolstoy, Hıristiyan bir ailede yetişmesine rağmen, uzun yıllar imandan uzaklaşmıştı. Yaşlandığında bir krizle karşılaştı: Yaşamın ne anlamı vardı, özellikle de sonu kesinlikle ölümle biten bir yaşamın? Yanıtları bilimin her alanında aramasına rağmen, onu orada bulamadı. Sonunda yaşam sorusuna verilen tek mantıklı yanıtı fark etti ve bunun anlamı imanda olmalıydı—mantığın ötesinde olan bir şeyde. Yani, yaşamın anlamına ilişkin yanıtları elde etmesi için mantığı ona mantığın ötesine geçmesini söylüyordu. O halde, neden İsa’ya iman, gerçekten yaşamın anlamı ve amacı konusunda yapacağımız en mantıklı seçimdir?


   


¤ Gerçeği sevmenin anlamı konusundaki görüşün nedir? Gerçeği nasıl sevebiliriz? Tabii ki gerçeği sevmek, daha önce onu bilmemizi gerektirir. Gerçeğin bilgisine nasıl varabiliriz? Ve her şeyin üzerinde, gerçeği sevmemizin önüne hiçbir şeyin geçmesine izin vermediğimizden nasıl emin olabiliriz?



Güneşin Batışı: 18:07 (İstanbul)



*14–20 Mart



Bilgenin Tevazusu








Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Özdeyişler 30, Luka 18:9–14, Eyüp 38–40:2, 1Yu 1:9, Vah 3:14–18, Mezmur 104:24.



Hatırlama Metni: “Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır” (Matta 5:3).



K


utsal Kitap’ta tevazu, önemli bir erdem olarak göz önüne alınmıştır. Peygamberler’in en büyüğü Musa, yeryüzünde yaşamış olan en alçakgönüllü adam seçilmişti (Say 12:3). Mika 6:8’e göre, Allah’ın insanlardan beklediği ana görev, “alçakgönüllülükle Rab’bin yolunda yürümektir”. İsa da alçakgönüllülüğün, imanlıların benimsemesi gereken bir ideal olduğunu vurgulamıştı. “Kim bu çocuk gibi alçakgönüllü olursa, Göklerin Egemenliği’nde en büyük odur” (Mat 18:4).


Her şeyden evvel insanın övüneceği neyi var ki? Her nefes, her kalp atışı, her armağan, her yetenek sadece “O’nda yaşayıp, hareket ettiğimiz; O’nda var olduğumuz” (Elç 17:28) Allah’tan gelir. Ve çarmıhın ışığında kendi doğruluğumuz bile “kirli adet bezi” (Yşa 64:6) gibidir; o halde ne ile övünelim?


Bu hafta Özdeyişler’de alçakgönüllülüğe bakacağız; durumumuzu düşünecek olursak, tevazu dışında bir şey ne kadar aptalca olurdu?



*21 Mart Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 15 Mart


  


Kim Olduğunu Zannediyorsun?



Özdeyişler 30:1–3, 32, 33’ü okuyun. Birlikte ne söylüyorlar?






Bu ayetlerde görülen kendini inkâr, çoğunlukla kendi bilgeliklerini, başarılarını ve askeri zaferlerini övmekten hoşlanan kadim Yakındoğu’da yaşamış kralların, kendilerini yüceltmelerinden oldukça farklıdır. Süleyman bile kendisini “dünyanın bütün krallarından daha zengin, daha bilgeydi” (1Kr 10:23; Vai 2:9) diyerek üstün kılmıştı. Ve sonra tabii ki şunu ilan eden Nebukadnessar: “İşte onurum ve yüceliğim için üstün gücümle krallığımın başkenti olarak kurduğum büyük Babil!” (Dan 4:30).


Yazarımız kendi cehaletini anladığı için, övünmeyi “budalalık” olarak adlandırıyor. Burada “budala” için kullanılan İbranice naval sözcüğü, aynı zamanda davranışıyla aptalca bir kibri sergileyen Naval’ın da adıdır (1Sa 25). Kibri akla getiren bu tür bir övünme, alçakgönüllülük için bir potansiyel taşımakta ve böylece hiddet ve çekişme için çözüm getirmektedir. Elçi Pavlus, kendilerini bilge zanneden ve daha da kötüsü bununla övünen kilise üyelerinden bazılarını “aptal” olarak tanımlamıştı (2Ko 11:18, 19).



