PDF İndir - Sebt Günü Çalışma Kitapçığı  – 4.çeyrek 2014 - Yakup’Un Kitab

 

SEBT GÜNÜ


ÇALIŞMA KİTAPÇIĞI



STANDART VERSİYONU


YAKUP’UN KİTABI


Yazar:


Clinton Wahlen


EKİM – KASIM – ARALIK


2014



Kısaltmalar



Eski Antlaşma (Tevrat ve Zebur)       Yeni Antlaşma (İncil)


Yar   = Yaratılış                                 Mat = Matta


Çık   = Çıkış                                     Mar = Markos


Lev   = Levililer                                 Luk = Luka


Say   = Çölde Sayım                           Yu = Yuhanna


Yas   = Yasa                                      Elç = Elçilerin İşleri


Yşu   = Yeşu                                     Rom = Romalılara Mektup


Hak  = Hakimler                               1Ko = Korintlilere 1. Mektup


Rut   = Rut                                      2Ko = Korintlilere 2. Mektup


1Sa   = 1. Samuel                              Gal = Galatyalılara Mektup


2Sa   = 2. Samuel                              Ef = Efeslilere Mektup


1Kr   = 1. Krallar                               Flp = Filipililere Mektup


2Kr   = 2. Krallar                               Kol = Koloselilere Mektup


1Ta  = 1. Tarihler                              1Se = Selaniklilere 1. Mektup


2Ta  = 2. Tarihler                              2Se = Selaniklilere 2. Mektup


Ezr   = Ezra                                      1Ti = Timoteyus’a 1. Mektup


Neh  = Nehemya                               2Ti = Timoteyus’a 2. Mektup


Est   = Ester                                     Tit = Titus’a Mektup


Eyü  = Eyüp                                     Flm = Filimun’a Mektup


Mez  = Mezmurlar (Zebur)                  İbr = İbranilere Mektup


Özd  = Süleyman’ın Özdeyişleri            Yak = Yakup’un Mektubu


Vai   = Vaiz                                      1Pe = Petrus’un 1. Mektubu


Ezg   = Ezgiler Ezgisi                          2Pe = Petrus’un 2. Mektubu


Yşa   = Yeşaya                                   1Yu = Yuhanna’nın 1. Mektubu


Yer   = Yeremya                                2Yu = Yuhanna’nın 2. Mektubu


Ağı   = Ağıtlar                                   3Yu = Yuhanna’nın 3. Mektubu


Hez  = Hezekiel                                Yah = Yahuda’nın Mektubu


Dan  = Daniel                                   Vah = Vahiy (Esinleme)


Hoş  = Hoşea               


Yoe   = Yoel


Amo = Amos


Ova  = Ovadya


Yun  = Yunus


Mik  = Mika


Nah  = Nahum


Hab  = Habakkuk


Sef   = Sefanya


Hag  = Hagay


Zek  = Zekarya


Mal  = Malaki



İçindekiler



    1.. Rabbin Kardeşi Yakup (Eylül 27–Ekim 3).......................................................... 6


    2.. İmanımızın Mükemmelleştirilmesi (Ekim 4–10)...................................... 13


    3.. Ayartıya Katlanmak (Ekim 11–17)....................................................................... 20


    4.. Olmak ve Yapmak (Ekim 18–24)........................................................................... 27


    5.. Sevgi ve Yasa (Ekim 25–31)...................................................................................... 34


    6.. İşleyen İman (Kasım 1–7)......................................................................................... 41


    7.. Dili Uslandırma (Kasım 8–14)............................................................................... 48


    8.. Göksel Bilgeliğin Tevazusu (Kasım 15–21).................................................... 63


    9.. Tek Yasa Koyucu ve Hakim (Kasım 22–28).................................................... 70


10.. Ağla ve Feryat Et! (Kasım 29–Aralık 5).............................................................. 77


11.. Hasada Hazırlanmak (Aralık 6–12).................................................................... 84


12.. Dua, Şifa ve Yenilenme (Aralık 13–19)............................................................. 91


13.. Sonsuz Müjde (Aralık 20–26)................................................................................. 98




Editör Ofisi  12501 Old Columbia Pike, Silver Spring, MD 20904


Web sayfamızı ziyaret edin: http://www.adventistler.com




Yazar                                                                             Pacific Press Koord.


Clinton Wahlen                                                            Wendy Marcum


                                                                                    


                                                                                    


Editör                                                                            Kapak & Sayfa Tasarım


Clifford R. Goldstein                                                   AngelOS


                                                                                    



Editör Sekreteri                                                            Çeviri


Soraya Homayouni                                                      AngelOS




Bu kitapçık Yedinci-Gün Adventistleri Genel Konferansı Yetişkinler için Sebt Okulu Çalışma Kitapçığı ofisi tarafından hazırlanmıştır. Bu kitapçığın hazırlanması Sebt Okulu Geliştirme Komitesinin yönetimi altında olmuştur. Yayınlanan bu kitapçık bu komitenin görüşlerini yansıtmakta olup sadece veya mutlaka yazarın (veya yazarların) görüşleriyle sınırlı değildir.



İstek Adresi                            Web: www.adventistler.com


E–mail:      irtibat@adventistler.com






Y


akup’un mektubu, Kutsal Kitap’ta en yanlış anlaşılan kitaplardan biri olmuştur. 1519’daki Leipzig Müzakeresinde Roma Katolik alimi Johann Eck onu kullanarak, Martin Luther’in sadece imanla aklanma görüşüne itiraz etmiş ve eylemlerin de bu denklem içerisine eklenmesi gerektiğinde ısrar etmişti.


Buna yanıt olarak Martin Luther neticede mektubun ilham edilmiş kaynağını inkâr etmiş, yanlışlıkla büyük ölçüde işlerle aklanmayı öğrettiğini iddia etmişti. Luther, 1522 tarihli Almanca Yeni Ahit çevirisinin giriş bölümünde, Yuhanna, 1.Yuhanna, Romalılar, Galatyalılar, Efesliler ve 1.Petrus gibi Mesih’i açıklayan ve “gerekli olan ve bilinmesi bereket getiren her şeyi” öğreten kitapları tavsiye etmiştir.


Yakup kitabına ilişkin önsözü daha da olumsuzdur. Luther bunu “sıradan bir mektup” olarak adlandırmıştı, zira içerisinde “müjdenin doğasıyla ilgili hiç bir şey yoktur.” Luther onu hiçbir zaman Kutsal Yazı kriterinden ayırmamış olsa da, kanonun özünden ayrı olarak ele almıştı.


Pavlus’un Romalılar ve Galatyalılar mektupları üzerine Luther’in vurgusu, özellikle Yakup’a pek fazla değer vermeyerek reddetmesi, yüzyıllar boyu Hıristiyan düşüncesini büyük ölçüde etkilemiştir.


Yakup aslında kimdi? O, aklanmanın gerçekten eylemlerle olduğunu öğreterek Pavlus’un imanla aklanma fikriyle çatışan bir kuralcı mıydı? Yoksa bu konuda, Müjdeler’deki İsa’nın öğretilerine yakın, azıcık farklı bir bakış açısı mı sağlıyordu? Yanıt, tabii ki sonrakidir.






Tüm reformcular Luther’in Yakup hakkındaki bu olumsuz fikrini paylaşmamıştır. Luther’in yakın asistanı olan Melanchton, ışık saçan bilgeliğiyle, Pavlus ve Yakup’un yazılarının çatışma içinde olmadığına inanmıştı.


Yedinci–Gün Adventistle-ri için en önemlisi, Ya-kup’un mektubu İsa’nın dönüşüne olan güveni dışarıya sızdırmaktadır; ayrıca yasa, yargı ve İkinci Geliş konusunda çok önemli görüşler sağ-lamaktadır.Yakup, İsa hakkında doğrudan bilgiye sahipti. Aslında tüm mektuplar içerisinde onun mektubu, Hıristiyan yazıları arasında en başta yer alıyor olabilir ve diğerleri arasında Müjdeler’de bulduğumuz İsa’nın öğretilerini en yakından yansıtan mektup olabilir. İçinde, İsa’nın benzetmelerinde olduğu gibi ziraat ve ekonomi dünyasından bir hayli imge mevcuttur. Bilgelik, dua ve hepsinden önemlisi iman hakkında diğer önemli konuları da içermektedir.


Yakup başka açılardan da farklıdır, bu nedenle ilk inanlı topluluğunun karşılaştığı zorluklardan bazıları konusunda bizlere bir pencere açmaktadır. Hasetlikle, kıskançlıkla ve dünyevilikle sürünen zengin Hıristiyanlar, yoksullara karşı sosyal ve kültürel baskı uygulamışlardır. Ayrıca Yakup’un sahte bilgelik ve iman formlarına hücum ettiği büyük mücadeleyi de görmekteyiz.


Yedinci–Gün Adventistleri için en önemlisi, Yakup’un mektubu İsa’nın dönüşüne olan güveni dışarıya sızdırmaktadır; ayrıca yasa, yargı ve İkinci Geliş konusunda çok önemli görüşler sağlamaktadır. Hatta İlyas bile özenmemiz gereken bir model olarak bizlere sunulmaktadır. Bunun, Mesih’in ikinci gelişinin yolunu hazırlayan Yedinci–Gün Adventistleri olarak bizler için özel bir uygunluğu vardır.


Bu nedenle, bazı bakımlardan bu çeyrek yıldaki gezimiz tüm Hıristiyan çağını gözler önüne sermekte olup, ilk vaazlardan bazılarını içerdiği gibi, son günlere ilişkin özel kavrayışlar da sunmaktadır.



Doktor Clinton Wahlen, Genel Konferans Merkezinde bulunan Dini Araştırmalar Enstitüsünde müdür asistanlığı yapmaktadır. Uzmanlık alanı, Yeni Ahit ve onun kadim Yahudilik ile olan ilişkisidir. Bir Amerikalı olarak Rusya, Yeni Zelanda, İngiltere ve Filipinler’de yaşamış ve görev yapmıştır. O ve Adventist Review’de çalışan eşi Gina’nın, Daniel ve Heather adında iki çocuğu vardır.





Konu 1*Eylül 27–Ekim 3



Rabbin Kardeşi Yakup






Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yu 7:2–5; 1Ko 15:5–7; Yak 1:3; 2:5; 1Pe 2:9, 10; Mat 7:24–27.



Hatırlama Metni: “Size buyurduklarımı yaparsanız, benim dostlarım olursunuz” (Yu 15:14).



G


ünümüzde bizler, hem zaman hem de kültürel bakımdan, ilk günlerdeki Hıristiyan kilisesine çok uzağız. Bu nedenle birçok cemaatin evlerde buluştuğu zamanlarda, İsrailli vatandaşları tarafından zulüm gören Yahudiler olduğu ve birçok imanlının çaylak Hıristiyan hareketine katılmasının ne olduğu konusunda çok az bir fikre sahibiz. Yakup’un mektubu, henüz Yahudi–Hıristiyan çatışmalarının dumanı altında kalmadan ve ikinci ve daha sonraki yüzyıldaki diğer ulusların hakim olduğu kilisenin Yahudiler’i marjinalleştirmesinden önce, bizlere Yahudi Hıristiyanlığı konusunda ilk belirtileri verir.


Diğer birçok mektuptan farklı olarak, Yakup’un bu mektubu yazmasının nedeni, yerel kilisenin bazı krizlerden veya acil ihtiyaçlardan dolayı ortaya çıkmış gibi görünmemektedir. Aksine, “etrafa dağılmış” (Yak 1:1) olan genişçe bir Hıristiyan cemaatine yazılmıştır.


Ancak, bu mektubun içine dalmadan önce, bu hafta yazarın kendisinden neler öğrenebileceğimizi görmeye çalışacağız. Karşılaşacağımız sorulardan bazıları şunlardır: Yakup kimdi? Özgeçmişi neydi? İsa ile olan ilişkisi neydi? Kilisedeki pozisyonu neydi?



*4 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



PazarPazar Eylül 28


   


İsa’nın Kardeşi Yakup



Bu mektubun yazarı kilisede çok iyi tanınıyor olmalıydı, zira Yakup 1:1’de geçen, “Tanrı’nın ve Rab İsa Mesih’in kulu ben Yakup, dağılmış olan on iki oymağa selam ederim” ifadesi haricinde onun kim olduğu hakkında daha fazla bilgiye sahip değiliz.


Böylece onun kimliğine ilişkin seçenekleri çabucak daraltabiliriz. Yeni Ahit’te Yakup isminde dört kişi vardır: bunlardan ikisi, oniki öğrencilerden olup (Mar 3:17, 18); birisi Yahuda’nın babası (onikilerden biri, fakat Yahuda İskariyot değil, Luka 6:16), diğeri de İsa’nın kardeşlerinden biridir (Mar 6:3). Bu dört kişiden sadece İsa’nın kardeşi, böyle bir mektubu kaleme alacak kadar uzun bir süre yaşamış önderlerden birisiydi. Bu nedenle, bu Yeni Ahit kitabına yazarlık eden kişinin, İsa’nın kardeşi Yakup olduğuna inanıyoruz.


Bir marangozun oğlu olarak (Mat 13:55) Yakup, cahil bir köylüye nazaran çok daha fazla eğitim olanaklarına sahip olmuş olmalıydı. Onun mektubu, Grek edebiyatının en iyi örnekleri arasında yer alır. Zengin sözlüğü, retorik sezgisi ve Eski Ahit buyrukları, sadece İbraniler tarafından aşılabilirdi. İsa’nın kardeşleri arasında, ismi listenin ilk sırasında gözüktüğünden, Yakup muhtemelen en yaşlı oğul olmalıydı. Ancak İsa’nın annesini sevilen elçi Yuhanna’ya emanet ettiği gerçeği, (Yu 19:26, 27), O’nun kardeşlerinin Meryem’in kendi çocukları değil, bilakis Yusuf’un önceki evliliğinden olduğunu öne sürer.



İsa’nın hizmeti bağlamında şu ayeti okuyun: “Yakınları bunu duyunca, ‘Aklını kaçırmış’ diyerek O’nu almaya geldiler (Mar 3:21; ayrıca bkz. Yu 7:2–5). Bu ayetler, bizlere İsa’nın kendi ailesi tarafından nasıl algılandığı konusunda ne söylemektedir? Bazen kendimizi sevdiklerimiz tarafından yanlış anlaşılmış olarak hissettiğimiz anlar olsa da, buradan kendimiz için ne gibi dersler çıkarabiliriz?






“Mesih’in görevini yanlış anlamalarından ve ilahi karakterine iman etmediklerinden dolayı, İsa’nın kardeşleri O’nu, Çardak Bayramı’nda halkın önünde kendisini Mesih olarak açıkça bildirmeye zorladılar.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 477.



Pazartesİ Eylül 29


  


İmanlı Yakup



1.Korintliler 15:5–7 ve Elç 1:14’ü okuyun. Yakup’ta olan değişiklikler hakkında bizlere ne söylüyorlar?






İsa, dirilişinden sonra, Petrus ve “Onikiler” (Yahuda İskariyot hariç) gibi birçok kişiye göründü. Sonra beşyüzün üzerinde insana bir kerede göründü. Yakup’un beşyüz kişilik bu toplantıda mevcut olmadığı çok açıktır; İsa ona tek başına göründü ve bu görünüm çok özel olmalıydı, zira özellikle belirtilmişti. Kutsal Kitap, bu toplantıda ne geçtiğini söylemiyor. Ancak onun üzerinde o kadar büyük bir etki yapmış olmalıydı ki, Yakup İsa’nın sadık bir takipçisi olmuş ve inanlı topluluğu içerisinde etkili bir lider haline gelmişti.



Yakup hakkında başka ne biliyoruz? Elç 12:16, 17; 15:13, 14, 19; Elç 21:17–19; Gal 1:18, 19; 2:9.






Yakup, Yeruşalim inanlı topluluğunda, çok kısa bir zaman içerisinde öncü bir şahsiyet olmuştu. Hapishaneden bir melek tarafından kurtarılışından sonra, (İ. S. 44), Petrus ona ne olduğunu bilmek istemişti (Elç 12:17). Beş yıl sonra Yakup Yeruşalim konseyini yönetip, kararını ilan etmişti. Pavlus, Petrus ve Yuhanna’dan önce onu Yeruşalim’in “direklerinden” saymıştı (Gal 2:9). Bu olaydan birkaç yıl sonra (İ. S. 58), Pavlus çeşitli inanlı topluluklarından yoksullar için toplanan paraları getirdiğinde, her inanlı topluluğunun delegesi sırayla sunularını Yakup’un ayağına getirmişti. (bkz. Ellen G. White, Sketches From the Life of Paul, S. 208, 209).


Elçilerin ölümünden sonra onyıllar boyunca, Yakup’a çok büyük saygı gösterilmişti. Aslında onun dindarlığı hakkında o kadar çok efsane türetilmişti ki o, “Adil Yakup” olarak hatırlandı. Başlangıçta İsa’ya karşı büyük bir şüphe duymuş olsa da, Yakup ilk inanlı topluluğu içinde ruhsal bir dev halini almıştı.




Eylül 30Salı


  


Yakup ve Müjde



Maalesef belki de Luther’in de etkisiyle, birçok Hıristiyan Yakup’un mektubunda geçen önemli mesajı gözden kaçırmıştı. Luther’in kendi zamanındaki kiliseye olan katkısını gözardı etmeden, “Reformasyon’un Luther ile sonlanmadığını hatırlamak zorundayız… Bu, dünya tarihinin kapanışına dek sürecektir, zira Reformcular tarafından “ciddi hatalar” sürdürülmüş olsa da, birçok önemli gerçek henüz daha açıklanmamıştı.”—Ellen G. White, The Story of Redemption, S. 353.


Böylece Jonathan Edwards, George Whitefield ve Metodist hareketinin doğuşuna neden olan Wesley kardeşlerle birlikte Büyük Uyanış’a ve imanlı yaşamında kutsallığın hayatî rolüne olan vurgusuna ihtiyaç duyulmuştur. “Üçüncü meleğin mesajını” ilan etmeleri için Allah’ın Yedinci–Gün Adventistleri’ni İkinci Uyanış aracılığıyla yükseltmesiyle, reform hizmeti devam etmişti. Bu dünya çapındaki ilan, “Tanrı’nın buyruklarını yerine getiren, İsa’ya imanlarını sürdüren” (Vah 14:12) insanların Ruh’la dolu tanıklıklarıyla doruğa ulaşmıştır.



Yak 1:3; 2:5, 22, 23; 5:15’i okuyun. Bu pasajlarda imanın işlevi nedir? İmanda yaşamanın ne demek olduğu konusunu bizlere nasıl göstermektedirler? Bizlere imanın sadece gerçeğe ilişkin çeşitli savlara yönelik entelektüel bir onaydan daha fazlası olduğunu nasıl göstermektedirler?






Yakup’un bu kısa mektupta, işler ve aklanma konusundan daha fazla olarak, inanç ve imana 19 kez atıfta bulunmuş olması bir sürpriz gibi gelebilir! Aslında imanın önemi, denenmeler ve bilgelik ricasıyla bağlantılı olarak (3, 6. ayetler), daha birinci bölümün başlangıcından itibaren vurgulanmıştır. Bu da, Yakup’un sadece imanlılara yazmakla kalmayıp, onlardan belirli bir kalitede imana sahip olmalarını beklediğini göstermektedir. Göreceğimiz gibi iman eylemi aslında çok az fayda sağlamaktadır; gerçek iman ise belirli fark edilebilir referanslar taşır. Yani gerçek iman, imanlının yaşamında ve karakterinde görülebilir.



Gündelik bazda, imanının kalitesini ve gerçekliğini ortaya koyan ne gibi şeyler yapıyorsun? “Küçük” şeylerde bile imanının gerçekliğini nasıl gösterebilirsin?



ÇarşambaEkim 1


  


Dağılmış Oniki Oymak



Yak 1:1; Elç 11:19–21 ve 1.Petrus 2:9, 10’u okuyun. Bu “oniki oymak” kimdi ve neden bu kadar dağılmıştı?






Gördüğümüz gibi Yakup imanlılara yönelik yazmıştı. İlk olarak müjde işine Yeruşalim’de odaklanılmıştı (Luka 24:47); ancak İstefan’ın taşlanmasından sonra yoğunlaşan zulümden dolayı, bu imanlılar dağılmışlar ve müjde tohumu Roma İmparatorluğu kentleri boyunca ve çevresindeki bölgelerde ekilmişti.


Elç 11’e göre, müjde diğer uluslardan olanlara, Antakya’da başlamak suretiyle, vaktinden önce yayılmıştı; bu yüzden “oniki oymak,” belki de bir bütün olarak Mesih imanlılarını kastetmektedir. Görünen o ki, etnik bazda farklı topluluklar olmadığından dolayı, Yeruşalim Konseyi’nin diğer uluslardan olanların imanlı olabilmesi için önce sünnet yoluyla Yahudi olması konusunda (Elç 15:1–6) bir an önce karar vermesi gerekiyordu.



Elç 15:13–21’i okuyun. Yakup, ilk inanlı topluluğunun mücadele ettiği sorunları nasıl dile getirmişti?






Yazılı bir çözüm, birlik içindeki inanlı topluluğunu korudu: Yakup, İsrail’in restorasyonu ve nihai genişlemesinin diğer uluslardan olanları da kapsayacağı (Elç 15:16, 17) yönünde, yabancılara yönelik (Levililer 18–20) Musa’nın yasalarını temel alan bir fermana ilişkin Amos’un peygamberliğinden bir alıntı yapmıştı. Yakup okuyucularına “oniki oymaktan” bahsederek, onlara İbrahim’e yapılan vaadin ortak mirasçıları olduğu benzerliğini hatırlatmıştı. “Kutsal bir ulus” (1Pe 2:9, Çıkış 19:5, 6 ile karş.) olarak Mesih imanlılarını tarif edip, aynı zamanda onların “etrafa dağılmış” (1Pe 1:1) olduğundan bahsederken, Petrus’un da benzer bir düşüncesi vardı. Her iki pasajda geçen Grekçe diaspora sözcüğü, İsrail’in coğrafi sınırları dışında yaşayan Yahudiler’i kastetmekteydi (bkz. Yu 7:35).



Etrafa dağılmış bir inanlı topluluğu mu? Sanki biz Yedinci–Gün Adventistlerinden bahsediyor gibi. Aramızda derin kültürel, etnik ve sosyal farklılıklar mevcut olsa da, özgün bir Protestan akımı olarak Yedinci–Gün Adventistleri’ni bir araya getiren şey nedir?



Ekim 2Perşembe


  


Yakup ve İsa



İsa bir çocukken, gençken ve yetişkinken, Yakup’un İsa’yı gözleme fırsatı vardı. Sonra bir anda İsa’ya sadece Mesih olarak inanmakla kalmayıp, Yeruşalim’deki imanlıların da lideri oldu. Ancak Yakup yine de kendisini İsa’nın kardeşi olarak değil, O’nun “kulu” olarak tanıtmıştı (Yak 1:1). Yakup açıkça tevazuyu ve gerçek bilgeliği öğrenmişti. Bu yüzden, bu özelliklerin, onun mektubunun önemli konuları olmasına şaşırmamak gerekir (bkz. Yak 1:9–11, 21; 3:13–18; 4:6–10).



Aşağıdaki pasajları karşılaştırın ve ortak noktalarını özetleyin:



Yak 1:22’yi Mat 7:24–27 ile




Yak 3:12’yi Mat 7:16 ile




Yak 4:12’yi Mat 7:1 ile



Yakup’un mektubundaki benzerlik, İsa’nın öğretileri ve özellikle Dağdaki Vaaz ile geniş ölçüde fark edilmektedir. “İsa’nın nüfuz eden etkisi, Yakup’un tüm öğretilerine sinmiştir”—Peter H. Davids, The Epistle of James (Grand Rapids, Mich.: Eerdmans Publishing Co., 1982), S. 50.


Yakup’un Müjdeler ile yakından karşılaştırılmasından, bu mektubun onlardan herhangi birine bağlı olmadığı gözükmektedir. Aksine, Yakup her zaman dinleyicilerine iman konusunda ilham vermiş ve bunları uygulamaya yöneltmiş olan İsa’nın öğretileriyle samimi ve kişisel tanışıklığından yararlanarak yazmıştı.


Bu çeyrek yıl, Yakup’un kitabını çalışırken, çok benzer bir yaklaşım göreceğiz. Yakup zayıf, verimsiz veya çelişkili bir imandan hoşnut değildir. Gelecek hafta göreceğimiz gibi, kitabın ilk bölümüne iman hakimdir ve Yakup bu önemli niteliğin, Mesih’le olan canlı bir ilişkiyi nasıl desteklediğini göstermektedir.



Kendi imanının vasfını ve gerçekliğini düşün. Ne kadar gerçek? Ne kadar derine inmekte? Senin imanlı bir yaşam sürmene nasıl olanak vermekte? Ne gibi şeyler yapabildin ve imanının vasfını ve derinliğini geliştirmeye yardımcı olabilecek ne gibi seçimler yapabilirsin?



Ekim 3Cuma


  


Ek Çalışma: “İsa’nın kardeşleri, artık çağın gerisinde kalmış ve eskimiş Ferisi felsefesini savunuyorlardı. Tüm gerçekleri anlayan ve tüm sırları çözen Kişi’ye ders vereceklerini sanıyorlardı. Kendilerinin anlayamadıkları konularda, serbestçe eleştirilerde bulunuyorlar ve hükümler veriyorlardı. O’na karşı bu şekilde tavır almaları İsa’yı çok üzüyordu. Tanrı’ya iman ettiklerini belirttiler ve Tanrı, insan bedeninde onların yanında olduğu halde, onlar bunun farkına varamadılar.


“Tüm bunlar, O’nun yaşamını daha da zorlaştırdı. Kendi evinde bile yanlış anlaşılması İsa’yı o kadar çok üzdü ki, bu yüzden oradan uzaklaşmayı seçti.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 306.



Tartışma Soruları:


¤ Yakup’un mektubu, pratik Hıristiyan yaşamı üzerine önemli bir el kitabıdır. Hatta Yeni Ahit’in yazılı ilk kitabı bile olabilir (İ.S 44 ila 49 arasında bir zamanda). Yani, teolojik bir kitap olmasının yanında, bizlere imanlı yaşam tarzını nasıl yaşamamız gerektiğini de söyler. İnandığımız bir şeyi yaşamak, inandığımız şeyden neden daha önemlidir? Yoksa inandığımız şey, bu inancı nasıl yaşadığımızdan daha mı önemli olmalıdır? Örneğin hangisi daha iyidir: Haftanın ilk günü olan Pazar gününü gerçekten ve ciddi bir şekilde tutan samimi bir imanlı mı, yoksa yedinci–gün Sebt’ini “tutan”, ancak onu gerçekten ciddiye almayan ikiyüzlü biri mi? Yanıtın için gerekçeler göster.


   


¤ Pazar günkü çalışmamızda da gördüğümüz gibi, Yakup İsa’nın kardeşiydi. Diğer bir deyişle, İsa bizzat Rab’bin kendisi olmasına, var olan her şeyin Yaratıcısı olmasına rağmen, O aynı zamanda bir insandı, bizden biriydi, hatta kardeşleri vardı. Bu şaşırtıcı kavram, gökler ve düşmüş dünya arasındaki geniş uçurum arasında köprünün nasıl atıldığını anlamamıza nasıl yardımcı olmaktadır? Aynı zamanda, Allah’ın düşmüş insanlığı kurtarmak adına ne derece ileri gittiği konusunda bizlere ne söylemektedir? Mesih’in insaniliği, günaha karşı nasıl zafer kazanacağımız konusunu anlamamıza nasıl yardımcı olmaktadır? Mesih’in insaniliği, Allah’ın sıkıntılarımızı ve dertlerimizi anladığı konusunda bizlere nasıl bir güvence vermektedir?



¤ Bu haftaki çalışmamız, Yakup’un mektubunun konusunun tevazu olduğunu göstermişti. İmanlının yaşamında tevazu neden çok önemlidir? Yani, Çarmıh ve orada olanlar ışığında, kibire veya kendimizi önemsemeye nasıl cüret edebiliriz, özellikle de ruhsal meseleler söz konusu olduğunda?



Güneşin Batışı: 18:44 (İstanbul)



Konu 2*Ekim 4–10



İmanımızın


Mükemmelleştirilmesi





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yak 1:2, 3; 1Pe 1:6, 7; Flp 3:12–15; Yak 1:19–21; Luka 17:5, 6; Luka 12:16–21.



Hatırlama Metni: “Gözümüzü imanımızın öncüsü ve tamamlayıcısı İsa’ya dikelim. O kendisini bekleyen sevinç uğruna utancı hiçe sayıp çarmıhta ölüme katlandı ve Tanrı’nın tahtının sağında oturdu” (İbr 12:2).



D


işçinin biri, kron kaplamalarının neden hep kusursuz olduğunu açıklamıştı. “Diğer dişçilerden farklı olarak,” diyordu, “laboratuvardan gelen kronlarla ilgili hiçbir zaman bir sorun yaşamadım. Eğer onlara mükemmel bir iş yollarsam, onlar da bana mükemmel kronlar gönderirler.” Bu dişçinin sonuç konusunda endişe etmesine gerek yoktur. O, sürecin başlangıç aşamasındaki rolüne odaklanmıştır.


Aynı şekilde imanlılar olarak biz de sonunda karakterimizin yeterince iyi olup olmadığı konusunu amaçlamamalıyız. Bu Allah’ın işidir. Bizim rolümüz, gözlerimizi “imanımızın öncüsü ve tamamlayıcısı” İsa’ya dikerek “iman uğrunda yüce mücadeleyi sürdürmek” (1Ti 6:12) olmalıdır. Mesih’te olan böyle bir iman, “kendisini hoşnut edeni hem istemeniz hem de yapmanız için” (Flp 2:13) O’nun içimizde çalışmasına ve O’nun başladığı iyi işi tamamlamasına izin verir (Flp 1:6). İman olmayınca, O’na değil de kendimize odaklandığımızdan dolayı, daha başlamadan kendimizi yenilmiş hissetmemiz olasıdır.


İsa’nın da dediği gibi, “Tanrı’nın işi O’nun gönderdiği kişiye iman etmenizdir” (Yu 6:29). Göreceğimiz gibi Yakup, bu önemli ruhsal gerçeği anlamamıza yardımcı olmaktadır.



*11 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



PazarPazar  Ekim 5


  


İman Dayanır



Yak 1:2, 3; 1.Petrus 1:6, 7; 4:12, 13’ü okuyun. Denenmeler karşısında hem Yakup hem de Petrus’un ortak tavrı nedir? Bu müthiş dini uyarıya nasıl karşılık vermeliyiz?






Kimse acı çekmeyi sevmez; eğer mümkünse hep bundan kaçınmaya çalışırız. 3. ayette, imanımızın sınanması için kullanılan Grekçe sözcük, dokimion sözcüğüdür. Herhangi bir şeyin hakikiliğini denemek için gereken süreci kasteder. Petrus imanımızın bu testini veya denenmesini, ateşte arındırılan altına benzetmektedir; bu tür bir test hoş olmasa da Allah başarılı bir sonuç beklemektedir. Denenmeler bizleri düş kırıklığına uğratmamalıdır; zira sadık kalırsak, “altın gibi çıkacağız” (Eyüp 23:10, Özd 17:3 ile karş).


Bu nedenle denenmeler geldiğinde sevinmeliyiz, özellikle de imanımız konusundaysa, zira İsa şöyle demektedir: “Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür” (Mat 5:12). Ayrıca denenmeler, İsa’nın bizler için katlandıklarına karşılık şükranlarımızı daha derinleştirmelidir. 1.Petrus 4:13’de işaret edildiği gibi, bunlar bizim de Mesih’in acılarını paylaşmamıza olanak verir.


Kısacası, her denenmenin ötesine bakmamız ve Allah’ın niyetini gözümüzde canlandırmamız gerekir. İşte iman böyle gelir. Seven bir Baba’ya inanmamız, O’nun bilgeliğine güvenmemiz ve O’nun Söz’ü temelinde eylemde bulunmamız gerekir. Geleceğimizi güvenle O’na emanet edebiliriz (bkz. Rom 8:28). Aslında sadece iman aracılığıyla, kendimiz için Allah’ın sevgisini bilmekle ve bu sevginin ışığında imanda yaşamakla, denenmelerimizde mümkün olan sevincin hazzını alabiliriz.


Yak 1:3’de, imanımızın sınanmasının nihai hedefi, “sabırdır”. Grekçe sözcük (hypomone), “sabır” veya “katlanma” olarak da çevrilebilir. Hypomone, Allah’ın nihai kurtarışına olan güvenceye dayandığından, daha büyük ölçüde bir katlanmayı kasteder (Luka 21:19’da olduğu gibi).



Denenmelerde Allah’a sadık kalmak çok önemlidir; yani en kötü zamanlarda bile imanını kaybetmeden Rab’be sarılmak. Fakat bizlere denenmelerimizde “sevinmemiz” gerektiği söylenmiştir. Bu çok şey istemek midir? Her şeyden evvel, zaman zaman denenmelerde sadık kalmak çok güç olabilir, peki ya bu anlarda sevinebilmek? Ancak bizlere söylenen şey budur; o halde hissettiğimiz en son şey sevinmek olduğunda, sevinmeyi nasıl öğrenebiliriz?



Ekim 6Pazartesİ


   


Mükemmellik



Yak 1:2–4’ü okuyun. Sürece dikkat edin: iman, sınanma, sabır, mükemmellik. Yakup imanla başlıyor, zira bu, tüm gerçek iman tecrübesinin temelidir. Sonra, imanımızın hakikiliğini sınamamız için denenmelere ihtiyacımız olduğunu söylüyor. Son olarak da, Yakup tesadüfen onlara kapılmayalım ve yenilmeyelim diye, denenmelerin bizlere sabrı öğrettiğini vurgulamaktadır. Allah’ın bizler için amacı “hiçbir eksiği olmayan, olgun, yetkin kişiler” (Yak 1:4) olmamızdır. Burada kullanılan dil, bundan daha etkileyici olamazdı. Mükemmel sözcüğü (teleios), ruhsal olgunluk anlamına gelirken, yetkin (holokleros) sözcüğü, her yönden bütünlüğü kastetmektedir. Gerçekten, kendimizi feda eder ve “kendisini hoşnut edeni hem istemeniz hem de yapmanız için” (Flp 2:13) O’nun içimizde çalışmasına izin verirsek, Rab’den çok daha fazlasını elde ederiz.



Efesliler 4:13 ve Filipililer 3:12–15’i okuyun. İmanlılar, “mükemmellik” açısından hangi tavra sahip olmalıdırlar?






Pavlus gibi Mesih’in takipçileri, yaşamlarını biçimlendirmede, kendi Ustası gibi çıkarsız, adayıcı bir sevgiyi izleyemezlerse, hiçbir zaman doyuma ulaşamayacaklardır. Ancak hiçbir zaman kendimizi “zaten elde etmiş” veya “zaten yetkinleşmiş” olarak hissetmeyeceğiz.


Ayrıca pasajlarda vurgunun gelecek üzerinde olduğuna dikkat edin. Pavlus, İsa’ya iman sayesinde Rab’de vaat edilen şeye işaret etmektedir. İmanlı yürüyüşümüzde hiçbir zaman “Ben yeterince başardım” diyebileceğimiz bir an yoktur, en azından bir karakterin varabileceği son nokta açısından. (Ayrıca “başardım” diyenlerin, genellikle kibirli ve kendini beğenmiş kişilerden oluştuğuna dikkat ettiniz mi?) Bizler bir sanat eseri gibiyiz; her zaman geliştirilebiliriz ve Allah imana sarıldığımız, O’na her gün güvenle ve itaatle teslim olmaya çaba gösterdiğimiz sürece, bizlere böyle yapacağını vaat etmiştir.



Eğer şu anda ölmüş olsaydın, kurtulmak için yeterince iyi olur muydun? Eğer İsa’yı kabul ettikten iki hafta sonra ölmüş olsaydın, kurtulmak için yeterince iyi olur muydun? Altı ay içinde yeterince iyi olur muydun? Eriştiğin “mükemmellik” derecen hangi seviyede olursa olsun, yanıtın Mesih’in doğruluğunun mükemmel elbisesine ihtiyaç duyman hakkında ne söylüyor?




Ekim 7Salı


  


İmanla İstemek



Yak 1:5, 6’yı okuyun. Bilgelik ile bilgi arasındaki fark nedir? Yakup, bilgelik ile iman arasında nasıl bir bağ kuruyor?






Yakup’un, “İçinizden birinin bilgelikte eksiği varsa” ifadesi, sanki biraz tuhaf kaçıyor gibi. Kim yeterince bilgeliğe sahip olduğunu düşünebilir ki? Örneğin Süleyman ihtiyacını anlayıp, tevazuyla “iyi ile kötüyü ayırt edebilen sezgi dolu bir yürek” (1Kr 3:9) rica etmişti. Daha sonra ise şöyle yazmıştı: “RAB korkusudur bilgeliğin temeli” (Özd 9:10).



Bizler tanıdığımız bilgeliği düşünmeye meyilliyiz. Ancak şu ayetler, bizlere gerçek bilgeliğin asıl yüzünü nasıl göstermektedir? Yak 1:19–21; 2:15, 16; 3:13.






Hem Özdeyişler hem de Yakup, bilgeliği çok pratik bir şey olarak tarif etmektedir: ne bildiğimiz değil, nasıl yaşadığımız olarak. Örneğin, “dinlemekte çabuk, konuşmakta yavaş” (Yak 1:19) olmak. Platon (Eflatun) demiştir ki, “Bilge insanlar konuşurlar çünkü söyleyecek bir şeyleri vardır; aptal insanlar konuşurlar çünkü bir şey söylemek zorundadırlar.” Diğer bir deyişle bizler dünyanın sunduğu her bilgiye sahip olabiliriz, ancak gerçek bilgelikten yoksun olabiliriz.


Tabii ki, Allah tüm gerçek bilgeliğin kaynağı olduğundan, bizler en çok O’nu dinleyerek—O’nun Söz’ünü okuyarak ve “bizim için tanrısal bilgelik olan” (1Ko 1:30) Mesih’in yaşamı üzerinde uzun uzadıya düşünerek bilgelik kazanabiliriz. Mesih’in karakterini kendi yaşamımıza yansıtmayı öğrenmekle, İsa’da olduğu gibi gerçeği yaşayabiliriz. İşte gerçek bilgelik budur.



Yak 1:6’yı yeniden okuyun. İmanla istemeliyiz, kuşkuyla değil. Bu bazen güç olmuyor mu? Bazen kuşkuyla mücadele etmeyen kim var ki? Böyle olduğunda, önemli olan dua etmek ve iman adına sahip olduğumuz tüm sebepler üzerinde iyice düşünmeye başlamaktır: İsa’nın öyküsü, Kutsal Kitap’taki peygamberlikler ve kendi kişisel tecrübelerimiz. Böyle yapmak, muhtemelen ortaya çıkacak kuşkuları yok etmede bizlere nasıl yardımcı olabilir?



Ekim 8Çarşamba


  


İmanın Arka Yüzü



Yak 1:6–8’i okuyun. Burada bizlere ne söyleniyor?






“Kuşku” sözcüğü, birinin manen bölünmüş olmasını kasteder; bu da onun tutarsızlıkla olan ilişkisini anlamamıza yardımcı olur. Bunun en açık örneğini Kadeş–Barnea’da görebiliriz. İsrail halkı orada bir seçimle karşı karşıya kalmıştı: imanda ilerlemek veya Rab’be isyan etmek. Şaşırtıcı olan, onların isyanı seçmiş ve Mısır tutsaklığına geri dönmeyi istemiş olmalarıdır. Allah araya girdiğinde ve onların çölde öleceklerini Musa aracılığıyla bildirdiğinde, halk aniden “iman etmişti”! “Günah işledik” dediler, “Ama RAB’bin söz verdiği yere çıkmaya hazırız” (Say 14:40).


“Halk içtenlikle tövbe etmek ister gibi görünüyordu, ama söz dinlemedikleri ve nankör oldukları için pişman olacakları yerde sadece yanlış bir seçim yüzünden üzüntü duydular. Rab’bin buyruğunu değiştirmediğini gördüklerinde, kendi benlikleri baskın çıktı ve çöle dönmeyeceklerini duyurdular.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 1. Cilt, S. 217, 218.



Luka 17:5, 6’yı okuyun. İsa burada bizlere iman hakkında ne söylüyor?






Öğrenciler daha fazla iman istediklerinde, İsa hardal tanesi kadar imanın bile onlara yeteceğini söylemişti. Önemli olan imanımızın canlı ve büyüyor olmasıdır ve bu sadece diğer insanlara hizmet etmek ve her durumda Allah’a güvenmek sayesinde imanı uygulamayı sürdürmekle oluşacaktır.


Fakat bazen araya kuşku girer. Dünyamız bizi kuşku ve şüphecilikle bombardımana tutar; hiç kimse buna bağışık değildir. Bu durumda yapabileceğimiz tek şey dua etmek, geçmişte Allah’ın sadakatini hatırlamak ve geleceğimiz için O’na güvenmektir.



Allah’a, O’nun vaatlerine güvenmek ve imanda yaşamak için tüm gerekçelerin nelerdir? Bunlar üzerinde iyice düşün, imanın artacaktır.



Ekim 9Perşembe


  


Zengin ve Fakir



Yakup bu kısa mektupta yoksul insanlara büyük bir ilgi göstermiştir; hatta bazıları bunu mektubun en önemli konusu olarak ele alırlar. Fakat modern kulaklar açısından, zengine karşı ve yoksul yararına yaptığı eleştiriler aşırı, hatta şok edici olabilir. Ama aynı zamanda Yakup, İsa’nın dediklerinden pek de farklı bir şey söylemiyor.



Yak 1:9–11 ile Luka 8:14’ü; Yak 1:27 ile Matta 25:37–40’ı; Yak 2:15, 16 ile Luka 10:29–37’yi ve Yak 5:1–4 ile Luka 12:16–21’i karşılaştırın. Burada bizler için ortak olan mesaj nedir? Burada çok açıkça vurgulanan şeyden ne gibi uyarılar ve tembihler çıkarabiliriz?










Yakup tabii ki tüm zenginlere egemenliğin kapılarını kapatmıyor. Fakat tıpkı İsa gibi, zenginlikle gelen sinsi ayartıları ayırt ediyor. İster zengin olsun ister yoksul, hepimiz gerçek ödül konusunda gözümüzü açık tutmak durumundayız. Parayla olan problem şudur ki, o bizleri ebedi olana değil, geçici olana odaklamak için kandırmaya çalışır (2Ko 4:18).


Hiç kuşkusuz zenginleşme, yüksek eğitim veya sosyal etki insanları “hayırsız” olandan koparmaya çalışır. Fakat ilk inanlı topluluğu, dünyevi değerleri baş aşağı çevirerek iki sınıfı da bir arada tutmaya çalışmıştır. Alçak gönüllülük rolüyle en düşük mevkiye sahip olan, en çok yüceltilecek kişi olacaktır.


“Allah’ın dünyasında doyurulması gereken açlar, giydirilmesi gereken çıplaklar, kurtuluş ekmeği ve suyu için can veren ruhlar olduğu sürece, her gereksiz müsamaha, her fazla sermaye yoksul ve çıplak için yalvarır.”—Ellen G. White, Welfare Ministry, S. 269.



Peki ya sen? İster zengin ister yoksul ol, hiç fark etmez; önemli olan parayla nasıl ilişki kurduğundur. Parayı ruhlarımız açısından potansiyel bir tehlike haline getiren şey nedir?



Ekim 10Cuma


  


Ek Çalışma:    Ellen G. White, “Dağdaki Vaaz,” S. 279–294, Sevgi Öğretmeni.


“Allah, hizmetkârlarının kendi kalpleriyle tanışmasını ister. Durumları hakkında gerçek bilgiyi vermek için, ızdırap ateşinin onlara hücum etmesine izin verir, öyle ki arındırılabilsinler. Yaşamsal ayartılar, kirlilikleri, zaafları ve pürüzleri karakterlerimizden gidermek için Allah’ın işçileridirler ve onlar saf, şanlı göksel melekler topluluğu için uygun haline getirilirler. O halde denenmelerden geçerken, ızdırap ateşi çevremizi sararken, gözlerimizi görünmeyen şeylere, ebedi mirasa, ölümsüz bir yaşama daha fazla ve daha büyük bir görkemle çevirmeyelim mi? Ve bunu yaparken ateş bizi tüketmeyecek, sadece artıkları ortadan kaldıracak ve bizler yedi kez daha arındırılmış olarak İlahilik etkisini üzerimizde taşıyacağız.”—Ellen G. White, The Advent Review and Sabbath Herald, Nisan 10, 1894.



Tartışma Soruları:


¤ Izdırap anlarında, hangi Kutsal Kitap karakterlerini en teşvik edici buluyorsun? Denenme anlarında mutlu olmayı öğrenebildin mi? Öğrenebildiysen, bunu yaparken sana neyin yardımcı olduğunu arkadaşlarınla paylaş. Aynı zamanda acılarından memnun olmayı başaramadıysan, bu konuyu da arkadaşlarınla konuş (eğer çekinmiyorsan).


   


¤ Gerçek bilgeliğin üstün bilgiye dayanmadığı, aksine Mesih aracılığıyla olan imanla yaptığımız şeyler olduğu konusunda düşün. Aynı zamanda bu, neden üstün bilginin önemli olmadığı anlamına gelmez? Örneğin, yanlış doktrine sahip olmak, neden Rab ile olan birlikteliğimiz açısından çok zararlı olabilir?



¤ Genç adamın birçok şiddetli sıkıntılardan geçmiş bir arkadaşı vardı. Genç adam, bu dertleri dinlemeyi çok acı verici bulsa da, arkadaşının lütufta gelişmekte olduğunu anladı. Sıkıntılar bittiğinde arkadaşı gerçekten çok değişmişti—hem de daha iyi olmuştu! Dertlerinden, ruhsal açıdan sana yararı dokunacak ne gibi şeyler öğrendin? Bunları daha farklı bir tarzda öğrenebilir miydim diye kendine sor.



¤ İmanında samimi olarak gözüken, ancak bazen kuşkularına yenildiğini itiraf eden birine ne söyleyebilirsin? Nasıl yardımcı olabilirsin?



Güneşin Batışı: 18:33 (İstanbul)



Konu 3*Ekim 11–17



Ayartıya Katlanmak





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yak 1:12–21, Mez 119:11, Yar 3:1–6, Titus 3:5–7, Rom 13:12, Ef 4:22.



Hatırlama Metni: “Ne mutlu denemeye dayanan kişiye! Denemeden başarıyla çıktığı zaman Rab’bin kendisini sevenlere vaat ettiği yaşam tacını alacaktır.” (Yak 1:12).



H


epimiz bunu yaşadık. Ayartıya kapılmamaya niyet ederiz, fakat mücadelenin hararetiyle azmimiz erir ve—kendimizden çok utanmamıza ve iğrenmemize rağmen—günaha düşeriz. Bazen günah işlememeye ne kadar çok odaklanırsak, ayartıda kendimizi o kadar güçsüz hissederiz ve durumumuz o kadar çaresiz görünür. Gerçekten kurtulup kurtulamayacağımızı merak ederiz. Kendi kurtuluşunu merak etmeyen ciddi bir imanlıyı düşünmek çok zordur, özellikle de günaha kapılmasının hemen ardından.


Çok şükür ki, bizleri tuzağa düşüren ayartılara karşı zafer kazanabiliriz. Günaha ne kadar kapılırsak kapılalım, hiç birimiz çaresiz değiliz, zira “Işıklar Babası” (Yak 1:17) bizim kötüye eğilimimizden çok daha yücedir ve sadece O’nunla ve Söz’ü sayesinde zafere kavuşabiliriz.


Bu hafta ayetlerle öğreneceğimiz mesaj budur. Hiç şüphesiz ki ayartılar gerçektir, günah gerçektir ve kendi nefsimize karşı sürdürdüğümüz savaş büyük bir gerçektir. Fakat Allah da gerçektir ve O’nun aracılığıyla içimizde mayalanan, bizleri alt etmek için hazır bekleyen ayartılara galip gelebiliriz.



*18 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



PazarPazar  Ekim 12


  


Ayartının Kökeni



Yak 1:13, 14’ü okuyun. Allah’ın hiç kimseyi ayartmadığını bilmek neden önemlidir? Ayartının kaynağı nedir ve bunu bilmek, günahla olan mücadelemizde bizlere nasıl yardımcı olabilir?






Yakup bunu önemle belirtmişti. Allah sadece kötünün yaratıcısı değil, aynı zamanda ayartının kaynağı da değildir. Bunun kaynağı, kötünün bizzat kendisidir. Bu pasaja göre, sorun kendi içimizde yatıyor, ona karşı direnmenin çok güç olmasının asıl sebebi işte bu.


Bu nedenle, günaha karşı savaş zihinde başlar. Birçok kişi bunu duymak istemese de, gerçek şudur ki günah işlemeyi biz seçeriz. Hiç kimse bizi zorlayamaz (Rom 6:16–18). Günahkâr arzular, eğilimler ve istekler sürekli dikkatimizi çeker. Yaygın avlanma terimleriyle Yakup 1:14, bu içsel telkinleri tarif etmektedir. Kendi arzularımız bizi yemler ve baştan çıkartır, onlara teslim olduğumuzda da bizi kancayla yakalayarak tuzağa düşürürler.



Efesliler 6:17, Mezmurlar 119:11 ve Luka 4:8’i okuyun. Bunların hepsinde hangi ortak konu gözükmektedir ve ayartılmaya karşı zafer kazanma sorusuyla ilişkisi nedir?






Yakup’taki pasajlarda ayartıyla günah açıkça birbirinden ayrı tutulmuştur. İçeriden ayartılmak günah değildir. İsa bile ayartıldı. Sorun ayartının kendisi değil, bizim ona nasıl yanıt verdiğimizdir. Günahkâr bir mizaca sahip olmak aslında günah değildir; ancak bu günahkâr mizacın düşüncelerimizi kontrol etmesine izin vermek ve tercihlerimize dikte ettirmek günahtır. Bu nedenle, Allah’ın Söz’ünde bulunan, kendimizinmiş gibi sahip çıkarak imanla tutunduğumuz takdirde bizlere zafer güvencesi sunan vaatlere sahibiz.



Günahın hep kendi seçimimiz olduğu düşüncesi üzerinde yoğunlaşın. (Her şeyden evvel eğer bu kendi seçimimiz olmasaydı, bunu yapmaktan dolayı nasıl kınanabilirdik?). Günlük ve pratik bazda yanlış seçimler yapmaktan bizleri alıkoyan ne gibi şeyler yapabiliriz?



Ekim 13Pazartesİ


  


Şehvet Aklını Çeldiğinde



Yak 1:13–15’i yeniden okuyun. Ayartı ne zaman günah olur?






Bu pasajda günahın nasıl başladığını tarif eden bir takım Grekçe sözcükler kullanılmıştır ve hepsi de doğurmayla ilişkilidir. Yanlış bir arzu beslendiğinde, tıpkı rahimdeki bir bebek gibi günaha “gebe kalınır”. “Günah olgunlaşınca da ölüm getirir” (Yak 1:15).


Bu resim mantığa aykırıdır. Yaşamla sonuçlanması gereken süreç, sadece ölüm getirmektedir (Rom 7:10–13 ile karş). Tıpkı bir kanser gibi, günah da yönetimi devralır ve sahibini tüketir. Hepimiz bunu biliriz, zira hepimiz günah tarafından tahrip edildik. Kalplerimiz kötüdür ve biz onları değiştiremeyiz.



Yaratılış 3:1–6’yı okuyun. Havva’nın tecrübesi, çok yalın bir şekilde günahla mücadeleyi betimlemektedir. Hangi adımlar onu günaha götürmüştü?




Kökeninde günah, Allah’a güvensizlikle başlar. Meleklerin üçte birini aldatmak için aynı başarılı metodu kullanan Şeytan (Vah 12:4, 7–9), Havva’nın aklında Allah’ın karakteri konusunda kuşku yaratmıştı (Yar 3:1–5). Yasak olan ağaca yaklaşmak günah değildi, fakat meyveyi koparıp yemek günahtı. Yine de yanlış düşünceler onun günahkâr eyleminden önce gelmişti (Yar 3:6). Şeytan’ın önerilerini, kendisininmiş gibi kabullenmişti.


Günah her zaman akılda başlar. Tıpkı Havva gibi, bizler de yanlış yapmanın sözde “yararlarını” düşünüyor olabiliriz. Sonra hayal gücümüz ve duygularımız ele geçirilmeye başlar. Pek yakında oltaya takılırız ve günaha düşeriz.


Sık sık bunun nasıl olabildiğine şaşarız. Yanıtı basit: biz bunun olmasına izin verdik. Hiç kimse bizi günaha zorlamadı.


“İçten dualarla ve imanı yaşamakla Şeytan’ın hücumlarına dayanabilir ve kalplerimizi kirlilikten arındırabiliriz.


“En güçlü ayartı, günah için bir bahane değildir. Ruha ne kadar büyük bir baskı gelirse gelsin, ihlal bizim kendi eylemimizdir. Birini günaha zorlamak, ne dünyanın ne de cehennemin yetkisindedir. İrade razı olmalıdır, kalp kazanılmalıdır, o zaman tutku ne mantığa baskın çıkabilir ne de kötülük doğruluğa karşı zafer kazanabilir.”—Ellen G. White, “Christian Privileges and Duties,” Signs of the Times, Ekim 4, 1883.



Ekim 14Salı


   


Her İyi ve Mükemmel Armağan



“Sevgili kardeşlerim, aldanmayın! Her nimet, her mükemmel armağan yukarıdan, kendisinde değişkenlik ya da döneklik gölgesi olmayan Işıklar Babası’ndan gelir.” (Yak 1:16, 17).



Günah ölüm doğursa da, Allah yaşamın kaynağıdır. O, Yaratılış’ın kaynağı olarak (Yar 1:14–18) “Işıklar Babası”dır (Yak 1:17). Allah bizlere “yukarıdan” elde edeceğimiz en büyük armağan olan yeni yaşama doğumu verir (Yak 1:17 ile Yu 3:3’ü karş).


Allah’ın lütfunun sonucu oluşan kurtuluştan bahseden Pavlus gibi (Rom 3:23, 24; Ef 2:8; 2Ti 1:9), Yakup 1:17 de kurtuluşu bir “armağan” olarak anar. Buna ek olarak, Yakup bir sonraki ayette kurtuluşun, bu yeni doğumun, Allah’ın bizler için amacının ve isteminin bir neticesi olduğunu açıklamaktadır: “O, bizleri kendi isteği uyarınca, gerçeğin bildirisiyle yaşama kavuşturdu” (Yak 1:18). Yani, Allah bizlerin kurtulmasını istiyor. Bizler daha mevcut olmadan, kurtuluşa sahip olmamız, şimdiden ve sonsuzluklar boyunca O’nda yeni bir yaşama kavuşmamız O’nun istemiydi.



Yakup’un tasviri, yeni doğum hakkında Pavlus’un ve Petrus’un tasviriyle nasıl kıyaslanabilir? Bkz. Titus 3:5–7, 1Pe 1:23.






İsa, Pavlus, Petrus ve Yakup, hepsi de kurtuluşu yeni bir doğumla ilişkilendirmişlerdir. Kurtuluş planında Allah’ın tüm amacı, günahla yıpranmış ve çökmüş insan varlığını göklerin görkemiyle yeniden birleştirmektir. Yarık o kadar büyük ve genişti ki, bu köprüyü kurmak için insanın yapabileceği hiçbir şey yoktu. Sadece insan şeklindeki Allah’ın Söz’ü olan İsa, gökleri dünya ile yeniden birleştirebilirdi. Esinlenmiş Söz (2Ti 3:16), armağanı almak için kalplerini açanlara ruhsal yaşamı eşsiz bir şekilde üfleyebilir.


Kısacası, “Işıklar Babası” bizleri o kadar sever ki, hiç hak etmesek bile, “her nimeti, her mükemmel armağanı” (Yak 1:17), yani armağanların en iyisi olan İsa’yı ve O’nun sunduğu yeni doğumu bizlere vermiştir.



“Yukarıdan” sana verilen armağanlar nelerdir? Bunlar üzerinde düşünmek neden çok önemlidir? Böyle yapmazsak ne olur?



Ekim 15Çarşamba


  


Konuşmakta Yavaş



Yak 1:19, 20’yi okuyun. Burada hangi önemli husus vurgulanıyor?






Allah’ın Söz’ü çok güçlüdür. Fakat insanların sözleri de. Daha sonra geri almayı istediğimiz ne kadar çok söz söyledik? Maalesef, yanlış sözlerin ne kadar incitici ve hiddetin ne kadar yıkıcı olabileceğinin farkında olmamız bile, kendimizin kontrolden çıkmasına çok az yardımı dokunmuştur. Kendi halimize bırakıldığımızda, hiçbir zaman gerçekten değişemeyiz. İşte bu yüzden Allah’ı daha çok dinlemeli ve O’nun bizlerde çalışmasına izin vermeliyiz.


“Her diğer ses sustuğunda ve sükûnetle O’nu beklediğimizde, ruhun sessizliği Allah’ın sesini daha aşikâr kılar. O bizlerden şunu rica eder, ‘Sakin olun, bilin ki, Tanrı benim!’—Ellen G. White, The Ministry of Healing, S. 58.


Buna karşın Allah’ı ve birbirimizi dinlemeyi kesersek sorunlar ortaya çıkar. İster evde, ister işyerinde, isterse inanlı topluluğunda olsun, dinleme durduğunda münakaşalar doğar. Böyle olduğunda, konuşmalar çoğalmaya başlar ve hiddet artar. Yak 1:14, 15’de geçen kontrolsüz içsel arzular gibi, günahkâr iletişimin bu kaygan eğimi, hiçbir zaman Allah’ın doğruluğunu üretemez.


İşte bu yüzden Yakup, Allah’ın doğruluğunu insani öfkeyle yan yana getirmiştir. Kendi günahkâr doğamızdan tabii olarak fokurdayan şeylere dayandığımız sürece, Allah’ın Söz’ünün yaratıcı gücü bloke olur ve bunun yerine yardımcı olmaktan uzak veya incitici sözlerimiz yükselir. “Işıklar Babası” hakkında bunca şey konuştuktan hemen sonra, Yakup’un söylediğimiz şey hakkında dikkatli olmamız gerektiğinden bahsetmesine şaşırmamak gerekir.



Şu pasajlar, sözler hakkında ne öğretir? Özd 15:1, Yşa 50:4, Ef 4:29, 5:4, Kol 4:6.






Birinin seni sözleriyle harap ettiği son anı düşün. Hissettiğin duygunun derinliği, ister iyi ister kötü olsun, sözlerin ne kadar güçlü olduğunu sana göstermelidir. Sözlerini kontrol altında tutmana yardım edebilecek ne yapabilirsin? Konuşmadan önce düşünmek neden çok önemlidir?



Ekim 16Perşembe


  


Almakla Kurtulduk



Yak 1:21’i okuyun. Yakup’un söylediklerinde “sözün” ne rolü vardır?






Bu ayet, iman ve kurtuluş hakkında şimdiye dek söylenen her şeyi özetlemektedir. Tüm pisliği üzerimizden sıyırıp atmak ve kendimizi kötülükten ayırmak için yapılmış bir ricadır. “Sıyırıp atmak” buyruğu, Yeni Ahit’te geçen dokuz ayetten yedisinde, birinin kendisini Mesih’e teslim edilen bir yaşamda yeri olmayan kötü alışkanlıklardan ayırması anlamında kullanılmıştır (Rom 13:12; Ef 4:22, 25; Kol 3:8; İbr 12:1; 1Pe 2:1). Aynı zamanda elbiseyi çıkarmak anlamına da gelir (Elç 7:58), öyle ki günahın “iğrenç paçavralarını” (Yşa 64:6 ile karş.) üzerimizden sıyırıp atmayı da ima eder. Aslında Yakup’ta geçen kirlilik, zenginin şık ve tertemiz elbiselerine (Yak 2:2) karşılık, yoksulun “kirli giysilerini” ima etmektedir. İsa gibi Yakup da harici görünüş konusunda insani eğilimleri kınamaktadır, zira Allah her şeyden çok kalplerimizin durumuyla ilgilenmektedir.


Eski Ahit’in Grek çevirisinde kirli (riparos) sözcüğü, sadece bir pasajda kullanılmıştır: Zekeriya 3:3, 4’de başkahin Yeşu, günahkâr İsrail’i temsil ettiğinde. Allah başkahinin kirli giysilerini üzerinden çıkarıyor ve ona İsrail’in bağışlanmasını ve arındırılmasını sembolize eden tertemiz bir giysi giydiriyor.


Bu sahne, İsa’nın günahkârın pis ve solmuş giysilerinin üzerine bembeyaz temiz bir elbise örttüğü popüler Hıristiyan algısından çok farklıdır. Gerçek yaşamda kim bunu yapar ki? Hiç kimse kirli elbisenin üzerine temiz elbise giymez. Aynı şekilde Zekeriya’da temiz elbise giyilmeden önce pis elbise çıkarılmaktadır. Bu demek değildir ki, Mesih’in doğruluğuna bürünmeden önce günahsız olmalıyız. Bu doğru olsaydı, kim kurtulabilirdi ki? Bu ayrıca tekrar günaha düştüğümüzde kurtulamayız veya İsa’ya dönemeyiz demek de değildir.


Aksine, tamamen O’na teslim olmamız gerektiğini, her gün eski günahkâr yollarımızı feda etmeyi tercih etmemizi ve O’nun imajını bizlerde de yaratmasına izin vermemizi kastetmektedir. O zaman Mesih’in mükemmel doğruluk giysisi bizleri örtecektir.



Yak 1:21’i yeniden okuyun. Burada söylenenleri ne ölçüde yaşamında uygulamaya çalışıyorsun? Söz’ü kalbine “aşılamak” ne demektir ve bunu nasıl yapabilirsin?



Ekim 17Cuma


  


Ek Çalışma: Ellen G. White’ın, “Tövbe,” Cennete Giden Yol, S. 18–29 kitabında günah ve değişim gücünü okuyun ve anahtar unsurları özetleyin.



“Kurtuluş planı, bizim, Şeytan’ın gücünden tamamen kurtulmamızı içerir. İsa, pişman olan ruhu her zaman günahtan kurtarır. O, kötülükleri yok etmek için geldi. İsa günahtan korunmak için tövbe eden herkese Kutsal Ruh’un yardım edeceği güvencesini vermiştir.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 291.


“Mesih’i kişisel bir Kurtarıcı olarak kabul ettiyseniz, kendinizi unutmalı ve başkalarına yardım etmeye çalışmalısınız. Mesih’in sevgisini anlatın, O’nun iyiliğinden söz edin. Ortaya çıkan her görevi yapın. Canların yükünü yüreğinizde taşıyın ve elinizden gelen her türlü şekilde kayıp olanları kurtarmaya çalışın. Mesih’in Ruhu’nu–özverili sevgi ve başkaları için çalışma Ruhu’nu–aldığınızda, gelişecek ve meyve vereceksiniz. Ruh’un lütufları karakterinizde olgunlaşacak. İmanınız artacak, kanaatleriniz kesinleşecek, sevginiz mükemmel hale getirilecek. Pak, asil ve sevimli olan her şeyde Mesih’in suretini gitgide daha fazla yansıtacaksınız.”—Ellen G. White, Christ’s Object Lessons, S. 67, 68.



Tartışma Soruları:


¤ Sözlerin gücünün gerçekliği hakkında daha fazla düşün. Neden bu kadar etkililer? Dil nasıl kolayca manipüle edilebilir? Nasıl söylediğimiz veya yazdığımız, ne söylediğimizden veya yazdığımızdan bile nasıl daha önemli olabilir?


   


¤ Sana “yukarıdan” verilen tüm armağanlar içerisinde hangisi en büyüğüdür ve neden?



¤ Yak 1:12–21’i yeniden okuyun. Burada verilen mesajın özü nedir? Burada bizler için ne gibi bir umut ve vaat vardır?



¤ Arzu günahı doğurur, günah da ölümü getirir. Önümüzdeki bunca yüksek engele rağmen, neden bizim olması gereken zafere sahip olamıyoruz? Günahı rasyonelleştirmenin yolları nelerdir ve bu neden hep tehlikeli bir zihin oyunudur?



¤ Yukarıdaki Ellen G. White’ın son alıntısını okuyun. Burada hangi önemli nasihat vardır, özellikle de imanda bocalayanlar açısından?



Güneşin Batışı: 18:22 (İstanbul)



Konu 4*Ekim 18–24



Olmak ve Yapmak





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yak 1:23, 24; Mat 19:16–22; Luka 6:27–38; Rom 8:2–4; 12:9–18; 2Pe 1:4.



Hatırlama Metni: “Tanrı sözünü yalnız duymakla kalmayın, sözün uygulayıcıları da olun. Yoksa kendinizi aldatmış olursunuz” (Yak 1:22).



“B


üyük Blondin” olarak bilinen Jean Francois Gravelet, Niagara Şelalesi’ni gergin bir ip üzerinden geçerek meşhur olmuştu. Eylül 1860’da, Waller Prensi, Blondin’in şelaleyi asistanını sırtında taşıyarak geçişine tanık olmuştu. Geçişten sonra Blondin İngiliz prensine dönerek onu da sırtında şelaleden geçirmeyi teklif etti. Prens adamın hünerlerini duymasına hatta kendi gözleriyle görmesine rağmen, yine de yaşamını Blondin’in ellerine teslim etmeye hazır değildi.


Tabii ki, buradaki önemli husus Allah ile ilişki söz konusu olduğunda işitmek ve görmenin yeterli olmadığıdır. Allah’ın varlığı, müjdenin gerçeği ve İkinci Geliş konusunda mantıken ikna olmuş olabiliriz. Hatta Allah’ın sevgisinin ve şefkatinin gerçekliğini bizzat yaşamış olabiliriz. Ancak, tüm bunlara rağmen, işlerimizle gösterilen bir eylem olarak kendimizi tamamen O’nun ellerine teslim etmeye gerçekten hazır olamayabiliriz. İşte bu nedenden ötürü Yakup sadece Söz’ün dinleyicileri değil, uygulayıcıları olmanın da önemini vurgulamaktadır.


Bu hafta lütufla kurtulanlar için Söz’ün uygulayıcıları olmanın ne anlama geldiğini araştıracağız.



*25 Ekim Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



PazarPazar  Ekim 19


  


Düşmanını Tanımak



Bir zamanlar birisi düşmanı hakkında şunu söylemişti: “Onu her gün görüyorum—tıraş olurken.” İşte Yakup’un bizim fark etmemizi istediği şey budur: en büyük düşman yine biziz. Kurtuluş, kendimizi nasıl hayal ettiğimiz ile değil, gerçekten kim olduğumuzu anlamamızla başlar.



Yak 1:23, 24’ü okuyun. Burada kim tarif ediliyor ve temel sorun nedir?