Luka 18:9–14’ü okuyun. Neden bir Ferisi gibi olmak, düşündüğümüzden bile daha kolaydır? En gizli şekilde bile olsa, aynı tuzağa düşmediğimizden nasıl emin olabiliriz?










Övünen insanlar için üzülmen gerekir (genellikle bu kendine güvensizliği gizlemenin bir yoludur); bu onların gerçekte kendilerini ne kadar kandırdıklarını ve cahil olduklarını gösterir.




16 Mart


  


Allah’ın Bilgisi mi?



Gurur, Allah’ı şahsi bakımdan tanımayanlarda ortaya çıkar. Buna karşın Allah ile paydaşlıkta yaşayan kişi alçakgönüllü olur, zira o hepimizden çok daha yüce olan Biri ile sürekli ilişki halindedir. Evrenin büyüklüğünü düşündüğümüzde ve bu evreni yaratan Biri’ne tapındığımızı ve aynı Tanrı’nın çarmıhta İsa şahsiyetinde bizler için acı çektiğini anladığımızda—bu düşünceleri göz önüne alırken kibir ile nasıl mücadele edebileceğimizi hayal etmek güçtür.



Özdeyişler 30:3–6’yı okuyun. Bu ayetler bizlere Allah’ın gücü, görkemi ve gizemi hakkında ne söylüyor?






“Allah’ın bilgisi” ifadesi, “Allah hakkında bilgi” olarak anlaşılmalıdır. Sonra gerçekten Allah hakkında ne kadar çok şeyi anlamadığımızı fark etmemiz açısından beş retorik soru sorulmaktadır.



Özdeyişler 30:4’deki soruları okuyun. Ne gibi zorluklar ortaya koyuyorlar?






Allah Yaratıcı olduğundan (ilk dört soru), O bizim anlayışımızın çok ötesindedir (beşinci soru). Eyüp kitabında Allah, Eyüp’ün Allah’ı veya O’nun yollarını anlamadığını fark etmesine yönelik benzer sorular yöneltmişti (Eyüp 38–40:2).


Allah’ın Yaratıcı olduğu ve bizim O’nu tam olarak anlayamadığımız gerçeği, O’nun ilahiyatçıların hep soruşturduğu yazılı esinlemeyi nasıl alabileceğimiz konusunda bizlere çok önemli bir ders vermektedir. Doğadaki en basit gizemlerle dolu şeylerde anlayışı bulanık olan bizler kimiz ki, bizleri şaşırtan ve rahatsız eden kısımlarında bile Allah’ın Söz’üne meydan okuyoruz?



Yaratılışın azameti ve gizemi üzerinde düşün. Bu bize Yaratıcı’nın azameti ve gizemi hakkında ne söylemelidir? Bu azamet ve gizem neden bizlere huzur ve umur vermelidir?



17 Mart


  


Ne Çok Ne Az



Bu ayetler (Özd 30:7–9), Özdeyişler kitabının tek duasını içermektedir. Bu ricanın, Allah’ın yüce Yaratıcı olarak onaylanmasının (Özd 30:4) ve O’nun güvenilirlik vaadinin (Özd 30:5) hemen ardından gelmesi bir tesadüf değildir.



Özdeyişler 30:7–9’u okuyun. Neden birisi bunları rica eder?






Allah’tan bir şey rica etmeden önce, O’nunla olan ilişkimizin sağlam olduğundan emin olmamız önemlidir. Eğer yalan söylersek, o zaman sanki her şeyi bilen Allah mevcut değilmiş gibi davranmış oluruz. Bu yüzden günahlarımızı itiraf etmek, affedilmek için ön şarttır (1Yu 1:9). Allah’ı aldatamayız; O bizleri tamamen olduğumuz gibi görür. Dua ederken, dramatik bir şekilde secde etmek, ölüler gibi toprağın üzerine kapanmak (Ağı 3:29), sadece saygımızı ve tevazumuzu değil, aynı zamanda O’nun huzurundaki ruhsal çıplaklığımızın farkında olduğumuzu gösterir.


Özdeyişler 30:8’de, yazar Allah’tan ne yoksulluk ne de zenginlik “vermesini” rica ediyor. İnsanlarla ilişkili olarak Kutsal Kitap’ta ilk kez kullanılan “vermek” fiili, Allah’ın yiyecek armağanı ile ilgilidir (Yar 1:29). İşte bu yüzden birçok kültürde yiyecek, geleneksel olarak duayla ilişkilendirilir. Bizleri Yaratılış Tanrısına bu kadar bağımlı yapan bu temel ihtiyaç, hayatta kalmamızın özüne dua tecrübesini yerleştirir.