Görünüşümüz için en iyisini istemekte yanlış bir şey yok ise de, birçok insan görünümlerini geliştirmek için büyük ölçüde zamanlarını ve paralarını harcarlar. Ancak kendimizi aldatmayacağımızdan emin olmalıyız. Yakup, gördüklerimizden ne kadar da hoşlanmasak da, kendimize daha iyi bakmamız gerektiğini söylüyor.



Matta 19:16–22 ve 26:33–35, 69–75’i okuyun. Bu iki adamdan her birinin özeleştirisi gerçekle nasıl kıyaslanabilir? İsa’nın sözlerine karşı reaksiyonları, onlar hakkında ne söyler?






Zengin genç adam, buyrukları yerine getirdiğini düşünüyordu. Aniden hiç ummadığı, kurallara ve düzenlemelere harici bir şekilde uymaktan çok daha derinlere giden, farklı tarzda bir itaat göstermesi ondan istendi. (Bkz. Rom 7:7.)


Bu genç adam gibi, Petrus da kendisi hakkında bozuk bir görüntüye sahipti. Kendinden emin olarak, herkes tökezlese ve düşse de, kendisinin imana sadık kalacağını öne sürmüştü—hem de yaşamına mal olsa da. Ancak günahın onu ne kadar sıkıca kavradığını hiç fark etmemişti. Her ikisi de gerçek ruhsal durumları hakkında kendilerini aldatmaktaydı. Ancak Petrus sonunda değişti. Bildiğimiz kadarıyla genç yönetici değil.



Hatayı kendimizde değil de hep başkalarında görmek ne kadar kolay, değil mi? Aslında derine inersek, belki de itiraf etmek istediğimizden çok hatamız olduğunu fark edeceğiz. Kendi ruhuna iyice bak. Gördüklerin, bir Kurtarıcı’ya sahip olman gerektiği hakkında ne söylüyor?



Ekim 20Pazartesİ


   


Uygulayıcı Olmak



Yak 1:22’yi yeniden okuyun. Grekçesi, Söz’ün uygulayıcıları (işleyicisi) “olun” diyor. Yakup eğer “sözü uygulayın” deseydi, mesajında nasıl bir fark olurdu?






Yakup, olmak ile yapmayı birleştirmektedir. Ne onları birbirinden ayırıyor, ne de birini diğerine üstün kılıyor. Onlar tıpkı bir paranın iki yüzü gibi ayrılmazdırlar. Bizler uygulayıcılar olmak zorundayız. Bundan başka burada Grekçe’deki olmak sözcüğü için kullanılan kip, gelecekteki belirsiz bir zaman yerine şu anda bizlerden beklenen, süregiden itaatkâr bir yaşam tarzını kastetmektedir.


Ana fikir şudur ki, bizler Rab’de yeni insanlar haline gelmeliyiz ve olduğumuz şeyin sonucu olarak, Allah’ın bizlere buyurduğu şeyleri yapmalıyız. Bu sadece kuralları takip etmekten biraz farklıdır (dünkü çalışmamızda zengin genç yöneticinin sorununda gördüğümüz gibi).



Luka 6:27–38’i oku. Yapmamız gereken eylemlerden bazıları nelerdir?






“Düşmanlarınızı sevin.” “Sizden bir şey dileyen herkese verin.” “Babanız merhametli olduğu gibi, siz de merhametli olun.” (Luka 6:27, 30, 36). Olanaksız gibi görünüyor, değil mi? Kendiliğimizden ise öyledir. Sevgi günahkâr insanlığa sanki doğal olarak gelemezmiş gibidir. İşte bu yüzden İsa iki farklı ağaç türünden ve onların ürettiği meyvelerden bahsediyor (Luka 6:43–45).


Benzer şekilde Galatyalılar 5’de Pavlus benliğin işlerini (Gal 5:19–21) Ruh’un meyvesi (Gal 5:22, 23) ile kıyaslamaktadır. Yapmaya ne kadar çok odaklanırsak, o kadar kötü oluruz; hâlbuki Ruh tarafından yönetilirsek tamamen farklı bir sonuç elde ederiz—sevginin ve itaatin meyvesini.



İtaat etmen gereken bir kural olduğundan veya senden talep edildiğinden dolayı yaptığın bir şeyi düşün. Benzer durumu, Mesih’in senin içinde yaşamasından dolayı içinden gelerek yaptığın bir şey ile kıyasla. Bu karşılaştırma, bugünkü çalışmamızı anlamana nasıl yardımcı oluyor?



Ekim 21Salı


  


Özgürlük Yasası



Yak 1:25’i okuyun. Yasanın rolü hakkında ne söylüyor?




Yakup, Allah’ın yasasını “mükemmel” (Mez 19:7) ve özgürlük yolu (Mez 119:45) olarak anarak Mezmurlar’ı yansıtıyor. Fakat Yakup’taki yasanın bizleri kurtaramayacağına ve kesinlikle arındıramayacağına dikkat edin. Bu bize Allah’ın idealini gösterir, fakat bu durum dünyaca ünlü bir atletin müthiş performansını görüp de aynı şeyi kendimizin de yapacağını sanmaktan farklı değildir. Bu ideali izlemek için yaşamımızda Mesih’in kudretine ihtiyacımız vardır.



Romalılar 8:2, 4 ve 2.Korintliler 3:17, 18’i okuyun. Ölümün bir aracı olarak ya da özgürlüğe ve yaşama götüren yolu gösteren bir araç olan yasa arasındaki fark nedir?




Pavlus bile, “Tanrı katında aklanacak olanlar Yasa’yı işitenler değil, yerine getirenlerdir” diye tasdik etmişti (Rom 2:13). Onun da dediği gibi, bizler sadece Ruh’un işleyişiyle yasanın kalplerimize yazılmasıyla uygulayıcılar olabiliriz. Sadece kalpten itaat edersek, yasa özgür kılan bir yasa haline gelebilir.


Bu yüzden sorun yasada değil, bizlerdedir. Bizler gerçekte kim olduğumuzu unutuyoruz: Kurtarıcı’ya sürekli ihtiyaç duyan günahkârlar. Mesih’in dışındayken bizler sadece yasanın kınamasını duyarız. Fakat Mesih’te isek, İsa’da özgür bırakılmış (Yu 8:36) yeni yaratıklar oluruz (2Ko 5:17). O’nun bizlere “sizi sevdiğim gibi birbirinizi sevin” (Yu 15:12) ifadesinde olduğu gibi yasayı söyleyişini duyarız. Mesih sayesinde, lütufla kurtulmuş ama yeniden suçlanmaya ve köleliğe kaymak istemeyen Allah’ın oğulları ve kızları olarak özgürlüğü yaşarız. Mesih’te sadece günahlarımız affedilmekle kalmaz, şimdiden yasaya itaat edebileceğimiz yeni bir yaşama kavuşuruz. Böyle yaparız, ancak kurtulmak amacıyla değil, zaten kurtulduğumuzu bilmekten gelen bir özgürlük ve bu yüzden artık yasanın suçlaması altında olmadığımızdan.



Sahip olduğumuz tabiatla, onun sayesinde kurtulmak için yasayı tutmaya çalışmanın nasıl bir şey olduğunu düşün. Bu, yasayı nasıl bir kölelik aracı yapardı? İsa nasıl bizleri bu kölelikten özgür kılarken, aynı zamanda yasayı tutmamızı buyurmuştu?



Ekim 22Çarşamba


   


Yararlı mı, Yararsız mı?



Yak 1:26, 27’yi okuyun ve Matta 25:35, 36, 40 ile Romalılar 12:9–18 ile karşılaştırın. Bu pasajlar ışığında gerçek imanı nasıl tarif ederdin?




Eğer İsa, Yakup ve Pavlus bir şeyi vurguluyorsa, bu işe yarar bir imanlı olmanın önemindendir. “En basiti” (Mat 25:40) bile sevmekle, gözardı edilenleri ziyaret etmek için zaman harcamakla, konukseverlik göstermekle—tüm bu pratik yollar ve daha fazlasıyla—İsa’nın sevgisini gösteririz ve İsa’nın bizler aracılığıyla sevgisini göstermek için kanallar oluruz.


“Müjde yararına en güçlü kanıt, seven ve sevebilen bir imanlıdır.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing, S. 470. Tabii ki şunu açıklayarak devam ediyor, “böyle bir yaşam sürmek, böyle bir etki bırakabilmek çaba, kendini adama, disiplin gerektirir.”—S. 470. Doğal veya otomatik olarak gelmez. Eğer dinimiz sadece imanı onaylamak ve vaazları dinlemekten oluşuyorsa, genellikle boşunadır.


Yakup 26, 27. ayetlerde “din” veya “dindarlık” ifadesini, olağandışı bir şekilde samimi olmak sözcüğüyle tarif etmektedir. Böyle bir davranışın, ani, görülür sonuçları olur ve insanlar farkı hisseder.


Görünür değişimlerden birisi, söz seçimlerimizde olur. Utanılacak yorumlar, sert tonlar ve el hareketleri kullanmak yerine, iletişimimizin başkaları üzerinde bıraktığı etki konusunda daha duyarlı hale geliriz. Yabani bir atın şiddeti ve enerjisiyle tozu dumana katmasın diye dilimizi “dizginleriz”.


Yakup aynı zamanda sevgimize ve şefkatimize en çok ihtiyaç duyanlar olarak öksüzler ve dulları ayırıyor. Dünyevi bakış açısından, topluma hiçbir şey kazandırmayacak olanlara kaynaklarımızı ayırmak pek anlam taşımaz. Fakat Allah’ın bakış açısından, toplumdan dışlanmış ve dünya tarafından reddedilmiş olanlara karşı nasıl davrandığımız çok önemli olup, Mesih’in gerçek takipçileri olduğumuzu belirler: ya bizlere geri ödeme yapamayacaklara borç para vererek; ya karşılığını veremeyecek olanları yemeğe davet ederek; ya da bizlere kötü davrananlar için bereket duaları ederek (Luka 6:35, 14:12–14, Mat 5:44). Pavlus’un da işaret ettiği gibi, bizler iyi işler yapmak için Mesih İsa’da yeniden yaratıldık (Ef 2:10).



Zamanının ve enerjinin ne kadarını ihtiyaç içindekilere yardım için ayırıyorsun? Yanıtın, imanının gerçekte ne kadar “yararlı” olduğu konusunda ne söylüyor?



Ekim 23Perşembe


   


Dünyadan Farklı



Birinin kendisini “dünyanın lekelemesinden koruması” (Yak 1:27) ne demektir? Bu nasıl mümkün olabilir? Ayrıca bkz. 1Yu 2:15, 16; 2Pe 1:4.






Bazı insanlar dünyadan yeterince uzaklaşırlarsa, onun birçok ayartılarından da kaçınabileceklerini sanırlar. Burada bazı gerçekler olsa da ve mümkün olduğunca ayartılardan kaçınmamız gerekse de (özellikle direnilmesi çetin olanlar), sorunlarımız ve zayıflıklarımız nereye gidersek gidelim bizi takip edecektir. Günahla olan sorunda bizim dışımızda yer alanlar önemli bir role sahip olsa da, asıl sorun içimizde ve kalplerimizdedir. İşte gerçek savaş oradadır ve nerede yaşarsak yaşayalım, bu savaşta mücadele etmeliyiz.


Ayrıca bazı sorunları çözmenin, kalanları daha da görünür yapması ilginç bir olgudur. Örneğin odanın bir kısmını temizlemek, diğer yerlerdeki kirleri daha da görünür hale getirir. Ruhsal yaşamda da böyledir: “Mesih’e yaklaştıkça yaşamımızdaki hataları daha çok fark edeceğiz. Günahkâr benliğimizi kusursuz Kurtarıcımızla karşılaştırdıkça, bu hataları tüm açıklığıyla görmeye başlayacağız.”—Ellen G. White, Cennete Giden Yol, S. 51.


Burada Ellen G. White’ın söylemediği şeyi söylemeyelim. O, İsa’ya yaklaştıkça daha hatalı hale geleceğimizi söylemiyor. Şöyle devam ediyor: “İhtiyacımızı hissetmek bizi Kurtarıcımıza ve Tanrı’nın Sözü’ne döndürecektir. O’nun harika karakterini gördükçe, biz de O’nun gibi olmaya başlayacağız.”— Cennete Giden Yol, S. 52.


Gerçek din, kişiyi daha derin bir tecrübe için “acıkıp susamaya” yönlendirir (Mat 5:6). İsa, O’nun istemini anlamak için göksel Baba’sıyla yeterince yalnız zaman geçirdi. Ancak O, hiçbir zaman kendisini insanlara kapatmadı. İnsanların olduğu yere gitti. O’nun “yiyeceği” yoksula ulaşmak, önyargı engellerini parçalamak ve sonsuz yaşam müjdesini paylaşmaktı (Yu 4:28–35).


İsa ve ilk imanlıların rejimi ve yaşam tarzları, çevrelerindeki dünyadan çok farklı olsa da, bu uygulamalar hiçbir zaman onları imanlarını paylaşmaktan alıkoymamıştır. Onlar her yere gitmişler, müjde imparatorluğun her yerinde yayılmış ve Roma gibi bozukluğun ve kötülüğün olduğu merkezlerde bile sağlamca tesis edilmişti.



Ekim 24Cuma


  


Ek Çalışma: Ellen G. White, “Öğrenciliğin Ölçütü,” S. 45–52, Cennete Giden Yol.



“Yasa, Allah’ın büyük ahlaki büyütecidir. İnsan sözlerini, ruhunu, eylemlerini Allah’ın Söz’üyle karşılaştırmalıdır.”—Ellen G. White Comments, The SDA Bible Commentary, Cilt 7, S. 935.


“İnsanı itaatten serbest bırakmak yerine, iman ve sadece iman bizleri itaate yönelten Mesih’in lütfunun paydaşı yapar.


“İsa’nın insan tabiatı içinde olduğu gibi, Allah da kendisine takipçiler ister. O’nun gücüyle bizler de Kurtarıcı’nın yaşadığı soylu ve saf bir yaşam sürmeliyiz.”—Ellen G. White, Our Father Cares, S. 69.



Tartışma Soruları:


¤ Bizlere dünyevi yerlerden uzaklaşmanın (mümkünse) daha yararlı olduğu söylense de, bu neden günah ve ayartılma sorununa nihai bir çare değildir? Her tür ayartıyı tamamen terk etmek için ne kadar uzağa gitmeliyiz? Nerede yaşarsak yaşayalım, günah ve ayartı için tek yanıt nedir?


     


¤ Polis, suçlu olduklarından kuşkulandıkları kişilerin bulundukları yerlere elektronik dinleme cihazlarını yerleştirmeye çalışıyordu. Tek sorun şuydu: hangarların etrafında azgın dobermanlar vardı. Böylece polisler her gece köpekleri hamburgerlerle beslediler. Başlangıçta tel örgüler arasından beş altı tane atıyorlardı. Çok geçmeden köpekler polislerin ellerinden sadece burgerleri yemekle kalmayıp, bitirdikten sonra onların ellerini de yalamaya başladılar. Böylece köpekler uysallaştılar, polisler de gizlice içeriye sızıp cihazları yerleştirdiler. Bu öyküden, eğer dikkat etmezsek savunmamızın düşeceği konusunda nasıl bir ders alabiliriz?



¤ Sadece Söz’e inanmak yerine, Söz’ün uygulayıcıları olmak konusunda biraz daha düşün. Sonunda bu ikisi arasındaki gerçek fark nedir?



¤ Mesih’in lütfundan dolayı yasadan özgür olduklarını iddia edenlere ne söylerdin? Bununla gerçekte ne ima ediyorlar ve onlara nasıl yanıt verirdin?




Güneşin Batışı: 18:12 (İstanbul)



Konu 5*Ekim 25–31



Sevgi ve Yasa





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yak 2:1–13; Markos 2:16; Lev 19:17, 18; Rom 13:8–10; Yu 12:48.



Hatırlama Metni: “Çünkü yargı merhamet göstermeyene karşı merhametsizdir. Merhamet yargıya galip gelir” (Yak 2:13).



Ö


yküyü çok iyi biliyoruz da, sorun şu: Akıllarda ne kadar iyi kaldı? Önce bir kâhin, sonra da bir Levili Yeruşalim’den Eriha’ya giderken yarı ölü bir şekilde yolda yatan bir adamla karşılaştılar. Her ikisi de dini görevlerini yerine getirmiş olmalarına rağmen, görünen o ki hiçbiri bu görevlerini yaralı birine karşı sorumluluk duygusuyla ilişkilendirmemişti ve öylece geçip gittiler. Sonunda yarı putperest olan Samiriyeli biri de oradan geçer, adama acır, yaralarını sarar, iyileşebilmesi için onu bir hana yerleştirir ve ücretini öder. Adam belki ihtiyaç duyar diye, hancıya dönüşünde ödeyeceği sözünü verir (bkz. Luka 10:30–37).


İsa bu öyküyü, sonsuz yaşam konusunda soru soran bir yasa uzmanına yanıt olarak anlatmıştı. İsa, yasa uzmanına “Daha çok gayret et!” veya “Daha fazlasını yap!” demek yerine, eylemsel bir sevginin tasvirini yapmıştı. Yani potansiyel olarak tehlikeli ve hoş olmayan durumlarda bile sevmek durumundayız, hatta hoşlanmadığımız kişileri bile sevmeliyiz.


Kolay olmasa da ve çoğunlukla tabiatımıza aykırı gelse de, gerçek sevgi önemli miktarda risk içerir ve hem dışarıda ve hem de (özellikle) inanlı topluluğunun içinde bizleri insanlardan ayıran engelleri ortadan kaldırmamız için çağrı yapar. Bu hafta, bu önemli gerçek hakkında Yakup’un ne dediğine bakacağız.


   


*1 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



PazarPazar  Ekim 26


  


Altın Takan Adam



Yak 2:1–4’ü okuyun. Diğerlerine nazaran karşılaştırmalı bir tetkik. Biri zengin, şık giyimli ve önemli biri, diğeri ise yoksul, kirli giysiler içinde ve önemsiz biri. Birisine nazik davranılırken diğeri küçümseniyor. Birine konforlu, seçkin bir yer sunulurken; diğerine ayakta durması ya da yere oturması söyleniyor.


Tarif pek de hoş değil, özellikle de ibadet servisindeki durumu tasvir ettiğinden dolayı! 2. ayette geçen “toplanma yeri” veya “meclis” için kullanılan Grekçe sözcük, muhtemelen başlangıçta çoğunlukla evlerde gerçekleşen (bkz. Elç 18:7, 8), fakat sonradan Yahudi–Hıristiyan Sebt servisi için kullanılan sinagog’dur.


Birinci yüzyılın Greko–Romen kültüründe kişinin genel imajı ve pozisyonu önemliydi. Zengin, eğitimli veya politik yönden etkili olanlar, bu serveti, itibarlarını ve şahsi çıkarlarını genişletmek için kullanıyorlardı. Kamuya veya dini projelere verilen her büyük bağış, alıcının verene bir şekilde karşılık vermesini zorunlu kılıyordu. Yapılan iyilik, umumi teşekkürle birlikte sadakat ve cömertlikle iade ediliyordu. Hıristiyan servislerine katılan az sayıdaki üst sınıftan insanlara imtiyazlı bir muamele uygulanması beklenirdi. Bu beklentileri gözardı etmek, kiliseye büyük utanç getirirdi. “Siyasi dürüstlük” eksikliği veya toplumsal değerleri reddetme, bir saldırı reçetesi ve bölünme nedeniydi.



Markos 2:16 ve Luka 11:43’ü okuyun. Ne gibi toplumsal beklentiler mevcuttu? Bunlar, müjdenin ilkeleriyle nasıl bir çelişki içerisindedir?






Yoksul veya zengin olmak günah değildir, fakat iman yaşamımızın barometrelerinden birisi, yaşta, zenginlikte, eğitimde ve hatta dini görüşte bizden farklı olanlara nasıl davrandığımızdır. Sosyal basamakta bizden “üstün” olanlara daha fazla, “aşağıda” olanlara ise daha az saygı gösterme eğilimindeyizdir. Allah bizlere farklı olmamız için çağrı yapsa da, düzene kapılmanın kolay olduğunu hatırlamalıyız. (bkz. Rom 12:2).



Şimdi yüzleşelim: Yakup’un tasvir ettiği gibi açıkça kaba olmasak da, hepimiz kolayca favorilere oynamaya elverişli değil miyiz? Kendimizdeki bu sorunu fark etmeyi nasıl öğrenebilir ve onunla mücadele edebiliriz?




Ekim 27Pazartesİ


  


Sınıf Çatışması



Her kitap müjdecisinin de bildiği gibi, çoğunlukla yoksullar, Hıristiyan kitaplarını almak için en çok fedakârlıkta bulunanlardır. Hali vakti yerinde komşuların bölgesinde ise kitap satmak zordur, çünkü orada yaşayanlar sahip olduklarından hoşnutturlar ve çoğunlukla diğerleri kadar Allah’a ihtiyaç hissetmezler. Aynı olgu daha büyük ölçüde de keşfedilebilir: çoğunlukla ekonomik ve sosyal baskının olduğu yerlerde ve zamanlarda inanlı topluluğu daha hızlı büyür. Her şeyden evvel, büyük meselelerle mücadele edenler, kendilerinde eksiklik bulmayanlara nazaran, çoğunlukla İsa’nın öyküsünde temsil edilen umuda daha açık değiller mi?



Yak 2:5, 6’yı okuyun. Yakup daha önceki dört ayette yazdıklarını burada nasıl açıyor?




Bu pasaja göre hüküm verirsek, bu inanlı topluluğunda zengin ve yoksullar arasında büyük meseleler olduğunu görürüz. Dünya tarafından reddedilse de, Allah yoksulları “imanda zengin” olarak seçmişken, zenginler zenginliklerini yoksulu “sömürmek” için kullanmaktadır. Zenginin yoksulu sömürmesi sorunu, o zamanlar bile mevcut bir gerçekti. Bundan da kötüsü, Roma yasası yoksula karşı, fakat zenginin yanında bir ayrım gözetiyordu.


“Maddi çıkarla hareket ettiği düşünülen düşük sınıftan insanlar, yüksek sınıftan insanlara karşı suçlama yapamazdı ve yasalar, yüksek sınıftaki suçlulara nazaran düşük sınıftan insanların suçlu olduğuna ikna olarak çok sert cezalar getirirdi.”—Craig S. Keener, The IVP Bible Background Commentary: New Testament (Downers Grove, Ill.: InterVarsity Press, 1993), S. 694.



Yak 2:7’yi okuyun. Yakup burada bu kötü davranışın etkisi hakkında hangi önemli noktaya işaret ediyor?




Onların bu kötü davranışı, gerçekten İsa’nın “iyi adına” küfür niteliğindeydi. Kötü eylemler aslında yeterince kötüdür; ancak onları daha da kötü kılan şey, bunu İsa’nın adına yaptıklarını iddia etmeleridir. Bundan da kötüsü, İsa adına zenginliklerini veya güçlerini kullanarak inanlı topluluğundaki başkaları üzerinde avantaj elde ederek bölünmeye ve anlaşmazlığa neden olmalarıdır. Bu yüzden, “onurlu ismimize” yakışacak sözler ve eylemler konusunda çok dikkatli olmalıyız.



Ekim 28Salı


   


Komşularımızı Sevmek



Yak 2:8, 9 ile birlikte Levililer 19:17, 18 ve Matta 5:43–45’i okuyun. Burada bizlere ne gibi önemli bir mesaj verilmektedir?




Yakup, Allah’ın “krallık yasasından” (Yak 2:8) bahsetmektedir, zira bu “KRALLAR KRALI”nın yasasıdır (Vah 19:16). O’nun krallığının yasası, komşumuzu sevmekle ilgili Yeni Ahit’teki ilk dokuz referansta görülen Dağdaki Vaaz’da (Matta 5–7) detaylı olarak verilmektedir.


Matta 5:43’deki İsa’nın sözleri, o zamanlar Levililer 19:18’in nasıl anlaşıldığını göstermektedir. Örneğin Levililer’deki daha önceki buyruklar, komşuya yönelik benzerlikler içermektedir: birinin “kardeşinden” (Lev 19:17) nefret etmesini ve İsrail halkından birine kin beslemeyi yasaklamaktadır (Lev 19:18).


Büyük bir ihtimalle bazıları, Levili ayetlerinde kendisi belirgin bir şekilde anılmadığı için bu buyrukları İsrailli olmayan birine kızmanın veya nefret etmenin normal olduğu şeklinde yorumlamıştır. Her şeyden evvel, İsrailli olmayanlar da genelde düşman olarak kabul edilmekteydi. Günümüzde, Kumran topluluğu içerisinde kendilerini ulusun geri kalanından ayıran böyle bir grup dindar Yahudi olduğunu biliyoruz. Onlara, sadece yabancıları değil aynı zamanda topluluğun öğretilerini reddeden İsraillileri de içeren bir yafta olarak “karanlığın çocuklarından” ve “lanetli insanlardan” nefret etmeleri öğretilmişti (The Community Rule 1QS 1:10; 9:21, 22).


“Günah tüm kötülüklerin en büyüğüdür; bizler de günahkâra acımalı ve yardım etmeliyiz. Yanılgıya düşen, bundan dolayı utanç duyan ve kendi hatasının farkında olan birçok kişi vardır. Onlar kendilerine cesaret verecek olan sözlere susamışlardır. Neredeyse sefalete sürükleninceye dek kendi hatalarına ve yanlışlarına bakarlar. Bu kimseleri ihmal etmemeliyiz. Eğer bizler imanlı isek, bizlerin yardımına en çok ihtiyacı olanların yanından geçip gitmemeli ve onlara mümkün olduğunca uzak durmamalıyız. Hastalık ya da günahtan dolayı insanların acı çektiğini gördüğümüzde, asla ‘bu beni ilgilendirmiyor’ dememeliyiz.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 494.



Hak etmeyenler ve sevgiye karşılık vermeyenler için gösterilen çıkarsız sevgi konusunda İsa’nın yaşamı, sahip olduğumuz en büyük örnektir. Sevgiyi hak etmediklerine ve karşılık vermediklerine inandığımız kişilere böyle bir sevgide bulunmayı nasıl öğrenebiliriz? Nihayetinde tam bir adanmışlık ve nefsimizi inkâr neden tek yanıttır?



Ekim 29Çarşamba


   


Bütün Yasa



Yak 2:10, 11’i okuyun. Şimdi aşağıda sıralanan pasajları okuyun ve bunları ya “bütün yasa,” ya “sevgi yasası,” ya da her ikisini vurgulayarak sınıflayın.




Bütün Yasa


Sevgi Yasası


Mat 5:18, 19




Mat 22:36–40




Rom 13:8–10




Gal 3:10




Gal 5:3




Gal 5:14





Yasa üzerine İsa’nın öğretilerinin ne kadar radikal olduğunu kavramak bizler için çok güç. O zamanki dindar Yahudiler (ve bugün birçokları) için Musa kitabındaki bütün yasaları tutmaksızın, yasayı gerçekten tuttuğunu iddia etmek olanaksızdı. Nihayetinde 613 ayrı yasa tanımlanmıştı (248 olumlu yasa ve 365 olumsuz yasa).


İsa’ya hangi yasanın en önemlisi olduğu sorusu (Mat 22:36), muhtemelen O’nu tuzağa düşürmek amacıyla sorulmuştu. Ancak İsa her “yot”un (İbrani alfabesindeki en küçük harf; Mat 5:18) önemli olduğunu beyan etmesine rağmen, Allah’ı sevmenin ve komşunu sevmenin en önemli buyruklar olduğunu öğretmişti, zira bunlar diğerlerini de kapsıyordu.


İsa’nın öğretisi aynı zamanda itaatin tek başına olamayacağını göstermektedir. Bu hep bağıntılıdır, aksi takdirde anlamsız olurdu. Diğer bir deyişle eğer yapmadığımda mahvolmaktan korktuğum için ondalık veriyorsam, bu bağıntılı değildir. Diğer yandan Allah’ın bana ne kadar çok verdiğine minnettar olup ondalık veriyorsam, o zaman eylemlerim Allah ile olan ilişkime dayalıdır.


İsa aynı zamanda yasanın “daha önemli konuları” olan “adalet, merhamet, sadakat”ten (Mat 23:23) bahsetmişti. Bunların hepsi de Allah ile diğer insan ilişkileri etrafında dönmektedir. Bu yüzden Yakup, İsa’nın veya Pavlus’un sözlerinden farklı bir şey söylememektedir: Allah’ın yasasına karşı herhangi bir ihlal, bir ölçüde Allah’a ve diğer insanlara karşı ilişkimizi zedeler. O halde bu, yeterli derecedeki iyi işlerimizin kötü işlerimize baskın çıkması sorunu değildir. Bu, sanki her şeyin bizim etrafımızda döndüğü tek başına bir itaat olurdu. Buna karşılık İsa’yı tanımakla dikkatimizi kendimize değil, sadakatle Allah’a ve diğer insanlara hizmet etmeye çeviririz.



İtaatinin ne kadarı, Allah’a ve başkalarına olan sevginden, ne kadarı zorunluluk duygusundan kaynaklanıyor? Zorunluluktan dolayı çalışmak hep yanlış mı? Belki de bir kişi için sevgi hissetmesen de, sadece yapman gerektiği için o kişiye yardım ediyorsun. Bunda yanlış olan şey nedir?



Ekim 30Perşembe


  


Yasayla Yargılanmak



Yak 2:12, 13’ü okuyun. (Ayrıca bkz. Yu 12:48; Rom 2:12, 13; 2Ko 5:10; Vah 20:12, 13.) Bu ayetler, yargı hakkında ne öğretiyor?






İster iyi olsun ister kötü, yaptıklarımız temelinde yasa tarafından yargılanacağımızdan daha açık bir öğreti yoktur. Ayrıca aynı zamanda Kutsal Kitap İsa’ya olan iman aracılığıyla, O’nun doğruluğuyla kaplanacağımız konusunda da çok açıktır.


Bu kaplanma iki hali gerektirmektedir: bağışlanma (aklanma) ve itaat (kutsanma). “Bu nedenle Rab Mesih İsa’yı nasıl kabul ettinizse, O’nda öylece yaşayın” (Kol 2:6); ve “Vaftizde Mesih’le birleşenlerinizin hepsi Mesih’i giyindi” (Gal 3:27).


Sık sık, sadece yaptıklarımız değil, yapmadıklarımız temelinde de yargılanacağımız söylenir. Bu gerçek olsa da, birçokları bunun anlamı konusunda yanlış bir fikre sahiptir. Daha fazla şey yapmakla ilgili değildir. Bu, düş kırıklığı ve şahsi yenilginin bir reçetesidir. Yakup’un 13. ayetin ilk yarısında ne dediğine dikkat edin: “yargı merhamet göstermeyene karşı merhametsizdir”. Yineleyecek olursak, bu “yapmanın” bağıntılı tarifidir.


Eğer bu konuyu uzun uzadıya düşünürsek, yargı konusunda o kadar paranoyak olurduk ki, sonunda çaresizlik içerisinde pes ederdik. Fakat bu, “Tanrı’dan korkun! … Çünkü O’nun yargılama saati geldi” (Vah 14:7) anlamında değildir! Aksine her zaman, erdemleri yargıdaki tek umudumuz olan İsa’nın doğruluğuna güvenmeliyiz. Yapmamız gereken her şeyi bizlere bildirerek teşvik eden şey, doğruluğuyla bizleri kurtaran Allah’a olan sevgimizdir.


Aynı zamanda, Kutsal Kitap’ta yargı konusundaki uyarılar bizim iyiliğimiz içindir, öyle ki yanlış bir güvenlik hissiyle kendimizi uyutmayalım. Yakup diyor ki, “Merhamet yargıya galip gelir” (Yak 2:13). Onun sözlerini hatırlamalıyız, özellikle de en kötü günaha düşenlerle meşgul olurken.



Sadece kınama ve yargılama beklerken, sana merhamet, lütuf ve af verildiğinde kendini çok kötü hissettiğin oldu mu? Nasıl hissettin? Bir sonrasında başka biri aynı duruma düştüğünde, kendi durumunu unutmadığından nasıl emin olabilirsin?




Ekim 31Cuma


  


Ek Çalışma: Ellen G. White, “Yaşam Kayıtlarımızla Yüzleşmek,” Büyük Mücadele, S. 258–265.



“Allah sizi insanların ve meleklerin önünde kendi evladı olarak kabul etmiştir; bu ‘çağırıldığınız iyi isme’ leke sürmemek için dua edin (Yakup 2:7). Allah sizi bu dünyaya kendi temsilcisi olarak gönderir. Hayatın her eyleminde, Allah’ın adını sergilemelisiniz... Bunu ancak Mesih’in lütfunu ve doğruluğunu kabul ederek gerçekleştirebilirsiniz.”—Ellen G. White, Bereket Dağından Düşünceler, S. 107.


“Adalet, Mesih aracılığıyla, yüce kutsallığından bir nokta bile feda edilmeden bağışlamaya yetki verecektir.”—Ellen G. White Comments, The SDA Bible Commentary, Cilt 7, S. 936.



Tartışma Soruları:


¤ Gandi, şöyle söylerken birçoklarının da düşüncesini özetliyordu, “Mesih’inizi seviyorum ama Mesihçilerinizi değil. Mesihçileriniz Mesih’inizden o kadar farklı ki.” Maalesef böyle söylediğini anlamak neden o kadar zor değil? Tabii ki başkalarının Mesih adına yaptıklarına bakmak çok kolay, neden bunun yerine kendimize ve İsa adına ne yaptığımıza bakmak zorundayız? Çevremizdeki dünyaya O’nu ne kadar iyi tanıtıyoruz?