İki rica, sadece insan karakterine odaklanmayı amaçlamıyor. Tek hedefe yaklaşıyor: Allah’ın görkemine. Eğer çok az alırsak, çalmaya meyil gösterir ve Allah’a hakaret ederiz; eğer çok fazla alırsak, Allah’a ihtiyacımız olmadığını hisseder ve hatta O’nun varlığını inkâr ederiz. Ancak sadece sonraki çıkmazın Allah’tan bağımızı koparmaya götürebileceği dikkate değerdir; önceki ise muhtemelen O’nunla olan ilişkimizi devam ettirir.


Rab’bin Duası da, aynı iki açılımlı bağlantıyı sağlar: (1) “Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver” (Mat 6:11) ihtiyaçlarımızı sağlar, başka bir şey değil; ve (2) “Ayartılmamıza izin verme” (Mat 6:13) ihtiyaçlarımızı muhafaza eder.



Allah’a ne kadar bağımlı olduğunu düşün. Bu sağlam gerçeği aklında tutmak bile imanda gelişmene nasıl yardımcı olur? Bu bağımlılığı unuttuğumuzda ne gibi tehlikeler başgösterir?



18 Mart


  


Kibirlinin Eylemleri



Alçakgönüllülük pozitif olup, bereket getirdiği gibi, tevazu eksikliği tehlikelidir ve lanet getirir. Ödüllerini ve meyvelerini göstermek suretiyle tevazu erdemiyle teşvik edildikten sonra, Özdeyişler 30 kibirden gelen tehlikeler konusunda sert bir uyarı yapmaktadır.


Ebeveynlere lanet etmek (Özd 30:11, 17). Agur bu kategoriyle başlıyor, zira çocukların yaşam kaynaklarını hor görmeleri, en ciddi kibir eylemini temsil etmektedir. Birinin ailesini onurlandırması ve bereketlemesi, onu ihlal etmek ölüm cezasını gerektirdiğinden (Çık 21:15, 17), bariz bir şekilde yaşam vaadiyle bağlantılı olan tek buyruktur (Çık 20:12; Ef 6:2, 3).


Kendini beğenmişlik (Özd 30:12, 20). Kendi doğruluklarını düşünen günahkârların durumu kötüdür, çünkü onlar kendi günahlarında kalarak, saf olduklarını ve affa ihtiyaçları olmadıklarını zannedeceklerdir. İşte bu yüzden bağışlanma elde etmek için günahın itiraf edilmesi çok temeldir (1Yu 1:9). Zengin, akıllı ve iyi giyimli (ancak yoksul, kör ve çıplak olduklarından habersiz) olduklarını iddia eden Laodikyalılar, zavallı durumlarının iyileştirilmesi için Allah’ın nasihatini elde etmeliydiler (Vah 3:14–18).


“Burada ruhsal bilgiye ve avantajlara sahip olmakla gururlanan insanlar sergilenmektedir. Fakat onlar layık olmadıkları Allah’ın bu bereketlerine karşılık vermemişlerdir. Onlar tamamen isyan, nankörlük ve Allah’a karşı kayıtsızlık içindedirler; ama O yine de seven, bağışlayıcı bir babanın nankör ve asi oğluna yönelik tutumuyla davranmaktadır. Onlar Allah’ın lütfuna direnirler, O’nun ayrıcalıklarını suistimal ederler, fırsatlarını önemsemezler ve acınası bir nankörlükle, sahte bir şekilcilikle ve ikiyüzlü bir samimiyetsizlikle yerin dibine batmaktan memnuniyet duyarak tatmin olurlar.”—Ellen G. White, Faith and Works, S. 83.


Hor görmek (Özd 30:13, 14). Burada sergilenen kibirli kişinin durumu pek hoş değildir. Yüzlerinde alaycı bir bakış olsa da, kibirlilik sadece burada kalmaz: kendinden daha aşağı seviyedeki insanlara karşı hissettikleri küçümsemeyle de kendini gösterir. “Pençeler” ve “dişler” benzetmesi (Özd 30:14) onların eylemlerinin ne kadar kötü olduğunu gösterir.



Başkalarına karşı nasıl davrandığını düşün, özellikle de kendini onlardan daha üstün hissettiğin kişilere karşı (çoğumuz bazen böyle hissetmiştir, değil mi?). Bunu nasıl düzeltebilirsin? Düzelmesi için gerekli olan tevazuyu nasıl gösterebilirsin?




19 Mart


  


Doğadan Dersler



Tüm Kutsal Kitap boyunca, ruhsal gerçekleri öğretmek için doğadan alıntılar yapılmıştır. Özdeyiş, burada da doğayı kullanarak, bizlere alçakgönüllülük hakkında dersler öğretmektedir.



Özdeyişler 30:18, 19’u okuyun. İnsan anlayışının sınırları hakkında ne söylüyor?




Agur, birçok “sıradan” şeyde bile gizem görmektedir. Burada sergilediği gizemler karışımı çok çarpıcıdır. İlk ikisi hayvanlardandır, kartalın sessizce göklerde süzülmesi, yılanın sessizce toprakta sürünerek hareket etmesi. Sonra iki insani eyleme geçiyor: denizdeki gemi ve erkeğin kadınla birlikteliği. Bugün bile tüm bilimsel bilgimizle, birçok gizemler halâ varlığını korumaktadır. Yaşamın derinliği ve görkemi konusundaki takdirimizi hiçbir zaman kaybetmemek ne kadar önemli. Bu davranış, mutlaka Allah’ın önünde alçakgönüllü olmamıza yardım edecektir.



Özdeyişler 30:24–28’i okuyun. Doğadaki başka hangi gizemler, burada yazarın dikkatini ve şaşkınlığını çekiyor?






Daha önceki ayetlerin (Özd 30:20–23) insan aptallığı, kibir ve ahlâksızlık ile meşgul olması ilginçtir. Sonra hemen hayvan dünyasına geçmekte, küçük ve çalışkan hayvanlara işaret etmekte, hatta onlar için insanlara (Özd 3:13) ve hatta bizzat Allah’a has bir özellik olan (Eyüp 12:13, Mez 104:24) “bilgelik” hakkında aynı İbranice sözcüğü kullanmaktadır. Bugün bile, bilimdeki büyük gelişmelere rağmen, bu hayvanların bütün bu işleri nasıl yaptıklarını akıl almamaktadır. Onların bu eylemleri, bu bilge adamı ne kadar çok şaşırtmış olmalı. Ve o gerçekten bilgeydi, çünkü en sıradan şeyler hakkında bile ne kadar az bildiğimizi fark etmek, bilgeliğin büyük işaretlerinden biridir.



Doğadaki “en basit” şeylerden bazılarını düşün: ağaç yaprağı, su damlası, deniz kabuğu. Bu şeylerin bile gizemlerle dolu olması gerçeği, bizi nasıl alçakgönüllü yapmalıdır?



20 Mart


  


Ek Çalışma: “Allah’ın sözüne saygı duymalıyız. Basılı kitaba saygı duymamız gerektiğinden, onu hiçbir zaman sıradan şeylerde veya dikkatsizce kullanmamalıyız. Ve Kutsal Yazı’dan hiçbir zaman şaka amaçlı alıntı yapılmamalı veya nükteli sözlere alet edilmemelidir. ‘Allah’ın her sözü saftır’; toprak ocakta eritilmiş, yedi kez arıtılmış gümüşe benzer.’ Özdeyişler 30:5; Mezmur 12:6.”—Ellen G. White, Education, S. 244.



“İsa sözlerine topluluğu kutsayarak başladı. Ruhsal bakımdan ne kadar yoksul olduklarını kabul edenlere ve kurtarılmaya ihtiyaçları olduğunu hisseden insanlara ne mutlu dedi. Müjde yoksullara vaaz edilecektir. O, sadece ruhsal bakımdan zengin olduklarını ve hiçbir şeye ihtiyaçları olmadıklarını iddia eden kibirli kişilere değil, mütevazı ve pişmanlık duyan insanlara da açıklanır… Ancak kişi kendi zayıflığını kabul edip kibrinden tamamen vazgeçinceye ve kendisini Tanrı’nın kontrolüne verinceye kadar Rab, onun durumunu düzeltmek için bir şey yapmaz. Böylece Tanrı’nın vermeyi arzuladığı armağanı alabilir. O’na ihtiyacı olduğunu hisseden kişiden, hiçbir şey esirgenmez. Kendisinde bütün mükemmellikleri barındıran Kişi’ye hiçbir engel tanımadan ulaşabilir.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 280, 281.