   


¤ Özgeçmişlerine, sosyal statülerine, mizaçlarına, vs. bakılmaksızın, inanlı topluluğunuz insanların kendilerini değerli ve saygıdeğer hissettikleri bir yer mi? Eğer değilse, fark yaratmak için ne yapabilirsiniz?



¤ Ülkenizde, Kutsal Kitap inancının ilkelerine aykırı olan ne gibi gelenekler ve sosyal normlar mevcuttur? Aşikâr ve gizli olanlardan bazıları nelerdir? Bunları tanımladıktan sonra, İsa’nın hepimize daha iyi bir yaşam tarzı sunduğunu göstermek için bunları nasıl aşabilir ve müjdenin ilkelerini nasıl yaşamında gösterebilirsin?



¤ Komşunu sevmek bir yana, fakat Allah’ı sevmek ne anlama geliyor? Grubunuzla, Allah’ı sevmenin ne anlama geldiğini, O’nu neden sevdiğimizi ve bu sevgiyi nasıl ifade ettiğimizi tartışın.



¤ “Merhamet yargıya galip gelir.” Pratik bazda bu ne anlama gelmektedir, özellikle hata yapanlarla olan ilişkilerimiz göz önüne alındığında? Burada ne tür bir denge gereklidir?


Güneşin Batışı: 17:02 (İstanbul)



Konu 6*Kasım 1–7



İşleyen İman






Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yak 2:14–26; Rom 3:27, 28; Titus 2:14; 2Ko 4:2; Rom 4:1–5; Yşu 2:1–21.



Hatırlama Metni: “Ruhsuz beden nasıl ölüyse, eylemsiz iman da ölüdür” (Yak 2:26).



B


aşarılı bir doktor ve birkaç yüz üyesi olan yüksek profilli bir kilisenin ihtiyarıydı. Kilisenin büyük projelerinin en büyük destekçisiydi ve cömertliği diğerlerini de teşvik ediyordu. Doktor aynı zamanda büyük bir vaazcıydı. Pastör gittiğinde o vaaz vermiş ve herkes teolojik açıdan derin, samimi ve ruhsal olan mesajına hayran kalmıştı.


Sonra günün birinde gerçek ortaya çıktı. Bir önceki Sebt Günü doktorun yokluğu, çoğu kişinin düşündüğü gibi onun tatilde olmasından kaynaklanmıyordu. Hayır, plajdaki malikânesinde aşırı dozda keyif verici uyuşturucu almaktan dolayı ölü bulunmuştu.


Şok edici bir diğer açıklama ise, yatak odasında düzinelerce pornografik video ve dergi bulunduğuydu. Kilise üyeleri şok geçiriyordu, özellikle de onu bir rol model olarak gören gençler. Tüm yargıyı Allah’ın ellerine bırakmak zorunda olsak da, doktorun eylemleri, hiç kuşkusuz onun imanın gerçekliğine yönelik şüphe uyandırıyordu.


Ana fikir? İmanla kurtulsak da, imanlının yaşamında iman ve işleri birbirinden ayıramıyor oluşumuz, Yakup’un kitabındaki çok önemli fakat sık sık yanlış yorumlanan bir gerçektir.


   


*8 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



PazarPazar  Kasım 2


  


Ölü İman



“Kardeşlerim, bir kimse iyi eylemleri yokken imanı olduğunu söylerse, bu neye yarar? Böylesi bir iman onu kurtarabilir mi?” (Yak 2:14). Bu ayeti, sadece imanla kurtulma bağlamında nasıl anlamalıyız? Yak 2:15–17’yi okuyun; Rom 3:27 ile karş., 28; Ef 2:8, 9.






Eylemsiz iman. Yakup, bu tür bir sahte imana ilişkin canlı bir resim sergiliyor (Yak 2:15, 16). Zaten gördüğümüz gibi, Yakup kitabındaki itaat, bağıntısaldır. O halde inanlı topluluğunda ihtiyaç içindeki bir kardeşimiz ile nasıl ilişki kuracağız? Sözler yeterli değildir. Allah bu kardeşimize yardım etmemiz için bizi araç olarak kullanıyorsa, ona basitçe, “Esenlikle git. Allah versin” diyemeyiz.


Tabii ki, ihtiyaçların sonu gelmez ve bunların hepsini karşılayamayız. Ancak “birliğin gücü” diye anılan bir prensip vardır. Bizler İsa’nın elleri ve ayaklarıyız, her seferinde bir kişiye yardımcı olabiliriz. Aslında, İsa da genellikle böyle çalışıyordu. Markos 5:22–34’de, kızı ölmekte olan bir adam, yardım etmesi için O’ndan ricada bulunmuştu. Yolda, arkadan bir kadın yaklaştı ve İsa’nın elbisesine dokundu. Şifadan sonra, İsa oradan ayrılmış ve kadın sevinç içinde kalmış olabilirdi. Fakat İsa, onun fiziksel şifadan daha fazlasına ihtiyacı olduğunu biliyordu. Bu yüzden durdu ve kadın İsa için tanıklık yapmayı öğrenebilsin, aldığı kadar paylaşabilsin diye onunla zaman geçirdi. Sonra Yakup 2:16’daki şu sözleri söyledi: “Esenlikle git” (Mar 5:34). Fakat Yakup’taki sözlerden farklı olarak, bu durumda gerçekten bir anlam taşıyordu!


Eğer bir ihtiyacı fark edip de bir şey yapmıyorsak, imanı tecrübe etme fırsatını da kaçırmış oluruz. Böyle yaparsak, imanımız giderek zayıflar ve ölür. Çünkü eylemsiz iman ölür. Yakup bunu daha da güçlü olarak tarif etmiştir: iman zaten ölmüştür. Eğer canlı olsaydı, eylem de olurdu. Eğer yoksa bu neye yarar? Yakup, 14. ayetin sonunda bu tür eylemsiz ve değersiz bir iman hakkında soru soruyor. Birçok çevirisine nazaran Grekçesi çok daha güçlü bir ifade içermektedir: “Bu iman onu kurtaramaz, kurtarabilir mi?” Yakup’un bizlerden beklediği yanıt, açıkça “Hayır” olmalıdır.



Eylemlerimizin bizi kurtaracağı aldatmacasından kendimizi korurken, imanımızı eylemlerle daha iyi ifade etmeyi nasıl öğrenebiliriz?




Kasım 3Pazartesİ


  


Kurtarıcı İman



Yak 2:18’i okuyun. Yakup’un buradaki ima ettiği şey nedir? Eylemlerimizle imanımızı nasıl gösterebiliriz?




Yakup burada yaygın bir retorik (sözbilim) tekniğini kullanarak, potansiyel muhalifin öne çıkmasını sağlıyor. Bu durumda muhalif, kişinin bunlardan herhangi birine sahip olduğu sürece sorun olmadığı şeklinde, iman ile eylemler arasında bir takoz kullanmaya çalışır. Ancak Yakup’un ima ettiği şey, bunun yerini tutan eylemler yoksa bir imanlının imanla kurtuluş umudu olmadığıdır: “Eylemlerin olmadan sen bana imanını göster, ben de sana imanımı eylemlerimle göstereyim” (18. ayet).


Anahtar nokta, imanın tek başına kurtaramayacağıdır. Gerçek iman, kurtarıcı iman, iyi eylemlerle karakterize edilir. Aynı şekilde, imandan kaynaklandığı takdirde eylemler, iyi eylemlerdir. İman ve eylemler birbirinden ayrılamaz. Tıpkı çift taraflı bir para gibi, birisi olmadan diğeri de mevcut olamaz. Bir para gibi bir tarafı tura, diğer tarafı yazıdır. İman önce gelir ve sonra onu eş eylemlere yöneltir.



Pavlus’un eylemlere olan tavrını, Efesliler 2:10, 1.Selanikliler 1:3, 1.Timoteos 5:25 ve Titus 2:14’de inceleyin. İyi eylemler neden önemlidir?






Pavlus, aslında iyi işlere karşı değildi. Bir kurtuluş aracı olarak eylemlere karşıydı (bkz. Gal 2:16). Gerçekte Pavlus, kurtuluş için yasanın işleyişine dayananlar lanet altındadır demişti, zira yasayı tutarak kurtulmaya çalışan hiç kimse, onu gerçekten tutmayı başaramamıştır (Gal 3:10). İtaat, sadece Kutsal Ruh’un armağanı sayesinde mümkündür.


“Eğer insan, iyi işleriyle kurtuluşu hak edemiyorsa, o zaman bu tamamen bir günahkâr olarak elde ettiği lütufla olmalıdır, zira o alır ve İsa’ya iman eder. Bu tamamen bedelsiz bir armağandır. İmanla aklanma konusu, tartışma götürmez. Ve düşmüş insanın iyi işlevlerinden doğan erdemlerinin, hiçbir zaman kendisine sonsuz yaşamı temin edemeyeceği meselesi halledilir halledilmez, tüm tartışma da sona erer.”—Ellen G. White, Faith and Works, S. 20.



Cennete giden yolu çizemeyeceğimize ilişkin iyi haber, neden Allah’a olan sevgiden, tüm iyi işleri yapabileceğimiz konusunda bizleri motive etmelidir?



Kasım 4Salı


  


Cinlerin “İmanı”



Eylemler yoksa birinin imanının saflığını “kanıtlamak” için bir başka yol daha vardır: inanç sağlamlığıyla. Eğer doğru şeylere inanıyorsam, o zaman imanlı olmalıyım, değil mi?



2.Korintliler 4:2; 1.Timoteos 2:4; Yakup 5:19, 20; 1.Petrus 1:22 ve 1.Yuhanna 3:18, 19’u okuyun. Bu ayetler, gerçeği bilmenin ne kadar önemli olduğu hakkında bize ne söylüyor?






Hiç kuşkusuz, gerçeğe yönelik entelektüel bir bilginin çok önemli bir yeri vardır. Ancak bu bilgi, aslında kişinin kurtarıcı bir imanı olup olmadığını kanıtlaması açısından yeterli değildir.



Gerçek imanın ne olduğuna yönelik yanlış görüş hakkında, Yak 2:19’da bizlere hangi uyarı yapılmaktadır?






Eski Ahit’teki en temel iman beyanı Yasa 6:4’de geçer, “Dinle, ey İsrail! Tanrımız RAB tek RAB’dir”. Şema olarak bilinen (çünkü bu İbrani sözcükle başlar) bu ayet, tek Allah’a imanı saf bir şekilde özetler. Diğer dini öğretiler hep bu ana gerçekten akar.


Ancak cinler bile bu gerçeğe inanır. Aslında bilirler! Ancak bunun onlara ne faydası var ki? İsa ile karşılaştıklarında, O’nun kurbanları terk etmeleri yolundaki buyruğunda olduğu gibi, Allah’ın huzurunda titrerler (Mar 3:11, 5:7).


Entelektüel bir imanın, eylemlerimize yönelik bir etkisi yoktur; aslında bizleri yanlış doktrinlerle ve yalanlarla aldatmak için aktif bir şekilde çalışan cinlerin sahip olduğu iman da aynısıdır. Tıpkı İsa’nın zamanındaki İsrail’de olduğu gibi, cinler murdar ve kötü davranışlara tutunan kurbanların arzuları doğrultusunda insanları aldatmacalarına inanmaları için teşvik edeceklerdir: “Ruh açıkça diyor ki, son zamanlarda bazıları yalancıların ikiyüzlülüğü nedeniyle aldatıcı ruhlara ve cinlerin öğretilerine kulak vererek imandan dönecek” (1Ti 4:1).


Yaşamlarımızda iman açıkça görülmelidir, aksi takdirde bu kurtarıcı bir iman değildir; aksine “cinlerin imanıdır” ve böyle bir iman onları kurtarmadığı gibi bizleri de kurtarmaz.



Kasım 5Çarşamba


  


İbrahim’in İmanı



Yak 2:21–24’yü okuyun ve Romalılar 4:1–5, 22–24 ile karş. Bu ayetlerde tarif edilen İbrahim’in imanı nasıldır ve aklanma neyin üzerine kuruludur?






İlginç olan, hem Yakup hem de Pavlus Yaratılış 15:6’dan alıntı yapmış, fakat görünen o ki zıt sonuçlara varmışlardır. Yakup’a göre İbrahim eylemleriyle aklanmıştı, fakat Pavlus, Romalılar 4:2’de bu olasılığı açıkça reddetmiştir (24. ayet ile karş).


Ancak Romalılar 4’deki yakın bağlam, aklanma için sünnetin gerekli olup olmadığıyla ilgiliydi; yani diğer uluslardan olanların, kurtulmaları için Yahudi olup olmamalarıyla (Rom 3:28–30). Pavlus, İbrahim’in sünnetli olma “eylemini” değil, onun imanının aklanma için temel oluşturduğunu göstermektedir, zira İbrahim daha sünnet olmadan önce iman etmişti. İbrahim, dahili imanının harici bir göstergesi olarak daha sonra sünnet olmuştu (Rom 4:9–11). Fakat sadece eylemler, hatta sünnet bile aklanma için yeterli değildir, çünkü sadece “atamız İbrahim’in … sahip olduğu imanın izinden yürüyenler” (Rom 4:12) aklanacaktır.


Bu ifade, Yakup’unkinden gerçekten çok farklı mıdır? Pavlus da, İbrahim’in imanın “kanıtı” olarak, Yakup’un kullandığı aynı kanıtı kullanmıştı (bkz. Rom 4:17–21). İbrahim, Allah’ın İshak’ı diriltebileceğine inanmıştı, zira O “ölülere yaşam veren, var olmayanı buyruğuyla var eden Tanrı” idi (17. ayet; İbr 11:17–19 ile karş). Pavlus ayrıca kurtarıcı imanı şöyle tarif etmektedir “Tanrı’nın vaadini yerine getirecek güçte olduğuna tümüyle güvenmek” (Rom 4:21). Kısacası, vaatlerini tutan bir Allah’a güvenen ve itaatkâr olarak O’nun sözüne dayanan bir iman, kurtarıcı imandır. Bu eylemler, “yasa eylemleri” değil, “iman eylemleridir.” Ya da Yakup’un ifade ettiği gibi: “Görüyorsun, onun imanı eylemleriyle birlikte etkindi; imanı eylemleriyle tamamlandı” (2:22).


Birçokları iman ve eylemlerin önemini vurgular, fakat bu bile bir bakıma ikisini birbirinden ayırır. Gerçek iman, “sevgiyle etkisini gösteren imandır” (Gal 5:6). İyi işler, sadece imanın harici bir işareti değildir; onlar imanın destekçisidir. İbrahim’in tüm yaşamı yaratan Allah’a imanı, onu tek oğlu olan İshak’ı kurban edecek kadar itaat etmeye motive etmişti. Yakup’a göre bu iman itaatle mükemmelleşmiştir.



Kendi tecrübene göre eylemler (ya da onun eksikliği), imanını nasıl etkilemektedir?



Kasım 6Perşembe


  


Rahav’ın İmanı



“Aynı biçimde, ulakları konuk edip değişik bir yoldan geri gönderen fahişe Rahav da bu eylemiyle aklanmadı mı?” (Yak 2:25). Yeşu 2:1–21’i okuyun. Yine sadece imanla kurtuluş bağlamı içerisinde bu örneği nasıl anlamalıyız?




İbr 11:31’e göre, Eriha’nın sakinleri inanmıyorlardı. Modern çeviriler, onları “itaatsiz” olarak tarif eder. Eriha halkı, İsrail’in Midyanlılara ve Amorlulara karşı göze çarpan zaferlerini biliyorlardı, bu nedenle İsrail’in Tanrı’sının gücünden haberdarlardı. Baal–Peor’da İsraillilere karşı Allah’ın yargısı, Eriha halkına O’nun kutsallığını tanıttığı kadar putperestliğe ve ahlaksızlığa karşı nefretini de öğretti: “Eriha sakinleri bütün bu olayları biliyorlardı. Birçok kişi, Rahav gibi İsrail’in Rabbinin göklerin ve yerin Tanrısı olduğunu biliyor, ama buna teslim olmayı reddediyordu.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 1. Cilt, S. 275.


Rahav iffetsizliğinden ötürü değil, buna rağmen kurtuldu. O, gerçek Allah’a inandı ve bu iman üzerine davranarak, Yeşu’nun yolladığı casusları korudu. Bazı şartlar da mevcuttu: elçinin talimatına itaat ederek, penceresine Fısıh kurtuluşu anında İsraillilerin kapı sövelerine sürdükleri kanı anımsatan, kıpkırmızı bir şerit asmıştı (bkz. Çıkış 12:21–24). Mükemmellikten çok uzak olsa da, Rahav’ın yaşamı, imana kavuşmak isteyen ve sonuçlarıyla Allah’a güvenen herkese Allah’ın af gerçeğini gösteren bir örnektir.



Yak 2:26’yı okuyun. Bu ayet, iman ve eylemler arasındaki ilişkiyi nasıl özetliyor?




Yaşam soluğu olmaksızın bir bedenin sadece ceset olması gibi, eylemsiz bir iman da ölüdür. Ek olarak, gerçek iman olmaksızın, uygulamaya çalıştığımız her “itaat” de Allah’ın gözünde anlamsız olup, sadece “ölü işler”den ibarettir.



İmanla kurtulan bir fahişe mi? Eğer bu, imanla kurtuluşa tek örnek olsaydı, bundan hangi hatalı sonuçları çıkarabilirdik? Bununla birlikte, onun öyküsünden kendin için hangi umudu çıkarabilirsin?



Kasım 7Cuma


  


Ek Çalışma: “Benlik tamamen bir yana bırakılırsa, o zaman yeni ve zengin bir tecrübe sağlayabilirsin, çarmıhın dibine çöktüğünde kendi kusurlarını fark edebilirsin ve Mesih’in mükemmelliğine baktığında benliğin önemini yitirdiğini görürsün.


“Fark eden gözlere Mesih’in çekici hoşluğu görünecektir; o zaman O’nun kalıbı zihinlere ve kalplere dökülecek ve karakterde kendini belli edecektir. İlahi düşüncenin etkisi, kalbe işleyecek ve yaşamda açığa çıkacaktır. İhtiyaçlarınla İsa’ya gel, canlı bir imanla dua et, ilahi kudretin elini tut, iman et, sadece iman et, o zaman Allah’ın kurtarışını göreceksin. Öğrenmek istiyorsan, Allah sana öğretecektir; yönetilmek istiyorsan, O seni canlı suların kaynağına götürecektir.”—Ellen G. White, Testimonies to Southern Africa, S. 26.



Tartışma Soruları:


¤ Çabucak Yakup 2’yi oku. Burada, kurtuluşları için sadece Mesih’in doğruluğunun erdemlerine güvenenlere nasıl özlü bir mesaj vardır?


   


¤ Bazıları Yakup’un Pavlus’a hiç başvurmadan, iman ve eylemlerden bahsettiğini ve bizim onu kendi terimleri üzerinden yorumlamamız gerektiğini iddia eder. Bu tür bir düşüncede yanlış olan nedir? Özellikle bu durumda, diğer ayetlerin iman ve eylemler hakkında ne söylediğini göz önünde tutmak neden önemlidir? Aslında Protestan Reformasyonu hararetinde Katolik savunucuları, çoğunlukla Roma Kilisesi’ni savunmak için Protestanlara karşı Yakup’un kitabını öne sürmüşlerdir. Bu örnek, doktrinlerimizi, emrimizdeki tüm ayetlerin üzerine tesis etmenin önemini nasıl göstermektedir.



¤ Sık sık iman ve eylemlerin “denge” içinde olması gerektiği söylenir. Bu çalışmamız ışığında, bu ifadeyle hemfikir misin? Yanıtını diğer arkadaşlarınla tartış.



¤ Neden Yakup’ta (veya Yeni Ahit’in diğer yerlerinde) İsmail konusunda İbrahim’in zayıflığı veya Rahav’ın yalan söylemesine ilişkin hiçbir ima bulamıyoruz? Bu gerçek, bizlere Mesih’in doğruluğuyla örtünmenin ne anlama geldiği konusunda ne öğretiyor?



Güneşin Batışı: 16:54 (İstanbul)



Konu 7*Kasım 8–14



Dili Uslandırma





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yak 3:1–12; Yasa 6:6, 7; Luka 9:51–56; Özd 16:27; Mat 7:16–18.



Hatırlama Metni: “Kendi sözlerinizle aklanacak, yine kendi sözlerinizle suçlu çıkarılacaksınız” (Mat 12:37).



S


özcükler muazzam bir güç içerir. “Yerinde söylenen söz” (Özd 25:11)—övgü, şiir, öyküler yaşamları büyük ölçüde şekillendirir. Söylediklerimiz günlerce hatta yıllar boyu kalır. Örneğin çocuklar sözleri bir sünger gibi çekerler. Bu yüzden, hangi dilde yetişirlerse yetişsinler, dinlemekle bir dili çok akıcı bir şekilde konuşabilirler. Ayrıca bundan dolayı kendileri hakkında duydukları mesajlar, gelecekteki başarılarına veya zayıflıklarına etki edebilir. İyi olsun kötü olsun, ebeveynlerin iletişim tarzı, çocuklarına da kopyalanır ve gelişir.


Yazılı söz de güçlüdür, hem de daha kalıcıdır. En güçlüsü ise Allah’ın Söz’üdür. Şunu düşünün: “Sözün adımlarım için çıra, yolum için ışıktır.” (Mez 119:105); ve “Aklımdan çıkarmam sözünü, Sana karşı günah işlememek için” (Mez 119:11). İsa öğrencilerinin dikkatini geçici bereketlerden, çok daha canlı bir şeye çekmişti: “Sizlere söylediğim sözler ruhtur, yaşamdır” (Yu 6:63).


Sözler yatıştırır ve güvence verir ya da zehirler ve bozar. Geriye almak istediğin ne çok sözler söyledin?


Bu hafta da göreceğimiz gibi Yakup’un da sözler hakkında söyleyeceği önemli sözler vardır.


   


*15 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.


Yayınlanan Kİtaplarımız




Hakikat%20YoluELLEN G. WHITE SERİSİ


HAKİKAT YOLU VE HAYATIMIZ


Orijinal Adı: Steps to Christ


Çağımızın bilim ve teknik alanında kaydettiği olağanüstü gelişmeler, maddi gereksinimlerimizin karşılanmasını bir dereceye kadar kolaylaştırmıştır diyebiliriz. Fakat maddi gereksinmelerimizin yanı sıra bir de ruhumuzun gereksinimleri vardır. Dileğimiz, çağımızın kaydettiği ilerlemeler yanında bunların da gelişmesi ve insan ruhundaki boşluğun daha asil duygularla dolabilmesidir.


Bu yapıt, ruhsal yaşantımızın bu gereksinimini karşılamaya yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır. Yüz yirmiden fazla dile çevrilmiş olan kitap, yazarın Türkçe olarak yayınlanmış ilk kitabıdır.




Sevgi-Öğretmeni-coverpage


ELLEN G. WHITE SERİSİ


SEVGİ ÖĞRETMENİ (1. ve 2. CİLT)


ELLEN G. WHITE


Orijinal Adı: The Desire of Ages


Tanrısal konularda son derece derin bir bilgiye sahip olan yazar Ellen G. White, bu kitapta İsa’nın yaşamındaki harikulade öğretileri ve önemli olayları tarih sırasına göre anlatırken, O’nun yaşamının farklı güzelliklerini ve ilahî hazinenin değerli gerçeklerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermiştir.


Bu kitap, okuyucuyu gökyüzünün kutsal hazinesiyle ilgili olarak onun hayal bile edemeyeceği kadar iyi bilgilendirmektedir.






ELLEN G. WHITE SERİSİ


SEVGİNİN ZAFERİ


ELLEN G. WHITE


Orijinal Adı: The Great Hope


Kitap, Büyük Mücadele’nin son 10 bölümünü ele almaktadır. Uğrunda savaştıkları şey için çok önemli olan iki tarafın, iyinin ve kötünün arasında geçen evrensel savaşın nasıl başladığından ve nasıl sonlandırılacağından bahsetmektedir. Güzel olduğu kadar şok edici bir yolculuğa çıkmaya hazırlanın. Okuduktan sonra artık aynı kişi olmayacaksınız.


Yayınlanan Kİtaplarımız



Büyük-MücadeleELLEN G. WHITE SERİSİ


BÜYÜK MÜCADELE


Orijinal Adı: The Great Controversy


Eğer evrende anlam ve adalet varsa, masumlar neden suçlularla birlikte acı çekiyor? Ölümden sonra yaşam var mı? Gerçek nedir?


Bu kitap yanıtları vermektedir; ve yanıtları güvence içermektedir. Yaşamın anlamı vardır! Evrende yalnız başımıza değiliz. Bizimle ilgile­nen birisi var! Birisi gerçekten de insanlık tarihiyle ilgilenmiş, hatta insanlığa bizzat katılmış, O’na ulaşabilmemizi, O’nun da bize ulaşabilmesini olanaklı kılmıştır. Güçlü eli bu gezegeni tutan ve yakında esenliğe kavuşturacak olan birisi vardır.


Bu kitabın sayfalarını çeviren hiç kimse, kitabın sadece şans eseri mi eline geçtiğini sormadan bırakmayacaktır.



Geçmişten-Sonsuzluğa-1ELLEN G. WHITE SERİSİ


GEÇMİŞTEN SONSUZLUĞA 1. CİLT


Orijinal adı: Patriarchs & Prophets


Nereden geldik? Uluslar arası gerilimler uygarlığı neden yıkımla tehdit ediyor? Suç oranı neden yükseliyor? Ahlâk­sal standartlar neden geriliyor? Tanrı bütün bunlara kayıt­sız mı kalıyor? Sorunları çözmemize yardımcı olacak her­hangi bir şey yapıyor mu?


Beş kitaplık bir serinin ilki olan bu kitap, sıraladığımız bu soruları yanıtlamaktadır. Dünyamızın nasıl oluştuğuna, insanlığın nasıl başladığına ışık tutmaktadır. Binlerce yıl önce göklerde başlayan trajik isyan anlatılmakta, Tanrı ve Şeytan arasında gelişerek yeryüzünün bütün sakinlerini etkisi altına alan mücadele ortaya konulmaktadır.


Yazar dünyamızda var olan doğruyla yanlış, gerçekle yanıl­gı arasındaki savaşı tanımlamaktadır.


Geçmişten-Sonsuzluğa-2ELLEN G. WHITE SERİSİ


GEÇMİŞTEN SONSUZLUĞA (2. CİLT)


ELLEN G. WHITE


Orijinal Adı: Prophets & Kings


Peygamberlerin öyküsü, 1. ciltte kaldığı yerden devam ediyor. Davut’un oğlu Süleyman, İsrail Krallığına tarihinin en zengin ve en görkemli dönemini yaşattı. Bu ciltte, Tanrı’nın seçtiği halkın O’nun isteğini yapmaktan nasıl adım adım uzaklaştığını görüyoruz. Yaptık­ları seçimin sonuçlarına acı ve ıstırap içinde nasıl katlandıklarını, sonunda Tanrı tarafın­dan nasıl dışlandıklarını okuyoruz. Yaşamımızda lanet ve belalar yerine bereketlere ka­vuşmak için sakınmamız gereken hataları bize öğreten bir kitap...


Yayınlanan Kİtaplarımız




Batıl-İnançlarBATIL İNANÇLAR – Kapılma ve Kurtulma


Yazar: Kurt Hasel


Orijinal Adı: Der Zauber des Aberglaubens


İster Avrupa’dan alınmış olsun –bu kitapta bolca örneği olduğu gibi– ister Çin’de karşımıza kemik biçiminde, isterse Türkiye’deki gibi nazar biçiminde çıkmış olsun, batıl inançlar her devir ve kültürde olagelmiştir.


Çünkü insanlar nerede olurlarsa olsunlar, üç temel soruya yanıt arayıp durdular.


  •     Geleceği nasıl bilebilirim?

  •     Nasıl mutlu olabilirim, olumsuz etkilerden nasıl korunabilirim?

  •     Ölümden sonra ne olacak, ölülerle nasıl iletişim kurabilirim?





BİNLERCESİ KIRILACAK


Yazar: Susi Hasel Mundy


Orijinal Adı: A Thousand Shall Fall



Hitler Almanya’sında inançlarını sürdürmeye cüret eden bir asker ve ailesinin nefes kesen öyküsü.















YETENEKLİ ELLER


Yazar: Carson / Murphey


Orijinal Adı: Gifted Hands


Aynı zamanda filmi de yapılmış olup, en çok satan kitaplar listesinde yıllardır milyonlarca adet satan bu kitapta ölmekte olan çocuklara ikinci bir şans veren olağanüstü bir cerrahın öyküsü anlatılmaktadır. Dr. Ben Carson, beyin cerrahisindeki umut olmayan yere umut getiren yeniliklerle tüm dünyada tanınmaktadır.

KADERİ DEĞİŞTİREN – KUTSAL KİTAP ÇALIŞMA KİTAPÇIKLARI SERİSİ



5 adet kitapçıktan ve 1 adet promosyon kitabından oluşan bu seride Kutsal Kitap’ın Yaratılış öyküsünden, son bölüm olan Vahiy kitabına kadar tüm bölümler, kendi kültürümüze has öykülerle süslenerek, anlaşılır ve kolay bir dille anlatılmış olup, hem inanlı topluluğunuz, hem kendiniz, hem de çevrenizdeki insanlar için muhteşem bir başvuru kaynağı olacaktır.



Yayınlanan Kİtaplarımız


EN ZENGİN MAĞARA ADAMI


Yazar: Batchelor / Toker


Orijinal Adı: The Richest Caveman


Gerçekten yaşanmış bir öykü… Milyoner bir baba ile gösteri dünyasında çalışan bir annenin oğlu olan genç Doug Batchelor, paranın satın alabileceği her şeye sahipti. Mutluluk hariç her şeye. Uyuşturucu kullandı, okulda kavgalar çıkardı ve intihar düşüncesiyle hayaller kurdu. Kendinden tiksinen ve hayatın hiçbir amacı olmadığına inanan Doug, yaşayabileceği tüm eğlence ve heyecanları yaşamayı kafasına koydu. Onun aradığı mutluluk sürekli kendisinden kaçıyordu, ta ki bir dostun mağarasında bıraktığı tozlu bir kitabı bulana dek. Bundan sonra olanlar ancak mucize olarak açıklanabilir.






RUHLAR DÜNYASINA YOLCULUK


Yazar: Roger J. Morneau


Orijinal Adı: A Trip into the Supernatural


Gerçekten yaşanmış öyküler ve deneyimler içeren bir kitap. Küçüklüğünde ve savaş zamanında yaşadığı deneyimler Roger’i Allah’tan uzaklaştırmış, sonunda O’ndan nefret etmesine ve satanistlerin bir kulübüne katılmasına neden olmuştu. Fakat daha sonra sevgi dolu bir Tanrı’yı keşfederek iblislere ibadetten ayrılmak istedi. İşte Roger’in satanizmin dehşet verici dünyasından ilahî müdahaleyle kurtuluşunun öyküsü.








BEREKET DAĞINDAN DÜŞÜNCELER


Yazar: Ellen G. White


Orijinal Adı: Thoughts From the Mount of Blessing


Mesih’in Mutluluk Vaatleri Dağı’ndan söylemiş olduğu sözler, zamanın sonuna dek gücünü koruyacaktır. Her bir cümle, gerçeğin hazine dairesinden gelen bir mücevherdir. Bu konuşmada ifade edilen ilkeler, tüm çağlar ve tüm sınıflardan insanlar için geçerlidir. Mesih, ilahî enerji ile, birbiri ardınca pek çok sınıfı, doğru karakterler edindikleri için bereketlenmiş olarak ilan ederken, onlara olan inancını ve umudunu açıkladı. Herkes, Yaşam Kaynağı’nın verdiği yaşamı sürerek, O’na iman aracılığıyla, O’nun sözlerinde ortaya konulan standarda ulaşabilir.


Yayınlanan DVD’lerİmİz




DVD SERİSİ:


BİZİM MİRASIMIZ


Orijinal Adı: Our Heritage – SDA Church History


Yedinci–Gün Adventistleri tarihinin anlatıldığı bir DVD.





















YEDİNCİ GÜN


Orijinal Adı: The Seventh Day


5 DVD’den oluşan Türkçe altyazılı bu sette Yedinci–Gün Sebt’inin tarihçesi detaylı olarak anlatılmaktadır. Hiç merak ettiniz mi, dünya üzerindeki yaşam bir tesadüfle mi başladı? Neden haftanın 7 günü var? Allah haftanın bir gününü neden diğerlerinden ayrı tuttu? Yaratılıştan bugüne dek Sebt Günü’ne inanan insanların izlerini süreceğiz.







Yayınlanan Broşürlerİmİz




BROŞÜRLERİMİZ:


YEDİNCİ–GÜN ADVENTİST TOPLULUĞU


Yedinci–Gün Adventistleri kimlerdir? Neye inanırlar? Ana doktrinleri nelerdir? Tarihçemiz, yaşayışımız nasıldır?








CEP BROŞÜRLERİ SERİSİ – SONUN BELİRTİLERİ:


İSA YENİDEN GELDİĞİNDE


İsa nasıl gelecek? Yeniden geldiğinde ne olacaktır? Belirtiler nelerdir? Nasıl hazır olabilirsin?


BEN KİM’İM?


İsa’nın kim olduğunun açıklandığı bu broşürde O’nun özellikleri çeşitli açılardan ele alınmaktadır.


SONSUZA DEK YAŞAYABİLİRSİN


Sonsuz yaşam nasıl elde edilebilir? Lütuf ne demektir? Nasıl kurtulunur? Sonsuz yaşam formülü nedir?