Tartışma Soruları:


¤ Kurtuluş planını ve bizleri kurtarmak için ne talep edildiğini düşünün. Yani, bizler o kadar düşmüş, o kadar bozulmuş, o kadar kötüyüz ki, yalnızca yenilenmemiz bizleri günahtan kurtarmaya yetmez. Ne kadar değiştirilmiş ve onarılmış olursak olalım, bu yenileme ve onarım bizleri kurtaramaz. Bir vekile, yasal olarak bizim yerimize geçen ve doğruluğu bizleri Allah’ın huzurunda adil yapacak olan birine ihtiyacımız vardır. Bu gerçek, kibir ve gururun bizler gibi düşmüş yaratıkların en kötü günahlarından bazıları olması hakkında ne söylemelidir?


   


¤ Öz varlığımızın Allah’a bağlı olmasına yönelik bazı farklı yollar nelerdir? Doğada, Allah’ın bizim varlığımızı nasıl desteklediğini gösteren şeyler nelerdir?



¤ Özdeyişler 30:7–9’daki duayı inceleyin. Buradaki dengeye bakın. Yaptığımız tüm işlerde nasıl denge bulabiliriz? Bu neden çok önemlidir?




Güneşin Batışı: 18:15 (İstanbul)



*21–27 Mart



Kadınlar ve Şarap













Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Özdeyişler 31, Eyüp 29:15, Özdeyişler 8, 1Ko 1:21, Vah 14:13.



Hatırlama Metni: “Gücünü kadınlara, gençliğini kralları mahvedenlere kaptırma! ‘Şarap içmek krallara yakışmaz, ey Lemuel, krallara yakışmaz! İçkiyi özlemek hükümdarlara yaraşmaz’ ” (Özdeyişler 31:3, 4).



Ö


zdeyişler kitabı bir babanın öğretileriyle başlar (Özd 1:1, 8; 4:1) ve bir annenin öğretileriyle sona erer (Özd 31:1). Lemuel ismi, Süleyman’ı ima edebilir; eğer öyleyse, o zaman Lemuel’in annesi Süleyman’ın annesidir ve o oğlunu bir kral için en ciddi tehditlere karşı uyarmaktadır: şarap ve kadın.


Şarap ve kadının ortaklığı kasıtlıdır. Bir yönetici olarak verimli olabilmesi için, kral karşılaştığı şeylerin etkisine karşı dikkatli olmalıdır ve bu iki faktör çok güçlü olabilir. Doğru kadın yararlı olsa da, alkol sadece dert getirir.


Babanın talimatı, bilgeliğin ruhsal kazancıyla ilgiliydi. Şimdi annenin hükmü, bilgeliği gerçek yaşama uygulamakla ilgilidir. Ruhsal ilkelerin baba tarafından öğretilmiş olması, anne tarafından sunulan pratik nasihatlerle izlenmedikçe, hiçbir anlam ifade etmez.



*28 Mart Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 22 Mart


   


“Yaşama” Kadeh Kaldırmak mı?



Birçok kültürde, alkol almak yaşamla ilişkilendirilmiştir. Her kaldırılan kadeh yaşamı mahvetmeye götürse de, insanların kadeh kaldırıp, birbirlerine uzun bir yaşam dilemesi çok tuhaf. Çok şık tasarlanmış kadehler, şiirsel ve esprili içki alemi şarkıları, zekice hazırlanmış reklamlar ve hatta bazı “bilimsel” buluşların hepsi de içenlerin zihninde alkolün onlar için iyi bir şey olduğu izlenimini yaratır. Özdeyişler bizleri zaten bu ölümcül ayartmaya karşı uyarmıştır (Özd 23:30–35). Şimdi bu konu yeniden karşımıza çıkmakta, içkinin getirdiği hasarı daha fazla göstermektedir.



Özdeyişler 31:4, 5, 8, 9’u okuyun. Hep birlikte ne söylüyorlar ve mesajları sadece krala değil, Rab’bi takip eden her kişiye nasıl uyarlanabilir?






Benzer bir dille Eyüp kendisini “körlere göz, topallara ayak” (Eyüp 29:15) olarak tanımlıyor. Aynı şekilde kral ya da varlıklı olanlar, yoksul ve muhtaç olanlara destek olmalıdır—“dilleri tutulanların” sesi yoktur, çünkü kimse onları dinlemez.


Şarabın yıkıcı etkisi, birinin yargısını nasıl kolayca çarpıtmasında görülebilir. Sıradan insanlar için alkol yeterince kötü olsa da, kral veya iktidarda olan kişi için korkunç sonuçlar doğurabilir. Alkolik bir kral sadece “yasayı unutmak” ve doğru olanı bilmemekle kalmaz, fakat daha sonra çarpık yargılar verir: suçlu olan masum, masum olan suçlu ilan edilir.


Burada riskli olan şey, doğru ve yanlışı, iyi ve kötüyü birbirinden ayıramama yeteneğidir. Şarap içmenin yasaklanmasının temel bilgelikle ilgisi vardır ve böylece her insana uygulanmalıdır. Bu bağlantı, özellikle kâhinlerin içki içmesinin yasaklanmış olması açısından dikkate değerdir: “Kutsalla bayağı olanı, birbirinden ayırt etmelisiniz” (Lev 10: 9, 10).



Alkolün birçok kişinin yaşamındaki mahvedici etkisini görmeyen var mıdır? Başkalarına, özellikle de gençlere, hem kendilerine hem de başkalarına zarar veren şeyden uzak durmaları konusunda nasıl yardımcı olabilirsin?






23 Mart


  


“Ölüme” Kadeh Kaldırmak mı?



Özdeyişler 31:6, 7’yi okuyun. Bu ayetleri nasıl anlamalıyız?










Bu ayetleri üstünkörü bir şekilde okumak, sanki Lemuel’in annesinin ölmekte olan (6. ayet) veya depresyon geçiren (7. ayet) birinin şarap veya diğer alkollü içkileri kullanmasına izin verdiği izlenimini verebilir. Ancak bu tür bir anlayış, sadece o anki bağlama değil—Lemuel’in annesi şarap içme konusunda zaten kralı uyarmıştı—fakat aynı zamanda sistematik ve empatik olarak şarap içmeyi yasaklayan Özdeyişler kitabının geneline de ters düşmektedir.


Buna ek olarak, çaresiz birine, sağlığını ve refahını daha da kötüleştirecek bir şeyi önermek, pek mantıklı değildir. Ve depresif birine alkol vermek, susuz birine tuz vermek gibidir. Bildiğimiz gibi, Allah eğer bizim bedenimizle ve sağlığımızla ilgileniyorsa, bu ayetleri alkol kullanımını teşvik ediyor biçiminde yorumlamak mantığa aykırıdır.


Daha da önemlisi, Özdeyişler kitabındaki “çaresiz” ifadesinin kullanımının analizi, bunun her zaman kötülerle bağlantılı olduğunu gösterir (Özd 10:28; 11:7, 10; 19:9; 21:28; 28:28). “Çaresiz” ifadesiyle, Lemuel’in annesi aslında kötüye işaret etmektedir. “Kaygı çeken” ifadesiyle ise kötüler gibi duyarsız hale gelip, sefaleti “anımsamayan” (Özd 31:7) depresif kişiyi (Özd 31:6) ima etmektedir.


“Şeytan, insan ailesine en olası kötülüğü yapmanın yolunu planlamak için düşmüş meleklerini topladı. Birçok öneri yapıldıktan sonra, Şeytan’ın kendisi bir plan düşündü. Üzüm meyvesini, ayrıca buğdayı ve Allah tarafından yiyecek olarak verilen diğer şeyleri de alarak, bunları insanın fiziksel, zihinsel ve ahlaki güçlerini harap edecek şekilde bir zehire dönüştürdü, böylece duyuları alt eden Şeytan tam bir kontrole sahip olacaktı. İçkinin etkisiyle insanlar her tür suçu işlemeye başladılar. Çarpıtılmış bir iştahla dünya bozuldu. Şeytan insanları alkole sürükleyerek onların değerini gittikçe düşürdü.”—Ellen G. White, Temperance, S. 12.




24 Mart


  


Erdemli Kadın



“Erdemli kadını kim bulabilir? Onun değeri mücevherden çok üstündür” (Özd 31:10).



Özdeyişler 31:10’daki “erdemli kadın” kimdir? Birkaç belirti, yazarın aklında dindar veya ideal eşten daha fazla şeyin olduğunu öne sürmektedir. Kitabın birçok pasajının öncülüğünde (Özd 1:20–33, 3:13–20, 4:5–9, Özdeyişler 8), “erdemli kadının” bilgeliği temsil ettiğini düşünmek için iyi bir nedenimiz vardır. Bilgeliğin bir kadın olarak şahsileştirilmesi, sadece “bilgelik” sözcüğünün İbranicesi olan kohma sözcüğünün dişil bir isim olmasından dolayı doğrulanmakla kalmayıp, aynı zamanda İbrani yazarın günlük yaşamımız için her tür somut dersleri teşvik etmesine de izin vermektedir. Bilgelik, ulvi ve ulaşılamaz bir ideal değil, aksine hayat yoldaşımız olabilecek çok pratik ve ulaşılabilir bir kadın olarak temsil edilmiştir.