HATIRLANMASI GEREKEN BİR GÜN


Sebt (Şabat) Günü’nün anlamı ve öneminin kısaca anlatıldığı bu broşür, onun nasıl tutulabileceğine yönelik kısa talimatlar içermektedir.




1/2015 – Gelecek Kitapçığın Konusu


Özdeyişler




K


utsal Kitap’taki birçok kitap, derin ruhsal ve teolojik gerçeklerle doluyken, Özdeyişler kitabı, günlük yaşam için pratik, dünyaya yönelik tavsiyelerle doludur.


Örneğin: “Ey tembel kişi, git, karıncalara bak, onların yaşamından bilgelik öğren” (Özd 6:6). Veya: “Çölde yaşamak, can sıkıcı ve kavgacı kadınla yaşamaktan yeğdir” (Özd 21:19). Ya da: “Düşmanın acıkmışsa doyur, susamışsa su ver. Bunu yapmakla onu utanca boğarsın ve RAB seni ödüllendirir” (Özd 25:21, 22). Böyle bir benzetmeyi kim unutabilir ki?


Özdeyişler kitabı, nesiller boyu birikmiş bir bilgeliğin tanıklığıdır. Onun insan yazarları arasında Kral Süleyman (Özd 1:1–9:18, 10:1–22:16, 25–29); kadim Yakın Doğu diyarından gelen bilinmeyen “bilge adamlar” (Özd 22:17–24:22, 24:23–34); ve İsrailli olmayan Agur (Özd 30:1–33) bulunmaktadır. Kitap, Kral Hizkiya’nın derlemelerini bile onaylamaktadır (Özd 25:1). Bazı durumlarda, kitap kadim Yakın Doğu metinlerini yansıtmaktadır, özellikle kadim Mısır’dan olanları.


Bununla birlikte Özdeyişler kitabı Allah’ın Söz’üdür, çünkü yazarlar katkılarını hep birlikte ilahi bir ilham altında sunmuşlardır. Allah ayetlerde nadiren açıkça anılsa da, O her zaman mevcuttur: pazarda nerede isek veya yiyor, içiyor, çalışıyor, alıyor, satıyor, sohbetleşiyor ve seviyorsak, Rab de oradadır. Özdeyişlerdeki Tanrı, ister kâhin isterse sıradan bir mümin olsun, sadece dindar bir kişinin Tanrısı değildir. Burada dindarlık, çalışma giysilerine bürünmüştür.


Özdeyişler kitabından, pratik bir tarzda ama sağlam bir şekilde nasıl bilge olunacağını öğreniriz. Kitap şu gibi sorulara yanıt verir: Çocuklarıma neyi, nasıl öğretmeliyim? Nasıl mutlu ve başarılı olabilirim? Neden para sorunlarım var? Mesleğimde nasıl ikramiye alabilirim? Cinsel ayartılara nasıl direnebilirim? Hiddetime veya dilime nasıl hakim olmalıyım?



Jacques B. Doukhan, İbranice ve Eski Ahit Tefsiri profesörü olup, Andrews Üniversitesi Yedinci–Gün Adventistleri Teolojik Seminerinde, Musevi–Hıristiyan Araştırmaları Enstitüsü direktörüdür. Fransız vatandaşı (Cezayir doğumlu) olan Doukhan, Strasbourg Üniversitesinde doktora yapmıştır ve Andrews Üniversitesinde teoloji doktoru ünvanına sahiptir.



Web sayfamızı ziyaret edin:


www.adventistler.com    / www.adventistler.org




Kasım 9PazarPazar


  


Sorumluluk



Yak 3:1’i okuyun. Burada sorumluluk konusunda hangi önemli hususu vurguluyor?




İnanlı topluluğunda ve okullarında öğretmenler özellikle ağır bir sorumluluğa sahiptirler, zira onlar yıllarca kalıcı olacak tarzda zihinleri ve kalpleri şekillendirmektedirler. Bu etki, o anki neticenin de ötesinde bir dalga etkisiyle diğer birçok kişiyi de kapsayacaktır. Ne kadar çok bilirsek, bu bilginin kullanılması ve paylaşılmasında o kadar fazla sorumlu oluruz.


İngiltere’deki Cambridge Tyndale House kütüphanesinin girişinde, buraya giren her araştırmacıya şunu hatırlatan bir tabela asılıdır: “RAB korkusudur bilgeliğin temeli.” (Özd 9:10). Her şeyin ölçütü insan değildir; Allah’tır ve her doğru eğitim O’nunla başlar ve biter. Maalesef, bilgi arttıkça, Allah’a bağımlılık azalmaktadır. Sık sık, örneğin bilimin Allah’tan bağımsız çalıştığı uygulatılmakta ve öğretilmektedir. Bazı teoloji öğretmenleri güvenilirlik çabası içinde, imanla hiç ilgisi olmayan metotları kullanmaktadır. Bunun sonucu olarak, iman hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin zihinlerinden ve kalplerinden gittikçe uzaklaştırılmaktadır. Ancak sadece bu dünya için değil, sonsuzluk için eğitim verildiği sürece, öğretmenler ve öğrenciler açısından başlıca şey olan öğrenim, değerli ve hatta ilham verici bir uğraş olacaktır.


Pavlus da bu sorumluluğu anlamıştı, zira kurduğu kiliseler için liderler eğitmiş ve atamıştı (Elç 14:23, Titus 1:5 ile karş). Hatta Timoteos’a, tecrübesiz ve bilgelikten yoksun çobanlara karşı sürüyü koruması talimatını vermiş (bkz. 1Ti 1:3–7; 3:2–6; 6:2–5; 2Ti 2:14, 15), bazılarının “her zaman öğrenen, ama gerçeğin bilgisine bir türlü erişemeyen” (2Ti 3:7) kişiler olduğu uyarısını yapmıştı.


Ebeveynler, daha sonra başkalarını da etkileyecek olan çocuklarına öğretirken, ağır bir sorumluluk taşırlar. Aslında hepimiz verdiğimiz örnekle, çevremizdekilere oldukça büyük bir etki bırakırız. O halde bizlere vaat edilen (Yak 1:5) Allah’ın bilgeliğini ararken, O’nun yollarının örneği olup, tanrısal bir etki bırakabiliriz. Zira ister iyi ister kötü olsun, hepimiz başkaları üzerinde etki bırakırız.



Seni olumlu yönde etkileyenleri düşün. Ne yapmışlardı? Seni nasıl etkilemişlerdi? Ve en önemlisi, aynı şeyi sen nasıl başkalarına yapabilirsin?



Kasım 10Pazartesİ


  


Söz Gücü



“Çünkü hepimiz çok hata yaparız” (Yak 3:2). Ne kadar canlı bir uyarı, özellikle de, Yakup’un davranışlar üzerine vurgusu göz önüne alındığında! Yine de, “gerçek” konusundaki görüşümüz, dünya üzerinde O’nun temsilcileri olarak Allah’ın bizler için olan idealine inancımızı karartmaması gerekir.


“Sözleriyle hata yapmayan kimse, bütün bedenini de dizginleyebilen yetkin bir kişidir” (2. ayet). Grekçedeki şart hali, sözlerle tökezlememenin gerçek bir olasılık olduğunu ima etmektedir. Sözlerin önemine çok değer verilmektedir. Düşünceler sözlere dökülür, bunlar da eyleme dönüşür. Sözler aynı zamanda düşüncelerimizi pekiştirir. Bu nedenle, onlar sadece bizim yaptıklarımıza değil, aynı zamanda başkalarının ne yaptığına da etki eder. Dil aracılığıyla insanlarla bağlantıda kalırız.


Bu haftanın pasajı dilin gücünü belirten birkaç betimleme içermektedir. İlk üçü küçük bir şeyin nasıl büyük sonuçlar doğurabileceğini vurgulamaktadır: gem ve yular atı yönlendirebilir, dümen bir gemiyi idare edebilir ve kıvılcım bir ormanı yakabilir.



Kutsal Yazı’da “dilin gücü” hakkında ne gibi olumlu ifadeler bulabiliriz? Bkz. Yasa 6:6, 7; 23:23; Mez 40:3; Özd 10:20, 21; 12:25; Mal. 2:6, 7; Luka 4:22; Rom 10:6–8.






Çocuklar çok hassastır, ancak tıpkı ağaçların sağlam ve sabitçe büyümeleri gibi, çocuklar da yaşlandıkça değişime daha çok direnirler. İster evde, isterse inanlı topluluğunda olsun bir anlamda hepimiz öğretmenleriz. Sözlerimiz çok güçlü olduğundan, günün ilk saatlerinde düşüncelerimizi Allah’ın Söz’üne daldırmamız önemlidir. Her şeyden evvel, düşüncelerimizi ve sözlerimizi ne besler: Allah’ın Ruh’u mu yoksa başka bir kaynak mı? Diğer kaynaklara zıt olarak, Allah’ın Söz’üyle mümkün olan muazzam değişimi gözardı etmemeliyiz (Mez 33:6, 2Ko 4:6 ile karş.).


Sözler o kadar güçlü bir potansiyele sahiptir ki, sadece birkaç cümleyle bir kişiyi harap edebilirsin, belki de tüm yaşamının geri kalanını. Diğer yandan, olumlu sözler birini yüceltebilir, belki de uzunca bir süre.



Eğer elinde bir dinamit olsaydı, onu taşırken ne kadar dikkatli olurdun? Yanıtın, dinamitten bile daha güçlü olan bir şeyle nasıl davranman gerektiği konusunda ne söylemelidir?



Kasım 11Salı


  


“Küçük” Şeyler, Büyük Şeylerdir



Yak 3:3–5’i okuyun. Her iki benzetmedeki ortak yön nedir ve dil ile nasıl bir ilişkileri vardır?






Hem atın ağzındaki gem, hem de geminin dümeni, kontrol ettikleri şeyle kıyaslandıklarında oldukça küçüktür. Ancak elin ufak bir hareketiyle atın veya geminin yönü tamamen değişebilir. Bunun gibi “dil de bedenin küçük bir üyesidir, ama büyük işlerle övünür” (5. ayet). Diğer bir deyişle bir sözcük, hatta bir bakış veya jest bile küçük görünebilir, fakat her biri bir dostu düşmana çevirebilir veya kötü bir durumu iyi bir ortama dönüştürebilir. “Yumuşak yanıt gazabı yatıştırır, oysa yaralayıcı söz öfkeyi alevlendirir” (Özd 15:1). Yanlış yöne doğru bir atın dörtnala koştuğunu ve bir geminin tam gaz suları yararak ilerlediğini düşünün. Bir şey ne kadar hızlı giderse, varış noktasından o kadar uzaklaşır. En iyi rota, durmak ve mümkün olduğu kadar çabuk geri dönmektir. Aynı şey sözlerimiz açısından da geçerlidir. Eğer konuşma kötü yöne kayıyorsa, en iyisi derhal durmalıyız.



Luka 9:51–56’yı okuyun. Öğrencilerin önerisine İsa’nın verdiği yanıt neydi? Sonuç neydi ve bu öyküden nasıl bir ders çıkarabiliriz?






Öğrenciler önerilerini geçmişten meydana gelen dini bir olaydan esinlenerek yapsalar da (2Kr 1:10, 12), İsa bu öneriyi reddetti. Azarlaması durumu değiştirdi. Öykü, şöyle sona eriyor, “Sonra başka bir köye gittiler” (Luka 9:56). İsa, Samiriyeli köy tarafından reddedilişi, takipçileri için bir öğrenme tecrübesine dönüştürdü. O anın heyecanıyla, kendimizi savunmak maksadıyla duygularımız kabarırken, İsa’nın örneğini hatırlayabilir ve mecazi olarak “başka köye” gidelim diyebiliriz.


“Damlaya damlaya göl olduğu gibi, küçük şeyler de yaşamı oluşturur. Yaşam bir ırmaktır, sakin, serin ve hoş, ya da çetin bir ırmaktır, hep çamur ve kirleri yığan.”—Ellen G. White, That I May Know Him, S. 209.



Yaşamında “küçük” gibi gözüken, ama daha sonraları düşündüğünde pek de “küçük” olmayan bazı şeyler nelerdir?



Kasım 12Çarşamba


   


Hasar Kontrolü



Hepimiz yaşadık. Söylediğimiz bir şey o kadar büyütüldü ve abartıldı ki, biz bile ne olduğunu anlayamadık. Yakup’un dediği gibi, “Düşünün, küçücük bir kıvılcım koca bir ormanı tutuşturabilir” (3:5).



Duayla ve dikkatle Yak 3:6’yı okuyun. Dilimizin gücü, sözlerimizin bizim hakkımızdaki her şeyi “kirletmesi” hakkında ne söylüyor? Bu ayet neden konuşmadan önce bizi titretmelidir?






Sembolik olarak kullanıldığında ateş arındırmayı sembolize ederken (Yşa 4:4, Zek 13:9), düşüncesiz sözlerin yıkıcılığı da dahil (Özd 16:27, 26:21), daha çok yıkıma işaret eder (örneğin bkz., Yşu 6:24; 11:9, 11; 1Sa 30:3; Mat 7:19).


Bir kıvılcımdan sadece büyük bir ateş başlamaz, aynı zamanda korkunç bir hızla her şeyi yakıp yıkar. Aynı şekilde sözler de dostlukları, evlilikleri ve itibarları yok edebilir. İnsanlar bir çocuğun ruh haline girip, öz kavramlarını ve gelecekteki gelişimlerini mahvederler.


Günah, yeryüzünde görünüşte masum bir soruyla başlamıştı (bkz. Yar 3:1). Göklerde de benzer bir tarzla başladı. Lusifer “göksel varlıklara hükmeden yasalara ilişkin kuşkular doğurdu.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 1. Cilt, S. 11. Bu nedenle, dilin “cehennemden alevlenmiş” (Yak 3:6) olduğunu söylemek, bir abartı değildir.


Söz ağızdan çıktığında bir daha unutulmadığı ve söylediklerimizi bir daha geriye alamadığımız doğru olsa da, bu tahribatı azaltabilmek ve düzeltmek için elimizden geleni yapmalıyız. İşleri düzeltmek için bazı adımlar atmak, aynı yanlışı tekrarlamamamıza da yardımcı olacaktır. Örneğin, Allah’tan daha sonra gelen bir vahiyle peygamber Natan, söylediği bir şeyi derhal düzeltmek için Davut’a başvurmuştu (bkz. 2Sa 7:1–17). Petrus Mesih’i inkâr ederken acı acı ağlamış ve daha sonra tövbesinin hakikiliğini daha açıkça sergilemişti (Yu 21:15–17).


“Dili hiçbir insan evcilleştiremese de” (Yak 3:8), “dilimizi kötülükten, dudaklarımızı yalandan uzak tutmak” (Mez 34:13) konusunda uyarıldık. Sadece Allah’ın Ruh’u sözlerimizi kontrol altında tutmaya yardımcı olabilir (bkz. Ef 4:29–32).



Yak 3:6–8’i okuyun. Bu ayetlerdeki düşünceler, neden söylediklerimize dikkat etmemiz gerektiğini ima eder? Ağzımızda zaptettiğimiz iyilik veya kötülük gücünü değerlendirmeyi nasıl öğrenebiliriz?



Kasım 13Perşembe


  


Bereket ve Lanet



Yak 3:9–12’yi okuyun. Yakup, pınar, incir ağacı ve asmayı kullanarak, ne gibi bir gerçeği betimlemektedir?






Bir imanlının ağzından hem bereket hem de lanet çıkması fikri, en azından rahatsız edicidir. Peki ya hafta boyunca küfürlü televizyon programları ve filmleri seyredip de Sebt Günü Allah’ın Söz’ünü dinlemek için kiliseye katılmaya ne demeli? İsa hakkında gerçeği ve harika sözleri söyleyip de ardından müstehcen fıkralar anlatana ne demeli? Bu imajlar ruhsal açıdan rahatsız edicidir, zira bunlar doğru olduğunu bildiğimiz şeylere aykırıdır. Allah’ı öven aynı ağız, daha sonra kirli şakalar mı yapıyor? Bu tezatta yanlış olan şey nedir?


Yakup, pınar imajını kullanmaktadır. Su kalitesi kaynağına bağlıdır ve kök de meyveyi belirler (Mat 7:16–18 ile karş). Benzer şekilde eğer Allah’ın Söz’ü içimize yerleştiyse, onun işleyişi yaşamımızda kendini belli edecektir. Bu gerçeği anlamak, imanımızı “kanıtlamak” derdinden bizleri özgür kılar. Saf din, kendini doğrulayan imandan kaynaklanır, tıpkı saf su pınarının, ondan doğal olarak akan sudan başka bir şeyle kanıtlanmaya ihtiyacının olmaması gibi.


Ancak aynı zamanda şöyle sorulabilir, “Eğer Allah’ın adanmış takipçilerinin yaşadıkları düşüş anlarından bir enstantane alsaydık (Musa’nın bir Mısırlıyı öldürmesi, Davut’un Bat–Şeva ile meselesi, vs.), onların durumlarını sorgulamada haklı olmaz mıydık?”


Tabii ki Allah’ın istemi, bizim günah işlemememizdir (1Yu 2:1). Ancak Adem ve Havva’nın düşüşünden beri, eğer günah işlersek, vaat edilen Kurban’a iman temelinde, Allah bağışlanmamız için önlem almıştır (Mez 32:1, 2 ile karş). Bununla birlikte, itaatin bereketi getirdiği gibi, günahın da üzüntüyü getirdiği gerçeği bakidir. Musa, onu ölüme götüren eylemi unutmak için 40 yıl koyun gütmüştü ve Davut, Bat–Şeva’nın doğurduğu çocuğun ölümüyle yıkıldığı gibi, bölünmüş kabileler yaşamının sonuna kadar krallığını tehdit etmişti. Şüphesiz ki, işledikten sonra günahlarımız affedilebilir; ancak sorun şu ki, çoğunlukla bu günahların yıkıcı sonuçları, hem bizler hem de başkaları için kalmaya devam eder. Zafer gücünü dileyerek dizlerimizin üzerine çökmek, af için dua etmekten ve sonra da kontrol altına alınan zarar için yalvarmaktan çok daha iyidir.



Kasım 14Cuma


  


Ek Çalışma: Ellen G. White’ın Christ’s Object Lessons, S. 335–339 kitabındaki “Yetenekler” bölümünden konuşmanın gücünü oku ve grubunla seni etkileyen hususları paylaş.



“Akılsızca konuşmalarla iştigal edenlerin topluluğunda bulunduğumuzda, görevimiz mümkünse konuşulan konuyu değiştirmektir. Allah’ın lütfunun yardımıyla sözleri sessizce kesmeli ya da konuşmayı yararlı bir kanala yönlendirecek bir konu başlatmalıyız.


“Mesih’in izleyicileri olarak, sözlerimizi Hristiyan yaşamında birbirimiz için bir yardım ve teşvik olacak hale getirmeliyiz. Kendi deneyimimizdeki değerli kısımlar hakkında, şimdi yaptığımızdan çok daha fazla konuşmalıyız. Allah’ın merhametini ve sevgi dolu şefkatini, Kurtarıcı’nın sevgisinin benzersiz derinliklerini anlatmalıyız. Sözlerimiz övgü ve şükran sözleri olmalıdır. Zihin ve kalp Allah’ın sevgisiyle dolu olursa, bu konuşmada açığa çıkacaktır. Ruhsal hayatımıza giren şeyi vermek zor bir mesele olmayacaktır. Büyük düşünceler, asil istekler, gerçeğe dair net anlayışlar, özverili amaçlar, dindarlık ve kutsallık arzusu, kalp hazinesinin karakterini ortaya koyan sözlerle meyve verecektir. Mesih konuşmamızda bu şekilde sergilendiğinde, O’na canlar kazanma gücüne sahip olacaktır.”—Ellen G. White, Christ’s Object Lessons, S. 337, 338.



Tartışma Soruları:


¤ Sözlerle olan sorun, çoğumuzun ağzından çok kolayca çıkmasıdır. Ayrıca, çoğunlukla ne söylediğimizi daha düşünme şansı olmadan çıkmaktadırlar. Bu bir gerçek olduğundan dolayı, ağzımızı açmadan önce dikkatle düşünmeyi nasıl öğrenebiliriz?


   


¤ Kendi benliğinden bile daha güçlü olan sözlerinin gücünü düşün. Şu deneyi yap: bir başkasına sürekli Allah’ın senin yaşamında yaptığı şeyden, seni nasıl bereketlendirdiğinden, denenmelerinde seni nasıl koruduğundan, vs. bahset. Bunu bir, iki gün yap ve sonra kendine şunu sor, Bu benim imanımı nasıl etkiledi?



¤ Sözlerinin, kalbinden geçenleri başkasına belli ettiği konusunda ne düşünüyorsun? Düşündüğünden fazlasını mı açıklıyor? Bir gün boyunca konuşmalarını kaydedip, sonra da dinleseydin, senin hakkında ne ifşa ederdi?



Güneşin Batışı: 16:47 (İstanbul)



Konu 8*Kasım 15–21



Göksel Bilgeliğin


Tevazusu





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yak 3:13–4:10; Yasa 4:6; Gal 5:17; Yer 3:6–10, 20; Elç 19:13–16; Mez 24:3–6.



Hatırlama Metni: “Rab’bin önünde kendinizi alçaltın, sizi yüceltecektir” (Yak 4:10).



B


irçok orta ve büyük ölçekli şirketlerde “ara–müdürlük mentalitesi” mevcuttur. Bu kavram, çalışanların kendilerini henüz sahip olmadıkları bir yetkiye sahipmiş gibi hissettiklerinde ortaya çıkar: daha fazla saygı, daha yüksek maaş, daha yüksek pozisyon, vesaire. Bu sağlıksız davranış, zamanla kişinin yükselme çabasını körükler. Karar vericilere yaltaklanma işaretleri ve meslektaşlar arasındaki kaba davranışlar, hepsi de bencilce bir rekabet ruhuyla dolu belirtilerdendir. Büyük bir televizyonun ana haber spikeri, başkalarına zarar vermeden zirveye ulaştığında iş arkadaşı hayranlıkla şunu ifade etmişti: “Cesetler yoktu.”


Bencilce rekabetin sadece seküler organizasyonlarla sınırlı olduğunu, kilisenin ise çok farklı işlediğini düşünmek saflık olur. Maalesef Kutsal Yazı, dünyevi “bilgeliğin” imanlılar arasında da çoğunlukla etkin olduğuna dikkat çekmektedir.


Bu hafta, Allah’ın Söz’ünün bu talihsiz gerçek hakkında ne söylediğine göz gezdireceğiz.



*22 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



PazarPazar  Kasım 16


  


Bilgelikten Doğan Alçakgönüllülük



“Aranızda bilge ve anlayışlı olan kim? Olumlu yaşayışıyla, bilgelikten doğan alçakgönüllülükle iyi eylemlerini göstersin” (Yak 3:13). “Bilgelikten doğan alçakgönüllülük?” Bu ne anlama geliyor?






Bazı yorumcular, Yakup’un üçüncü bölümünün tamamının, insanları öğretmenler olarak tanımlamakla (veya tanımlamamakla) ilgili olduğunu düşünür. Doğal olarak “bilge ve anlayışlı” olanlar iyi adaylarmış gibi gözükmektedir, fakat kapsamı daha geniştir, tüm topluluğu kapsıyormuş gibidir. Yakup’un burada ve mektubu boyunca tarif ettiği bilgelik, aslında kadim Grekler ve günümüzdeki birçok batılı toplumlar tarafından rağbet edilen entelektüel bir çeşitlilik değildir. Aksine bilgelik, Grekçesi anastrofe olan sözcüğün, “idare etmek, yönetmek” anlamındaki çevirisinin de işaret ettiği gibi, bir kişinin gidişatında ve yaşam tarzında görülebilir (1Ti 4:12, İbr 13:7, 1Pe 1:15, 2:12 ayetlerinde de kullanılmıştır). Eylemlerimiz ve gidişatımız bizim ne kadar bilge olduğumuzu kanıtlar. İsa da şöyle söyleyerek, aynı şeyi öğretmişti: “bilgelik, ortaya koyduğu işlerle doğrulanır” (Mat 11:19).


İlginç olan, Eski Ahit’te “bilge ve anlayışlı” ifadesinin bulunduğu tek yer, Musa’nın Allah’ın buyurduğu tüm emirlere itaat etmeleri için İsraillileri uyardığı şu ayettir: “Onlara sımsıkı bağlanın. Çünkü ne denli bilge ve anlayışlı olduğunuzu uluslara bunlar gösterecek. Bu kuralları duyunca, uluslar, ‘Bu büyük ulus gerçekten bilge ve anlayışlı bir halk!’ diyecek” (Yasa 4:6).


Buna karşılık, Yak 3:11’de anılan “acı” su, inanlı topluluğunda “kıskançlık ve bencillik” (14. ayet) üretir. Sonraki Grekçe eritheia sözcüğünün çevirisi, “birinin kendi çıkarlarına ayrıcalık tanıması” anlamına gelir.—Ceslas Spicq, Theological Lexicon of the New Testament (Hendrickson Publishers), Cilt 2, S. 70. Bu, imanlıların dünyada yaptıklarından çok, Şeytanın göklerdeki tavrını andırıyor. Kendi nefsimizi köreltmek konusunda bilinçli bir seçim yapmayıp, istemimizi Rab’be teslim etmedikçe, hepimiz burada Yakup’un uyarmış olduğu davranışları gösterme tehlikesi içine girebiliriz.



“Bilgelikten doğan tevazu” ifadesi üzerinde düşün. Şu anda senin açından böyle bir bilgelik, hangi durumlarda sana çok yardımcı olabilir?



Kasım 17Pazartesİ


   


İki Çeşit Bilgelik



Yak 3:15, 16’yı okuyun. Dünyevi bilgeliğin tarifi nedir? Dünyada, hatta inanlı topluluğunda gördüğümüz bu “bilgeliğin” ortak yönleri nelerdir?






Doğal olarak sahip olduğumuz bilgelik “dünyevidir,” hatta “uğursuz” veya “şeytani” olup, Ruh’tan yoksundur. Bu sürpriz olmamalı. Uzun zaman önce Süleyman, “insana düz gibi görünen yolun,” “ölüm yolu” (Özd 14:12; 16:25) olduğundan bahsetmişti. Bu bilgelik, özünde yıkıcıdır. Eğer kıskançlık ve bencilce ihtiraslar beslenir ve öne çıkarılırsa, bunun doğal sonucu, Korint’teki duruma benzer şekilde bozukluk ve ihtilaftır (aynı sözcüğün farklı türlerinin kullanıldığı, 2Ko 12:20’ye bkz).



Yak 3:17, 18; Yu 3:3–7; Koloseliler 3:1, 2’yi okuyun. Bu ayetler, hep birlikte bize “göksel” bilgelik hakkında ne söylüyorlar?






Yakup, doğrudan Kutsal Ruh’u hiç ima etmese de, yeni doğuş fikri açıkça sergilenmektedir. Elçi, belki de müjde mesajını duyduklarında, insanların kalbine “ekilme” sözcüğünü ima eden İsa’nın benzetmelerini temel alarak (bkz. Mat 13:3–9, 18–23), ekim yapmak ve meyve toplamak gibi ziraî mecazları tercih etmektedir. Göksel bilgelik, “merhamet” ile olduğu kadar, “iyi meyvelerle” doludur. Gördüğümüz gibi, Yakup imanın meyvesi olarak itaat ve iyi işleri vurgulasa da, merhamet yargıya bile galip gelmektedir (Yak 2:13). Diğer bir deyişle, gerçek bilge sadece İsa gibi uysal ve alçakgönüllü olmakla kalmayıp, aynı zamanda barışçıl, nazik, merhametli, bağışlayıcı ve başkalarının hatalarını görmezden gelen, eleştirici ve yargılayıcı olmayan kişidir.



Dünyanın gidişatına uymak ne kadar kolay, değil mi? Kendini araştır: gökten gelen bilgeliğe nazaran, dünyevi bilgelik yaşamını ne kadar çok etkilemektedir?



Kasım 18Salı


  


Çatışmanın ve Kavganın Kaynağı



“Aranızdaki kavgaların, çekişmelerin kaynağı nedir? Bedeninizin üyelerinde savaşan tutkularınız değil mi?” (Yak 4:1; Gal 5:17 ile karş). Her iki pasaj da hangi temel çekişmeyi tarif etmektedir?






Yakup 4’ün açılış ayetleri, imanlıları acı çekişmeler nedeniyle içeriden parçalara ayrılmış kişiler olarak tarif etmektedir. İnanlı topluluğunun harici kavgalarının dahili sebepleri vardır: dünyevi tutkulara sahip olmak (Grekçesi hedonizm). Pavlus’un mecazen “benlik” olarak ima ettiği bu günahkâr arzular, daha yüce, ruhsal güdülerimizle aktif bir savaş halindedir. İmanlının yaşamı, süresi uzatılmış bir savaşı kapsar, eğer “gökten inen bilgelik” (Yak 3:17), ile yönetilmiyorsa, inanlı topluluğuna yansır ve imanlılar arasında ruhsal bir travmaya neden olur.



Yak 4:2, 3’ü okuyun. Ne gibi günahkâr arzular belirtilmiştir ve bunlar inanlı topluluğunu nasıl etkilemektedir?






Bu ayetler, On Emir’e doğrudan referanslar içermektedir: “Bir şey arzu ediyor, elde edemeyince adam öldürüyorsunuz. Kıskanıyorsunuz, isteğinize erişemeyince çekişip kavga ediyorsunuz” (Yak 4:2). Kıskançlık, gıpta etmek, arzulamak ve tutku sorunu için tekrarlanan imalar (Yak 3:14, 16 ile karş.), Dağdaki Vaaz’da İsa tarafından vurgulanan, sadece harici eylemlerin değil, dahili güdülerin yarattığı probleme benzer bir perspektifi yansıtmaktadır. Bu nedenle adam öldürme iması, belki de geniş anlamda hiddeti de içermektedir. İlk topluluklar, muhtemelen birbirini öldüren üyelerden oluşmuyordu. Diğer yandan, Elçilerin İşleri kitabından öğrendiğimiz kadarıyla, özellikle Yakup’un oturduğu Yeruşalim’de, ihanet baş gösterdiğinde, üyeleri tutuklamaya hatta öldürmeye varan anlar mevcuttu.


“Huzursuzluğun asıl kaynağı kibirdir. Ruhsal olarak yeniden doğduğumuzda, İsa’nın düşünceleri bizim de düşüncelerimiz olacaktır. O, bu düşüncelerin ışığında bizim kurtarılmamız için kendisini alçalttı. O’nun yanında oturup O’ndan ders almayı arzu edeceğiz.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 312.



Kasım 19Çarşamba


  


Dünyayla Dostluk



Yak 4:2–4’ü okuyun. Yakup okuyucularını neden “zina yapanlar” olarak anıyor? Bkz. Yer 3:6–10, 20; Yşa 54:5; Yer 2:2; Luka 16:13.




Dini bir kavram olarak, İsrail’i Allah’ın gelini olarak ima etmekle, Yakup imanlıları dünyevi adetlerin ardından gidip, dünyevi tavırlardan etkilenerek ruhsal zina yapmış gibi görmektedir. Aslında onlar farklı bir efendi ve rab seçmektedirler.


Sonraki ayet olan Yak 4:5’i anlamak kolay değildir. Bazıları bunu, Yeni Ahit’in anlaşılması en zor ayeti olarak görür. Grekçesinin çift anlam taşıması, çevirilere de yansımıştır. Bazılar “ruhu” Kutsal Ruh olarak ele almıştır (“içimizdeki Ruh kıskançlıkla özler,” “O kıskançlıkla Ruh’u özler”). Diğerleri ise bunu insani bir ruh olarak algılar (“Tanrı içimize koyduğu ruhu kıskançlık derecesinde özler, “Tanrı içimizde doğurduğu ruhu kıskançlıkla özler”). Sonraki çeviri, gramere ve bağlama daha uygundur, ancak çeviriyi dikkate almadığımızda, ayetin anlamı pek açık değildir. Ayetin sözdizimi ve bağlamı üzerinde yapılan dikkatli bir çalışma temelinde, 5. ve 6. ayetler şöyle çevrilebilir: “Sizce Kutsal Yazı kıskançlık hakkında boş yere mi konuşuyor? O, içimize koyduğu ruhu özler, fakat O bizlere daha fazla lütuf verir. Bu nedenle O şöyle der: ‘Tanrı kibirlilere karşıdır, ama alçakgönüllülere lütfeder.” (Yak 4:5, 6, yazarın çevirisi).


1–4. ayetlerin açığa kavuşturduğu gibi, insan ruhu (veya “kalp”) orijinalinde kötü olmasa da, kötü arzuların içine sızmasıyla günah sayesinde kötü yollara sapar. Durumumuz için tek çözüm, lütuftur. Ancak kibir, kendisini öyle bir yere yerleştirmiştir ki, lütfu kolayca alamaz. Birisi bizim lütfu, şelalenin önünde teneke bir kâse tutan bir dilenci gibi elde ettiğimizi yazmıştı. Sadece alçakgönüllü, uysal ve bağımlılığa ihtiyaç duyduğunu ve her bakımdan değersiz olduğunu fark eden bir kişi lütfa, hak edilmemiş olan iyiliğe açıktır. Ellen G. White’ın da yazdığı gibi, “Asıl ihtiyacımız, sadece Allah’ın lütfunu talep etmektir.”—Sevgi Öğretmeni, S. 206.



Kendine bir bak. Seni kurtuluşa layık kılan ne var? Yanıtın, kendi yaşamında lütfa olan büyük ihtiyacını fark etmene nasıl yardımcı oluyor? Çarmıh, sadece Çarmıh bu ihtiyaca nasıl yanıt verir?