Bilgelikle ilgili son öğreti, güzel bir akrostiş şiirle verilmektedir: Ağıtlar ve birçok mezmurda olduğu gibi her dizesi İbrani alfabesi sırasında.



Özdeyişler 8’deki bilgelik içeren ayeti, “erdemli kadın” ayeti ile karşılaştırın. “Erdemli kadının” hangi özellikleri, bizlere Özdeyişler kitabındaki bilgeliği anımsatıyor?




  1. O kıymetlidir ve bulunmaya değerdir (Özd 31:10, 8:35).

  1. Onun kıymeti yakutlardan bile daha değerlidir (Özd 31:10; 8:10, 11, 18, 19).

  1. O yiyecek sağlar (Özd 31:14, 8:19).

  1. O güçlüdür (Özd 31:17, 25; 8:14).

  1. O bilgedir (Özd 31:26, 8:1).

  1. O övülmüştür (Özd 31:28, 8:34).


Sözümona enformasyon çağında yaşıyoruz ve daha önceki nesillere nazaran daha fazla bilgiye sahip olsak da, neslimizin önceki nesle göre daha bilge olduğu söylenemez. Doğrusu Martin Luther King Jr.’ın da söylediği gibi, “Güdümlü füzelerimiz ve güdümsüz insanlarımız var.”



1Ko 1:21’i okuyun. Sana ne söylüyor ve bu fikir, imanda yaşamana nasıl yardımcı olabilir?




25 Mart


  


O Çalışır



Özdeyişler 31’deki erdemli kadın tembel değildir; o çok çalışır ve çok aktiftir. Şiir, bilgeyi aptala karşı karakterize eden (Özd 6:6; 24:33, 34) bu vasfın üzerinde ısrarla durmaktadır (Özd 31:27). Onun aktivite alanı kapsamlı ve somuttur. Ruhsal olmak, aylak olmamız anlamına gelmemelidir, daha önceki tüm ayetlerde çok önemli dini meselelerle ilgilendik ve bu nedenle “en değersiz” meselelerle uğraşma zamanımız olmadı (Bkz. Luka 16:10.) Kadın “Zevkle elleriyle işler” (Özd 31:13). Bu çok ruhsal kişinin, hiçbir zaman dua eder veya tefekkür halinde tasvir edilmemesi ilginçtir. O, becerikli ve üretken bir kadın olarak gösterilmiştir, tıpkı Müjdelerdeki Marta gibi (Luka 10:38–40).



Özdeyişler 31:12, 15, 18’i okuyun. Kadın neden hep çalışıyor?




Kadın “yaşamı boyunca” (12. ayet) çalışıyor, hem de geceleri bile (15, 18. ayet). Onun aktif ve dikkatli varlığı her zaman etkilidir. Onun sürekli dikkatinin nedeni, sorumluluğudur.



Özdeyişler 31:20, 25’i okuyun. Onun projelerinin dünyevi kapsamı nedir?




Burada işimiz ve çabamızla ilgili önemli bir noktaya değiniyoruz: bu zamanla test edilecektir. Eylemlerimizin kalitesini sadece gelecek kanıtlayacaktır. Bilgece çalışma, geleceğe yönelik çalışmadır, sadece acil bir ödül için değil.


Aynı şeye değinmese de, Vahiy’deki şu ayette geçen ilke çok önemlidir: “Bundan böyle Rab’be ait olarak ölenlere ne mutlu! diyordu. Ruh, ‘Evet’ diyor, ‘Uğraşlarından dinlenecekler. Çünkü yaptıkları onları izleyecek’ ” (Vah 14:13).



Eğer yaşamında özel bir kadın varsa (eş, anne, diğer aile üyeleri, öğretmen, patron veya dostun), yaptığı her şey için ona takdirlerini nasıl gösterebilirsin?








26 Mart


  


O İlgilenir



Özdeyişler 31:26–31’i okuyun. Bu kadında başka hangi önemli özellikler görülmektedir? Kim olduğumuza bakmaksızın, bunlar hepimiz için neden önemlidir?