Perşembe     Kasım 20


  


Allah’a Teslimiyet



“Bunun için Tanrı’ya bağımlı olun. İblis’e karşı direnin, sizden kaçacaktır” (Yak 4:7). Buradaki buyrukların sırasına dikkat edin. Eğer iblise kendi gücümüzle direnmeye çalışırsak, nasıl bir başarı şansımız olabilir ki? Bir tür büyülü formül olarak İsa ve Pavlus’un ismini kullanan yedi Yahudi cinci, kötü ruhlara tutsak olmuş bir adamı kurtarmaya çalıştığında, cine tutulan adam onlara karşı o kadar güçlenmişti ki, adamlar sonunda çıplak ve yaralı olarak oradan kaçtılar (Elç 19:13–16). Bu nedenle, iblise direnebilmek için Allah’a ve O’nun istemine teslim olmak zorundayız. Aslında bu önemli adımı atarak, iblise karşı direnmiş oluruz.


Aynı zamanda Yakup’un mektubunun ilk okuyucularının hiçbir zaman daha önce Allah’a teslim etmiş olduklarını varsaymamalıyız. Yakup açıkça sözde imanlılara yazmaktadır. O halde, belki de gündelik olarak kendimizi Allah’a teslim etmeyi ve ayartıları ne zaman kendisini gösterse, iblise direnmek konusunda daha çok düşünmeliyiz.



Yak 4:8–10’u okuyun. Yakup hangi buyrukları veriyor ve bunlar kendi arasında nasıl ilişkilidir? Aynı şekilde Allah’a itaatle de nasıl bağlantılıdır?






Bu ayetlerdeki değişim ricası, Yakup’un 3:13’den beri tüm söylediklerinin bir özetidir. Bu hafta çalıştığımız pasajlarda, göksel bilgelik ve şeytani bilgelik arasındaki iblisinki gibi kendisini yüceltenlerin kibri ile (bkz. Yşa 14:12–14) Allah’a teslim olarak kendisini alçaltanlar arasındaki zıtlıklar mevcuttu. Aynı zamanda Allah’ın antlaşmasına ihanet (Yak 4:4) ile kararsız olmakla suçlanma tekrarlanmıştı (Yak 4:8, 1:8 ile karş). Bu yüzden Allah’a itaat çağrısı, ahlaki uyarının da ötesindedir; bu İsa’nın buyurduğu, günahkârları tövbeye çağrısıdır (Luka 5:32).


Nasıl tövbe edilmelidir? Yakup bu adımları veriyor (Mezmurlar 24:3–6 temelinde): (1) Allah’a yaklaş, O da sana yaklaşacaktır; (2) ellerini temizle ve yüreğini arındır (yani eylemlerin ve düşüncelerinle); (3) kusurlarınız için kederlenin, yas tutup ağlayın, tek ihtiyacınızın sadece Allah’ın lütfuna tutunmak olduğunu yeniden fark edin.



“Rab’bin önünde kendinizi alçaltın, sizi yüceltecektir” (Yak 4:10). Bu ne demektir? Kendini alçaltmayı nasıl öğrenebilirsin? İsa’nın gösterdiği tevazuya özenmeyi nasıl öğrenebiliriz?


Cuma     Kasım 21


   


Ek Çalışma: “Dünya standardına erişmeye çalıştıkları için üzüntü ve kederin yükü altında acı çeken birçok insan vardır. Dünyaya hizmeti seçmişler, kederlerini kabul etmişler ve geleneklerini benimsemişlerdir. Böylece onların karakterleri bozulur ve yaşamları bir enkaza dönüşür. Dünyasal hırs ve arzularını tatmin etmek için vicdanlarını yaralarlar ve kendilerine ek bir pişmanlık yükü getirirler. Sürekli acı çekmeleri, sahip oldukları yaşama gücünü zayıflatmaktadır. Rab’bimiz onlara, tutsaklık boyunduruğunu çıkarıp atmalarını buyurur ve şöyle der: “Boyunduruğum kolay taşınır, vereceğim yük de hafiftir.” Onlara ilk önce kendisinin dürüstlüğünü ve Tanrı’nın hükümranlığını aramalarını buyurur.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 311.



Tartışma Sorusu:


¤ Pazartesi günkü çalışmamızda tartıştığımız iki tür bilgelik hakkında daha fazla düşün ve birbiriyle birleşik düşüncelerin listesini yap. Şimdi bu hafta boyunca aldığın önemli kararları ve eylemleri düşün. Ne tür bilgelikleri kapsıyordu?



¤ Pazar günü gördüğümüz gibi, Allah İsrail’e yasalarına itaat etmeleri neticesinde çevredeki ulusların gelip onları “bilge ve anlayışlı” insanlar olarak takdir edeceklerini vaat etmişti. Fakat bu İsrail’i gururlu yapmaya yöneltmedi mi? Bu, tabii ki alçakgönüllüğe sevk eden göksel bilgeliğe aykırıdır. Onlara ne oldu ve onların yaptığı yanlıştan kaçınmayı nasıl öğrenebiliriz? Tapınak hizmetinin gerçek anlamına yönelik anlayış, nasıl onların gurura karşı en iyi savunması olabilirdi? Günümüz için Çarmıh, kibire karşı nasıl nihai savunma olabilir?



¤ Yukarıdaki Ellen G. White’ın ifadesini tekrar okuyun. Kaç çeşit dünya standardıyla mücadele ediyoruz? Bu standartlar hep yanlış olmak zorunda mıdır? Sık sık, dünya standartlarına göre her şeye sahipmiş gibi gözüken ama yaşamları enkaza dönüşen insanları okuruz. Bu durum, gerçekte dünyanın sunduklarının ne kadar aldatıcı olduğu konusunda bizlere ne söylemelidir? Daha da önemlisi, gençlerimize dünyaya direnerek, onun verdiği sahte vaatlere kolayca kapılmamalarını nasıl öğretebiliriz?



¤ Tevazu konusunda düşün. Bir imanlının yaşamında bu neden çok önemlidir? İsa’yı takip etmek isteyen birisi için gurur neden çok ölümcüldür?




Güneşin Batışı: 16:42 (İstanbul)



Konu 9*Kasım 22–28



Tek Yasa Koyucu


ve Hakim





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yak 4:11–17; Elç 17:11; İbr 4:15, 16; Luka 12:13–21; Vaiz 2:15–19; Titus 2:14.



Hatırlama Metni: “Oysa tek Yasa koyucu, tek Yargıç vardır; kurtarmaya da mahvetmeye de gücü yeten O’dur. Ya komşusunu yargılayan sen, kim oluyorsun?” (Yak 4:12).



İ


ster Allah’ın ister insanın olsun, yasaya karşı tavrımız başkalarıyla ve hatta Allah ile olan ilişkilerimize etki eder. Bazen zenginlerin ve ünlülerin, sanki yasaların üzerindeymişler gibi davranışlarına hiç dikkat ettiniz mi? Hatta bazen yasa koyucular ya da bunları teşvik edenler, bu yasaları kendi çıkarlarına göre yazma yolları arayabilirler. O zaman toplumun yasalarına saygısızlık, diğer insanlara saygısızlığı kapsayabilir, zira yasalar birbirimizle nasıl ilişki kurmamız gerektiğini yönetirler.


Aynı zamanda, yasaya karşı tavırları katı ve bükülmez olanlar, insanlar arası ilişkilerde zorluk yaşarlar. Daha derin bir düzeyde, yasaya olan bakışımız, yasa koyucunun bilgeliğine ve onun yasalarının adilliğine duyduğumuz saygıya bağlıdır.


Bu haftaki çalışmamız, yasaya bakışla başlayacak, fakat daha sonra farkında olmadığımız ama günah işlemek, Allah’ın yasasını ihlal etmek konusunda uyarıldığımız, kibir ve özgüven türleri konusunda önemli sözlere yönelecektir. Aslında Yakup’ta bizlere günaha farklı bir açıdan bakma olanağı verilmektedir.



*29 Kasım Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



PazarPazar  Kasım 23


  


Yargılama veya Muhakeme?



“Kardeşlerim, birbirinizi yermeyin. Kardeşini yeren ya da yargılayan kişi, Yasa’yı yermiş ve yargılamış olur. Yasa’yı yargılarsan, Yasa’nın uygulayıcısı değil, yargılayıcısı olursun” (Yak 4:11). Başkalarını yargılamak, nasıl yasanın yargısına maruz kalmaya eşittir?






  1. ayetteki ana ifade olan “yermek” sözcüğü, iftira, yalancı şahitlik ve öfkeli sözler sarf etmek de dahil, sözle işlenen çeşitli günahları içermektedir (bkz. Lev 19:15–18). Diğer yandan, Yakup burada, 3. bölümde kullandığından daha ılımlı bir dil kullanıyor gibidir; ancak bir kardeşimizi yermek, yasanın kendi yaptığından çok daha ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Kendimizi yargı makamına oturtmakla kendi zayıflığımızı görmezlikten gelir (bkz. Mat 7:1–3) ve sanki kendimiz yasaların dışında veya üzerindeymişiz gibi başkalarının hatalarına odaklanırız. Böyle bir odaklanma, komşularımızı kendimiz gibi sevmemizi engeller (Lev 19:18). Bu durumda yasayı tutamayız.

Ancak aynı zamanda başkalarını yargılamazken, ruhsal muhakemeyi de öğrenmek zorundayız.



Aşağıdaki pasajlarda ruhsal muhakemeyi gerektiren yerleri göster: Elç 17:11, 1Ko 6:1–5, 2Ko 13:5, Flp 1:9, 1Yu 4:1, Gal 6:1.






Allah’ın Söz’ünü öğreten ve vaaz eden insanları kıyaslamalıyız. Ayrıca mümkün olduğunca inanlı topluluğu üyelerini, hakimlerin Allah’ın Söz’üne göre hareket edip etmediği belli olmayan mahkemeler yerine, farklılıkları birbirleri arasında düzeltmeleri için teşvik etmeliyiz. Daha da önemlisi, iman ilişkimizin sağlığının ve düşündüklerimizin iman yaşamımız açısından yararlı veya zararlı olup olmadığını araştırmalıyız.



Başkalarını eleştirmek ve yargılamak çok kolaydır, özellikle de sevmediğimiz şeyleri yaptıklarında. Ruhsal muhakeme ile Allah’ın yasası konusunda yargılayıcı olma arasındaki ince çizgiyi aşıp aşmadığımızı nasıl bilebiliriz?




Kasım 24


   


Yasa Koyucu Hakimdir



Eski Ahit’in tüm yasaları İsa’dandır. Onun aracılığıyla verildiğinden dolayı, bazen Musa’nın yasaları olarak anılır (2Ta 33:8, Neh 10:29), ancak, İsraillileri çölde yöneten ve Sina Dağında onlara On Emri veren İsa idi (bkz. 1Ko 10:1–4). Dağdaki Vaaz’da İsa yasayı aydınlığa kavuşturmuş ve açmıştı. O, “insan olup aramızda yaşayan Söz’dür” (Yu 1:14), ve O’nun Söz’üyle yargılanacağız (Yu 12:48).



“Oysa tek Yasa koyucu, tek Yargıç vardır; kurtarmaya da mahvetmeye de gücü yeten O’dur. Ya komşusunu yargılayan sen, kim oluyorsun?” (Yak 4:12). Şu ayetler, bize yargıcımız İsa hakkında ne söylüyor? Yşa 33:22; 11:1–5; İbr 4:15, 16; Vah 19:11–16.






Yasa ister çiğnensin isterse çiğnenmesin, sadece yasayı çok iyi bilen biri, yargılamaya yetkilidir. Pratiğe başlamaya hazır olduklarını ölçen yeterlilik sınavına girmeden önce, avukatlar uzun yıllar öğrenim görürler. İsa zamanındaki din bilginleri (içlerinden çoğu Ferisiydi) gayretli bir şekilde eğitim görmüşlerdi, sadece Musa’nın yasalarını değil, aynı zamanda bütün resmi gelenekleri de. İsa’nın, bu geleneklerin çoğuyla hemfikir olmaması, liderlerle ciddi anlaşmazlıklara neden olmuştu. Fakat bu yasaları veren Biri olarak, sadece O bunların anlamını açıklayabilecek ve çiğnenip çiğnenmediğini değerlendirebilecek yeterliliğe sahipti. O halde tekrar geldiğinde, herkese yaptığının karşılığını vermek için ödülleri yanında olacaktır (Vah 22:12). Bundan başka, İsa insan doğasını almakla, günahsız bir yaşam sürmekle, bizim yerimize ölmekle ve günah ile ölüme karşı zafer kazanarak dirilmekle, bizleri günahtan kurtarmaya kadirdir.


“Allah tüm yargılamayı Oğul’a teslim etmiştir, zira O, tartışmasız insan bedeninde beyan edilen Rab’dir.


“Allah, insan bedenindeki acıların Efendisi’nin tüm dünyayı yargılamasını tasarlamıştır. İnsanı ebedi ölümden kurtarmak için göksel saraylardan gelen; dünyevi yargıç kürsüsü önünde suçlu bulunan ve aşağılık bir biçimde çarmıhta ölümü tadan Kişi—ödül ya da ceza kararını ilan edecek olan sadece O’dur”—Ellen G. White, Maranatha, S. 341. Hem Yasa koyucu hem de Kurtarıcı olarak Mesih, Yargıcımız olacak yeterliliğe sahip tek Kişidir.



İster ödül, ister ceza olsun, sadece birine maruz kalacağız. Tek ödül umudun nedir?



Kasım 25


  


İleriyi Planlamak



Yak 4:13’ü okuyun. (Luka 12:13–21 ile karş.) Gelecek için tedbirli bir planlama ve her gün Mesih’in yakın geliş beklentisi ile yaşama ihtiyacımız arasındaki dengeyi nasıl kurabiliriz? Daha büyük “ambarlar” kurma tuzağından nasıl kaçınabiliriz?






Bir yıl veya daha önceden plan yapmak çok mantıklıdır. İş dünyası yaygın olarak kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapar. Bireyler ve aileler, gelecek için birikim yapmalı ve beklenmedik masraflar için önlem almalıdır. Diğer yandan İsa’nın yakın zamanda gelişine ve günün birinde tüm dünyevi varlıklarımızın alevlerle yok olacağına da inanıyoruz (bkz. 2Pe 3:10–12).


Yaşama dair bu iki yaklaşımın, birbiriyle anlaşmazlık içinde olması gerekmez. Biri şöyle demişti, “Sanki Mesih çok uzun zaman sonra gelecekmiş gibi plan yap, fakat her gün sanki yarın gelecekmiş gibi yaşa.” Uzun vadede bu iyidir, ama uzun vadeli planlamayı gündelik aşamaya indirgemek zordur. İsa’nın dinleyicilerinden birçoğu (ve kuşkusuz günümüzde birçok imanlı) daha büyük ambarlar inşa etmeye karar veren adamın zengin olduğunu varsayar, çünkü Allah onu bereketlendirmiştir. Fakat İsa, bize adamın içinde sakladığı düşüncesini açığa vurmaktadır: “Kendime, ey canım, yıllarca yetecek kadar bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını çıkar diyeceğim” (Luka 12:19). Kısacası onun asıl tasası, hazineyi kendisine saklamaktı.


Daha da önemlisi, planlarınızı çok kesin yapmak yerine, “Rab dilerse yaşayacak, şunu şunu yapacağız” (Yak 4:15) demelisiniz. Bu, gelecek planlarımızı anlatan cümlenin sonuna “İnşallah” deyimini eklemekten daha fazlasıdır. Tüm planlarımızı Allah’a havale etmek demektir. Şöyle dua edebiliriz: “Rabbim, Senin istemini bilmek istiyorum. Eğer bu planlardan hoşnut değilsen, lütfen bana göster.” O zaman eğer planlarımız iyi değilse, planlarımızı düzeltmek konusunda özenli ve istekli olduğumuz, hatta bunları tamamen değiştirmek istediğimiz sürece, Allah bize bunu gösterecektir.



Yeniden Yak 4:13’ü okuyun. Yüzeysel olarak söylenen şeyde yanlış bir şey olmasa da, burada açıkça bir sorun vardır—insanların yapmak istediği şeyde değil, bilakis bu konuda sergilediği davranışlarında. İstemeyerek de olsa, aynı tavıra kapılmamak açısından nasıl dikkatli olabiliriz?



Kasım 26



Buğu



Yak 4:14’ü okuyun. Burada hangi önemli husus vurgulanıyor?






Yaşam belirsizdir. Her nefes bir armağandır. Yak 4:14, çevirisi “buğu” veya “sis” olan, çok nadir Grekçe bir sözcük kullanır (atmis). Vaiz’de İbranice olarak 38 kez geçen ve çoğunlukla “boşunalık” olarak çevrilen hebel (“nefes, buğu”) sözcüğü gibi, yaşamın doğasının geçiciliğini vurgular. Özellikle yaşlandığımızda, yaşamın ne kadar çabuk geçtiğini ve kısa sürdüğünü kim tecrübe etmemiştir ki? Çok iyi tanınan evangelist Billy Graham yaşlılığında şöyle demişti, “Yaşamın bu kadar çabuk geçeceğini hiç ummazdım.”


Diğer bir deyişle ölümün yakınlığı hep mevcuttur. Hepimiz ondan bir kalp atışı kadar uzağız. Her birimiz, birçok nedenden ötürü bir anda ölebiliriz. Yakup ne kadar da doğru söylemiş, “yarın ne olacağını bilmiyorsunuz” (4:14), ölüm dahil.


“Dünyadaki hayatımız belirsizdir. Kısa sürebilir. Kutsal Ruh’un sesine kulak vermeyip günah içinde yaşama tehlikesi vardır. Rab’be itaat etmeyi geciktirmek bu seçimi yapmış olmak demektir.”—Ellen G. White, Cennete Giden Yol, S. 26.


Buna ek olarak yaşam sadece çok kısa olmakla kalmayıp aynı zamanda tatmin edici olmayabilir.



Vaiz 2:15–19; 4:4; 5:10; 9:11, 12’yi okuyun. Burada Süleyman’ın mesajı, Yakup’un ifadesine nasıl katkı sağlıyor?






Bu yaşamda bunca adaletsizlik, bunca insafsızlık, bunca anlamsız şey görüyoruz. Bizlere İsa aracılığıyla verilen sonsuz yaşam vaadini hepimizin özlemesine şaşırmamak gerekir. Bu olmaksızın tıpkı kaybolan ve hiçbir zaman hatırlanmayan bir buğu gibiyiz.



Durum değerlendirmesi yap: bu dünyanın ne kadarı seni kavradı? Onun ne kadar fani olduğunu nasıl hep aklında tutabilirsin?   



Kasım 27


  


İyi Olanı Bilmek ve Yapmak



Daha önceki ayetler bağlamında Yak 4:15–17’yi okuyun. Burada hangi önemli noktayı vurguluyor?






Yakup burada özgüven meselesiyle meşgul oluyor. Aslında bu davranışı “kibir,” söylenen sözleri de “övünme” olarak niteliyor; bunlara “kötü” diyor. İşte bu yüzden doğru davranış, imanlı açısından çok önemlidir.


  1. ayeti okuyun. Kutsal Kitap, günahı iki yolla tarif etmektedir: (1) yanlış yapmak; (2) doğruyu yapmamak. İlk tarif, Yuhanna tarafından yapılmaktadır: “günah, yasaya karşı gelmek demektir” (1Yu 3:4). Birçok modern versiyon bunu “günah yolsuzluktur” diye çevirmektedir, fakat Grekçe sözcük anomia, alışılagelmiş yolsuz davranışlar yerine, yasanın belirli bir yönünün ihlalini ima eder (bunun kullanımı için bkz. Rom 4:7, Titus 2:14, İbr 10:17). İkinci tarif ise Yak 4:17’de verilmektedir: “Bu nedenle, yapılması gereken iyi şeyi bilip de yapmayan, günah işlemiş olur.” Bu nedenle sadece hata yapma ayartısına direnmenin ötesine geçmeliyiz. Bizlere “ışık çocukları” (Ef 5:8) ve “Sizin ışığınız [ışığımız] insanların önünde öyle parlasın ki, iyi işlerinizi [işlerimizi] görerek göklerdeki Babanız’ı yüceltsinler!” (Mat 5:16, vurgu yazar tarafından eklenmiştir) denilmektedir.

Tabii ki, kolayca düş kırıklığına uğranılabilir, zira her şeyden evvel her gün kim sürekli iyilik yapabilir ki? Fakat mesele bu değil. İsa’nın yaşamı bile, sürekli dur durak bilmeyen aktivitelerden oluşmuyordu. Duaya çekildiği veya sadece dinlendiği anlar da vardı (Luka 5:16, Mar 6:31). Daha da önemlisi, O yaptığı her şeyde Allah’ın istemini arıyordu (Yu 5:30). Hatta İsa Allah’ın istemini, yemekle karşılaştırmıştı: “Benim yemeğim, beni gönderenin isteğini yerine getirmek ve O’nun işini tamamlamaktır” (Yu 4:34). Bir oturumda ne kadar yemek yiyeceğimizin bir sınırı olduğuna göre, yapabileceklerimizin de bir sınırı vardır. İsa işte bu yüzden kimisi ekerken kimisinin biçeceğini, fakat her ikisinin de “birlikte sevineceklerini” (36–38. ayetler) söylüyor. Rab için çalışırken daha fazlasını yapmak için teşvik edilecek ve mümkün olan her yolla daha büyük bir gönüllülükle kullanılmak için dua edeceğiz.



Dua, nefsimizi köreltmeye ve böylece Allah’ın istemine teslim olmaya nasıl yardımcı olur? Planların ne olursa olsun, bunları Rab’be teslim etmeyi nasıl öğrenebilirsin?



Kasım 28


   


Ek Çalışma: Ellen G. White’ın, “Yetenekler” Christ’s Object Lessons, S. 342–346 kitabından zamanın değerini oku ve etkilendiğin noktaları grubunla paylaş.



“Aranızdan hiç kimse, bu ruhun [diğerlerinin kötü güdülerini fark etmek] hata yapanları sadakatle karşılamanın gerekli bir sonucu olduğunu ve gerçeğin sürekli savunulması gerektiğini söyleyip, gerçeğe karşı gelerek övünmesin. Böyle bir bilgeliğin çok hayranı vardır, fakat bu çok yanıltıcı ve zararlıdır. Bu yukarıdan gelmez, bilakis ahlaksız bir kalbin meyvesidir. Bunun yaratıcısı bizzat Şeytan’ın kendisidir. Başkalarını suçlayanlar, kendisinde muhakeme yeteneği olduğunu varsayıp övünmesin; zira böyle yaparak Şeytan’ın özelliklerini doğruluk elbisesiyle kaplar.”—Ellen G. White Comments, The SDA Bible Commentary, Cilt 7, S. 936, 937.


“Haksızlıktan ilk şüphe edecek olan kişi, kendisi de haksızlık edendir. Başka birisini yargılayarak, kendi kalbindeki kötülüğü gizlemeye ya da mazur göstermeye çalışmaktadır. İnsanlar kötülük hakkında bilgiyi günah aracılığıyla edindiler; ilk çift günah işler işlemez birbirlerini suçlamaya başladı; Mesih’in lütfuyla kontrol edilmediği zaman insan tabiatının kaçınılmaz olarak yapacağı şey de budur.”—Ellen G. White, Bereket Dağından Düşünceler, S. 119.



Tartışma Soruları:


¤ Yukarıdaki Ellen G. White’ın son alıntısına bakın. Kendimizi aynı şeyi yapmaktan nasıl koruyabiliriz: başkalarını yargılamak, suçlamak suretiyle, hatalarımızı gizleyerek kendimizi daha iyi hissetmekten?



¤ Yaşamın ne kadar hızlı geçtiği gerçeği üzerinde düşün. Bu, önceliklerimizin neler olması gerektiği konusunda bizlere ne söylemelidir? Özel Görelilik Kuramına göre, referans çerçevesinde ne kadar hızlı hareket ettiğimize bağlı olarak zamanın da değişeceği söylense de, bir şey kesindir: ne kadar hızlı veya yavaş olsa da, zaman geçmektedir, bir kez geçince de ebediyen kaybolmaktadır. Bu ayıltıcı düşünce, zamanımızla ne yaptığımıza nasıl etki etmektedir?



¤ Günahlarını kabullenmesi gerekenlerle meşgul olurken, aynı zamanda Yakup’un uyardığı tuzağa nasıl düşmemeliyiz?



Güneşin Batışı: 16:38 (İstanbul)



*Kasım 29–Aralık 5



Ağla ve Feryat Et!





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yak 5:1–6, Mez 73:3–19, 1Sa 25:2–11, Lev 19:13, Luka 16:19–31, Mat 5:39.



Hatırlama Metni: “Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır” (Matta 6:21).



“K


im Milyoner Olmak İster” adındaki televizyon şovunun dünya çapındaki popülaritesi, birçok insanın bir anda fakirlikten zenginliğe ulaşma fantazisini ve belki de günün birinde bu şansın kendilerine de çıkacağı umuduyla yaşadıklarını göstermektedir.


Fakat zenginlik, birçok insanın zannettiği gibi değildir. Araştırmalar göstermiştir ki, gelir artışını, azalan hasılat takip etmektedir: insanların daha konforlu yaşayıp daha çok mülke sahip olması, daha fazla mutluluk satın alamıyor. Anlamlı ilişkiler, işinde doyum ve gayeli bir yaşam, genelde zenginlikten ziyade birinin mutluluğuna daha büyük katkıda bulunur. Sevgi dolu sözler, bir gülücük, dinleyen bir kulak, basit bir nezaket, kabullenme, saygı, sempatik bir dokunuş ve hakiki bir dostluk gibi en iyi şeyler bedelsiz verilir.


En değerlisi ise Allah tarafından verilen armağanlardır: iman, umut, bilgelik, sabır, sevgi, hoşnutluk ve daha birçok bereket, O’nun Ruh’unun yaşamımızdaki varlığıyla olur. İroni şudur ki, birçok imanlı bu duygularla hemfikir olsa da, günlük yaşamları bencillikleri nedeniyle bunun tam aksini gösterir. Bu hafta göreceğimiz gibi, hırs korkunç sonuçları olan büyük bir yanlışlıktır.



*6 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 Kasım 30


  


Adalet Gelecek!



Yakup’un 5, bölümü bir patlamayla başlıyor: “Dinleyin şimdi ey zenginler, başınıza gelecek felaketlerden ötürü feryat edip ağlayın!” (Yak 5:1). Hiç şüphesiz, bu dinleyicilerinin dikkatini çekmiş olmalıydı.


Yak 1:10, 11’de, zenginliğin geçiciliği hatırlatılıyor. Burada 5. bölümde ise, inatla ona bağlı kalanlara, “feryat edip ağlayın” demektedir. Sanki yaklaşan yargı, daha şimdiden başlarına gelmiş gibi. Pasajımızda geçen bu canlı tarif, bu hafta sürekli karşımıza çıkarak, Mesih’in dönüşünden hemen önceki periyodu karakterize eden kötü taşkınlıklar için ilahi cezayı akıllara getirecektir (bkz. Luka 17:27–29; 2Ti 3:1, 2; Vah 18:3, 7). Benzer bir davranış, Allah’ın son günlerdeki inanlı topluluğuna da sızmaktadır (Vah 3:17). İlginç olan, Yak 5:1’de “felaketler” olarak çevrilen Grekçe sözcük, Vahiy 3:17’de Laodikya’yı tarif etmek için kullanılan “zavallı” sözcüğüyle aynı kökten gelmektedir.



Dünyada bunca adaletsizlik var, özellikle de ekonomik adaletsizlik. Bazen, yoksulu sömürerek bazı insanların ne kadar zenginleştiğini anlamak çok güç, daha da kötüsü neden bunu yapmayı sürdürüyorlar! Mezmurlar 73:3–19’u okuyun. Bu kalıcı sorun hakkında bu ayetlerde nasıl bir umut vardır?






Eski Ahit peygamberlerinin kitapları boyunca, adalet kaygısını ve işleri düzeltmek için Allah’ın eyleme geçeceğinin vaadini görmekteyiz. Fakat Allah’ın müdahalesini beklerken, umuda yönelik bu ısrarlı ve sabit his, rahatsız edici ve kafa karıştırıcı periyodu daha kolay hale getirmiş gözükmüyor. Örneğin, Allah’ın halkı arasında ikiyüzlülüğün yayıldığı, Babil’in gururla kabararak kudretini ve refahını kutladığı bir zamanda, peygamber Habakkuk Allah’ı iğneli sorularıyla kışkırtmaktadır (bkz. Hab 1:2–4, 13, 14). Allah’ın kısa yanıtı, peygamberin O’na güvenmesi ve kısa bir süre daha beklemesiydi (Hab 2:2–4). Peygamber de öyle yaptı (bkz. Hab 3:17, 18).



Hangi adaletsizlikler senin hiddet ve zorbalıkla kaynamana ve patlamana neden olur? (Ve daha bilmediğin birçok şey var!) Haksızlığı yatıştırmak için elimizden geleni yapmamız gerekse de, her şey bittiğinde Allah’ın adaletinin yerine geleceğine dair vaade dayanmayı nasıl öğrenebiliriz?




Aralık 1


  


Zenginlik Değer Taşımadığında



Yak 5:2, 3’ü oku. Yakup burada hangi uyarıyı yapıyor? Sözleri bir hayli sert olsa da, ne tür bir zenginlikten bahsediyor? Temel mesaj nedir?






Çürümüş servet, güveler tarafından yenmiş giysi ve pas tutmuş gümüş ve altın—bunlar mutlu bir şekilde dönerken, gittikçe hızlanarak ölümüne doğru giden evrenimizin cidden düşündürücü görüntüleridir.


Dünyanın ekonomik durumu her zaman bir krizden öbürüne gidiyormuş gibi gözükmektedir; nadiren gelen “iyi” anları bile hep darboğazlar takip etmektedir. Global pazarın sunduğu herhangi bir ekonomik stabilite ve sükûnet görüntüsü, geçici ve geniş ölçüde hayalidir. Zengin ve yoksul arasındaki eşitsizlik artarken, hoşnutsuzluk ve dengesizlik büyümektedir. Yakup, yoksulluğun çaresizce arttığı ve zenginin muhtaç olanın durumuna hoşgörüyle yaklaşmadığı böyle bir durumu anlatmaktadır.



Aşağıdaki bireyleri göz önüne alın ve onlar üzerindeki zenginlik etkisini (veya yokluğunu) tarif edin:



  1. Naval (1Sa 25:2–11)


  1. Hizkiya (2Kr 20:12–19)


  1. Petrus (Elç 3:1–10)


Er ya da geç, dünyevi zenginlik hepimiz üzerindeki ihtişamını kaybedecektir. Onun sınırlarını öğreneceğiz, hatta karanlık taraflarını. Paranın bir yeri vardır; sorun, insanların onu yanlış yere koymalarıdır.


Yakup, onu yanlış kullananlara paranın “karşı tanıklıkta” bulunacağını söylüyor (Yak 5:3). Bu uyarıyı son çağ bağlamında verse de, şu husus çok açık olmalıdır: para meselelerini nasıl hallediyoruz. Eti yiyip bitiren ateş imajında, para konusunda yaptığımız seçimlerin ciddiliğinin bizleri uyandırması ima edilmektedir. Sonunda yanıp kül olacak hazineler mi yığıyoruz, yoksa ebediyete mi yatırım yapıyoruz? (Bkz. Luka 12:33, 34.)



Parayla olan tutumunu ve bunun ilişkilerini nasıl etkilediğini düşün. Onu nasıl kullandığın hakkında ne söylüyor?




Aralık 2


  


Yoksulun Çığlıkları



Yakup’u okurken, birkaç farklı kategoride zengin insanlar görürüz, kendi uğraşları içinde kaybolup giden zengin tüccarlar (Yak 1:11), yatırımlarını korumak amacıyla ricada bulunan iş adamları (Yak 2:6) ve işçilerinin ücretlerini alıkoyan toprak sahipleri (Yak 5:4). Bunlar, geçmiş davranışları, mevcut tutumları ve gelecekteki ceza temelinde, zengini olumsuz bir şekilde tasvir eden ayetlerdir. Bu insanlar aslında yoksulun sırtından “zenginliklerine zenginlik katmışlardır” (Yak 5:3).



“İşte, ekinlerinizi biçen işçilerin haksızca alıkoyduğunuz ücretleri size karşı haykırıyor” (Yak 5:4). Lev 19:13; Yasa 24:14, 15; Yer 22:13 ile karş). Burada hangi önemli ilke görülüyor, sadece acil bağlamda değil, fakat başkalarıyla olan ilişkilerimiz açısından genel bir çerçevede.






Kutsal Kitap zamanlarında İsrail’de ücret ödenir ödenmez, işçilerin çoğu bu kazançlarını ailelerini beslemek için yiyecek satın almaya harcardı. Ödenmeyen maaş, çoğunlukla ailenin açlık çekmesi anlamına geliyordu. Bu yüzden Yakup’un burada belirttiği şey ciddi bir meseleydi.


O halde, Yakup’un çalışanların maaşlarını alıkoyanlar hakkında bu kadar sert konuşmasına şaşırmamak gerekir. Birini dolandırmak yeterince kötüyken, zaten zengin olan birinin yoksuldan çalarak zenginliğine zenginlik katması günahtır, sadece yoksula karşı değil, göklere karşı da. Ve Yakup’un yazdığı gibi, zamanı gelince hesaplaşılacaktır!


“Zenginlik beraberinde büyük sorumluluk da getirir. Ticarette hile yapmakla, dul ve yetimin hakkını yemekle, servetine servet katmakla ve ihtiyacı olanı ihmal etmekle, adaletsiz yöntemlerle zenginliği elde etmek, sonuçta kendisine ilham gelen elçi tarafından da ifade edildiği gibi adil cezayı getirecektir: ‘Dinleyin şimdi ey zenginler, başınıza gelecek felaketlerden ötürü feryat edip ağlayın.’ ”—Ellen G. White, Testimonies for the Church, Cilt 2, S. 682.



Para söz konusu olduğunda başkalarıyla olan ilişkileriniz nedir? Bu meseleler imanın hakkında ne anlatır ve Mesih’in karakterini ne kadar çok yansıtır?



Aralık 3


  


Şişman ve Mutlu (şimdilik)



“Yeryüzünde zevk ve bolluk içinde yaşadınız. Boğazlanacağınız gün için kendinizi besiye çektiniz” (Yak 5:5; Hez 16:49’u Amos 4:1 ile karş). Bu pasajların, lüks içindeki şımarıklıkla nasıl bir bağlantısı vardır?






Kadim dünyada, zenginliğin sabit bir miktarda hüküm sürdüğü kanısı vardı, yani bazılarının zenginliği arttıkça, başkalarının zenginliği azalıyordu. Diğer bir deyişle, bir zengin, ancak yoksulu daha yoksul yaparak, daha çok zenginleşebilirdi. Ancak, başkalarının zenginliğine zarar vermeden zenginlik “yaratmak,” göreceli olarak modern bir kavramdı. Hatta bazıları, zengin daha çok zenginleşirken, yoksulların da zenginleşmesine yardımcı olabileceklerini iddia ediyordu. Diğer yandan, kısıtlı kaynaklara olan ilginin gittikçe arttığı, gelişmiş ve gelişmekte olan uluslar arasındaki rekabeti göz önüne aldığımızda, zenginlik yaratmanın sınırlarının daha çok baskı altında olduğunu görmekteyiz. Bu yüzden varlık eşitsizliği meselesi, günümüzde de etkisini korumaktadır.


Eşitsizlik konusunun ele alındığı, İsa’nın en ünlü öykülerinden biri de, zengin adam ile Lazar’ın benzetmesidir (bkz. Luka 16:19–31). İsa’nın zamanında bir yerine iki elbiseye sahip olan insanların birçoğu şanslıydı ve yılda bir kez ziyafete katılanlar ise mutluydu. Buna karşın öyküdeki zengin adam, “mor, ince keten giysiler giyiyordu” (en pahalı kumaş cinsi) ve “bolluk içinde her gün kendine ziyafet çekiyordu” (19. ayet). Zavallı Lazar, zengin adamın evinin önüne bırakılmasına rağmen, zengin adamın kırıntıları için dilenmek zorunda kalırdı.


Popüler düşüncenin aksine, bu benzetmenin gerçek odak noktası, sonraki yaşam değil, bu yaşamdır. Aslında, orijinal Grekçesinde, “cennet” ve “cehennem” hiç anılmıyor bile. Hem zengin adam hem de Lazar aynı yerde tarif ediliyor (23. ayet)—ölüler diyarında (hades). Onları birbirinden ayıran uçurum, bir kişinin öldükten sonra ebedi kaderinin sabit olduğunu sembolize etmektedir. Bu yüzden, bu yaşamda insanlara nasıl davrandığımız (29, 30. ayetlerde “Musa ve peygamberler”de tarif edildiği gibi), son derece önemlidir. Burada başaramadıklarımızı, gelecekte telafi edebileceğimiz bir yaşam yoktur: “ ‘Tanrı’yı seviyorum’ deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrı’yı sevemez” (1Yu 4:20).



Şu anda “telafi edip” daha sonra telafi edemeyeceğin ne gibi pişmanlık duyulacak şeyler yaptın?



Aralık 4


  


Kurbanı Suçla



Bir hata yapıldığında, doğal eğilim, sorumluluktan kaçmaya çalışmaktır. İnsanlar sık sık bunu, sorumluluğu başkasına yıkarak yapmaya çalışmaktadırlar—kendisine yanlış yapılan kişi de dahil. Katiller, kendilerini savunarak veya yetişme tarzlarını suçlayarak bahaneler üretirler. Cinsel tacizciler, baştan çıkarıldıklarını söyleyerek kurbanı suçlarlar. Boşanan kocalar ve eşleri, başarısız evlilik için birbirlerini suçlarlar. Mesih inancına sahip olanları şehit etmekten suçlu olanlar, onları kâfir olmakla suçlarlar. Doğrusu İsa öğrencilerini şöyle uyarmıştı, “öyle bir saat geliyor ki, sizi öldüren herkes Tanrı’ya hizmet ettiğini sanacak” (Yu 16:2). Aslında Yakup’un da imanından dolayı öldürüldüğüne inanıyoruz.


Bu sözler ışığında, Yakup 5:6’daki sözler ağır basmaktadır:


“Size karşı koymayan doğru kişiyi yargılayıp öldürdünüz.” Daha sonra yanlış yapanın aslında kendin olduğunu fark etmiş olduğun kaç kez başkalarını yanlış yere kınadın? Özellikle bu ayetin ilk yarısını düşünün. Bu, insanların üzerimize gelmesine izin vermemiz gerektiğini mi ima ediyor? Diğer yandan, eğer direnç göstermeseydin, birçok anlaşmazlığın hiç meydana gelmeyecek olacağını düşündün mü? İsa, “diğer yanağını çevirmek” ifadesiyle ne ima ediyor? (Mat 5:39). Pratik anlamda bunu nasıl yapabiliriz (veya “pratik” olduğunu zannettiğimiz sorun, aslında gerçekten pratik mi)?






Gördüğümüz gibi, zengin ve yoksul hakkında Yakup’un söyleyecek çok şeyi var. Ancak Yakup’un zengini zengin olduğu için hiç kınamadığını da göz önünde tutmalıyız. Allah için önemli olan, onların tavırları ve eylemleridir. Benzer şekilde, birinin ekonomik açıdan yoksul olması gerçeği de aslında birini Allah’a sevdirmez. “Göklerin egemenliğinin mirasçıları,” “ruhta yoksul” ve “imanda zengin” olanlardır (Mat 5:3, Yak 2:5). Bu içsel vasıfların, bizim ekonomik durumumuzla bir ilişkisi olmayabilir. Fakat olabilir de. “Zengin olup, mallarını artıranlar” (Vah 3:17) düşündüklerinden daha çok ruhsallığa ihtiyaç duyabilirler. Allah, vaat edilen ülkeye girip, refaha ulaştıktan sonra, “serveti toplama yeteneği” de dahil, haz duydukları her iyi şeyin O’ndan geldiğini unutmamaları için İsrail’i uyarmıştı (Yasa 8:11–18).




Aralık 5


   


Ek Çalışma: “Paranın büyük değeri vardır, çünkü büyük iyilik yapabilir. Allah’ın çocuklarının ellerinde, açlara yiyecek, susuzlara içecek ve çıplaklara giysidir. Zulüm görenler için bir savunma, hastalara yardım etmek için bir araçtır. Fakat para, hayatın gereklerini karşılamakta, başkalarını bereketlemekte ve Mesih’in davasını ilerletme kullanılmasının dışında, kumdan daha değerli değildir.


“Biriktirilen zenginlik yararsız olmakla kalmaz, bir lânettir de. Bu hayatta cana bir tuzaktır, zira duyguları göksel hazineden uzaklaştırır.


“Paranın bir Allah vergisi olduğunu fark eden kişi onu tutumlu kullanacak ve vermek için tasarruf etmeyi bir görev belleyecektir.”—Ellen G. White, Christ’s Object Lessons, S. 351, 352.



Tartışma Soruları:


¤ Şu ifadeler üzerinde düşünün: “Zengin yoksullara egemen olur, borç alan borç verenin kulu olur” (Özd 22:7). “Birçok yoksul aile, parayı alır almaz harcadıklarından dolayı yoksuldur.


    “Borçlanan birisi, ruhlar için tuzak kuran Şeytan’ın ağındadır.”—Ellen G. White, The Adventist Home, S. 392. Borçtan kurtulmaları için insanlara yardım etmek mi yoksa borca girmekten kaçınmak mı “yoksullara müjdeyi iletmenin” (Luka 4:18) bir parçasıdır? Neden, veya neden değil?


   


¤ Paranın mı bize yoksa bizim mi paraya hizmet ettiğimizi gerçekten nasıl bilebiliriz? Bkz. Luka 16:10–13.



¤ Ekonomik eşitsizlik her yerdedir. Bazı insanlar 2, 3, hatta 4 adet lüks eve sahipken, bazıları kafasını sokacak bir dam buldukları için mutludurlar. Peki ya dünyanın her yerinde aç olarak yatağa giren çocuklar varken, tıka basa yiyerek obez olanlar? Bazıları zenginden alarak yoksullara daha fazla verebileceğimizi iddia etmektedir. Diğerleri, zengin daha çok zenginleşirse, yoksulu sefaletten çıkartmaya yardımcı olabileceğini ummaktadır. Aşırı yoksulluk sorununu dindirmek açısından, imanlılar olarak ne yapabiliriz? Yardım etmek için ne gibi şeyler yapmalıyız, ne gibi şeyler yapmamalıyız?



Güneşin Batışı: 16:36 (İstanbul)



*Aralık 6–12



Hasada Hazırlanmak





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yak 5:7–12, Rom 13:11, 1Ko 3:13, Luka 7:39–50, Kol 4:6.



Hatırlama Metni: “Siz de sabredin. Yüreklerinizi güçlendirin. Çünkü Rab’bin gelişi yakındır” (Yak 5:8).



G


reko–Romen zamanlarında (bazı yerlerde günümüzde bile), büyük bir şahsiyet gelmeden önce telaş içinde birçok aktivite yerine getirilirdi. Sokaklar temizlenir, dükkân camları silinir, çiçekler asılır ve suç önleyici tedbirler alınırdı. Her çaba, resmi şahsiyet geldiğinde yerin mükemmel göründüğünden emin olabilmek için verilirdi.


Yeni Ahit’te olduğu gibi, Yak 5:7, 8’de Mesih’in “gelişi” için kullanılan Grekçe sözcük parousia, teknik açıdan bir kralın veya önemli bir şahsiyetin gelişini vurgulamaktadır. Eğer dünyevi yöneticilerin gelişinden önce böyle hazırlıklar yapılıyorsa, Rab ve Kurtarıcımız’ın gelişi için de kalplerimizi hazırlamak adına her türlü çabayı sarf etmemiz gerekmez mi?


Fakat “o günü ve saati” (Mat 24:36) bilmiyorsak, böyle bir hazırlığı nasıl yapabiliriz? “Sabırlı” olmak ve yüreklerimizi “güçlendirmek” ne demektir? Bu, “ilk ve son yağmur” (Yak 5:7) fikriyle nasıl ilişkilidir? Bu haftanın ayetindeki bağlam, çağların sonunu çağrıştırsa da, temel mesaj her an imanlılar açısından geçerlidir. Tarih boyunca ve hem de şu anki yaşamımızda, tıpkı eskiden peygamberlerin yaptığı gibi, imanımızda sabit kalmamız çağrısının yapıldığı denenmeler ve acılarla yüzleşiyoruz.



*13 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 Aralık 7


  


“Yağmuru” Beklemek



Çiftçiler geçimlerini sürdürebilmek için doğrudan hava durumuna bağımlıdırlar. Eğer hava çok kuru ya da nemliyse, çok soğuk ya da çok sıcaksa, ürünleri de buna zıt olarak etkilenecektir. İsrail gibi kuru ülkelerde, zararlılardan koruma toleransı daha düşüktür ve uygun zamanda bol yağmurun önemi ön planda tutulur. İster küçük bir aile çiftliği olsun isterse geniş bir arazi, mahsul ve sonraki değeri direkt olarak yağmura bağlıdır.


Genellikle Ekim–Kasım’da düşen ilk yağmurlar, toprağı nemlendirir ve ekim ile filizlenme için hazırlar. Mart ve Nisan aylarındaki son yağmur ise, hasat için mahsulü olgunlaştırır.



Yak 5:7’yi okuyun. (Yasa 11:14, Yer 5:24, 14:22, Yoel 2:23 ile karş.) Eski Ahit pasajları, yağmur hakkında ne söylüyor? Sence Yakup, Rab’bin gelişi ile ilişkili olarak neden bu imgeyi kullanmıştı? Ayrıca bkz. Hoş 6:1–3; Yoel 2:28, 29.






“Doğu ülkelerinde ekim ve hasat zamanında yağan ilk ve son yağmur tasvirinden yola çıkarak, İbrani peygamberler çok önceden Allah’ın inanlı topluluğuna alışılmadık ölçüde ruhsal bereketler bağışlandığını söylemişlerdi. Elçilerin zamanında Ruh’un yağması, ilk veya önceki yağmurun başlangıcıydı ve sonucu görkemliydi. Fakat dünyevi hasadın kaldırılmasına yakın, İnsanoğlu’nun gelişinden önce inanlı topluluğunu hazırlamak için özel bir ruhsal bağış vaat edilmiştir. Ruh’un bu dökülüşü, son yağmura benzetilmiştir; ve imanlılar ‘son yağmur anında’ hasadın Rab’binden bu ilave gücü rica edeceklerdir.”—Ellen G. White, Our Father Cares, S. 212.


İsa, “dünyanın sonundaki” (Mat 13:39) “hasadı” ima etmektedir. Mar 4:26–29, Yak 5:7’dekine çok benzer bir resim sergilemektedir. Çiftçi tahılların olgunlaşmasını bekler: “Önce filizi, sonra başağı, sonunda da başağı dolduran taneleri verir. Ürün olgunlaşınca, adam hemen orağı vurur.” (28, 29. ayetler). Buğdayı delicelerden ayırmak sadece hasat vaktinde mümkündür (Mat 13:28–30; Mal. 3:17, 18 ile karş).



Buğdayı delicelerden sadece hasat zamanında ayırabilmemiz gerçeği, hasattan önce şu anki imanımızı nasıl yaşamamız gerektiği hakkında ne söylemeli?


Aralık 8


   


“Yakın” Ne Kadar Yakın?



Yak 5:8, Mesih’in gelişinin “eli kulağında” veya “yakın” olduğunu beyan etmektedir. Ancak neredeyse ikibin yıldan sonra bu vaadi nasıl algılamalıyız?


İsa, alışık olmayanlara egemenliğin gelişini (Mat 4:17, 10:7, 24:33), onların anlayacağı şekilde benzetmeler aracılığıyla öğretmek suretiyle “göksel şeyleri” tarif etmişti. Bu benzetmeleri yakından inceleme, egemenliğin iki yönünü ortaya koyar: mevcut, ruhsal gerçeklik ve gelmekte olan görkemli gerçeklik. Tüm elçiler umutlarını İsa’nın yakın gelişine odaklamış (Rom 13:11, İbr 10:25, Yak 5:9), ancak tam olarak ne zaman gerçekleşeceğini hiçbir zaman saptayamamışlardır. Tıpkı bizler gibi onlar da ne zaman olduğunu bilmek istemişlerdi, ancak İsa bu bilgiye sahip olmanın onlar açısından iyi olmayacağını açıklamıştı (Elç 1:6, 7). Her şeyden evvel, eğer müjdeyi dünyayla paylaşma işinin neredeyse 2000 yılda bitirilemeyeceğini bilselerdi, ne kadar şevkle çalışabilirlerdi ki?



Yakup, “yüreklerinizi güçlendirin” (Yak 5:8) ifadesiyle ne demek istiyor ve beklenen ürün neden “değerli” (timios; 7. ayet) olarak anılmaktadır? (Bkz. 1Se 3:13, 2Se 3:3, 1Pe 1:19, 1Ko 3:12.)






Güçlendirmek (sterizo) sözcüğü, “sağlamlaştırmak” veya “pekiştirmek” anlamına gelir. Kalplerimiz Rab’be o kadar bağlanmalı ki, ne kadar baskı olursa olsun ayrılmamalı. Gerçekle pekiştirilmek (2Pe 1:12), ayartılara dayanmak, sıkıntılara göğüs germek ve imanımız için acı çekmek (Elç 14:22), bunların hepsi de bu işe katkıda bulunurlar.


Ruhsal büyüme, her zaman kolay olmayan fakat “değerli meyveler” taşıyan bir süreçtir. “Mesih’in değerli [timios] kanıyla” (1Pe 1:19) kurtulan imanlılar, göksel “Çiftçi” için sonsuz değere sahiptir. Timios sözcüğü Allah’ın ruhsal tapınağının “temel” taşı olan Mesih üzerine “inşa edilen” imanlıları sembolize eden “değerli taşları” tarif etmek için de kullanılmıştır (1Ko 3:11, 12). Pavlus, diğer yandan istikrarsız imanlıları dayanıksız ve sonunda Mesih geldiğinde ateşe atılacak tahtaya, ot ya da kamışa benzetmiştir (1Ko 3:12–15). Bu nedenle sürekli olarak enerjimizi gerçekten en çok değer verdiğimize, bizim için en değerli olan neye ve kime yönlendirdiğimize harcamalıyız!



“Herkesin yaptığı iş belli olacak, yargı günü ortaya çıkacak. Herkesin işi ateşle açığa vurulacak. Ateş her işin niteliğini sınayacak” (1Ko 3:13). Yaşamına bir bak. Ne tür bir iştir?



Aralık 9


  


Homurdanmak, İnlemek ve Gelişmek



İkinci Geliş ne zaman olacak? Neden halâ buradayız? Şu an, 21. yüzyılda bile şüpheciler ve alaycılar olması sürpriz değildir. Kilise tarihinde, bu yeni bir şey değil. Tarih boyunca İsrail’e en tehlikeli tehditler düşmanlarından değil, kendi tabakasından ve kendi yüreklerinden gelmiştir. Aynı şekilde Rab’bin gelişi yaklaşırken, “dışarıdan ziyade içeriden geleceklerden korkmalıyız... İnançsızlık hoş görülecek, şüpheler vurgulanacak, karanlığa değer verilecek, kötü meleklerin varlığı özendirilecek ve Şeytan’ın araçlarının becerileri için yol açılacaktır.”—Ellen G. White, Last Day Events, S. 156.



Bu yüzden Yak 5:9 bizleri uyarıyor, “Kardeşler, yargılanmamak için birbirinize karşı homurdanmayın. İşte, Yargıç kapının önünde duruyor.” Başkalarına, hatta inanlı topluluğuna karşı hangi kine ve homurdanmalara sahipsin (belki de bazen iyi nedenlerden)? Soru, bunları nasıl ele aldın? Allah tarafından bağışlandığın gibi uysallıkla, tevazuyla ve bağışlayarak mı (bkz. Luka 7:39–50) yoksa dünyevi standartlarla mı? Kendine karşı dürüst ol!






Bu mektupta daha önce de okuduğumuz gibi, iltimas (Yak 2:1, 9), kötü kuşkular (2:4), birbirine karşı kötü konuşmalar (3:10, 4:11), kıskançlık (3:14), anlaşmazlık (4:1) ve dünyevilik (4:4, 13, 14) dahil, imanlılar arasında ciddi çatışmalar vardır. Yakup bizleri sürekli şu sorunların derin çözümlerine yönlendirmektedir: iman (Yak 1:3, 6), “içimize ekilmiş söz” (Yak 1:21), “özgürlük yasasını” korumak (Yak 1:25, 2:12), kararlı olmak ve tanrısal bilgelik (Yak 3:13, 17), lütuf (Yak 4:6), temiz eller ve saf bir yürek (Yak 4:8). O, üzgün ve unutulmuş olanları ziyaret etmek (Yak 1:27), merhamet göstermek (Yak 2:13) ve ihtilaf yerine barış tohumları ekmek dahil (Yak 3:18), Allah’ın içsel işleyişinin, harici ifadeleri olduğunda ısrar etmektedir (Yak 2:14–26).


Sonuçta, Allah’a karşı sorumluyuz; hesap vermemiz gereken tek Kişi, Yargıç olan ve herkese yaptığı işe göre verecek olan Rab’dir.



Rab’bin gelişini beklerken, başkalarına cesaret verecek ve teşvik edecek olumlu yollar nelerdir? Böyle yapman neden önemlidir?




Aralık 10


  


Sabırla Katlanma Örnekleri



Yak 5:10, 11’i okuyun. Eyüp ve peygamberlerin ortak yönü nedir? Bu örnekler neden vurgulanmıştır? Kendi sorunlarımızın ortasında, bu öykülerden ne gibi şahsi dersler çıkarabiliriz?






İsrail’in peygamberleri, çarpıtmaksızın veya taviz vermeksizin sadakatle Rab’bin sözünü vaaz etmişlerdi. Peygamberlerin sadakatini öven İbraniler, şu açık tabloyu sergiler: onlar “aslanların ağzını kapadılar [Daniel], kızgın ateşi söndürdüler [Şadrak, Meşak ve Abed–Nego], kılıcın ağzından kaçıp kurtuldular [İlyas ve Elişa]... hapse atıldılar [Yeremya ve Mikaya]... taşlandılar [Zekeriya, Yehoyada’nın oğlu]... testereyle biçildiler [Yeşaya] ve kılıçtan geçirildiler [bkz. 1Kr 19:10]” (İbr 11:33–37). Tabii ki, kendi öz karısının ve onun kederini paylaşmak için gelenlerin eleştirilerine rağmen büyük bir sabır örneği gösteren Eyüp’ün acıları en bilinenidir. Bu iman kahramanlarını ve birçok diğerlerini, Allah’ın normal ve vasat takipçisinden ayıran fark nedir? Yakup birkaç vasfı anmıştır: sabır, dayanıklılık ve hepsinden önemlisi Allah’a umut ve güven.


Özelliklerden biri olan “sabır” (makrothymias), aynı zamanda “çile çekme” veya “hoşgörü” olarak da çevrilebilir. Zor şartlarda ve denenmelerde, yaşam (ya da iblis!) bizi nereye savurursa, ayakta kalma kapasitesini ifade eder. Peygamberler, Allah’ın sözü için sabırla tüm acılara katlandılar (Yak 5:10). Bu söz, Allah’ın kendisine bir oğul verme vaadini gerçekleştirmesi için İbrahim’in “sabırla” uzun yıllar katlanması da dahil (İbr 6:12, 15), Yeni Ahit’te sürekli kullanılmaktadır. Ayrıca çarmıhta İsa’nın sabırla tüm acılara ve ölüme katlandığını da açıklamaktadır (2Pe 3:15).


Diğer yandan, katlanmak (hypomone), bu sürecin nihai amacına odaklanarak, bitiş çizgisini hedeflemektedir. Eyüp, bu vasfın somut bir örneğini oluşturmaktadır. Acı çektiği her şeye rağmen, Eyüp ısrarla almayı beklediği nihai zafere doğru bakmıştı. (Eyüp 14:13–15, 19:23–27).



Şu an ne ile mücadele ediyorsun? Henüz gerçekleşmemiş ne için dua ettin? Umutsuzluk hissini ne kadar sık yaşadın? Yukarı sıralanan (ve diğerlerinin) Kutsal Kitap karakterlerinden bazılarının denenmelerini düşün; bazen kendilerini ne kadar çaresiz hissetmiş olabileceklerini hayal et. Kendininkilerle başa çıkabilmen açısından, onların acılarından ne öğrenebilirsin?


Aralık 11


  


Gün ışığı Gibi Apaçık



Yak 5:12’yi okuyun. Yorumcuların, Yakup’un neden ağır yeminler etmeyi gerektiren büyük meseleler üzerinde durduğu konusunda kafaları karışmıştır. İçerik, bu tür konuşmaları yasaklasa bile, bu bölümde veya belki de tüm mektupta neden sanki bu konu “her şeyden” önemliymiş gibi gösterilmektedir? Bu gerçekten de büyük bir mesele midir? Bu mektuptaki çalışmamızda gördüklerimizi göz önünde tutmalıyız: Bazen onun hakkında duyduğumuz karikatürlere karşın, Yakup yüzeysel bir imandan veya dini formdan hoşnut değildir. Yakup tamamen müjde yönelimlidir, o kadar ki, Allah’ın bağışlaması ve teşvik edici lütfu olmaksızın bu hedeflere ulaşmamızın çok zor olduğu standartlar kurmaktadır. Sözlerimiz kalplerimizden geçeni açıklar: “ağız yürekten taşanı söyler” (Mat 12:34). Yakup’un teolojisi, bizlere şöyle buyuran İsa’nın düşüncesine sinmiştir: “hiç ant içmeyin: Ne gök üzerine, çünkü orası Tanrı’nın tahtıdır; ne yer üzerine, çünkü orası O’nun ayak taburesidir; ne de Yeruşalim üzerine, çünkü orası Büyük Kral’ın kentidir” (Mat 5:34, 35). Bazı insanlar sözlerini garanti etmek için başındaki saçları bile rehine verir (36. ayet). Fakat İsa bunların hepsinin kötü olduğunu söylemişti: “Evet’iniz evet, ‘hayır’ınız hayır olsun.” (Mat 5:37).


Başımızda her saç dahil, her şey Allah’a aittir (bazı durumlarda pek fazla olmasa da!), öyleyse “Bu nedenle, sözümüzü yerine getireceğimize dair, sanki kendimizinmiş gibi, teminat olarak göstermeye hakkımız olan hiçbir şey yoktur...


“Mesih imanlılarının yaptığı her şey günışığı kadar şeffaf olmalıdır. Gerçek Allah’tandır; aldatmaca ise, sayısız biçiminin her biriyle, Şeytan’dandır.”—Ellen G. White, Bereket Dağından Düşünceler, S. 68. Açıkçası Mesih hukuki yeminleri yasaklamıyor, zira kendisi de Baş Kahin’in önünde yemin ettirildiğinde, ne yanıt vermeyi reddetmiş, ne de doğru bir şekilde yargılanma konusunda bir hayli sapmalar olsa da bu süreci kınamıştı (Mat 26:63, 64).


Gerçeği konuşurken birkaç şeyin akılda tutulması gerekir, birinci ve en önemlisi, bizler nadiren tüm gerçeği bilebiliriz, kendi hakkımızda bile, bu nedenle alçakgönüllü olmalıyız. İkincisi, gerçekten söz edilirken, her zaman sevgiyle ve bunu duyanları terbiye etmek için konuşulmalıdır.



Efesliler 4:15, 29 ve Koloseliler 4:6’yı okuyun. Bu ayetlerin güçlü mesajını dikkate alın. Allah’ın lütfuyla, bu uyarıları katı bir şekilde izlediğinde, yaşamının ne kadar farklı (ve daha iyi!) olabileceğini düşün.



Aralık 12


  


Ek Çalışma: Denenme anlarında İlyas ve Eyüp’ün tecrübelerini ve bunun son günlerde bizler için önemini, Ellen G. White’ın, “Yizreel’den Horev’e Kadar,” S. 91–98; “Burada Ne Yapıyorsun?’” S. 99–104; “İlyas’ın Ruhu ve Gücü,” S. 105–112, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt kitabından okuyun.



“Sabırla beklemek, her şey karanlık göründüğünde Allah’a güvenmek, O’nun etkinliğini yürüten önderlerin öğrenmesi gereken bir derstir. Sıkıntılarla yüzleştiklerinde Gökler onları boşa çıkarmayacaktır. Hiç kimse kendi hiçliğini fark eden ve tümüyle Allah’a bağımlı olan bir kişi kadar çaresiz ama aynı zamanda yenilmez olamaz...


“Sınavlar gelecek ama geçip gidecektir. Bunlar imanını güçlendirecek ve ruhsal hizmet için seni pekiştirecektir. Kutsal Yazı’da kayıtlı olan tarih, sadece okuyup hayran kalmamız için değil, aynı zamanda Allah’ın eski hizmetkârlarında etkin olan imanın bizlerde de işlev görmesi için yazılmıştır.”—Ellen G. White, Geçmişten Sonsuzluğa, 2. Cilt, S. 103, 104.



Tartışma Soruları:


¤ Hasat zamanına dek birlikte yetişen buğday ve deliceler benzetmesini hepimiz biliriz (Matta 13). Fakat kilise disiplini açısından bu terim ne ifade ediyor? Kendi saflarımızdan gelen açık isyan veya ikiyüzlülük açısından ne ifade ediyor? Sadece oturup, Rab dönüşünde her şeyi halledeceğini söyleyerek, hiçbir şey yapmayacak mıyız? Tabii ki değil. Bu benzetme ışığında olduğu kadar, Korintliler ve Galatyalılar gibi ilk inanlı topluluğunda görülen disiplin örnekleri ışığında, özellikle de tek amacı buğdayı boğmaktan başka bir şey olmayan delicelerle nasıl meşgul olmalıyız?


   


¤ Denenmeler ve zorluklar hepimizin başına gelir. Kutsal Kitap’tan ve Ellen G. White’ın yazılarından hangi vaatler sana huzur vererek imanını korumana yardımcı oldu? Zorluklar ve/veya gelecekte olacaklar karşısında, hangi dini karakterler senin için en çok anlam taşır?



¤ Yakup bizlere “birbirinize karşı homurdanmayın” (5:9) der. Ancak insanlar, hatta imanlılar bile bizlere sıkıntı verecek ve sinirlendirecek şeyler yapabilirler. Yaşamda bizleri huysuzlaştıran, hırçın ve gerçekten kötü tanıklar yapan diğer birçok “önemsiz” şeylere rağmen sevmeyi, affetmeyi, katlanmayı nasıl öğrenebiliriz?



Güneşin Batışı: 16:36 (İstanbul)



*Aralık 13–19



Dua, Şifa ve Yenilenme






Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: Yak 5:13–20; 1Yu 5:14; 1Ko 15:54; İbr 12:12, 13; Yu 8:43–45; Özd 10:12.



Hatırlama Metni: “Bu nedenle, şifa bulmak için günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin. Doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir” (Yak 5:16).



İ


nsanlar mucizevi ve büyülü şeylere hayran kalır. Çoğunlukla garip veya cesaret gerektiren şeylere ilgi duyarlar. Böylece İsa’dan da sadece eğlence amaçlı (Luka 23:8, 9), Mesihliğine dair bir işaret (Mat 12:38–41) hatta kendi meşru ihtiyacını gidermesi için (Mat 4:2–4) mucizeler göstermesi rica edildiğinde, reddetmişti. İsa tarafından yetkili olduğu ve mucizevi şifalara etki ettiği öğretilen Ruh, basitçe kullanılabilecek bir güç değildir; bizler O’nun elinde araçlar olmalıyız. Allah, hasta olan herkesi memnuniyetle iyileştirebilir, fakat O daha sağlam, daha kalıcı bir şifayla ilgilenir.


Böylece bu bağlamda bazı önemli sorulara bakacağız: hastanın iyileşmesi konusunda Yakup’un sözlerini nasıl anlamalıyız? Duaya yanıt olarak, şifa ve af arasında bir ilişki var mıdır? Geniş çaplı bir döneklik zamanında, İlyas önemli bir dua modeli olarak sergilenmişti. Onun dua yaşamından ve İsrail’i tekrar Allah’a ve gerçek ibadete döndürme çağrısından ne öğrenebiliriz?



*20 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 Aralık 14


  


İmanlı İçin Gerekli Alet



Yak 5:13’ü okuyun. Burada ne gibi ilginç bir tezat sergilenmektedir? Bu uyarıları kendi yaşamımıza nasıl uygulayabiliriz?






İki farklı şeyle meşgul olsa da (sıkıntı, sevinç), Yakup bunları dua ve övgüyle ilişkilendirmektedir: sıkıntıdayken dua edin, sevinçliyken övgüler sunun. İki uygulama birbirinden farklı değildir, ancak birçok övgü mezmurları aynı zamanda dua da olduklarından, Yakup mektubuna başlarken çeşitli sıkıntılara düşen dinleyicilerini “büyük sevinçle karşılayın” diye teşvik etmektedir, “çünkü bilirsiniz ki, imanınızın sınanması dayanma gücünü yaratır” (Yak 1:2, 3). Dua zamanı ile övgü zamanı genelde düşündüğümüzden daha geçişli olabilir.


Yak 5:13’de geçen “sıkıntı” sözcüğü, daha önce peygamberlerin acılarını ima eden aynı kökten gelmektedir (Yak 5:10). Hem maddi hem de manevi sıkıntıları kastetmektedir—“mücadelenin ilk ve en önemli tehlikesi ve zahmeti” (Ceslas Spicq, Theological Lexicon of the New Testament, Cilt 2, S. 239), fakat aynı zamanda yorucu bir çalışmayı ve değerli çabaları da. 2.Timoteos 2:9 ve 4:5’de “herhangi bir zorluk veya acıdan yılmayan apostolik çalışma”yı da tarif eder—Theological Lexicon of the New Testament, Cilt 2, S. 240. İmanlılar olarak sıkıntılar baş gösterdiğinde, içgüdüsel olarak Allah’a döneriz. Zorluklarla karşılaştığımızda dua özellikle zaruridir, fakat kutsal müziği çalmak veya söylemek de (psalleto sözcüğü her ikisini de ima eder) yararlıdır.


“İlahi söylemek de bir ibadet eylemidir. Aslında birçok ilahi, bir duadır.”—Ellen G. White, Education, S. 168. Kaçımız morali bozuk olup veya kendini yalnız hissedip de aklına ilahi sözleri geldiğinde ruhunu ferahlatmadı ki? Aramızda, dua ve ilahilerle dolu bir gezintiyle teselli olacak, acı çeken veya cesarete ihtiyaç duyan çok kişi var. “Sevinenlerle sevinin, ağlayanlarla ağlayın” (Rom 12:15). Bu, başka hiçbir şeyin yapamayacağı kadar ruhlarımızı yüceltecektir.