Bu çeyrek yılda gördüğümüz gibi, sözlerimize, söylediğimiz şeylere vurgu yapılmaktadır. Kadın bilgeliğiyle ve iyiliğiyle bilinmektedir. Bunlar bağlantılıdır. Her şeyden evvel iyiliğin, bilgeliğin başka bir şekli olduğu iddia edilemez mi, özellikle de bilgeliğin sadece bildiğimiz bir şey değil, aynı zamanda söylediğimiz ve yaptığımız bir şey olduğunu anladığımızda?


Ayrıca, “iyilik yasası” ifadesine dikkat edin. Yani, iyilik sadece onun ağzından ara sıra çıkan geçici bir özellik değildir. Bu bir yasadır, onun öz varlığının ilkesidir. Eğer ağzımızdan her çıkanı “iyilik yasası” yönlendirseydi, ne kadar güçlü olurdu.



Özdeyişler 31:30’u okuyun. Burada sık sık unutulan hangi önemli husus açıklanıyor?






Sık sık kadınlar sadece harici görünüşleriyle derecelendirilmektedir; bu çok yüzeysel ve üstünkörü bir işarettir. Kutsal Kitap, bu tür bir vasfın ne kadar “boş” olduğuna işaret etmektedir. Bu kadının gerçek güzelliği onun karakterindedir ve bu karakter, onun yaşamında ve işlerinde kendini belli eder. Güzellik her zaman geçip gider; karakter ise sonsuza dek sürer. “İnsanlar arasındaki büyük isim, kuma çizilmiş harfler gibidir, ancak lekesiz bir karakter sonsuza dek sürecektir.”—Ellen G. White, God’s Amazing Grace, S. 81.



Yaşamının hangi alanında karakterinin geliştiğini görmeye ihtiyacın var? Bu konuda dua etmek iyidir, fakat bunun geliştiğini görmek amacıyla hangi somut ve olumlu adımları atmalısın?



27 Mart


   


Ek Çalışma: “Şarap arzularına boyun eğenlerin onun etkileyici uyarıcılığı altında zihinleri bulanıklaşır ve kutsal ile bayağıyı birbirinden ayırt edemez hale gelirler. Allah’ın kesin emrine karşı, onlar [Nadav ve Abihu] kutsal yerine bayağı ateş sunarak Allah’a saygısızlık ettiler. Allah onlara gazabıyla musallat oldu; bulunduğu yerden ateş yolladı ve onları yok etti.”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 3, S. 295.



“Çocuklar ve gençler, Kutsal Kitap’tan Allah’ın gündelik uğraşları nasıl onurlandırdığını öğrensinler. Özdeyişler’den, ‘yün, keten bulur, zevkle elleriyle işler;’ ‘ev halkına yiyecek, hizmetçilerine paylarını verir;’ ‘bağ diker,’ ‘kollarını sıvar;’ ‘mazluma kollarını açar, yoksula elini uzatır;’ ‘ev halkının işlerini yönetir, tembellik nedir bilmez’ diye tarif edilen bilge kadını okusunlar. Özdeyişler 31:13, 15; 31:16, 17, 20, 27.”—Ellen G. White, Education, S. 217.



Tartışma Soruları:


¤ Alkolden tamamen kaçınmak neden tek doğru seçenektir? Her şeyden evvel, alkol tüketmekten ne tür iyi bir şey ortaya çıkabilir ki? Diğer yandan, sık sık onun neden olduğu tüm hasarları düşünün.


   


¤ Çok şey bilmemize rağmen, mutlaka daha fazla bilgelik sahibi olamayabileceğimiz fikri üzerinde düşünün. Bilgelik olmaksızın bilgi, ne bilgiye ne de bilgeliğe sahip olan birine göre hangi bakımdan daha tehlikeli olabilir? Bilgelik olmaksızın bilginin vereceği hasar konusunda görebileceğimiz en yeni örneklerden bazıları nelerdir?



¤ “Erdemli kadının” özelliklerini yeniden inceleyin. Hangi cinsten, evlilik durumundan veya yaştan olursa olsun, bu belirli ilkeler imanlılara nasıl uygulanabilir?



¤ Özdeyişler kitabı pratik bilgelikle doludur. Bu bize, ulvi teolojisi ve ruhsal boyutları olsa bile, dinimizin aynı zamanda çok pratik bir yanı olduğunu söylüyor. Teolojik ve ruhsal boyutlarını gerçekleştirmeye çabalarken, imanın pratik yönünü ihmal etmediğimizden nasıl emin olabiliriz?



Güneşin Batışı: 18:22 (İstanbul)