Mezmurlar kitabı, yardım için nereye gideceğimizi bilemiyorsak, özellikle ilham, teşvik ve yönelme sağlayan bir hazine evidir.



Hepimiz, acı çekmenin bizleri Rab’be ve duaya nasıl yakınlaştırdığı biliriz. Ancak işler iyi gittiğinde, bizler için oluşacak ruhsal tehlikeler nelerdir? Özellikle bu gibi zamanlarda övgüler neden çok önemlidir? Neyi hiç unutmamamıza yardım eder?



Aralık 15


  


Hasta İçin Dua



Yak 5:14, 15’i okuyun. Hastayı yağlamak için Yakup’un buyurduğu gerekli unsurlar nelerdir ve bu ayetlerde ne gibi önemli ruhsal bileşenler bulunmaktadır?






Hasta olan kişinin, inanlı topluluğunun yaşlılarını çağırıp, “Rab’bin adıyla” üzerine yağ sürmeleri ve dua etmelerini istemesi gerçeği, bireyin ruhsal arzusunu ve şifa için ilahi aracılığın gerekli olduğu yönünde kolektif bir kanaatin var olduğunu göstermektedir (Mar 6:13). Günahların affı iması, bu gelenek aracılığıyla Rab’bin ruhsal olarak şifa bulmak istemeyen kişiyi, fiziksel olarak da iyileştirmeyeceğini göstermektedir. “Şifaya kavuşmak için dua isteyenlere, ister doğal ister ruhsal olsun Allah’ın yasasının çiğnenmesinin ihlalinin günah olduğu açıkça belirtilmeli ve O’nun bereketlerini alabilmesi için günahın itiraf ve terk edilmesi gerektiği söylenmelidir.”—Ellen G. White, The Ministry of Healing, S. 228.


İlahi aracılık için inanlı topluluğunun yaşlılarının çağırılması talebi, hastalığın kişiyi aciz halde bırakmış ve belki de inanlı topluluğunun bir araya gelemediği çok acil bir durum söz konusu olduğunda teklif edilmelidir. Burada hasta için iki farklı Grekçe sözcük kullanılmaktadır: birincisi (14. ayetteki astheneo) “hastalanıp ölen” (Elç 9:37) Tabita (çev.: Ceylan) için kullanılmıştı; ikincisi ise (15. ayetteki kamno), genel olarak hastayı, fakat aynı zamanda ölmekte olan kişiyi ima etmekte olup, buradaki bağlamda bitkin düşmüş veya tükenmiş birini ifade etmektedir. Şifa arzusu, ne olursa olsun Allah’ın istemine tam olarak itaat etmeyi gerektirir (1Yu 5:14). Hastayı “kurtarma” ve “kaldırma” (Yak 5:20’deki “ölümden kurtarmak” ile karş.) imaları açıkça mükemmel bir şifayı temsil eden dirilişe işaret etse de, asıl şifa, “çürüyen ve ölümlü beden çürümezliği ve ölümsüzlüğü giyinince” (1Ko 15:54) gerçekleşecektir.



Çoğumuz, hastanın iyileşmediği fakat öldüğü, yağ sürme hizmetini bilir veya buna katılmıştır. O halde bu ayetlerde geçen diriliş umudu neden tek güvencemizdir?



Aralık 16


  


Ruh için Şifa



Bedenin şifasından da önemli olan ruhun şifasıdır. Her şeyden evvel amacımız insanları sağlıklı günahkârlar yapmak değil, bilakis onları İsa’da bulunan sonsuz yaşama yönlendirmektir. Belki de bu nedenle, 13–15. ayetlerde değinilen kuramsal durumlardan, bu hafta 16. ayetteki şifa ile ilgili hatırlama metnimize yöneldik. Bu ayetteki şifa sözcüğü (iaomai), fiziksel hastalığın tedavisinin ötesine geçmektedir (örneğin bkz. Mat 13:15). Zaten 15. ayette saklı olan geniş şifa anlayışına (diriliş) sahip olarak, Yakup hastalık ve tüm sorunlarımızın kökeni olan günah arasında ilişki kurmaktadır—her hastalık belirli bir günaha dayandırılamasa da, hastalık ve ölüm, günahkâr olmanın sonuçlarındandır.



Mar 2:1–12’yi okuyun (İbr 12:12, 13; 1Pe 2:24, 25 ile karş). Bu pasajlar ne tür bir şifayı tarif etmektedir ve bu şifanın temeli nedir?






İsa’ya iman, ruhsal zayıflık ve günahtan, şifaya doğru götürür. Bir anlamda İsa’nın gerçekleştirdiği her şifa, insanların dikkatini daha derin bir kurtuluş ihtiyacına çekmek için bir benzetmedir. Markos 2’deki felçli adamın olayında, ruhsal iyileşme aslında onun en çok ilgilendiği meseleydi, bu nedenle İsa ona bütün günahlarının affedildiği güvencesini vermişti. Buna karşın “günahtan kurtulmayı, fiziksel olarak iyileşmekten daha fazla istiyordu. Eğer İsa’yı görebilse, affedileceğinin ve gökyüzü ile barış kurabileceğinin güvencesini alabilse, Tanrı’nın isteğine göre ölmeye ya da yaşamaya razıydı.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 245. Günümüzde Allah’ın şifacıları hastalıkları iyileştirmek için her türlü tıbbi aracı kullansa da, çabalar insanı bütünüyle iyileştirmek için verilmelidir, sadece bu yaşam için değil, ebediyen.


Şifa, ilişkilerin iyileştirilmesini de içerir, bu nedenle yanlış yaptığımız kişilere karşı (Mat 18:15, 21, 22) “günahlarınızı birbirinize itiraf edin” (Yak 5:16) diye uyarılıyoruz, Yani, başkalarına karşı yanlış yaptıysan veya gücendirdiysen, onlara itiraf et. O zaman Rab’bin bereketi üzerine yağar, zira itiraf süreci kendi benliğini inkâr etmeyi içerir ve sadece kendi benliğini inkârla, Mesih senin içinde şekillenebilir.




Aralık 17


  


Dua Örnekleri



Yak 5:17, 18’i okuyun. İlyas’ın örneğinden dua hakkında ne öğreniyoruz? Şifa, af ve yenileme ile nasıl ilişkilidir?






Bu ayetler, Yak 5:16’nın sonunda verilen güvenceyi örneklemektedir: “Doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir”. İlyas “doğru” bir adamdı, hatta göğe bile alındı, ancak süper bir insan değildi. Tıpkı bizler gibi aynı tutkulara ve duygulara sahipti. Allah’ın onun duasını duyması, bizim dualarımızın da duyulacağı yönünde bizlere cesaret vermelidir. Yakup İlyas’ın yağmur yağmaması için “gayretle dua ettiğini” (Eski Ahit’te detayları anılmıyor), Yasa 11:13–17’in gerçekleşmesini rica ettiğini (Yak 5:18’de ima ediliyor) söylüyor.


İsrail’in, fırtına ve şimşek tanrısı Baal’e tapınması, Yasa’daki bu peygamberlik temelinde karşılıksız kalamazdı. İlyas’ın dualarına yanıt alana kadar ne kadar dua ettiğini bilmesek de, yakarışları onun mevcut şartları ışığında, Allah’ın Söz’ünün dikkatle çalışılmasına ve bunun yansıtılmasına dayanıyordu. Tıpkı Daniel’in duasının, Yeremya’nın peygamberliği üzerindeki çalışmasını temel aldığı gibi, duasının bir parçası olarak, Yasa’nın Tekrarı’ndan alıntı yapmış olabilirdi (bkz. Dan 9:2, 3). Bizim dualarımız da, Allah’ın Söz’ü ışığında şartlarımızı özenle düşünmeye dayalı olarak daha etkili olabilir.


Yağmursuz periyodun üçbuçuk yıl sürmesi (Luka 4:25’de de anılmıştır), Kutsal Yazı’da deneme zamanı olarak önemli bir süredir (Daniel 9:27’de İsa’nın hizmetine ilişkin peygamberlik periyodu olan “yarım hafta” veya üçbuçuk yıllık hizmeti ve Daniel 7:25 ve Vahiy 12:14’de geçen Hıristiyanlığın “üçbuçuk zaman” süren dönekliği gibi). Bu periyodun sonunda, Allah canlanma ve reformasyon işine başlayarak, insanlar dönekliklerinin derinliğini fark edebilsinler diye İsrail’i uyandırmıştı. Bu, Mesih’in ilk gelişinin yolunu hazırlamak amacıyla hem Vaftizci Yahya’nın birinci yüzyılda İsraillilere yaptıklarıyla belirginleşen, hem de İkinci Geliş için günümüzde bakiye kalan inanlı topluluğuna emanet edilen bir iştir (bkz. Mal. 4:5, 6; Mat 11:13, 14).



İnanlı topluluğu olarak, canlanma ve reformasyon istiyoruz. Fakat bu, kendi yaşamlarımızda, kendi içimizde, şahsi ve günlük bazda başlamalıdır. Sadece sen, kendi yönünü çizmek, nihayetinde yaşamının kaderini belirlemek adına hangi seçimleri yapabilirsin?



Aralık 18


  


Restorasyon ve Bağışlama



Allah’ın Ruh’u, İlyas aracılığıyla İsrail ile Allah arasındaki ilişkiyi iyileştirmeye çalışmıştı. Fakat İlyas’ın işinin çoğu Karmel Dağı’nın üzerinde yapılmamıştı. Bu sadece bir başlangıçtı. O, diriliş ve reform hizmetini peygamberler yetiştiren okullarıyla gelecekte ruhsal liderler yetiştirmek, çoğaltmak için, bunu küçük köylere ve evlere taşıdı.



Yak 5:19, 20’yi okuyun. Burada tarif edilen iş, İlyas’ın, Vaftizci Yahya’nın ve diğerlerinin yaptıkları işlerle nasıl kıyaslanabilir? Bkz. Luka 1:16, 17; Elç 3:19.






Sık sık İlyas’ın yıllarca yaptığı nazik ve sabırlı işi unuturuz. Vaftizci Yahya da insanları gerçeğe döndürmeye, tövbe ederek vaftize yönlendirmeye odaklanmıştı. İsa, kendi işini benzer terimlerle tarif etmişti: insanları yanlıştan kurtarmak ve gerçeğe döndürmek (bkz. Yu 8:43–45).


Yak 5:19, 20’da tarif edilen bu kuramsal durum, Grekçe’de koşullu bir çatı kullanmakta, dönekliğin mevcudiyetini kesin olarak değil, bir olasılık olarak varsaymaktadır. Gerçekten ayrılış, sadece doktrin bazında değil, yaşam tarzında da bir düşüşü ima eder, zira çoğunlukla ilki, ikinciye yöneltir. İnançlarımızı şüphe şekillendirmeye başlar, kararsız davranışlara yöneltir ve sonunda açıkça imandan çıkmaya götürür. “Günahkârı sapık yolundan döndüren, ölümden bir can kurtarmış olur” (Yak 5:20). Daha öncekileri özetleyen Yakup, inanlı topluluğundaki kardeşlerinden, insanları Allah’a döndürmek için, İlyas’ın yaptığı işe benzer bir hizmette bulunmalarını rica etmektedir.


Bu iş, sabır, sempati, şefkat ve tevazu gerektirir: “Kardeşler, eğer biri suç işlerken yakalanırsa, ruhsal olan sizler, böyle birini yumuşak ruhla yola getirin. Siz de ayartılmamak için kendinizi kollayın.” (Gal 6:1). İlyas’ın işi, kalpleri Allah’a ve O’nun halkına çevirmektir, onlardan uzaklaştırmak değil. Çoğunlukla kişi günahlarından haberdardır ve bunların belirtilmesine ihtiyacı yoktur. Daha fazla gerekli olan şey, İsa tarafından biçimlendirilen ve O’nun ölümüyle sağlanan aftır. Ölümden ruhları kurtarmak, sadece günahların “örtülmesiyle,” müjdeyi yaşamımıza tatbik etmekle ve merhametin araçları olmakla mümkündür (Özd 10:12).



Gerçekten hata yapmış ve bundan haberdar olan birini düşün. Bu kişiyi tekrar Rab’be çekmek için ne yapabilirsin ve ne söyleyebilirsin?



Aralık 19


  


Ek Çalışma: Ellen G. White, “Prayer for the Sick,” S. 225–233, The Ministry of Healing; “Şeytan Nasıl Alt Edilir?” S. 280–286, Büyük Mücadele kitaplarını okuyun.



“İsa bizden, insanlığı kurtarmak için kendisiyle bütünleşmemizi ister ve şöyle der: “Karşılıksız aldınız, karşılıksız verin.” Günah tüm kötülüklerin en büyüğüdür; bizler de günahkâra acımalı ve yardım etmeliyiz. Yanılgıya düşen, bundan dolayı utanç duyan ve kendi hatasının farkında olan birçok kişi vardır. Onlar kendilerine cesaret verecek olan sözlere susamışlardır. Neredeyse sefalete sürükleninceye dek kendi hatalarına ve yanlışlarına bakarlar. Bu kimseleri ihmal etmemeliyiz.


“Yaralı ve incinmiş kişiye merhem olan cesaret verici sözler söyleyin.”—Ellen G. White, Sevgi Öğretmeni, S. 494, 495.



Tartışma Soruları:


¤ İşlediğin günahla her şeyi berbat ettiğin, kendine, başkalarına ve Rab’be zarar verdiğin bir anı düşün. Eylemlerine göz yumulmasa da (ki genelde haklı olarak dehşete düşmüş olabilirler), seni cesaretlendiren ve yücelten insanlar, senin için nasıl bir anlam ifade etmişti? Bu tecrübeler hakkında en çok neyi hatırlıyorsun ve bu anılar, aynı büyük hataları yapanlara da yardım etmen konusunda, seni nasıl teşvik edebilir?


   


¤ Yak 5:16’yı duayla ve dikkatle oku. Burada bizler için ne gibi ruhsal dersler vardır? Bu, bizlere duanın gücü ve onun ruhsal yaşamımız açısından ne kadar önemli olduğu konusunda ne söylemektedir? Dua, çok özel bir mesele olsa da, duanın sana nasıl yardımcı olduğunu, dualarının nasıl yanıtlandığını, duaların arzu ettiğin gibi yanıtlanmasa bile Rab’be güvenmeyi nasıl öğrendiğini diğer arkadaşlarınla paylaş. Sonunda, “etkin coşkulu bir dua” ile gelen en önemli pratik yararlar konusunda ne söyleyebilirsin?



Güneşin Batışı: 16:38 (İstanbul)



*Aralık 20–26



Sonsuz Müjde





Sebt Günü



Konuyla İlgili Metinler: İbr 4:2; Mez 130:3, 4; Luka 15:11–32; Rom 3:24–26; İbr 10:1–4; Vah 14:12.



Hatırlama Metni: “Ona uzaktan görünüp şöyle dedim: Seni sonsuz bir sevgiyle sevdim, Bu nedenle sevecenlikle seni kendime çektim” (Yeremya 31:3).



Y


akup ile olan çalışmamızda, müjdeyle ilişkili olan birçok meseleye baktık ve diğer dini yazarlarla bazı karşılaştırmalar yaptık. Yakup’un sözlerinin Kutsal Kitap’ın diğer yerleriyle nasıl uyum sağladığını açıkça anlamak her zaman kolay olmasa da, özellikle de müjde merkezinde, fakat gördüğümüz gibi oluyor. Ve son çağda görevimizin temeli “her ulusa, her oymağa, her dile, her halka” (Vah 14:6) müjdeyi vaaz etmek olduğu için, bu çok önemlidir.


Bu son haftamızda, imanla kurtuluş, Yakup da dahil tüm Kutsal Kitap’ta öğretilen bir inanç olan “sonsuz müjde” hakkındaki temel sorulara odaklanacağız.


Hatırlanması gereken en önemli husus, Kutsal Kitap’ın kendisiyle çelişmediğidir, özellikle de kurtuluş gibi temel bir konuda. Bu çeyrek yılın bitiminde, müjdenin Kutsal Kitap’ta nasıl göründüğüne göz atarken, Yakup’un Allah’ın kurtuluş planındaki geniş tabloya nasıl uyum sağladığını daha iyi göreceğiz.



*27 Aralık Sebt Günü’ne hazırlık için bu haftanın konusunu çalışın.



 Aralık 21


   


Eski Ahit’teki Müjde



“Çünkü onlar gibi biz de iyi haberi aldık. Ama onlar duydukları sözü imanla birleştirmedikleri için bunun kendilerine bir yararı olmadı” (İbr 4:2).



Bu ayetin ima ettiği şey ürkütücüdür. Birincisi müjde, öylesine bir “iyi haber” değildir, bilakis iyi haber Eski Ahit’te de vaaz edilmiştir. İkincisi o tıpkı Yeni Ahit zamanlarındaki gibi vaaz edilmiştir. Mesajın kendisinde fark olduğuna dair hiçbir işaret yoktur. Bu nedenle sorun, mesajda değil, bilakis onun duyuluş tarzı ile ilgilidir. Günümüzde de farklı insanlar aynı müjde mesajını çok farklı duymaktadırlar. O halde, Söz’ün öğretilmesinde kendimizi mutlak imana teslim etmemiz çok önemlidir, öyle ki müjde vaaz edildiğinde onu doğru olarak duyalım.



Aşağıdaki ayetlere bak ve her birindeki müjde mesajını özetle:



Yar 3:15



Çıkış 19:4–6



Mez 130:3, 4; Mez 32:1–5



Yşa 53:4–11



Yer 31:31–34



Ortak nakarata dikkat ettin mi? Bizi kurtarmak için Allah araya giriyor; Günahlarımızı affediyor ve “istekli ve itaatkâr” (Yşa 1:19) olabilelim diye, günahla bizim aramıza “düşmanlık” koyuyor. Biri (İsa), birçoğu için öldü, onların (bizim) kötülüklerini üzerine aldı ve hak etmeyeni akladı. Yeni antlaşma, eski antlaşmadan farklıdır, çünkü yasa yüreklere yazılmıştır ve artık günahlar “hiç anılmayacaktır” (İbr 8:12). Kısacası, af ve yeni doğuş bir pakettir: aklanma ve kutsanma, günah sorununa Allah’ın çözümünü sergiler. Bu pasajlar çoğaltılabilir, zira Kutsal Kitap boyunca mesaj hep aynıdır: günahımıza karşın, Allah bizi sever ve bizleri kurtarmak için mümkün olan her şeyi yapmıştır.



Yasayı tutmanın önemine inanan insanlar olarak, yasayı tutmanın bizleri aklayacağına inanma yanlışından kendimizi nasıl koruyabiliriz? Bunu yapmak neden her zaman kolay değildir?



Aralık 22


  


Beden Olan Müjde



Bazılarının Müjdeler’de müjdeyi bulmaları oldukça güçtür! İsa’nın öğretileri kuralcı olarak görülebilir, fakat sadece öykünün geri kalanını dinlemezsek. İsa’nın zamanında İsrail’deki çoğu insan Allah’ın önünde iyi bir konumda olduklarını zannediyorlardı. Gerekli vergiyi ödemekle ve uygun kurbanları sunmakla tapınağı desteklemekteydiler. Murdar yiyeceklerden kaçınıyorlardı, oğullarını sünnet ettiriyorlardı, bayram günlerini ve Sebt Günü’nü tutuyorlardı ve dini liderleri tarafından öğretilen yasayı genel olarak tutmaya çalışıyorlardı. Sonra Yahya geldi ve şöyle haykırdı, “Tövbe edin” ve vaftiz olun. Daha sonra da İsa yeni bir doğuşun gerekli olduğunu (Yu 3:3, 5) ve “doğruluğunuz din bilginleriyle Ferisiler’inkini aşmadıkça, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz” (Mat 5:20) dedi. Diğer bir deyişle İsa şunu söylüyordu, “Sahip olmadığınız bir şeye ihtiyacınız var. İşleriniz yeterince iyi değil.”



Luka 15:11–32, 18:9–17’yi okuyun. Bu benzetme müjdeyi nasıl betimliyor?






Müsrif oğul benzetmesinde, oğul kaybolmuştur ve bunu bilmemektedir. Sonunda babasının sevgisini yeni bir açıdan görmeye başlar ve geri dönmeyi özler. Gururu yok olmuştur. Bir hizmetkâr olarak kabul edilmeyi umut eder, ancak babasının müsrif bir şekilde onurlandırmasıyla şaşkına döner. İlişki sadece onarılmamıştır. Dönüşüm geçirmiştir. Benzer bir ters beklenti, ikinci benzetmede de görülür. “Doğru” Ferisi Allah tarafından önemsenmezken, “günahkâr” vergi toplayıcısı, sadece kabul edilmekle kalmaz, aklanmış, affedilmiş ve suçlarından özgür kalmış olarak oradan ayrılır.


Her iki öykü de Allah’ı bir Baba ve dinsizin Aklayıcısı olarak daha açık bir şekilde görmemize yardım eder. Sıkılmış üzüm kâsesini, “günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanı” olarak tarif etmişti, İsa gerçek Fısıh Kuzusu olarak acı çekti, bizim olması gereken ölümü tattı (Mat 26:28; Mar 10:45 ile karş). Bu nedenle kurtuluş bizler için bedelsizdir, çünkü İsa bunun tam bedelini ödemiştir.



Her bir benzetmeden kendin için nasıl bir umut çıkarabilirsin? Buradaki bazı insanlarla kendini nasıl bağdaştırabilirsin ve yanıtın, ruhsal yaşamında yapman gereken değişiklik konusunda ne söylüyor?




Aralık 23


  


Pavlus’daki Müjde



Birçok hemşehrisi gibi, Pavlus da ruhsal durumunun iyi olduğunu düşünüyordu. Fakat sonra “beni seven ve benim için kendini feda eden Tanrı Oğlu” (Gal 2:20) olarak İsa’yı gördü. Aniden kurtulduğunu değil, kaybettiğini anladı; Allah’ın hizmetkârı değil, Allah’ın düşmanı; doğru değil, günahkârların başı olarak. Gözündeki pullar düştü, diğer bir deyişle Eski Ahit’i okuyuş tarzı. Şahsen kendisine ve Kutsal Yazı aracılığıyla açıklanan Allah’ın vahyi, yüreğini ve yaşamını sonsuza dek değiştirdi. Bunları üreten temel gerçekleri fark etmeden Pavlus’un mektuplarını anlayamayız.



Bu ışık altında 2.Korintliler 3:14–16’yı ve sonra da 2–6. ayetleri okuyun. Önemli bir adım olarak Pavlus burada neyi tanımlıyor?






Eski antlaşmanın anlamı, sadece “biri Rab’be dönerse” (16. ayet) açıklığa kavuşur. İsa kurtuluşun yoludur. Her şey O’nda başlar ve biter. İsrail—Pavlus’un imana gelmeden önce yaptığı gibi kendi sadakatine güvenmekle—ölümün vekili olarak eski antlaşmayı tecrübe edinmişti. Neden? Çünkü İsrail halkı da dahil, “herkes günah işledi” (Rom 3:23), ve böylece buyruklar onları sadece suçlayabilirdi (2Ko 3:7). Buna karşın Korint’teki imanlılar, “mürekkeple değil, yaşayan Tanrı’nın Ruhu’yla, taş levhalara değil, insan yüreğinin levhalarına yazılmış Mesih’in mektubu”ydular (3. ayet).



Romalılar 1:16, 17; 3:24–26’yı okuyun. Pavlus müjdeyi nasıl tarif ediyor? Mesih’e iman aracılığıyla neyi alırız?






Müjde, iman eden herkesi kurtaran Allah’ın gücüdür. Doğruluk, bizim yaptıklarımıza değil, bilakis imanla talep ettiğimizde Mesih’in bizler için yaptığı şeye dayanır. Bu “imandan imana” (Rom 1:17) gelişen bir inançtır. Pavlus’un bununla ima ettiği şey, aslen 3. bölümün sonunda yer alan, Romalılar kitabının geri kalanında ortaya konulur. Mesih sayesinde kurtuluşa (günahlarımızı ödeyerek Allah bizi geri satın almıştır), aklanmaya (suçtan arındırıldık ve lütufla temizlendik) ve affa (Allah bizleri geri kabul eder ve geçmiş günahlarımızı “unutur”) sahip oluruz. İlginç olan, Mesih’in kurbanlığıyla, İsa’ya inanan imansızları aklayarak, Allah kendisini adil olarak kanıtlar.




Aralık 24


  


“Yeni” Antlaşma



İbraniler kitabı, yeni antlaşmayı eski antlaşmadan “daha iyi” olarak tarif eder (İbr 8:1, 2, 6). O halde ortaya çıkan soru şu, Eğer kusurluysa, Allah neden eski antlaşmayı tesis etmişti? Ancak sorun, antlaşmanın kendisi değil, insanların ona nasıl yanıt verdiğidir.



İbr 7:19, 8:9, 10:1–4’ü okuyun. Eski antlaşmayla ilgili hangi sorunlar anılmaktadır?



İnsanlar antlaşmaya “sadık kalmadılar” (İbr 8:9), aksine söz dinlemez ve isyankâr oldular. Bunlar, hayvan kurbanlarının hiçbir zaman günahları ortadan kaldırmayacağı gerçeğiyle birlikte (İbr 10:4), günah sorununun kalmaya devam ettiğini göstermektedir. Sadece, “İsa Mesih’in bedeninin ilk ve son kez sunulması” eski antlaşma altında işlenenler günahlar dahil, günah için kefaret edebilirdi (İbr 10:10; 9:15). Ve bu, “Çünkü Yasa hiçbir şeyi yetkinleştiremedi. Bunun yerine, aracılığıyla Tanrı’ya yaklaştığımız daha sağlam bir umut verildi” (İbr 7:19) diye ifade edilen, yeni antlaşma vaadi sayesinde oldu.


Bir anlamda yeni antlaşma aslında kesinlikle yeni değildir, çünkü—Aden bahçesinde yılanın başını ezecek soya verilen vaatten beri—kurtuluş planı hep, “dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzu” (Vah 13:8; ayrıca bkz. Yer 32:40; İbr 13:20, 21; Yu 13:34) olan Mesih’in ölümünü doğrulamıştı.


“Lütuf antlaşması yeni bir gerçek değildir, zira ebediyen Allah’ın zihninde mevcut olmuştur. İşte bu nedenle ebedi antlaşma olarak anılır.”—Ellen G. White, The Faith I Live By, S. 77.


Diğer yandan Pavlus’da gördüğümüz gibi, Rab’be döndüğümüzde çok özel bir şey meydana gelir. Allah ebedi antlaşmayla ilişkili olarak şunu vaat etmişti, “benden hiç ayrılmasınlar diye yüreklerine Tanrı korkusu salacağım” (Yer 32:40). İman olmaksızın, hayvan kurbanları getirmek, sanki günahlar için ödeme yapmak gibidir. Buna karşın, “sonsuza dek sürecek antlaşmanın kanıyla” (13:20) ödenen, “utancı hiçe sayıp çarmıhta ölüme katlanan” ve “günahkârların bunca karşı koymasına katlanmış Olan” (İbr 12:2, 3) İsa’ya bakmak, günahın ölçülemez bedelini açıklar. Bu “yeni” antlaşma her şeye olan bakışımızı değiştirir, tıpkı birbirimizi sevme buyruğunda olduğu gibi. Bu gerçekten yeni değildir (Lev 19:18), sadece komşularımızı kendimiz gibi sevmekle değil, bilakis İsa’nın “sizi sevdiğim gibi” (Yu 13:34) ifadesi dışında.



İsa’nın bizleri sevdiği gibi, başkalarını sevmeyi nasıl öğrenebiliriz?



Aralık 25


  


Müjdenin Zirvesi



“Yedinci melek borazanını çaldığı zaman, Tanrı’nın sır olan tasarısı tamamlanacak. Nitekim Tanrı bunu, kulları peygamberlere müjdelemişti.” (Vah 10:7).



Bariz bir şekilde, Vahiy 10:7, Vahiy’deki diğer ayetler içinde (Vahiy 14:6 yanında) özellikle müjdenin vaaz edilmesini ima eden tek ayettir (“müjdelemek” olarak çevrilen Grekçe sözcük evangelizo, “müjdeyi ilan etmek” demektir). Bu iki bölüm, Yedinci–Gün Adventistleri için çok özeldir, çünkü bunlarda bizlere yapılan çağrı ve görevi buluruz. Diğer bir deyişle, Allah başka hiçbir grubun “sonsuz müjdeyi” ilan edemeyeceği bir tarzda, belirli bir şekilde bizlere görev vermiştir.


Gördüğümüz gibi, müjde Yaratılış’tan Vahiy’e kadar aynıdır. Yasa aynıdır. Antlaşma aynıdır. İsa, Pavlus ve Yakup, hepsi İbrahim’in de inanmış olduğu aynı müjdeyi doğrular (Yu 8:56, Rom 4:13, Yak 2:21–23). Bazılarının bu iddiayla sorunları vardır, zira onlar müjdeyi Kutsal Yazı’dan daha sığ bir tarzla tarif ederler. Ancak İbrahim’in itaatkâr imanı, İsa’nın kurbanlığını öngörmesinden kaynaklanmaktadır. Kurtuluş için, imanı iyi işlerle dengelemek zorunda değiliz. İman tek başına yeterlidir, ancak ne iblisinki gibi bilgiye dayanan bir iman olmalı, ne de kurtuluş şartlarına boyun eğmeden Allah’ın vaatlerini talep eden küstah bir iman olmalıdır; aksine işleyen bir iman olmalıdır.



Buyrukları tutma konusunda Vahiy 12:17 ve Vahiy 14:12’deki referanslar ile İsa’daki imana tanıklık, neden ebedi müjde açısından önemlidir?



Zamanın sonundaki yanıltıcı mesele şudur: kime ibadet ve itaat edelim? “Göğü, yeri, denizi, su pınarlarını yaratan” Allah’a mı? (Vah 14:7). Yoksa, canavara ve onun işaretine mi? İtaat ve buyruklar (Sebt Günü dahil), İsa’ya olan iman sayesinde, sonuna kadar sadık kalanları belirler. Gerçek din, hem imanı hem de itaati gerektirir.


“Çoğunlukla baskı ve zulmün ortasında olsa da, Allah’ın yasasının kalıcılığına ve yaratılışın Sebti’nin kutsal zorunluluğuna sürekli bir tanıklık verilmiştir.


“Vahiy 14. bölümde ‘sonsuza dek kalıcı müjde’yle bağlantılı olarak sunulan bu gerçekler, Mesih’in gelişi zamanında O’nun kilisesinin ayırt edilmesini sağlayacaktır. Zira üç aşamalı mesajın sonucunda şu bildiri verilmektedir: ‘Allah’ın emirlerini ve İsa’nın imanını koruyanların tahammülü buradadır.’ ”—Ellen G. White, The Great Controversy, S. 453, 454.



Aralık 26


   


Ek Çalışma: Ellen G. White’ın, “The Loud Cry,” S. 198–202, Last Day Events kitabını okuyun.



“Daha yüksek bir standarda çıkmak, ileriye gitmek ve yükseltilmiş imtiyazlarımızı talep etmek zorundayız. Tevazuyla Allah ile yürümeli, karakter mükemmelliğiyle övünmemeliyiz, fakat Allah’ın sözündeki her vaadi yalın bir imanla talep etmeliyiz; zira onlar itaat edenler içindir, Allah’ın yasasını ihlal edenler için değil. Allah’ın tanıklığına inanmalı, tamamen ona dayanmalıyız, böylece kendini yüceltme veya kibir olanağı da ortadan kalkar. Doğrusu bizler imanla kurtulduk, pasif bir imanla değil, bilakis sevgiyle işleyen ve ruhu arındıran bir imanla. Mesih’in eli en küçük günahkâra bile uzanabilir ve onu ihlalden itaate getirir; fakat hiçbir Hıristiyanlık, Allah’ın kutsal yasasının taleplerinin üzerine çıkabilecek kadar ulvî değildir. Bu, İsa’nın yardım etme gücünün üzerinde olurdu, onun öğretilerinin ve örneğinin dışında olurdu; zira şöyle demişti, ‘Ben Babam’ın buyruklarını yerine getirdim ve sevgisinde kaldım’ ve Mesih’i takip eden herkes Allah’ın kutsal yasasına itaat edecektir.”—Ellen G. White, Signs of the Times, Mart 31, 1890.



Tartışma Soruları:


¤ Benzerlikler ve farklılıklar da dahil, İsa, Yakup ve Pavlus’un öğretilerindeki çeşitli müjde vurgularını tartışın. Bunları bir araya getirerek ve bütün resmi görerek, kendimizi kuralcılığa veya ucuz bir lütfa düşmekten nasıl koruyabiliriz?


   


¤ Ruhsal durumun hakkında düş kırıklığı hissettiğinde, hangi müjde vaatleri, seni bu düş kırıklığından kurtarmaya yardımcı olmaktadır? En karanlık anlarda bile neden hiçbir zaman vazgeçmemelisin ve hak etmeyen günahkârlara bir armağan olarak İsa’nın doğruluğunun vaadi, neden seni vazgeçmekten koruyan bir anahtardır?



¤ Üç melek mesajı, Yaratılış’ı çok sıkı bir şekilde kefaret ve kurtuluşa bağlar. Aynı şekilde Yu 1:1–14 de. Bu iki husus neden birbiriyle çok yakından ilişkilidir? Bu yakın ilişki, Sebt Günü’nün Allah’ın yasasının merkezi bir unsuru olduğunu açıklamaya nasıl yardımcı olmaktadır? Bu yakın bağlantı, son günlerin son çatışmasında, Sebt Günü’nün merkeziliğini anlamamıza nasıl yardımcı olur?



Güneşin Batışı: 16:41 (İstanbul)